tofaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tofaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mayıs 19

Galatasaray 92-64 Tofaş




Ergin Ataman maç sonunda gerekli konuşmayı yaptı zaten. Cumartesi günü saat 13.00'te bir play-off maçı oynatmanın akla ve mantığa uygun hiçbir tarafı yok. Galatasaray futbol takımının şampiyonluk kutlayacağı bir güne basketbol maçı koymak da çok saçma. Bu düşüncesizlikler Türk basketboluna ilginin artmasını engelleyecek durumlar doğrurur. Belki de federasyonun ve Lig Tv'nin de TBL'ye karşı olumlu bir bakış açısı yoktur.

Güneşli bir mayıs gününde Balat'ta kahvaltı etmek varken maça gitmek... Uyumak varken maça gitmek. Sabah uyuşukluğu üzerimizde. O yüzden salona da geç giriyoruz. Girdiğimizde takımın da aynı uyuşuklukta olduğunu seziyoruz, çünkü skor beklediğimiz gibi değil. Başa baş gidiyoruz. Beklediğimiz bu değildi. En azında son 15 saatte kendi aramızda yaptığımız Mahmuti-Efes-Kolej eksenli esprilerden sonra bir sürprize hiç hazır değildik.

Neyse ki Arroyo bizde. O geldiğinden beri hiç yenilmedik. Sanırım 18 maç oldu. 2 haftadır maç yapmayan takımın oyunun sonunda düşeceğini tahmin ediyordum, tam tersi oldu. Ataman da farka rağmen yedeklere ve gençlere fazla şans vermedi. Son dakikalarda ideal 5'e yakın bir oyuncu grubu sahadaydı. Bu da farkın 30'a yakın olmasını sağladı.

Bize ve bir çok üst sıra takımına zorluk çıkaran Tofaş ise bu maçta çok hafif kaldı. Belki hedefe ulaşmanın rehaveti. Başta Kenan olmak üzere birçok oyuncuda sezdiğimiz de buydu. Şu da bir gerçek Nihat İziç olsaydı bu tarz şeylere izin vermezdi.

Yine de Bursa'da daha zor bir maç olacaktır. Geçen sene ilk turda elediğimiz Tofaş'ı bu sene de iki maç sonunda elersek çok büyük avantaj olur. Fikstürü sıkışıklıktan kurtarmak da oldukça önemli...


Pazar, Aralık 16

Galatasaray 71-61 Tofaş



Bu sefer maça geç kalmadım. Olabilecek en erken zamanda içeri girdim. Ama takım benden daha sonra geldi maça. İlk iki periyot büyük sıkıntı yaşadık. Cenk'in bireysel katkısıyla ayakta durmaya çalıştı uzun süre. Sonradan gerisi geldi de derbi öncesi sürpriz yaşanmadı.

Donetsk maçı sonrası böyle bir atmosfer bekliyordum. Takım, psikolojik olarak ufak da olsa bir çöküntü yaşadı. Bunu ilk periyotta görmek mümkündü. Taraftar ise yine salona gelmemekte diretti. Gerçi bu sefer normal. Donetsk maçının hayal kırıklığına; geçen pazar Ahmet Cömert'te yaşananlar, ve futboldaki derbi eklenince tribün, ufak çocukların Galatasaray ile buluşmasına döndü. Tribün büyükleri bile maça fazla ilgi göstermedi.

Geçen sene Antalya'ya yenildiğimiz maç esnasında bütün tribün Florya'da toplanmış, takımı Kadıköy'e uğurluyordu. Şimdi de akıllar futboldaydı herhalde. Bir de Beşiktaş derbisi dışında çoğu iç saha maçını Cumartesi 16.00'da oynamış olduk. Daha uygun saatlere çekilse, tribünün daha çok dolacağına inanıyorum. 

Neyse ki takım ikinci yarıda maça dönmeyi başardı. Alıştığımız Galatasaray geri dönünce maçı kazanmak kolay oldu. Jamont Gordon TBL'deki en yüksek sayısını Tofaş'a attı; 18 sayı; hangi ara attı izlerken bile fark edemedim. Hawkins sene başındaki gibi değil ama en kötü gününde bile etkili.. Furkan'ın çabası ve Ndong'un ribaund katkısı iç rahatlatıcı...

Tofaş, geçen senenin en sempatik takımıydı. Bu sene o sempati kaybolmuş gibiydi. Takım yine iyi ve sert oynuyor. Ama fazla adrenalin pompalıyorlar sanırım. Gereksiz yere gerginlik yaratıyorlar. Başka maçlarda işe yarar ama Galatasaray karşısında ter teper. Tribünü maçın içine sokmak için Kenan Sipahi'nin gereksiz yere Cenk Akyol'a atarlanması yetti.

Maçın sonu Fenerbahçe'ye sataşarak geçti. Fener Sami Yen'e nasıl gelecek ile Ataşehir Fener'e mezar olacak arasında geçen son dakikalar. Belki de uzun bir aradan sonra ilk defa 2 dileğim var tezahüratı gerçekçi oldu.



Çarşamba, Mayıs 9

Tofaş 73 - Galatasaray 79



Eğer finale çıkarsak ve finalde Banvit ile eşleşmezsek sezonun son İstanbul dışı maçıydı. Bursa'ya gitmeye hevesli değildim ama bu "son" bir vesile oldu. Gönülden geçen Aliağa veya Karşıyaka eşleşmesiydi ama kısmete Yeşil Bursa'nın Tofaş'ı çıktı.

2010 yılında Eskişehirspor maçı için Eskişehir'e giderken, henüz daha bizim semtten, Bostancı'dan trene binmemişken, onlarca Eskişehirspor taraftarına denk gelmiştim. Bu sefer onu da aştım. Galatasaray Basketbol Takımı bizle beraber aynı feribotla gelir mi diye düşünürken Ertuğrul Sağlam, Turgay Bahadır, Basser gibi Türkiye Kupası finalisti takımının emekçileri ile karşılaştık.

Bursa'ya gitmek çok kolaymış. İdobüs, hem hesaplı hem hızlı, hem sürekli var. Kabataş'tan Bursa'ya 2 saatte vardık. Olimpiyat Stadı'nda maça gitsek bu kadar kısa sürmez.

Bursa'da salon, stadın hemen yanında. Stad şehrin merkezinde. Rakip Tofaş olunca sıkıntı olmuyor, 3000 kişilik salonu yarısı Galatasaraylı, diğer yarısının yarısı da boştu. Ama sanırım Bursaspor maçına deplasmana girmek büyük sıkıntı olur. 

Takımı salonda görünce irkildim. Çok garip bir sezon yaşıyoruz. CSKA, Olympiakos  maçları, o atmosfer, o duygular nereden baksan 2-3 ay öncesi, ama şu antakıma çok yabancıyım. Futbola kısa sürede çok çabuk evrildik. Ender Arslan'ın bizde olduğunu unutacak kadar. Aslında bu açıdan bakarsak, bir günlüğüne şehir dışına çıkmak, İstanbul'dan kaçmak iyi oldu. Cumartesiyi, derbiyi, şampiyonluğu, futbolu unuttum. Stres, gerginlik kayboldu. Şüphesiz perşembe akşamı yine tavan yapacak bu duygular ama en azından 2 gün kazandım. 

Biraz Tofaş'tan bashetmek lazım. Normal sezonda İpekçi'de oynanan maçtan sonra da aynı şeyleri düşünmüş ve yazmıştım. Sanıyorum Türkiye Basketbol Ligi'nin en sempatik takımı. Öyle bir havaları var ki, sanki amatör sporculardan kurulmuş, tesadüfen Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye, Efes'e rakip olmuş, buna rağmen mücadeleleriyle herkesin beğenisini kazanmış ve daha da kazanacak bir takım. Cümlenin ikinci kısmı doğru zaten. Tofaş'ı sevmeyen yoktur. Ama nasıl oluyor da profesyonel bir takım bu kadar amatör bir ruh taşıyabiliyor. Sahaya çıkışları, benchte konuşmaları, tavırları, hareketleri, sevinçleri, üzüntüleri, 2.sınıf bir spor filminde herkesin hoşuna giden o "kolej takımı" havası ne ayak? 

Buna rağmen oldukça akıllı oynayan bir takım Tofaş. Bu sene aldığı sonuçlar herkesin malumu. Lider bitirilen sezonda, 8.sıradan  Tofaş'ı yakalamak kısmetsizlik. Aliağa'dan da, Karşıyaka'dan da daha iyi bir takım. Bu maçı kazanmak da bu yüzden önemliydi. Beşiktaş-Fenerbahçe serisinin son maça kalacağını tahmin ederek hem fazladan dinlenme imkanı yakalamak hem de seriyi uzatmayarak Tofaş gibi bir takımın olası yıpratmasından kurtulmak güzel oldu.

Fakat kazandık diye gerçekleri göz ardı etmeyelim. Takım iyi oynamadı. Bazı oyuncuların form düşüklüğü umarım yarı-finalde derbi konsantrasyonu sayesinde normal döner. Mesela Andriç, Savoviç fena seviyede. Furkan zaten sıkıntılı bir sezon geçiriyor (normal olarak), bir de düğer uzunlardan yardım gelmeyince çocuğun yükü artıyor. Gordon eski Gordon değil. Kenardan beklenen katkı gelmiyor. Maçların son topa kalması, rakip kim olursa olsun, alışkanlık haline gelmiş.

Zuza ve diğer yabancılar çok zorladı. Maç zora girdi. İtiraf etmek gerekir ki hakemler de biraz itekledi. Aslında şöyle diyelim, ivmeyi yakalayan takımı geri çektiler. O ivmeyi bizden daha çok defa yakalayan Tofaş'ı da daha çok çektiler. Tabi fark erirken mola almayan Nihat İziç de ekmeğe yağ sürdü.

Tutku Açık, hastalıktan döndükten sonra müthiş. Oynamadığı maçların ezikliğini hissediyor ve acısını çıkarıyor gibi. Maçı ve haliyle seriyi alan isim o oldu. Tofaş deplasmanının zor olduğunu biliyorduk, o yüzden çok da karamsar olmaya gerek yok. Fakat yarı finalde bir derbi bulacağız ve iki olası rakibimizin de kadrosu bizden daha iyi. Oyunu, akışı bir üst seviyeye çıkarmak lazım.

Galibiyetle dönmek güzel oldu. Bursa'yı da sevdik. Terminal ebesinin nikahında olmasa daha iyidi. Bu sene Sakarya ve Bandırma'ya gitmiştim, Bursa kıyas kabul etmeyecek bir yer.


Cuma, Mart 9

Galatasaray 103-102 Tofaş




İpekçi'de alışılmışın dışında farklı çarşambalar,perşembeler. CSKA maçında, Olympiakos maçında dolan tribün Tofaş maçında boş kalacak. Bunda şaşılacak birşey yok. Beklenen bu. Fakat garip olan bizim bundan zevk almamız. Çarşamba günü saat 8'de oynanancak bir Tofaş maçında tribün boş kalır ve maç güzel geçer. Gün güzel geçer. Eğer beklenenin dışında birşey olur da Tofaş maçında tribüne 5000 üzeri kişi gelirse o maç da efsane olur. Maç yine de efsane oldu. Bu sefer saha içinde olanlar sayesinde.


Galatasaray Basketbol Takımı, son topa kadar mottosunun bokunu çıkarmıştır. Hadi Olympiakos, Prokom maçlarında anladık, Fenerbahçe ile Cumhurbaşkanlığı ve Beşiktaş ile kupa maçlarını da anladık ama Tofaş maçında ne oluyor? 2 uzatma nedir? Çok güzel maç oldu, keyifle izledik ama biz de taraftarız haliyle. Keyif de bir yere kadar. Bir yerden sonra "bitirin maçı, koparın maçı" diyoruz. Ha keşke bitmese 5-6 kere uzasa, hiç çıkmasak. O da olurdu. Ama sonunda kazanmak lazım.

O kadar uzun bir maçtı ki, başını hatırlamak mümkün değil. Net hatırladığım, Mahmuti için hazırlanan tezahüratlar ve pankartlar. Hocanın doğum günü kutlanıyor. Normalden farklı olarak Shumpert'ın artık sokmaya başladığını hatırlıyorum. Onun dışında alışılmış şeyler. Ship görev adamı, Gordon yıldız, Andriç ve Furkan kanser edici, Savovic hayalet.

Tofaş tehlikeli takım. Efes'i, Fener'i, Beşiktaş'ı yendi. Genç çocuklar var. İlk 5 sanırım 3 yabancı + 2 tane 1993 doğumludan oluşuyordu. Veya bir ara sahada öyleydiler. Kenarda Nihat İziç, tam Tofaş gibi takımların hocası, korkutucu bir rakip. Maçı koparamıyoruz. İnat ediyorlar. Bazen Green, bazen Buckman atıyor. Bir yandan Kenan Sipahi'ye bakıyoruz. 1995 doğumlu, iki tane üçlük atıyor. Maçı uzatmaya götürüyor. (10 sayıyla TBL rekoru)Neyse ki gençler hata yapıyor. İki tane 5 faullu oyuncu rotasyonu daraltıyor. Yine de Buckman'a engel olmak mümkün değil. Geçen sene normal sezonun son maçında Antalya ile aynı salonda bize 34 sayı atan sarı saçlı, yine 34'i sallıyor. Böylece geçen sene oluşan dedikodulara da son sözü söylemiş oluyor. Maçı izlemeyenlere inandıramamıştık çünkü. Neyse ki Buckman'a yardımıc olan yok. Eski Barış Özcan olsa, Beşiktaş'ta defalarca yaptığı gibi hayatının maçını oynardı ama olmadı.

Buckman'ın uzatmlarda ayağını geri çekip atması, tekrar atması falan.. Maç gidiyordu. Caner'in ikide sıfırı sonu hazırlıyordu. Jamon Gordon Lucas. Büyük topçu olduğunu bir kez daha kanıtladı. İnanılmaz bir top çaldı maçı bitirdi. Maç bittikten sonra da Sloukas'a selam yolladı. Maçı da asist rekoru kırarak bitirdi diyeceğim ama iki uzatmaya giden maçta 11 asist onun için normal. Shumpert'ın ise Galatasaray'daki en yüksek sayısına (23) ulaştığını ekleyelim. Bir istatistik de Ship için verelim; bu sene ilk kez double-double yaptı (11 sayı - 11 ribaund).

Uzatmaları kenarda ayakta izleyen, salon içine turlayan Oktay Mahmuti hocama saygım her geçen gün artıyor. Cezası bitiyor, takımın başına dönecek. Shumpert'ın kendine gelmesi de ayrıca sevindirici. Standart bir çarşamba gününü galibiyet sevinciyle noktalıyoruz. Güzel...