banvit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
banvit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 16

Banvit 55-58 Eskişehir Basket



Bu hayatta en güzel şeylerden biri yolda olmak. Bundan daha güzeli de, gidilen başka ve bilmediğin bir şehirde zaman geçirmek. Amaç tarihi yerleri görmek veya yeni yerler keşfetmek değil, tamamen zaman geçirmek ve oraya karışmak. Amaç; amaçsızca yürümek, oturmak, konuşmak ve hem zamanda hem mekanda geride kalan her şeyi unutmak…

Bu işin kreması da, bunların hepsini yaptıktan sonra bir maç izlemek olur. Zaten tribünde maç izlemenin kendine has bir rehabilitasyonu var. Küçük bir şehrin kötü-eski bir stad/salonunda oturmak, dünyadaki bütün kaygılardan unutturuyor. Bir de bunu bilmediğin bir şehirde yapınca çok daha iyi oluyor. O nedenle iyi bir ekiple gidilen deplasmanlar en güzeliydi.

Cumartesi akşamı gelen telefonla hemen plan yapıldı. Maçı anlatacak Uğur Ozan, zaten Bandırma’ya gidecekti. Biz de Aras ile ona yancı olduk.

Ozan ile yıllar önce de bir kez Bandırma’ya gitmiştik. 2012 yılının Mart ayıydı. Galatasaray o zamanlar iddialı bir basketbol takımıydı. Haftada 6 gün çalışıyordum ve tek izin günümü hafta içine alıp Bandırma’ya gitmiştik. Çok iyi hatırlıyorum, planı bir ay öncesinde yapmıştık ve ilk etapta beş kişi olacağımızı düşünmüştük. Bir ay öncesinden “Kesin geliyoruz” diyenler, gideceğimiz hafta yan çizmişler hatta bizi de plandan vazgeçirmeye çalışmışlardı. Şimdi o insanların hiçbiri hayatımızda yok. Ozan ise yine aynı yerde. Hatta aslında aynı yerde de değil. O zamanlar genç bir üniversite öğrencisiydi ve beraber salon salon geziyorduk., Şimdi ise artık basketbol liginin yayıncı kuruluşunda spiker olarak salon salon geziyor. O geçen günlerini düşününce insan garip bir şekilde gururlanıyor. Fakat bunları onun yüzüne söyleyince de kendisi sinirleniyor.

Sonuç olarak; kışa girmeye çok az kalmışken ve sayılı güneşli gün önümüzdeyken bir Pazar gününü yolda ve Bandırma’da geçirdik. Sözde Bandırma'ya gidiş bahanemiz olan maç benim çok da ilgimi çekmiyordu. Fakat Ozan, çok iyi bir maç olacağını iddia etti. Açıkçası iki takım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Banvit’e geçen sezondan biraz aşinaydım ama Eskişehir Basket tam bir kapalı kutuydu. Maçın ismi oldukça zayıf duruyordu. Fakat kaliteli maçın nereden çıkacağı belli olmaz.

Son cümleyi okuduktan sonra; sanki sürpriz bir şekilde kaliteli bir maça denk geldiğimizi düşünebilirsiniz. Maalesef olmadı! Fakat keyif almak için kalite şart değil. Hayatın her alanında böyle olduğu gibi, sporda bu daha da kesin. Kıran kırana ve başa baş bir maç izledik. Bu da kaliteden daha önemliydi.

Karşılaşma öncesi ısınmalarda beden dillerinden Eskişehir Basket’in maçı daha çok isteyeceğini düşündük. İlk yarı boyunca da yanılmadık. Devre 41-28 sona erdi. Rowland inanılmaz oynadı. Aldığı her topu olumlu kullandı. Takımını taşıdı. Skor yaptı. Banvit ise, maç öncesi o yorgun ve isteksiz vücut dilini dahaya da yansıttı ama bir şekilde uzun süre maçta tutunmayı başardı. Devrenin sonlarında iyice düştüklerinde de farkı yediler.

Oradan Banvit’in geri döneceğini düşünemezdik. Nasıl olduğunu anlayamadık ama son periyot 46-46’lık skorla başladı. Üstelik bu skor uzun süre değişmedi. İlk 6 dakika sonunda skor sadece 48-48 olabildi. İki takım da hücumda başarısızlığını tanımını yeniden yazdı. İş o noktaya gelince de, hem ev sahibi olan hem tecrübeli olan hem de geriden gelen takım motivasyonunu taşıyan Banvit’in maçı koparacağını düşündük. Bu tahmin de olmadı! Avrupa şampiyonu etiketli Gaspar Vidmar’ın iki hücumda üst üste hata yapması Banvit’in kazanmasını engelledi. Son hücumda da oyuncuların şut atmaktan kaçınması ve kötü bir hücum yapılması son nokta oldu. Açıkçası maçın uzatmaya kalmasını da istemezdik. Sonuçta biri kazandı ve maçın ilk yarısındaki Eskişehir’in, ikinci yarıdaki Banvit’ten daha iyi olduğunu düşününce maçın hakkının gerçekleştiğini söylemek mümkün.

Eskiden Galatasaray olmasaydı hiçbir şehre gidemeyeceğimizi düşünürdük. Artık Galatasaray o gücü kaybetti. Ama spor, etkisini sürdürüyor. Bu sayede Bandırma’ya ikinci kez gittim. Eğer orada Banvit diye bir takım olmasaydı, bu yaşıma kadar bir kez dahi oraya gitmez, hatta gitmeyi aklımdan bile geçirmezdim.

Ama belli ki gidilecek daha çok yol var, görülecek çok şehir. Yeter ki; arkadan itecek birileri olsun ve bir bahane çıksın! 

Pazartesi, Haziran 17

Galatasaray 76 - 58 Banvit




23 yıl beklenen şampiyonluğun 40 yılda bir olacak bir toplumsal patlama ile aynı güne denk gelmesi büyük tesadüf. Bütün bir sezon beklediğim şampiyonluğun mutluluğunu 45 dakika yaşadım. 45 dakika sonra Taksim'e müdahale haberini aldık. Maçla ilgili her şey uçtu gitti. Hatta Cenk Akyol'un maç sonu röportajındaki hareketi maçın önüne geçti. Hatta Cenk Akyol'un 23 sayısından bile daha değerliydi belki de...

Maç zaten derin analizler gerektirecek bir karşılaşma değildi. İkinci dakikada şampiyon olacağımızı anladık. Muhteşem bir tribün vardı. Bir ara tribün "Ölüm varmış korku varmış"a başlayınca 6/7-0'lık bir seri yakalandı. Şakayla karışık "Ulan bu tezahürat nedeniyle maçı vermeyelim" diye şakalaşırken, sorun kısa sürede çözüldü. Yani tribünde gerginlik yaşamak 10 saniye falan sürdü.

Kısacası şampiyonluk geldi. Bu sezon lig biraz fare doğurdu. Güçlü kadrolar vardı, ama çoğu bekleneni veremedi, başta da Fenerbahçe ve Efes. Bu da işimize yaradı. Açıkçası Beşiktaş şampiyon olduktan sonra bu kupayı almak zorunluluk gibi bir şeydi. Fakat kupayı aldığımız günlerde yaşananlar, zorunluluk kavramının bizim için tanımını çok değiştirdi.

Aslında maçla ilgili konuşulacak, tartışılacak şeyler var. Tribünün Ünal Aysal'a tezahürat yapmaması veya Yalçın Dümer'in şampiyonluk kutlamalarının coşkusunu bozması mesela. Ama zamanı değil. Zaten ne olursa olsun bu maç, bir "şampiyonlara saygı maçıydı". Son maçını oynayan N'Dong'dan, sakatlıktan çıkıp dönen Göksenin'e kadar, hepsine tek teke teşekkürler.

Bu daha başlangıç, mücadeleye devam....



Cumartesi, Mart 2

Mart Çılgınlığı




4 Mart Fenerbahçe - Karşıyaka
11 Mart Beşiktaş - Banvit
17 Mart Banvit - Karşıyaka
24 Mart Beşiktaş - Galatasaray
30 Mart Galatasaray - Karşıyaka
31 Mart Banvit - Fenerbahçe

TBL'de bu sezon inanılmaz bir sezon yaşanıyor. Futboldaki gibi olsa, play-off uygulması şampiyonu belirlemese şu an kalpler durmuştu. İlk 5 sıra resmen ateş hattı.

Play-off da sezona ayrı bir heyecan katıyor. Play-off öncesi iyi bir yer kapmak önemli. Herhalde bu konuda en rahat takım Beşiktaş. Yeri garanti olan tek takım gibi gözüküyor. Sezonu yüzde 80 ihtimalle 6.sırada bitirecekler ve 3.sıradaki takımla eşleşecek. İlk 5'in gerisinde kalmaları yanıltıcı olmasın, play-off'ta çıkışa geçebilirler. Haliyle ilk iki sırada yer almak nispeten zayıf takımlarla eşleşmek için önemli.

Şu an sezon bitse ve play-off başlasa; ilk turda Karşıyaka ile Beşiktaş ; Efes ile Galatasaray eşleşecek. Fakat sezon bitmiyor ve aslında mart ayı çok şeye gebe olacak. Yukarıda yazdığımız gibi 6 kritik maç var bu ay. Bunun yanı sıra her an diğer maçlarda sürpriz sonuçlar çıkabilir. En rahat fikstür Efes'te gözüküyor ama onlar da yoğun bir Avrupa fikstürüne sahipler. Her an sürpriz sonuçla karşılaşabilirler. Mesela dün Atina'da maç yaptılar, bugün ülkeye geldiler, yarın lig maçına çıkacaklar.

Nisan ayına girdiğimizde aşağıdaki tablo çok değişmiş olabilir.


Şu andaki puan durumu

1-) Fenerbahçe Ülker  17 galibiyet
2-) Banvit                    17 galibiyet
3-) Pınar Karşıyaka     16 galibiyet
4-) Galatasaray            16 galibiyet
5-) Anadolu Efes         15 galibiyet
6-) Beşiktaş                 12 galibiyet



Cumartesi, Mayıs 26

Gönlüm Yürek Koydu



-Maçın kazananına göre maçın adamı değişecekti, Lucas yerine Kerem oldu.

- Maçın kırılma anında da bu ikili vardı.

- Tribündeki Zouros çok karizmatikti. Ilias Zouros = Roberto Di Matteo

- Milyon dolarlık Efes'in finale çıkmasını başarı olarak adlandırmak bizim ayıbımız değil tabi.

- Airball Cemal

- Barış Ermiş hayal kırıklığıydı, 2 sayı 3 asist.

- Kerem T ve Kerem G bize gelse artık

- Milli takım topçusu 3 dakika oynadı.

- Efes'in galibiyeti işimize geldi de bakalım devamı gelecek mi?

- Bandrıma'ya deplasmanda giden Efes taraftarları. Üstelik son maçta göz altına alınanlar oldu. Sert tribün.

- Geçen maç Banvit geriden gelerek yendi, bu sefer nefes yetmedi.

- Uğursuz Bandırma... #Joshua


Perşembe, Mart 15

Banvit 64 - 73 Galatasaray




Salona girdiğimizde takımı ısınırken gördüğümde maçın gidişatını sezmiştim. Oyuncular, kendine güvenen ve rahat bir tarzdaydı. Hafta içi erteleme maçı ve nispeten gündüz maçı. Sanki, okuldan sonra maç yapan çocuklar gibiler. Sevdikleri sporu yapıyorlar. Salon, lise salonu gibi. Zaten salondakilerin ağırlığı da öğrencilerden oluşuyordu. Salonun atmosferi sahaya yansımıştı belki de.

Ondan sonra maç başladı ve maç öncesi tahminimde yanılmadım. Bir kalsik olarak üçüncü periyot dışında zorlandığımızı düşünmüyorum. Tabi şimdi Caner'in, Savoviç'in ekstra oyunundan, Jamon Gordon'un muazzam liderliğinden, Shumpert'ın ölüdürücü üçlüğünden doya doya bahsetmek isterdim. Ama değil. Karşılaşmanın o anı benim bittiğim andı.

"Keşke yenilseydik de Ship sakatlanmasaydı" diyemiyorum. Sakatlık denilen şey sporda oluyor. Sevdiğimiz basketbolcunun, sporcunun sakatlanması gerçekten çok üzücü. Ama işte maç yapıyoruz, maç yapıyorlar, emek sarfediliyor ve kazanmak güzel oluyor. Kazanmaktan vazgeçmek zor. Kazanmak güzel ama o maçı konuşmak zor artık.

Protokol tribününden deplasman tribününe geçen ve demirlerden sahanın içine atlayan Evren Büker'i gördükten sonra, maçın önemi kalmıyor belki ama takımın kazanması önem kazanıyor.

Ship sakatlandıktan sonra daha fazla forma şansı bulması muhtemel Evren'in, o an'dan hemen sonra bu hareketi yapması, Mahmuti'nin Ship'in elinden tutması ve diğerlerinin hareketi. Bu takımı bu yüzden seviyoruz, ve buı takım bu yüzden kazanıyor. O yüzdne bu takımın kazanması güzel ve önemli. Ve bu yüzden "keşke kaybetseydik" diyemiyorum. Hatta böyle bir olaydan sonra, böyle bir olaydan hemen sonra ayağa kalkıp, demoralize olmayan bir takımın daha iyi oynaması ve maçı kazanması oldukça güzel.

Ne rakip tribünde açılan Fenerbahçe atkıları, ne Bandırma emniyetinin "küçük bir sahil kasabasında yaşayalım" kafası, ne de İstanbul'un maça ilgisizliğini yazıyorum. Tribünün önemi yok bu maçta. Zaten Ship sakatlanırken üçlü çeken bir tribünü değerlendirmemek lazım. Ama Bandırmalı'nın açtığı "Bor işletmeleri satılamaz" pankartı ve ona verilen desteği atlamamak lazım.

Liderlik geldi Bandırma'da. Haftalardır kurduğum bir plandı Bandırma'ya gitmek. Maçın öneminin dışında benim içinde önemliydi. Bazı şeyleri kendime ispat edebilme açısından önemliydi. Ayrıca kendimi ödüllenirme yöntemimdi. Kendime verdiğim ödül; Banvit-Galatasaray maçına gidebilmek. Evet, garip adamız..

Gittik. Oradan lider dönmek daha da keyifli oldu.Yola çıkmak, yolda olmak güzel şey. Karar verme ve hareket etme kabiliyeti sıfıra yakın olan bir insan için önemli bir adım. İşin içinde Galatasaray olmasa bu kadar net, bu kadar erken karar veremezdim. Yolda olmak güzel. Galatasaray'ın peşinde olmak güzel. Mart ayı güzel. Deniz kenarında olan yerleşim yerleri güzel. Liderlik güzel.


Cumartesi, Mart 10

Maçlara Koşturan Kennerman



Türkiye Basketbol Ligi. Futboldan rol çalmaya çalışıyor. Hakkı da var. Basketbola olan ilgi giderek artıyor. Futboldaki dedikodular, "yanaşık düzen", müşterleşme hissiaytı, yoğun güvenlik vs. İnsanlar futboldan, futbol liginden soğuyor. Alternatif basketbol. Peki basketbol çok mu normal?

Büyük ihtimal siz bu satırları okurken, Antalya-Banvit maçı oynanmış olacak. Maçın baş hakemi Engin Kennerman. Tecrübeli isim.

Yarın ligde bir maç daha var. Karşıyaka-Efes. Önemli bir maç. Peki maçın hakemi kim? Engin Kennerman. Tecrübeli isim. O kadar tecrübeli ki haftada iki maç yönetiyor. Herkes ona güveniyor. En çok da Banvit ile Efes güveniyor.

Bu hafta içi oynanan maçlarda iki olay yaşandı. Biri Banvit-Trabzon maçında. Çizgi ihlali oldu. Trabzon federasyona başvuracak. Banvit, bu sayede maçı uzatmaya götürdü. Maçı kazandı.

Bir diğer olay. Fenerbahçe-Karşıyaka maçında, Chatman'a yapılan bariz faul verilmedi. Maç uzatmaya gitti. Fenerbahçe maçı kazandı.

Banvit, Fenerbahçe ve Efes'in ortak özellikleri lige para koymaları. Bunun karşılığını da maddi manevi alıyorlar. Yalan yok bu üçlünün arasına ister istemez biz de giriyoruz. Eskiden bize çalınan hakem kararlarını hatırlıyorum da, nasıl doğrandığız belli değildi. Şimdi kırılma anları bizden yana oluyor. Biz nasıl takımın geleceğinden emin değilsek, diğerleri de emin olamıyor, ligin babalarından mı olacağız yoksa bir anlık mı heves hala muallak. Haliyle diğer 3'lü gibi bariz kollanmalar olmuyor çok şükür. Henüz.

Neyse Kennerman'a dönelim. Engin Kennerman, geçen sene Banvit maçında Galatasaray taraftarına küfreden hakem. Ödül olarak da birkaç gün sonraki Galatasaray-Fenerbahçe maçına atanan hakem. Eh, iki gün üstüste maç yöneten bir hakem için geri kalan her süre uzun sayılır.

Engin Kennerman, bu sene Fenerbahçe-Beşiktaş maçında Ergin Ataman'ı saha dışına atan hakem. Ergin Ataman'ı isyan ettiren hakem. Geçen sene Olin Edirne -Galatasaray maçından sonra Oktay Mahmuti'ye "İnsanların mücadelesine, emeğine saygısız olmalarını kaldıramıyorum" dedirten hakem.

Bu arada Engin Kennerman'ın adı iddianamede geçen iki hakemden biri olduğunu hatırlatmak gerekir mi? "Futbolda şike" olarak bilinen iddianamede adı geçen herhangi bir futbol hakemi yokken, iki tane basketbol hakemi var. Biri Kennerman. Tabi ki cümleyi burada noktalıyoruz, çünkü masumiyet karinesi var.

Türkiye'nin en önmeli basketbol liginde 2 kritik maçı aynı hakem nasıl yönetir? Bunun cevabı verilebilir mi? Yoksa Turgay Demirel ile Tuncay Özilhan'ın yan yana evlerde oturmalarını mı düşünmek gerekir?

Ev alma komşu al dedikleri bu olsa gerek. Bu iki maçı dikkatli gözlerle izlemek lazım.

Perşembe, Haziran 2

Galatasaray 89-55 Banvit


Kafa dağınık, dağıtacak tek şey belki aylardır belki yıllardır beklenen final. Hayata yine Galatasaray ile bağlanma yolları. Sıkışık trafikte salona yetişme çabaları. Maç için galibiyet için değil başka bir şey için koşturuyoruz.

Serinin hiçbir maçını izleyememek. Belki de yeni bir totemdi. Ne oldu, nasıl oldu, Bandırma'da nasıl yendik, İstanbul'daki ilk maça binlerce kişi nasıl geldi, bilmiyorum. Tek bildiğim seri 2-1, kazanırsak finaldeyiz maçı.

Hikayeyi istediğin yerden yazmaya başlayabilirsin. Mesela 2005'ten; bu takımın play-out oynadığı günlerden, Banvit'e karşı antipati oluşan günlerden. 6 sene sonra bu konuma yükselen takımın finale Banvit'i ezerek çıkması ne kadar hoş.

Hikayeyi geçen seneki Fenerbahçe maçından da başlatabiliriz. Eyvallah Cem Akdağ, sağolasın, varolasın..

Veya bu seneki Fenerbahçe maçından. 56 sayıda tutulan bir Eurolig takımı. Akabinden insanların artan ilgisi. Şimdi de yarı finalde rakibi 55 sayıda tutarak, Fenerbahçe'nin rakibi olmak.

Bu hikayenin en kötü günleri yazılırken salonda olan ben, en iyi zamanında orada olamıyordum . Gün içinde çekilen sıkıntının hesabı yok. Beki de sırf bu nedenle maçtan hiç bir şey anlamadım.

Zaten çok da anlaşılacak ve izlenecek bir maç yoktu. Biz içeri girdiğimizde maç başlayalı 3 dakika olmuştu ve maç çoktan kopmuştu. İlk periyot bittikten sonra yaşananlar ise basketbolla veya saha içi herhangi bir organizasyonla alakalı değildi.

Bir kaç yıldır sıkıntı çeken bir tribünün çığlığı. Hem başarıya hasret kalan hem tribün işlerini yerine getiremeyen, sürekli zorluk yaşayan, gerilen, sinen, üzülen, kızan, küsen insan topluluğu. Dün maça gelenlerle Fenerbahçe serisinde maça gelenler arasında fark olacaktır. Dünü yaşayanalar ve yaşatanların çoğunluğu her yerde yazılmayan, herkesin yaşamadığı, Galatasaray'ın son 10 yılında gerekli yerlerde var olan insanlardı. Cümleyi düzgün kuralım, tribünün ve Galatasaray'ın tozunu yutmuş bir 10.000; belki de daha fazlası.

Hoşuma gitmeyen ufak tefek şeyler es geçilsin. Sevmediğimiz Abdi İpekçi bile artık aidiyet hissettiğimiz bir yer olma durumuna geliyor. Bizden öncekilerin Spor Sergi efsanes kadar olmasa da, bu sezonun mekanı olduğu için adı bizim için daha anlamlı olacak artık. Bu sezon unutululmayacak, çocuklarımıza anlatacağımız şekilde kalsın ve burada da öyle yazılsın.

İhtiyacın olanı hiç beklemediğin yerlerde buluyorsun.

Dün gördüğümüz bir basketbol maçı değildi. Çok başka birşeydi, bir dışavurum, bir rahatlama, orgazm.

Farklı galibiyetle biten maçları çok sevmem ama dünkü maç tam yerinde ve vaktinde oldu.

Pazartesi, Mart 28

Play-Off Ön Eleme Turu


- Öyle maçlar oynuyoruz ki, Play-Off kadar heyecanlı. Play-Off'un yolunu bu maçlar tayin edecek.

- Yeniliyoruz ama 9 sayının altında kaldık diye seviniyoruz.

- Banvit iyi takım ama ben daha iyi beklerdim. Biz dün çok kötüydük.

- Kötü olmamıza rağmen maçtan hiç kopmamış olmamış güzel.

- Bandırma'da bir klasik; Fenerbahçe atkıları - Fenerbahçe formaları.

- Maça gidemedik ama buradan çok giden olmuş. Taraftar bu sene derbiler dışında 2 maça akın etti. Biri içerideki Edirne Olin maçı, diğeri Banvit deplasmanı. Bu iki maçı kaybetmiş olmak üzücü. Ayak alışmasını engelliyor.

- Orhun Ene

- Barış Ermiş bu sezonun en önemli isimlerinden.

- Haftaya Banvit, Efes deplasmanında. Bu mağlubiyeti telafi edebiliriz.

- Efes'in Banvit'i yenmesi halinde biz arayı açıyoruz. Böyle bir lig daha önce olmamıştı.

- Efes'e, Fener'e, Beşiktaş'a, Karşıyaka'ya ve Banvit'e karşı yenik başlamayacağız. Edirne Olin deplasmanı çok önemli bir hal aldı.