ışıl alben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ışıl alben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Eylül 26

Bir Günlüğüne Gülümseyen Şehirler


Niğde... Stadından belli. Stadın arkasından belli. Çölün ortasında terk edilmiş bir kasaba gibi. Oliver Stone filmlerinden fırlamış sanki (tam olarak U-Turn). Selamsız Kasabası gibi bir hafta geçiren Niğde, Selamsız Bandosu gibi bir hafta yaşayan Niğdespor. 

Sonu öyle olmadı. Şehre büyük takım geldi. Niğde'nin takım kaptanı yayıncı kuruluşa röportaj verdi, hocası Batuhan'a önlem aldı, parası olan taraftar Beşiktaş'a atılan golde 1-2 sıra aşağı düştü, parası olmayan çatıda tutundu.

Güzel olmadığını kim söyleyebilir? 


Aynı saatlerde Galatasaraylı basketbolcular Van'daydı. Van, deprem şehri. Başka sıkıntıları da var. Niğde gibi unutulmuş değil ama yalnız bırakılmış. Depremden hemen sonra görmüştük bunu. Neyse ki infial ortamı kısa sürdü.

Herkes mücadele ediyor. Bir şekilde tutunmaya çalışıyor. Tutunurken de kahramanlar arıyor. Somut kahramanlar. Bazen bir sporcu oluyor bu. Vanlı kız çocuklarının ilk kahramanı Nur Tatar'dır belki. Ama Işıl'a gösterilen sevgiden de anlıyoruz ki, kahramanlıkta o da Nur'dan aşağı değilmiş. 

Bir günlük mutluluk, değişiklik. O "tutunma" işine artık bu moralle devam edecekler. Hayal kuracaklar. 

Güzel olmadığını kim söyleyebilir?

Şehre bir takım geldi, iklim değişti, gülümsediler. 

Tıks 

Perşembe, Nisan 5

Bu Sefer İyi


Her zaman Işıl'ı kötüleyecek değiliz. Bazen hakkını da vermek lazım. Dün Kayseri Kaski'ye 14 sayı atmış. Kaski deyip geçmemek lazım, Euro Cup'ta final oynadılar. İlginç bir takım.

Işıl'ın attığı 14 sayı şu açıdan önemli, 18 Aralık 2010'dan sonra ilk defa bu kadar yüksek sayı attı. O gün İstanbul Üniversitesi'nde 15 sayı atmıştı. Tabi bu istatistikler lig için geçerli. Belki Avrupa'da(!) veya kupada daha çok attığı olmuştur.

Bu arada yazıyı bir daha okuyunca, övüyormuşum gibi olmamışım. Olsun, Işıl bizim canımız, severiz de överiz de...


Salı, Nisan 28

Nazar Varmış Korku Varmış




Dünden sonra nazara inanmayan kalmış mıdır? Geçen seneden beri ülkemizde bayan basketbola ilgi arttı. Bunun miladı geçen sene oynanan final serisidir herhalde. Galatasaray ve Fenerbahçe, Türkiye’nin iki büyük kulübü, en büyük rekabeti parkede karşılaştı. Herşey vardı o seride. Tribünler doluydu, son maça kadar heyecan vardı. Deplasmanlarda alınan galibiyetler vardı, uzatmaya giden maçlar oldu. Son saniyede giren-girmeyen toplar insanları kalp krizinin eşiğine getirdi. İki takıma da gitti, geldi seri. İşte o esnada Fenerbahçe’ye her maç 10 sayıdan fazla atan bir Galatasaraylı herkesin gözdesi oldu. Üstelik bir Galatasaraylı olarak içimizden biri gibi konuşuyordu da.

Işıl bir anda bambaşka boyuta geçti. Yetenekli bir basketbolcu olduğu muhakkaktı ama yetenekli basktbolcudan yana sıkıntımız yoktu. İşte Işıl burada başka bir misyon yükledi kendine. Veya yüklendi. Bayan basketbolunun David Beckham’ı oldu. Ligin marka olan tek sporcusu. Ne WNBA oynayan yabancılar ne milli takımın değişilmez oyuncuları ne Avrupa – ABD kariyerli kızlar. Varsa yoksa Işıl. Galatasaray taraftarı tapıyor, rakip taraftarlar hem seviyor, öyle bir oyuncu kendi takımlarında olsun istiyor hem de kendi salonlarında en çok onunla uğraşıyordu.

Beyaz Show, Okan Bayülgen falan derken herkes tanımaya başladı. Kısa sarı saçları zaten bir fark yaratıyordu. İlginin doruklarındaydı artık. Bir bayan basketbolcunun bu kadar çok popüler olduğunu ben görmedim. Daha eski dönemde de olduğunu sanmıyorum. Üstüne bir de Avrupa Kupası kazanmak bunu ikiye katladı.

Ve işte tam 1 sene sonra. Yine bir Galatasaray-Fenerbahçe serisi. Bu sefer yarı final ama turu geçmek şampiyonluk kadar değerli. Seri 2-1. Galatasaray kendi salonunda 2-2 yapıp öyle gitmek istiyor karşı tarafa. Işıl Alben belki de sezonun en iyi maçını oynuyor. Kaybolan skorer kimlik yine ortada. Savunması canavar gibi. Ve işte olmayacak bir anda, kendi ribaunda koşarken, ekstra bir iş yapmak isterken sakatlanıyor. Kaçırdığı basket, maçta kaçırdığı tek basket. Oyundan çıkıyor arkadaşlarının kollarında. Maç dönüyor orada. Fenerbahçe 1o sayıdan maçı oluyor.

Asıl acı haber Işıl’dan geldi. 3-4 ay yok. Üstelik Galatasaray sağlık kurulunun elinde. Bir rüyanın sona erişi gibi hissediyorum. İnşallah yanılırım, döner geri aynı şekilde. Hala nazara inanmayan var mı?

Cumartesi, Şubat 7

Bambaşkasın


Peralta askere gittiğinden beri bu blog biraz sarı-kırmızı oldu farkındayım. Ama yapacak birşey yok. Futboldan daha çok sevdiğim bir şey varsa o da Galatasaray olmuştur. Peralta gelse "ne yaptın lan bu bloga, Galatasaray resmi sitesi gibi olmuş" dese verecek cevabım yok. Ama şimdi bu yazacaklarıma zaten Peralta'da çok kızmaz. Çünkü o da bir Işıl Alben hayranı. Belki benden daha fazla hatta.


Geçen seneki Caferağa'da oynanan final serisi maçında mikrofonlara "hakettiğimizin peşindeyiz" diyerek gönülleri fetheden sarı prenses hafta içi oynanan Avrupa Kupası maçından sonra yine kendine yakışan bir demeç verdi.Taraftarın desteğinden bahseden Işıl, öyle bir cümle kurdu ki anlam olarak da cümle yapısı olarak da bir farkı olduğunu hissettirdi.


"Galatasaray taraftarı olması gereken yerdedir."


Bugüne kadar tribünlere oynayan sporcular, "böyle taraftarı dünyada hiçbir yerde görmedim" diyen yabancı oyuncular, kahramanlık yapıp göze girmeye çalışan, sonra da başka takımlara imza atan futbolcular gördük. Hiçbiri böyle cümle kuramadı. Hiçbiri gönülleri okşamadı bu tarz cümleyle. Zaten hiç birine inanmadım. Hep sahte geldi. En gerçekçi, en samimi cümleler hep Işıl Alben'den geliyor son zamanlarda. Spor bu belli olmaz, çok ihanet gördük, bazen diyorum "ya Işıl da bir gün giderse, ya Işıl Fenerbahçe'de oynarsa?" Sonra cevabı kendi veriyor. "Fenerbahçe büyük bir camia ama ben Galatasaraylıyım, sürünsem bile gitmem." diyor.


21.yüzyılın sporcusu değil Işıl. Metin Oktay'ın, Hakkı Yeten'in ve diğerlerinin günümüzde vücut bulmuş hali. Ne mutlu ki bize bizim camiamıza nasip olmuş. Keşke her takımda bir tane numunelik de olsa böyle bir sporcu olsa. Keşke bizim de her şubemizde böyle bir sporcu olsa.