Pazartesi, Kasım 3

Haftanın Espirisi


Muhabir: Hakan Şükür'ü alacakmışsınız doğru mu?
Şener: Yok değil, Hami ile Ünal'ı alıyoruz..

Tarihte Bugün


Galatasaray Milan'ı yendi, UEFA Kupası yolunda önemli bir adım attı. Bu sayede Star gazetesi efsane manşetler dizisine başladı.
Bir de Susurluk kazası oldu bu gün. Memlekette yer yerinden oynadı. Bağlantılar, rantlar, hesaplar, - Hasan Ali Atasoy gibi yazarsak-, hamaset içeren ilişkiler, birilerine biat edenler, tarikatlar, müridler ortaya çıktı. Bir dakika karanlık oldu evler.
Ama hiçbiri Milan maçı kadar önemli değildi belki de. Allah affetsin, Atatürk affetsin. Bizim de huyumuz bu.

Emre de yokmuş(!)

Milliyet'in sitesindeki bir haber dikkatimi çekti, "Emre'den Aragones'e şok cevap" diye... Emre daha tam düzelmediğini -ki kulübün dergisine verdiği röportajda da 2-3 hafta sonra ancak takıma katılabileceğini söylemişti- Arsenal maçında da oynayamacağını söylemiş. ŞOK cevap bu yani. Basına malzeme lazım tabi olur mu, Emre çıkacak, "ayağım kopsa bile oynarım" diyecek. Bugün Akşam gazetesinde de benzer bir haberi gördüm zaten, sinirlerim bozuldu. Bu fedakarlık değil, düpedüz gerizekalılık olur. Gökhan acaba ne zaman 3-4 aylığına sakatlanacak diye ödüm kopuyor maçlarda, her maça iğne ile çıkıyor, sakat sakat oynuyor.
***
Hem Emre'nin de mevcut fiziki durumuyla fazla katkı yapabileceğini zannetmiyorum. Yine gamsız Selçuk ve çapı bu takımın çapıyla örtüşmeyen Maldonado'ya bakıp saç dökeceğiz. Ancak Arsenal'de de hakikaten büyük eksiklikler var. Hem iyi oynamıyorlar, hem de ilk maçta başımızı çok ağrıtan Walcott ve Adebayor sakat. Ben beklenenin aksine Fenerbahçe'nin iyi oynayacağını ve iyi bir skorla döneceğini düşünüyorum Emirates'den. Taraf olmak da bu değil midir zaten?

Yine Karıştırdın Bizi!

Telegol yine güldürüyor. Şu an yayınlanan programda dakikalar önce konu Lubos Micheldi. Slovak hakem, hakemliği bırakıp S.Donetsk takımında yönetici olunca Samsunspor Maçının Hakemi sıfatlı Cem Papila, yıllar önce bir Telegol programında Çavuşeskulu cümleler kuran Lucescu'yu suçladı. Eğer böyle üst düzey bir hakem, mesleğini bırakıp ülke dışında çalışıyorsa kesin Lucescu'nun parmağı vardır demek istedi. Buna en çok kızan 2004 yılında şampiyon olan Fenerbahçe'nin 70lerdeki efsane kaptanı Ziya Şengül oldu. Ve canlı yayında aynen şunu dedi Papila'ya:
-O zaman niye Lucescu'ya bok atıyorsun?

Bu cümleye en çok eski gol kralı Tanju Çolak güldü. Olay tatlıya bağlandı, sonra yine sallamaya devam ettiler. Merakla izliyoruz.

Sheva mı Yoksa?



Linke tıklayınca çıkan resim bu.
Başlık ise aynen şöyle: Servet'in Ukraynalı Aşkı
Madem öyle yengenin üstünde niye Germany yazıyor.
Yoksa yine salladı mı medyamız?
Servet ve Ukrayna aynı satırda olunca akla gelen ilk isim de ister istemez Shevchenko oluyor.

Pazar, Kasım 2

İnsiyatif alabilmek

Fenerbahçe'nin bu sene oynadığı maçlardan sonra yazdıklarıma baktım. Çelişkili çok nokta buldum açıkçası, ama dünkü rezilliğin sorumlusu ne Aragones ne de yönetim bana kalırsa, Fenerbahçe'de oynayan futbolcu bir şekilde dünkü maçı koparacak. Olmuyor, olamıyor, gücü yetmiyor Fenerbahçe'nin...
***
Alex 101. golünü attı, ondan başkası zaten yalan... Guiza biraz, o da 1 atıyor, 5 kaçırıyor. Hafta içi Arsenal maçında yok Alex, belki de daha hayırlıdır. Semih-Alex-Guiza fazla lüks zaten bu ortasaha için. Adebayor ve Walcott dün sakatlanmışlar Hull maçında. Eğer oynamazlarsa önemli eksik olur ikisi de. Her ne kadar biz hiç ışık vermesek de...

Cumartesi, Kasım 1

Grup I 28. Cumhuriyet Koşusu

Açıkçası 2000 yılında Odin'in burun farkıyla Ağakaraca'dan kopardığı koşudan bu yana son yıllarda gördüğüm en sağlam grup bu grup. Bir yanda geliri 6 trilyona vurmuş Kafkaslı, diğer yanda geçen sene bu yarışı 1.44 küsurla kazanıp rekor kırmış, 2007'nin kuşkusuz en iyi atı İzbatur ve öteki yanda da Ayabakan. Senenin en iyi 4 yaşlı dişisi Yücelay ve 1400 metrede 1.29 ile Bursa'da rekor kıran Demirsoy da var. Gerçekten süper bir yarış olacak. Bir de benim tuttuğum safkanlardan biri olan Uçanbey var. Bu at tutma mevzusu da enteresandır zaten...
***
İzbatur bu yıl kumda kazanamadığı birkaç yarış ile karizmayı biraz çizdirmişti. Geçen sene Dayıbey ve Kafkaslı'yı sürklase ederek kazanmıştı ancak bu yıl bir kaç kez geçildiği için pek de güven vermiyor. Kafkaslı ise Alpak, Ateştopu vs. gibi bunlara göre nispeten zayıf atların yanında krallığını ilan etmişti ancak yıldan yıla gruplar sertleşti ve zaman zaman kazanma serileri ciddi sekteye uğradı. Bugün bu üç attan hangisi kazanırsa kazansın sürpriz olmaz... Ben bu yarışı Ayabakan'ın kazanacağını düşünüyorum. Bunun için herhangi bir sebep belirtmeye de gerek yok. Gerçekten muazzam bir safkan, izleyenler bilirler ancak. Bakalım saat 15.45'te 75.yıl Hipodromu'nda neler olacak...

Cuma, Ekim 31

Arkanı dön ve çık...

Ne yalan söyleyeyim, üniversiteden sonra çalıştığım bir yıl boyunca işe 2-3 kere isteyerek gitmişimdir, pek memnun değildim işimden. Aralık ayında askere gideceğim için kasım sonunda ayrılmayı planlıyordum ancak fazla trafiğe maruz kaldığım bir sabah kayışı kopardım, gittim istifamı sundum. Bugün de ceketi asıp ayrıldık. Lise, üniversite, iş tecrübesi derken hayatımda bir dönemi daha kapatmış oldum askere gitmeden.
***
Yalnız işin ilginç yanı işten ayrılırken çok daha mutlu olacağımı düşünüyordum, böyle olmadı. İşyerinde hemen hemen hepsi benden yaşça büyük, doğru düzgün tanımadığım insanlar buruldular ayrıldığımı öğrenince, askere gideceğimi söyleyince burukluk yerini üzüntüye bıraktı. "Ulan şu işten zil takıp oynayarak ayrılacaktım, ona bile müsade etmediniz!" demek nankörlük olur. Topu Mazhar abiye atıyorum...
***
Nasıl da paylaşıyor insan isterse
Nasıl da birmiş meğer hasretler
Nasıl da mecburmuşuz sabretmeye, sevmeye, öğrenmeye...

Barıştık

Çayı hiç sevmedim uzun yılar boyunca... Kahvaltılarda şu canım ince belli bardağın yarısını dökerdim, berbat gelirdi açıkçası. Kah meyve suyu aldı yerini, kah sadece su. Evet kahvaltıda sadece su içtiğim bile oluyordu, o kadar sevmiyordum çayı. Bu ramazan ayında birşey oldu, eşle dostla iftardan sonra içince tatlı geldi. Maç izlerken içmeye başladım, evde bizimkiler demlediği zaman içmeye başladım. Kahvaltıda ince belli bitmezken, şimdi fincanın dibini görüyoruz. Velhasılkelam bu küslük de bitmiş oldu. Hayat ne garip vapurlar falan...

Perşembe, Ekim 30

Ya Kazım...

Dün Almanya maçının özetini izledim youtube'dan... Hakikaten çok güzel maçmış, her anında yeniden heyecanlandım diyebilirim. İkinci yarıda bir pozisyonda Colin Kazım sağ çaprazdan ceza sahasına gireyim derken kalabalığın arasına daldı ezdi topu. O esnada Kerem Öncel "Ya Kazım..." dedi. Çünkü o kalabalığa dalmasa atak daha etkili olabilirdi. Hani maç anlatmıyor olsa belli ki kalayı basacak Kerem Öncel. Cümleyi biz tamamlayalım...
***
- Ya Kazım sıçtın yaa...
- Ya Kazım bi siktirgit ya...
- Ya Kazım yeter yaa...

Çarşamba, Ekim 29

Ribella bırakıyor

Selim Kaya'nın "o bir prensestir" dediği Ribella bugün bir törenle jübilesini yapıyor. Ribella'nın bırakmasıyla da bir devir tam anlamıyla kapanmış olacak. Onun devrinden koşan kimse kalmamıştı, Ribella her yarışında bize Pawnee Rhythm'i, Dinyeper'i, Akındayım'ı hatırlatıyordu. Doping cezası aldıktan sonra onun bir daha eskisi gibi olabileceğini düşünmüyordum ancak o asıl sürprizi 7 yaşından sonra hazırladı bizlere. Kariyerindeki en unutulmaz yarışları, yaşıtları haradayken yaptı, İzmir kumunda bile kalitesini ispat etti. Bu jübile töreni de Türk at yarışçılığı tarihinde bir ilk.
***
Gün içinde yapılacak önemli iki yarışla ilgili de görüş belirtmek istiyorum. Yine uzun mesafeli bir kum yarışı ve Fairson. Bütün gücüne, kalitesine rağmen Fairson'un uzun mesafelerde eksik koştuğunu düşünmekteyim. Son Enetrnasoynel Koşuda sen Godolphin atlarını geç, Harputlu Gaggoş'a geçil. Son 200'de geriden sağlam kopabilen bir at olursa Fairson'u yine geçebilir. Bu safkanın ideal mesafesi 1500 metre bence.
***
Çaldıran Koşusu ise malum, Araplar için Hatay neyse İngilizler için Çaldıran o. Perfect Storm şimdiden en başarılı aygırlar arasına girdi, yavruları arasında Bekmezbey'e belki de ayrı bir parantez açmalıyız. Ankara'da çok başarılı yarışlar koştu bu safkan, her yarışında biraz daha olgundu, bugün de iyi bir koşu çıkaracktır, tıpkı bugün en sıkı rakibi olarak gördüğüm Wind Of Copperland gibi.

Salı, Ekim 28

Çıkış Yok


Porto : 38 Maç
Chelsea : 60 Maç
İnter : 5 Maç (şimdilik)

Toplam: 103 İç saha maçı, mağlubiyet 0(sıfır)

Küçük Golcü

Bu postu cuma günü girecekken, yazının ortasında blogla bağlantı kesildi, yasak tam o saatlere denk gelmiş meğersem. Lafı uzatmayalım, kısmet bugüneymiş...
***
Yok akulla vuruşu, yok magnum vuruşu gibi zırvalıklardan sonra Küçük Golcü, futbol aşkıyla yanıp tutuşan genç bünye için ilaç gibi gelmişti o zamanlar. Çizgi film birçok açıdan eleştirilebilir, yine şut çekildiğinde topun elipsleşmesi, ağlarda bir süre dönmesi, sahanın yokuş olması, absürd hareketler, imaknsız goller vs... Ama gerek Nankatsu takımındaki birlik beraberlik ve gerekse de çizgi filmdeki karakterler itibariyle efsane bir çizgi filmdir Küçük Golcü. İlk zamanlar gündüz kuşağında yayınlanırken, sonradan sonraya 06.10 gibi abuk saatlerde yayınlanmış, bir neslin uykusuz büyümesine neden olmuştur.
***
İlk önce ana karakterlerden başlayalım. Tsubasa Ozora... Uzak doğunun Maradona'sı, mükemmel bir futbolcu, aynı zamanda Nankatsu takımının da kaptanıdır. Topla yapamayacağı hiçbirşey yoktur. Üstelik hırslıdır ve tam bir liderdir. İyi de bir çocuktur. Bu çizgi filmin ilk bölümü yanılmıyorsam Tsubasa'nın rüyasında rövaşata atarken yataktan düştüğü sahneyle başlar. Tsubasa'nın takıldığı mahallede bir de sanırım eskiden futbolcu olan Roberto diye biri vardı. Tsubasa'yı Brezilya'ya götüreceğine dair söz vermişti ama sanırım götürmemişti. Taro Misaki ise Tsubasa'nın takımda en iyi anlaştığı adamdır. Tsubasa'nın attığı gollerde asist genelde bu adamındır. Takımın hücum yükünü çeker. Efendi biridir, o da çok iyi oynamasına rağmen kızlar genelde Tsubasa'ya hastadır ama Misaki alınmaz bu duruma, işine bakar. Tam bir takım oyuncusudur. Bir bölümde ağır bir sakatlık yaşamıştı diye hatırlıyorum. Nankatsu takımının bir diğer elemanı ise Ishizaki diye sürekli kademe hatası yapan bir defanstı. Ama takımın popüler isimlerinden biriydi o da. Genelde ortamın komiği olurdu, suratı kızarıktı ve yara bere içindeydi.
***
Bir de tren istasyonunda ordan oraya top koşturan manyak ikizler vardı. Tachibana kadeşler... Bunlar topa aynı anda vururdu falan, üst direğe zıpalarlardı, maymun gibi çocuklardı kısaca. Çok başarılılardı ama takım oyuncusu değillerdi.
***
Çizgi filme can veren, gerçekten izlemesi keyif veren iki karakter vardı. Kojiro Hyuga ve adamım Genzo Wakabayashi. Hyuga, ilk zamanlarda duvara sert şutlar çekerek idman yapardı. Omzunun üstünden bakardı millete, burnu büyük ve ukala biriydi. Tsubasa'nın en sıkı rakibiydi. Sağlam bir fizik yapısı vardı bu çocuğun, tişörtünün kolları da kıvrıktı ki, karizmasına karizma katardı bu. Kimseyle konuşmazdı Hyuga. Futbol olarak Tsubasa'dan geri kalmamakla birlikte şutları zımba gibiydi. Japonya milli takımında oynarken bunlar Hyuga 9, Tsubasa ise 10 numara giyerdi. Oynadığı takımda Ken Wakashimazu diye kıl bir kaleci de vardı. Bu adam karate kökenliydi ve şutları uçan tekmeyle çıkartırdı. Favori kurtarışı da bir direkten ayağıyla detsek alıp öbür köşeye giden topu çıkarmaktı (oha). İyi bir kaleciydi ama aşağıda anlatacağım eleman bambaşkadır.
***
Genzo Wakabayashi... Şutetsu takımının kaptanı, efsane kaleci Wakabayashi, Tokyo derbisi (attım) olan Nankatsu-Şutetsu maçında gösterdiği enfes performansla gönüllerde taht kurmuş, kırmızı kaleci şapkası ve bal rengi kazağıyla akıllarda yer etmiştir. Milli takımda ise kırmızı kaleci forması giyerdi. Derbide Wakabayashi sağlı sollu Nankatsu ataklarından bunalan takımına "kuş kafesi" taktiğini öğütlemiş, Şutetsu abuk subuk bir taktikle uzun süre maçı berabere götürebilmiştir. Wakabayashi son bölümlere doğru Almanya'ya gitmişti diye hatırlıyorum.
***
Bi de Nankatsu numaralı tribününde üç tane kız vardı. Ortadaki Tsubasa'ya hastaydı ama, ağır adamdı Tsubasa, pek yüz vermezdi, aklı hep toptaydı.

Pazartesi, Ekim 27

Eve camdan girmek

Kendi evimize camdan da girdik ya ne diyeyim bilmiyorum. Blogger'a gelen yasak ne zaman kalkar onu da bilmiyorum. Ama bu yasak kalkana kadar post düşmeyeceğiz bloga. V-tunnel, k-tunnel gibi aracılar olduğu sürece bu konuda sağlam bir refleksin oluşmasını da zor görüyorum. Maalesef sansür hayatımızın bir parçası oldu. Futbol yazmayı, futbol okumayı sevenlerin iki dirhemlik keyfi elinden alındı, bildiğim tek şey bu.
***
Edit: Bugün itibariyle yasak kalktı. Umarım bir daha aynı sıkıntıyla karşılaşmayız.

Perşembe, Ekim 23

Antu'nun bildirisi hakkında

Antu.com bugüne kadar yayınlamış olduğu belki de en anlamlı bildiriyi yayınladı. Kelle isteyen, hemen hareket isteyen, göstermelik alelacele alınmış ya da alınacak kararları bekleyen taraftar profilinden uzak gayet aklı selim bir bildiriydi. Bu şu demek; 5 yılın birikimi ile belli ki istikrarın önemi kavranmış. Hoca ve futbolcu değirmeni olmakla hiçbirşeyin çözülemeyeceği de anlaşılmış. En azından Aziz Yıldırım'dan daha çok anlaşılmış.
***
Forumdaki yorumların geneline baktığımızda Aragones kalsın ibaresi hariç hemen herkes bu fikirde sabit. Hemen herkes planlı programlı hareket edilmesini ve yönetimin çıkıp hal ve gidişat hakkında bir açıklama yapmasını bekliyor. Kimseyi hedef göstermeden, hatta mümkünse "yapılan hataların farkındayız, gereğini yapacağız" tadında bir açıklama...