Pazartesi, Ağustos 31

1 Sene


İstanbul'a geri dönüş nedenlerinden biri.

Bugün Bodrum'dan İstanbul'a geri döneli tam 1 sene oldu. Durum değerlendirmesini tabi ki burada yapmıyacağım. Ama şöyle genel bir bakışı bu blog hakediyor.

İşsiz olarak gelmiştim geçen sene bugün, şimdi ise bir işim var. Üstelik sevdiğim, istediğim bir işe sahibim.

Buna rağmen geçen sene bugün cebimde para yoktu, bugün de an itibariyle sıfırı tüketmek üzereyiz.

Buna rağmen cüzdanımda 1.400 TL fiyatındaki bir kapalı kombinesi var. Geçen sene İstanbul'a geri dündüğümde Sami Yen'de oynanan ilk maç olan Antalyaspor maçına 30 lira bulamamıştım oysa.

Hala kendi evime çıkamadım. Geçen sene evi olan arkadaşlarım "kiraya ortak ol" diyordu, şimdi evi olan bir aradaşım yok, kiraya çıkan yok. Bu çok ilginç.

Arkadaşlarım hala üniversite okuyor veya iş arıyor. Ben mezunum ,askerlik tamam, iş var. Fakat yine de iyi bir durum değil bu. Daha çok sıkıntısı var.

Geçen sene bugün ilk defa sahura kalkacaktık. O zaman 30 gün oruç tutuyordum. 7 senedir içki içmemiştim.

Bugün Ramazan ve ben oruç tutmuyorum. Alkolle ilişikim ise son 8 aydır artarak devam ediyor.

Alkolle ilişkim kızlarla olan ilişikilerimi de olumlu(!) yönde arttırdı.

Buna rağmen geçen sene "iş bul da evlen" diyenler, artık benden cacık olmayacağını farketmiş olsa gerek bu isteklerini duyurmuyorlar.

Geçen sene bugün, yeni kurulmuş sayılabilecek ailemi bir daha ne zaman göreceğim belirsizdi. Şu anda bile hala belirsiz. Ama arada geçen sürede nimet yerine sayılabilecek 2 Bodrum seferi yapabildim.

Orada, burada olduğumdan daha huzurluyum.

Buna rağmen burada kalmaya inat ediyorum. Kombineyi alma nedenlerimden biri de bu inadımın devam etmesini sağlamak.

Bunları niye buraya yazıyorum? Çünkü son 1 senenin en güzel, en olumlu gelişmesi bu blog. Geçen sene bugün blogu en yakın arkadaşlarımız bile okumuyordu. Şimdi ise bu blogun da katkısıyla birçok yeni arkadaşımız, dostumuz oldu, olmaya devam ediyor. Ayrıca bir işe yaradığımızı hiisedebiliyoruz. Bu hissi sosyal hayatta veren çok olmuyor.

Asıl muhasebeyi akşam tek başıma özneler kullanarak yapacağım. Fakat bize şevk veren, heyecan veren, tutunmamızı sağlayan bu blog da bu konu hakkında bir kaç satıra sahip olmayı hakediyordu. Yazdık, başınızı şişirdik. Kusura bakmayın. Bu da yazdığımız 1200. post oldu bu arada. Boş beleş değil yani...

2009 Enternasyonel Yarışlar

2009 yılı Enternasyonel Yarışları da geldi çattı. Bu yaz at yarışlaırna yeteri kadar zaman ayırdığımı söyleyemem. Sadece önem arzeden koşuları seyrettim o kadar. Gazi Koşusu'nun olduğu gün insanın abisi evlenince ve canlı izleyemeyince derbiyi, basiret bağlanıyor tabii bütün bir sezon boyunca.
***
400 bin dolar ödüllü Boğaziçi Koşusu'nda Halicarnasus, Illistrious Blue, Sassoaloro, ve Shawnee Saga koşuya iştirak edecek yabancı safkanlar. Cape Cross yavrusu Halicarnasus tanıdık bir isim Out Of Control ile babadan kardeş, tabi atların genelde anne orijininin yarış karakterini belirlerken daha ağırlıkta olduğunu düşünürsek tarzının da Out Of Control'e benzeme ihtimali şimdilik düşük. Yine de bilemiyorum. Diğer safkanlarla ilgili bilgiler de herhalde yarışların koşulacağı gün bültenlerde ayrıntılı biçimde yer alır. Pan River nihayet kazandıktan sonra en azından bizden koşuya katılacak safkanlar içerisinde benim en şanslı gördüğüm isim. Çünkü Oğlumemre, Inspector, Senatore ve Out Of Control tarzları birbirine yakın isimler ve Inspector'u rahatsız edecekler diye tahmin ediyorum önde.
***
600 bin dolar ödüllü Topkapı Koşusu'nda ise geçen sene Veliefendi'nin tozunu attıran Pressing yabancı basında da yer verildiği üzere koşunun yine favorisi. İstikrar abidesi Kurtiniadis ve yaşlı kurt Sabırlı Pressing'e direnmeye çalışacaklar. Bir de Türkiye'de şimdiye kadar şansı yaver gitmeyen Godolphin ekürisinden Hatta Fort var. Yine hakkında bilgi sahibi olmadığım bir başka yabancı isim.
***
Bu iki yarışa göre düşük ikramiyeli Malazgirt Koşusu ise Turbo'nun rüştünü ispatlamaya çalışacağı bir platformdan başka birşey değil. Geçen sene Ayabakan ispatlamıştı kendisini. Tıpkı Turbo gibi bu yarışa girilirken yarış hayatında bir defa geçilmişti 2400 metrede. Turbo da bir defa Kafkaslı'ya geçildi, yine 2400'de. Dormane yavrusu Dariya ki kendisi 2004'te bu yarışta Dahess'in arkasında ikinci olan Anastasya ile babadan kardeştir, performansını merakla beklediğim bir isim. Bültenler de bu konuda doğru bilgi vermekten uzaklar. Geçen sene Ayabakan kazanırken Amer yavrusu Bright Light 17 lira ganyanla ikinci oldu ve son metrelerde zotrladı Ayabakan'ı. Bültenlerde favori gösterilen at ise 4. olmuştu. Amer demişken daha önce defalarca bu kouşuyu kazanan Al Thani ekürisinin General isimli atı da keza bir Amer yavrusu. Turbo ideal mesafesinde kazanacaktır. Uçanbey ve Özhaber de tabelayı tamamlarlarsa teselli olur eküri için. Tabi bu oldukça pembe bir tablo. Dariya ve General yaban atılacak isimler değiller büyük ihtimalle. Şimdiden bizi temsil edecek tüm jokeylerimize ve safkanlarımıza başarılar diliyorum.

Haftanın En Karizmatik Abileri

Sete(!) çıkan amigo Pazzini...
Kafayı eğen kolları kaldıran kaptan Villa...

Ne yaptığı belli olmayan Walter Pandiani...


Yine O


Kaka'yı aldın, Ronaldo'yu aldın, Benzema'yı aldın. Takımı baştan aşağı yeniledin. Peki ne oldu? Sezonun ilk maçında, sezonun ilk golünü yine o attı. Madrid'de değişmeyen tek şey Raul değil, Raul'un gol atıyor olmasıdır. Takım içindeki gücü bizim Kral ila parallellik gösterir. Ama şu fark önemlidir; Raul kırgın değil hırslı bir adamdır.
***
Peki ya, Ercan Taner'in Diarra'ya "Las" demesi? Melih Şendil de Appiah'a Api deseydi keşke...

Season 100, Episode 1


Vassel ile yaz dönemine damga vuran Gökçek ile tartışılan Ankaragücü için bugün önemli bir gün. 31 Ağustos 1910'da kurulan kulüp an itibariyle resmen, fiilen 100.yılına başlıyor.

İBB maçı beraberliği ile 99 yıllık kaderin örneği sergilendi. Taraftarsız, 15 yıllık geçmişi olan bir kulübün futbol takımını. İngiltere Milli Takımı'nın forvetine sahip Ankaragücü takımı mağlup edemedi. 99 yılın böyle sonlanması güzel aslında. Yeni bir sayfa. Kötü bitsin, kötülükler arkada kalsın düşüncesi.

Peki 100.yılın ilk günü nasıl geçecek? Merakla bekliyoruz. Transferin son günü. 2 gün önceki rakibin Ankara şubesi bu sefer Ankaragücü ile anılıyor. Bugün Ankaraspor'dan Ankaragücü'ne futbolcular transfer olabilir. 100.yıl aslında klasik bir Ankaragücü günü olarak başlayabilir.

Yani herkes bırakır işi gücü ve Ankaragücü'ne odaklanabilir.

Şu kulübün dizisi veya filmi nasıl çekilmez anlamıyorum. Heyecan, aksiyon bir an olsu durmuyor. Takipteyiz.

Ve son söz olarak. Doğum günün kutlu olsun Ankaragücü camiası. Nice 100 yıllara.

İçimizden biri

Daum'un Türkiye'yi, Türkler'i, İstanbul'u çok sevdiğine inanıyorum. Hakikaten burası artık onun ikinci vatanı oldu. İstiklal Marşı'na katılıyor, Atatürk rozeti takıyor falan. Bizim insanımız bu tip davranışları çok sempatik bulur. Bu sene bütün basın toplantılarını izlemeye çalışıyorum onun. İzleyemezsem muhakkak resmi siteden okuyorum toplantıdaki sözlerini. Bugün ki Manisa maçından sonra "Maçtan önce çok üzücü bir haber aldık, 4 şehit verdik. Bu galibiyeti şehitlerimize ve şehitlerin annelerine armağan ediyoruz. Bu tişörtlerle askerlerimize de mesaj yollamak istiyoruz, sizinleyiz, sizlerle birlikteyiz diyoruz" dedi. İyelik ekleri malum, bir Türk'ten daha çok sahiplenmişlik var cümlelerde. Ama ne bileyim ya, çok samimi bulamıyorum işte. Neredeyse bütün basın toplantılarında biz aynı zamanda sempatik de bir takım olmak istiyoruz diyor ya hani... Onun bir tezahürü sanki. Kürt açılımıyla da ilgili görüşlerini bekliyoruz Daum'un. Bilmiyorum bence herkes işine bakmalı. Daum da savunmadaki problemler üzerine çalışsa iyi eder.

Pazar, Ağustos 30

Tilki Golcü ve Kürkçü Dükkanı

Hafta içinde D.Kiev, Barcelona-Inter-Rubin ile aynı gruba düştü. Ve hafta sonunda Milano'dan eski oyuncusu Şevşenko'yu takıma dahil etti. 1999 yılında Milano için ayrıldığı Kiev'e araya bir Londra sıkıştırıp yine Milano üzerinden geri döndü. 32 yaşındaki yıldızın araya bir Londra dönemi kariyerinin ters döndüğü dönem olarak görülüyor.
Sheva'nın parladığı maç ise bu sene yine bu seneki gruplardaki rakipleri olan Barcelona maçıyıdı. 1997-98 sezonunda 80.000 kişinin önüne Nou Camp'a çıktı genç Dinamo Kiev takımı. 5 Kasım 1997'de oynanan maçta Sheva 3 gol atarak yıktı Barca'yı. Ekürisi Rebrov son golü atıp 0-4'lük tarihi skorun mimarı oluyordu. Rebrov İngiltere'ye Sheva ise İtalya'ya gitmişti. Rebrov Kuzey Londra'da bekleneni veremedi ve Türkiye üzerinden D.Kiev'e geri dönmüştü.
***
Sheva ise Milan ile dünya futboluna damga vurmuş ama Londra'ya gidince onun da kariyeri paraşütsüz olarak düşüşe geçmişti. Bir yıldız yuvaya geri döndü. Hikayeden çıkacak sonuç -ne kadar adı geçmese de- kadın adamı rezil de eder vezir de olmalı.



Taksim'de Manu-Arsenal Maçı


Arsene Wenger'in şovuyla damga vurduğu maç hakkında bir iki cümle yazmalı. Çünkü maçın Premier Lig için öneminin yanı sıra benim için de bir önemi var. Bu Maç Evde İzlenir ve Genç Subaylar ile beraber izledim. Oldukça sıkıcı bir maçtan keyif alabilmek böyle mümkün oluyor.

İzlediğimiz mekan James Joyce Irish Bar. Cumartesi akşamı insanlar Nevizade'ye veya Balans'a "akarken" biz "Ada" kokan bu mekana girdik. İngiltere futbol kültürüne duyduğum saygı sırf bu atmosfer nedeniyle bir kez daha arttı.

"Son okuduğum kitap" olan ve buraya sık sık oradan yazılar eklediğim Fever Pitch'i bitirdiğim hafta böyle bir Arsenal maçı olmak çok büyük tesadüf oldu. Nick Hornby'nin yıllarca cefasını çektiği Arsenal dün Old Trafford'da bahtsız bir yenilgi aldı. 1-0 öne geçtiği maçı haksız bir penaltı ve kendi kalesine attığı golle 2-1 kaybetti. 2 topu direkten döndü ve maçı kaybetti. Maç hakkında çok fazla söylenecek söz yok. Keyifsiz bir maçtı. Ama dün bir kez daha anlaşıldı ki İngiltere futbol kültürü hakikaten çok farklı.

Dünkü atmosfer bana Bodrum'da geçen sıkıcı sonbahar aylarımın tek aktivitesi olan İngilizler'in arasında Premier Lig izleme günlerini hatırlattı. Her ne kadar mekanda İngilizden çok Türk -ki onlar da biz- olsa da. Maçı İngiliz kanalından izlemek de zaten ayrı bir keyif.

Şöyle bir durum var. Biz Arsenal, Man.Utd., Liverpool gibi dev kulüplerin maçlarına genelde "maç" diye bakıyoruz. İzliyoruz ve tüketiyoruz. Ama bu kulüplerin 100 yıldan öte tarihleri ve o tarihin bir tarafına tanıklık etmiş taraftarları var. 50 yaşındaki Man.Utd taraftarı İngiliz, yanındaki çekik gözlü bayan arkadaşıyla maçı izlerken kesinlikle bizden farklı şekilde yaşıyordu maçı. Keza Londra'da en son ne zaman bulundukları belli olmayan Arsenalliler Taksim'de maçı bizim gibi izlemediler.
***
Bu noktada İngiliz futbol kültürüne dair gözlemlediğim bazı şeyleri ifade edebilmem için çok iyi yazar olmam lazım, ki bu mümkün değil. Veya Irish Bar'da birkaç maç daha izlemek lazım. Bir insanın 100 yıllık bir geleneği ülkesinden çok uzakta yaşaması da bizim anlamakta zorlanacağımız bir duygu. İnsan bunu anca dini bayramlarda yapabilir. Cumartesi günleri Ada'da dini bayram olduğu için ben de bu cemaatin bayramına tanıklık ettim sayılabilir ama yetmez.
***
Sözün özü, artık oraya daha sık gitmek lazım. 2005 şampiyonluğuyla zirveye çıkan, 3-4 ay içinde sönen Liverpool ateşi artık yeniden yanabilir. 2000-2001 sezonu oynanan Türkiye Ligi, hayatımı değiştirmişti. 2009-2010 İngiltere Ligi aynı etkiyi yapabilir. "Dayılar, takvime bakın, program yapın!..."

Reis

Arsene Wenger dünkü maçta karizma kelimesinin sınırlarını aştı. Teknik direktörden çok bir tribün lideri gibi oldu. Üstelik bunu yaparken rakip tribünün içindeydi.
Ne yaptı peki diye soran olabilir. Kırmızı kart gördü ve tribüne çıktı. Tribüne çıkarken hakem onunla dialoga girdi. Hal ve hareketleriyle pis gider yaptı. Zevksiz maça renk kattı.


Tribünde sete çıkan reisler gibiydi. Tek haraketiyle insanları yönlendirebilecek gibi durdu. Fotoğraflardan bir şey çıkaramayanları, komşu blog'a alalım. http://bumacevdeizlenir.blogspot.com/2009/08/arsene-wenger.html
Özellikle 34.saniyeden sonrasına dikkat kesilin.



Kezman - Tekke Forvet Hattı


Fenerbahçeliler'in bir ara istediği forvet hattıydı bu. İstemek demeyelim aslında herkesin kendi fikri vardır. Bu forvet hattının çubuklu forma altında buluşma ihtimali çok konuşulmuş, yazılmış, çizilmişti. Vaktinde olmadı. Şimdi ise bu ikiliye Ruslar sahip oldu. Mateja Kezman Zenit ile anlaştı.

Fatih Tekke'nin üst üste 4.maçında gol attığı gün öğreniyoruz bu transeri. Sırp futbolcu, Fenerbahçe'ye transfer olduğu gibi, yine transfer döneminin sonlarında imzalıyor yeni takımıyla.

Kezman, Avrupa futbolunun Murat Hacıoğlu'su olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ne zaman nereden çıkacağı belli olmuyor.

Sırbistan-Hollanda-İngiltere-İspanya-Türkiye-Fransa-Rusya. Böyle bir kariyer. Her ülkede bir takım. Ve bana kalırsa bu futbolcunun kariyerinin kırılma anlarına bizler çok yakından tanıklık ettik.

Peralta ne kadar bana karşı çıksa da, ve eminim tüm Fenerbahçeliler de karşı çıkar, Kezman bence iyi bir forvetti. Tek talhsizliği, tıpkı Guiza gibi, Anelka gibi, hatta belki Pierre gibi Alex ile yan yana oynamasıdır. Şimdi denilebilir ki adam Rusya'ya gitti, PSG'de doğru dürüst oyanayamadı bile, bütün sorumlu Alex'mi? İşte o yüzden kırılma anı oluyor zaten. Kezman kendini bir türlü toparlayamadı. Bir Sırp'tan, Balkanlar'da doğmuş bir gençten, kafayı sıyrıdıktan sonra aklı selim hareket etmesini de bekleyemezsiniz zaten. Bu adam hakkında bilerek ayağı kırdığı dedikodusu çıktı. Dedikodu olsa bile bu Kezman için çıktı mesela. Başkasına bu kadar yakışmazdı bu dedikodu.

Çetnik selamı tartışmasıyla başlayan Türkiye günleri, "Fenerbahçe'deki ırkçılık" vecziyle, oyundan alınırken Fuck demelerle, ve are you player? ile devam etti. En sonunda Türkiye'den ayrıldı. Geldiği gündeki gibi değildi artık.

Karpatlar'ın Maradonası diye anılsa da Hagi de Balkan çocuğudur mesela. Ve o bile Galatasaray'a gelmeden önce Meksika yollarına düşecek kadar yolunu şaşırmış bir yetenekti. Hagi'nin şansı oldu Galatasaray.(ve tabi ki Galatasaray'ın şansı) Şimdi Kezman o şansı arıyor olabilir. Bulursa yeniden kendine gelecektir.

İşin ilginç yanı, Fatih Tekke Zenith forması giyerken Avrupa'da bizi temsil eden başarılı oyuncu olarak lanse ediliyor -ki doğrudur-, Kezman ise Zenith transferiyle "kariyerindeki düşüş devam ediyor" olarak anılıyor. Şu bir gerçek ki, son 3 sezondur adam gibi oynadığı bir futbol olmamasına rağmen, 2008 yılının UEFA şampiyonu onu kadrosuna dahil ediyor. Kezman hala Meksika yollarına düşmedi. Demek ki ona karşı hala bir umut besleniyor. Ama o bunun farkında mı onu kestirmek mümkün değil.

Cumartesi, Ağustos 29

Yedi Bela Hüsnü

- Ulan Cemal, benim suratım çok sert canım, çok fazla sert. Bu surat nasıl yumuşar?
- Sen anadan doğma sertsin Hüsnü, imkanı yok yumuşamaz.
- Sıcak suya soksam?
- I ıh. İmkanı yok, yumuşamaz...
- Belki zamanla yumuşar...

Madrid'e Nasıl Gidilir?


Frank Ribery, tahminen Robben'e Madrid günlerini soruyor. Hava nasıl, kiralar ne kadar, ne yenir ne içilir?

Mourinho İle İlk Gün

Wesley Sneijder: Forma niye gelmiyor bana ya, herkes bana bakıyor hem?
Jose Mourinho: Formayı futbolcu almaz ben veririm. Verin hemen bana formayı.
Gabriele Oriali: Ulan milyon euroları saydık, topçu aldık herif daha ilk günden adama şekil yapıyor. Bir şey değil eli cebinde bize de şekil koyuyor.

Friday, I'm in Love


Ne sahile inme, ne halı saha maçı yapma, ne başka birşey. Dün akşam yaptığım şey. Avrupa Bayanlar Futbol Şampiyonası'nda oynanan İngiltere - Rusya maçını izlemek. 24 yaşındaki bir erkek cuma akşamını böyle geçiriyor. Allah akıl fikir versin. Neyse, en azından bayanlar maçı, oradan kurtarıyorum. İngiltere maçı 3-2 kazandı.

Tribünlerde Coşacaksın


Kupalar tribünde, maçı izleyen insanların arasında kaldırılmalı. Saha içinde, futbolcuların kendilerini soyutladığı kupa törenlerini sevmiyorum.

Çocuk musun?


Henry kupayı almış, fotoğraf çektiriyor. Arkadaki isim ise Guardiola. Kamerayı görüp arkadan el sallayan çocuktan farkı yok. Avrupa'nın 2009'da en çok kupa kazanan adamı oysa. Şu pozu Sabri verse, ekşisözlük yazarlardı pis sallardı çocuğa.

Severiz

Rijkaard sevgisi aşmış boyutlara ulaşsa da eskiyi kötü anmak bize yakışmaz. Bugün Frankfurt'a oynadım sırf Skibbe var diye. Karakterli adamları severiz. Skibbe olsun Gerets olsun. İnsan Rijkaard ararken, Skibbe gibilerini de unutamıyor.

Hayranlık

Bask bölgesinden iki kare. Teknik Direktör Joaquin Caparros merdivenleri çıkarken onlarca ele dokunuyor. Hayranlık değil belki bu, sevgi ve güvendir. Akdeniz'de teknik adamlara tebrikler denmez, teşekkür edilir. Belki de teşekkürler demektir o eller.

A.Bilbao'nun son yıllardaki starı Llorente'ye değildir duyduğum hayranlık. Kalabalığı yarıp, hayranı olduğu futbolcunun yanına giden şanslı kız çocuğunadır daha çok. Kıskandım biraz ama sevindim.

Taraftara Açık İdman


Basklılar'dan devam o zaman. A.Bilbao taraftarları Lezama'da takımlarını takip ediyor. Antreman izlemenin tadı başkadır, taraftara kapalı idmanlar son bulsa keşke..

Özer, Daum, kura

Fenerbahçe Özer Hurmacı'yı transfer ettiği zaman çok sevinmiştim. Topu dikine oynayan, sağlam fizikli, nitelikli bir orta saha oyuncusunu tranfer ettik diye düşünmüştüm, hala da öyle düşünüyorum. Dün Sion maçından sonra Fb Tv'de Fatih Demirkol'la röportajını izledim Özer'in. %100 hazır olduğunu söyledi. Antremanlarda şov yapıyormuş onu da öğrendik. Peki Özer neden dün dalga geçercesine 2 dakika kala oyuna alındı? Bunun adı yavaş yavaş ısındırılıyor olmasın lütfen ya... Rize maçında 10, Diyarbakır'da 5, dün 2... Bu mu ısındırmak? Rijkaard'ın Elano planı örnek olmalı birçok hocaya. Büyük teknik adamlar farkını böyle belli ediyor.
***
Belli ki Selçuk-Christian ya da bu ikiliden birinin Deniz'le yan yana oynaması çok kısır bir orta saha oluşturuyor. Emre girene kadar Daum nasıl sabretti anlamıyorum. Bu orta saha ileriye dönük hiçbir şey üretemez. Özer %100 hazırım diyorsa, Selçuk'un yerine denenebilirdi ikinci yarıda. Topu dikine oynayabilecek yegane adam zaten o, kulübede. Rotasyon, Andre Santos'u göbeğe çekmek ya da Deniz'i sol stoperde oynatmak değil. Bunlar rotasyon değil fantezi. Ayrıca incelenmeli o yüzden. Fb Tv'de İlker de çıkmış "Lugano'nun yanında Deniz oynamalı" falan diyor. Ya el insaf arkadaş. Bu kadar dahi zannetmeyin Daum'u, bu kadar el üstünde tutmayın. Deniz ne zaman stoper oynamış da iyi işler yapmış. Deniz Barış'ın iyi olduğu bir periyod vardı evet, Zico'nun ikinci yılında Aurelio'nun yanında çok iyi işler yaptı. Ama stoper olmaz Deniz'den kabul edelim. Ya da Fenerbahçe seviyesinde bir takımda stoper oynayamaz.
***
Öte yandan UEFA gruplarında nispeten kolay bir kura çekti Fenerbahçe. Ha garanti midir gruptan çıkmak? Zinhar... Daum'un Fenerbahçe'sinden söz ediyoruz. Hiçbir Avrupa Kupası maçı garanti olmaz. İçeride oynanan Sion maçından önce bile lig önemli diyen bir hocayla hiçbirşey garanti değil. Ama Fenerbahçe'nin bu grupta elenmesi yakışık almaz. Steaua 1. torba takımı, çıkacağını varsayarsak, Twente'ye geçilmemeli Fenerbahçe.

Cuma, Ağustos 28

Les Choristes


"Babam beni cumartesi almaya gelecek."

Mustafa Sarp Milli Takım'da


Haketti çocuk...
***
KALECİLER: Volkan Demirel (Fenerbahçe), Sinan Bolat (Standard Liege), Serkan Kırıntılı (MKE Ankaragücü)
SAVUNMA: Gökhan Gönül, Önder Turacı (Fenerbahçe), Sabri Sarıoğlu, Servet Çetin, Hakan Balta, Gökhan Zan (Galatasaray), İbrahim Kaş, İsmail Köybaşı (Beşiktaş)
ORTA SAHA: Hamit Altıntop (Bayern Münih), Ceyhün Gülselam (Trabzonspor), Mustafa Sarp, Arda Turan (Galatasaray), Emre Belözoğlu, Kazım Kazım (Fenerbahçe), Nuri Şahin (Borussia Dortmund), Tuncay Şanlı (Stoke City)
FORVET: Nihat Kahveci (Beşiktaş), Semih Şentürk (Fenerbahçe), Sercan Yıldırım (Bursaspor), Mevlüt Erdinç (Paris Saint Germain)
***
6 Galatasaraylı, 6 Fenerbahçeli var. 1 Eylül'e kadar biri 7 olacak acaba hangisi?

Her Yol Hamburg'a Çıkar


Önce Kazakistan, sonra İsrail. Kapıkule'yi geçmek bu tura nasip oldu. O da Estonya oldu. Şimdi Yunanistan, Romanya ve Salzburg kapıları. Osmanlı sınırlarından geçemedik. Berlin'in batısını göremedik. Yavaş yavaş Hamburg'a yaklaşıyoruz ama önemli olan da o.

Aslında bunu yazmamak lazım. Şimdi kupa kazanınca, güçlü ülkelerle karşılaşmadı derler. Derler, almasak da derler.

Rakipler

Galatasaray için istediklerim Fenerbahçe'ye geldi. Bükreş ve Sheriff. Tabi Bükreş'i isteme nedenim geçen seneki hesaptı, yoksa Fenerbahçeli olsam Steaua'yı istemezdim. 3. olarak Twente'nin gelemesi de tedirgin edici. Geçen sene Marsilya'ya penaltılarda elenmişti, iyilerdi o zaman. Ligde bir aralar en az gol yiyen, iç sahada en çok puan toplayan takımdı, şimdi ne durumdalar bilmiyoruz.
Biz kendimize Bükreş istedik Allah bize Dinamo verdi. Eski topçumuz Bratu da orada. Değişik olacak. Panathinakos geldi şaşırmadım. 1999 Türkiye ve Yunanistan depremlerinden sonra iki ülke yakınlaşmış ve o güne kadar Yunan takımı görmeyen bizler her sene bir Yunan takımı ile eşleşir olmuştuk. 2002'de Pana, Fenerbahçe'ye çıkmıştı. 2003'te bize Olympiakos, 2004'te dünya kupası elemelerinde milli takımlar, 2005'te Trabzonspor'a Famagusta, 2006'da Apoel, 2007'de bize Panionios, geçen sene Olympiakos ve bu sene Panathinakos. Bir klasik oldu artık. Pana ile liderlik için çekişeceğimizi tahmin ediyor ve umuyorum. Uefa.com bizim bu eşleşmeyi ve Hamburg-Celtic'i büyüleyici olarak tanımlıyor bu arada. Hamburg ile bakalım ne zaman kesişecek yollar? Asıl büyüleyici maç o zaman olacak(Atarlı blogun, giderli yazarı)
S.Graz 2000-2001 sezonunda oynanan maçları hatırlatıyor. 2000-2001 güzel sezondu zaten. Grup maçları başlayınca detaylı yazarız. Hayırlı uğurlu olsun.

Sercan İçin Nonda


Dün geceyi ve bu sabahı Beşiktaşlı arkadaşlarla makara yaparak geçirdikten sonra dedikdou olarak forumlarda dolaşan haber canımızı sıktı. Tabata'ya 8 milyon veren Beşiktaş'ın yaptığı kadar gereksiz bir hareket. Bursaspor'un golcüsü Sercan için 7 milyon euro artı Nonda.

Sercan hakkında herkes çok olumlu konuşuyor ama şahsen ben bir numarasını görmedim. Geçen sene büyük takımlara karşı oynadığı maçları televizyondan izledim. Sami Yen'deki maçta ise tribündeydim. O maçta çok kötüydü. Volkan Şen daha güzel top oynamıştı.

Sercan'ın Bursa'daki Fenerbahçe maçı ise iyidi. Ama ahlı vahlı bir Fenerbahçe'ye karşı. Neyse işte, aslında bir santrfora da ihtiyacımız var. Sercan da iyi olabilir ama o para ona çok.

Ve asıl önemlisi parayı geçelim. Shabani Nonda. Nonda zaman geçtikçe Galatasaray ahalisinin kalbindeki yerini büyütüyor. Fenerbahçe'ye attğı şampiyonluk golü bunda büyük etken ama tek neden de bu değil. Nonda, kült isim olma yolunda.

Onu kaybetmek üzüntü verici olur. Üstelik Türkiye'de başka takımda oynadığını görmek daha da kötü olur. Sercan için Nonda'dan vazgeçmek olmaz. Verilen parayı katmıyorum bile. Hem daha 3.köprü yapılmadı.

Kura Tahmin Dilek


İlk istediğim kura; Roma-Hamburg-Bükreş çıksın geçmişin kalan hesabı kapansındı. Ama üçü de 1.kategori takımı. Oradan hangi takım gelirse gelsin zorlar. O yüzden şu gelsin bu gelsin demek yersiz.

3.kategori zor deplasman grubu. AEK, Partizan, Levski, Zagreb, Bilbao gibi takımlar yer alıyor. Fulham ve Berlin gibi üst düzey liglerin takımlarını takımları saymıyorum bile.

Son kategori tam son kategori. Touolouse ve Genoa'yı çeken şanssız kura çekmiş olur.

Tahmini kura: Villareal-Galatasaray-S.Prag- S.Graz

İstenilen Kura: Bükreş - Galatasaray- H.Tel Aviv -Sheriff

Fantazi Kura: Panathinakos- Galatasaray- Partizan - Genoa

İstenmeyen Kura: Roma - Galatasaray - Bilbao - Toulouse

Meydan Okuma


"Galatasaray'a gelmek benim için bir meydan okumadır."

Leo Franco

"Sevmek hayattaki en büyük meydan okumadır."

Leo Buscaglia


Perşembe, Ağustos 27

Tuncay Stoke City'de

Tuncay'ın İngiltere'de kalması hem kendisi için hem de Fenerbahçe için hayırlı oldu bence. Tuncay'ın gelmesi durumunda Daum onu sol kanatta oynatacaktı yine. Vederson, R.Carlos Andre Santos ve Uğur Boral 4'lüsünden ikisi ilk 11'de oynayabilirdi, neresinden bakarsak bakalım şişkinlik. Kaldı ki Selçuk Yula'nın iddia ettiği gibi Tuncay bence sol kanat oyuncusu falan değil. Hiçbir zaman iyi bir sol açık olmadı Tuncay. Sol kanatta, Maraton'un önünde kayarak topa girip alkışı aldı diye iyi sol açık olunmuyor. Kaldı ki Southgate de onu sol açıkta oynatmadı. İlk zamanlar sağ açıkta oynattı, daha sonra Alves ya da Aliadiere'in yanında forvette oynattı. Fenerbahçe'de eksik kalan mental yönünü İngiltere'de tamamlayıp iyi bir second striker oldu Tuncay.
***
Daum'un onu başka nerelerde kullanabileceğine gelirsek, sağ kanat diyelim haydi. E dünyanın parası verilmiş, üstüne üstlük ezeli rakiple kavga edilerek transfer edilmiş Mehmet Topuz var bu bölgede. Burada oynamaya alışık Deivid var ve bu sene bugüne kadar iyi oynamış Kazım var. Yine şişkinlik. Zavallı Özer Hurmacı, Emre oyundan çıkarken bile oyunu dikine oynayabilecek ikinci Türk orta saha olmasına rağmen o an, Andre Santos göbeğe geçiyor, yani yeteri kadar fantezi deniyor Daum. Bir de Tuncay'lı mönüyü bu mide kaldırmaz Ramazan'da. Ben Tuncay'ın gelmesi kötü olmazdı diye düşünenlerden değilim. İyi ki gelmedi diyorum. Stoke City'de başarılar Tuncay'a. Stoke City formasını öperken çekilmiş fotoyu koyacak değildik posta gelmesini istemiyoruz diye. Tuncay ve İngiltere dendi mi akıllara bu poz gelmeli.

Englishman in Firenze

Sting, Fiorentina - S.Lizbon maçında, darısı http://artemiofranchi.blogspot.com/ yazarı franchi'nin başına..

Luce ve Pep


Biri bizim ülkemizde 4 sene çalışan tecrübeli Lucescu, diğeri geçen sezon ilk yılında kupaları toplayan Guardiola. İkisi de geçen sezon Avrupa Kupası kazanan takımlarıyla Süper Kupa Finali'ne çıkıyor. Biri çıksa hala top oynar, diğeri geçen ay kalp krizi geçirdi.
Luce 9 sene evvel, Guardiola Brescia'da top oynarken yine Monaco'ya gelmişti, Süper Kupa finali için. O zaman rakibi yine bir İspanyol, Real Madrid'di. O Real'in hocası Del Bosque birkaç sene sonra Lucescu'nun çalıştırdığı Beşiktaş'a gelmişti. Yani? Bu da böyle bir hikaye. Hayat akıyor.

Hatırlatmasan olmaz

Sion maçını heyecanla bekliyoruz. Hep birlikte bu turu geçmek istiyoruz. Daha önce söylediğimiz gibi ilk hedefimiz, bizim için en önemlisi ligde başarılı olmak. Ama bir avantaj yakaladık ve bu turu geçmek istiyoruz.

2000 Kadrosunun Konuşma Planı


Önce gelecek hakkında konuşulacak:

"İlk olarak TRT'de başlamak istedim ama beni uzun süre bu iş tatmin etmez. Hedefim teknik direktörlük. A antrenörlük lisansım var. İyi bir teknik direktör ile birlikte birkaç sene çalışmak, ondan sonra kendim bu yolda ilerlemek istiyorum."

Sonra geçmişin muhasebesi:

"diğer arkadaşlarımın hiç biri kendi taraftarları tarafından ıslıklanmadı. Kendi taraftarları onlara küfür etmedi. Özellikle Hamburg maçından bahsediyorum. Ali Sami Yen'den alkışlarla gitmek isterdim. Böyle ayrılışım beni üzdü."

Sonra kırgınlıklar ortaya dökülür:(Mutlaka ben bunları hak etmedim denilecek)

"Şu an olsa ya da 2 ay sonra olsa kabul etmem. Şu andaki pozisyonum bunu kabul edecek durumda değil. Biraz bana yapılanları hazmetmem lazım. En az 1 yıl geçmesi lazım. Ben böyle gönderilmeyi hak etmedim. Islıklar, küfürler, cep telefonuna mesajla gönderilmeyi hak etmedim.''

Sonra şimdikilere hafif taş:

''Bu kadar derinlemesine bir kadro var. Rijkaard'ın Barcelona dışında bir başarısı yok. Geçen sene de Guardiola 3 tane kupa aldı. Ondan önce Cruyff vardı, o da Barcelona'da kupa aldı. Barcelona'ya kim gelse 2 senede bir kupa aldı. Rijkaard'ın Galatasaray'da alacağı UEFA kupası onun tekrar Avrupa'da bir yerlere gelmesini sağlayacak. Rijkaard'ın Galatasaray'da UEFA Kupasını bu kadro ile kaldırması lazım''

Türkiye'de değerlerimize değer verilmiyor meselesini ıskalama:

"Arda buradaki misyonunu tamamladığı anda yurt dışına gidecek, gitmez ise burada mutlaka bir sezonu kötü geçecek ve üstüne gelecekler. Sonraki sezon tekrar iyi oynamaya çalışacak ve bir başka sezon tekrar düşüş yaşayacak ve ne olacak? Sonuçta Arda yorulacak. İnşallah UEFA Kupası'nı bu sene veya önümüzdeki sezon kaldıracağı zaman hemen orada yurt dışına gideceğini açıklayacak. Yoksa onun dışında Arda için Türkiye'de daha fazla şey olacağına inanmıyorum. Bu sözü Arda'nın futbolculuğu açısından değil, insanların bakış açısından dolayı söylüyorum''

En sonda sadakati gösterme ve kanıtlama, fedakarlıkları anlatma:

"bütün arkadaşlarım paralarını aldılar. İnsanların bilmediği bir şey var; Galatasaray'ı ben mahkemeye verseydim Galatasaray transfer yapamazdı. Transfer tescili yapamazlardı. İnsanlar çok fazla bilgi ve donanıma sahip olmadığı için kaçırıyorlar. Şu anda bütün alacaklarım kulüpte duruyor buna rağmen ben bir uzlaşma bekliyorum yönetimden. Uzlaşma olmazsa yapacak pek fazla da bir şeyim kalmıyor. O paralar benim çocuklarımın parası."

Ve final: Fener'den teklif geldi, gitmedim.

''Fenerbahçe'den 5 kere teklif aldım hayatımın her döneminde ama hiçbir zaman kabul etmedim''
***
Not: Bugün okuduğum Hasan röportajında şu laf geçiyor:
''Geçen sene ligi 5. bitirdiler, bu sene de başarısız olurlarsa birçok şey yerinden oynayacak."
Şimdi soruyorum cevabı bulamıyorum. Bir Galatasaraylı olarak ligi 5.bitiren ben miyim, yoksa şu an Galatasaray'da olmayan ama geçen takımda olan Hasan mı? Geçen sene ligi 5.bitirdik demek niye bu kadar zor?

Ufak bir değişiklik

Blog adresinde ufak bir değişiklik yaptık. pivotsantrfor.blogspot.com adresini targetstriker. blogspot.com olarak değiştirdik. Yüzde yüz target striker olduk, şekil de öyle, içerik de... Yanlış olmasın sonra...

Çarşamba, Ağustos 26

327


Pavel Nedved, Türk futbolunda önemli bir yere sahip. Tıpki Lineker ve Carew gibi ilk parlamasını bizim takımlarımıza karşı oynadığı maçlarda yaptı. Galatasaray maçlarında ivme kazanan kariyer, Serie A'ya kadar uzadı. Juventus'da zirvede noktalandı.

İşte o zirvede noktalamanın taçlanmış hali. Adına yakışır bir jubile. Hediye edilen formada 327 rakamı Juventus'ta oynadığı maç sayısı.

Ayhan Akman'ı Nedved diye çağıran mahalleden kardeşim Mahir'i saygıyla analım. Darısı Ayhan'ın başına. Kendisi 356 Süper Lig maçında oynamış. O da zirvede bırakırsa güzel olur.

Çukurova Derbisi


Bu maça dikkat. Hafta sonu oynanacak maçlar arasında en dikkat çekeni. İki komşu şehir karşılaşıyor. Çukurova enteresan bölge, Adanaspor, Demirspor, Mersin İdman Yurdu ve Tarsus İdman Yurdu arasında farklı bir rekabet var. Sahada ve tribünde dengeler her an değişebilir.

Rekabet artabilir, azalabilir, garip şeyler olabilir. Tribün acayip olacaktır T.Sırrı Gür Stadı'nda. Takımlar da kaliteli. Maç cumartesi günü, saat 16.30'da. Adanaspor, Mersin deplasmanında.

Sezer Köyünün Başında


Galatasaray, Manisaspor ve Sezer-Ufuk üçgeninde haftalardır dönen transfer haberleri yavaş yavaş son buluyor. Sezer Öztürk takımda kaldı. Geçen sene yılın futbolcusu seçilen, takımını Süper Lig'e çıkaran, kaliteli bir topçu Sezer. Kendisi aynı zamanda takım kaptanı. Ama sezon başlayalı 3 hafta olmasına rağmen henüz bir maça çıkamadı. Galatasaray'da Elano'nun yedeği olacaktı, Manisaspor'da kaptanlığa devam edecek.

Sezar, Roma'nın ikinci adamı olmaktansa, Roma'nın köyünün kralı olmayı tercih ederdi. Sezer de aynısını yaptı. Sonuçları 1-2 sene sonra ortaya çıkar. İzlemedeyiz, zaten izlenecek topçulardandır.

Ligden çekildik

Üst düzey bir federasyon yetkilisinin Papermoon'da bu minvalde yaptığı ümitsiz bir açıklamadan sonra o sahada ter döken topçuya yazık. Mağlubiyeti kabullenemeyen bir yapımız var ama köprünün altından çok sular geçti. Geçti mi? Biraz olgunluk mu kazandık ne? Gözgöre göre sahaya çıkıp da mağlup olmayalım. Zdenek Zeman gibi "1-0lık galibyettense 5-4 kaybetmeyi yeğlerim" diyen adamlarla mutlu olmadı zaten bu camia... Gözümüzü karartmanın alemi yok. Her zaman çift önliberolu sistemi sevdim zaten. Sağlamcı... İster kulübe bir haftada 100bin fax geldi diyelim, ister başka şeyler ortaya koyalım. Bu şartlar altında bu ligde tutunmak imkansız. Digiturk kablolarını kesmek bize zaten yakışmaz... Şimdilik en iyisi bireysel oyuncu antrenörü Dolu Arslan eşliğinde takımdan ayrı düz koşu yapmak.

Yusuf Deniz'in Babası


Yazının başlığı Haşim Şahin'in kitabına selam olsun. Galatasaray'ın son 9 yılını anlatsak bundan daha iyi bir isim olmaz herhalde. Aklımdaki fotoğraf ise bambaşkaydı. Nedense google'da uzun süre aramama rağmen bulamadım. Oysa çok önemli bir karedir, 2006'nın mayıs ayında, Sami Yen çimlerinde Denizli'deki maçın bitişini oğluna sarılarak bekleyen Hasan Şaş fotoğrafı. Maç bittiğinde kolları yukarada, üzerinde forması olmayan Hasan Şaş resmi o şampiyonluğun son anını simgeliyorsa, 16 dakikalık bekleyişin karesi de bahsettiğim fotoğraftır.

Yusuf Deniz bizim hayatımza o zaman girdi. Her Galatasaraylı futbolcunun özel hayatını, normal bir insandan daha çok takip ederim. Yusuf Deniz'in doğum haberini bile hatırlıyorum. Ama Ergün'ün oğlu Berkay veya Ümit Karan'ın Ümit Can'ı da hatıraladığım kadardır mesela. Daha fazlasını hissetmedim onlara dair. Topçularımızın evlatları. Yeğenlerimiz gibi bir şey. O kadar sadece.

14 Mayıs 2006'da Yusuf Deniz bizim için bir simge oldu oysa. Yeğenlikten çıktı, şampiyonluğun kahramanı oldu. Mustafa Keçeli kadar anılacak bir isimdi. Fakat hiçbir zaman o ismin nereden geldiğini düşünmemiştim. Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş'in isimlerinden geldiğini bu hafta öğrendik.

Bir röportajda açıkça söylüyor bunu Hasan. Sadece sol görüşe yakın olmuş insanların değil, hemen hemen tüm Türkiye'nin sevgisini kazanmış iki kişinin isimlerini oğluna koyması çok şaşırtıcı değil. Zaten az çok Hasan'ı bilen biri buna hiç şaşırmaz. Ama işte o söyleşide çok can alıcı bir nokta var.

"Eğer ben onlara karışsaydım onlarla arkadaş olamazdım. Onlar bana karışsaydı, onlardan bana arkadaş olmazdı."

İşte böyle bir laf var orada. Onlar denilen Hakan Şükür ve diğerleri. Konu Galatasaray ise siyasete girmem. Ama giren girmiş. Florya'nın son yılları hep akıllarda. Bu laflar bu sene için bile çok önemli.

Şöyle bakalım. Az önce, defalarca izlediğim Real Madrid maçını bir kez daha izledim. Duygulanmamak elde değil. Peki ama niye her 17 Mayıs'ta ve 25 Ağustos'ta duygulanıyoruz, niye bu kutsal gecelere başka günler ekleyemedik?

İşte cevap o koyu renkli satırlarda. O gecelerin, o yılların kahramanları, Galatasaraylı olanların en çok sevdiği insanlar birbirlerinden onlar ve ben diye bahsediyor. Hasan nasıl Denizler'den etkilendiyse bir çok insan da onlardan etkileniyor oysa. Denizler "tam bağımsız Türkiye" derken, Galatasaray o yıllarda bağımsızlık savaşı veren ülkelerde baştacı oluyor, simge oluyor, sembol oluyor. Ve birçok insan çocuğunun adını Hasan ve Hakan koyuyor.

Aradan 9 sene geçiyor. Bizim 17 Mayıs kadar, 25 Ağustos kadar sevinebildiğimiz tek bir gece oluyor. 14 Mayıs 2006 (o da Denizlispor sayesinde). Ve o günün simgesi oluyor Yusuf Deniz. Tıpkı babası gibi. Ama sadece o günün. Ve yıllar sonra bir 25 Ağustos haftasında Yusuf Deniz'e dair, Hasan Şaş'a dair, Florya'nın son 10 yılına dair bilinen ama ifade edilemeyen gerçekler, bir haftasonu röportajında söylenenen 2-3 cümle sonunda ortaya çıkıyor. Herşey bir cümle kadar basit olsa oysa. Bizim yaşadığımız hayal kırıklıkları 2-3 cümleden daha fazlası. Bunun nedenin sadece onlar ve biz kadar basit kurulan 3 kelimeden ibaret olması daha da yaralıyıcı.
***
Tromso, Moskova, Brugge, Villareal ve diğer maçlar. Bizden büyükler bize ukala diyebilirler. 14 seneyi yaşayanlar, bizim kuşağın Avrupa hasretine omuz silkerler. Haklılar da. Ama sanki şöyle bir fark var. 14 sene Galatasaray için çok sancılı bir süreçti. Zayıf kadrolar, mali sıkıntılar, dönem şartları. Uzun uzun anlatılabilir. Ama kısaca şudur. Galatasaray o zamanlarda kötü top oynayan, iyi futbolcuları rakiplerine kaptıran zayıf bir takımdı. Başarılı olması zordu. Futbol içinde açıklanması oldukça kolay cümleler. Fakat bu 9 sene nasıl açıklanır. Yusuf Deniz'in babasının dediği gibi: biz ve onlar. Futbolla , saha içiyle hiçbir alakası olmayan bir cümle. Bizim, ya da kimseyi bağlamayalım, benim 9 sene içinde yaşadığım tüm hayal kırıklıklarının içinde biz ve onlar ayrımı yatıyor. Gerçekten çok acı.
Yusuf Deniz 2000'lerin ortasında doğdu. Babasıyla beraber Taksim Meydanı'na üstü açık bir otobüsün üzerinde girmek nasip olmadı ona. Binlerce insanın babasının coşkuyla alkışladığına sahit olamadı. Oysa olabilirdi. Şu yapılan onlar ve biz ayrımı olmasaydı çok daha başka yazılırdı bu yazılar.

2009 Florya'sı özlenen Florya olma yolunda ilerliyor. Onlar ve biz yok. En azından öyle gözüküyor şimdilik. Ve yine de her şeye rağmen gönül ister ki gelecek bir sonraki başarıda, Rijkaard ve talabeleri ile beraber sevinenler arasında Yusuf Deniz ve babası da olsun. Tıpkı son 9 sezonun en güzel senesi olan 2006'da olduğu gibi. Onlar ve biz demeden. İşte o zaman samimiyetlerine inanırım, o zaman o koca 9 seneyi unutur ve onları 17 Mayıs ile 25 Ağustos ile hatırlarım. Yusuf Deniz'i 14 Mayıs ile beraber hatırlamam gibi.

Salı, Ağustos 25

Gönül

Allah nazarlardan saklasın...

Fark var

Tabii ki Fatih Terim ile Mustafa Denizli arasında insan ilişkileri vesiare açısından yığınla fark var. Şunu kabul etmek lazım, padişah da olsan alçak gönüllü olacaksın ki bu ülkede sevilesin. Olay masa yumruklama falan değil, saha kenarında takla atmak da değil. Öyle olsa Yılmaz Vural en nefret edilen hoca olurdu, ama Yılmaz Vural ismi herkesin yüzünde bir tebessüm oluşturuyor. Olay kendini beğenmişlik, İtalya'dan döndükten sonra briyantinli saçları ve tavırlarıyla imparator gibi gezmek ama 9 yıl boyunca geçen sene hasbelkader gelen yarıfinal haricinde teknik adam olarak hiçbir başarı ortaya koyamamak ve buna rağmen herşeyin en iyisini ben bilirim havaları. Yoksa ne maaşıdır Fatih Terim'i bugün bu kadar antipatik yapan, (Daum ne kadar alıyor ki) ne de Galatasaraylılar'ın bir çoğunun düşündüğü gibi basın üstüne üstüne gidiyor hocanın. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en başarılı iki teknik diretörünün her açıdan kıyaslanması normal. Ama bizim insanımız Fatih Terim'in bilirimci, ukala ve mafyöz hareketlerinden ziyade Mustafa hocanın akilliğini daha yakın buluyorsa kendine bunun altında Galatasaray kaptanlığı, 4 yıllık şampiyonluk serisi vb. şeyler aramamak lazım diyorum. Ben en iyiyim diyip başarılı olamıyorsanız ya da basın toplantısının hangi dilde olacağı önemli değil deyip o İngilizceyi konuşuyorsanız "vay be bu yaşta adam İngilizce basın toplantısı yaptı, helal olsun" tavrını kimse beklemesin. Çünkü mecburiyetten değil, egodan kaynaklanan bir durum olduğu apaçıktı. Velhasılkelam çok farklı iki teknik diretör Denizli ile Terim...

Bu Topa Girmiyorum


İzlemedim maçı. Olaylar çıktığını biliyorum sadece birşey görmedim. Özellikle maç içinde olan olayları hiç görmedim. Sadece fotoğraftaki sahneyi görebildim. O nedenle bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.

Ama günün konusu bu. Herkes bunu konuşuyor, yazıyor. Ama şuna dikkat edelim. Bu olayları bir şehri, bir bölgeyi, halkı, insanları, kulübü, futbolcuları suçlamak için, yerin dibine sokmak için bahane olarak kullanmayalım.

Ayrıca 19 Mayıs 2007'nin bu olaylardan çok farklı olduğunu göz önünde bulunduralım.

Her Sene Aynı Haber


"Damir Mrsiç, Basketbol Federasyonu'nun resmi internet sitesine yaptığı açıklamada, 1 sezon daha kariyerini Fenerbahçe Ülker'de sürdüreceğini belirterek, “Kaptan olarak kariyerimin son yılını Fenerbahçe Ülker'de şampiyonluk yaşayarak tamamlamak istiyorum. Kariyerimin son dönemlerini yaşayan bir oyuncu için bunun büyük bir onur olduğunu çok iyi bilen biriyim. Beko Basketbol Ligi'nin kalitesinin arttığı her yıl biz de Fenerbahçe Ülker olarak gücümüzü artırıyoruz” dedi."
****

Günün Maçı

Carling Cup 2.Tur maçı. Başlama saati 21.45. Biz izlemekten mahrumuz. İzleme imkanı olanlar kaçırmasın.