efes pilsen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
efes pilsen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ekim 10

Cesaret

"Zincir şöyle ilerliyor: Koç, imkanları dahilinde başarılı olarak daha fazlasını yapabileceğine GM'i ya da başkanı ikna ediyor, o da sponsoru zorluyor...

Cesur olmak önemli. Bazı antrenörler "Çok zorlarsam işimden olurum" diyor. Yahu zorlamazsan zaten işinden olacaksın. "Ben bu bütçeyle de yaparım" gibi bir durum yok. Sen yapamazsın, yerine başkasını bulurlar, o biraz yapabiliyormuş gibi gözükür, onu da yollarlar... Doğanın kanunu. Yönetim hiç "Biz hata yapık" demez. "Hoca bu işi yapamadı" olur. O yüzden harcayabilecek bir sponsor varsa harcatacaksın."

Ergin Ataman, Socrates Eylül sayısı

Cumartesi, Şubat 22

Anadolu Efes 63 - 71 Fenerbahçe Ülker



Bu sefer hata bende. Cuma akşamını Efes-Fenerbahçe maçı için İpekçi'de geçirmek çok gereksiz bir aktivite oldu. İki takım şahane basketbol oynasa bile gidilecek maç değildi. Ne yazık ki iki takım da çok kötü oynuyor. Bunu kazanan takımın koçunun maç sonunda "Bugün çok çok kötü oynadık" demesinden anlayabiliyoruz. Fenerbahçe, bu kadar tatmin edemediyse Efes'i siz düşünün.

Gerçekten maça dair aklımda hiç bir şey yok.Yani çok az şey var ama onlar da önemsiz. Geçen seneki iddiasız ve dibi görmüş Fenerbahçe - Beşiktaş maçları bile daha iyiydi.

O nedenle maç boyu Fenerbahçe tribünleri dikkatimi daha çok çekti. İyilerdi. Ülker Arena'da aylardır yapamadıklarını İpekçi'de kendilerine ayrılan az sayıda yerde yaptılar. Obradoviç'in maçtan sonra memnun olduğu tek şeydi belki de, Arena'da görmediği için şaşırmış olmalı. Kötü haber koça, bir daha aynısı olmayacak

Şimdi böyle bir paragraf yazınca efsane tribün yaptıkları da sanılmasın. Ama sağlamdı. Efes de olsa, deplasman tayfası deplasmandır her zaman. Özlemişiz. Şu deplasman yasakları bitse artık da hayatımızda güzel şeyler yaşasak. Fenerbahçe tribünlerine bakıp hüzünlenmemek elde değildi. Eskiden karşılıklı kapıştığımız günler aklıma geldi. Eski derbiler, eski tribünler, eski maçlar, eski olaylar.

Tribünler bitiyor, iyi tribün anıları çok uzaklarda kalıyor... Bardağın dolu tarafı; ileride o günleri anlatmak bize nasip olacak.

Cumartesi, Mart 2

Mart Çılgınlığı




4 Mart Fenerbahçe - Karşıyaka
11 Mart Beşiktaş - Banvit
17 Mart Banvit - Karşıyaka
24 Mart Beşiktaş - Galatasaray
30 Mart Galatasaray - Karşıyaka
31 Mart Banvit - Fenerbahçe

TBL'de bu sezon inanılmaz bir sezon yaşanıyor. Futboldaki gibi olsa, play-off uygulması şampiyonu belirlemese şu an kalpler durmuştu. İlk 5 sıra resmen ateş hattı.

Play-off da sezona ayrı bir heyecan katıyor. Play-off öncesi iyi bir yer kapmak önemli. Herhalde bu konuda en rahat takım Beşiktaş. Yeri garanti olan tek takım gibi gözüküyor. Sezonu yüzde 80 ihtimalle 6.sırada bitirecekler ve 3.sıradaki takımla eşleşecek. İlk 5'in gerisinde kalmaları yanıltıcı olmasın, play-off'ta çıkışa geçebilirler. Haliyle ilk iki sırada yer almak nispeten zayıf takımlarla eşleşmek için önemli.

Şu an sezon bitse ve play-off başlasa; ilk turda Karşıyaka ile Beşiktaş ; Efes ile Galatasaray eşleşecek. Fakat sezon bitmiyor ve aslında mart ayı çok şeye gebe olacak. Yukarıda yazdığımız gibi 6 kritik maç var bu ay. Bunun yanı sıra her an diğer maçlarda sürpriz sonuçlar çıkabilir. En rahat fikstür Efes'te gözüküyor ama onlar da yoğun bir Avrupa fikstürüne sahipler. Her an sürpriz sonuçla karşılaşabilirler. Mesela dün Atina'da maç yaptılar, bugün ülkeye geldiler, yarın lig maçına çıkacaklar.

Nisan ayına girdiğimizde aşağıdaki tablo çok değişmiş olabilir.


Şu andaki puan durumu

1-) Fenerbahçe Ülker  17 galibiyet
2-) Banvit                    17 galibiyet
3-) Pınar Karşıyaka     16 galibiyet
4-) Galatasaray            16 galibiyet
5-) Anadolu Efes         15 galibiyet
6-) Beşiktaş                 12 galibiyet



Cumartesi, Şubat 23

Efes'e Her Şey Mübah



Önce güzel şeyleri yazalım ki ön yargılı olduğum sanılmasın.

Bir sporcu için çok güzel bir jest. Bunu tebrik etmek lazım. Benim başıma gelse bir sonraki maç performansım yüzde 150 artar. Bir kerede çekilmediği söyleniyor, ayrıntıyı bilmiyorum, emin değilim ama sürpriz yapıldıktan sonra, tekrar tekrar çekimler yapılmış olabilir. Çok da önemli değil bence.

Şimdi olay şu; bu proje Heineken'in efsane CL projesinden arak mı? Bence öyle. Ama bunu tartışmak mümkün. Yanılıyor olabilirim. Başka biri der ki, "Hayır kardeşim, yanılıyorsun, bak burada özne sporcular, Heineken CL'nin sponsoru, Efes'in kendine ait bir takımı var, bu bile önemli bir fark" vs diyerek bir tartışma başlatabilir. Ben hala samimiyetlerine inanmıyorum. Türkiye'nin en iyi yönetilen şirketlerinden biri, en gözde markalarından biri, rakip firmanın yaptığı projeden esinleniyorsa bile ortada sıkıntı var demektir. Ben içime sindiremezdim mesela. Aklıma hiç bir şey gelmedi, biz de değiştirerek bunu yaptık demektir bu. Yabancı dizilerin Türkiye'ye uyarlanması gibi...

Gelelim hırsızlığı, çalıntı olmasını, kopyalamayı kabul etmlerine rağmen beğenenlere. Bu grubun argümanı, çıkış noktası şu: Eğelenceli, samimi, güzel, o zaman çalıntı olsa ne olur?

İşte bu noktada tartışacak birşey bulamıyorum. Hırsızlığı, sonucu pozitif olduğu takdirde meşru kılan bir zihniyet. Bu insanlar, sözlükteki entryleri başka yerde paylaşılınca, tweetler'i kullanılınca, rakip takım topçusu kendini yere atınca, blogdaki yazısı başka gazete kullanılınca, başka bir tribün kendi tezahüratını söyleyince ortalığı kasıp kavuran insanlar. O zaman gelince, ahlaktan ve vicdandan daha önemli bir şey yok onlar için. Ama biraz da Efes'in toplumdaki algısı nedeniyle olsa gerek bu olaya olumlu yaklaşıyorlar.

Toplum genelinin, az ilgilendiği bir konu hakkında sempati beslediği öznelere sinir oluyorum. Basketbolu maçı izleyen yok ama herkes Efes'i seviyor.  Kitap okuyan yok ama herkes Orhan Pamuk'u seviyor. Bu tip şeyler işte...

Kişiye Özel Not: Bahadır kardeşim, yazıda geçen kişi sen değilsin, sonuçta aynı partiye oy verdik...


Salı, Ekim 30

Anadolu Efes 73 - 83 Galatasaray



Sezonun ilk lig maçı için Ayhan Şahenk'e gidiyorum. Sanırım, 1.5 sene önceki (tam olarak Şubat 2011) Caserta ve Trabzonspor maçlarından sonra ilk defa ayak basıyorum. Son 2 senede İpekçi'de oluşan o havayı görmesem her zaman tercihim burası olurdu. O kadar sıkıntısını çektikten sonra tam metro gelmişken oradan uzak kalmak şanssızlık oldu. 

Maçın resmi tatile ve resmi tatil günü için uygun bir saate denk gelmesi nedeniyle salon tamamen dolar diye düşündüm ama olmadı. Bizim taraf doluydu. Maçı basın tribününde izlemeyi düşünmüştüm ama Galatasaray tribününde olmak iyi oldu. Galatasaray tribünü iyiydi. Her zaman olduğu gibi, yine az sayıdaki Galatasaray taraftarı, çok olandan daha iyisini yaptı. Keyifli oldu.

Maç da keyifli oldu. Fazla zorlanmadık. En azından tribüne öyle yansıdı. Zaman zaman geçmişten kalan "ulan yine mi son topa kalacak" korkusu içimize işlese de, o anlarda Domercant, Gordon, Macvan ve tabi ki Hawkins devreye girdi. Bir an bile maça ortak olamadı rakip. Belki de son zamanların en rahat büyük maçını izledik. Şimdi yazarken hatırladım, geçen sene normal sezonda oynadığımız Fenerbahçe maçı en az bunun kadar, hatta bundan rahattı.

Uzun uzun basketbol analizi yapmaya gerek yok, zaten yapamam da. Başımızdaki coach, Avrupa'nın en iyilerinden. Gerekeni yapıyordur, yapıyor da. Ekim ayı bitmeden hem Fenerbahçe hem de Efes galibiyetleri gördük. Geçen seneden daha farklı oynuyoruz. Karakter daha farklı. Daha fazla klas oyuncu var. Yaratıcı oyuncu sayımız daha fazla, tempomuz daha yüksek. Bu da keyif veriyor.

Bunları yazınca sanki Oktay Mahmuti'ye sallıyormuş gibi hissediyorum. Yaz başından beri yaşanan süreçte öyle bir bölünme oldu ki sosyal medyada, ya Ergin Atamancı ya da Oktay Mahmutici olmak zorundaymışsın gibi bir hava oluştu. İki hocanın da emekleri var, yolları açık olsun, şu dakikadan sonra Ataman'ın yolu daha çok açık olsun.

Tabi içimizdeki Anadolu Efes antipatisini, Oktay Mahmuti'nin oraya gidişi de engelleyemez. Dün Güngören'den 15-16 yaşındaki çocukları toplamışlar. Güngören'den adam getirmesinler demiyorum ama aynı şeyi 3 büyük kulüp yapsa sağda solda neler yazılırdı. Her basketbol muhabbetinin "amin" cümlesi gibi bahsedilen Efes'in organizasyon yeteneği artık patlıyor sanki. Bunun da sebebi zirveye oynayan İstanbul takımları. Artık 3 büyükler var. Umarım Efes Kızları'nı da alıp giderler. Zaten bu sene Mahmuti'nin takımının erken tökezleyeceğini düşünüyorum. 

Ataman ile Mahmuti arasındaki en önemli belki de dikkat edilmesi gereken tek fark taraftarla iletişimi. Oktay Mahmuti, en büyük sevgi gösterililerine bile biraz soğuk davranıyordu. Bu onun karakterinden kaynaklanıyor olabilir, eleştirilebeilcek bir durum değil ama Ergin Ataman'ın şovları takımı taraftarla daha çabuk bütünleştirecek.

Zaten takımın şovları da inanılmaz. Domercant'ın üçlüsüne Furak ve Macvan'ın eşlik edişleri müthiş eğlendirdi.

Bu takıma da bu sene çok fazla bağlanacağız. Güzel olacak.




Çarşamba, Haziran 6

Ezerek

- Yine aynısı olur mu diye bekledik ama Beşiktaş buna izin vermedi.

- Efes'in sıkınıtısı ne bilmiyorum ama bu kadar rezil olmak ağır olmalı.

- Zouros'a ısındığım günden beri (Banvit serisi) adam saçmalamaya başladı.

- Uçan adam Bonsu demiştik.

- Bir iyi 1 numara, bir iyi 5 numara.

- Beşiktaş tribünü bu sefer iyidi.

- 30 sayı fark olmadı, keşke 50 olsaydı.

- Temel fark, Beşiktaş atmaktan korkmuyor, Efes çok korkuyor.

- Kerem Tunçeri gibi korkak, atmaya üşenen kısa olmasın.

- Son maçı izlemem artık. (Son maçsa artık)

- Fotoğraf ekleyemedik yazıya, bu da ilginç bir not.

Pazar, Haziran 3

2009?



- Bu maçı izleyip 2009 final serisini hatırlamayan?

- Beşiktaş ilk yarıda bu sene izlediğim en iyi Beşiktaş'tı.

- Bütün sene küfür yiyen Vujacic final serisinde maç kazandırdı.

- Lafayette, 8 sayı, 9 ribaund, 5 asist.

- Arroyo'nun sarjı bitmiş...

- Uçan adam Bonsu

- Kerem Gönlüm rakip taraftar baskısına alışsın, seneye zorlu deplasmanlarımız var.

- Salı şampiyon belli olur mu?

- Efes artık şubeyi kapatsın.

- Bir an Efes'in 15 sayıdan geri gelip, 4-2 kazanacağını sandım ama o bir kere olur.

- Kerem Tunçeri 3 sayı, Gönlüm 20 sayı. Tunçeri'yi bir türlü ısınamama nedeni...

- Cenk Akyol kariyerini sakatlıyordu ama Hawkins kurtardı onu.

- Beşiktaş'ta Bonsu'yu veya Hawkins'i değil Mehmet ve Serhat'ı durudurmak lazım. O zaman X Factor çıkamıyor.

- İpekçi'deki 3.periyotlar...

Çarşamba, Mayıs 30

Sinan Erdem'de Galibiyet Serisi



- Hani sonuçta ilk maç ama Beşiktaş bu havayla götürecek gibi.

- Gerçi 2-0'dan ve 15 sayıdan dönen seriler de gördük.

- Hawkins maçın yıldızı.

- Kartal'ı atlamamak lazım. Kerem Tunçeri şut atmaya, içeri girmeye korkarken 16 yaşındaki Kartal sorumluluk alıyordu.

- Mehmet Ali bile oynadı. Bir an Adem de girecek sandım.

- Gerçi Kinsey'in kaşı patlamasaydı maç daha zor geçerdi Beşiktaş için.

- Spiker abiler, Torens diyor ya aklıma Alba geliyor.

- Arroyo'nun Akatlar'dan soktuğu basket?!

- Kerem Gönlüm ayrıl Efes'ten, gel parçalı giy.

- Zouros karizmatik ve sempatik bir adam. Ama dünkü bahanler pek yakışmadı.

- Bir Vujacic vardı ne oldu ona?

Cumartesi, Mayıs 26

Gönlüm Yürek Koydu



-Maçın kazananına göre maçın adamı değişecekti, Lucas yerine Kerem oldu.

- Maçın kırılma anında da bu ikili vardı.

- Tribündeki Zouros çok karizmatikti. Ilias Zouros = Roberto Di Matteo

- Milyon dolarlık Efes'in finale çıkmasını başarı olarak adlandırmak bizim ayıbımız değil tabi.

- Airball Cemal

- Barış Ermiş hayal kırıklığıydı, 2 sayı 3 asist.

- Kerem T ve Kerem G bize gelse artık

- Milli takım topçusu 3 dakika oynadı.

- Efes'in galibiyeti işimize geldi de bakalım devamı gelecek mi?

- Bandrıma'ya deplasmanda giden Efes taraftarları. Üstelik son maçta göz altına alınanlar oldu. Sert tribün.

- Geçen maç Banvit geriden gelerek yendi, bu sefer nefes yetmedi.

- Uğursuz Bandırma... #Joshua


Salı, Nisan 17

Efes Altyapısı




"Basketbolu ve ribaund almayı Mirsad'dan öğrendim."

Hüseyin Beşok

Cumartesi, Mart 10

Maçlara Koşturan Kennerman



Türkiye Basketbol Ligi. Futboldan rol çalmaya çalışıyor. Hakkı da var. Basketbola olan ilgi giderek artıyor. Futboldaki dedikodular, "yanaşık düzen", müşterleşme hissiaytı, yoğun güvenlik vs. İnsanlar futboldan, futbol liginden soğuyor. Alternatif basketbol. Peki basketbol çok mu normal?

Büyük ihtimal siz bu satırları okurken, Antalya-Banvit maçı oynanmış olacak. Maçın baş hakemi Engin Kennerman. Tecrübeli isim.

Yarın ligde bir maç daha var. Karşıyaka-Efes. Önemli bir maç. Peki maçın hakemi kim? Engin Kennerman. Tecrübeli isim. O kadar tecrübeli ki haftada iki maç yönetiyor. Herkes ona güveniyor. En çok da Banvit ile Efes güveniyor.

Bu hafta içi oynanan maçlarda iki olay yaşandı. Biri Banvit-Trabzon maçında. Çizgi ihlali oldu. Trabzon federasyona başvuracak. Banvit, bu sayede maçı uzatmaya götürdü. Maçı kazandı.

Bir diğer olay. Fenerbahçe-Karşıyaka maçında, Chatman'a yapılan bariz faul verilmedi. Maç uzatmaya gitti. Fenerbahçe maçı kazandı.

Banvit, Fenerbahçe ve Efes'in ortak özellikleri lige para koymaları. Bunun karşılığını da maddi manevi alıyorlar. Yalan yok bu üçlünün arasına ister istemez biz de giriyoruz. Eskiden bize çalınan hakem kararlarını hatırlıyorum da, nasıl doğrandığız belli değildi. Şimdi kırılma anları bizden yana oluyor. Biz nasıl takımın geleceğinden emin değilsek, diğerleri de emin olamıyor, ligin babalarından mı olacağız yoksa bir anlık mı heves hala muallak. Haliyle diğer 3'lü gibi bariz kollanmalar olmuyor çok şükür. Henüz.

Neyse Kennerman'a dönelim. Engin Kennerman, geçen sene Banvit maçında Galatasaray taraftarına küfreden hakem. Ödül olarak da birkaç gün sonraki Galatasaray-Fenerbahçe maçına atanan hakem. Eh, iki gün üstüste maç yöneten bir hakem için geri kalan her süre uzun sayılır.

Engin Kennerman, bu sene Fenerbahçe-Beşiktaş maçında Ergin Ataman'ı saha dışına atan hakem. Ergin Ataman'ı isyan ettiren hakem. Geçen sene Olin Edirne -Galatasaray maçından sonra Oktay Mahmuti'ye "İnsanların mücadelesine, emeğine saygısız olmalarını kaldıramıyorum" dedirten hakem.

Bu arada Engin Kennerman'ın adı iddianamede geçen iki hakemden biri olduğunu hatırlatmak gerekir mi? "Futbolda şike" olarak bilinen iddianamede adı geçen herhangi bir futbol hakemi yokken, iki tane basketbol hakemi var. Biri Kennerman. Tabi ki cümleyi burada noktalıyoruz, çünkü masumiyet karinesi var.

Türkiye'nin en önmeli basketbol liginde 2 kritik maçı aynı hakem nasıl yönetir? Bunun cevabı verilebilir mi? Yoksa Turgay Demirel ile Tuncay Özilhan'ın yan yana evlerde oturmalarını mı düşünmek gerekir?

Ev alma komşu al dedikleri bu olsa gerek. Bu iki maçı dikkatli gözlerle izlemek lazım.

Pazartesi, Mart 5

İpekçi Deplasmanı

Evde deplasman yapmak da farklı bir kafa aslında. Sonu galibiyetle bitince çok güzel olmuştu. Orada olamamak üzdü. İş dünyası, maçı bile izleyemedik.

İlginçtir, maçı izlemek için kasmadım bile. Kassam izlerdim belki. Takıma fazla güvenmekten mi yoksa Efes maçlarını eskisi kadar önemsememek mi (en azından normal sezonda). Çocuklar çıkar oynar düşüncesi hakim ama. Bir de Efes maçına herkes gider, çarşamba Tofaş maçında olmak daha anlamlı olur benim için.

Bu zafer yumruğu çok kalkıyor bu aralar. Allah utandırmasın, devamı da gelsin.

Cuma, Şubat 24

Galatasaray 64-56 Efes




1 Nisan 2006'dan başlayalım.

O akşam Ali Sami Yen'de Galatasaray-Gençlerbirliği maçı vardı. 2006; yani Galatasaray tarihinin en efsane şampiyonluklarından birinin öncesi, belki de birincisi. İşte o maçın gündüzünde bir Efes maçı vardı. Ahmet Cömert'te. Ev Suadiye'de. Maç, yanlış olmasın ama sanırım 13.00'te başlıyordu. Suadiye'den Ataköy'e gidip, maç çkışında Gençlerbirliği maçını beklemek için 3 saat geçirmek falan gözümde çok büyümüştü. Efes bizi nasılsa yenecekti, yenerdi, senelerdir yeniyordu, biz hiç yenemiyorduk. Televizyondan izlerdim.

O gün inanılmaz birşey oldu. Bir önceki senesinde play-out oynayan takım Efes'i yeniyordu seneler sonra. O gazla Ali Sami Yen'de sinerji yayıldı. Gençlerbirliği'ni yendik. Ben ise Efes'i bir daha ne zaman yeneriz hiç bilmediğim için, tahmin edemediğim için üzülmüştüm. Her halde gidemediğim için en çok üzüldüğüm 10 maç arasına girer. Girerdi. Artık girmez. Daha sonra Efes'i çok yendik, geçen sene ligde farklı yendik. Ama asıl olarak buu gözler, Efes'i, Efes Pilsen'i, Anadolu Efes'i Euroleague Top 16 turunda yendiğimizi gördü. İlk kez katıldığımız organizasyonda Efes'i altta bıraktığımızı gördü. Daha ötesi kolay kolay olmaz.

Ekim ayındayız. 1 hafta sonra Kazan maçı var. Can ile konusuyoruz. Ona "tek isteğim Kazan, bir de Barcelona maçına gitmek" diyorum. Diğer maçlara gidememe ihtimalim vardı. İki maça, ilk Euroleauge maçına ve Barcelona maçına gitmem yeterliydi. O günün üzerinden 4 ay geçti. İstanbul'da 9 maç oynadık. 5 galibiyet aldık. CSKA'yı, Olympiakos'u yendik. 2 maç uzatmaya gitti, Olimpia maçı dışında hemen hemen bütün maçlar son topa kaldı, hepsinde tribündeydim, defalarca kalbim sıkıştı veya sıkıştığını sandım, çok büyük keyif aldım, çok mutlu oldum. Yenildiğimiz Barcelona, Siena ve deplasmandaki Efes maçı dahil.

Dün, iyi oynamadık aslında. Hatta tribün de iyi değildi. Maçtan önce Efes alkışlanmış. Ziyade olsun. Lig maçında Galatasaray'a ve diğerlerine 40 lira fiyat çeken takımı alkışlamak güzel bir cevap oldu. Bir de koreografi var. Nerede Barcelona maçında sopalılar, nerede CSKA maçı öncesi açılması yürek isteyen pankart, nerede dün geceki takım elbiseli adamlar. Tamam yönetici-basketçi-taraftar da, yani ne biliyim.

Bir de Top 16'daki, belki de Euroleugae'deki son top 16 maçımızda, içeride 3te 3 yaptıktan hemen sonra, Çarşı'ya tecavüz etmeye gitmek vardı. Kötü bir son oldu aslında tribün açısından diye düşünürken Mahmuti çıktı "Burada bir maç daha oynamak istiyoruz" dedi. Belki ekim ayında yanıldığımız, tahmin etmediğimiz gibi, birkaç hafta sonra yine İpekçi'ye gideceğiz. Oysa dün devre arasında, baya "son maç" tribine girmiştim.

Ne olursa, ne kadar eleştiri olursa olsun, bu tribünü, bu atmosferi senelerdir görmüyorduk. Efes maçı için aileler daha çok gelmiş maça, daha nezih bir ortam. Ama sahaya bakma, tribüne bak sanki 2000'lerin başı.

Bu takım, geçen sene sazı eline aldı. Camianın en sıkıştığı, en dibe vuracağı andı öyle bir sinerji yarattı ki, İpekçi'nin anlamı, misyonu değişti. Şimdi belki de TBL ply-off'larına kadar bir durgunluk olacak.

Maça geleyim diyorum, gelemiyorum. Kötü oynadık işte. Efes daha da kötü. Euroleague'e 3425634.kere katılıp, 3425632.defa başarısız olan Efes bizden daha kötüydü. Bütçe büyük ama. Olympiakos'u yense belki rahat olacaktık şu an.Boşver, kendi ipimizi kendimiz çekelim.

Gordon kötüydü, Ship kötüydü. Katil abim geri döndü sayılır, kritik zamanlarda soktu, bir de blok koydu. Ender'i çok sevmem ama bu maça fena bilenmiş, hayran kaldım. Andriç, her topla buluştuğunda korkuyorum ama çoğu zaman işe yarıyor. Furkan'daki düşüş sürüyor. Ve Göksenin, bayrak adam olacak inşallah...

Ve bu takım, kişilerden bağımsız olarak, sırf bu 9 maç için seneler sonra bile anlatılacak. Maçtan da tibünden de daha önemlisi buydu dün geceye dair. O yüzden dün takımın kazanması çok önemliydi. Ve bu galibiyeti, bir Avrupa takımına karşı değilde, yerel rekabette en çok zolandığı takım olan Efes karşısında alması çok anlamlı oldu.


Salı, Şubat 21

Tarihi Efes Maçı




Bu post belki maç sonucuna göre çok can acıtacak ama olsun. Yazalım. İçimizde kalmasın.

Son günlerde birçok Galatasaraylı arkadaşıma sordum aynı soruyu. En mlliyetçi olanlara bile.
Top 16 grubunda ikinci biz olamıyosak kim olsun, kim çıksın? Efes mi Olympiakos mu?

Bir kişi bile
Efes demez mi? İnanılmaz bir nefret, kin. Bu kin nerdeyse Fenerbahçe'ye karşı bile yok. Hatta nadir de olsa bazı Fenerliler bile Efes çıkacağına siz çıkın diyor.

Çarşamba günü son yılların en sert tribünü olabilir. Hakettiler bunu. Koraç Kupası'ndan ekmek yenilen yılların son bulması yakındır.

Çarşamba günü oynanacak maç, Top 16 maçı değil, çok başka bir maç. Biletlerin saatler içinde tükenmesinden belli. Allah utandırmasın.

Not:Efes'in Avrupa Kupaları'ndaki 450.maçıymış. Son olsun diyeceğim de, olmayacağını biliyoruz. Unutamayacakları bir hezimet olsun en azından.

Cuma, Ocak 20

Anadolu Efes 68-62 Galatasaray



Önce hiç lafı dolandırmadan maçtan başlayalım.

Maçın ilk dakikalarında sayıları bulan bizdik. Evet, basketbolda maçın başında sayı bulmak sadece "eheh öne geçtik, buradan maç vermeyiz" espirilerini dedirtmeye yarar. Ama şu da var ki, maça iyi başlamak, en azından maçın başa baş geçeceğine de işaret eder. Fakat işler bir anda değişti. Savanoviç hayatının periyodunu oynadı. Bazılarına göre hayatının maçını. Periyot sonunda Savanoviç dışında Efes'in bulduğu 4 veya 6 sayıydyı. Toparlandık, geri geldik. Son 1.5 yılın belki de en iyi 3.periyotunu oynadık. Çok yaklaştık. Önce Songalia artık bizi şaşırtmayan bir şey yaptı, sonrasında Gordon bizi şaşırtan başka bir şey yaptı. 4 sayılık farkın kapanacağı dakikalardı, geri dönen ataklarda fark açıldı.

Aslında Efes pek birşey oynamadı. Kötü oynadı demek istemiyorum ama ipleri de eline almadı. Biz ribaund alamadık. Biz sayı sokamadık. Efes de bu hataları, eksikleri zorlanmadan değerlendirdi.

Shumpert ve Ender'in hiç sayısı yok. Furkan 4'te kaldı. Ligin eski sayı kralı, kolej yıllarında efsane olduğu söylenen Ship kendi standartında; 6 sayı. Ship'i ve tabi diğerlerini seviyoruz. Ama sıkıntı daha genelde zaten. Daha önce defalarca yazdığımız gibi, takım savunma yapa yapa hücumu unuttu. Uğur Ozan kardeşime söz verdim dönüş yolunda; Efes ile oynanacak diğer maçın sonuna kadar takım veya sistemle alakalı herhangi bir eleştiri veya yorum yapmayacağım. O yüzden kesiyorum. Bu maçın taktiksel olarak devamı o zaman yapılır.

Dün akşamdan kalan daha güzel şeyler var. 2 Ocak 2005'i çok anmışımdır buradan. Çok yazmışımdır. Hayatımdaki en güzel 10 gün arasına girer. İpekçi'de oynanan Fenerbahçe maçı. Maçın sonunda Fenerbahçe'ye yenilmiştik ama çok güzel atmosfer vardı. En azından eskiden, derbilerde, basketbolda deplasman tribünü vardı. Salonda olmak zaten çok farklı, deplasmanda olmak daha da farklıydı. Güzeldi. "Az sayıdaki Galatasaray taraftarı kendilerine ayrılan bölgeyi doldurdu" cümlesindeki öznelerden biri olmak çok güzel.

Rakip Efes olunca aynı hisleri yakalamak mümkün değil. Ama yine de güzeldi. Az sayıda olmasa da kendisine yer ayrılan bir Galatasaray tribünü. Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama Galatasaray tribünü değişiyor. Kabuğunu kırıyor. Yıllardır harcanan potansiyel, şimdi açığa çıkıyor. Büyük ihtimal bunun kıvılcımı geçen sene İpekçi'de oynanan maçlarda çıktı. Bugün geldiğimiz nokta burası.

Aynı geyikler yapılsın yine, zararı çıkmaz. Dün maç çıkışı Onur'un dediği gibi; maçın sonunda söylenen Ölüm Varmış Korku Varmış eski günleri hatırlattı. Eski günler; yine Ataköy'de. 15.000 kişilk salonda değil, köhne, 2.5 tribünü olan bir yerde. Hemen yan taraf. Eskiden üst geçit bile yoktu oralarda. Eskiden Top 16 yoktu. Derbiler kahır gecesiydi, fark yerdik. Son periyot bitmeyen tezahüratlarla geçerdi. Biraz onu hatırlattı. Kötü mü oldu? Belki ekran başında bazıları diyecek ki "yaa maçın bitimine daha var, ikili averaj önemli taraftar pes etti" Değil işte. Şu maçta susmaktan pes etmeyen tribün yine pes etmez. Maçtan vazgeçmez.

Tribün Dergi'de biri yazmış, takımın çoğu yabancı; nereden bilsin ölümü korkuyu, ses geliyor arkasından, ne dediği önemli mi? Aynen öyle işte. Ama tribün için bazı tezahüratların, bazı dakikaların, bazı maçların önemi vardır, bu da onlardan biriydi. En azından ben öyle hissettim.

Basketbol takımı bu sene büyük maç kazanamıyor. Olsun. Bunu sonra konuşacağız. Ama bu tribün giderek büyüyor sanki. Geçen seneki Banvit maçı, Fener serisi, Barcelona maçı, Arena'da irili ufaklı maçlar. Bazen acı, sıkıntı, hüzün yaşamak kitleleri birleştiriyor.

Müziği sonuna kadar açan Efes yönetimi, umrumda değilsiniz. Milyon dolar harcayıp getirdiğiniz adam "ev sahibi biz sanıyordum" dedi. Aslında o da umrumda değil. Coach, "ne zaman yere düşsek taraftar ayağa kaldırıyor" dedi ya o daha önemli. Daha da önemlisi, Efes yönetimi, transferiyle, okuldan getrdiği çocuklarla, Efes Kızları'yla Euroleague'de birşeyler kovalasın, sene sonunda merkezi yönetim "Galatasaray tribünü Euroleague'e renk kattı" diyecekse o bana yeter. O tribünde milyonda bir benim de payım varsa ne mutlu bana. O tirbün sayesinde Galatasaray, bu organizasyonda yer almaya devam edecekse muhteşem bir haz.

O değil de yukarıdaki video; Halil Üner , Ahmet Cömert, tek guard Malix Dixon, ismet Hacıoğlu.. Herşey değişti 6 yılda, belki de en az tribün değişti. Ne olduysa güzel oldu.

Biletimiz farklı yerden olmasına rağmen; üzerimizde atkı var diye bizi deplasman tribününe yollayan görevliye teşekkürler...

Cumartesi, Aralık 31

Yılbaşı Kutlaması




- Beşiktaş ilk yarı çok iyi oynadı.

- Can Akın, maçı aldı

- Erceg'i biz alsaydık keşke.

- Efes'te sorun kenarda diyorum.

- İki takımı da bu sezon yenemedik. Canım sıkkın.

- Cenk Akyol, bu sezon övülmeyi hakediyor.

- Mensah'ın gözlükleri.

- Tribündekileri kıskandım, iyi de bağırdılar. Akatlar terk edilmemeli.

- Ergin Ataman molaları...

- Son 1 dakika bitmedi. O kadar uzamasına gerek yoktu aslında.

- Geçen senenin 3 yarı finalistini (Eurolig takımlarını) yenmek başarı.

- Demek ki yanıldık, Deron'ın gitmesi mesele olmadı.

- Bazı tezahüratlar, rakip takım tezahüratı da olsa, bazen güzel geliyor.

Pazartesi, Kasım 14

Bugün Girmez Yarın Girer




- Çok kötü hücum ettik.

- Ama iyi mücadele, top için yere yatan oyuncular. Şu güzeldi.

- Muhteşem tribün. Dibim düştü, kıskandım.

- Biraz gayret be Lakoviç abim. Hadi abim, saldır abim.

- Furkan'a ne diyeceğimi bilemiyorum. Müthiş.

- Bir de o serbest atışları düzeltirse...

- Maçtan önce Kerem Tunçeri için "10 sayıyı geçemeyen guardı istemem" dedim, adam patladı, 13 sayı, 6 asist. Tartışmasız sahanın en iyisi.

- Zaza da geliyor yavaş yavaş.

- Vujacic hala beklenen seviyede değil.

- Barac, çok akıllı adam ama kendini vermiyor.

- Bugün girmez, yarın girer. Basketbol böyle bir spor. Bakarsın perşembe girer, olay değişir.

Cumartesi, Kasım 12

12 Kasım Hatırası


Türk basketbolseverinin Marcus Haislip'i biraz daha sevdiği, hatta çok sevdiği anlardan biri, belki de ilk sıradaki. Bu hareket ona 9 maç ceza olarak yansısa da kalplerdeki yeri daha da büyüdü. Tarih 12 Kasım 2006, yer Abdi İpekçi Spor Salonu

Fenerbahçe'nin Fenerbahçe Ülker adını alıp eski Efes Pilsen'e döndüğü (Ömer Onan, İbrahim, Mirsad, Kambala, Aydın Örs) sezon. Fenerbahçe olduğunu anlamamız için sarı-lacivert çubuklu forma ve Damir Mrsiç'ten başka somut birşey yok.

Zaten o Damir Mrsiç de yenilgiye isyan ediyor, farkı açan Efes Pilsen'e dur diyor. Fenerbahçe farkı eritiyor, maça ortak oluyor. İşte tam da o anda Mirsad herşeyi bok ediyor (Fenerbahçe adına).

Yine Mrsiç'in uzaktan salladığı bir hücum sonrasında delikanlı Mirsad, Haislip'e atarlanıyor. Atarını yaparken Haislip'ın suratına birşeyler yapıyor, tokat desen değil, yumruk desen az sonra göreceğimizin yanında hiç değil. Biraz korkak, biraz çekingen davranıyor Mirsad. Tabi pozisyondaki asıl korkak, Haislip'ten kaçarken Drew Nicholas'a çarpan İbrahim Kutluay oluyor.

Haislip ABD'li. Sessiz sakin bir çocuk olsa da içten içe sokak kültürünü almıştır. Mirsad gibi tek delikanlılığı Hırvatistan maçından sonra NoviPazar'a selamlar diyen bir adam değildir herhalde. İşte o Haislip, fena sallıyor Mirsad'a.

Mirsad'ı ölümden kurtaran ise Kaspars Kambala oluyor. Daha sonraları boksör olacak olan Kambala, o gün sevgi kelebeği, barış elçisi rolünde. Haislip'i çekiyor, Mirsad'ın ömrüne ömür katıyor. Kambala'nın Haislip'i uzaklaştırmasını "aha işte fırsat 1 kişiye karşı 3 kişi dalalım kanka" olarak yorumlayan Semih Erden ve Rasim Başak hemen olay yerine gelse de Prkaçin onları püskürtüyor.

TBL'nin unutulmaz anlarından biri. Üzerinden 5 sene geçti. Gülerek hatırlıyoruz. Karaktelerin birçoğunun artık TBL'de basketbol oynamaması, hatıraları canlandırma adına olaya anlam katıyor. Videonun arkasında çalan müzik ise en az olay kadar komik.

Cuma, Kasım 11

İstanbul Fobisi


- Geçen sene ilk grup aşamasında İstanbul'da 5te 5 yapan takım, şimdi maç kazanamıyor.

- Nedenlerini geçen sene gittiğimiz maçlardan sonra yazmıştık.

- Efes çok güçlü takım, rakibi oynatmıyor ama bu kadar basit hata yaparsa işi zor.

- Barac zor zamanda takımı sırtlayan adam oldu.

- Vujaçiç takımın en gözde ismi ama çok istikrarsız. İkinci Rako vakası mı?

- Sinan Güler'in ilk yarıdaki rezalet dış atışları...

- Cenk Akyol son 2-3 yıldaki en iyi maçını oynamıştır herhalde.

- İlk yarının son anındaki süre muhabbetini çözemedim bir türlü.

- Farmar fena.

- İlievski, Batista; neyse ki bunlar var. Yerli kadro katkı veremiyor.

- Ersan mesela; hala ağırlığını koyamadı.

- Ermal'i görünce bir garip oluyoruz. Kenardan havlu sallasa da...

Cuma, Ekim 21

Makedonya Efes


Partizan maçında Efes'i yalnız bırakmayan eski dost Naumoski. Bir kuşak, ki o bizim kuşak oluyor, basketbolu onun sayesinde sevdi. Onun sayesinde, bugün salonlarda ahkam kesebiliyoruz. Onun sayesinde bugün basketbol izleyen, yazan, okuyan bir kitle var.

Hagi ile bu topraklarda kıyaslanacak kişi Alex değil belki de Naumoski olmalı (yazının polemik cümlesi)

Dün maçı izlemedim ama herkes Partizan taraftarından bahsediyor. Bu sene iddialıyım, özellikle İpekçi'deki ilk maçta (6 gün kaldı) Partizan tribün efsanesinin üzerine çıkacağız
.
Partizan taraftarı 1 saat salondan çıkmamış, farklı yenilgiden sonra takımı geri çağırmış, karşılıklı tezahüratlar yapmış. Helal olsun. Geçen sene haziran ayında İpekçi de öyleydi. Üstelik rakip Anadolu Efes değil, Fenerbahçe'ydi.

Bu arada Anadolu Efes ne amk. Tamam yasak var, kısıtlama var, koy oraya Efes'i, veya en kötü Efesspor. Bu takımın adı zaten Efes Pilsen olduğunda bile Efes'ti. Yine Efes.