Pazartesi, Ocak 31

Kartal Uçmaya Başladı


- Yeni imparator Engin Korukır.

- Ergün Penbe 6 ay zaman kaybettirmiş, bugün bir kez daha anladık.

- Kibong'a kırmızı kart gösteremeyen hakeme bravo.

- Kaya maçın iyilerinden, zaten ilk yarının da iyilerindendi.

- Adanaspor çok silik, çok problem var.

- Kartalspor, tarihinde hiç küme düşmedi, bu sene de düşmez.

- Çok gol kaçırdı Kartalspor. Daha rahat olabilirdi.

- Bülent Bölükbaşı ıslıklandı sanırım, tam duyamadık.

- 2 gol atan Semih sonradan oyuna girdi, 2.golün ortasını açan Önder sonradan oyuna girdi.

- Adanaspor'da Özgürcan oyuna girince rahatladım. O da kale ağzında topa vuramayarak beni haksız çıkartamadı.

- Haftaya Kartal'da Tavşanlı Linyit maçı.

- ADANASPOR: 2 - KARTALSPOR: 3

Stat: 5 Ocak

Hakemler: Kutluhan Bilgiç, Emin Yıldırım, Şenol Ersoy

Adanaspor: Tolgahan, Koray, Mbilla, Sami (Dk. 58 Rahman ), Fahri Tatan, Bülent Bölükbaşı (Dk. 70 Özgürcan), Kibong, Ahmet, Talha Mayhoş, İzzet , İsmail

Kartalspor: Kaya Tarakçı, Hamza Gezmiş, Erhan Yılmaz, Erhan Şentürk, Semih Kaya, Sezer (Dk. 65 Semih Erdem), Mehmet Uslu, Savaş Esen (Dk. 78 Önder Çengel), Oktay, Engin, Göktuğ (Dk. 46 Tolga Çavdar)

Goller: Dk. 53 Erhan Şentürk, Dk. 79 ve 82 Semih Erdem (Kartalspor), Dk.75 Ahmet, Dk. 90 2 Mbilla (Adanaspor)

Sarı kartlar: Dk. 56 Kibong, Dk. 75 Koray, Dk. 85 Özgürcan (Adanaspor), Dk. 56 Oktay, 62 Sezer, Dk. 72 Savaş (Kartalspor)

Cidade De Deus

Brezilya'yı seviyorum. Sineması, futbolu hep güzel. Bu film de güzeldi.

Konu güzel değil gerçi. Ama bu konuyu, sıcak güzel bir şekilde anlatmış yönetmen. Scarface gibi bir filmi Goodfellas gibi anlatmışlar. "Sineklerin Tanrısı"nı fena halde hatırlıyorsun.

Lil Ze gibi bir karaktersizi seviyorsun. Angelica gibi kızların varlığı "çocuklarda ortam da var" dedirtiyor, kafalar güzel. Rocket de eğleniyor falan.

Sonra film bitiyor, onlarca çocuk ölüyor, herşey sona erdi diyorsun. Ama bitmemiş. Doğa boşluk kaldırmıyor.

Zaten İstanbul'da yaşayan, büyük şehiri bilen, varoşta yaşamasa bile varoşun önünde geçen biri böyle hikayelerin varlığını bilir. Filmin sonunda "iyiler mutlaka kazanır" diyorsun bir anda ama aslında birçok iyi'nin kaybettiğini de görüyorsun. Sadece bir tane iyi hikayeyi anlatabilmek için seçilmiş ve devam etmiş.

Bazı gansterler, bazı mafyalar halkın mutluluğunu da sağlar, peki bu içindeki iyilikten mi yoksa vicdan azabından mı, yoksa kandırma mı (Ben'e)?

Herşey bir yana, hikayenin başında futbol topu görmek. Brezilya filmi için şaşırtıcı değil. Hoş karelerden biri.

Geri Dönüş ve Başlangıç


- İnter böyle geri dönüşleri sever.

- Pazzini'ye böyle başlangıçlar yakışır.

- Bu Pazzini'yi İtalya milli takımında 11 oynatmamak..

- Geçen sene Pazzini (Sampdoria); Milan'ı son dakika golüyle yendi, Roma'yı 2 golle yendi, Inter'i onun golüyle yendi.

- Skor 2-1 olunca penaltı kaçıran Palermo'ya tesislerde "are you player" denmiş midir?

- Leonardo ruhtur.

- Inter savunmasında sıkıntı var, eksik çok.

- Hafta içinde Milan - Lazio ile Inter sonuncu Bari ile oynuyor. Milan kazanırsa Inter, Lazio'yu geçer, Lazio kazanırsa Inter Milan'a biraz daha yaklaşır, berabere biterse ikisi de olur. Bari çantada keklik gözüküyor.

- Bari maçından sonra, içeride Roma ve Juventus deplasmanı.

- Bahisçilere not; Inter'ın kasım sonundan beri lig-kupa ve Avrupa'da oynadığı 16 maçın 14 tanesi 2.5 üst bitti.

- Palermo ekim ayından beri deplasmanda sadece Cesena (lig) ve Lousanne (Avrupa) galibiyetleri alabildi.

- Palermo maç içinde sadece 1 oyuncu değişikliği yaptı.

- Miccoli iyi topçu be ağalar.

- Bacinoviç; mahalle jargonunda yeni küfür olabilir mi? Amokachi ekolünden. Bacınıoviç diye okunur.

Dublin Hoca

İngiltere'de top koşturan, bizim kuşağın İngiliz futbolunu ilk izlediği zamanlarda karşısına gördüğü iki isim; Dion Dublin ve Steve McManaman artık yorumculuk yapıyor(muş), ESPN'de.
McManaman'ın yeri biraz daha farklı tabi. Liverpool'u sevdiğimiz yıllardan, hem de solak. Hayranı olduğum ilk topçulardan.

Editeyşın: McManaman solak değilmiş, ama sol açık oynuyordu ondan eminim.

Pazar, Ocak 30

Kötü Sahada Bu Kadar


- Maç kötüydü ama saha daha kötüydü.

- Tavşanlı Linyitspor 3 aydır yenilmiyor. Bu takım geçen sene çıktı buraya.

- Oğuz Dağlaroğlu'na at kuyruğu yakışmıyor, ne yakışır onu da bilmiyorum.

- Mehmet Akyüz durunca, Tavşanlı da duruyor.

- Bir tarafın kalesinde Oğuz Dağlaroğlu, diğer tarafta Kerem İnan.

- Nurullah Sağlam deplasmanlarda puanları alıyor ama içeride sıkıntı var. Bu yüzden ilk 6'ya giremediler bir türlü.

- Tavşanlı Linyitspor haftaya İstanbul'da, yüzde 80 izlemeye gideriz.

- Nurullah Sağlam'a ver bir takımı, ister Bank Asya olsun, ister İspanya, ister güçlü ister güçsüz, o takım 10 ile 7. sıra arasında gezer.

- Mersin İdman Yurdu'nun kadro iyi, hoca Sağlam. Takımda potansiyel yüksek.

- Şehmus bile yedek.

Bayrak ve Rüzgar


"İnsanlar beni Milan'ın bayrağı olarak görüyor. Bu doğruysa, o zaman Carlo da beni dalgalandıran rüzgardır. O estiğinde ben de 3 numaralı formamla sahada yerimi alır ve onun beni yönlendirmesini beklerdim."

Handikap Çok


- Kendi takımımı çok iyi biliyorum. Handikaplı Bursa yener dedim ve öyle oldu.

- Bu sezonun önemi, Galatasaray maçlarına bahis oynamaya başladım. Keşke skor oynasaydık.

- Son 4 maçta Bursaspor'a gol atamadık. Attığımız son goller, Sami Yen'de saçma sapan Baros ve Aydın golleriydi, hatırlayanlar bilir saçma olduklarını.

- Bursa'da en son 2007 yılında kazandık.

- Bursa'da gol attığımız son maçta bize Mustafa Sarp gol atmıştı.

- Maçı sessiz izledim, spikerlerden ne bombalar çıktı duyamadım.

- Alma Leo Franco'nun, De Sanctis'in, Mondragon'un ahını çıkar böyle.

- Leo kötü kaleciydi tamam ama Leo'yu ıslıklayanları hatırlar mıyız, hani Ufuk'u hiç izlemeden "Ufuk oynasın" diyenleri.

- Hagi başarısız olsa ne yapacaksın? Onu da yollayacaksan kimi getireceksin.

- Hagi başarısız olsa da, beceremese de sesini çıkaramazsın. Rijkaard istifa diye bağıran, Rijkaard'ı kovan; ellerini Hagi'nin üzerinden çekecek.

- Gerçi şimdi "i love you Hagi" deriz, tokmak yeriz.

- Hagi'nin getirdiği ilk ve tek Romanyalı futbolcu Stancu.

- Bursaspor'da yedek olan Volkan'ı almaya çalışan Galatasaray.

- Hagi Servet'e güveniyor mu? Takımın başında kalmak istiyorsa güvenmek zorunda.

- Bursaspor ilk yarıdaki maçta daha iyi oynamıştı.

Galatasaray 80 - 67 Karşıyaka


Aralık sonu ve ocak başındaki muhteşem dönemden sonra bir düşüşe geçmişti takım. Avrupa'da gruplara ikide sıfırla başladık, Edirne ve Erdemir mağlubiyetleri de hesapta yoktu ve derbi galibiyetleri sevincini hafifçe kursakta bıraktı. Takımın yeniden toparlanması lazımdı.

Karşıyaka ile ilişki biraz Fenerbahçe gibi. Deplasmanda yeniliyoruz, iç sahada yeniyoruz.Yıllar sonra ilk deplasman galibiyetini geçen sene almıştık, bu sene İzmir'den yenilerek dönmüştük. Play-Off'taki olası karşılaşma için ve ligdeki tabloyu düzeltemek adında önemli bir maçtı. Tabi rakip de Karşıyaka, köklü, sağlam bir camia. Onları yenmek de güzel olacaktı.

Maç saat 3'te olunca gitmemek kaçınılmazdı. Abdi İpekçi dışında herhangi bir salonda oynasak bu sene maç seçmeden salona giderdim her maç. Ama İpekçi için, hem güzel maç hem de iyi bir yol arkadaşı bulmak gerekiyor. Aksi halde maça giderken ayaklar geri geri gidiyor. Bu maç güzel gittik, güzel oldu.

Maçtan önce kızların Beşiktaş derbisi varmış. Salonun önüne geldiğimizde bahçe ve gişe bomboştu. Biz de bileti alınca anladık. Bu arada artık basketbol maçlarında bilete para veriyoruz, bileti gişeden alıyoruz. Artık biz de değiştik, insanların genel bakışı da.

Bu maçı efendi gibi saha içinde izlemeye karar verdik. Değişiklik olsun diye. Salon bahçesindeki boşluğu görünce de rahat yer buluruz diye tahmin ettik. Fakat öyle olmadığını içeri girince anladık. Saha içi koltuklarda boşluk bulmak zor oldu. Boş yerler, Karşıyaka tribününün önüydü. Olası bir gerginlikte ön cephede olacaktık. Ama rakip tribün hayatımda gördüğüm en kötü Karşıyaka tribünü olunca ve bizim cevval-ateşli gençlerin çoğu Bursa'da olunca hararet yaşanmadı.

Maça Karşıyaka hızlı başladı. 8-0 oldu ilk etapta. Zor bir maç bizi bekliyor diye düşünürken Johnson ve Shipp sazı eline aldı. Johnson, transferinden sonraki kısa sürede takıma büyük katkı sağladı. Bu maçta da gerekeni yaptı. Takıma biraz daha uyduğu zaman çok daha faydalı olacaktır. Bu maçta oynamayan Rochestie ise artık tribünden izlemeye devam edecek herhalde.

Bundan sonrası karşılıklı sayılarla geçti. Devre sonuna kadar dönem dönem ağırlık koydu iki takım da. Karşıyaka'nın yabancıları ilginç fiziklerine rağmen (özellikle Holston) Galatasaray savunmasını zorladılar. 2.periyotta sahneye çıkan Haluk Yıldırım oldu.

Haluk dün 14 sayı attı. Son zamanlarda bu kadar skorer oynamış mıdır acaba? En azından bu sezon bu kadar yüksek atmamıştı.

Devreyi 10 sayı farkla önde kapama imkanımız varken, önce yanlış tercihler sonra kolay sayılar yiyerek sadece 3 sayı önde girdik. Pota dövmeye salı günü kaldığı yerden devam eden takım, bizi korkutuyordu. Maç boyunca 15te 2 üçlük attık. Salı günü 23 şut denenmişti. Yani son 2 maçta 38 şuttan 4 isabet sağlandı. Üzerinde durulması gereken konu.

İkinci yarı skor 48-48 olunca, takım açıldı. Arka arkaya basketlerle farkı 8'e çıkardık. Maç boyunca tutuk olan Göksenin devreye girdi, kenardan gelen Shumpert yine pis işleri yaptı. Kötü adam ve katil lakaplarını veriyoruz ona. Rakibi öldüren isim o oluyor genelde. Siyah çoraplarıyla tarz yaratmaya da devam ediyor.

Maçın sonunda kaza yaşamadık. Edirne Olin maçına benziyordu 3 periyot. İlk devre başa baş, 3.periyot rahat geçmiş, sonradan maçı vermiştik. Bu sefer öyle olmadı.

Galatasaray tribünü pek iyi değildi ama Bursa deplasmanı muhakkak etkilemiştir. Yine de salon geneli oldukça iyidi. Bilinçli basketbol seyircisi salonun her yerine dağılmıştı ve gereken tepkileri maç boyunca verdi.

Tribünlerin en güzeli Esra Şencebe'ydi. Beşiktaş ile salona gelmiş, maçını oynamış. Biz onu gördüğümüzde, maç sonunda sivil kıyafetleriyle önümüzden geçiyordu. Belki de ilk defa onu forma-eşorfman haricinde gördük. Karşıyaka tribününün önüne oturunca sürekli ona baktık. Karşıyaka tribünü ise sürekli kendilerine baktığımızı ve "bize bakıp tribün izliyorlar" sanrısına tutuldu, öyle birşey yoktu.

KSK tribünü niye bu kadar az çözemedim. İstanbul'da binlerce Karşıyakalı var ama gelenler 50 kişiden az. Edirne Olin taraftarı ( ne kadar kulüp kaldırmış olsa da) otobüs dolusu taraftarla gelmişti. Fenerbahçe besteleri söylemeleri de anti Bizans durşuna uymadı. Galatasaray tribününün de ezeli rakibi olmayan ve hatta ligde de rakibi konumunda olmayan Karşıyaka'ya "koyduk mu" diye bağırması hiç şık olmadı.

Haftaya ( All- Star nedeniyle 2 hafta sonra) Tofaş deplasmanından kaza çıkmazsa güzel olur. Keza aynı hafta, Banvit Edirne, Efes de Karşıyaka deplasmanlarında. Onlar için zor maçlar. Efes maçına kadar 2 maçı da kazanırsak (Tofaş - Trabzonspor) o gün salon dolar, dolmalı. Bir Efes galibiyeti, takıma ocak ayı başındaki havayı kazandırabilir. O nedenle bu KSK galibiyeti, gerçekten çok önemliydi.

Cuma, Ocak 28

İspanyolsuz Final


- Futbol, basketbol, tenis, F1, bisiklet. Son yıllarda, en popüler sporlara İspanyollar damga vurdu. 2011'in ilk önemli finalinde İspanyollar yer almayacak.

- Ferrer'in Nadal'ı elemesinin en büyük gerekçesinin Nadal'ın sakatlığı olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

- Tenis maçını kazanmak için 3 seti kazanmak, seti kazanmak için de 6 oyun almak gerekiyor. Ferrer bugün 3 sette 6 oyun kazandı ama 3-1 mağlup oldu.

- Murray'ın annesinin giydiği eşorfman tenis kortlarına yakışmıyor.

- Murray - Djokoviç finali, yarı finallerden daha zevksiz olur.

- Murray fanları da çok itici oluyor.



Ceyhun Eriş


- Göztepe'yi 18 yıl sonra şampiyon yapıp bugünkü Süper Lig'e çıkardık. Şampiyonluk maçından sonra doping kontrolü bana denk geldi. Herkes gece yarılarına kadar eğlendi, ben de saatlerce çişim gelsin diye bekledim. Otele döndüğümde bir baktım herkes yere serilmiş, "Hay ben böyle şampiyonluğun ta içine edeyim." dedim.

- Takımdan br yetkili bana (Siirt Jetpaspor) "seni de alacağız" dedi. Ben de "Siirt oynayabileceğim tek takım olsa gelmem" dedim. Üzerinden 1 ay geçti ve ben Siirt'e gitmek zorunda kaldım. Siirt'te yaşamak çok keyifliydi.

- 10 yıl boyunca aynı takımda kalanlara hayret ediyorum. Nasıl yapıyorlar anlamıyorum.

- Plan yapmıyorum, çünkü planım tutmazsa üzülürüm.

- (Kariyerimde) tartıştığım tek futbolcu Ortega'dır.

- "Abi bu hafta sizi kesin yeneriz" diyorlar. "Kimi yeniyorsunuz oğlum" diyorum. İki önceki takımımı söylüyor!

- İnsan bu dünyadaki en dekoratif canlı ve her yere uyum sağlayabilir.

4-4-2 Ocak 2011 Sayısı Röportajı (Hilal Gülyurt)

Fenerbahçe 2-1 Gençlerbirliği


Ana Ivanoviç'in güzel yüzünü sayfanın aşağılarıına gönderecek bu yazıyı yazmak istemezdim.

Türkiye Kupası'nın son 2 yıldaki en gereksiz iki maçına da gitmiş bulunuyoruz. Geçen sene üstelik saat 5'te başlayan Beşiktaş - Konya Şekerspor maçına yine ocak soğuğunda gitmiştik.

Bu senenin maçı Fenerbahçe - Gençlerbirliği oldu. Neyse ki, geçen seneki maça göre hem daha uygun bir saatte hem de daha sıcak bir havada oynandı.

İki maçı kıyaslayalım. Bu maçlar güzel maçlardır aslında. Has taraftar gelir. Takım kötüdür, elenmiştir, rakip zayıftır, hava soğuktur. Güzel futbol olmaz. Güzel futbol izlemek isteyen adam bu maça gelmez. Maç seçen adam bu maça gelmez. Bu maçlara gelenler arasında bir dayanışma olur, saygı olur. Ama iki maçın da özel bir durumu vardı. Geçen sene; Beşiktaş tribünün kafa tayfası maçın başlama saati nedeniyle fazla katılamamıştı maça, eksikti. Dünkü maçta ise Fenerbahçe taraftarı tercihini P.E.Valencia maçı için kullandı, stadyum genç liseli kardeşlere kalmıştı.

Beşiktaş tribünü geçen seneki maçı "yeter Demirören" tezhüratlarıyla geçirmişti. Grupların olmadığı, liseli genç çocukların olduğu Fenerbahçe tribünü ise dönem dönem "yönetim istifa" diye bağırsa da ağırlık Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor içindi.

Efsane adıyla bilinen Maraton'da yaklaşık 16-17 sene sonra ilk defa maç izledim. O tribüne son girdiğimizde, Fenerbahçe'de Tarıklar falan oynuyordu, stadın da ruhu vardı. Dün, üstten ısıtmalı sistemden faydalanmak istedik ama taraftar sayısı az olduğundan olsa gerek, ısıtma sistemi geç açıldı.

Kombineleri bize ayarlayan Yücel sayesinde, TT Arena'ya hazırlık yaptık diyebiliriz. Sessiz, tezahüratsız bir tribünde oturarak maç izliyoruz. En azından gelenler parmakla sayıldığı için kendi koltuğumuza oturmak zorunda kalmadık.

Sessiz izlediğimiz maçı hareketlendiren Guiza'nın oyuna girmesi oldu. Büyük bir sevgi seliyle oyuna giren Guiza, daha sonra alay konusu oldu. Guiza topu ayağına her aldığında alkışlar duyuldu, bu alkışlara kahkahalar eşlik etti. Bu, bazı Fenerbahçeliler'i rahatsız etti. Saha içindeki Guiza bunu nasıl idrak etti onu tam bilemiyoruz. Maç sonrası AA'nın "Guiza'ya büyük ilgi gösterildi." haberi bazı muhabirlerin bile olayı tam anlamadığını gösteriyor.

Maç sönüktü. Oktay Delibalta'yı tekrar izledik. Eski Galatasaraylı, Trabzonlu Serkan Çalık, hafta sonundaki maçtan önce Kadıköy'de gol atan ilk Trabzonlu oldu.

Semih'in frikik golünü izledik. Geçen sene kupa maçlarında goller atan Caner, bu sefer kırmızı kart gördü. Stoch bu maçta bile kendini gösteremedi. Onun dışında zaten oynanan oyuna da çok ilgi göstermedik. Bundan sonra bir daha ne zaman Kadıköy'e gideriz, belli olmaz.

Perşembe, Ocak 27

Erkekler Yarı Finali

Federer - Djokoviç maçında aklımız ve gönlümüz Sırp'taydı. Sırp dediysek Novak demedik, Ana'dan bahsediyoruz. Onun gülmesini sağlayan Novak kardeşi de tebrik ediyoruz. Gülmek İvanoviç'e yakışıyor.


Real Yan Gelip Yatma Yeri Değil


Bu adamın bu sene yattığı anı bu kare dışında bulamazsanız. Yediği tekmeler olmasa bu kareler de ortaya çıkmaz zaten. Sevmiyorum ama beğeniyorum. Adam iş yapıyor. Real formasının hakkını veriyor.

Çarşamba, Ocak 26

Sert Blok


- Bu sene ilk defa takımımızın voleybol maçını izledim.

- Pek umut vermedi çocuklar. Ama rakip güçlü takım (sanıyorum).

- Türkiye Kupası maçıymış, rövanşı da varmış.

- İlk maçta deplasmandan alınan tek set, tur için önemli.

- Yenemiyorsan set al.

- 16 numaralı Zherkov, Mustafa Sarp'a benziyor diyenler var.

- İlk sette 17-15'ten maç vermek, set bitene kadar sadece 2 sayı alabilmek kötü oldu, moral bozdu.

- 2. sette de 17-13 öndeydik, skor 20-20 oldu. 17'de bir uğursuzluk vardı.

- NTV Spor'a voleybola katkısından dolayı.... Neyse..

- Rakip takım iyi savunma yaptı, her top çıkardılar, karşıladılar.

- Bizim takımı yıllardır (yarım gözle de olsa) izlerim, muhakkak her maç bir kamyon sayıyı servisi fileye takarak veririz.

- Rövanşta daha farklı bir Galatasaray.

Başın Öne Eğilmesin

1 numara sen değil misin? Aldırma Nadal aldırma.

Maçın uzun süreceğini tahmin ediyorduk, erken bitti. Ama Nadal gerçeği devam edecek. Bu çocuğu seviyoruz;
saldır, Rafa, okey, let's go...

Doğan Medyası Muhalefeti


Aslantepe açılışında yaşananlar ve sonrasında gelişen olaylara girmedim, girmeyi de düşünmüyorum. Ama bir konu hakkında kısaca yazmak lazım.

AKP iktidar olunca ülkede bir kutuplaşma başladı. Cepheler az çok belli. Bu AKP muhalefetinin başını da nasıl olduysa Doğan medyası gazeteleri çekiyor. Tamamen menfaat muhalefeti ama inandıramıyorsun çevredikilere. Sağ tarafın diğer partilerine zamanında tepki göstermeyen bir medya grubunun şimdi AKP karşısında durması, durduğunu göstermesi, duruyor gözükmesi...

AKP eleştirisi için saçma sapan haberler yapan, bazı haberleri manipüle ediyordu Doğan Medyası. Buna rağmen aradıkları fırsatı Galatasaray - Ajax maçında ve sonrasında buldular. Ama değerlendirmediler.

Başbakanı ıslıklayan bir stadyum dolusu (yarısından az bile olsa 20.000 kişi eder) insan. İktidara tepki, hükümete tepki. Halk isyanda. Ama maçı veren Doğan kanalı spikerleri "sesi kıs" "eyvah eyvah" gibi tepkiler veriyor. Hükümeti, birçok konuda saçma bir şekilde eleştiren medya grubu onlar değilmiş gibi.

Devam edelim. Hafta sonu İstiklal'de, İstanbul'un göbeğinde 3.000 kişi yürüdü. Az bir rakam olsa gerek ki basında pek yer bulmadı. Sanırım CHP çatısı altında bir yürüyüş tertiplenmeliydi ki, yer bulabilsin. 3.000 kişiye 3 satırdan fazla yer verilmedi. Lübnan'da laiklik için 3000 kişi yürüyünce daha fazla yer vermişti Hürriyet.

Bekliyoruz; bu hafta sonu İzmir'de de aynı tarz bir taraftar yürüyüşü olacak. Hani AKP'ye direnen şehir ve bir yürüyüş. Bakalım medyada yer bulabilecek mi? Medyada bulmaz da, muhalif Doğan medyasında yer bulabilir mi?

Sonuç olarak; iyice ortaya çıktı ki, Doğan medyasının muhalifliği, Yılmaz Özdiller'in yazıları, içki yasağı haberleri, karikatürler falan, hepsi tırt, hepsi samimiyetsiz. İşinize geldiği kadar muhalifsiniz.

Salı, Ocak 25

23'te 2


- Büyük hayaller vardı, 2 maç sonunda yalan olduk.

- Sakatlar takımı etkiliyor.

- Takıma 2011 yaramadı.

- 23 tane 3 sayılık atıştan sadece 2 tanesini sokabilmek.

- Eurosport 2 veya Tivibu; uğursuz geldi.

- Bu soğukta maça gitmeye üşendim, iyi ki üşenmişim.

- Rochestie, tam bir yalan rüzgarı.

- Jerry Johnson iyi çıktı.

- Mahmudi hocamız ipleri eline alsın, alacaktır. Ligde başarı gelsin.

- 4 maçta her şey değişebilir ama işimiz zor.

- Jiri Welsh, her takıma lazım basketbolcu.

- Estudiantes'in İngiliz basketbolcusu bile dışardan sokuyordu. Öyle garip bir maçtı.

- Şut yüzdemiz her maçta belli bir periyotta düşüyordu, bu maçta baştan sona kadar düştü.

- Yine de böyle kötü bir günde maça ortak kalabildik, çünkü savunma işliyor.

And the Oscar Goes To...

Yılın Genç Oyuncusu: Pastore


Taraftar Özel Ödülü: Cavani

Karar doğru hocam.

Penaltı Atan Kazanır


- Kötü hakem güzel maç.

- 2 takım da haksız penaltı kazandı. Kore'nin penaltısı normal sürede geldi, belki o penaltı verilmese Japonya 90 dakikada işi bitirecekti.

- İlk yarı çok iyi maç vardı, ikinci yarı tempo düştü. Uzatmalarda heyecan arttı, penaltılar beklenenden kolay geçti.

- Kıta turnuvası yarı finali, en iyi 2 takımı ve tribünler boş. 10 sene sonraki Dünya Kupası için ufak bir soru işareti mi?

- Japon futbolunu son yıllarda sevmeye başladım, kazanmalarını isterim. Kewell ve Neill'e rağmen.

- Zaccheroni Galatasaray'a yenilmesiyle tanınılır. Finalde Lucas&Harry işi zor.

- Avustralya'yı doğrudan finalist yaptık gerçi, onların da Özbekistan maçı var.

- Hakem çok kötüydü, yine hatırlatalım.

- Penaltılarda 0 çekmek ayrı bir başarı. On Numara oyunu gibi, teselli ikramiye verilsin.

- Cha Duri, underrated sağ beklerden biridir.

- Kagawa bu turnuvada sönük kaldı bence.

- Endo ve Hasebe, mevkiler farklı da olsa Xavi-İniesta.

- Peki stadyumda açılan Japon bayrakları?

Yeni Hamam Eski Tas


- Değişen birşey yok aslında. Servet aynı, Ayhan aynı, tezahüratlar aynı, ıslıklamalar aynı.

- Takım iyi yolda gibi gözükebilir. Yekta, Culio ve az biraz Stancu ve Kazım takımın kalite ortalamasını yukarıya çıkarmış.

- En beğendiğim Yekta oldu ama Yekta'da daha farklı birşeyler var. Sadece futbolla alakalı değil.

- Bu stadyumda zamanla çok topçu ıslıklanır ama daha ilk maçtan Hakan Balta'yı ıslıklamak beklediğimizden de kötü olacağının işareti sanki.

- Türk Telekom Arena = Islık Arena

- Cana'ya deliler gibi güveniyorum.

- Servet'e hiş güvenmiyorum. Attığı gole sevinmedim diyemem, sonuçta Galatasaray'ın attığı gol ama onun sahada olduğunu görmek, hatırlamak, bugün gazetelerde onu okumak rahatsızlık verecek. Onun hala Galatasaray'da olduğunu bilmek....

- Takımı satan, formayı satan topçu 5 gol de atsa, ilk golü atıp tarihe de geçse, arkadaşları "golcü" de dese, sevilmez, sevilmemeli.

- Emre Çolak, Galatasaray'ın son 3-4 senedeki en futbol aklı zayıf topçusu olabilir. Yetenekli falan da, insan bir tane doğru tercih yapmaz mı?

- Sivassporlu Tomas Rada = Tenisçi Rafael Nadal

- Sanırım yine Hagi cillop gibi bir takım kuracak ve sonra gelen hoca takımı şampiyon yapacak.

- Sabri birkaç maçtır durgun.

- Ligde 7.sıraya yükselen Galatasaray.

Pazar, Ocak 23

A Kalite Mücadele


- Maçı izlemeyen 0-0'ı görünce bok atar belki ama gerçekten iyi maç oldu. Mücadele zirvedeydi.

- Kaçan goller maçın şeklini değiştirdi.

- Özellikle son 5 dakikada Juventus 3-0 yapabilirdi.

- Pazzinili bir takım düşünün, sezon başından beri 7.defa bir maçta gol atamıyor.

- Hatta son 19 maçta sadece 4 defa 1 golün üzerine çıkabildiler.

- Moggi olsaydı bir son dakika penaltısı izlerdik.

- İzmitli Macheda.

- Bu senenin büyük hayal kırıklığıdır Sampdoria. Oysa geçen sene ne güzellerdi.

- Ligin en keyifsiz takımı olabilir.

- Juventus zaten kabus yıllarını yaşıyor.

- Amauri, Umut Bulut'a selam çaktı.

- Maçta en çok Guberti'yi beğendim.

Galatasaray Gecesi


Bir arkadaşın, çok da samimi olmadığım bir arkadaşın, arkadaşımın değil arkadaşın askerden dönüşü için bir yemek organize edilmiş. Çok hevesli olmasa da gidildi. Yer; İstiklal, Galatasaray. İstanbul'un yüzlerce semti varken neden Galatasaray be abi?

Yola çıkıyoruz. Önce Hasnun Galip. Yol üzeri değil ama nedense (!), yol oradan geçiyor. Galatasaray Lisesi, Galatasaray Hamamı, Galatasaray Otoparkı, sağ taraf Galatasaray, sol taraf Galatasaray. Kaçamıyorum.

Mahir arıyor. Maça gidelim diyor. Gerek yok diyorum. Buraya defalarca yazdığım, buraya girenlerin defalarca okuduğu, arkadaş muhabbetlerinde defalarca dile getirdiğim sıkıntılarımı, o yabancılalaşma duygularını, artist artist kelimelerle Mahir'e anlatıyorum . Mahir anlamıyor. Veya anlamak istemiyor. Mahir sadece gidelim diyor. Tamam diyorum. Biletix aranıyor. Neyse ki ucuz yerlerdeki biletler tükenmiş. Paramız da fazla yok. Vazgeçiyoruz, yarınki maça gitmekten ve kurtulmamız gerektiğini düşündüğümüz saplantıdan.

Aslından paramızın olmaması çok da önemli değil. Son Gençlerbirliği maçı öncesinde Aykut aramıştı; paramız yok, hava soğuk, takım kötü demişti ve o gazla gitmiştik. İstesek yine gideriz. Zaten cebimde biraz para var ama az sonra bir arkadaşın, arkadaşımın değil arkadaşın , organizasyonu için vereceğiz. Artık hafta sonlarımız değişecek. Artık yeni bir dönem başlayacak.

Galatasaray'dayım. Galatasaray'dan uzaklaşmaya çalışalım diye çıkılan bir hafta sonunda. Bazı mekanlarda LİG TV açık. Fenerbahçe maçı açık. Önemsemiyorum. Eskiden Fenerbahçe maçları ne kadar önemliydi oysa. Fenerbahçe çok iyidi, biz kötüydük. Acaba takılır mı, acaba yenilir mi. 2005 senesi, 2006 senesi. Hep geriden gelen Galatasaray ama hep inat eden Galatasaray. Hem umut veren Galatasaray. Hep bize heyecan yaşatan Galatasaray. Hep korumaya çalıştığımız Galatasaray, hep sahip çıkmaya çalıştığımız Galatasaray. Artık başkanlarımız, bakanlarımız koruyor; bize gerek yok. Biz seviyorduk o acz içindeki Galatasaray'ı ya neyse. Büyüklerimiz biliyordur en doğrusunu. (İsteyen buraya da ünlem koysun)

Galatasaray'dayım. Bu sefer bizim organizasyon. Muhabbet sohbet. Türkçe müzik çalan bir yer. Sevmem böyle gürültülü mekanları. Müzik çalıyor, herkes eğleniyor. Şarkılar acayip, ben Galatasaray'dayım diye olsa gerek.

Onda bunda şundadır bunda şunda ondadır, Nonda senin kocandır.
Tümerle dost ol Alex ile arkadaş.
Ararım, sorarım
Yürüyoruz sessiz ve kederli

Bunlar söylenmiyor tabi, ben söylüyorum içimden. Melodiler doğru da söyleyen çocuk sözleri yanlış biliyor.

Aykut arıyor. Durum değerlendirmesi yapacağız. Alemdesin galiba diye takılıyor, nerdesin diye ekliyor. Galatasaray diyorum. Alemde bile Galatasaray.

Kalacak tüm izleri hayatımda ve hiç bir yer bulamıyorum onu hatırlatmayan.

Hesap geliyor. Cebimizdeki son parayı saçma bir akşam için veriyoruz. Bu parayı Galatasaray için harcamak vardı mesela. Galatasaray'da harcamak bir nebze rahatlatsa da. Eskiden cepteki ilk para da son para da Galatasaray'a giderdi. Kafa karışıyor iyice. İnsanlar sokağa rahatlamak için çıkıyor. Sen kendi çelişkilerinle sokaktasın ve harcadığın para bile dokunuyor. Oysa bundan sonra kaç defa daha Sokak'ta olacaksın? İçindeki sesler konuşuyor.

x lirayı buraya vereceğine bilet alsaydın
Ama artık istemiyorum, başka hobiler başka eğlenceler, başka insanlar, başka tarzlar...
Yapamıyorsun, yapamazsın
Yapabilirim

Ve oradan müzik girer (İşte hayat yine akıp gidiyor, sensiz de yaşanıyor)
Sen şarkının gerçek sözlerini duymamazlıktan geliyorsun, kendi bildiğin gibi mırıldanarak bastırıyorsun: milyonlarca taraftarın yanyana....

Kurtulamıyorsun. Değil terketmek ara vermek bile zor.

Aykut yaz demişti, bunu kastetmedi belki, ama yazdık işte. Takım şampiyonluk yarışında olduğunda bu kadar zorluk derecesi yüksek haftalar yaşamıyorduk.

Cumartesi, Ocak 22

Yine Gol Yok


- İki takım arasında ligin ilk yarısında oynanan maç da 0-0 sona ermişti.

- 1.Lig başladı güzel oldu.

- Tribünler dolu, hava güzeldi. Maç da fena değildi. İlk yarı tempo daha yüksekti.

- 2 senedir iki takım aynı ligde. 4 maç yaptılar, hiçbirini Mersin İ.Y. kazanamadı.

- Adanaspor'un bu sene 0-0 biten 5. maçı, son 2 sezonda bu sayı 12'ye çıkıyor. Nerdeyse yüzde 25.

- Tolgahan korkuttu yine birçok kez ama gol yemedi.

- Bahiste beraberlik demiştim bu maça, 1.Lig'de maç bilmek zordur.

- Anıl Karaer iyidi.

Tahmin Edilemez


Soru: Dortmund ve Mainz iyi gidiyor. Bundesliga'yı bu kadar tahmin edilemez yapan şey ne?

LVG: Bayern son 8 yılda 5 defa şampiyon oldu. Bunun neresi tahmin edilemez.

Cuma, Ocak 21

All-Star Oylaması


Oylarımı verdim. Tutku, Evren, Shipp, Caner, Mert Shumpert, Ermal, Rancik boş geçilmesin.
Oylama 31 Ocak'ta sona erecek. 3 Şubat'ta kadrolar açıklanacak. All-Star maçı Ankara'da oynanacak. Buradan oylama yapılabilir.

Rüya -Kabus


- Asker arkadaşım Özgün (o da Galatasaraylı), facebook iletisine "rüya gibi" yazdı. Oysa aslında bizim için kabus gecesi oldu.

-Fenerbahçeliler gerçekten rüyayı yaşıyor. Deplasmanda Barcelona ve Olympiakos galibiyetleri almak, hem de 1 sezon içinde, hatta 3 ay içinde, herkese nasip olmaz.

- Olympiakos tam hayal kırklığıydı. Fenerbahçe, Barcelona'yı yenerken Barcelona kötü değildi ama dün Olympiakos kötüydü.

- Fenerbahçe'de yabancılar, özellikle -iç olanlar, Lavrinoviç, Preldziç, Ukiç çok iyi.

- Ama en iyisi Marko Tomas. Total basketbolcu gibi.

- Sahanın en büyük hayal kırıklığı bir başka -iç, Teodosiç.

- Ömer Onan'ın kaçırdığı boş turnike? Fenerbahçe hazır değil dedim, 14 sayı bitti.

- Son sanıyede dahi ikili averajı düşünen Ömer Onan var bir de.

- Sean May'li ilginç günler bizi bekliyor sanki.

- Yine de Olympiakos bu turnuvanın en büyük favorisi.



Perşembe, Ocak 20

Avrupa Kupası'nda Kıtalararası Derbi


Yine kafalar karıştı. Ezeli rekabet böyle bir şey işte. Dün Efes Pilsen, Avrupa basketbolunun en önemli organizasyonunda bir maç oynuyor. Biz de o maçı yerinde izliyoruz. Ama bir anda kulaktan kulağa yayılan dedikodu, telefonlarımıza gelen mesajlar, "Galatasaray, Fenerbahçe ile eşleşmiş."

Dertsiz başa dert mi aldık yoksa ezeli rekabeti farklı bir kulvarda izlemenin güzelliği mi? Şu an ikisi arasında gidip geliyoruz. Taraftar ahalisi kötü yakalandı. Dünden beri sorular.

- Avrupa maçında deplasman tarafı olacak mı?
- Deplasman tarafı kontejanı ne kadar?
- Caferağa'ya gidilir mi?
Hatta bazılarımız daha işin en başında; "kaç maç oynuyoruz?".

En son rakip takımlı derbi, İpekçi'de oynanan Cumhurbaşkanlığı Kupası maçıydı. Rezil bir maçtı. Yıllar sonra bir basketbol maçında iki tribün karşı karşıya geldi , herkes bu sefer bilinçli davranır dedik. Yine küfürler ve yabancı maddeler yağdı. Bundan sonra bir daha iki tribün yan yana gelmez, gelmemeli dedik.

Ama şimdi bir Avrupa Kupası maçı için Caferağa'ya veya Sinan Erdem'e deplasman yapmak da çok keyifli olacak. 20 sene beklesek bir daha olur mu, bilemeyiz. Bir de orası FIBA. Olay çıkarsa TBF gibi, kulüpler gibi olağan karşılamaz, basar 4 sene men cezasını, ağlatır.

Bakalım büyüklerimiz ne kararlar verecek. Şu an ne karar verilse diyecek laf yok. Çünkü boku çıkarılmıştı. Şubat ayında gerekirse 3 maç izleyeceğiz, hatta lig maçıyla beraber bu sayı 4 olacak. Sevgililer Günü ayında 14 Şubat öncesi 4 olaylı maç adayı.

Efes Pilsen 60-58 MP Siena


Efes Pilsen için iyi başlamak önemliydi. Sahada Siena'dan daha üstün oynadıkları gerçek. Ama bu maçlarda, yani güçlü takımlara karşı oynanan maçlarda, alınan ittire ittire galibiyetler soru işaretlerini arttırıyor. İlk grup aşamasında, iç sahada 5te5, deplasmanda 5te0 yapmak, tur atlamak için yeterli oldu. Fakat bu turda da aynısı olursa, Efes ileriyi göremez. Deplasmanda Siena'yı, Partizan'ı, Real'i yenmek de şu andaki durumda zor gözüküyor.

Bu maçlar önemli maçlar. Fakat maç öncesi Ataköy'de çok vasat bir atmosfer vardı. CSKA maçında veya PAO maçında daha kalabalık bir seyirci topluluğu vardı. Dün 9700 kişi vardı. Bunların çoğu okullardan getirilen öğrencilerdi. Hal böyle olunca; zaten başka zamanlarda bile taraftar baskısı oluşturamayan Efes Pilsen yine bu iç saha avantajından mahrum kaldı. Neyse ki maça iyi başlaması, hem oyuncuların kendine güvenini arttırdı hem de seyircinin maça ilgisini, konsantresini yüksek tuttu.

Siena ilk yarıyı önde bitirse belki değişik bir senaryo yazılacaktı. Milovan Rakoviç'in ilk yarı sonunda , 24 saniye biterken yaptığı gereksiz faul ve devamında hücumunda kaptırdığı top hem Siena'nın avantajını aldı götürdü hem de bizim kuponu erken yırtmamıza neden oldu.

Buna rağmen Rakoviç, takımının en skorer ismi oldu. Pota altı zayıf olan Efes Pilsen, top ne zaman oraya inse çaresiz kaldı. Topu oraya getirmemek hem Siena hücum organizasyonunun zayıflığından hem de Efes'in nefes aldırmayan savunmasından kaynaklandı.

İtalyan takımında Rakoviç'e katkı sağlayan 2. bir isim bulmak zordu. Belki biraz Kaukenas. Maç başlarken, takımlar sahaya çağrıldığında Marko Jariç'in ismini duymak ise büyük sürpriz oldu. Hangi ara geldi Siena'ya bilmiyorum.

Maçın diğer Rako'su; Rakoçeviç 17 sayı atarak maçın en skoreri olsa da dönem dönem çıldırtan hareketlerde bulunmadı değil. Nachbar etkisiz, Vişnevski bildiğimiz gibi olunca Efes zorlandı.
Sonuçta kazanan Efes oldu. Veya Efes Pilsen. Onu tam bilemiyoruz şu anda. Haftaya Belgrad deplasmanı.

Çarşamba, Ocak 19

Belgrad

Fotoğrafı büyütünce, en arka sağda Zalad'ı, onun sağ çaprazında (bize göre sol) Prekazi'yi Partizan formasıyla göreceksiniz.
Burada Pele'yi zaten tanıyorsunuz. Yanındaki isim yine bir Partizan çıkışlı isim. Türkiye'de Ankaragücü'nde oynamış. Mustafa Hasanagiç. Zamanında çok önemli maçlara çıkmış biri.
Bu fotoğraflar Belgrad'dan. Yaklaşık 1.5 sene önce çekildi. Ofisten abilerimiz gitmişler, görmüşler. Biz de abilere sorduk anlattılar. Yukarıda Belgrad gençleri futbol oynuyor. Futbol topunun peşinden koşan herkese selam olsun
Bu da formalar.Belgrad'ın gururu Vidiç forması arada belli ediyor kendini.

Pazar, Ocak 16

Golü Beklemek

-Lazio sıkıntılı bir dönemdeydi, ilaç oldu 3 puan.

- Gole sevinirken formasını yırtan, kendini tırnaklayan Kozak.

- Sampdoria bu sezonun büyük hayal kırıklığı. Avrupa Kupası için uğraşacak ama işi zor.

- Bu sene Serie A çok iyi. Tatmin edici.

- Sampdoria lig ve Avrupa'da bu sezon 6.defa bir maçta gol atamadı.

- Muslera sempatik çocuk.

- Pazzini zorlayamadı.

- Lazio çok da iyi oynamadı, maçın hakkı beraberlikti diyebiliriz.

Bu Daha Başlangıç


- Maçın açılışıyla hiç ilgim yoktu. Hatta maçla da ilgim yoktu. Sinan ve Demir istediler, gittik beraber izledik. Yoksa maçı da izlemezdim.

- Yuhalamalar, ıslıklamalar hafta içine kalsın, burada maçı yazalım. Ama şunu ekleyelim; Dayan Galatasaray..

- Takım fena değildi sanki. Yetmez ama evet.

- Culio ve Kazım'ı beğendim.

- Sabri'nin oynaması ne kadar güzel, ne kadar güven verici. Allah nazarlardan saklasın, Allah bozmasın.

- Cana'yı stoperde izlemek kötü. Kötü olan Cana değil, ön libero Cana kadar oynayacak yedek stoperin olmaması.

- Ufuk'un sol ayağı dünyanın en kötü sol ayağı.

- Saha büyük. Bu stadda kolay kolay gol olmaz. Galatasaray maçlarına artık alt oynamak en mantıklısı.

- İlk golü Hakan Balta atar dedim, oyundan ilk çıkan adam oldu. İlk gol de daha atılmadı. Bakalım. Ben hala Hakan diyorum, plase Sabri.

- Maç esnasında; "tribün de kendi hazırlığını yapıyor" dedik, oysa maç öncesi neler olmuş öyle Serhat?

- 4 sene üst üste adlı eseri duyduğum anda 4 sene futbol maçı izlemek istemiyorum. Bence 5 sene önce bitmeliydi bu tezahürat.

- İlker Yasin, futbol keyfimizin katilisin. Ama bazen de çok güldürüyor. Cana'ya Zana demek nedir? Lorik Zana.

- Suarez'in kaçırdığı gole üzülmesi de gözlerden kaçmadı. "24 milyon verdik"

- Suarez'e yıllardır ısınamadım. Abartılıyor.

- Semih Kaya olmadı Semih Oğuz verelim.

- Tarihe geçen futbolcu Serkan Kurtuluş; ilk sarı kart.

- Fırat Aydınus bizim tüm maçları yönetsin, bir kere bile kızmam. Hatta ligdeki tüm maçları yönetsin.

- Aras

- Ebesilyo; mahalle maçlarında takoz olup takımı yakan çocuğa takılan lakap

- Bu stadı hiç sevmedim.

Cuma, Ocak 14

All-Star


Bahar Çağlar, Işıl Alben, Tuğba Palazoğlu, Doneeka Danyel Hodges, Seimone Augustus, Sylvia Fowles, (Galatasaray), Anna Vajda, Hana Horakova, Ivana Matoviç, Birsel Vardarlı, Esmeral Tunçluer, Nevin Nevlin, Nevriye Yılmaz (Fenerbahçe), Nykesha Sales, Yasemin Horasan (Beşiktaş), Bahar Yapar, Matee Ajavon (İstanbul Üni.), Gülşah Akkaya, Jessica Adair (Samsun Basketbol), Kübra Siyahdemir, Naile İvegin (Tarsus Belediye), Tuğba Talaşlıoğlu, Tuğçe Murat ( Mersin BB), Allyson Hardy (Burhaniye Belediye), Jolene Nancy Anderson, Megan Frazee (Botaş), Vickie Johnson ( Kayseri Şeker), Julie McBride (Ceyhan Belediye)

3 Sayı Yarışması
Bahar Öztürk(Kayseri Şeker) Marie Smith (Alanya Belediye), Jolena Anderson (Botaş), Özge Yavaş (Tarsus), Şaziye İvegin (Fenerbahçe)

Yetenek Yarışması
Cansu Yetiş (Botaş), Melike Yalçınkaya ( Ceyhan Belediye), Merve Aydın ( Mersin BB ), Doğa Comba (Samsun Basket)

Nüfus Memuru Mağduru Ermal


- Fenerbahçe'de oynadığın dönemde Türk vatandaşlığına geçtin. Aslında onun da ilginç bir öyküsü var...

- İlginç olan, kullanacağım soyadı özelinde herhangi bir söz hakkının bulunmamasıydı. O günlerde önüme sürekli kağıtlar geliyordu, "burayı imzala, şuraya karala" diye. Ben de imza atıyordum. Açıkçası bu konular hakkında bilgim de yoktu. Ama oradaki insanlara güveniyordum. Son evrakları onaylamak için nüfus dairesine gittik. "Soyadımı halledelim" dedim. İşte, "Soyadım Kuqo. Q harfini ç, g, ya da k yaparız. Kuço veya Kugo olur." diye düşündüm. Nüfus dairesine geldiğimde de görevli amcaya bu isteğimi aktardım. "Ben senin soyadını çoktan değiştirdim." dedi. "Ama ben sana bir şey demedim ki" diye karşılık verdim. "sen burada imzalamışsın." deyince, anladım. Birkaç tane evrak gösterdi, baktım. "Kurtoğlu" yazıyor. "Amca" dedim, "Kurtoğlu ne? Ben nereden bileyim Kurtoğlu'nu?" Çok yaşlı bir amcaydı, inşallah yaşıyordur. "E, ben senin adını görünce Cengiz Kurtoğlu'nu seviyorsun sandım" diye cevapladı beni. Arnavutluk'tan geldiğimi, Cengiz Kurtoğlu'nu tanımadım söyledim. "Önemli bir şarkıcıdır. Ben çok severim onu. Bir kasedini al, bana hak vereceksin. Zaten ben artık senin soyadını değiştiremem." dedi. Şaka gibi; ama öyle kaldı, Ermal Kurtoğlu oldum.

Ermal Kurtoğlu; Galatasaray Dergisi Aralık Sayısı

Karşıyaka-Göztepe


İzmir'deki Karşıyaka-Göztepe rekabetiyle ilgili iki belgesel izledim.


Diğeri; Hayta.

İkisi de 30 dakikanın altında, bir çırpıda izleniyor. Çok tatmin edici değil ama İzmir derbisi hakkında kaynak bulmak zor zaten, bunlar da faydalanacak eserler.

Körfezin Ayırdığı Biraderler; KSK-Göztepe rekabetini İzmirli'ye ve taraftarlara soruyor; 30 dakikada yanlış saymadıysam 6 kere Galatasaray-Fenerbahçe geçiyor.

Hayta'da ise tribün liderlerine kadar gidilmiş. 20 dakika rekabetin boyutları kan donduracak seviyedeyken, son 5 dakikada "biz Göztepeli / Karşıyakalı liderlerle iyi anlaşıyoruz"; "Fenerbahçeli/Galatasaraylı olacağıma Karşıyakalı olurum" cümlelerini duyuyoruz.

Perşembe, Ocak 13

2003-2011

2003 yılında Olimpiyat Stadı'na sürülen Galatasaray taraftarı...

2011 yılında Ali Sami Yen'i kaybeden Galatasaray taraftarı....

Yalnız o değil de; bu kolonun dibinde bile çok anımız var, lise yıllarından...

(Fotoyu çekeni ve yazıyı yazanı bilmiyorum, tanıtırsa; yolu buraya düşerse ismini not düşelim)

Büyük Başkan Ronaldinho'yu Getirdi

Ronaldinho'nun imza törenindeki fotoğraflar "bu insanlar çıldırmış olmalı" dedirtmek için bire bir. Yeni transferi coşkuyla karşılamayı iyi bilen bir ülkenin evlatlar olarak çok şaşırmıyoruz. Ronaldinho'nun 2 sezon öncenin şampiyonu Flamengo'da ne yapacağını merak ediyoruz.

Brezilya Ligi'ne yıldız akını devam ediyor. Deco, Ronaldo, Carlos, Kleberson, Rivaldo, Lincoln, Deivid. Gayet ilgi çekici, bakalım yeni sezonu verecek bir kanal bulabilir miyiz?

Ronaldinho'nun transfer olduğu Flamengo'nun başkanı bir kadın; Patricia Amorim. Bize yakın kültürler; Latinler. Brezilya'da bir kadın başkan var. İtalya'da, Roma'da Rosella Sensi, İspanya'da Rayo Vallecano ve Bilbao'nun kadın başkanları gündeme oturmuştu. Acaba bizde ne zaman olur?

Benim bildiğim Çankırı Belediyespor'un başkanı bir kadındı, hala devam ediyor mu bilmiyorum. Üst ligde görmek lazım aslında. Akla gelen ilk isim Gülnaz Arsel; Peralta'ya selam.

Çarşamba, Ocak 12

Tous les Matins du Monde


Aynı filmden farklı insanlar farklı çıkarımlar yapabilir. Bu filme biri "popüler kültüre bakış" olarak bakabilir. Başka biri "aşk filmi" diyebilir. Doğrudur da.

Ama bir babanın kızlarıyla ilişkisini bu filmin baş köşesine koymak ancak benim gibi bir adama nasip olurdu. Bilmiyorum, yaş 26 oldu, belki de babalık duyguları depreşiyor artık. Filmi, sert mizaçlı babanın "ulan güldür, sevindir o kızları be" diyerek izledim.

Fransız filmi ve 17.yüzyıl filmi. Bana çok uzaktı. Girdik, aile kavramından yakalandık. Bir çıpıda izlendi. Depardieu'ların baba olanı yine müthiş. Oğlan Guillaume bu filmin altında biraz ezilmiş sanki, daha iyi oynadığı filmleri vardı sanki. Jean-Pierre Marielle en iyisiydi.

Türk Marşı da güzel oldu. Fena film değildi ama bir daha izlemem herhalde. Filmin ismi filmin kendisinden daha güzel. Dünyanın bütün sabahları (geri dönüşsüzdür).

Vakit Tamam Seni Terkediyorum


Yaz diyorum önce. Yazma diyorum sonra. Gerçekten çok zor. Acaba ben mi abartıyorum diye düşünüyorum, sonra 45 yaşında ağlayan adamlar geliyor aklıma.

Aslında olay başka. Hata bizde, sorun bizde. Ne gerek var abi. Ne işin var takım tutmakla. Ne işin olur sadakat, bağlılık zırvalarıyla.

Başka hobi mi yoktu, başka hayat tarzı mı yoktu? Hafta sonları yapılacak başka bir şey yok muydu? Ne gerek vardı her hafta aynı yere gitmekte. Sana ne amına koyim, takılsana başkaları gibi. Sinema, konser, festival falan filan. En kötü eve Lig Tv bağla..

Çok acayip be abi. Şu yazıyı yazmak zor. Anlatamamak değil de anlaşılamayacak olmak ürkütücü. Bu yazı birçoklarına anlamsız gelir. "Ne desem boş"dan daha ileri gidecek bir cümle yok.

Evde babamla atıştığımda oraya gittim, kızlarla sorunum olduğunda oraya gittim, lisede sınavlardan kaldığımda oradaydım, param yokken oradaydım. Her şeyime ev sahipliği yaptı diyemem, evimdi çünkü. Sıkıntılarımı dindirmek için oraya gittim, hep orada son buldu sıkıntılar. Veya unutuldu diyelim. Ahmet Kaya şarkısı gibi; sen bir suydun, sen bir ilaçtın. Artık ilaç yok, artık bağımlılık yok, artık daha özgürüz, iyi yandan bakalım. Kandıralım kendimizi.

Tamam hocam uzatmıyorum, modern futbol vs... Bu arada yukardaki satırlarda futbolla ilgili ne vardı?

Büyümek istememek bir alışkanlık. Önce çocukluk bitmesin diye uğraşırsın, sonra bir daha da büyümek istemezsin. Büyümeseydik be abi. Büyümek şart mıydı?

Dün maça gitmedim, 1 ay önceden karar verdim, dayanamazdım, gitmedim. Dayanamadım, en azından Sokak'ın önünden geçelim dedik. Geçtik.Tam o esnada havai fişekler patladı.

Tamam uzatmıyorum. Bitsin artık bu yazı, önümüze bakalım. Bitsin bu dönem, önümüze bakalım. Hayat artık biraz daha sıkıcı.

Beyler o değil de; o anasını sikeceğimiz dozer var ya; o dozerin anılarımızı sikmesine de az kaldı.

Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan....

Kazanan İran


Asya 2011'in en merak edilen maçlarından biri; iki komşu ülkenin kapışması: İran-Irak. Son şampiyon Irak, İran karşısında öne geçmesine rağmen son 5 dakika yediği golle kaybetti. Kaybetmiş. İzleyemedim. Asya 2011 dikkat çekiyor. Bu futbolsuzlukta heyecandır.