Salı, Kasım 26

Dans la Maison



Film hakkında olumlu-olumsuz yargıda bulunmak gereksiz. İmkanı olan, özellikle görüştüğüm arkadaşlarım izlesin, oturalım tartışalım. Kafa açalım.

Modern zamanın en heyecan uyandıran meseleleri; ilgi çeken bir konuyla bağlanıp seyirciye sunuluyor. Ozon ilginç bir şey yapmış ama aslında çok da ilginç değil. Ne olursa olsun, sinemanın en önemli amaçlarından birine hizmet etmiş. Kafalarda soru işaretleri çıkarmış. İnsanı düşünmeye sevk etmiş.

1001 Gece Masalları ile paralelllik kurmak mümkün. Hikayeyi merak eden, içindeki tutkuyu canlı tutabilmek için masalın devamına ihtiyaç duyan yaşlı bir adam; milf hunter olma yolunda ilerleyen ama asıl ihtiyacı özlemini duyduğu aile ve ev kavramına ve belki de orta-üst sınıfa girebilmek olan, yetenekli bir lise öğrencisi. Okuduğu lisenin adı da Gustave Flaubert Lisesi... Yeteneğini sırf bu eve girebilmek için kullanıyor. Yoksa çok da umrunda değil. O yüzden "her şey evde olmalı" deniyor.

Günün toplumunun en önemli zaafı olan röngentciliğe bir bakış. 1001 Gece Masalları'nın BBG ile harmanlanmış hali. Öte yandan da edebiyatın çekiciliği ve sınırsızlığı. Bu sayede neyin gerçek neyin kurgu olduğunu bilememe durumu. 16 yaşındaki bir gencin yeteneğinin nelere kadir olabileceğinin işareti. Ustasını nasıl alt edebileceğinin göstergesi. Ama son sahne baya güzel...

Aslında son bölüm daha iyi kotarılsa efsane bir film olabilirmiş. O taraf sönük olmuş. Ama her dakikasında seyirciyi merakta bırakıyor, gerilimi tırmandırıyor. Kan, cinayet, korku gibi öğeler olmadan gerilim filmi yaratabilmek büyük meziyet.  Geriliyorsun izlerken. 

Oyunculuklar şahane... Müzikler çok uygun. Filmde negatif bir şey yok.  Defalarca izle, yeni çıkarımlar yap. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder