Cuma, Ocak 6

The Bucket List


 2023'te izlediğim ilk film. Hatta 2023'te yaptığım ilk eylem.

Bu sene yeni yıla, eşimle evimizde yalnız girmeye karar verdik. Zaten yaklaşık son 15 senedir böyle giriyorum ben. Onunla olduğum yıllarda da genelde aynı geçti. 

Bu sene yılbaşı hafta sonuna denk gelince, yani takvimden ekstra bir tatil günü de çıkmayınca geleneğin devamı kaçınılmazdı. Sakin bir cumartesi gecesinden biraz daha uzun bir gece bize yeterdi. O nedenle de gecenin sonunu, yeni yılın ilk saatlerini bir filmle geçirmeyi düşündük.

Yılbaşı gecesi izlenecek filmin, bize iyi duygular vermesi gerekiyordu. Gerilim, korku, polisiye gibi türlerden kaçınmalıydı. Komedi bile o akşama yakışmazdı; cıvık cıvık gülmeye gerek yoktu. Geleceğe umutla bakacak, bize ilham erecek, ilham vermese bile güç verecek bir film bulmalıydık.

Önümüze düşen aday filmlerden biri The Bucket List'ti. Künyesi tam aradığımız gibiydi. Birbirinden farklı iki yaşlı adam, bir hastane odasında denk gelirler ve birbirlerinin hayatlarına dokunurlar.

Konu istediğimiz gibiydi. Oyuncular Morgan Freeman ve Jack Nicholson gibi iki usta isim. Yönetmen koltuğunda zamanında yine beraber izlediğimiz ve çok sevdiğimiz Stand by Me'nin yönetmeni Rob Reiner...

Bu film de Stand by Me ayarında çıkarsa, üstelik de bu sefer çocuk oyuncular yerine iki usta varsa (bu arada Stand by Me'deki oyuncularımız da çok iyi iş çıkarmıştı) yine enfes bir film izleyebilirdik.

Lakin en azından benim beklediğim gibi olmadı. Daha felsefi, daha derin, daha dokunaklı bir film bekliyordum. Oysa ikinci yarıyla beraber adeta turizm şirketi reklamlarına döndü.

İlginçtir, filmin "boğucu" kısmı olan ilk yarısı, yani hastanede geçen sahneler çok daha sahici, güçlü ve vurucuydu. Ölüme yaklaştığını fark eden, ne yapacağını bilemeyen, bir yandan da fiziksel acıları olan iki yabancının daracık bir hastane odada yaşama tutunmaları; daha ilgi çekici ve daha güzeldi.

Ne zaman ki hastaneden çıktılar; dünyadaki 7.5 milyar insana denk gelmeyecek şekilde piramitler senin Tac Mahal benim gezmeye başladılar, hikaye biraz yavanlaştı, yapaylaştı. Üstelik extrem spor yaptıkları sahnelerle de film teknik olarak da yapaylığını iyice arttırdı. O ilk 45 dakikadaki hava kayboldu.

Zaten sonu da bir Hollywood klişesine bağlandı. Biraz hüzünlendik, duygulandık. Fakat filmin sonunda hüzünleneceğimizi de biliyorduk. Ondan önceki 90 dakika bizim için daha önemliydi ama orası da beklentinin altında kaldı.

Yine de pişman değilim. En azından Nicholson ile Freeman izledik. Özellikle, bu film için saçlarını kazıtan ve iyice yaşlandığı belli olan (ki o zaman sene 2008) Jack Nicholson çok iyiydi. Yılbaşı akşamımızı mahvedecek kadar kötü bir film de değildi. En azından akıcıydı. Sıkmadı. Araya birkaç tane hoş diyalog da sıkışmıştı. Allah bereket versin...

Ayrıca film, bittikten sonra insana bir "Bucket List" de yaptırıyor. Beklediğimiz ilham bu değildi belki ama olsun. Bir ihtimal; bizi de harekete geçirebilir. O zaman filmin 'gücünü' bir daha değerlendiririz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder