nostalji. futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostalji. futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Haziran 30

Transfer Nostaljisi #3


2000 yazına geri dönüyoruz. Türk futbolunun en güzel sezonunun başına. Tamamen subjektif bir cümle bu ama aksini iddia etmem, edemem. Her anıyla çok heyecanlı geçen bu sezonun transfer dönemi de oldukça sükseli olmuştu.

2000 yılının UEFA Şampiyonu Galatasaray, 5.şampiyonluğu kazanmaktan çok Şampiyonlar Ligi'nde başarı istiyordu. Güçlü ve kaliteli kadrosunu hocası ve santrforu dışında korumuştu. Türk futbolunun en önemli ikonlarından ikisi Fatih Terim ve Hakan Şükür İtalya'nın yolunu tutuyordu. Hoca açığı, Commandante'nin hemşehrisi Lucescu sayesinde dolmuştu. Geriye santrfor kalmıştı. Yedek forvet Arif Erdem, Real Sociedad'a geçmiş, onun açığı Samsunspor'un gol kralı Serkan Aykut ile doluyordu. Ama büyük hedeflere büyük golcülerle ulaşılırdı.

Gündemde 3 tane forvetin ismi vardı. Yanılmıyorsam Mehmet Cansun, bu 3 isimden 2 tanesini kadromuza katacağımızı beyan etmişti. Real Madrid'in belalısı Mario Jardel, Hırvatların yıldızı Alen Boksiç ve suyun karşı tarafından Viorel Moldovan. Açık söylüyorum ki 15 yaşındaki bir delikanlı olarak en çok Moldovan'ı istiyordum. Ezeli rakibin yıldız topçusunu almanın dayanılmaz hazzını yaşamak bir yana Moldovan hakikaten beğendiğim bir forvetti. Ve ondan bir önceki Rumen forvet Adrian İlie de bir o kadar sevdiğim isimdi. Rumen olsun çamurdan olsun Hagi-Popescu-Moldovan koysun Cimbombomun şampiyon olsun isterdim.

Üstelik Moldovan'ın Florya'ya geldiği haberleri o günlerde İstanbul dışında olan ben ve arkadaşlarımı oldukça heyecanlandırmıştı. O günlerde güneydeydim ve Fenerbahçeliler çok mutluydu. Çünkü o güne kadar yabancı transferini çoktan halletmişlerdi.

Galatasaray'ın şampiyonluk serisine son vermek isteyen Fenerbahçe, takımın başına milli takımın hocası Mustafa Denizli'yi, o ise takıma Revivo-Rapajç-Lazetiç üçlüsünü getirmişti. Hangisi hangi gün geldi çok net hatırlamıyorum. Ama mayıs ayının sonunda Andersson ilk gelen isimdi. Fenerbahçe'nin Hakan Şükür tipi santrfor arayışlarındaki son noktaydı. 1994 Dünya Kupası'nın yıldızı çubukluyu giyecekti. Andersson için harcanan para medyanın oldukça ilgisini çekmişti. İsveçlinin eski günlerinden uzak olduğu iddia ediliyordu. Ama sonuçta dünya futbolunun en önemli isimlerinden biriydi. Andersson transferi Fenerbahçe'yi transfer sezonunda -her zaman olduğu gibi- 1-0 öne geçirirken, Moldovan'ın yolunu açtığı için beni sevindiriyordu.

Fakat Moldovan gelmedi. Avrupa Gol Kralı Süper Mario Jardel transferi, Cem Uzan özneli haberlerle duyuruldu basın tarafından. Eleştirilecek hiçbir şeyi olmayan, leblebi gibi gol atan bir forvetti. Real'e attığı goller 25 Ağustos'ta oynanacak olan Süper Kupa Finali öncesi özgüvenimizi arttırıyordu. Ama ne yazık ki, ne Moldovan ne de Boksiç Galatasaray'a geldi. Lucescu'nun çalıştığı 4 sene boyunca zihinlere kazıdığı "takım içi denge" felsefesi bir başka pahalı forvetin Galatasaray'a gelmesini engelledi. Türk futbolunun o sezon geldiği nokta böyleydi. Jardel transferi bizi kesmemişti.

Fenerbahçe ve Galatasaray'ın transfer borsasını sadece ülkemizde değil Avrupa'da salladığı o günlerde Beşiktaş oldukça sönük kalan bir transfer gerçekleştirdi. Avrupa futbolunu yakından tanıyanlar gelen tehlikenin farkındaydı ama isim olarak Jardel'in de Andersson'un da bir satır altındaydı. Fransız siyahi futbolcu, Lens'ten ülkemize gelirken, kimse onun 9 sene sonra reklamlarda-filmlerde oynayacak kadar kült bir isim olacağını tahmin edemiyordu. Pascal Nouma, o yaz günlerinde Jardel ve Andersson haberlerinin arasında kaybolsa da, sezon başlangıcından itibaren, Türk futbolunun en unutulmaz figürlerinden biri olmaya başlıyordu. Jardel 1 sezonda 22 gol, Anderson ise 2 sezonda 19 gol atarak ülkemizden ayrılırken, Nouma 9 sene boyunca en çok konuşulan, hatırlanan isimlerden biri oluyordu.

Perşembe, Mayıs 28

98-99 sezonuna ait çok gereksiz bilgiler


* 1998-99 sezonunun kahramanı Elvir Balic'ti belki ama sezon başı gelen ve birkaç maç sonra gönderilen Sergio Nerves'i kimse unutamadı. Aynı Elvir Balic'in 4-3 biten Gaziantepspor maçının devre arasında stadı terkettiği taksi kaza yapmıştı. Bu maç 00-01 sezonunda olmuştu ama olsun...
* Hattrick yaptığı zaman Moldo-van-two-three gibi gerzek gazete başlıklarının atılmasına sebebiyet veren Viorel Moldovan o sezonun başında transfer edildi ve gönüllerde taht kurdu.
* Dino Baggio ve Fabio Cannavaro'nun kırmızı kart görüp 9 kişi kaldığı maçta o zamanlar dünyanın en iyi takımlarından biri olan Parma mağlup edildi. Rövanşta Saffet Akbaş'ı durduramamıştık. Ayrıca bu turdan önceki Göteborg maçında spiker İlker Yasin Balic'le "sağ ayağınla vurur musun, vurursun, vurdu gol!" tadında sohbete girmişti. Sevda Demirel de maçtan sonra gol sevinci sırasında tribünde taciz edildiğini iddia etmişti.
* Madem sizde Vedat var, bu tarafta da ben varım diyerek kırmızı kart + penaltı ile Kadıköy'de son kez berabere biten bir lig maçına sebebiyet veren Erol Bulut da bu sezonun önemli figürlerindendi.
* 9 maçlık galibiyet serisi vardı bir de. Samsun'lu kasap Vural'ın Metin'in ayağını kırması ile bozulan ayarlar düzeltilemedi bir daha. Metin'in gözyaşları hala aklımda... O maç 1-1 bitmişti. Bir sonraki Samsun deplasmanı Rüştü'nün dövüldüğü haftaiçini takip eden haftasonuydu. Bir sonraki Samsun deplasmanında ise şampiyonluk gelmişti.
* Forma reklamı Rifle idi, uzun kollusundan olmak üzere bir adedi de halen dolabımdadır.
* Yıldızı parlayan isimlerden biri de John Leshiba Moshoeu idi. O gerçi AHA'nın Çilibom klibine Ayşe'yi tavlayarak klasını konuşturmuştu ancak gerek 6-0 biten Adanaspor maçında gerekse de 3-2 kaybedilen (Şifo'nun son dakikalardaki nizami golü, Rüştü'nün ofsayt diye duraklaması) Beşiktaş maçnda uzaklardan attığı enfes gollerle kaldı aklımda.
* Portekizli Manuel Dimas... Güzel adamdı. Mustafa Doğan'ın İstanbulspor'lu Güven'in ayağını kırdığı maçta uzaklardan harika bir gole imzasını koymuştu ama onunla ilgili asıl hatırlanması gereken detay, transferini bitirmek üzere İtalya'ya giden Gürbüz Refioğlu'nun otel lobisinde uyumasıdır. Orada değildim, dönemin spor gazetelerinin yalancısıyım. Hem Gürbüz Refioğlu Odin ve Odinhan gibi efsanelerin de sahibidir.
* Bir önceki sene Avni Aker'den atılan ufak bir taşla Otto Baric'in yumuşak doku travması geçirdiği ve Fenerbahçe'nin haksız bulunduğu maç ile ilgili olarak kulüp bir sonraki sezonun Türkiye Kupası müsabakalarından men edilmişti. Dolayısıyla Löw'lü Fenerbahçe hiç Türkiye Kupası maçı yapmadı.
* O sezon bizi üzen en büyük olay kuşkusuz ligin sonlarına doğru Uche'nin ayağının kırılmasıydı. Aslında olaylar Rüştü'nün evde falçata ile elini kesmesi (eşi Işıl'ı kıskanıp cama yumruk attığı söylenir) ve maça bundan 8 yıl sonra sakat ayağıyla Antalya maçında Beşiktaş'ı şampiyonluk yarışına ortak edecek Murat Şahin'in çıkması ile başladı. Derken maçın başında Högh boş kaleye giden topu gereksiz yere elle çıkarıp, hem penaltıya hem de kırmızı karta sebebiyet vermişti. Beşiktaş'ın diğer golünü Ayhan Akman atmıştı. Maçı 2-1 kaybetmiştik. Diğer gol Erol Bulut'tan gelmişti. İyi futbol oynayan Löw Fenerbahçesi spor gazetesi deyimiyle derbi fakiriydi. Ama gerek Aragones'li gerekse de Turan Sofuoğlu ile geçen yarım sezondan biliyoruz ki, derbi kazanmak ligi kazanmak anlamına gelmiyor.
***
Eksiğimiz gediğimiz vardır muhakkak, aklıma geleni yazdım sadece. Fotoda gol sevinci yaşayan isimlerden biri olan Sergen ile ilgili hatırladıklarım daha çok Zeman'lı kanser sezonuna ait. Şampiyonlar Ligi'ne gitme şansını yitirdiğimiz 1-1 biten Kocaeli maçında Sadık İlhan tarafından kırmızı kartla atılması aklımda kalan tek detay.

Pazartesi, Mayıs 25

Hatıralar güzeldir...

Shell'in hatıra paraları vardı bir dönem. Bende Elvir Bolic vardı, Kutay'a sordum az önce onda Bekir Gül varmış. Ben Tugay Kerimoğlu'nun da vardı diye hatırlıyorum. Gittigidiyor.com vb. sitelerde 5 liradan satılıyor bu paralar, Tugay bugünlerde prim yapmış olabilir gerçi... Suat Kaya'yı görünce gülümsedim. Satışa çıkaran eleman çok temiz yazmış altına... Sanki araba anasını satayım. Bir de asıl dikkatimi çeken şey, paranın üstündeki adamın Suat'la alakası yok... Yine de hoşuma gitti, reklamsız sessiz sedasız elimize geçmişti diye hatırlıyorum bu paralar. Takım otobüsleri gibi Osman Tanburacı tarafından yapılan fren efekti eşliğinde reklamları yapılmamıştı.

Pazar, Nisan 12

İyi Bayramlar


Takvimde işaretli olan iki günden biri. Senede sadece iki kere şanslıysak biraz daha fazla yaşadığımız gün. Herşeyden daha çok beklediğimiz gün. Zaten birkaç gündür yaşıyoruz hafiften bayram coşkusunu. Bugun son günü. Bugün asıl gün. Bugün spor bayramı, bugün gençlik bayramı, bugün çocuk bayramı, bugün kimin şeker bayramı, zafer bayramı, kiminin de kurban bayramı.
Futbolcular fotoğraftaki gibi birbiriyle "bayramlaştığı" sırada milyonlarca insan bildiği tüm duaları okuyacak. Bazıları çok sevinecek, bazıları yıkılacak. Ama yıllar sonra bile bugün an an, dakika dakika hatırlanacak. Öncesiyle sonrasıyla içiyle dışıyla. Nice bayramlara...

Salı, Ocak 27

Şimdi Nerdeler?


Resimdekiler değil konumuz. Ama o günlere dair.Dün Harun Karadaş'ın hikayesinde bu şimdi nerdeler yazısı olmayacak demiştim. O yazı olmadı ama sanki birşey dürttü beni ve biraz nostaljik takılmam gerektiğini söyledi. Ama konu sıkıntısı çekiyordum. Sonra bir yerde karşıma efsanevi Galatasaray-Real Madrid maçının kadroları çıktı. Yedeklere baktım. Ve yazımın özneleri ile göz göze geldim.

Galatasaray tarihinin en iyi kadrosu, hayatımın en güzel sezonuunda Real ile İstanbul'da oynadı. 2-0 dan 3-2 oldu maç. Muhteşemdi herşey. Gidemediğim için en fazla üzüldüğüm maçtır. O tarihi kadronun 11i az çok belliydi. Hepsi iyi-kötü bir kariyer çizdiler o günden sonra. Ya futbolu bıraktılar ya da futbol hayatlarının son günlerini yaşıyorlar. Peki yedekler nerede şimdi? O kadronun dinlendiği zaman devreye sokulan futbolcular ne yapıyorlar?

Yazıyı kısa kesmek zorundayım, Sami Yen'e doğru yol alacağım çünkü.

Yedek kaleci Kerem İnan Karşıyaka'da şu an. Birkaç gün önce yazmıştım bir yazıda.
Madrid maçını oyuna girince değiştiren, şampiyonluğu kaybedince Fenerbahçe taraftarına yumruk atan, o sene taraftarın sevgilisi olan Fatih Akyel'in hikayesi Kerem'den daha acıklı aslında. Ama oynadığı takım Kerem'in üstünde. Kendisi pek oynamasa da Kasımpaşaspor'a bağlı şu an.

O takımın "yıllar sonraki Hagi" si Emre miydi yoksa Faruk Atalay mıydı? Sol ayağına çok büyük umutlar bağlanmıştı. Bursa'da 5 gol yerken sağ bekti. Sonra gözden kayboldu. Bu günlerde Hagi olması gerekiyordu.Şu anda Mersin İ.Y. takımında Kerem ve Fatih'in yanına gitmeye çalışıyor.

Gol kralı Serkan Aykut da Kerem ve Fatih ile aynı ligde. Evinde, özdeşleştiği yerde. Samsunspor'da bazen takımı kurtarıyor bazen kadro dışı kalıyor.

Arif Erdem futbolu bıraktı.
O kulübede bir kişi daha vardı. O da birazdan benim gideceğim maça ya 11 başlayacak ya da yine aynı kulübede oturacak. Emre Aşık'tan bahsediyorum. Türk Futbol Tarihi'nin son 15 yıldaki en önemli figürü bence.

Salı, Aralık 2

Her Tharafın Berlin Olsa Ne Yazar


Yarın Galatasaray, Hertha Berlin karşısına çıkacak. Yaklaşık 9 sene önce yine aynı yerde, aynı atmosferde bir maça çıkmıştı. Grubun sondan bir önceki maç haftasıydı, Galatasaray için tamam-devam niteliğindeydi. Bu sefer alınacak beraberlik bile yeterken , o maç mutlak galibiyet gerektiriyordu. Üstelik bu sezon alınan 1-0lık Metalist yenilgisi, o maçın öncesindeki 5-0lık Chelsea hezimetinin yanında devede kulak kalır.

Fatih Terim Chelsea-Berlin maçları arasındaki süreçte yine zırvalamıştı(!). Güya 17 Mayıs günü Danimarka'da oynanacak UEFA finaline Galatasaray gidecekti. Terim "biletleri şimdiden alın" diyordu. Lafazanlık işte. Değil finale kalmak, Uefa maçı oynamak için grup liderini Berlin'de yenmek, ardından da dünya devi Milan'ı Sami Yen'de boğmak gerekiyordu.

Galatasaray 2 önemli, 1 çok önemli eksikle Almanya'ya gitti. İki bek Hakan Ünsal ve Ümit Davala'nın yanısıra Commondante Hagi yoktu. Bu eksikler zaten sık sık takımı o düzenle çıkartan Terim'i 3lü defansa zorlama bahanesi oluyordu. 26 Ekim 1999 günü sahaya çıkan 11in en gerisinde kalede Claudio "çok güzel" Taffarel her zamanki güveni veriyordu. Geri üçlüde bu görevi Popescu üstlenirken yanında saatli bomba Fatih Akyel ve arka direk golcüsü Capone vardı. Orta 5lide 3 bücür Okan-Suat-Emre olmazsa olmazdı. Yanlarında Hasan Şaş ve efsane kadronun en gereksiz oyuncusu yarışmasında Marcio ile çekişen Ahmet Yıldırım vardı. İleri ikili güzel ikili Hakan-Arif'ten oluşuyordu.

Maçın ilk yarısı oyun olarak istediğimiz şekilde gitse de Norveçli Kjetil Rekdal'ın attığı penaltı golüyle 1-0lık mağlubiyetimizle son buluyordu. İkinci yarı Türk futbolunun en önemli başarısının startı olmuştur. Oyuna Ergün ve Tugay girince teknik kapasite iyice artmıştı. İlk 2 gol kraldan geldi, ondan sonra 4-1lik deplasman galibiyetlerinde gol atma geleneği olan Tugay golünü attı. Golden sonra yaptığı koşu da unutulmaz. Futbolunun son döneminde Rangers'a transfer olup Uefa zaferini yaşayamayan Tugay, 9 senedir Ada'da. O gol de Galatasaray formasıyla son golü olmuştur. Noktayı Okan Buruk koydu maç sona erdi.

Galatasaray grup liderini devirdi, bir sonraki maça umutlarını taşıdı. Sonrası malum Galatasaray tur atladıkça Star gazetesi efsane oldu. Ertesi gün ilk kıvılcım gelmişti zaten:

HER THArafın BERLİN Olsa Ne Yazar