Cumartesi, Mart 10

Invictus



Invictus'a seneler önce televizyonda rastlamıştım. Filmin tam ortasıydı. O an beni çok sarmıştı ama başını yakalayamadığım için hemen kapamıştım. Merak içinde de kalmıştım. Çok iyi bir film olduğunu düşünmüştüm. Aradan seneler geçtikten sonra aklıma gelince de izlemeye karar verdim.

Ne yazık ki yıllar önceki heyecanımın yanına yaklaşamadım. Çok uğraştım ama olmadı. Hatta ara ara uyudum da...

Eastwood'un yine ilginç söylemleri olan bir filmiyle daha karşı karşıyayız. Film çok ilginç değil gerçi. Kafa karıştıran Eastwood'un kendisi. Onun yapımında yer aldığı tüm filmleri bir araya getirsek bu adamın ne düşündüğünü anlayamayız.

Fikriyat açısından böyle ama diğer yandan da filmin yönetmenliğini de beğenemedim. İlgi çekici konu, iyi oyuncular ama ben biraz soğuk kaldım. Özellikle teknik açıdan izleyiciyi çok yoran ve soğutan bir film. Replik arayan biri değilim ama burada da çok az replik vardı. Belgesel mi yoksa kurgusal sinema filmi mi belli değil. Arada kalmış gibiydi Sahnelerde çok çabuk değişiyordu zaten. Odaklanmak zor oldu.

Biraz, aptala anlatır gibi olmuş. Fazla mesaj kaygısı içermiş. Nelson Mandela kusursuz bir adam gibi anlatılmış ki ben çok büyük karşıtı olmasam da o kadar muhteşem biri olduğuna inanmıyorum. Üstelik öyle olduğunu düşünseydim bile, bu kör göze parmak hali yine itici hissettirirdi.

Film 2009 yapımı, 2010 Dünya Kupası öncesi böyle bir filmin çıkması manidar. Öte yandan ragbi veya rugby; her ne ise harika bir spor. Türkiye'de yaygınlaşmamasına anlam veremediğim iki spordan biridir, diğeri de buz hokeyidir. Akıcı ve kavga dolu; tam buraya göre...


1 yorum: