Cuma, Mart 20

1987 2-3 1996


Galatasaray taraftarı olmak zor iş. Cefakarlık vefakarlık anlamında demiyorum. Yoksa her takımın taraftarı zor ve çileli bir yolculuktadır. Ama Galatasaray taraftarı olmak zordur.

Takımla bağ kuramaz Galatasaray taraftarı, takımın,kulüpleri sahipleri hortlarken GS taraftarı en ufak bir hareketinde kulübün üzerine çıkmakla suçlanır. Türk futbolunun en önemli başarısında Galatasaray vardır, ama Galatasaray taraftarı yıllar sonra o başarıyı taçlandıran maçı izlerken o kadronun yarısında nefret ettiğini farkeder.

Dünkü 90 dakika, hatta 45 dakika, hatta sadece o gol yenilen kısa süre maçın skorunu belirlemedi. Galatasaraylı olunca böyle oluyor. Yıllardır yaşananlar o 90 dakikalarda meyvelerini topluyor. Zaten o yüzden Galatasaray taraftarı 90 dakika boyunca inanılmaz bir adrenalin yaşar. Maç sadece maç olmaz çoğu zaman. Satranç gibidir. Yıllardır bu takımı izleyen, tribününü kovalayan, hayatını adayan insanlar maçın tekniğine taktiğine bakmaz. Kim kaç orta yapmış, kaç km koşmuş bunlar fasa fiso. Belki de paranoyaklığın etkisi, belki de takıma, daha doğrusu kulübe sahip çıkma güdüsü ( ne kadar izin verilmese de). Sürekli kim kime pas verdi, kim golde kimle sevindi. Kapalı maç öncesi ilk kimi çağırdı. Sürekli bunlara bakar GS taraftarı.

Dün rakip Hamburg'du diyenin futbol bilgisi belki çok üst düzeydedir ama Galatasaray bilgisi sıfırdır. Futbol olarak bakarsak zaten , Hamburg gibi bir takımdan 3 gol yemek saçmalığın önde gidenidir. "Guerrero'yu Sivas'ta oynatmam" dedik bütün maç, geldi 3 dakikada 2 gol attı. Bunun mantığı izahını saha içiyle açıklayamazsın.

1985 doğumluyum. 1987 takımını göremedik. Ama bir şeylerin başlangıcı oydu. Okuduk, dinledik. O takım da yerden yere vurulmuş. Rize deplasmanı dönüşleri de var. Ama 14 sene bekleme mitiyle belki de takım hep taraftarla bütünleşmiş. Rize dönüşü Florya basılmış belki ama 3 gün sonra baklava da dağıtılmıştır. O kadro seviliyordu ve bir şeyleri değiştireceği biliniyordu, hissediliyordu.

1992 takımı ilk takımım. İki anlı-şanlı kadronun ortalaması. 1996'lılar gençler, 1987'liler abiler. Geçiş dönemi anca böyle atlatılırdı. Bir sezonda 4 kupa ve Avrupa'da tarihi başarılar. Üstelik takım-taraftar arasında en ufak tatsızlık yok.

Sonra 1996 geldi. Tarih kitaplarında anlatılan "Osmanlı'nın Kanuni Dönemi". Doğuda ve batıda at koşturan ülke, ama saraydaki karışıklılar öyle böyle değil. Anlat anlat bitmez. Ama içimizden anlatmak gelmiyor. Serde Galatasaraylılık var çünkü. Zaten bu yüzden Galatasaraylı olmak zor. Bildiğini söylersen rakiplere açık vermekten korkarsın, topçuya sahip çıksan tribünde dayak yemekten tırsarsın.

Sözü uzatmakta üstüme yok. Zaten ne desem boş. Hiçbir şekilde müdahele edemiyoruz. 1996-2000 arası cicim aylarıydı bazı şeyleri görmezden geldik belki. Ama 9 senedir, evet tam 9 senedir aynı film oynuyor. Heyecanından, aksiyonundan bir şey kaybetmedi. Geçen sezon filmi mutlu sonla bitirmeye çok yaklaştık oysa. Onu da yar etmediler.

Geçen seneki kadro; Uğur, Barış,Topal, Serkan, Servet, Orkun vs... En sevdiğim takımdı. İlk defa bu kadar yakınlaşmıştık bir takıma. Ama olmadı. Bir sene de en sevilmeyen takım geri döndü. Ve artık bakıyoruz ki 9 senedir "dur" denilemeyen yapılanma, alttan yeni cevherlerini de çıkarıyor. Küçük bir urdu, artık kanser oldu.

Derdimi iyi anlatamadım muhakkak. Zaten kafa oldukça karışık. Neyseki güzel yazanlar var. En güzel yazı burada: http://wwwextensor.blogspot.com/2009/03/maglubiyet.html

1 yorum: