Pazar, Ekim 5

Örnek Adamlar


Bu günlerde dünyanın gündeminde ekonomik kriz var. Borsa çökmüş, birşeyler olmuş. Hiç anlamam şu işlerden. Ne zararı dokunacak bize onu da bilmiyorum. Hayırlısı olsun. Bu krizler olduğu zaman hep böyle karelere rastlanır. Birbirini yiyen adamlar. Bağırıp çağırırlar.Çıldırmış vaziyette, gözleri dönmüş şekilde kameralara çıkarlar. Bir ekrana bakarlar. O ekranda hayatları şekillenir. Daha doğrusu hayatlarının oradaki oklara göre inip çıktığını düşünürler. Bunlar mahallenin en şık abileridir. Ama gerçek anlamda en şık abileridir. Takım elbiseyi giyerler, traşlarını olurlar evden çıkarlar. Amcalar hayran hayran bakarlar, örnek gösterirler çocuklarına, teyzeler damatları olsun diye kızlarına yalvarırlar. Kızların çoğu kesiktir zaten onlara.
Ama bir kriz çıkar, belgesel kanallarındaki aslanlar-zebralar gibi olurlar. Birbirlerini yerler, çıldırırlar. Mahalleli yine aynıdır, ama bunlar dünyanın değiştiğini sanır. Akıllı adamlardır ya dünyayı da onlar kurtarır onlara göre. Sonra kriz uzarsa ya intihar ederler, ya kalpleri tökezler.
Oysa tribüncü adam aptal adamdır. Boş yere takımını destekler, maça gider. Karnını o mu doyuruyor oysa. İpsiz sapsız adam. "Biz de geçtik o yollardan bir bok olmuyor" der amcalar, teyzeler hiç hoşlanmazlar, kızlar zaten muhattap olmazlar. Boş adamlar bunlar çünkü. Birbirlerini yerler arada.Argoyu küfürü eksik etmezler.Bağırıp çağırırlar. Üç kuruş paraları vardır, onun da hesabını yapmazlar. Yaparlarsa maç için yaparlar.Mahallede bir tek çocuklar sever bunları. Onlarda okullardan mezun olmaya başlayınca ilgilerini kaybeder. Zaten evde anne baba hep kötüler onları.Bunlar gibi olmamak lazım. Oysa diğerleri örnek adamlardır. Kravat takıyorlar onlar.Efendi adamlar onlar. Boynunda atkı dolanan adamdan hayır gelmez.

Grup II Dumlupınar Koşusu

Yarın, hatta bugün, Dumlupınar Koşusu'nda koşacak grubu görünce serbest çağrışım yaptı bazı şeyler, aklıma gelen şeyler var, paylaşayım dedim. İzbatur, Kafkaslı, Uçanbey triosunu bir kez daha izleme şansı yakalamışız, sırf bunun için bile konuşmaya değer bu koşu. Koşudaki tek 6 yaşlı safkan Kafkaslı. Kalanlar hep 5 yaşında ve ister istemez aklıma bu isimlerin 2006 yılındaki üç yaşlılığı geldi.
***
Mesela Zigana... Taylığında şampiyon adayı olarak gösterilirken sonradan sonraya kayboldu ortalıktan. Yanılmıyorsam bir de sakatlık geçirmişti. O da ekürinin diğer atı Kafkaslı gibi sık koşturulur, İstanbul çimi hariç yürümezdi diye hatırlıyorum. Yanılmıyorsam Haralar ve Hatay Koşuları'na ki bu iki koşu da üç yaşlı Araplar'ın klasiğidir, favori olarak girip gelememişti. Hatay Koşusu'nda özellikle 2007'de rekorlar kırıp pistin tozunu attıran İzbatur'un 9.15 ile geldiğini hatırlatalım. Zigana 1.70 ile 1.atmış. Hatay Koşusu Ekim'de koşulduğuna göre o tarihe kadar Zigana'yı favori yapan yarışlar koşulmuş demek oluyor bu. Bir tanesi benim en sevdiğim yarışlardan olan Çanakkale Zaferi Koşusu. Plase imiş. Nasıl oldu da 2006 yazının en çok aklıda kalan tayından bugün bahsedilmiyor bile? Bunu bilemiyoruz.
***
İzbatur benim izlediğim en iyi Arap atlarından biri. Bir kere zaten kötü bir Albatur yavrusuna denk gelmedik şimdiye kadar, özellikle geçen sene Mehmet Kaya idaresinde yaptığı yarışlar muazzamdı. Bu yıl bazı sorunları vardı, hatta bir yarıştan çıkarıldı, sonra kumda yarış gördü hep, bunlardan biri de Enternasyonel yarıştı. Ankara'da tabela yapamadığı koşuda tanıyamadık resmen İzbatur'u. Umarım bir sorunu yoktur, gerçekten kıymetli bir at.
***
Grubun enteresan atlarından biri de Uçanbey. O yıl benim favori tayımdı. Bu atın gününde olduğu zaman yaptığı sprinti dikkatle izlemek gerektiğini düşünüyorum. Bursa'da neredeyse Çetin'i geçecekti. İngiliz atları gibi kopuyor son düzlükte. Onun da 2007 performansına baktığımız zaman İzbatur'un Kafkaslı'nın katıldığı yarışlarda muhtemelinin en düşük verdiği yarışlar koştuğunu görüyoruz. Bu üçlünün katılıp da tabela bile yapamadığı yarış var desek ilkin kulağa inandırıcı gelmez. Ama var işte. 2007 yılı Malazgirt Koşusu... Al Dahma'nın 1600 metreyi 1.43'lere indirip Veliefendi rekoruyla birlikte kalbimizi de kırıp gittiği gün tabela yapamamışlar. 4 aylık aranın ardından koşacak Uçanbey.
***
2006 jenerasyonu verimli bir jenerasyondu bence. İstanbul çiminde harika yarışlar koşmuş Merkür vardı mesela, ne olduğunu bilmiyorum bu ata. Keza Ufukbir de tempolu atlardan biriydi. Bir iki kez kupon devirdiğini bilirim. Özellikle 2007 yılı TBMM Koşusu var ki cidden sağlam bir grup vardı o yarışta da. Belki efsane yarışlar konusu altında yazarız bir gün.
***
Çetin bir yarış olacak Dumlupınar Koşusu.

Cumartesi, Ekim 4

Jestler, mimikler

NTV'de haber anlatmak herhalde spikerlik mesleğini yapan biri için gelinebilecek en iyi noktadır. NTV bu, boru değil. Türkiye'nin en saygın haber kanalı. İki tane bayan spikerine dikkat çekmek istiyorum bu kanalın, ikisi de oldukça ünlü isimler. Bir tanesi Banu Güven, zerre mimiksiz anlatıyor haberleri, yüzünde donuk bir ifade, neden bahsederse bahsetsin, değişmeyen yüz hatları, uykusuz gözler vs...
***
Bir de Burcu Esmersoy var. Bir ara Günel diye Azeri asıllı bir şarkıcı kız peyda olmuştu. Didem diye de bir şarkısı vardı bu hanım kızımızın, pek meşhurdu. O klipteki Didem'di Burcu Esmersoy. An itibariyle daha saygıdeğer bir statüde olduğunu söyleyebiliriz. Ben onun anlatışını daha çok beğeniyorum. Spor Servisi'ne mutlaka denk gelmişsinizdir. Bir farklı anlatıyor, sürekli gülen bir yüz, her haberde ayrı bir jest. "Fenerbahçe'de sakatlar kervanına Alex de katıldı" derken gerdan kırmalar falan. Bana mı öyle geliyor acaba, bilemiyorum. At yarışı sonuçlarını anlatırken neden cıvıtıp, sırıttığını ise kendisine sormak lazım.

Cuma, Ekim 3

Transfer

Dünkü Metalist maçında bir kere daha görmüş olduk ki, bizim kulüplerimiz transfer yapmayı bilmiyor. Büyük paralar harcıyorlar fakat verdikleri kadar alamıyorlar. Ukrayna gibi, Rusya gibi ligleri izlemelerini geçtim, hastası oldukları Güney Amerika pazarından bile düzgün oyuncu getiremiyorlar. Gerçekten gelecek vaad edenleri çoktan ya Hollanda ya da Rus kulüpleri kapmış oluyor, orada kariyer parlattıktan sonra ise genelde pahalı liglerin yolunu tutuyorlar.
***
Bir tane daha Gökhan Gönül yok mudur Bank Asya'da? Ya da bir Mehmet Topal daha çıkaramaz mı bu ülke? Gerçekten özellikle de büyük kulüplerimiz, dediğim gibi hadi yurtdışını geçtim, kendi liglerini iyice izliyorlar mı? Mevcut kadrolarındaki yerli oyuncular çok mu iyi de Belediye'den Efe'yi görmek bu kadar zor oluyor ya da, bizden örnek vereyim Can ve Yasin çok mu güven veriyorlardı da ligin en sağlam yerli stoperi Egemen'i transfer etme gereği duymadı kimse. Ya yabancı transferleri? Yine Belediye'den Tjikuzu örneğini vereceğim. Bana göre ligimizdeki en iyi yabancı önlibero. Nasıl olur da kimse görmez, hayret ediyorum. Özellikle Beşiktaş için çok yararlı olabilecek bir oyuncu bence.
***
Ya yabancı transferleri. İnsanın harcanan paralara üzülmemesi elde değil. Dün Metalist'te stoper oynayan Papa'nın Türkiye'de oynayamayacağı kulüp var mı? Ya da orta sahada oynayan Jaja'nın? Keza Bellinzona takımının orta alanındaki Wahab'ın? Ben bu takımlarımızda bir izleme komitesi olduğunu zannetmiyorum, ki yok zaten bildiğim kadarıyla da. Teknik direktörden bağımsız, kulübün elemanları olmalı bence diğer ligleri izleyen. Büyük kulüplerimizin böyle bir istihdam politikası olduğunu, hadi onu geçtim buna gerek duyduklarını bile sanmıyorum. Ben bilirimci adamlar var her yerde. Ne kadar bildikleri de ortada. Bu arada Mesut Özil Almanya'da ayın genç oyuncusu seçilmiş. Şimdi getir bakalım getirebiliyorsan Türkiye'ye...

Perşembe, Ekim 2

Feride

İki Genç Kız'ı izlemediğim için, ilk kez Hatırla Sevgili'de görmek nasip oldu Feride Çetin'i. Hem iyi bir oyuncu, hem de hakikaten etkileyici bir güzelliğe sahip... Söyleyecek söz yok, topu Emel Sayın'a atıyorum...

İsmin ne dedi, söyleyiverdim
Feride, Feride
Aşkınla yanıp çılgına döndüm
Feride, Feride
Birden ona ben kalbimi verdim
Feride, Feride
Bittim, eridim, mum gibi söndüm
Feride, Feride

......

Efsane Yarışlar / 2007 yılı Fikret Yüzatlı Koşusu

Mümkün mertebe güncelden uzak durup, eski isimleri hatırlatmaya çalışsam da efsane yarışlar altında geçemeyeceğim bir yarıştır 2007 yılı Fikret Yüzatlı Koşusu. Sabırlı'nın sürdirek favori olarak girdiği, yarış boyunca, normal olarak onu tek yazan bütün yarışseverlere tırnaklarını yedirdiği, saçını beyazlattığı bir yarıştır.
***
Mayıs ayında koşulan bu yarışa, artık performans olarak bu gruptaki bazı rakipleriyle boy ölçüşemeyecek olan, genelde Fuat Çakar'ın tercihiyle Akındayım, geçen sene Fatih Sultan Mehmet Koşusu'nu kazanmayı başarmış, kalitesi tartışılmayacak olan ama öyle zannediyorum ki sorunlarından ötürü istikrar yakalayamamış George Thomas yavrusu Cincinnati Kid, Popular Demand jenerasyonunun en iyi atlarından, Özbelge ekürisinin Golden Sun'ı, üzerine ne yazarsak az kalacak olan, kısa ve orta mesafe şampiyonu, bundan 20 yıl sonra da eminim her 1600 metre yarışında bizlere "bir zamanlar bir Sabırlı vardı" dedirtecek olan, sprinti görülmeye değer Sabırlı, genelde kum yarışlarında başarılı olan Son Of Sun, ve önde kurduğu sert tempo ile kaça kaça bitirmeye çalışan, genelde Arap atlarıyla tanıdğımız Karacalar'ın Ezbiderli'si katılmıştır.
***
Yarış 1200 metrede koşulmuştu. Yarışın başlamasıyla birlikte bilinen temposuyla Ezbiderli öne düşmüş, onu Akındayım, Cincinnati Kid ve Golden Sun takip etmiş, yarışın büyük favorisi, muhtemeli 1,20 olan Sabırlı ise yine starttan biraz nazlı çıkmış, Karataş'ın teşvikleriyle önlere doğru yaklaşmaya çalışsa da son 600'e girilirken değil Ezbiderli'nin grubun uzak farkla gerisinde kalmıştır. Son düzlükten özellikle de son 200'den sonra içten Cincinnati Kid, onun da dışından bu yarışta mükemmel koştuğunu düşündüğüm Golden Sun atak yapmış, Golden Sun rahat bir biçimde liderliği almıştır. Sabırlı bu metrelerde ataklarını hızlandırsa da yine Golden Sun'ın oldukça gerisindedir. Hatta 2006 yılında yeniden yarış anlatmaya başlayan efsane spiker Ali Kayakıt bile bu metrelerde Sabırlı'dan bahsetmemektedir. Son 100'le birlikte Sabırlı'yı bize 20 sene sonra bile hatırlattıracak o muhteşem sprinti başlamış, at adeta kanat takmıştır. Ne kadar anlatsak az kalacak o muhteşem sprinti atan Sabırlı, yarışı burun ucuyla koparmıştır. Yalnız burada topu biraz da Halis Karataş'a atmak lazım. Son 100'e son sırada girmiş bir atı, üstelik 1200 metresi 1.09larda bitmiş çok süratli bir yarışta, değil kazanmak tabelaya sokmak bile başarıydı. O gün gerçekten imkansızı başarmıştı Sabırlı ile birlikte. İzleyen hemen hemen hiçkimsenin unutması mümkün değildir bu yarışı. Post fotoğrafı meşhur foto-finiş. Sabırlı dıştaki 4 numaralı at. Sabırlı bugün 7 yaşında. Son yarışında Kutiniadis'den uzak yiyip, üçüncü oldu. Yavaş yavaş okeye dönmeye başladı o da. Hey gidi Sabırlı!

Çarşamba, Ekim 1

0'a 0, elde var 1

Porto maçına göre daha derli topluydu Fenerbahçe, bunu da maçın kendi sahasında olmasına ve rakibin bu maçı kazanmak zorunluluğu olmamasına bağlayabiliriz. Bir camianın beklentisi taraftarından belli olur bence, Dinamo taraftarı meşalaleri yakınca onların da aslında beraberlik için geldiği belli oldu. Nitekim Semin de maçtan sonra 1 puan kazandık dedi. Kazanmak için geldiklerini söyleyince gerçekten korkmuştum, çünkü bu dönemde kazanmak için oynayan her takım Fenerbahçe'yi yenebilir. Savunmanın önündeki iki oyuncuya baskı da gelmeyince Fenerbahçe iyi top dolaştırdı ama dikine oynayamadı maalesef. Emre'nin göbekte olması, Uğur'un sola geçmesi beklediğim hamlelerdi ancak, dakikalar 70'i gösterdiğinde dahi kenarda ısınan adam yoktu.
***
Bu maçlık performansını eleştirebiliriz Aragones'in, gerçekten kitlenen oyunu açmak için hiçbir müdahalede bulunmadı, ama uzun vadede Aragones'i eleştirmek biraz belden aşağı vurmak olur. İdeal kadrodan 2-3 tane çok önemli oyuncu eksik, elindeki malzeme oldukça sınırlı, o malzemeyi tanıyana kadar yapacağı hataları da yapıyor (Önder'in stopere geçmemesi gibi) zaten. Ama artık gerçekten elindekini en verimli şekilde kullanmalı. Zaten kısıtlı bir kadroda bir de orta alanınızda dikine oynayabilecek tek oyuncu olan Emre'yi çizgiye koyarsanız hata yapmış olursunuz. Porto maçında daha da büyüktü bu hata, sağ çizgideydi Emre.
***
Maç sonrası oyuncu demeçlerini okuyorum, Emre ve R.Carlos biraz sabır demiş. Geçen sene iyi işler yapmış, oturmuş bir takımı vardı Fenerbahçe'nin. Yeniden yapılanmaya giderek büyük hata yaptı yönetim. Biraz sabır denecek bir durum olmamalıydı bu sene başında, üstüne koyarak gidilmeliydi. Elindekini tutamadığı gibi, yerine yenisini de koyamadı Fenerbahçe. Hoca değişimi, transfer politikasındaki yanlışlar, yanlış sezon planlaması ve söylemlerdeki geçen seneyi aşacağız uçukluğu hep olumsuz etkenler ama asıl kötü olan Fenerbahçe geçen sene ki ışığını kaybetmiş. Oyuncuların neredeyse içi boşalmış. Takımın süsü olması gereken Guiza, mücadelesiyle alkış alıyor, asıl mücadele etmesi gereken Selçuk 5 metre önüne pas atamıyor. Haydi bu kapasite meselesidir ve böyle bir adamı yıllarca Fenerbahçe'de tutmak yönetimin kabahatidir diyelim, ama mücadele etmemek, kaçak döğüşmek apayrı olaylar. Rakibe çift dalmak, nezaketen geri gelip yatarak topu kornere atmak mücadele edeğildir. Kaç top kazanmışsın, kaç kere olumlu kullanmışsın, dikine oynuyor musun, bunlara bakarım ben. Defansif oyuncu olmak, ileri gitmemek, ileri pas atmamak, risk almamak demek değil.
***
Hiçbir zaman çok kötü oyuncu olduğunu düşünmediğim ve burada da ona gelene kadar kimler var dediğim Maldonado dün yine takımın iyilerindendi, elinden geldiğince çabuk ve hatasız oynamaya çalıştı. Roberto Carlos bitmiş, okeye dönüyor. Volkan'ın kafasının maçta olmadığı her halinden belliydi. Kazım da ne zaman kırmızı görecek merak ediyorum gerçekten, özellikle ilk yarıda Gökhan'a hiç yardımcı olmadı.
***
Gelelim grup aritmetiğine. Bana göre Dinamo Kiev gruptan çıkmak istiyorsa dün alamadığı üç puanla büyük fırsat tepti. Herhalde adamlar ulan bunlar geçen sene çeyrek final oynadı, Chelsea'yi falan yendiler, üstelik Luis Aragones'le anlaşmışlar, 1 puan iyidir buradan diye çıktılar sahaya. Yoksa kazanmak isteyen takım, dün istediğini alırdı. Porto, dünkinden bile daha kötü Fenerbahçe ile üstelik kendi sahasında berabere kalmaktan şans eseri kurtuldu. Arsenal'in dağıtacağı belliydi, dağıttılar. Arsenal bu gruptan lider olarak çıkacak. Kalan üç takım da mücadele edecek. En az şansa sahip olan maalesef biziz, kazanmak zorunda olduğumuz maçı neredeyse pozisyona girmeden bitirdik, üstüne Arsenal'le iki maçımız var, üstüne Aralık ayında Kiev'de oynayacağız. Tablo olumsuz, 4-5 ay içinde iyi oluruz diyen Aragones'e inanırsak, 3.lük harika bir sonuç olur ve Fenerbahçe'yi şubat ayına gönderir. Yoksa grup ikinciliği gerçekten çok ama çok zor artık.
***
Maçtan gelince kafayı dağıtmak için 30 days of night filmini izledim. Severim vampir muhabbetini. Ancak gerçekten berbat bir filmmiş, izlemeyin.

Pazartesi, Eylül 29

Kafkaslı'nın dramı

Dram dedik ama bilip bilmeden konuşmak da istemem, çünkü bazı atlar hakikaten koştukça formunu korur. Ayrıca Kaya ekürisinin de Kafkaslı'yı üzeceğini hiç zannetmiyorum. Gerçekten büyük bir at, at yarışlarının Hakan Şükür'ü belki de. Uzun süre kimse onun ulaştığı başarılara ulaşamaz, geliri neredeyse 6 trilyona ulaşacak, bu gerçekten bir rekor. Üstelik henüz 6 yaşında. Daha iki yıl bu formuyla koşmasını bekliyorum Kafkaslı'nın. Onun bu kadar tarihe geçmesinde nispeten zayıf bir jenerasyon yakalaması bir etken olsa da yine de bu onu ilgilendiren birşey değil ve hakkını teslim etmek lazım.
***
Ama eküri de artık işin cılkını çıkardı. Bir şampiyona yakışmayacak kadar sık koşturuluyor. Onun koşuyu son sırada takip edip, sinsice öne sokulup rahatça kazanmasını özlemek varken artık bültenlerde Kafkaslı ismini görmek istemiyorum. Geçen pazar İstanbul'da idi, hafta içi perşembe günü İzmir'de start aldı, bu iki yarışı kazandıktan sonra Bursa'da normalde yanına bile yaklaşamayacak Günaltay'a nihayet geçildi. Haftaya yine İstanbul'da. Sirk hayvanı gibi dolaştırılıyor, hakikaten yazık...

Tokatçı

Kemal Sunal'ın en sevdiğim filmlerinden biridir Tokatçı. Aslında başlık parası bulmak için şehre inen, şehirde gözü açılan Şaban tiplemesini birçok filmde gördük, bu da onlardan biri gibi gözükse de gerek filmdeki karakterler itibarıyla gerekse de Şevket Altuğ'nun muhtşem performansıyla diğerlerinden farklılaşır, zaten Şaban da değildir Kemal Sunal, Osman'dır.
***
Filmde Ali Şen yine zengin köy ağası Hasan Ağa rolündedir, güzel kızı Emine de Osman'ın evlenmek istediği kızdır, öyle ki Osman şehirde para birirktirirken aldığı simiti üç günde yemesi için kendi kendine telkinde bulunur ki, daha sonra Emine'yi yiyebilsin. Filmin ilk bölümleri köyde geçer, Şevket Altuğ'suz bu sahneler de oldukça komiktir, özellikle Osman'ın Hasan Ağa ile olan dialogları görülmeye değer:
- Yaa Hasan Ağa sen misin!?
- Benim, ne sandın ya?
- Ben de Emine'yi kaçırdığımı zannediyordum, iyi ki yüzünü gösterdin yoksa... hapı yutmuştun.
***
Osman, İstanbul'daki ilk günlerinde oldukça zorlanır, Türk sinema tarihine geçmiş, arkasında piliçlerin kızardığı camekana ekmek banma sahnesi yine bu filmdedir. Öyle zannediyorum ki bu sahneyi hemen herkes hatırlar. Hatta namuslu esnaf tavukçu ile Osman'ın dialogu da görülmeye değerdir. Osman kendisinden para isteyen tavukçudan, ona para vermemesine rağme harika pratik zekasıyla 50 lira para üstü ister ve alır, fakat bu pratik zekayı filmin bazı sahnelerinde göremiyoruz.
***
Şehirdeki ilk günleri sıkıntılı geçen Osman güçbela biriktirdiği parayı Osman trende çarptırdıktan sonra, bunu farketmeden köyüne döner. Bunun üzerine Hasan Ağa ile karşılaşması pek iç açıcı olmaz, Emine'yi yine kaçırır ve Hasan Ağa-Osman flörtü devam eder:
- Aaa, Hasan emmi gene mi sen? Ne zaman Emine'ye niyetlensem karşıma sen çıkıyosun! Sonunda senin başına bir kaza gelecek ama, du bakalım!
***
Çaresiz Osman, gerisin geri şehre döner, artık tek amacı bir an önce parasını biriktirip Emine'ye kavuşmaktır. Yine Türk filmlerinde çokça alışık olduğumuz seyyar satıcı malının reklamıyla meşgulken yankesiclik yapma sahnesinde asker arkadaşı Şevket'le karşılaşır, ancak tokatçılık yapmaya kalkışan Şevket'tir ve Osman'ı tokatlamaya çalışmaktadır. Asker arkadaşları buluşur ve hasret giderirler, daha sonra filmin en efsane sahneleri de başlar, Osman'ı büyük şehire ve tokatçılığa ısındırma turları... Bu esnada Şevket çokça madara olur, kah sokakta önünü kestiği kabadayıdan dayak yer, kah kumar masasından Osman'ın dürüstlüğü yüzünden dövülerek kovulur, üstelik de izleyiciyi yıkan replikler de bu sahnelerde gelir: "Yaaa Şevket, seni dövdüler, bana da para verdiler"
-Dur bakalım, nereye gidiyorsun, sökül paraları, en büyük benim...
-Yürrrü lan moloz, dertsiz başımı derde sokma benim, sen git kralın gelsin!
-Olur söylerim...
***
Şevket zamanla Osman'ı pişirir, kural tanımayan İstanbul'un zor şartlarına alıştırır, patlat tokadı deyip tokat yediği durumlar da olduğundan bu pek de kolay olmamıştır ama yine de ilk hedef olan Kumarbaz Avni'ye de gelinmiştir. Kumarbaz Avni, nam-ı diğer Ahlaksız Avni'nin tokatlanması çok zor değildir, keza büyük bir bavulla para dolu çantasını yutmak mesele değildir, zaten Osman da "bana böyle basit işlerle gelme, daha ağır işler ver ki kendimi göstereyim" der ama bu iş o kadar da kolay olmamıştır. Kumarbaz Avni, sosislisini ayrı büfede yer, sodasını ayrı büfede içer, sigarasını ayrı büfeden alır, Osman takip esnasında gittiği her büfede "bana da bi bardak su" der, arada başkasının çantasını alır ama en sonunda zor da olsa Avni'yi tokatlamayı başarır.
***
Filmin efsane karakteri Karbonat Erol ikilinin bir sonraki hedefidir, tabi o zamanlar lakabı da Karbonat değil Kara'dır. Köşkte geçen sahnelerde gerek Osman'ın kimin olduğunu bile bilmediği tablolardaki adamları morfinin, eroinin, esrarın mucidi diye tanıtması, gerek de Çinli hizmetkar Şogun kılığna giren Şevket ile çince konuşması filmi unutulmaz kılar. İkilinin amacaı takas esnasında, köşkü dravdan polis basmasıdır, plan hazırlanmış siren sesleri teybe kaydeilmiştir. Tam zamanında gelen baskınla, Karbonat Erol'dan yırtan Şevket ve Osman'ın bundan sonaki hedefleri Papatya Oteli'nde adamları bulunan Döviz kaçakçısı Veysel'dir. Fakat Veysel yurt dışında olduğundan güzel ikilimizin yolları yine Karbonat Erol'la kesişir. Karbonat Erol'un bu filmde Sarı Recep diye de bir adamı vardır ve başarılı karakter oyuncusu Süheyl Eğriboz tarafından canlandırılır. Karbonat Erol'u bu sefer tesadüfen tokatlamayı başaran ikili, öfkesini tahmin ederek kaçacak delik ararken Osman'ın aklına köyü gelir. Zaten başlık parasını da denkleştirmiştir ve geriye Hasan ağa ile hesaplaşması kalmaktadır. Bir tokat da Hasan Ağa'ya atar Osman, bir önceki tokatlamada Çinli olan Şevket, bu kez mühendis ayaklarına yatar.
***
Film gerçekten izlemeye değer, ayrıntıları gözden kaçırmamak lazım, telaffuz edilen isimler, oynayan tipler, ve yönetmen Natuk Baytan'ın bazı diğer Kemal Sunal filmlerinde de görebileceğimiz etkisi bu filmde de geçerlidir. Filmin beni gülmekten yerlere yatıran dialogu ise şöyledir:
- Yalnız bu Kara Erol denen adam bu numarayı yutar mı dersin?
- Aaaa...! Hem de kılçıklarıyla yutar.
- Ehehehe. Ben neyi merak ediyorum Şevket biliyor musun, bu paketlerdeki eroinin karbonat olduğunu anlayınca ne yapacak acaba?
- Eehehheeh, bilmeem.
- Erol gibi enayileri hayvanat bahçesinde kafese koyup göstermeli.
- Elli kuruşa da seyrettirmeli.
- Yahut da salatalık diye toprağa ekmeli...

Deniz Barış

Geçen sene barıştığım isimlerden biri oldu Deniz Barış. Hoş, geçen sene birçok taraftar takımdaki hemen herkesle barıştı. Deivid bunlardan biriydi, hatta bir önceki sezon istifaya çağırılan Zico da, yine bir önceki sezon yuhalanan Alex de. İster eşini kaybettikten sonra, ilk yılında Zico'nun zaman zaman Marco'dan vazgeçerek takıma onu koymasından bahsedelim, ister bu zorlu süreçte hayattan ve futboldan kopmayarak gösterdiği dirençten. Her halükarda geçen seneki geri dönüşü muhteşemdi Deniz'in. Üstelik bunu sezonun yarısından fazlasını sakat geçirmesine rağmen söylüyorum.
***
Bana kalırsa Fenerbahçe formasıyla çıktığı en iyi maçlarını da geçen sene oynadı. PSV deplasmanı mesela, belki de kariyerinin maçıdır. Deniz, 5-1 biten kupa maçından sonra sildiğim adamdı, Hakan Şükür'ün ilk yarıda attığı golde hala topa yetişebileceğini düşünüyorum. Bırakmıştı resmen, kaçan pozisyonlar falan hikaye, Fenerbahçe orada kaybetmişti belki de finali. O günlerden, taraftarın en sevmediği futbolcu günlerinden nerelere gelmişti Deniz. Taraftarla arasındaki bağ da enteresandı, Palermo maçında kaleciye geri pas attıktan sonra staddan çıkan homurdanmalara yanıt olarak, tribüne dönüp "ne yapayım ulan" dercesine iki elini yana açmışlığı da vardır, PSV maçında çirkef kaptan Timmy Simmons'a ağız dolusu arschloch demişliği de... Böyle böyle kazandı gönlümü.
***
Peki ne oldu bu adama? Deniz nerede şimdi? Neden bu berbat Fenerbahçe'de 1 dakikalığına bile oyuna giremiyor? Şunu kabul etmeliyiz ki yönetim çok kötü bir transfer sezonu geçirdi ve alternatifsiz bir kadro koydu Aragones'in önüne. Bu yüzden Fenerbahçe elindeki her oyuncudan maksimum yararlanmak zorunda. İyi bir yedek olması bile şüpheli olan adamlar bugün ik 11'de oynuyor bu takımda, ötesi yok. Kaçak döğüşenlerden, defansif orta saha olmayı geriye doğru pas atmak zannedenlerden daha kötü değil Deniz. Herkes üzerine düşeni fazlasıyla yapmalı artık, yarından başlayarak.

Pazar, Eylül 28

Efsane Yarışlar / 2004 yılı Başbakanlık Koşusu

Benim izlediğim Başbakanlık Koşuları içerisinde açık ara en zevkli bitmiş yarış işte bu yarıştır. Tıpkı 2000 yılı İsmet İnönü Koşusu'nda olduğu gibi çok kuvvetli bir grup yer almaktadır burada da, gerçi bir Grup I mücadelesi olduğu için zor grubu normal karşılamak lazım. Yine de bu koşuda start alan safkanlar gerçekten bir döneme damgasını vurmuş isimlerdir.
***
Daha ziyade kısa ve orta mesafelerde başarılı olmuş, özellikle 4 yaşlılığında seri birinciliklerle nevaleyi toplasa da sonradan sonraya zirveden uzaklaşan, benim şimdiye kadar gördüğüm en verimli jenerasyonun en iyi temsilcilerinden Akındayım; Yaman Zingal'ın "bundan bir cacık olmaz" diyerek yok pahasına sattığı, 7 yaşında iken bile yaptığı yarışlar kalitesini anlatmak için yeterli olan, Türk yarışçılık tarihinde Triple Crown yapabilmiş üç attan biri efsane Grand Ekinoks; Ankara'da takılan Cavcav ekürisinin atlarına "x to x" şeklinde isim koymasından nasibini alan ama yine de Ankara’da yaptığı yarışlarla akıllarda yer etmeyi başarmış Teeth to Teeth; rivayete göre Dubai'de tam yarışı kaybettiği anda yanından transit geçen atın jokeyinin "bye bye" demesi üzerine gazı alıp yarışı kazanan, Süleyman Akdı ile akıllarda kalmış Win River Win; ne zaman ne koşacağı belli olmamakla birlikte bu grubun kalite olarak altında kalan, halihazırda İzmir’de koşmaya devam eden Keremkoç; taylığında koştuğu başarılı kum yarışlarından sonra kalitesini çimde de ispat etmiş, Kitapçı ekürisinin Luxor ile birlikte en sağlam atlarından biri olmayı başarmış kara oğlan Wolf's Son; bana göre Ribella'dan sonra gelmiş geçmiş en iyi kısrak olan, kariyerinde bir çok grup koşu birinciliği bulunan, son düzlükteki inadıyla rakipleri perişan eden Mary Ellen; nasıl bir at olduğunu 2006 yılında koşulan Enetrnasyonel Topkapı Koşusu'nu yazarken anlatacağım Ribella; genelde başarılı yarışlar koşmuş olsa da genel performansı itibariyle mevcut rakiplerin yanından bile geçemeyecek Eylül Fırtınası; 2006 yılında benim diyen her atı geçmeyi başarmış, bana göre o yılın en başarılı safkanı Marlyn Monroe yavrusu Hücum; ve 3 yaşlılığında bu koşuya kaydı yaptırıldığına göre siz anlayın gerisini dediğim, aynı yılın Erkek Tay Deneme galibi, ahırın kapısını kırarak ayağını sakatladıktan sonra koştuğu yarışları bile başarılı olan, maalesef henüz 5 yaşında iken yarış hayatını noktalamak zorunda kalmış Kaneko koşuda start almışlardır.
***
Yarışı beklenildiği gibi Mary Ellen süratlendirmiş, bekleme yarışı yapan, koşunun sürdirek favorisi şampiyon Grand Ekinoks her zamanki gibi grubun arkalarında Wolf's Son ile birlikte yarışı takip etmiş, bir diğer acı sprinte sahip isim olan Ribella da Yalçın Akağaç ile elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmıştır yarış boyunca, artık ne kadar yapılabiliyorsa... Mary Ellen inatçı karakteriyle bence ona göre uzun olan mesafeye rağmen Grand Ekinoks'un kuvvetli ataklarına direnç gösterirken, geriden yaklaşan grubun en dışındaki safkan Wolf's Son son 50'de yarışı bir baş bir boyun koparmıştır. İzlenmesi en zevk veren bir kaç yarıştan biridir, izlenesidir. Youtube'da bulmak mümkündür, izleyindir... Gerçekten 10 yıldır takip ettiğim at yarışları içerisinde izlediğim en zevkli birkaç yarıştan biridir.

Öğren O Zaman

Soldan sağa: Baba Malcolm, oğulları;Avi ve Joel.


Aziz Yıldırım'ı hiç sevmem. Biri onun hakkında kötü birşey yazsa çizse içimin yağları erir, o derece yani. Ama bazen adamı eleştirecekler diye ne diyeceklerini şaşırıyorlar. Gerçi Türk spor yorumcularında klasik bir cümle oluşmuş, bir başkan eleştirilrken hep aynı şey söyleniyor:
Dünyanın hangi büyük kulübünde transferi başkan-yönetici yapar, hoca yapar transferi. Zaten başkanı kimse tanımaz, kim bilir Man.Utd. başkanının adını, ama Ferguson'u herkes tanır.
Kısaca bu tarz cümleler. Peki adama sormazlar mı, sen Berlusconi-Galliani'yi, Massimo Moratti'yi, Laporta'yı, Calderon'u, eskilerden Bernard Tapie'yi, Agnelli'yi, Jesus Gil'i,Sanz'ı tanımıyormusun? Milan,İnter, Real, Barcelona bunlar büyük takım değil mi?
Ama yok illa Manchester United. Sanki o da zor biliniyormuş gibi. Glazer kardeşler satın aldılar kulübü şehir çalkalandı, sürekli haber geçti,bütün dünya konuştu. Hadi bu yeni, ondan önceki kim?
22 yıl başkanlık yapan Martin Edwards. O da fuhus yaparken yakalandı, kimse bilmese daha iyidi, ama tanıyan çoktur. Bir tek bizimkiler bilmez.İşlerine gelmez.

Cumartesi, Eylül 27

Grup I Hatay & Grup I TJK

Sivas maçı yazısı yazacaktım aslında ama yazmak istemedim, içimden gelmedi, hiç ağzımızın tadını bozmayalım. Bayram geliyor, pazar günü iki tane babalar gibi Grup I koşu var, izleyelim neşemizi bulalım.
***
Hatay Koşusu'nu kazanan yanılmıyorsam yılın şampiyon arap tayı seçiliyor. Şimdi Turbo'ya birşey olur alakasız bir at kazanırsa Turbo'nun bu yılın en iyi tayı olduğu gerçeği değişmez. Hakikaten farklı bir at. 1600'ü geçen sefer bitirirken zorlandı, bakalım bu kez nasıl olacak, bekleme yarışı yaptığında neler yapabileceğini çok merak ediyorum. Ayabakan mesela kaybettiği tek koşu olan koşuda muhteşem bir sprint ile neredeyse 100 metre olan farkı 2-3 boya kadar indirmişti. Bu meziyetini de görmüş olmuştuk onun. Sonra yine ideal mesafesinde 1600 metreyi kaça kaça bitirdi. Üstelik çok sert rakipler önünde.
***
TJK Koşusu en sevdiğim Grup I mücadelerden biridir. Sezon bittiğinden genelde, son kurşunlar bu koşuda atılır. Trapper'ın yarış kariyerindeki son koşu budur mesela, keza Grand Ekinoks'un da kazandığı son yarış 2005 yılı TJK Koşusu'dur. Pan River'ın işi hakikaten zor bu sefer. Nash Bishop istikrarlı koşan bir at. Gazi'de favori gördüğüm isimlerden biriydi, çok kötü koştu, Selim Kaya idaresinde bu kez. Arada koştuğu 4 yarıştan üçünü kazanırken bir tanesinde Nihalim'e yarım boyla geçildi, kazandığı yarışlardan biri de Ankara Koşusu idi, ekleyelim. Inspector oldum olası sevmediğim bir at, tavşan atı sevmiyorum açıkçası. Şöyle sprinti olan bir at değil. Mesela Başbakanlık Koşusu'nda temposunu bozan bir isim olduğu zaman nasıl dağıldığını gördük, Evreka önde oldukça yıpratmıştı onu. Out of Control de benzer stilde ama Boğaziçi Koşusu'nda yine rahat tempo kurdu Inspector. Geçen hafta ki kum yarışı kötü olan Oğlumemre belki fırlayabilir ileri. Keza Led Zeppelin de tempolu atlardan biri, önde Inspector'un temposunu bozan olursa işi zor. Günün en zevkli mücadelesi olacaktır bence, ekürilerden birinin üstünde Karataş diğerinde Selim Kaya var, işte böyle iki rakibe karşı Pan River'ın neler yapacağı merak konusu.
***
Grup III Marmara Koşusu'nda Sabırlı-Kurtiniadis kapışması var. Ribella herhalde jübileyi yaptı artık bu koşuya yazılmadığına göre. Bıraktığı kesinleşirse bir Ribella yazısı yazmak farz. Kurtiniadis hayatının en formda günlerini geçirse de Sabırlı, Sabırlı'dır.

Cuma, Eylül 26

Namağlup


Onun oynadığı hiçbir uluslararası maçı ABD milli takımı kaybetmedi.
Tıpkı bir zamanlar bizim Hakan Şükür'ün gol attığı hiçbir maçı kaybetmememiz gibi.

Perşembe, Eylül 25

Efsane Yarışlar / 2001 yılı TBMM Koşusu

2000-2001 sezonu... Her anlamda unutulmaz. Hayat desek henüz Lise 1'deyim, hayata dair bildiğim şeylerin sayısı çok az, yavaş yavaş öğrenmeye başladığım yıldır belki de... Futbol desek, Mustafa Denizli demek sanırım yeterlidir. Gün geldi Kenneth Andersson'un sakatlığına üzüldük, gün geldi Rapaic'in frikiği ile coştuk, gün geldi Jardel'e giydirdik sırf farklı renkte forma taşıyor diye. At yarışlarında ise bana göre efsane sezondur. Ribella, Akındayım, Kurtaran, Dinyeper, Pawnee Rhythm gibi canavarların 2 yaşlılığı, Grand Ekinoks'un tarihe geçmesi, Özgünhan-Demirkazık-Anadolu Ateşi triosunun 3 yaşlılığı, Velociraptor'un dönüşü, Trapper'ın uğurlanışı ve Odinhan'ın talihsiz sakatlığı hep bu sezona denk gelmiştir ne hikmetse. Dedik ya bir kere unutulmaz sezon diye.
***
Bu unutulmaz sezonun unutulmaz yarışlarından birisi de 2001 yılı TBMM Koşusu'dur. Yine farklı jenerasyonlardan farklı isimlerin renklendirdiği bu koşuda, artık 6 yaşına gelip "seneye de koşar, sonra bırakır" heralde diyen herkesi yanıltan, kumu ayrı çimi ayrı zevk veren Ağakaraca; sadece ismi karizmatik olan Ağakılıç; kah Adana kumunda, kah Ankara çiminde üstelik de en formda günlerinde Odin'i geçmeyi başarıp Gürbüz Refioğlu'nun saçını beyazlatan Antepli; özellikle İzmir kumunda parlak yarışları ile hatırladığımız Gülerceler'in Magrip, x karaca ekolünden takılsa da güçlü orijiniyle dikkat çeken Pirkaraca; belki de üstüne ayrı bir yazı yazılmayı hakeden, koştuğu yarışta başka herhangi bir atı tek yazmak yürek isteyen, plaselerin en tehlikelisi Şirinoğlu; bu grupta ne iş yaptığını bilmediğim, herhalde oradan geçerken koşuya dahil olan Veyselcan; yarış kariyerini talihsiz bir sakatlıkla bitirmek zorunda kalmasına rağmen hiçbir yarışseverin halen unutamadığı, koştuğu 23 koşunun hiç birinde tabela dışı kalmayıp start aldığı süre boyunca hemen hemen bütün klasikleri kazanma başarısı göstermiş büyük şampiyon Odinhan ve hem Odinhan'a hem de Özgünhan'a kariyerlerinin en iyi döneminde kafa tutup zmaan zaman onları geçmeyi de başarmış, Kafkaslı ile aynı döneme denk gelse muhtemelen onun gelirini yarıya düşürecek olan Tamerinoğlu start almışlardır.
***
Koşuyu ekürilerden Pirkaraca ve Antepli süratlendirmiş genelde bekleme yarışı yapmayı seven Odinhan da, kendisine en çok yakışan jokeyi Selim Kaya ile son düzlüğe son sıralarda girmiştir. Son 400le beraber artan tempoda içten kabus at Şirinoğlu, dış kulvardan Tamerinoğlu ve onun da dışından kuvvetli sprintiyle Odinhan kopmuştur. Son 100'le beraber Odinhan koşunun liderliğini almış, bariyer dibinden Şirinoğlu'nun çabaları sonucu değiştiremeyince bu klasik koşuyu kazanan isim olmuştur. Bu yarışta ikinci olan Şirinoğlu yavru vermeden ölmüştür maalesef. Efsane yarışlara devam edeceğim... Biraz da İngilizler'den bahsetmek lazım...