Perşembe, Mart 31

Güz Gülleri Gibi


Adriano 29 yaşında. Mantık olarak 29 yaz yaşamış olması lazım. Ama sanırım öyle değil. Son yıllarını hiç yaz yaşamadan geçirmemiş olabilir. Adam bir Avrupa'da, bir kendi kıtasında. Hal böyle olunca 2 yarım kürede ne zaman sezon başlasa, yani kış yaklaşsa Adriano oraya gidiyor ve top oynuyor. Gerçi Avrupa'da top oynadığını pek göremedik ama olsun.

Rahat adam Adriano. Ülkesinde yaşamayı seviyor. Geceleri sabahlamayı, idmana motoruyla gitmeyi, liginde gol kralı olmayı seviyor. Avrupa ona uygun değil ama sürekli kendini ispat etmeye çalışıyor ve Avrupa hevesinden vazgeçmiyor.



Yetenek aynı, hayat tarzı aynı, göbek bile aynı. Ama Ronaldo Adriano'dan farklı olarak; ne zaman bitti deseler ayağa kalktı. Bu sene futbolu bıraktı. Büyük futbolcu, büyük yıldız olarak anıldı muhakkak ama hepsinden öte, büyük direnişçiydi ve herkes onu öyle hatırlayacak. Ayağa kalkmak deyimin futboldaki karşılığıydı.

Şimdi onun formasını Adriano giyecek. Adriano, Rio çocuğu. Flamengolu. Ülkesinde en son Flamengo forması giymiş, 17 sene sonra takımı şampiyon yapmıştı. Sonra Roma'ya gitti. Dönüş Sao Paolo oldu. Sao Paolo'da daha önce de yaşadı. Santos'a kiralamıştı Inter. Ama hiç oynayamadı. Belki de Rio dışında hiçbir yer ona uygun değil.

Garip adam işte. Doğduğu yerde mutlu ve başarılı olan ama yaz görmeyen bir adam.

Adriano 2 sene önce MSN'e yaz gelsin diye ileti yazmış, hala silememiş.

Fantazi Premier Lig


Ara sıra futbol muhabbetlerinde şu dialog geçer:

- Ya aga eskiden Göztepe falan vardı, keşke yine olsa Süper Lig'de.
- Valla doğru diyorsun, ne böyle İBB falan. Sağlam tribünü olan köklü takımlar gelsin.

Ardından da 18 tane takım sıralanır. Fanatiz Süper Lig diye. Bu sefer değişik bir şey yapalım, Premier Lig çizelim. Ne abi bu Wigan'lar falan. Chelsea bile bir derece. Gerçekten Premier Lig bu haliyle hoşuma gitmiyor. Ama şöyle bol derbili, sğlam tribünlü, geçmişli, mazili bir lig olabilir:

1-) Manchester United
2-) Liverpool
3-) Arsenal
4-) Tottenham H.
5-) Everton
6-) West Ham United
7-) Manchester City
8-) Leeds United
9-) Newcastle United
10-) Nottingham Forrest
11-) Milwall
12-) Sheffield'lardan herhangi biri belki ikisi
13-) Sunderland
14-) Middelsbrough
15-) Southampton
16-) Blackburn Rovers
17-) Ipswich Town
18-) QPR

Takım sayısı şu an 20. Ben Türk ligi mantığıyla 18'de bıraktım Son 2 sırayı siz doldurun veya kendi 18'inizi yazın. Hadi Chelsea da gelsin bari. Bu, güzel bir lig olur.

Çarşamba, Mart 30

Asıl Askerlik


Askerden döndükten sonra özellikle 40 yaş sonrasından hep aynı lafı duyuyordum. "Asıl askerlik şimdi başlıyor." Kötü bir dönemdi askerlik ama askerlik ortalamasının daha fazlası da değildi. Ama yine de, her iştima sonrası sivili hayal eden biri, dönünce o lafları duyunca ister istemez içinden "hassiktir oradan, askerlik ulan bu" der.

1.5 ay sonra teskereyi alalı 3 sene olacak. Ve yine biri "asıl askerlik şimdi" dese hala içimden aynı şeyi söylerim. Sivil yaşam, askerlikten daha zor değil. Ama şu bir gerçek, askerde sivil yaşam için kurduğun hayallerin çoğu gerçekleşmiyor.

Üniversiteyi sevmezdim. Devam zorunluluğu ve sınav vs gibi şeyler para kazanmamı engellerdi. Veya daha başka şeyleri. Bazıları üniveriste çağındaki insanın özgürleştiğini söyler ama 17 yaşımdayken ve (hatta 15'ken) daha özgürdüm. O zamanlar para kazanma derdim yoktu oysa 20'den sonra mecburdum. Üniversite halat gibi bağlanmıştı. Bir yere kadar özgür bırakıyordu ama ondan sonra beni kendine çekiyordu. Ama yine de üniversite kavramı haricinde kalan o 4 yıl keyifliydi.

O dönemlerin garip bir güzelliği, çekiciliği vardı. 21 yaşındayken hala 18 olduğumu sanırdım. Zaman kavramım çok yoktu. Peşimizden kovalayan pek yoktu. Gerçi aslında hala yok, biraz kendimiz yaratıyoruz bunu belki.

Bir yaz günü bir arkadaşımla sokakta oturuken tesadüfen başka bir arkadaşımı gördüm. Tesadüf eseri gelen arkadaşım üniversiteden sınıf arkadaşımdı. 3 aydır okula gitmiyordum ve onu görünce aklıma okul geldi. Bir gün sonrası kayıt haftasının son günüydü, arkadaşımı görünce hatırladım. Kayıt olmayı unutacak kadar zaman algısından uzaktım. Yaşımı bile bilmiyordum. Güzel olan tam olarak buydu. Saatin gece 12 olması ile öğlen 3 olması arasındaki tek farkı ders programını ve Galatasaray maçları belirliyordu.

Askerde şafak saymaya başladıktan sonra işler değişti. Askerlik bitince yine eskisi gibi olacağını tahmin ediyordum. Şafak saymayı bırakacaktık. Oysa hiç öyle olmadı. Belki de asıl askerlik dedikleri buydu. Artık onlarca şeyin şafağını sayıyorum.

Günler geçsin diye bekliyorum. Günler geçiyor illa, hızlı veya yavaş, ama boş geçiyor. Eskiden de boş geçiyordu diyebilirsin. Fakat o günlerden kalan çok şey var yine. Tamam, ulvi işlerle uğraşmıyorduk, kansere çare aramıyorduk, bir baltaya sap olmak dedikleri şey bile yoktu ama yine de anlatacak bir şeyler vardı. Şimdi yok. Hayatım roman olsa ( sonunu bilmiyoruz) son 3 yıl kitapta yer almazdı. Ondan öncesi de zaten klasik ergenlik, o kitap satmazdı. Bu kitabı sattıracak hiçbir şey yok. Film olsa yarıda bırakılır.

Iskalamaya devam ediyoruz. Bu ara da kendini de kaybediyorsun. Rahatsız edici olan da bunun farkında olmak. Göz göre göre uzaklaşıyorsun hayatından.

Askerde Gebzeli bir çocuk vardı, uzun dönem. Biz şan ve şerefle dolu 157 günün ilk günlerinde şafak sayarken (onun 250 günü daha vardı) bize şafak saymanın yersiz olacağını söylemişti:"İçerde şafaktan gidiyor, dışarıda ömürden." Dışardayız ve gün sayıp bekliyoruz. Asıl askerlik bu işte.

Halı Saha Keşfi


"Bir gün Göztepe'deki bir halı sahada maç yapıyorduk. O zamanlar, Fenerbahçe 2000 Derneği'nin başında da Şevket Yılmaz vardı. Kendisi o gün tesadüfen halı sahanın yanındaki araç yıkama istasyonuna araç yıkatma istasyonuna gelmiş.. Arabasının yıkanmasını beklerken de bizim halı saha maçımızı izlemiş ve beni beğenmiş. Maçtan sonra benimle konuşup "gel seni Fenerbahçe'ye götüreyim" şeklinde bir teklif yaptı. Ben de hemen teklifi kabul edip, Fenerbahçe altyapısındaki spor okuluna gitmeye başladım."

Mert Günok / Tam Saha Mart 2011 Sayısı

Milli Maç


- Milli maçlar yazın güzel oluyor.

- Yağmurlu havada top oynamak güzel oluyor.

- Gündem yine Arda. Yine maç bir kenarda.

- Arda'nın yaptığı hareket tartışılır, doğru diyen de yanlış diyen de olur ama işin rahatsız edici olanı; sürekli birilerine mesaj verme hevesinde olan topçulara sahip olmamız.

- Biz Türkiye- Avusturya maçını izliyoruz ama futbolcular çok başka maç oynuyorlar.

- Volkan iyi kaleci.

- Evim stada yakın. Stad ile televizyon arasında 1 saniye fark varmış, bunu öğrendim.

- Burak Yılmaz dün durgundu ama Twitter'dan anladığım kadarıyla insanlar Burak'a sallamak için fırsat bekliyormuş.

- Gökhan Gönül'ün ilk milli golü.

- Maç 2-0, sinir yok stres yok, gerginlik yok ve hala sahaya atılan yabancı maddeler.

- Arnautoviç'in yedek olmasına şaşırdım.

- Avusturya'nın 2 Türk hakkı vardı herhalde, Yasin çıktı Ümit girdi.

- Stat: Fenerbahçe

Hakemler: Pavel Kralovec, Miroslav Zlamal, Martin Wilczek(Çek Cumhuriyeti)

Türkiye: Volkan, Gökhan, Servet, Serdar, Hakan, Hamit, Selçuk, Nuri, Arda(Dk. 88 Mehmet Topal ?), Mehmet Ekici (Dk. 63 Mehmet Topuz), Burak (Dk. 72 Semih)

Avusturya: Macho, Ekrem Dağ, Dragovic, Pogatetz , Fuchs, Alaba, Baumgartlinger (Dk. 46 Hoffer ), Scharner, Yasin Pehlivan (Dk. 57 Ümit Korkmaz ), Harnik (Dk. 69 Arnautovic), Maierhofer

Goller: Dk. 28 Arda, Dk. 77 Gökhan

Sarı Kartlar: Pogatetz, Fuchs, Schaner, Mehmet Topuz

Salı, Mart 29

If You Drive a Mercedes

Alman milli takımı Mercedes'e binmiş. Gezmiş çocuklar. Mercedes'i severiz, Alman takımı da güzel top oynuyor. Yalnız plaka sakat biraz, Hakan Bilal Kutlualp tarzı. Güzelliği azaldı.

Pilot: Schweinsteiger Co-Pilot: Badstuber


Pilot: Wiese Co-Pilot: Podolski


Yolların hakimi Klose başkan

Güzel Kare

Böyle fotoğraflar hoş oluyor. Ama artık sadece hoş oluyor. Gaza getirmiyor. Bülent Korkmaz "biz zor günlerin adamıyız" lafı, Hagi'nin "Galatasaray kötü ben burada" demesi var bir de. Bunları da hatırlayınca sadece "güzel kare" diyip geçiyoruz. Heyecanı kaybettik.

Pazartesi, Mart 28

Kafka - Hikayeler


Kitabı okudum, geriye hiçbir şey kalmadı. Ya ben de bir sıkıntı vardı, ya Kafka'da. Kafka'da sıkıntı var demek özellikle hatunların bol olduğu veya hatunlara yazmak için asist bekleyen elemanların çevrede olduğu ortamların edebiyat muhabbetlerinde sıkıntı yaratabilir. O yüzden ben de sıkıntı var demek daha doğru. Zaten yukarıdaki cümleleri kullanmadan, doğrudan "bende sıkıntı var" demek daha çok prim yaptırıyor. Örnekler mevcut.

Sonuç olarak; bu hikayelerden bana pek bir şey kalmadı. Sevenlere tebriklerimi sunuyorum. Kafka'nın ekmeğini yiyenlere saygım sonsuz.

Play-Off Ön Eleme Turu


- Öyle maçlar oynuyoruz ki, Play-Off kadar heyecanlı. Play-Off'un yolunu bu maçlar tayin edecek.

- Yeniliyoruz ama 9 sayının altında kaldık diye seviniyoruz.

- Banvit iyi takım ama ben daha iyi beklerdim. Biz dün çok kötüydük.

- Kötü olmamıza rağmen maçtan hiç kopmamış olmamış güzel.

- Bandırma'da bir klasik; Fenerbahçe atkıları - Fenerbahçe formaları.

- Maça gidemedik ama buradan çok giden olmuş. Taraftar bu sene derbiler dışında 2 maça akın etti. Biri içerideki Edirne Olin maçı, diğeri Banvit deplasmanı. Bu iki maçı kaybetmiş olmak üzücü. Ayak alışmasını engelliyor.

- Orhun Ene

- Barış Ermiş bu sezonun en önemli isimlerinden.

- Haftaya Banvit, Efes deplasmanında. Bu mağlubiyeti telafi edebiliriz.

- Efes'in Banvit'i yenmesi halinde biz arayı açıyoruz. Böyle bir lig daha önce olmamıştı.

- Efes'e, Fener'e, Beşiktaş'a, Karşıyaka'ya ve Banvit'e karşı yenik başlamayacağız. Edirne Olin deplasmanı çok önemli bir hal aldı.

Faşizm Yarışması

Sene 2004

Sene 2011

Özellikle 2.yarışma pek umrumda değildi. Ama takip ediyoruz bir şekilde. 7 senede ne televizyon değişmiş ne toplum. 2 tane gereksiz yarışma. Can sıkan, üzen; faşist düşüncelerin burada bile ortaya çıkması. 7 sene önce, Rusya'da doğan Türkiye'de yaşayana tavır alınmıştı, şimdi sıra İranlı gence geldi. Bu arada bir yarışmada Türkler ile Yunanlılar'ı yarıştırmak artık bir klasik halinde.

Neyse, en azından bu sefer juri üyeleri sessizdi. Hülya Avşar bir Deniz Seki değil. Türkiye Türklerin'dir. Yarışmalar da Türklerin'dir. Bir Türkle evlenip Türkiye'de yaşasan da, burada üniversite okusan da yabancısın, boktan bir yarışmayı kazanmana yetmez bunlar.

Cumartesi, Mart 26

Roma - Cruyyff


- Futbolcular için futbol oynamak neyse, kulübede oturmak benim için odur. Orada eğlenmek isterim. Anlayacağınız her kulüp için uygun değilim.

- Ajax, Barcelona, Milan, Roma'ya uygunsunuz.

- Beni anlamamışsınız. Roma'da asla çalışmam. Sahanın etrafında koşu pisti var. Bu olabilecek en kötü şey.

Çarşamba, Mart 23

Sene 1978


Muhabir Oğuz Tongsir, yanında Ali Uras. Beraber Riva'yı ve Riva'yı kulübe kazandıran S.Beyazıt'ı tartışıyorlar.


Salı, Mart 22

Kartalspor 2-2 Orduspor


Yataktan kalkmak için bile istek yok. Kapalı, kasvetli bir İstanbul sabahı. Gerçi hava günlük güneşlik olsa ne yazar. Önceden İlker'e verilmiş bir söz var. Kartal'a gidiyoruz.

Yavaş yavaş Kartal Stadı'nın tilkisi olduk. İçeri girmek kolay oluyor. Maç başlıyor. Maçı pek izlemiyoruz. Galatasaray-Fenerbahçe maçından bir gün sonra, bir Galatasaraylı ve bir Fenerbahçeli yan yana gelmiş. Trende başlayan sohbet kapalı tribünde devam ediyor. Galatasaray-Fenerbahçe maçı ve rekabetiyle başlayan sohbet, Türk futbolunun bütün sorunlarına bulaşıyor. Yazı Kartalspor - Orduspor olduğuna göre diğer konuları es geçelim.

İki takım da maça tutuk başladı. Orduspor'un 1-2 cılız atağı sonuç vermedi ama golü bulması 35 dakika sürdü. Ligin her zaman iş yapan ama pek konuşulmayan ismi Mehmet Ayaz, takımını öne geçirdi. Kartalspor tribününde bulunmamıza rağmen gole sevinenler vardı. Karadenizliler'in yaşadığı semtlerden biri Kartal. Ordulular kendi takımlarını destekliyor. Muhakkak aralarında, deplasman tribününe giremeyenler de vardır. Gerginlik hiç olmuyor. Yarı-yarıya dönemler gibi.

Denizlispor maçında da geriden gelip rakibini yenen Kartalspor için 1-0 önemli değil gibi gözüküyordu. Fakat ikinci yarıda, 61.dakikada bir gol daha geldi. Bu sefer Mehmet Ayaz ortaladı, Sivasspor'dan hatırladığımız İbrahim Şahin kafayı çok şık vurdu. Kaleci ve stoperleri şaşırtan kafa vuruşu topun ağlarla buluşmasını sağladı. Skor 2-0 olmuştu.

Ortada iyi oynayan bir takım yoktu ama Orduspor daha ne yaptığını bilen takım gibi duruyordu. 2-0 belki pozisyon olarak maçın gidişatına uygun değildi ama güç dengeleri bu skoru normal kılıyordu. Erhan Şentürk'ün yedek kulübesinde oturması (ikinci yarının başında girdi) Kartalspor'u iyice güçsüz gösterdi.

Erhan ve Uğur Demirok'un oyuna girmeleri takımı hareketlendirse de, yenen 2.gol umutları iyice azaltmıştı. Bu dakika da sahneye Önder Çengel çıktı. Kartal Stadı'nda bu sezon gol atan ilk Kartalsporlu olan Önder Çengel, bu maçta da perdeyi açan isim oldu. Yenilen golden 3 dakika sonra Ümit Karan vari bir güç-son vuruş harmanlamasıyla farkı 1'e indirdi. 5 dakika sonra ise bu sefer kendisi ortaladı, kafayı Erhan vurdu. Skor 2-2 oldu. Bu Orduspor'un hiç beklemediği bir şeydi. Bu sayede 2-2'den sonra kısa süreli bir şok yaşadı Mor Menekşeler.

Toparlandıklarında ise karşılarında kaleci Ziya'yı buldular. Ziya, geçen hafta kırmızı kart gören ve sezon başından beri takımın en iyisi olarak gösterebileceğim Kaya'nın yerine oynuyordu. İlk defa ligde Kartalspor forması giyiyordu. 1.5, hatta 2 sene sonra ilk defa bir Bank Asya 1.Lig maçına çıkıyordu ama çok kritik 2-3 kurtarışa imza attı ve puanı getiren isimlerden biri oldu.

Maç bittikten sonra, bir Kartal Stadı klasiği olarak deplasman takımının tribünü boşaltmasını bekledik. Sonrasında da biz çıktık. Sıkıcı ve depresif bir gün olması gerekirken bir futbol maçı sayesinde yeniden kendimize geldik. Bu puanla Kartalspor'da kendine gelecektir. İşin acı tarafı, izlediğimiz maç, bir Galatasaray efsanesi Uğur Tütüneker'in Orduspor'un başındaki son maçıymış.

Cumartesi, Mart 19

Hatalar Yalan Duygularda Başlıyor


Hiç uyuşturucu kullanmadım. Acaba etkisi geçtikten sonra nasıl oluyor. Yani önce güzelleşiyorsun da, sonrasında kendine nasıl geliyorsun. Etki azalınca yavaş yavaş ayık halini hatırlamaya başlıyorsundur diye tahmin ediyorum. Sarhoş olmak gibi belki.

Dünyanın en uzun süren uyuşturucusunu kullandık. 2 sene sürdü. Tam 2 sene.

2009 yılının mart ayı. Galatasaray futbol takımı, bu acı tarihle yüzleşmeli. Sadece çok kötü gündü diyerek halının altına atmamalı. Çünkü, böyle acılar; ne kadar saklanırsan saklan, ne kadar kaçmaya çalışırsan çalış, yine de günün birinde karşına çıkacaktır.

İki maçın; bugünkü Fenerbahçe ve 2 sene önceki Hamburg maçının benzerlikleri önemli değil. Öndeyken geriye düşmek veya iç sahada oynamak işin hikayeleşecek tarafı sadece. Bu tip maçlar çok olur. Ama şu var; Galatasaraylı olmaya başladığımdan beri, yaklaşık 20 senede, bu 2 gün gibi acı hissetmedim.

Bunlar basit mağlubiyetler değil. Hamburg maçı çok başka bir gündü. Hayaller vardı öncesinde. Kadıköy'e gidiyorduk. Güzel de top oynuyorduk. Eksikler vardı ama altından kalkardık. Kulağımıza sürekli birşeyler geliyordu ama önemsemiyorduk. Sezon ve takım aslında göründüğünden daha karışıktı. Hocayı satanlar, istemeyenler, yabancı topçulara tavır koyanlar, kaptanlık isteyenler. Hepsini unutuyorduk. Sonuçta takım iyi oynuyordu. Berlin'i, Benfica'yı yenmiş. Ligde de fena değil. Beşiktaş'a 4 atmış mesela. Yönetim de gazı vermiş. Heyecanlanıyoruz. Sonra o Hamburg eşleşmesi. Uzun uzun anlatmayacağım, herkes hatırlıyordur kendince bir şeyler. Maçın 55.dakikasında hissedilen duygular, 90'da yerini başka duygulara bırakıyor. Mesela ben, o gün ilk defa sahip olduğum ve çok sevdiğim bir şeyi Galatasaray'ı kaybettiğimi hissettim. Tribündeki biri olarak adam yerime konmadığımı, topçuların ve kravatlıların başka hesaplar içinde olduğunu görmüş, benimle aynı duyguları hissetmediklerini hissetmiştim.

3 gün sonra Sami Yen'deydik. Eskişehirspor maçı. Böyle travmalı maçların kalkışı zordur, kabul ediyorum. Ama o gün ben yağmur altında 90 dakika ıslanırken, sahada oynayan futbolcuların çok başka hesaplar içinde olduğundan adım gibi eminim. Bunu yedirmemiştim. Soğuma 3 gün önce başlamıştı, o gün hızını almıştı.

Umursamaz günler haziran ayında sona erdi. İster placebo, ister uyuşturucu de. Rijkaard gelmişti. Gelen ismin Rijkaard olması da önemli değil. Rijkaard'ı getiren insanlar bize mesaj vermişti: Biz büyük oynuyoruz, büyük düşünüyoruz. Yani Rijkaard'ın esmer tenine kıvırcık saçına vurulmadık. O güzel hayallerin, güzel duyguların yeniden onunla yeşereceğine inandık.

Hamburg travması sadece 3 ay sürdü. Bundan sonra 3 sene beklemeyi bile göze alabilirdim. Zaten 2006'da şampiyonluğa giderken hepimiz "bu sene şampiyon olalım sonra 5 sene, 10 sene olmasak da olur" demiyor muyduk? O sezon şampiyon olduk. 2 sezon sonra bir daha olduk. Lig şampiyonluğunu kazanmak çok zor değildi. Artık hayaller daha farklıydı. Kadıköy'de final bir daha mümkün olmayacaktı belki ama ara verilen, unutulmaya başlanan birşeyler vardı. Onu yakalamak gerekiyordu.

İşte Rijkaard şırıngasından damarımıza verilen uyuşturucu tam olarak buydu. Ondan sonrasını yine kısa geçelim. Skibbe'nin gitmesine neden olan 5 gollü Kocaelispor maçı, 4 gollü Ankaragücü maçı sayesinde tekrar karşımıza geliyordu. O gün Rijkaard damardan çıkarıldı. Ama etkisi devam ediyordu. Hagi ile pansuman yapılıyordu ve ayılma engellenıyordu. Çok akıllıca. Ama bir yere kadar. Yavaş yavaş etkisini yitirmeye başlıyordu. Ne de olsa yeni bir uyuşturucu takviyesi de olmuyordu.

Bugün ise resmen uyandım. Hamburg maçından sonra ne hissediyorsam aynısını şimdi hissediyorum. Fenerbahçe'ye yenilmek çok önemli değil. Yenileceğimizi tahmin ediyordum. Daha önce de defalarca yenildik. Ama bu seferki tutuanacak son daldı. Eğer 75'ten sonra gol yemeseydik, uyuşturucu etkisini devam ettirirdi. İlla sona erecekti belki ama acısız olacaktı. Bu maç, ayılışın sancılı olmasına neden oldu. 19 Mart'ı hatırlatan bir şekilde. Çok üzüntü verici ama 2 senelik zaman kaybının daha fazla uzamamasına neden olduğu için de sevindirici.

Kaldığımız yere, başladığımız yere geri döndük. Hayal dünyası resmen sona erdi. Yarın sabah uyanmak zor olacak mesela. Ama aklıma Alex'in golü değil Guerrero'nun golü gelecek. En büyük şanssızlık, 2 sene önce sokakta, Facebook'ta, otobüste Hamburglu yoktu yarın Fenerliler olacak. Gerçi Fenerliler 2 sene önce de vardı.

Şimdi gelelim yukarıdaki pankarta. Sezen Aksu şarkısı. Pankart geçen hafta Ankara'da açıldı. Haklılar mı haksızlar mı tartışılır. Ama işte bu pankart, bundan 2 sene önce açılacaktı aslında. Belki de o yağmurlu Eskişehirspor maçında. Belki o sezonun son maçında, İnönü dönüşü Sivasspor maçında. Fakat bir de üstüne uyuşturucu yiyince anca 5 gün önceki Ankaragücü maçında açılabildi. O güzel duyguların katilleri mesela; Kazım, Zapata, Culio değil. Bu pankartı muhattap alması gerekenler Mehmet Topal'dan Lincoln'e, Bülent Korkmaz'dan Üstünel'e kadar Hamburg maçı sezonu kadrosunda olan kim varsa onlar olmalıydı.

Bu geceki maçın yazısı olmaz. Cana vurdu girmedi, Aydınus golü vermedi, Hagi niye öye yaptı, Fener şansı falanlar filanlar. Bu geceki maça dair söylenecek tek bir şey var. Galatasaray takımı Hamburg depresyonunu hala atamadı üzerinden. Ve o günden beri loser bir takım olmaya devam ediyor. Futbolcular yıpranıyor. Mağlubiyetler yaşıyorlar artık sık sık. Bunun belki de tek çözümü, mart 2009da olan herkesle yolları ayırmak. Baros'undan, Ayhan'ına, Polat'ından, Kewell'ına. Hem madem Ali Sam Yen'i yıkıyoruz, o zaman 2009'da o en güzel duyguları katil eden herkesden de uzaklaşalım. Sevsek de sevmesek de. Uyuşturucu almıyorsak tamamen temizlenelim.

Kalınca sebepsiz bir başıma
Hatıralar beynimde dans ediyor
Günahlarım dizilip bir bir karşıma
Sanki bir bir intikam alıyor

Yüreğimden zincirlere vurulmuşum
Anılar her bir halkayı bağlıyor
Ben duygularımın esiri olmuşum
Hatalar yalan duygularda başlıyor

Sen de benim hatalarımdan birisin
Sen en büyük günahların bedelisin
Senin için harcanan zamana yazık
Sen en güzel duyguların katilisin


Cuma, Mart 18

Samimiyeti Kaybedenler



İbrahim Tatlıses'in seveni de vardır sevmeyeni de. Fakat herkesin bir İbrahim Tatlıses düşüncesi, şarkısı, film sahnesi, hatırası vardır. İbrahim Tatlıses gerçeğini kimse inkar edemez. Sesini beğenmeyen çıkabilir ama onun Türkiye'nin son 30 yılında günahıyla sevabıyla yer aldığı gerçeğini değiştiremez.

Kendi oynadığı filmler bir kenara, 1979 yapımı Şark Bülbülü ve 2000 yapımı Abuzer Kadayıf bir yana. Tatlıses öyle bir adam. Bir ekolün, temsilcisidir. Ondan esinlenilir.

İmparator lakabını ben Fatih Terim'den önce onda duymuştum mesela. Bir zamanlar öyleydi. Öyle hissettiriyordu. Öyle söyleniyordu. Ve o zamanlar lakab kültürü vardı. Şimdi çok şey değişiyor.

Tatlıses'i anma veya eleştirme/övgü yazısı değil. Bu çok başka bir yazı. Tatlıses sadece esinlenen insan.

İbo'nun vurulduğunu nereden öğrendin sorusuna verilen cevaplar. Telegol, Twitter, SMS, Msn. İbo'nun vurulduğunu öğrenenler, Kim vurdu, niye vurdu sorularını cevabını aradı. Ahmet Çakar mesela, bu Sniper işi dedi. Belki gerçekten öyle. Peki önemli mi?

1979'a geri dönelim. 32 sene öncesi. Şark Bülbülü. Şaban, o filmde de silahlı çatışmaların arasında kalıyordu. Bindiği arabada bomba patlıyordu. Herkes öldüğünü sanıyordu. Film bu belki ama aynı zamanda 70'ler Türkiye'si işte. Halkın sevdiği, belki de sevmediği ama meşhur olan bir adam ölüyor. Halk öyle biliyor. Kimi "asker arkadaşım" diyor, kimi "yazık oldu fukara"ya diyor. Oysa Şaban yanlarında ve kimse onu tanımıyor. Televiyon az, internet yok. O güne kadar sadece gazetelerdeki resimlerini görmüşler ve radyoda sesini duymuşlar. Yan yana gelince tanımıyorlar.

2010'da böyle bir durum söz konusu değil. İbo'yu gören herkes, cebinden telefonunu çıkarır, fotoğrafını çeker ve sosyal medyada anında paylaşır. Zaten İbo'nun vurulma anında bile onunla fotoğraf çektiren hayranlarını görüyoruz.

Ama o kadar işte. Ondan sonrası dedikodu. Yazılan yazılar "ya işte böyle iş yaparsan vururlar" minvalinden çıkamıyor. Konuşulanlar, dedikodu muhabbetinden sıyrılamıyor. Kimse İbo'ya dair birşey anlatmıyor. Kimisi haketti diyor, diğeri hastanedeki odasından tweet atıyor.

Belki sırf bu yüzden 2000'lerde İbo algısı değişti. O biraz 70'lerin adamıydı. O yüzden son 10 yılda büyüsünü kaybetti. O, şehre gelen ve meşhur olan biriydi. Onunla gelen binlerce kişi vardı o yıllarda. Halka beraberdi, onlardan farklıydı. Sevilme nedeni, sevilmeme nedeni de aynıydı.

Şimdi ise bir sanal kahraman. Ne kadar kazandığı, kimle beraber olduğu önemli. Sadece o değil, bir çok söhret aynı konumda.

Emin değilim ama şöyle düşünüyorum. İbo, 70-90 arası bir yılda vurulsaydı, bir gün sonra herkes sokakta onu konuşurdu. Şarkıları her yerde çalınırdı. Şimdi kimse çalmıyor, (zaten onun kendi kanalı var, orada çalıyorlar veya zaten MP3 Player'den dinliyor.) Sokakta kaset satan da yok. Olsa daha mı iyidi? En azından "Sniper işi bu, iyi silah" cümleleri duyacağımıza "Ayağımda Kundura" dinlerdik. Şu filmi güzeldi, şu şarkısı iyidi diyen yok. O filmleri herkes izledi, çoğunluk sevdi oysa. Şimdi hatırlamıyorlar bile. Asena ve Derya Tuna daha çok anılıyor.

Tatlıses, yaşar mı bilmiyorum. Ama bizim toplum artık yaşamıyor bu belli oldu. "İbo'nun vurulması" olayı haftaya unutulacak. 70'lerde olsaydı, "İbo'nun vurulduğu gün aylardan marttı, aynı gün ben şuradaydım" denirdi. "Popüler Kültür" emekleme döneminde samimiydi, sokağın içindeydi. Şimdi popüler kültürü yaratanların hayatı, zenginlikleri, hataları, aşkları, entrikaları önemli.

Veya ben yaşamadığım bir 10 yıla bütük anlamlar yüklüyorum. Veya o yılı yaşayanlar o günleri bize olduğundan daha iyi anlatmışlar. Yaşamadığımız günlerin sokağını hasretle anıyoruz.

Son 16 Takım


Real Madrid - Tottenham
Chelsea - Manchester United
Barcelona - Shaktar
Inter - Schalke 04
****
Porto - S.Moskova
Benfica - PSV Eindhoven
Villareal - Twente
Braga - D.Kiev

3 İngiliz. Normal. 3 İspanyol. Normal. 1 Alman fena değil. İtalyan 1 tane, şaşırtır ama tahmin ediyorduk. Peki ama 3 Portekizli. 2 de Ukraynalı. Avrupa Kupaları'nda devem eden 16 takım 8 ülke.

Özellikle Kupa 2 çok zevkli bir hal aldı. 5 büyük ligden sadece Villareal var. Oradan bir Portekizli final oynar gibi (Porto). Yanına da Benfica gelirse şaşırmayız.

İyi Oyuncular Lazım


"Teknik direktörlüğümün ilk zamanlarında takımımın kazanması için dua ediyordum. Daha sonra daha iyi oyunculara sahip olmak için dua etmeye başladım."

Arsene Wenger

Braga Yürüyor


- 2 maçta Liverpool'dan gol yemeyen takım çeyrek finali hak eder.

- 2 maçta gol atamayan Liverpool'un taraftarı Torres'i daha bir sevmez artık.

- Braga teknik direktörü Domingos Paciencia'yı Euro 96 Panini kitapçığından hatırlarım. Aynı gün doğmuşuz diye ayrı severdim. Bir de o zamanlar efsanesi vardı; Avrupa'nın en yüzdeli golcüsü diye.

- Braga'nın Kaka'sı geldi.

- Joe Cole rezildi.

- Meirales güzel adam.

- Dakika 75, skor 0-0. Spearing - Ngog oyuna giriyor. Anfield'da olsam o dakika susardım.
Kalın
- Gerçi zaten çok suskun bir stadyum.

- Danny Wilson kim la?

- En çok Dalglish'e üzüldüm.

- Bugün spiker kimdi bilmiyorum ama iyidi. Bir ara Emre Tilev girdi araya ama olsun.

- Milan Tottenham'a elenince Premier Lig'i öven ve Serie A'yı ezen zihniyet, yarın Ukrayna ve Portekiz Ligleri'nin Ada'dan daha iyi olduğunu söylemeli.

Perşembe, Mart 17

The Fall


Bir gece film izleyecektim. Odada The Fall duruyordu. Biraz uykum vardı. 117 dakikalık bir film, bu gece gider dedim. Gitmedi. 10.dakikada sızdım. Uyudum. Film izlerken uyumam nadirdir.

Daha sonra yine izlemek istedim. Uykumun olmadığı bir geceyi seçtim. Rüya görmeme gerek kalmadı. Rüya gibi bir film çıktı bu sefer.

Bazı filmler vardır. Çok seversin, o kadar çok seversin ki tekrar tekrar izlersin. Bazılarını sevmezsin ve izlemezsin. Bazılarını ise seversin ama bir daha izleme gereği duymazsın. Bu film tam tersi. Sevilecek bir film değil belki. Ama ne olursa olsun tekrar tekrar izlenecek. Mesela renkli rüyalar görmek istediğinde. Konuyu bilmeden, 5 dakika izlesen yeter.

Sanat sanat içinse bu filmi koy. Muazzam bir sanat. Sanat toplum içinse, yine bunu koy, sırıtmaz. Açılış sahnesinden de, fragmandan da belli oluyor. Renkler, daha önce hiç bu kadar canlı olmamıştı.

Benim için filmde öncelikle konu, hikaye önemli. Bu filmin konusu da çok ilginç. 1001 Gece Masalları'nın biraz tersi. Ölmek için anlatılan masallar. Masal gibi bir film.

Film 4 yılda çekilmiş. Asya'dan, Avrupa'dan, Afrika'dan, Amerika'dan sahneler var. Yönetmene saygı, Tarsem Singh.

Filmin gösterim tarihi 2006. Zaten masal gibi bir sezondu 2006. Hem başrolde de Melih Şendil'e benzeyen, Pushing Daises'den tanıdığımız Lee Pace var.

Çeyrek Finalist Real


- Real 2004'ten sonra ilk defa çeyrek finalde. Real en son çeyrek final oynadığında ben üniversitedeki ilk yılımı yaşıyordum.

- Real en son çeyrek finale çıktığında, Monaco'ya elenmişti. Moriantesli günler.

- Son yılların en acizi.

- 6 numaralı formasıyla Adebayor

- Ertem Şener ya dün çok sakindi, ya da biz evde kısık sesle dinledik.

- Lyon'da Lloris ve Cesar Delgado dışında kimler oynamış şimdi görüyorum. Lisandro sahada yoktu.

- Marcelo çok iyi olma yolunda hızla ilerliyor.

- Olaysız, vukatsız, rekabetsiz bir maç oldu. Yazacak bir şey yok.

- Şimdi kura zamanı, en heyecanlı zaman.

Çarşamba, Mart 16

Ağlama Duvarı

Bu tarz tazıları 15 Ocak itibariyle bitirmek lazımdı aslında ama anılar bırakmıyor peşimizi.

Pankart önemli değil. Ne yazdığından çok nerede yazdığı önemli. Kaç acılı maçtan sonra tırmandık o demirlerden hatırlamıyorum. Veya tam tersi, kaç mutlu maçtan sonra. Veya kaç acılı maçların bir sonraki maçına giderken o demirleri aştık da geldik. Bazen kaçtığım saklandığım sığınak, bazen ağlama duvarı.

Bu zor günleri daha da zorlaştırıyor. Boşluk dediğin biraz da bundan ibaret. Herşeyi çok çabuk sevebilseydik bazı şeyleri çok fazla sevemezdik.

İtalya'nın Ağası Inter


- Inter sayesinde Serie A , Avrupa'da nisan ayını görebilecek.

- Bizim gibi İtalyan futbolu sevenler için, ülke puanı önemli.

- Maçın kırılma anı Ribery'nin skor 2-1 olduğunda kaçırdığı gol.

- Bir de direkten dönen top var, o da çok garipti.

- Julio Cesar 2 maçta turu veriyordu neredeyse.

- Leonardo'yu seviyoruz. Heyecanın heyecanımızdır.

- Kharja, baya baya Ayman. Olay çıkarmak için maça girmiş.

- Inter'de oyuna girenler Coutinho, Nagamoto, Kharja.. Bu da ilginç.

- Stankoviç çok kötüydü.

- Mario Gomez iyi adamdır.

- Bazı arkadaşlar için özel bir satır; Lucio ve Sneijder overrated topçular.

Salı, Mart 15

3 Sene Daha

Schuster'in gittiği gün Löw'ün 3 sene daha Almanya'da kalacak olması ironik oldu. Allah her teknik direktöre Türkiye stajı versin.


Joachim Başkan, burada Anıtkabir hatıra defterini dolduran başbakan gibi çıkmış.

Kesmez Ama Evet


2005 nisanında, bizler Sami Yen'de rüya takım maçı izlerken, şube tarihinin en karanlık gününü yaşadı.

Yaklaşık 6 sene önce. Geri dönüş kısa sürdü.

2008 yılında Cumhurbaşkanlığı Kupası geldi.

2009 yılında Avrupa'dan kupa koydular müzeye.

2010 yılında Türkiye Kupası (biz bu sefer Fenerbahçe maçı için Sami Yen'deyken) kazanıldı.

2011 yine bir kupa. Artık kesmez bizi 1 kupa. Play-Off final serisini bekliyoruz. Çifte kupa için

Sadakat Puanı


İngiliz kulüplerinin ‘loyality point’ uygulamasını duymuş musunuzdur? ‘Sadakat puanı’ demek. Taraftarın sadakat sicilidir. Sanırım esasen kombine bilet sahiplerine uygulanıyor. Maçlar üç kategoriye ayrılıyor. ‘Büyüklerle’ ve ezelî rakiplerle oynanan, harareti yüksek maçlara ve derbilere gelenlere 1’er sadakat puanı veriliyor. Diğer Premiership maçlarının sadakat değeri 3’er puan. Federasyon Kupası, Carling Kupası maçları ise 5’er puan.
Sadakat puanı, örneğin kotanın kıt olduğu bazı deplasman maçlarında işe yarıyor. Bol sadakat puanı biriktirmiş taraftarlara öncelik hakkı tanınıyor. Ayrıca, taraftarlar için övünç meselesi tabii. Mesela Arsenal taraftar forumunda birisinin, ‘Sadakat puanım bu sene 32’den 5’e düştü’ diye günah çıkardığını okudum.
Türkiye’de sadakat puanı uygulamasının manası olur muydu? Tribünlerin doluluk (yani boşluk) oranları düşünüldüğünde, pratik işlevinin olmayacağı açık. Ayrıca, Gençlerbirliği’nin ‘sunduğu’ futbol için mesela, stada gelen herkese bonus sadakat puanı vermek gerektiğini düşünürüm. ‘Lüzumsuz’ veya ‘hafif’ sayılan bir maça giden her futbolsever, ekstra sadakat puanı hak eder, genel olarak. Her neyse... Bu sezon üç Süper Lig ve iki kupa maçında yok yazılmıştım. Yeni Malatyaspor maçına gittim de sadakat puanlarımı azıcık telafi ettim. Takribi bin kişiydik, cemaat-i sadıkadan.

Zamanında Tanıl Bora yazdı. Şuradan ulaşmak mümkün. Ben buraya taşıdım gerçi, neden ulaşacaksınız ki? Neyse. Bu hafta derbi var. 52000 kişilik yeni stadda Fenerbahçe konuk edilecek. Bu sefer stadyum geniş, takım kötü, gün rezelat. Haliyle çok fazla bilet kovalanmaz. Şahsen, son 10 senede askerlik dışında ilk defa bir Galatasaray - Fenerbahçe maçını es geçiyorum. Maddi problemlerim de var ama diğer nedenler daha ağır basıyor. Ve tabi bir de geçmiş maçlarda yaşanan sıkıntılar da derbiyi yaşamaktan soğuttu biraz. Bilet bulmak için girilen çabalar özellikle.

İşte bu yazı o yüzden önemli. Fenerbahçe maçına gidebilmek için bazılarının o bileti hak etmiş olması lazım diye düşünüyorum. Bedava bileti her daim cebe indirenlerin "biz Sivas'a deplasmana gidiyoruz." demesine benzer bir şey belki de ama tam öyle de değil. Sivas'a deplasmana kendi imkanıyla giden insanı da bu puan tablosuna sokma çabası. Eşitlikçi yaklaşım.

Aynı şey için Fenerbahçeliler için de geçerli olacak. Bütün sezon tribünün kahrını çeken, 10 puan gerideyken takımın yanında olan adam bu hafta belki maça gelemeyecek.

Olay şudur; - bunu bu sezondan ayrı tutarak da söyleyebiliriz-, Fenerbahçe maçına gitmek önemli değil, maharet Antalyaspor maçına gidebilmekte. Mart ayında gitmek önemli değil, aralıkta gitmek mühim.

Pazartesi, Mart 14

Fabi Giderken

Avrupa'da gol vuruşu en iyi forvetlerden biri; Türkiye'de Fenerbahçe'nin transfer listesinin vazgeçilmezi olarak bilinen Luis Fabiano Avrupa'ya veda etti, artık ülkesinde oynayacak.

Sevilla için kötü bir durum. Ama Brezilya Ligi giderek daha cazip bir alıyor. Futbolu bırakan Ronaldo'dan doğan açığı Fabiano kapatacak.


Mariza


Eşek bir Ege hayvanıdır. Sirtaki her canlıya güç verir. IMDB

Keşke Öcü Olsaydı


- Başlık meşhur pankarttan; bilen bilir. Ankaragücü bu sene bize kabus yaşattı.

- 3 gol yiyip yenileceğimizi tahmin etmiştim, çok şaşırdım.

- Çağlar falan.

- Bir arkadaşım var, yıllardır maçları beraber izleriz. Çoğu zaman yediğimiz golleri 2 dakika önce şanssız bir şekilde bilirdik. Dün yine öyle oldu. "Bu gol olur, Çağlar'ı tokatlarlar" dedim gol oldu Çağlar dayak yemedi.

- Ankaragücü, ligin alt sıralarında, yabancıları bizim kadroda ilk 11 oynar.

- Hatta Özgür Çek, Turgut Doğn Şahin gibi yedekler zorlar.

- Gerçi onların ilk 11'inde Serdar Özkan var.

- Mesut Bakkal bu sene 2 kere yendi. Sivasspor ile ilk hafta. Yıllar evvel Ankara'da daha önce Gençlerbirliği ile yenmişti.

- Bence ligi Beşiktaş'ı üzerinde bitirmek gibi bir hedef koyarsak bu ligden zevk alabiliriz. Heyecan fırtınası olur o zaman.

- Web Tv kötü bir şey değil ama para verilmezmiş.

- Pino ve/veya Aydın'ın gol attığı maçtan hayır gelmez. (Bknz. Karpaty)

- Sestak bu sene lig ve kupada 10 gol atmış, 7 tanesi Galatasaray ve Fenerbahçe'ye.

- Pazar maçları gündüz oynansın

Pazar, Mart 13

Değişim


"Bir sabah uyanan Greta Samsa tedirgin düşlerden uyanan abisini, devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu."

39


- 39 yaşındaki Haluk Yıldırım, 39.59'da sezonun en önemli basketlerinden biri attı.

- Oysa belki de maçı veren adam olacaktı. Basketbol da enteresan bir spor.

- Haluk bütün maç durur, sonra iki üçlük atar maçı kazandırır.

- Andriç ve Ermal'ın 5 faul alması büyük sıkıntı oldu. Bu kadar zorlandığımız maç bu sezon az olmuştur. Uzatma bizim için sancılı olabilirdi.

- Sertaç tecrübesiz eksikleri de çok ama en kritik anlarda 2 serbest atış attı. Hiç beklemezdim. Hele bir uzundan hiç beklemezdim.

- Asım Pars iyi kötü hala oynuyor. O oynarken Naumoski falan da oynardı.

- Mersin'in 4 yabancısı toplam 23 serbest atış kullandı 21 tanesi başarılı oldu.

- Rancik hangi ara 16 dakika sahada kaldı.. Bana gayet az oynadı gibi geldi. Hele 5 faul etkisinden sonra düşünülebilirdi.

- Bu yazıyı yazana kadar; önce Fenerbahçe sonra Banvit yenildi. İyice karıştı lig.

- Bu senenin Play-Off'u temmuzda anca biter.

- Haftaya yine Fenerbahçe ve Banvit'ten önce oynuyoruz. Alalım bekleylim.

- Türk Telekom maçı cumartesi saat 15.00 / Abdi İpekçi

Cuma, Mart 11

Anneler Ağlamasın


"Hepimiz bu işten ekmek yiyoruz. Ben oyun sırasında bir faule maruz kalıp yere düştüğümde annemin, ablamın neler hissettiğini, maçtan sonra beni nasıl aradığını çok iyi biliyorum. Aynı şey rakip oyuncu için de geçerli. Onların da anneleri ya da bir aileleri var. Bunu düşünerek daha sakin ve temkinli oynuyorum."

Giray Kaçar / Tam Saha Mart Sayısı


Şimdi Neredeler


Çok eskiye dayanan bir nostalji yazısı olmayacak. Sezona farklı takımlarda başlayan Bank Asya 1.Lig topçularından bazıları devre arasında takım değiştirdi. Mart ayı ortasında, bakalım kim nerede başlamış, nereye gitmiş?

Okan Koç: Denizlispor - Dardanelspor
Volkan Arslan: Orduspor - Eyüpspor
Ayman Abdelaziz: Ç.Rizerspor - Mısır
Cenk İşler: Samsunspor - Bucaspor
Adem Dursun: Erciyesspor - Adana Demirspor
Sercan Temizyürek: Samsunspor - Kasımpaşa
İshak Topçu: Tavşanlı Linyit - Bandırmaspor
Ömer Yalçın: Erciyesspor - Konya Şekerspor
Mehmet Türkmehmet: Erciyesspor - Şanlıurfaspor
Feridun Sungur: Karşıyaka - Giresunspor
Efecan Karaca: Adanaspor - Adana Demirspor
Metin Tuğlu: Adanaspor - Adana Demirspor
Ahmet Dursun: Adanaspor - Eyüpspor
Fuat Eraslan: Altay - Tokatspor
Serkan Özsoy: Kartalspor - Adana Demirspor
Muhammed Türkmen: Kartalspor - Ankaragücü

Semih Kaya Sesleri


Semih Kaya sesleri derken, onun adını sayıklamıyoruz, onun sesini duyuyoruz. Galatasaray altyapısının sessiz gençlerinden Semih, şimdi Kartalspor'da kiralık olarak forma giyiyor. Onur Güler arkadaşımız onunla mabedde, Kartal Stadı'nda röportaj yapmış. Buradan izleyebilirsiniz.

Kartalspor'u yakından takip ettiğimi bilenler özellikle Semih'i çok sık soruyorlar bana. Oysa orada Galatasaray altyapısından başka oyuncular da var, hatta takımın en önemli ismi Erhan Şentürk, bir Florya mezunu. Galatasaraylılar'ın Semih Kaya sevgisi, daha doğrusu merakı sanırım Hamburg maçlarından kaynaklanmakta. Bu sezonun ilk yarısında pek oynamamıştı, son haftalarda formayı kaptı, baya da iyi oynuyor. Ama şu unutulmamalı; bu iyi maçlar sadece 1-2 ayla sınırlı.

Semih; Florya'daki suni çim sahalardan, Kartalspor'un gol sıkıntısına, Galatasaray'ın kötü gidişatından Uğur Uçar'a kadar herşeyden bahstemiş, dinleyin.

Heyecan Takımı Benfica


- Bir önceki turda Stuttgart maçında da geriye düşmüştü Benfica, maçı kazanmış turu geçmişti.

- Güzel veya iyi oynamıyorlar ama Benfica maçı izlemek keyif.

- İlk maçı kendi evinde oynamak avantaj. Avantajlı skoru yakalarsan, deplasmanda o skoru koruyabilirsin.

- Coentrao biraz sorumluluk alan bir topçu alsa Avrupa'nın en iyi beki olabilir. Biraz Uğur Uçar gibi, alıp gidiyor işini yapıyor.

- PSG, bu sezon Avrupa Kupaları'nda evinde hiç yenilmedi, sadece Sevilla'dan gol yedi. Bu önemli.

- Coentrao topu alıyor, bir kişinin sarı kart görmesini sağlıyor, diğerini sakatlıyor. Öyle bir adam.

- Franco Jara'nın aklını beğendim.

- Cardozo büyük balonlardan. İyi ki gol atamadı, o iğrenç gol sevincini görmedik.

- İlker Yasin ile açtığımız haftayı Emre Tilev ile kapadık. Her geçen gün daha kötüye gitti. Futboldan soğuduk.

- 1/16 ne ulan, bari son 16 de. Cins herif.

- Neeskens Kebano. Adı Segundo Johan'dan geliyormuş. Dünden önce tanımıyordum, seviyorum artık.

- Carlos Martins bu sene dikkat çeken bir isim.

Perşembe, Mart 10

Futbol Sevdası

Tenisçi de olsa her erkeğin, özellikle Avrupalı erkeğin gönlünde futbol topu yatar. Yukarda Zvonomir Boban gibi top süren Novak Djokoviç, aşağıda Peter Crouch gibi topla kavga eden Andy Murray



Gol Atamazsan Gidersin


- 2 maçta gol atamayan Milan. Üstelik böyle bir Tottenham'a.

- Tottenham'ı bu sene ilk defa Milan maçlarında izledim. Baya abartılmış. Kadro iyi ama icraat yok.

- Milan'da ise kadro yok. Gattuso yok, Pirlo yok, Inzaghi yok. Hatta Van Bommel ve Cassano yok.

- Robinho Milan'da oynuyor ve Boriello Roma'ya gönderiliyor. Adalatsizlik.

- Sahada 2 tane büyük balon vardı. Biri Robinho, diğeri Lennon.

- Seedorf; inanılmazsın hocam sen. Adamın oyun kurma yeteneği zaten üst düzey, dün bir de içine Appiah kaçmış.

- Ertem Şener ve türevleri sayesinde Şampiyonlar Ligi'nden soğuyoruz.

- Kurumların tekel olması, çalışanlarına saçmalama hakkı kazandırmamalı.

- Tottenham tribünü kötüydü. Gergin ve heyecanlı oldukları da belli oluyordu.

- 2 günde 2 İtalyan gitti. Artık Inter'in Bavyera'da kazanması şart.

- Tottenham'da iyi oynayan adam yok. Sandro iyidi sadece.

- Abate bu sezon her maç üzerine koyuyor. Hakkını vermek lazım.

- "Zlatan Catania maçında gol atsa ne olur, bana bu maçta lazım."

- Ertem Şener'in kısıtlı bilgisiyle, muhtar kaıytlarıyla anti-Milanclığa soyunması ayrı bit rahatsızlık.

- 2 gündür hakemler, ev sahibi takımları kolluyor. Flamini'nin gördüğü sarı kart falan çok acayip.

- Milan için en güzel yorumu Twitter üzerinden Şaban kardeşim yaptı: Milan 2008 Fenerbahçe'si gibi olmuş. İlk 11'de herkes yıldız, kenara bakıyorsun İlhan Parlak var.

- Seedorf kalk, Allah'ın dediği olur.

Çarşamba, Mart 9

Hoşçakal / Serenay Sarıkaya


So Long(Hoşçakal), bir kısa film. Çok güzel bir film diyemem. Yönetmeni 1984 Mersin doğumlu Serdar Taç (futbolcu tanıtır gibi oldu). Filmi buradan izlersiniz. Tanıtımı çok zayıf: ne yönetmenin bir internet sitesi var ne de filmin afişini falan bulabildik.

Oyuncular; Serenay Sarıkaya ve Kaan Urgancıoğlu. Yazının konusu ise başlıktan belli, Serenay Sarıkaya. Son 2 senede çok fazla izler olduk. Çok güzel. Ama modellik güzelliği değil. Daha başka, ekrana baktıracak bir hava... Yeteneği var gibi, ama olmasa da oyunculuk onun işi. Güzel oyuncu sıfatına uyar, kumaşı var. Podyumda yürüse aynı duyguyu yaşatamaz. Hakkında öyle yazasım geldi; yazdım.

Beyler, 91'liler artık üniveriste bile okumuyor. Ama şu da var Serenay, bir Vildan Atasever değil.

Gençler Yaptı Wenger Düşünemedi


- Teknik direktör eleştirmeyi sevmem, hele Wenger gibi bir adamı eleştirmek hiç istemem ama dün olmadı.

- 56'da kırmızı kart, 76'ya kadar hamle yok. 70'de golü yiyor takım zaten.

- Van Persie'ye verilen ikinsi sarı ağır ama ilk sarı, Van Persie'nin saçmalığı.

- Caner Erkin Van Persie

- Barcelona bu sene zorlanıyor. Dün tur 11e 10 olunca geldi.

- İlker Yasin yerine Metin Akpınar maç anlatsın. Haydi Messi nedir?

- Papatyam en çok beddua alan Türk dizisidir.

- Şampiyonlar Ligi maçları izlemek için kahvelere akın eden futbolseverler.

- Arsenal'de vasatı biraz aşan tek isim vardı o da Almunia. Gerisi yok.

- Puyol, Pique yokken stopere Busqest'i çekmek farklı bir tercih.

- Pedro; Holywood filmlerindeki Porto Rikolu karakterlere benzemiyor mu?

- Arshavin - Bendtner bu takımda banko 11 oynar. Van Persie oynuyorsa onlar çok rahat oynar.

- Barcelona'nın bu maça bu kadar hırslı hazırlanması. (Sadece topçu değil, tribün, hoca hepsi)

- Afellay; balon

- Sert bir maç aslında ve hiç sarı kart görmeyen Barcelona. Adamlar faul yapmayı da biliyor. Ayrıca hakem kötüydü.

- Barcelona; orta sahada paslaşırken spikere Victor Valdes dedirten takım.

Salı, Mart 8

Gençlerbirliği Deplasmanı


Benim hayatımdaki en güzel sezondur 2005-2006 sezonu. Özel bir sezondur. O sezon İstanbul dışında tek deplasmanımı Ankara'ya Gençlerbirliği'ne yapmıştım. 2-1 yenilmiştik. Kötü bir gündü. Ramazan ayıydı. Ümitsizliğe kapıldığımız anlardan biriydi.

2 sene sonra bir kez daha şampiyon olurken, Gençlerbirliği deplasmanı ümitleri yeşeren yer oluyordu bu sefer. 2008 şampiyonluğu için 6da 6 yapmak gerekiyordu, o 6'nin ilk maçıydı. Hocasız ve bol sakatlı takım Ankara'da çamur deryası içinde son dakikada kazanmıştı. İlginç olan bu sezon ve sonrasında şampiyon olan takımlar için büyük önem arz eder Gençlerbirliği deplasmanı.

2009 şampiyonu Beşiktaş, o sezonu 2 hocayla tamamladı. Ertuğrul Sağlam gidip Mustafa Denizli gelince ilk maçı Ankara'da oynamışlardı. 3-0 kazanmışlardı. Yeni bir başlangıç için muhteşem bir skor.

2010 şampiyonu Bursaspor, Ankara'da takıldı. O günlerde liderdi. Ve uzun süre dillenmeyen şampiyonluk o haftalarda söylenmeye başlanıyordu. Oysa büyük umutlarla oynanan Gençlerbirliği maçı golsüz bitti. Bursaspor 3 puan beklerken 1 puan aldı, ilerleyen haftalarda liderliği kaybetti. Sonra? Şampiyon oldu. 1 puan farkla.

2011'de ne olur bilinmez. Ama dün Fenerbahçe, bu totem maçını başarıyla atlattı. Gençlerbirliği'ni karlı sahada yendi. Bursaspor ilk yarıda 5 golle yenmişti. Trabzonspor ise 2 hafta sonra Ankara'da. Şampiyonluk hikayelerinin önemli sayfaları son 4 senedir Ankara'da yazılıyor. Bu sezon ne olacak, bekliyoruz.