Pazar, Ekim 31

Totti'siz Derbi




Haftaya Derby Della Capitale oynanacak. Haftalardır merakla bekliyoruz. Bu derbiyi yaş gereği son 10 senedir takip ediyoruz ve bu 10 senede derbinin diğerlerinden ayrılan iki önemli figürü vardı; biri Di Canio, diğeri Totti.


Di Canio'suz derbiler, heyecanı en az yüzde 20 azaltıyordu. Totti ile idare ediyorduk ki, dün oynanan Lecce maçında kırmızı kart gördü. Maçın 76.dakikasından itibaren anladık; bu sene derbi biraz daha renksiz olacak.

Galatasaray 2-1 Antalyaspor


Geçen sene son iç saha maçı olan Antalyaspor maçını son Ali Sami Yen maçı sanıyordum. Zaten o maçtan koltuk kırarak çıkan çoktu. Hatta benim de özel nedenlerden dolayı her türlü son Ali Sami Yen maçım olduğunu sanıyordum. Değilmiş, ve araya giren 4 Ali Sami Yen maçıyla birlikte 5.5 ay aradan sonra yine bir Antalyspor maçı için yola düştük.

İki Antalyaspor maçı arası önemli. Süre çok kısa olmasına rağmen değişen çok şey var. En başta değişen bir hoca var. Yeni transferler var, gidenler var. Kadıköy'de bozulan bir seri var. Değişmeyenlere bakınca; Baros ve Kewell yine sakat ve yine heyecansız gözükmelerine rağmen ufak bir kıvılcım bekleyen insanlar var.

O klasik Sami Yen maçı öncesi toplanmaları, muhabbetleri yine yapıldı ama sanki bu maç ilgi azdı. Heyecan azdı. Günlerden cumartesi olması bir sebep olabilir. Ama gerek havanın güzelliği gerek Fenerbahçe maçında sergilenen beklenenden iyi oyun, gerekse Hagi'nin tekrardan takımın başında olması ilgiyi arttırır diye düşünüyordum. Olmadı.

Gerçi Hagi'nin gelişiyle heyecanlanan Sinan maça gelenler arasındaydı. Galatasaray'ı maç öncesi ve maç sırasında masaya yatırdık. Ne yazık ki onun heyecanı; alınan galibiyete rağmen hala bana geçmedi.

Durgun ve yavaş bir maçtı. İki golü de 5 dakika içinde atmak pek iyi olmadı. Bir anda takım geri çekildi, ki bu özellik Skibbe, Bülent Korkmaz ve Rijkaard zamanında vardı. Hagi gibi savunmayı güçlü tutmayı tercih eden biri teknik adam olunca iyice kaçınılmaz oluyor.

İki hafta önceki Ankaragücü maçı ile bu haftaki maç arasında farklar var tabi, bunları tribünden görmek insanı ister istemez şaşırtıyor. 1.5 senedir alışık olduğumuz şablondan sonra bir anda kalabalık bir orta saha bulmak, "noluyoz lan" demeye neden oldu.

İlk golü Servet ile bulmak, üstelik Rijkaard gittikten sonra takımın attığı ilk golünün Servet ile atılması çok ironik.

2-0'dan sonra farka gidlir mi diye sorgularken Serkan'ın talihsiz sakatlığı yaşandı. Aslında talihsiz olan Serkan'ın yerine Ali Turan'ın girmesiydi. Çok ilginç bir futbolcu Ali Turan. Oyuna giren diğer bek İnsua ise çok iyidi. Hakan Balta'nın yapamadığı bindirmeleri kısa sürede yaptı. Top kapmaları ve deparları takıma nefes aldırdı.

Deparlar denilirken,Pino'yu es geçmek olmaz. Fenerbahçe gibi açık oynayan bir takım karşısında başarılı olması çok şaşırtmazdı ama Sami Yen'de oynayan Antalyaspor'a karşı da başarılı olması önemli. Antalyaspor'un arkayı boş bıraktığı gerçeğini de es geçmemek lazım. Mesela Servet'in golüyle sonuçlanan köşe vuruşu esnasında 3 Antalyasporlu futbolca Galatasaray yarı sahasına girme hazırlığındaydı. Bunu bir çok defa yaptılar.

Cana ve Neill beklediğimiz gibi, Barış beklediğimizden daha iyidi. Sarp yine iyi değildi. Misimoviç, geldikten sonra en iyi maçını oynadı.

Ama bence maçın en iyisi kaptan Sabri'ydi. Mücadelesi ve gücü zaten her zaman Sabri'nin yanında olan özelikleri. Son 2 senedeki gelişimini adım adım gördük, defalarca yazdık. Dün de bunu taçlandırdı. Doğru tercihler, güzel paslar, olumlu koşular. Bunlar eskiden Sabri yoktu. Artık var. Gerçek bir saha içi kaptanı gibi, kenarda olmasına rağmen takımı yönlendiriyor. Bu güzelliklere rağmen hala en ufak bir hatasında Sabri'ye küfür edenler var, sinir bozucu olan bu.

Sinir bozucu insanların zirvesinde iki isim var; Bünyamin Gezer ve Ömer. Gezer kadar eyyam yapan hakem yoktur. Bize vermediği bariz faulden sonra, Antalyaspor lehine daha bariz bir faulu çalamadı. Tıpkı geçen sene Neill'i attıktan 30 sanıye sonra sebepsiz yere Zapo'yu atması gibi. Madem tribün baskısından çekiniyor, madem cam-çerçeve iner diye telaşlanıyor o zaman hakemlik yapmasın, polisliğe devam etsin ve asayişi sağlasın.

Ömer için bir şey söylemeye gerek yok, fakat maç sonrası yaptığı açıklama bu işin, bu tepkinin kolay kolay sona ermeyeceğine kesinlik kattı. Ömer'in bundan sonra Ali Sami Yen yerine kale arkası tribünleri ile mesafenin çok yakın olacağı Seyrantepe'ye geleceğini düşünmesi lazım. Yeni şemsiyeler yolda olabilir.

Bir de Antalysporlu bir futbolcu vardı. Yerde yatan Pino'ya sinirlenip topu kapalı alttaki insanlarına suratına gönderen biri. Kim olduğunu göremedik, televizyondan özet görüntü izlemek de hala nasip olmadı. O arkadaşı da not etmek lazım.

Özet görüntü büyük sıkıntı. Oynanan maçların gollerini göremiyoruz. Ligi marka değeri böyle yükselmez. Görüntü kirliliği olmasın diye yapılan bu uygulama bizi Rıdvan Dilmenler'e Serhat Uluerenler'e mahkum etti. Biz gol görmek istiyoruz.
Ali Sami Yen'de 3 lig maçı kaldı.

Cuma, Ekim 29

Bursaspor 1-1 Fenerbahçe

Geçen hafta Hagi'nin orta sahaya diktiği duvar karşısında yaşanan çaresizlik belli ki ders olmuş Aykut Kocaman için. Rakibin sert başlayacağını hesap etti ve Dia'dan boşalan sağ kanada benzer özellikteki Kazım'ı monte etmek yerine, top rakipteyken orta sahayı daraltan Mehmet Topuz'u koyup, orta sahaya da Cristian'ı yolladı kulübeden. Doğru muydu peki, bence zorluk seviyesi bu olan maçlar için doğru karardı. Hele geçen haftayı gördükten sonra İvan-Hüseyin karşısına, Emre ve Topuz'u koymak, bu oyuncular fizik açıdan geride olduğu için değil belki ama kenardakilerden yardım gelmediği için muhtemelen benzer sıkıntıları olacaktı. Gazetelerde Kazım ilk 11'de görünüyordu, böyle başlasaydık eğer kaybetme ihtimalimiz çok yüksekti bu maçı. O yüzden geçen hafta yaptığı hatadan döndüğü için en azından tebrik etmek lazım Aykut Kocaman'ı.
***
Genelde tersi olur, böyle deplasmanlarda, hatta bazen Kadıköy'de bile rakip daha sert başlardı ve Emre hariç çoğu oyuncu uyardı rakibin bu oyununa ve yumuşardı, takım da sinerdi. Ama hocanın sert başlayın dediği çok belliydi bence, çünkü Fenerbahçe son yıllarda hiçbir deplasman maçına bu kadar sert ve arzulu başlamadı bence. Haftalardır oynamayan, kadroya bile giremeyen Cristian'ın bu dakikalarda kurulan baskıda payı Erme kadar olmasa da bayağı var. Ama onu rahatlatan oyuncu, bence pozisyon bilgisiyle rakip ataktayken Semih'le olan mesafeyi kısaltan Yobo idi. Zaten kora kor mücadeleden ziyade alan tutup top kazanan Brezilyalı böylece enerjisini daha ekonomik kullandı ve 85.dakikada çıkana kadar sezon başındaki çaresiz görüntüsüne göre daha toparlanmış göründü. Bu baskının ve dominant oyunun gol getireceği belliydi nitekim gol de geldi. Golden sonra da geri adım atmadı Fenerbahçe ta ki ikinci yarı başlayana kadar...
***
İkinci yarıda yapılması gereken, 60'a kadar Bursa'nın gazını alıp topun mümkün mertebe bizde kalmasını sağlamaktı ama Bursa iyi başladı ikinci yarıya. Trabzon maçına benzer bir duran toptaki adam paylaşımı sıkıntısı yüzünden arka direkte iki kişi birden boş kaldı. Yobo, Ömer Erdoğan'a gidiyordu, Ömer'i geçip auta çıkacak topu Ergic yolladı kaleye. Gökhan neredeydi göremedim. Ters direkteki Emre de muhtemelen bu adam paylaşımı muhabbetine kızdı.
***
Fenerbahçe, geç yapılan transferleri, hazırlık kampına sakatlık yüzünden katılamayanları, geçen sene ki buhrandan sonra üstüne Kadıköy'de kaybedilen Young Boys ve uzatmada giden Paok maçlarını, ilk 10 haftada 2 derbiyi, ve Trabzon-Kayseri-Bursa deplasmanlarını hesaba kattığımızda zor bir fikstürü geride bırakırken, liderin 6 puan gerisinde ve bence iyi top oynuyor. Gerçi bu 5 maçta takım 3 puan aldı, ama geçen hafta Galatasaray maçından sonra yazdığım "Aykut Kocaman'lı derbilerin bundan sonra da farklı geçeceğini düşünmüyorum" ümitsizliği bu haftaki sert orta saha ile yerini "Ligin ikinci yarısındaki derbiler, tıpkı geçmiş yıllarda olduğu gibi favorisi Fenerbahçe olacak derbilerdir" e bıraktı bir anda. İddialı bir yorum, ama istatistikler bunu söylüyor. Bunda en büyük katkı, bütün bu zorluklara, üzerindeki yönetim ve taraftar baskısına ve karşılığı bugüne dek puan olarak alınamayan futbola rağmen takımı her geçen gün ileri giden Aykut Kocaman'a ait. Zor maçlarda orta sahayı sertleştirmek en azından yenilmemeyi getireceğinden, ligin ikinci yarısında oynanacak bu 5 maçtan 3 yerine 10-12 civarında bir puan bekliyorum. Ayrıca bu akşam 90 dakika boyunca temponun 5 dakika bile düşmediği bu maçtaki fiziki direnç de Mehmet Demirkol'un dediği "takımın fizik olarak 30 yıl geride olduğu" tezini de çürütüyor bence.
***
Yapılması gerekenler yok mu, elbette var. Kalan 7 maçta fire vermemek geliyor en başta. Bu maçta yokluğu çok hissedilen Niang'ın ve ikinci yarıda bulunan boşluklarda "keşke sahada ya da kulübede olsaydı" dediğim Dia'nın gelecek haftalarda takıma katılması bugün "oyuncu değişikliği yapsa bile kimi sokacak oyuna" diye bizim bile düşündüğümüz sıkıntılı durumu zenginliğe çevirecektir. Maçta risk alınan dönemlerde biraz da Sercan'ın süratiyle aradan kaçması sayesinde 2-3 tane %100'lük pozisyon buldu Bursaspor, ama oyun olarak bana göre Fenerbahçe daha üstündü. Bir başka şey de, Bursa ikinci yarıda ilk yarıdaki biz kadar tempo yapmadan daha net pozisyonlar yakaladı. Baskılı ve pas kalitesi yüksek o oyunda topu Niang ya da Semih ya da her kimse onunla daha sık buluşturmanın bir yolu vardır muhakkak ve eminim kısa zamanda hoca bulacaktır bir çözüm.
***
Tesadüf olamaz; Yobo'nun Fenerbahçe forması giydiği dakikalarda rakipler 2 gol bulabildi bugüne kadar. 1-4 biten maçta Konya ve bugün Bursa. 31 ağustosta yapılan bir transfer ancak bu kadar isabetli olabilirdi, satın alma opsiyonuyla kiralanması tek kelimeyle mükemmel.
***
Son olarak Turgay Bahadır, ligin en kaliteli yerli forveti olabilir.

Bir Ünlü Geldi


"Hava alanında yaklaşık 3.000 kişi vardı. Arkamı dönüp, "acaba bir ünlü mü geldi" dedim. Ancak beni karşılamaya gelmişlerdi. Bunu anlayınca çok şaşırdım. Aslında imza atmak için gelmemiştim, bana olan ilginin ardından imzayı attım. İdman sırasında benim için kurbanlık keçi bile kestiler."

Yaş 50

Uzun uzun Maradona'yı analatacak değiliz. Yarın 30 Ekim, Maradona'nın doğum günü. Modern futbola, anti-modern futbola, modern futbolun beylerine, Arjantin'in zenginlerine, İtalya'nın kuzeyine, İngiltere defansına, bunların hepsine ve daha fazlasına tepki olarak Buenos Aires'de doğdu. Tepkisizleri tepkisi, sessizlerin sesi, güçsüzlerin gücü...

Perşembe, Ekim 28

İkililer

Barcelonalı Fabregas ile Ordulu Bendtner dün gece Newcastle United'ı ST.James Park'da dağıtırken... Cesc 70'de oyuna giriyor, 82'de Bendtner golünü atıyor.
David Beckham ile D.Washington Lakers-Rockets maçını izliyor. İkisini de severiz. Ama ben Beckham'ı daha çok severim, yalan yok.

Kafası görülen isim; Kral. Gerçek Ronaldo Brezilya Ligi'nde 1.5 ay sonra gol atıyor, kurban Flamengo. Arka plandaki tribünler Flamengo'ya ait. Ronaldo, Flamengo taraftarlarına bakışını atıyor.



Bolivyalı Morales ile İranlı Ahmedinejad. Salon futbolu maçı yapmışlar. Morales iyi topçudur derler.İran komşumuzdur, ama Güney Amerika bana daha yakındır. Türkiye İran olmasın Arjantin olsun...(Bolivya çok yüksek dayı, Morales kusura bakmasın). İran topraklarındaki kültür de önemlidir, dışlamamak gerekir...








Sopalı'k Lyon


Tribün kültürüne biraz mesafeli duran Fransa'da bile sopalı pankartlar var,biz de yok. Eskiden güzeldi, ileride "eskiden normal pankart da vardı" deriz.

Lyon taraftarı kötü gidişten memnun değil. Özellikle teknik direktör Puel'den şikayetçiler. Ama topçuların arkasındalar. Belki de bazı topçuların (fotoğrafta görülenlerin) arkasındalar, onu da çok net bilemiyorum. Fakat futbolcular dün oynadıkları maçta bu desteğe yakışan bir sonuç alamadılar. Gerland'da Paris SG'e uzatmalarda yenilip, kupaya veda ettiler. Lyon taraftarı idman basmayı da düşünebilir mi acaba?

Efes Pilsen 79-63 P.E. Valencia


2 ay önce yaşanan Sinan Erdem Spor Salonu'na bilet bulma çılgınlığını hatırlıyorsunuz değil mi? Dün o geceden eser yoktu. Yine hatırı sayılır bir kitlenin geldiğini söylemek lazım. İlgi yok değildi, ama basketbol sevdikleri için 12 dev adama manevi destek vermeye giden ünlü/ünsüz birçok kişi dün salonda yoktu. Ve belki de dünkü maçtan haberleri bile yoktu. Biraz kilişe ve basit bir giriş olsa da bunu dile getirmek lazım. Valencia dikkat çekecek marka bir rakip olmayabilir, umarım eylül ayında basketbolu sevdiklerini öğrendiğimiz kitle Panathinaikos ve CSKA Moskova maçlarında yer alır.

Sinan Erdem Salonu'na ilk defa gittik. Hemen yanındaki Ahmet Cömert'e defalarca gitmiş biri olarak salonun önüne gelene kadar kendimi Ahmet Cömert'e gider gibi hissettim. Yaklaşık 2 senedir uğramadığım Ataköy'ün her sokağı hemen hemen bıraktığım gibi kalmışken Sinan Erdem ve dolayısıyla Ahmet Cömert'in bulunduğu cadde değişmiş.

Daha önceleri arabaların arasından yollara atlayan çılgın kardeşlerimizi gördüğümüz yerde artık bir üst geçit var. Salonun kendisi bile ayrı bir renk katmış sokağa. "Tenhada kıstırırım" lafının uygun olduğu sokaklardan biri artık ışıl ışıl olmuştu (Ataköy'ün hakkını vermek lazım, Abdi İpekçi'nin yanında esamesi bile okunmaz ama fazla sessiz bir semt olduğunu söylemek gerek).

Salona girme saatimiz ilkokullardan kalkan otobüslerden inen çocuklarla hemen hemen aynıydı. İçeri girdiğimizde istediğimiz yere oturmaya çalışacağımızı sanmamız da büyük bir hata oldu. Her tribün girişinde bir güvenlik görevlisinin olması büyük talihsizlik. Bu arada kadın güvenlik görevlilerinin kabalığı gözlerden kaçmadı. Sözün özü, Efes Pilsen, Türk tribünlerine NBA sistemini getirmeye çok yaklaştı. Patlamış mısır yiyerek, ponpon kızları izleyerek, müzik dinleyerek bir akşam geçiriyoruz. Biletlerin üzerinde yazan numarada oturuyoruz ve arada basketbol maçına odaklanıyoruz.
Maça gelelim. Valencia takımının en bildiğimiz oyuncusu Sırp Savanoviç'ti. Fakat Efes'in en zayıf yerinin de pota altı olduğunu biliyorduk. Valencia da bu açığı delmek istemiş olacak ki, Savanoviç'ten çok Javtokas'ı kullandı. İlk periyotta bu sistem başarılı olsa da daha sonra -Efes de biraz daha toparlanınca- tıkanan bir taktik haline geldi. Zaten maçı iki ayrı Efes olarak izledik.

İlk yarıdaki Efes Pilsen bu sezon Türkiye Ligi'nde çok zorlanır. Ama ikinci yarıdaki Efes Pilsen iyi savunması ve başarılı hücum oyunlarıyla Euroleague'i bile götürür.

Efes Pilsen'de dün en beğendiğim Nachbar ve Vujcic oldu. Nachbar'ın geçen sezon verimsiz çok maçını izleyince bu maçtaki oyuna hoşuma gitti. Vujcic de daha çok yeni olmasına rağmen iyidi. Vişnevski ve Roberts ikilisinin Efes'e ekstra katkı sağlayacaklarını düşünmüyorum. Zaten Vişnevski dediğin Fenerbahçe'de libero oynar, Efes'te ne işi var.

Sinan Güler az oynadı, Kerem Gönlüm kötüydü, Ender verimsizdi. Rakoceviç hangi ara 20 sayı attı anlamadım. Kerem Tunçeri, Nachbar'dan da Vujcic'den de iyidi ama bizim için alışık olduğumuz bir durum. Thornton da iyidi ama nedense ona pek ısınamıyorum.

Tribünlere gelince; yine okullardan gelen çocuklar ve onların iyi niyetle yaptığı gürültüler. Buna kötü ses sistemi de eklenince baş ağrısı kaçınılmaz oldu. Efes Pilsen maçlarında böyle sıkıntılar oluyor. Efes Kızları'nın sporda yeri yok düşüncemi tekrarlıyorum ama dün gerçekten çok güzellerdi (İşlerini güzel yaptılar anlamında, çalışmışlar belli). Devre arasında akrobatik hareketler yapan grubun içindeki tek kız, Efes Kızları'ndan daha güzeldir. En azından elinde basketbol topu vardı.

Az sayıdaki Valencia taraftarıyla yan yanaydık. İki tane genç Rayo Vallecano bayrağı astılar. İstanbul'da Valencia tribününde Vallecano bayrağı açmak hoş bir anı olsa gerek. İspanyollar'a Mehmet Topal'ı sormak istedik; grup ortalaması 40 yas üzeri kadınlar olunca pek ilişmedik.

Son olarak Pamesa, Power Electronics'den daha sempatik bir isimdi.

Çarşamba, Ekim 27

Hasan Kupa'da Attı


Hasan'ın ilk maçından burada bahsetmiştik. Dün de Lig Kupası maçında ilk golünü attı. Rakip zayıf Ajaccio olsa da, önemlidir. Takım arkadaşları onu kutluyor. Maçı Ercan Taner anlatsaydı da, bir "Hasaaan Kabzeeee" deseydi.
Bu arada Hasan'ın Türkiye Kupası'nda Karşıyaka'ya ve Malatyaspor'a gol attığını hatırlarım.

Seviyoruz Hasan'ı. Bugün 2006 kahramanlarından gittik biraz ama olsun.

Gerets Fas'ta


Peralta hatırlar; ıllar önce Msn iletim garip adam Eric Gerets 'ti. Onunla geçen 2 sezon çok fırtınalı olmuştu. Tavrıyla, tarzıyla, duruşuyla çok sevdiğim hocalardan biri haline gelmişti. Ama zaman zaman garip hamleler ve garip demeçler vererek beni çıldırtıyordu. Ortası yoktu. Bir hafta çok seviyordum, bir hafta aşırı kızıyordum; ki bunların saha sonuçlarıyla alakası yoktur.

Benim tutarsızlıklarım olabildiği gibi, Gerets'in de garip bir adam olduğu gerçeği var. Son yıllarda verdiği kararlar da bunu gösteriyor ama biz pek şaşırmıyoruz artık.

Marsilya gibi bir şehri, insanlar ona tapma noktasına gelmişken bıraktı ve Arap yarımadasına gitti. Baştan yazalım, Belçika, Hollanda ve Almanya gibi nispeten daha düzenli sakin kuzey ülkelerinde çalıştıktan sonra yolu Türkiye'ye düştü. Kaosun, plansızlığın ve gündem gürültüsünün fazla olduğu bir futbol ülkesine. Üstelik 2006 yılı, o 2006 model Galatasaray bizim ülkenin sınırlarını bile zorluyordu.

Daha sonra Fransa. Ama güneyi, en Fransa olmayan yeri. Marsilya gibi ülkenin en başarılı ama son yılların kupasız takımı. Onlara uzun bir aradan sonra şampiyonluk heyecanı yaşattı, yarışa soktu. Görevinden gururlu bir şekilde ayrıldı, ayrılması gerekiyordu. Şimdi rota Avrupa'nın hangi ülkesi derken o Asya kıtasına, Arabistan yarımadasına gitti. Gerets'i sadece takip edenler bunu şaşırabilirdi ama biz, bizle geçirdiği 2 yıl sayesinde pek şaşırmadık.

Şimdi 3.kıtasına geçiyor. Artık Afrika'da Ve bu sefer bir milli takım. Fas futbolu artık Gerets'in ellerinde.

Tanrı'nın Helikopteri


Olay çok ilginç değil aslında. Ambulans görevi yapan helikopter sahaya iniyor, kalp krizi geçiren hastayı alıp gidiyor. Ufak yerlerde helikopterlerin inebileceği yegane alan futbol sahalarıdır. Bir insan hayatının bir futbol maçının durmasından daha önemli olduğuna da hemfikirizdir sanıyorum. Yani olay çok absürd değil aslında.

Fakat olayın bundan sonraki kısmı ilgi çekici ve biraz da hoş. Şekerspor, Karabükspor ile oynuyor. Karabükspor Süper Lig takımı, 2 hafta önce Galatasaray'ı yenmiş, dikkat çeken bir takım. Rakip Şekerspor ise alt lig takımı. Boy ölçüşmeleri zor, ki helikopterin sahaya indiği 86.dakikada skor 1-0 Karabükspor lehine.

Helikopter kalktıktan sonra maç bir daha başlıyor. Şekerspor (fotoğrafta görüldüğü gibi) serbest vuruş kullanıyor. Artık maçın durmasından kaynaklanan soğumadandır mıdır bilinmez, serbest vuruştan gelen top kaleci Bülent Ataman'ın ellerinin arasından kayıp gol oluyor. ( Bu arada böyle garip hikayelerin başrolünde genelde Bülent Ataman oluyor)

Maç 1-1 sona eriyor. Sonra uzatmalar. Gol yok. Sonra penaltılar. Şekerspor tur atlıyor. Gruplara kalıyor. Kupanın gruplu aşamaya geçmesinden sonra ilk defa.

Hastalanan hasta ve sahaya inen ambulans Şekerspor'a turu getiriyor. Bu arada eleme maçları ne güzel hikayeler çıkarıyor işte, bok var gruplarda...

Salı, Ekim 26

Kötü Reklam


DÜN:

Basın toplantısına Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık, Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş, Şenol Güneş ve futbolcular ile şovmen Beyazıt Öztürk de katıldı. Başkan Şener, geçen yıl Teofilo’nun transferinde Denizbank’ın kendilerine teminat mektubu verdiğini belirterek, “Eğer o mektup olmasaydı, belki de bu transfer gerçekleşmeyebilirdi. Her Trabzonsporlu’nun bu karttan alması gerekiyor. Ayrıca Denizbank, yeni yapılacak müzemize de katkı yapma sözü verdi” dedi.

BUGÜN:

"Takımımızın Kolombiyalı oyuncusu Teofilo Gutierrez dün akşam katılması gerektiği çalışmaya izinsiz olarak gelmemiştir. Ayrıca oyuncunun bugün izinsiz olarak şehri terk ettiği bilgisine ulaşılmıştır."
Bordo - mavili yönetimin Teofilo'ya ulaşma çabaları devam ediyor

Şampiyon Merve


Biraz şımardım. Sakarya Türk Telekom takımının bisikletçisi Merve Demircioğlu, Alanya'da Türkiye Şampiyonu olmuş; bunu da bana mail yoluyla ulaştırdıkları basın bildirisiyle haber vermişler. Sesimizi duyurduğumuz tek yer olan bu blogdan, bu sesi de duyurmak lazım diye düşünüyorum. Zaten bisikleti seviyoruz, bisikletçiyi seviyoruz. Daha fazla ilgilenenler şuraya tıklayabilir. Sporun ve sporcunun dostu bir blog olarak gururla sunarız;

"Sakarya Türk Telekom Spor Kulübü sporcusu Merve Demircioğlu, Alanya’da yapılan kulüplerarası puanlı yol yarışında Türkiye şampiyonu oldu.

Türkiye’nin öncü iletişim ve yakınsama teknolojileri şirketi Türk Telekom’un yetiştirdiği sporcular, her geçen gün başarılarına bir yenisini ekliyor. Son olarak Sakarya Türk Telekom Kulübü sporcularından Merve Demircioğlu, Türkiye Bisiklet Federasyonu (TBF) Kulüpler arası Puanlı (KAP) Yol Bisikleti Yarışları'nın Genç Bayanlar kategorisinde birinci oldu.

1994 doğumlu Merve Demircioğlu, 13 yaşından beri bisiklet sporu ile ilgileniyor. Spora başladığı ilk günlerden itibaren çalışmalarını Sakarya Türk Telekom Spor Kulübü’ne bağlı olarak sürdüren Merve’nin kariyerinde iki yıl üstüste Türkiye birinciliği bulunuyor.

Türk Telekom Spor Kulüpleri’nde 22 branşta 28 bin genç sporcu yetişti
Geliştirdiği ürün ve hizmetlerle müşterilerinin yaşamına değer katan Türk Telekom, “Türkiye’ye Değer” çatı markası altında 5.438 sporcusu, 41 spor kulübüyle ülkemizde sporun gelişmesine katkıda bulunuyor.

Gençlerin çevreleriyle iletişim becerilerini geliştirmede sporun büyük etkisi olduğuna inanan Türk Telekom, geçtiğimiz 10 yılda 41 ilde sporun alt yapısına yaptığı yatırımlarla, basketboldan eskrime, badmingtondan, kayak ve tenise 22 branşta 28 bin genç sporcunun yetişmesini sağladı. 22 farklı branşta eğitim veren Türk Telekom Spor Okulları’ndan yetişen sporcular, ulusal ve uluslararası müsabakalarda 10’dan fazla branşta derece aldı ve birçok kez milli takım kadrolarına davet edildi. "

Hoşgeldin Serie A


-Yeniden Serie A maçı izlemek çok güzel birşey.

-Yeniden Serie A maçı izlediğimiz için sevinmek, 2 gün öncesine kadar hiç izlememe ihtimalimizin olması çok kötü birşey.

- Sezona Napoli-Milan maçı gibi, kült bir maçla başlamak çok güzeldi.

- "Sen kült kelimesinin anlamını yanlış öğrenmişsin yeğen."

- Biz De Sanctis'i niye gönderdik? Tek sebep kiralık olması olamazdı.

- Napoli 10 kişi kalmasa maç berabere biterdi ve ben 90 lira kazanırdım.

- Zlatan tam Beşiktaş, daha doğrusu İnönü topçusu. Ama Fi Yapı olmadan.

- Lavezzi iyi attı be.

- Cavani; sukut-u hayal. Hafif.

- Oddo gibi bir sağ bek her takıma lazım. Ama tribünler için antipatik olur. Bu kadar vurdumduymaz bir bek olamaz, sanki 10 numara.

- Milan sağlam takım olmuş diyeceğim ama Real maçında da gördük.

- Yağmurlu maç, yağmursuz halinden daha güzeldir.

- İlk yarının son dakikasında Abbiati'nin kurtardığı bir top vardı, aklıma San Siro'da Arif'in topunu kurtarışı geldi.

- Napoli tribünü daha iyi olabilirdi.

- İtalyanlar da bizim gibi acı çekiyor, lig maçlarını pazartesiye koyuyorlar.

Pazartesi, Ekim 25

0-0

Günün anlam ve önemine uygun nostaljik bir gazete başlığı.

Balonlu Deplasman


Deplasmana balonlarla gitmek pek yaramıyor. 2006'da Kadıköy'e öyle gitmiş, 4 yiyip dönmüştük. Aynı hatayı Palmeiras taraftarları da yapmış. Neyse ki onlar 4 yememiş, 1-0'la kurtulmuşlar.

Ronaldolu ve Carloslu Corinthians altın değerinde bir 3 puan kazandı. Bu sayede, haftayı beraberlikle kapayan Fluminense ile kendi sahasında 3 puan bırakan Cruzerio'nun arkalarına iyice yanaştı. İki takımın 54 puanı var, Ronaldo ve tayfasının ise 53 puanı var.

Ronaldo bu sezon fazla oynamadı. Geçen hafta olduğu gibi bu hafta da 90 dakika oynadı. Bu iki maçtan önce ise bayadır ortalarda yoktu. Ronaldo'nun dönüşü nasıl yansır göreceğiz ama fazla kiloları yine en çok konuşulan özelliği.

Fluminense, beraberliği son dakikada gelen penaltı golüyle kurtardı. A.Paranaense baya zorladı onları. Bu beraberlik, yeniden liderlik demek onlar için. Cruzerio, A.Miniero karşısında beklemediği bir yenilgi alınca liderliği kaybetti. A.Minero küme düşme hattında bulunmasına rağmen 2 hafta önce de Corinthians'a yenilmişti. Yani bu sezon Fluminense'ye çalıştılar.

Haftaya enteresan maçlar var. Geçen sene 17 yıl aradan sonra şampiyon olan Flamengo lige erken havlu attı. Bu hafta rakipleri Corinthians. Brezilya'da bu tarz maçlar nasıl bekleniyor bilmiyorum ama Flamengo, lider Fluminense'nin ezeli rakibi. Yani "Flamengo yatacak" söylentileri çıkabilir.

Fluminense'nin rakibi ise bu sezon 3 maç dışında oynadığı bütün maçlarda gol atan Gremio. Gremio, bu hafta Internacional'ın bütün umutlarını bitirdi, geçen hafta da Cruzerio'yu yendi ve zirveye ağır darbe vurdu.

Internacional'e gelince. 2 ay önce Libertadores'i kazanmışlardı. Şimdi zirvenin biraz uzağında kaldılar. 48 puandalar ve lider ile aralarında 5 takım ve 6 puan fark var. Bu hafta Santos ile oynayacaklar. Santos'un da 48 puanı var. Santos da bu hafta puan kaybetti. İki takım bu hafta son kozlarını oynayacak. Kazanan bir umutla devam edecek, kaybeden yarışı noktalayacak. Beraberlik ikisine de yaramayacak.

Güney Amerika yaza girmeye başlarken, şampiyonluk ateşi Brezilya'da yanmaya başladı.

Galatasaray

Aslında düne dair yazacak daha çok şey var. Ama çoğunu kendime saklıyorum. Değişik bir derbi günüydü, ağır totemler vardı. Ve günün çok büyük kısmında yalnızdım. Hal böyle olunca bütün o yaşananlar bana kalsın isterim. Ama dünü buraya not düşmeden de olmaz.
***
Galatasaray'ın yenmesini muhakkak istiyorduk ama Ankaragücü maçında ve hafta içinde bize yaşatılanları gördükten sonra aynı insan grubunun bizi mutlu etmesini de istemiyordum. Açık konuşalım, hocayı gönderip aslan kesilen futbolcuların alacağı galibiyetin tadı eksik olacaktı.
***
Ve bir de takımın başına gelir gelmez, daha maça bile çıkmadan Hagi'ye sallayanlar vardı. Onların göt olmasını çok isterdim ve o yüzden Hagi'nin kazanmasını istedim. Bir de Fenerbahçeliler'in hafta başından itibaren yarattıkları ruh hali, Galatasaray'ın yenmesinden çok Fenerbahçe'nin yenilmesini daha doğrusu bazı Fenerli arkadaşlarım dışında kalan Fenerbahçeliler'in üzülmesini istememize neden oldu. Galatasaray'ı küçümseyen herkese ders olmalıydı bu maç.
***
Totemi bu amçla yapınca biraz şaşırdık aslında. Aynı hisleri mayıs ayında Trabzonspor maçından önce yaşatıp, ilgi duymadığım bir şampiyonluk yarışında taraf olmama neden olan Fenerbahçe taraftarları dünkü totemlerin vesilesidir. Bunlar beraberlik getirdi iki maçta da, farklı bir tarz denesek galibiyet gelirdi.
Orada olmak gerekirdi. 6'da yesen, kazansan da Kadıköy'de olacaksın. Birine duyduğun sevgi yüzünden azınlıkta kalıp, saatlerce aşağılanmak, o ortamdaki "farklı" olmak, güzel his. Deplasman tribünleri her zaman başkadır. Yer Kadıköy, rakip Fener olunca daha da anlamlı.
***
Bizi bu sene bundan mahrum bırakanlar oldu. Gerek tanıdığım gerek tanımadığım adamlar. Çeşitli nedenler oldu, olaylar yaşandı. Bundan mahrum kalmama neden olan herkesin Allah belasını versin.

Lucas Neill başkan. Diyolar ki, takım sahaya çıkınca kimse tribüne çağrılmamış. Hafif bir tepki olsun diye böyle bir karar alınmış. Ama takım sahaya çıktıktan sonra, tribün çağırmadan tribüne gitmiş Lucas. Tribünü selamlamış. Giydiği formaya, o takımın taraftarına ve en önemlisi yaptığı ise saygısı olan topçuların çoğunun Türkiye dışından gelmiş olması ayrı bir konu.


Kime dedim bilmiyorum, Pino'dan geçen seneki Kazım oyunu bekliyordum. O gün Kazım da sürpriz bir isimdi ve gücü-hızı sayesinde çok yıpratmıştı. Pino ondan daha güçlü değildi ama onu bitirici ve paylaşımcı oyunuyla kapatabilir diye düşündüm. Çok paylaşımcı ve bitirici olmamış ama Kazım gibi yıpratmış baya.


Lorik Cana Reis. Herkes onu övüyor.Marsilya'nın kaptanı. Onun bu maçlarda oynayacağını biliyorduk. Ona güveniyorduk. Takıma biraz daha alışsın, kadroya girsin, o zaman daha da güzel olacak.


Maçın kırılma anı bu. Dakika 51'miş. Sanırım ben o sırada bir arkadaşımı görmüştüm ve onunla konuşuyordum. Ahları vahları duydum. Garip bir olay. Normalde bu toplar kaleye girerdi. Girmedi. Son 10 senenin kırılma noktası bu toptur. Galatasaray'ın bundan sonraki Kadıköy maçlarına güvenle çıkmasını 0-0 değil bu top sağlayacak. Bu top girmezse hiçbiri girmez..



Elano Piç Edilirken. Geçen sene Sinan yazmıştı. O maçta Gökhan ile didişmişti. Şimdi diklenen Caner. Hani geçen sene Elano'ya, Santos'a pas atmayan Caner. Ne hırs yapmış adam. 3 ay önce takım arkadaşın olan birine dikleniyorsan ben geçmiş ayları bir düşünürüm. Atlamayalım, Elano bu sene piç edilmedi, o da topunu oynadı.



İşte bizim için önemli olan fotoğraflar bunlar. Şunu görünce geleceğe umutla bakıyoruz. Sabri zaten 2 senede bambaşka bir karakter oldu.



Tugay ve Aykut. Garip ikili. 92'de Kadıköy'de yenerken Tugay gol atıyordu. 99'da Kadıköy'de yenerken Tugay son maçını oynuyordu. 2010'da Kadıköy'den berbat bir ruh haliyle puan alırken Tugay ilk maçına çıkıyordu.
***
Aykut son şampiyonlukta kaledeydi, son kazanılan kupada kaledeydi. Ama 2006'da da Kadıköy'deydi. O gün Alex'ten o golü yemese çok farklı bir sezon izlerdik. Neyse olan oldu, o da şanssızlığını kırdı.
***
Aykut kötü kalecidir, hatalıdır ama şu da bir gerçektir, iyi bir Galatasaraylıdır.
***
Bir derbi günü atlatıldı. Bazıları "deplasmanda alınan 1 puan iyidir" diyor. 1 puanı ne yapacağız diye soruyorum. Bu sene şampiyon olmamız zor. Galibiyet gelse iyi olurdu. Tarihi bir fırsat kaçtı. Çünkü Fenerbahçe'yi bir 5 sene daha bu seneki gibi rehavet içinde bulamayız.

Fenerbahçe 0-0 Galatasaray

Benim maçtan önce ki fikrim çoğunluk gibi değildi. En azından iddaa gibi değildi. Galatasaray gelir, 5 atar yollarız, parçalarız gibi birşey yoktu ortada, o yüzden bütün hafta boyunca 2000 yılına yapılan atıflar saçmaydı. Ne Fenerbahçe o günkü Galatasaray kadar iyi bir takımdı, ne de bu Galatasaray'ın oyuncu kalitesi o günkü Fenerbahçe gibiydi. Ama Johnson benzetmesi yerindeydi çünkü Baros, Kewell ve Arda'nın olmadığı takımda Galatasaray'ın nasıl gol atacağını kestiremiyordum. Peki Fenerbahçe nasıl oldu da 1982'den beri ilk defa Kadıköy'de gol atamadı Galatasaray'a?
***
Yıllardır Fenerbahçe'nin derbilerdeki üstünlüğünü açıklayan şey, ayağa oynayıp saha içine düzgün yayılmasıydı. Dün Galatasaray'ın oyunu tutan ve önde basıp Alex'e ve hatta Emre'ye bile top aldırmamaya çalışan yapısı karşısında Dia ve Stoch, takımın hızını arttıran, ama Alex'i taşıma alışkanlığı olan o dengeli yapıyı bozan isimlerdi. Aykut Kocaman'lı derbilerin bundan sonra da farklı geçeceğini düşünmüyorum. Beşiktaş maçındaki pozisyon zenginliği de Beşiktaş'ın takım zaafından kaynaklanıyordu. Nitekim o Beşiktaş'ı da görüyoruz şu anda.
***
Dia, Stoch, Alex ve Niang tercihi fazlasıyla ofansif. Bu ofansif yapıda Fenerbahçe'nin daha fazla pozisyon bulması beklenebilirdi, ancak beklerin de, sağa sola kaçan, ayağına aldığı hemen hiçbir topu kaybetmeyen, vurduğu her top kaleyi tutan, Yobo karşısında genelde fiziki noksanlık yüzünden geride kalsa da bana göre Yobo ile birlikte maçın adamı olan ve ikinci yarıda bir pozisyonda bana "ne Pino'ymuş arkadaş" tepkisini verdirip canımdan bezdiren Pino'nun daha maçın başından verdiği gerilim ve tedirginlik yüzünden fazla ileri çıkamaması da kanatlardaki zenginliğin kaybolmasına neden oldu. İlk yarıda Galatasaray ikinci yarıda Fenerbahçe ağırlıklı oyunda, ilk yarıda golü yememişken, ikinci yarıda da oyunun kontrolünü eline almışken Alex-Semih, Dia-Kazım gibi adam yerine adamdan ziyade, daha yaratıcı birşeyler beklerdim hocadan. Galatasaray'ın geniş alan bırakmayacağı gün gibi belliyken, ikinci yarıya Stoch gibi dar alanda da etkili olamayan Dia ile başlamak pek doğru değildi sanki. Geride Yobo gibi savunmayı 10 metre ileri taşıyan bir oyuncu varken, Mehmet Topuz'u sağa çekip Cristian ile başlamak oyunun merkezini göbeğe yıkıp, ikinci yarıda saman alevi gibi parlayan ataklardan daha organize gelmemize yardımcı olabilirdi diye ben düşünüyorum ama bu düşündüğüm tamamen saçma ve yanlış da olabilir, başımızda bir hoca var ve 10 senelik seri bozulduktan sonra "şampiyonluk sadece derbilerle kazanılmıyor" diyecek kadar Fenerbahçe gerçekleriyle çelişen, akil bir insan kendisi.
***
Ben takımın gidişatından da hocadan da memnunum. 10 sene sonra Galatasaray'ı yenememek falan umurumda değil. Aykut Kocaman yaptığı her açıklamayla, saha dışında yaptığı her hamle ile doğru adam olduğunu her defasında gözüme sokuyor. Selçuk'un ilk yarıyı kapadığı ortamda, Mehmet Topuz'u Emre'nin yanına çekip, Konya'ya Gökay İravul'u götürüp ilk 18'e almak ve sezon başından beri savunduğu Brezilyalı Cristian'ı Konya'ya bile götürmemek benim için yeterli bir argüman. Formda olana formayı verip adaletli olmak, Zico'nun bile yapamadığı birşeydi. Fenerbahçe değişiyor, Aykut Kocaman takıma bir karakter kazandırıyor, kafasında birşey var ve bize düşen sadece sabır göstermek. Çelişki şu ki, teknik direktörü olduğu camia dünyanın en sabırsız en başarıya endeksli camialarından biri. Başındaki başkan eminim Galatasaray'ı yenemediğimiz için dün gece rahat uyuyamamıştır. Belki de Fenerbahçe'nin Aykut Kocaman'la olan değişimi direk skorlara yansıyordur, bilemeyiz. Belki de derbilerde başarılı olamayacağımız sezon ipi göğüsleriz. Önemli olan netice, bunu 4 yıl arayla acı bir şekilde tecrübe ettik. Aykut Kocaman'a güveniyorum, nokta.
***
Son olarak, ya Yobo gerçekten çok iyi, ya da Bilica'dan sonra öyle görünüyor.

Pazar, Ekim 24

Yılmaz Özdil Tarzı Yazı ve Totem Arayışı


2001 Mayıs, Suadiye'de evimde radyodan

2002 Şubat, Suadiye'de cafede

2002 Kasım, Maltepe'de evde radyodan

2004 Şubat, Erenköy'de evimde dış dünyaya kapalı

2005 Mayıs, Taksim'de cafede

2006 Mart, Lise Açık'ta kendimize ayrılan bölgede

2006 Nisan, Suadiye'de arkadaşın evinde

2006 Aralık, Suadiye'de başka bir arkadaşın evinde

2007 Aralık, Bodrum'da evimde

2008 Şubat, Tekirdağ'da askerde

2008 Kasım, Mecdiyeköy'de iş yerinde

2009 Ekim, Ayvansaray'da arkadaşın evinde

12 maç, 12 farklı mekan, 2 farklı kıta, 3 farklı şehir. Radyo, televizyon,stad bazen de hiçbiri. Yenilen gol sayısı 29 atılan gol sayısı 6. Denemediğim ne kaldı diye düşünüyorum. Bulursam yarın onu deneyelim.

Cumartesi, Ekim 23

Sürpriz Çıkabilir


Kartalspor, yarın Orduspor deplasmanında. Ligin en formda takımlarından Orduspor ile saha içinde keyif vermeyen, tat vermeyen formsuz Kartalspor. Ligi yakından takip eden biri de, sadece puan durumuna bakan da bu maçı Orduspor'un kazanacağını söyler. Benim de tahminim o yönde.

Fakat Kartalspor'un son deplasman maçında Denizlispor gibi güçlü bir takımdan puan alması, Orduspor'un ise kendi sahasındaki son maçta Altay'a beklenmedik bir şekilde mağlup olması, Orduspor'un çok gol kaçıran bir takım olup Kartalspor'un işleyen tek yerinin savunmasının olması Kartalspor'un şansını arttırıyor.

Kartalspor'da Orduspor'da top oynamış, rakibi yakından tanıyan Şadi Çolak ,Hamza Gezmiş gibi topçuların olması başka bir avantaj. Aynı zamanda Kartalspor'un Karadeniz ekiplerine zaman zaman ters geldiği gerçeği var.

3 sezondur aynı ligde mücadele eden iki takım 6 defa karşı karşıya geldi ve Kartalspor, Orduspor'a sadece 1 kez yenildi. Bordo-beyazlıların Orduspor'a deplasmanda 5 gol atmışlığı da vardır. Son 20 sezonda Orduspor Kartalspor'u sadece 3 defa yenebildi.

Gereçekçi olursak Kartalspor'un kazanmasının zor olduğunu görüyoruz. Ama rakamlar ve tarih tekerrürden ibarettir önermesi şaşırtan bir sonuca zemin hazırlıyor.

Bu arada iki takımın hocası da eski Galatasaray efsaneleri. Ergün Penbe'yi ve Uğur Tütüneker' yarın karşı karşıya izleyeceğiz. Daha doğrusu izleyemeyeceğiz, naklen yayın yok.

Zirvede Gol Yok


Arjantin Apertura'nın ilk 2 sırasında yer alan Velez ve Estudiantes dün karşı karşıya geldi. İki takım da ligin en az gol yiyen takımlarından. Estudiantes 12 maçta 4 gol yedi. Velez ise 12 maçta 6 gol yerken 7 maçtır rakiplerini 0'da tutuyor. (Dün deplasmanda oynayan Estudiantes, iç sahada henüz gol yemedi).

Haliyle bu maçın 0-0 sona ermesi kimseyi şaşırtmadı. Fakat berabere bitmesi ve zirvedeki 2 takımın ikişer puan bırakması lige heyacan getirdi.

3.sırada yer alan Arsenal Sarandi ise kendi sahasında Godoy Cruz'a mağlup oldu. Godoy Cruz'a deplasman takımı diyebiliriz, bu sezon henüz deplasmanda yenilmedi. 12 maçta attığı 23 golle ligin en golcü takımı. Yediği 14 gol de ligin ortalamasının üzerinde. Yani Godoy Cruz değişik bir takım ve dün Arsenal'e taktığı çelmeyle rakibinin zirveye yaklaşmasına engel oldu.

Ligin ilk 3 sırasında; Estudiantes(27p), Velez(24p) ve Arsenal Sarandi(23p) var. Godoy Cruz 4.sırada ama 18 puanlı 3 takım Newell's, Lanus, San Lorenzo takipteler. Bu takımların bu hafta alacağı 3 puan zirveye yaklaşmalarını sağlayacak ki ben Newell's Old Boys'un ligi daha üst sıralarda bitireceğini düşünüyorum.

Arjantin Ligi'ni de televizyondan izlemek istiyoruz. Geçen sene güzel oluyordu Ntv Spor'da, bu sene mahrum kaldık. Yetkililer göreve...

Bayern Kopar mı Coşar mı?


- Dünkü Bayern'i izledikten sonra bu sezon ligde şampiyonluk zor diyorum. Ama sonuçta bahsettiğimiz takım Bayern, toparlanırsa gelir kapar liderliği.

- 9 maçta 12 puan yakışmıyor. 9 maçta 2 galibiyet hiç yakışmıyor.

- Ribery ve Robben olmayınca geçen senenin güzel Bayern'ini göremiyoruz.

- Malatyalı Tymoshchuk.

- Van Gaal oyuncu değiştirmek için 85 dakika bekledi, Oliç girdi. Bütün maçı tek oyuncu değişikliğiyle geçirdi.

- Hamburg'da da Petriç'in yedek olması şaşırttı beni.

- Oliç-Petriç rekabetini izlemek güzel olurdu.

- Ruud Van Nistelrooy baya çabalıyor. Ben beklemezdim ondan bunu. Yine de sevdiğim bir forvet değildir.

- Westermann ve Mathijsen iyidi.

- Hamburg'un soğuk havasını ekrana bakınca bile hissediyor insan.

- Keyifsiz maçtı ama iyidi yine de.

- Yalçın Çetin eskisi kadar iyi maç anlatamıyor. Oysa Türkiye'nin en iyilerinden belki de en iyisi.

- Hafta içi Avrupa Kupası oynayan hafat sonu ligde takılır önermesi en çok Bundesliga'da doğru çıkıyor.

- Hamburg-Bayern maçlarını deplasman takımları kazanamıyor. En son 2007'de Van Der Vaart ve Guerrero atarak Hamburg kazanmış.

Cuma, Ekim 22

Sudamerica'da Çeyrek Finaller


Copa Sudamericana'da 3.Tur maçları sona erdi. Çeyrek finale yükselecek 8 takım belli oldu. 3.Turda oynanan 16 maçın 15 tanesini ev sahibi ekipler kazandı, 1 tanesini (Palmeiras) deplasman takımı kazandı. Hiçbir maç berabere bitmedi.

Newell's Old Boys, San Jose'yi 6-0, Quito, San Felipe'yi 6-1 yenerek dikkat çekti. İki takım da çeyrek finalde birbiriyle eşlelti. Brezilya 4 takımla yola devam ederken (dördü de birbiriyle eşelşti), Arjantin'in 2 takımı kaldı. Çeyrek final eşleşmeleri şöyle:

Newell's Old Boys - Quito

Independiente - Deportes Tolima

Goias - Avai

Palmeiras - A.Miniero

Misimoviç?


Geçen sene derbiden önce şunu yazmıştık. Galatasaray'ın 2001'de Suat Kaya ile bulduğu golden sonra Kadıköy'de attığın gollerin hepsini Almanya geçmişli futbolcular attı.

Ömer Erdoğan, Ümit Karan, Lincoln ve geçen sene Hakan Balta. Bu sene için adaylara Misimoviç de eklendi. Bakalım gelenek devam mı?

Galatasaray 58-75 Fenerbahçe


Yaklaşık bir haftadır bu maçı bekliyordum. Uzun bir süreden sonra yarı yarıya tribün nasıl olacak, yeni kurulan kadrolar nasıl olmuştur soruları heyecan yaratmaya yetiyordu.

Buna rağmen hafta içi bir günde işten çıkıp Abdi İpekçi gibi tenha ve karanlık sokaklarda dolaşınca bütün heyecanınız azalıyor. Dün gün boyunca bahar tadında giden güzel hava tam maç saati sert rüzgara ve soğuğa dönüşünce ve bu karamsar hava futbol takımının üzerimize bıraktığı melankolik halle birleşince; maça yarım saat kala Surlar ve mezarlık arasından geçen bir caddede içinden "Ne yapıyorum abi ben"i geçiriyorsun. Bu kaçınılmazdı.

Yine de en kötü maç günlerinin güzelliği civarda tanıdık görmek selamlaşmak, muhabbet etmektir. İçerideki birçok kişiyi tanıyordum, içeride olduklarını biliyordum ama Abdi İpekçi çevresinde değil tanıdık, tanımadığın bir adama rastlamak bile kolay kolay mümkün olmuyor.

Yine de maç öncesi bazı Galatasaraylı dostları gördük ve salona girmeden önce "Kadıköy'de ne olacak?" sorusuna cevap aradık. Akıllar pazar gününde. Takımın hali korkutsa da, o klasik derbi kanunu "kötü olan kazanır" daha önceki Kadıköy maçlarında olduğu gibi umutlu olmamızı sağlıyor.Hatta belki eskisinden daha fazla ama bunu dillendirmek mümkün değil. Taraftar aklıyla değil duygusuyla yaşadığından, saha içi gerçeklerden çok ruhani olaylara inanmaya yatkındır. "Kadıköy'de yeneriz" diyene deli gözüyle bakılacağından çoğunluk bunu söylemiyor ama kafasında Johnson yaratanlar çoğunlukta.

O kadar zevksiz bir maç öncesiydi ki; içeri girerken hayatımda ilk defa polis kontrol noktasında ayakkabımı çıkarmama şaşırmadım. 3.5 liramız orada gitti. Keşke bana bileti alan Hasan'a bilet parasını maçtan önce verseydim. En azından benden değil ondan giderdi..)

İçeri girdikten sonra bütün o depresif hal ve Kadıköy konuşmaları geride kaldı. Rakipten daha iyi, daha fazla bir tribün vardı. Rakamlarla aram pek iyi değil ama sanırım biz 4 bindik, Fenerbahçe ise 3 bin. En azından 4te 3 bir oran vardı. Maçın başa baş geçmesi halinde ibreyi lehimize çevirecektik. Kazanırsak da salonda sadece bizim sesimiz çıkacaktı. Olmadı.

İlk 5 dakikaya çok iyi başlasak da Fenerbahçe maçı çok rahat aldı götürdü. İki takım arasında çok büyük fark var. Bu farkı oluşturanlar Türk basketbolcular. Yabancılar arasında çok büyük fark yok. Her iki takımda da dünya çapında yıldızlar var. WNBA finalleri oynamış, MVP ödülünü kazanmış ismler. Bunlar arasında uçurum olması mümkün değil. Ama Galatasaray'ın Türk kadrosu, Fenerbahçe ile boy ölçüşemeyecek düzeyde.

Galatasaray'ın en meşhur (bence en iyi değil) oyuncusu Işıl Alben bile Fenerbahçe'de kadroya zor girer. Fenerbahçe'den Galatasaray'a Birsel-Esmeral-Nevriye üçlüsünden sadece bir tanesini aktarsak Galatasaray'ın potansiyeli yüzde 50 oranında artar.

Tabi benim bu üçlüden en çok isteyeceğim Birsel olur. Her zaman çok beğendim, hala da öyle. Işıl'ın yıllardır Galatasaraylı olması ve "Fenerbahçe'de oynamam" lafı dışında pek faydasını göremedik. Neyse yine de severiz kendisini.

Sezon başında Beşiktaş'a giden Esra'nın boşluğunu dolduracak , "ulan al topu, 2 sene önceki gibi at Fener'e üçlükleri" diyeceğimiz ve sıfır çekince günah keçisi olarak seçeceğimiz bir sporcumuz dahi yoktu. Bütün takım boş şut konusunda kendisiyle yarıştı. Topu alan şut düşündü. Hucumda top dolaştırmak hayal olarak kaldı.

Teknik heyet ilk devredeki kopma noktalarında mola almayarak bence yanlış yaptı. Fenerbahçe maçı o arada kopardı. Sahaya atılan maddeler yüzünden maç uzun süre durmuştu, buna rağmen ilk yarı hemen hemen 35 dakika sürdü. Oyun durmadı, hızını alan Fenerbahçe hiç soğumadı.

Galatasaray tribünü olarak son periyotta çok iyidik. Son yıllarda her branşta Fenerbahçe'ye yeniliyorsun ve belki de bu geride kalmışlığın en zirve noktası olarak bir final maçında 30 sayı fark yiyorsun. Bu dakikadan sonra Fenerbahçe tribününün galibiyet coşkusunu salonda duyurmamak, Galatasaray tarafının seslerinin duyulması çok güzeldi.

Tabi tribünde sıkıntı çok. Hep aynı bestelerin dönmesi biraz sıkıntı yaratıyor. Rakip sahada bizi perişan ederken hastaneye kaçılan günlerden bahsedilmesi yersiz. Zaten tribünde söyleyen genç kardeşlerimizin bugüne kadar herhangi birini hastaneye kovaladığını sanmıyorum. Kendini tatmin edecek tezahüratlar yerine içinde Galatasaray geçen tezahüratlar yapılsaydı daha şık olurdu.

Maçın bitmesine 4 dakika kadar kala yaşananlar ise artık can sıkıyor. Rakip tribünü tahrik eden bir sporcu yok, maç kopmuş, gerginlik yok.. Uzun süre sonra (300 kişilik voleybol maçlarını saymazsak) İstanbul'da yarı yarıya bir derbi şansı yakaladık ama bunu da kendi ellerimizle vermiş olduk. Sanıyorum bundan sonra bir 3-5 yıl daha salonlarda deplasman tribünü olmayacaktır.

Galatasaray tribünün Adnan Polat'a taşması ise belki de Galatasaray'ın son 5 yıldaki kırılma noktası olacaktır. İlk defa bu tribünden Polat'a karşı bir ses yükseldi. Bakalım sonu nereye kadar gidecek?

Bu arada ilginç bir not verelim. Galatasaray, Cumhurbaşkanlığı Finali oynama hakkını Türkiye Kupası'nı kazanarak elde etmişti. Aynı gün Galatasaray ile Fenerbahçe Ali Sami Yen'de karşılaşıyordu. Buraya dikkat. O gün Galatasaray'ın başında olan Zafer Kalaycıoğlu ve Frank Rijkaard ile Fenerbahçe'nin başında olan C.Daum ve H.K.Ateş bugün yoklar. Hatta erkek basketbol takımlarını çalıştıran Tanjeviç ve Cem Akdağ da.. 3 önemli branş, 6 takım, 6 hoca. Adnan Polat ile Aziz Yıldırım'ın yok birbirinden pek farkı.

İzdiham


Kadıköy'e gitme ihtimalim zora girdi. Biletler çıktı bu sabah. Oluşan tablo bu. Demek ki paramız olsa da, sıraya girsek de gidemeyecektik. Eşe dosta haber salıp ucuza bilet kaparsak iyidir.

25 yaşına gelmişiz hala Kadıköy'e gitmek için sağdan soldan para toparlamaya çalışıyoruz ya, asıl o koyuyor adama. Çalışan adamız güya. "Bir işe girelim de maça gidecek paramız olsun" derdik eskiden, yalanmış.

En az heyecan duyduğum Kadıköy deplasmanı. Takım kötü, hoca gitmiş, herkes mutsuz, rakip iyi. Sanırım o sene bu sene...)

Q7


Portolular son idmanını İnönü'de yaparken açılan pankart /forma hoş olmuş. Ama Q7 sakat, o nedenle de biraz talhsiz olmuş. Bu stadyumda gol atan son Portolu'nun Quaresma olduğunu da hatırlamak lazım.

Keyifsiz Bursaspor


- Bursasporlu futbolcular kafa olarak Şampiyonlar Ligi seviyesinde değiller.

- Sanırım tüm futbolcular kendi piyasalarının peşinde.

- Hadi Türk futbolcuları anlarım da, yabancılar da bir garip.

- Bursaspor'un oynadığı bütün maçlar keyifsiz. Tamam Bursaspor yetersiz, kötü oynuyor. Ama United da, Rangers da kötü oynadı Bursaspor karşısında. Uyuklamak içten değil.

- Tabi dün Rangers yine kilit bir puan aldı. Bursaspor'un işi çok zor.

- Artık hedef puan veya puanlar almak olmalı. Ligi bitirebilecekleri en iyi yerde bitirmeliler.

- Turgay Bahadır daha çok oynamalı sanki.

- Bursaspor ilk maçında 16.dakikada gol yedi, dün de 6'da yedi. İşte kardeşlik. (6-16)

- Macheda ilk 11'de, Muhammet Demir kadro dışı. Eskilerden...

- Evra'ya duvar gibi çarpan Volkan Şen, futbolun öyle oynanmayacağını anlamıştır umarım.

- Ertem Şener de Volkan'ı "çırpınan futbolcumuz" diye tanımlamaktan vazgeçsin.

- Yine de Volkan Şen yeteneklidir, Ali Sami Yen'de 3 senedir dağıtıyor bizi.

- Oyuncu değiştirmek için taca atılan top, Şampiyonlar Ligi için yetersiz olunduğunun kanıtıdır.

- Tecrübesizlik demeye de gerek yok. Defalarca kez pozisyona girersin atamazsın veya 60 dakika çok iyi savunma yaparsın ama olmayacak bir gol yersin bu tecrübesizlik olur. Bursaspor'un yaşadığı yetersizlik.

Çarşamba, Ekim 20

Mezara Bile Sığmaz


Four Four Two'da yazıyor. Prekazi'nin iki tane telefonu varmış. Birinin üzerinde Tito'nun fotoğrafı, diğerinin üzerinde Liverpool arması varmış. Sormuşlar Cevat'a; "Galatasaray armasını neden cep teleonunda duvar resmi yapmıyorsun?" Cevap şöyle:

"Benim Galatasaray'a olan aşkımbaşka türlü bir aşktır. Öyle cep telefonuna falan sığmaz, taşar. Mezara bile sığmaz Galatasaray'a olan aşkım. İnsan aşkına kızar, küser ama asla vazgeçmez, mezarda bile sevmeye devam eder."

Futbol A.Ş.'ye Başarılar


Hoca gider gelir. Tartışırız, konuşuruz. Bizler tepkiliyiz, üzüntülüyüz. Ama bir sor neden?

Kendimi bildim bileli yılı 1992'dir. 18 sene. Bu 18 senede sezon bitmeden giden hocayı pek görmedik ama itiraf edelim yine de gördük. Fakat ekim ayında hoca yollamak. İste asıl bunu görmedik. bize göre değildi.

Sezon bitmeden hoca yollama rekortmeni Adnan Polat Başkan, sadece hoca yollamadı bugün. Duyduğum(uz) güveni, inandığım(ız) değerleri de yolladı, sağolsun. Çocukken sevdiğimiz Galatasaray'ın şu anda olmadığını anlamamızı sağladı.

Rijkaard illa gidecekti. Sonsuza kadar kalmayacaktı. Başarısız bir sezon daha geçseydi, yol ayrılırdı. Ama bir sezon daha geçmedi.

Hamburg maçı 2 sene önce martta oynandı. Martta Avrupa Kupası'ndan elenmek dünyanın sonu değildi ama bazı şeyler dank etmişti. Yorulduğumu hissediyordum. Bu maçtan 3 ay sonra, bir mayıs sabahı yönetim kurulumuz bize sadece hoca getirmedi, "umutlanın" dedi, "hayal kurun" dedi ama yanında "sabredin" de dedi. Hamburg tramvasını bu hamleyle unuttuk, paspasın altına attık.

Biz sabrettik. Daha da sabrederdik. Ama yönetim kurulumuz sabredemedi. Umutlarımızı ve hayallerimizi de yolcu etti bu sabah. Bir ekim günü ilk defa başımıza geliyor bu. Alışmadığımız şeyler oluyor.

Bu da demek oluyor ki; Galatasaray futbol takımının yöneticileri ve futbolcuları (onları unutmak olmaz) kısa süreliğine olduğunu umduğum biz süreçte bizimle dalga geçecektir. Bu sene ve bu sabah yapılan bütün icraatlar bunu gösteriyor. Artık benimle daha fazla geçilmesini istemiyorum. Daha fazla kandırılmak istemiyorum. Bunu kaldıramıyorum.

Galatasaray kavramı benim için bir spor kulübünden daha fazla şey ifade ediyor. Galatasaray'ın sadece futbol takımından ibaret olmadığını da biliyorum. O nedenle içim rahat. Galatasaray'ın bir çok branşı, birçok güzel sporcusu var. Hepsi farklı bir heyecan yaşatır bize. Yenilse de yense de mutlu ederler. Zamanımızı onların yanında geçirebiliriz. Yani o büyük abilerimizin dediği gibi, kralların, imparatorların buyurduğu gibi: "Galatasaray'a değil kişilere kırgınım"

Pazar günü Kadıköy'e gitmek isterim. Adettendir. Bayramdır. Farklıdır. Anıdır. Güzeldir. Ali Sami Yen yıkılmadan da 2-3 maça daha gidilir. Ali Sami Yen evdir, candır, farklıdır, anıdır, güzeldir. Ama ondan sonra -eğer olağanüstü bir durum olmazsa- futbol takımına uzak kalmak daha sağlıklı olacaktır.

Bazı arkadaşlar "yapamazsın/yapamayız" diyor ama çok zor olacağını sanmıyorum. Galatasaray futbol takımı bizim takımımız olmaktan çıktı. Tekrar bizim olunca döneriz.

İlk hedef yarın oynanacak Cumhurbaşkanlığı Finali. Kızların yanında olacağız inşallah, bazılarından daha çok hakediyorlar.
Not: Yazı da basın bildirisi gibi olmuş. Blogspot'a Duyuru koysaydık başlığı...

20 Ekim


Fotoğraf 19 Ekim gecesinden olsa da maçın oynanacağı tarih 20 Ekim. Bursaspor, Old Trafford'da. Bu sene ilk defa Şampiyonlar Ligi oynuyorlar. İlk defa bir Türk takımı Şampiyonlar Ligi'ne kaldığında en kilit maçını burada, Old Trafford'da oynamıştı. 20 Ekim 1993'te aktörler, Cantona, Kubilay, Stumpf, Schmeichel'dı. Şimdi sahne Turgay'ın, Sercan'ın, Rooney'nin. Değişmeyen tek isim tabi ki Ferguson.

Her Zaman Olmaz


- Geçen sene kötü Milan, Real'i Madrid'de yenince "bu sene de olur mu?" dedik. Olmuyor.

- İddaa (ve aslında bütün bahis şirketleri) geçen sene Milan ile alay etmişti. 5.5 oran vermişlerdi. Milan kazanıp dönmüştü. Bu sene oranlar daha aşağıya inmiş.

- Mourinho'nun kendi evinde yenileceği ilk maçı çok merak ediyorum. Bana böyle hedefsiz bir orta sıra takımına yenilir gibi geliyor.

- Mesut'un attığı gol çok saçmaydı ama asıl saçma olan Gattuso'nun son adam olarak araya girdiği pozisyondu. Gol olsa Milan dağılırdı.

- Ronaldinho takımı sabote etti diyen arkadaşlarım var.

- Seedorf o golü atsa... Hiç bir şey değişmezdi.

- Ronaldo, ittir, kopuktur, şımarıktır, şudur, budur ama şöyle bir gerçek var; adam çok çalışkan.

- Leonardo daha iyidi, Boriello bu takımda oynardı.

- D Spor'un uyugulaması çok güzel. Bütün maçları dönüşümlü olarak gösteriyor. 3-4 kişi toplanacaksın, herkes yapacak 1 kupon, maçları izleyeceksin, biranı içeceksin, cipsini yiyeceksin. Gol haberi gelince merkez stüdyolara bağlanacaksın.

- İki dakikada iki gol, 14 dakikada 2-0. Maç alt bitti. Ulan Jose.

Salı, Ekim 19

Entry-Nick Uyumu


Bu fotoğrafın üstünde yazan başlık: Torunlarınıza Bir Destan Anlatmak İster misiniz?
Ertuğrul Sağlam, takımı bu sözlerle motive ediyormuş tarihi United maçı öncesi. Eyvallah güzel de, alttaki fotoğraf bu olunca insan şöyle düşünüyor: Hoca bunu dediğinde, topçuları bile bir gülme alıyor.

Euroleague Başladı


- Euroleague'i özlemiştik.

- Televizyonda Euroleague maçı izlemeyi de özlemiştik.

- Turkısh Airlines Euroleague

- İki takım 2000-2001'de de açılış maçını oynamıştı, Real 75-73 kazanmıştı.

- Maçın kilit oyuncusu Bourisis.

- Hayal kırklığı Olympiakos tribünü.

- Real Madrid rakibini daha çok zorlar sanıyorduk ama 3.periyot maçı koparttı.

- Papaloukas, Spanoulis, Teodosiç. Avrupa basketbolunda sevdiğim 5 adamı saysam bu 3'ü listeye girer herhalde. Olympiakos çok güçlü.

- Yine de bu grupta bizim geçen seneki deli oğan Washinghton'ın takımı Roma'ya sempatimiz daha fazla olacak.
- Spanoulis 16 sayı 7 asist, Bourisis 16 sayı, Teo 15 sayı.
- Real'in ayakta kalan tek ismi Llull, maçın da en skoreri. (18 sayı)
- Güzel oldu, bu sene sık sık Euroleague izleyeceğiz.

Pazartesi, Ekim 18

Esperance Tayfa


Renkler sarı-kırmızı, kan kaynadı. Tunus'un Esperance tribünü, Al-Ahly ile yarı final maçında bu hale geldi. 2-1 kaybettikleri ilk maçın rövanşını 1-0 aldılar. Artık finaldeler, rakiplerini bekliyorlar.

Karpin


V.Karpin; S.Moskova'ya hoca olmuş da Şampiyonlar Ligi maçına çıkacak. Yanındaki Mostovoi değil tabi ki, Nicolas Pareja. Peki Mostovoi nerede? Google'a yazarak buluruz da herşeyi de oradan öğrenmeyelim. Çıkar bir yerlerden..