bayan basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bayan basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mayıs 4

Vizyon



"26 yaşındayken Galatasaray'a başantrenör olmuş ve namağlup şampiyonluk yaşamıştım. Zaten oluşturulmuş çok iyi bir takım vardı. Sonra çok kötü bir sezon geçirdik. Başkan Faruk Süren beni çağırdı, "Ne oluyor?" dedi. "Başkanım, play-off'a kalamayacağız herhalde" dedim. Başkan, "Tamam kalamıyorsak kalamıyoruz. Panik yapmayın. Şimdiden önümüzdeki senenin takımını kuralım" demişti ve o kurduğumuz kadroyla Euroleague'de Final-Four'a kaldık."

Ekrem Memnun / Fanatik Basket-Nisan sayısı

Cumartesi, Ağustos 29

Sağ-Sol Turnike



Galatasaray'da yetiştim, büyüdüm. Antrenörlüğe de orada başladım. 25 yıl basketbol okuluyla uğraştım Galatasaray'da. Her sene 500 kişi gelse 25x500, siz hesap edin, 12.500 kişi yapar. Hepsinin birer arkadaşı olsa 25.000 kişi. Annesi babasıyla 75.000 kişi. Yani 100.000 civarında insana ulaşabildik. Biz bu insanlara ne öğrettik? Sağ turnike, sol turnike. Sonra paralarını aldık. Biz bunlardan Galatasaray kadın basketbol takımı için seyirci kitlesi olabilecek bin kişi bile üretemedik. Bu kültürü veremedik, böyle bir müfredat oluşturamadık. Çok büyük hata. Şimdiki aklım olsa ve aynı işi yürütsem, sağ-sol turnikeden önce ilk bunu öğretirdim.

Ekrem Memnun - Socrates Temmuz sayısı

Cumartesi, Aralık 13

Ablalar Çekilirken



Biraz geç bir yazı olacak ama hiç olmamasından iyidir. Zaten yazıdan öte bir hatırlatma, bir saygı duruşu.

Bu yaz Türkiye'de düzenlenen Basketbol Şampiyonası'nda milli takım dördüncü olmuştu. Gayet iyi bir derece ama son dönemde kazandıkları ve alıştırdıkları başarılar nedeniyle biraz gölgede kalmış olabilir. Ev sahibi avantajıyla daha iyisi gelebilirdi, gelmedi, canları sağolsun.

Bu turnuvanın ülke basketbolu için de önemli bir özelliği var. Bir kuşağın, başarılı bir kuşağın, kendisinden sonra gelen gençlere örnek olan bir kuşağın artık yavaş yavaş sahneden çekildiği bir turnuva oldu.

Kadroda yer alan Nevriye Yılmaz, Şaziye İvegin, Tuğba Palazoğlu, Esmeral Tunçluer, ve kadroda yer almamasına rağmen son dönemde kadın basketboluna önemli katkıları olan Yasemin Horasan yavaş yavaş salonlardan kopacak. Baktığımız zaman Işıl, Birsel, Bahar nesli yetenek ve fundemental olarak onların biraz daha önünde duruyor fakat son 15 yıldaki yükselişte "ablaların" en azından mental olarak büyük payı var.

2000 yılında Ümitler Turnuvası'nda dördüncü olarak ilk defa büyük bir başarı kazanıp umutlandırmışlardı. O kadroda şimdi sunuculuk yapan Şükran Albayrak da vardı. Ondan sonra devamı geldi. Aralarında Euro Cup, hatta Euroleague kazananlar oldu. WNBA oynayan vardı. Olimpiyata gittiler. Belki bundan sonra bazıları yine ara ara milli formayı giyer, fakat sporculuk ömrüleri artık sona geliyor.

Yaptıkları katkı çok büyük.

Salı, Nisan 15

Özür




O kadar uzun bir hikaye ki aslında bu, sadece bu sezona veya sekizli finale bağlanacak bir şey değil.

Kulübün bu şubesini kendi gönül sıralamasında birinci sıraya çıkartanlara çok büyük saygı duyuyoruz. Onların yeri ayrı. Ama bir de bizim gibiler var. Futboldan beslenip Galatasaray'ın her tarafına kanalize olan bir kitle. Onlardan biri olmaktan her zaman memnundum.

İşte o hikayenin seneler önceki kısmında ben de vardım. Bunu "ben de vardım" demek için yazmıyorum, çok iyi hatırladığım için söylüyorum. Kahramanlık destanı yazmak veya "nereden geldik" demek içimn de değil. 2005'te Fenerbahçe'ye yenilerek küme düşen takım da çok enteresandı, 2008 TKBL final serisi de... 2009'da Euro Cup kazanan kadro... Değişik insalar vardı, değişik sporcular, ilginç anlar, ilginç anılar...

Biz küme düştüğümüzde lig böyle iki takımlı değildi. Bir sürü iyi takım vardı. Erdemir, Mersin, Fenerbahçe, Beşiktaş. Bir tek biz iyi değildik herhalde. O sezon Işıl İstanbul Üniversitesi'nde, Birsel Migros'ta oynuyordu. Bağıra bağıra geliyorlardı. Sanırım aynı hafta kendi maçlarında trible-double yapmışlardı, forumlarda "vay be" demiştik. O zaman Işıl'ın Galatasaraylı olduğu çok bilinmiyordu, ama sonradan öğrendik ki Birsel GS Basket'e yazıyormuş.

Biz Fenerbahçe'ye yenildiğimizde Esra, Şaziye, Nevriye orada oynuyordu. Bak Nevriye'den emin olamadım şu an, belki WNBA'de de olabilirdi o dönem. Bizim Ahmet Cömert, onların Caferağa günleri. Yatırım yapan kulüp yok, maçı veren kulüp kanalı yok, sosyal medya yok, haliyle biz bizeyiz. Şubeye önem gösteren eli yüzü düzgün basketbolseverler arasında birkça "futbol taraftarı"... 

Küme düştüğümüz maçı hatırlıyorum. Gitmemiştim. Param yoktu her zamanki gibi, üniversite öğrencisiydim. Dedim ya biz önceliği futbol olanlarız. Cepte para varsa öncelik futbola... O yüzden şubenin kahrını tam olarak biz çekmedik. Basketbol maçına 20 lira veremezdik. Eh aslında herkes biliyordu, oraya kadar giden kimse dışarıda kalmazdı ama yavaş yavaş bizde de aydınlanma yaşanıyor. Tamam biraz da üşenmiş olabiliriz. Ama yine de bugün bile bakınca şaka gibi bir fiyat. Takım ligde kalmak için Fenerbahçe'yi yenmek zorunda, kritik bir maç ama biletler 20 lira. O dönemin Galatasaray'ı inanılmazdı. Her kötü olay (ki bu neredeyse her hafta oluyordu) bizi, en azından beni, takıma biraz daha bağlıyordu.

Takım küme düştü, sonra çabucak geri döndü. Işıl bize, Birsel Fener'e geçti. Fenerbahçe, Beşiktaş, Mersin kendi aralarında oynuyorlardı, biz sanki hiç oraya giremeyecektik. Girdik. 2008'de final oynadık. Caferağa'daki ilk maçta Esra 20 küsür sayı atıp efsane oldu. Kariyerinin geri kalanında o günün ekmeğini yedi. Seriyi kaybettik. Caferağa'da kazanmak yetmedi. Ben askerdeydim, hafiften sevindim. "İyi" dedim, "Ben döndüğümde şampiyon oluruz"

Hala olamadık. Ama araya dünkü hariç bir Avrupa Kupası sıkıştırdık.2009'da artık ne öğrenci ne askerdim. Çalışıyordum. Cebimde para vardı. Ama bütün sezon 5 lira olan biletler o gün yine 20 lira olmuştu. Hamburg maçının üzerinden 1 ay geçmemişti. Hala daha şoktaydım. Tarihi atmosferi evde arkadaşlarla izledik. Işıl,Esra,Yasemin ve tabi ki Seimone. Kötü sezonun (çünkü bizim için öncelik futbol) tek güzel günü.. En güzel günü...

Fenerbahçe ile rekabet her alanda kızıştı. Eskiden böyle değildi. Twitter ve Facebook etkisi mi acaba? Bilemiyorum ama kadın basketboluna çok büyük anlamlar yüklemek zorunda kaldık. Bunun üzerine kafa patlattık, maçlara daha sık gittik. Ve her sene Fenerbahçe'nin kupa kaldırışını izlemek zorunda kaldık. Son 3 sezon baya üzüldüm. Baya soğudum. O eski günleri, kadın sporcuların erkek takımının formasıyla maçlara çıktığını gördükten sonra, bolluk dönemlerine alışamadım. Seimone yerine Taurasi'nin gelmesine anlam veremedim. Ekrem Memnun ve Cem Akdağ gibilerini gördükten sonra Zafer Kalaycıoğlu'na ve Ceyhun Yıldızoğlu'na alışamadım. Takımın, şubenin içinde olan bitenlerle daha çok alakalı olup Ahmet Dedehayır'ı görünce dayanamadım. Zaten futboldan geleniz, işin tekniğinden hiç anlamıyoruz. Bir de sevdiğimiz insanlar tercih edilmeyince zorlanıyoruz.

Küslük senesi bu sezona denk geldi. Artık taraftarlık algımla da hesaplaşırken gözden çıkardığım bir şube oldu. Biraz futbol, biraz erkek basketbol yeterdi diye düşündüm.Aslında buna benzer bir şeyi erkek basketbolda da yaşadım. İşgüzar insanlar yüzünden bir skandala karışıp ceza alınca, "Ulan tek salak biz miyiz, herkes yolunu arıyor biz maça gidiyoruz, gitmiyorum lan artık" demiştim ve Cem Akdağ'ın Jasaitisli efsane kadrosunun direnişine uzak kalmıştım. Belki de Top 8'e kalmaktan daha büyük başarıydı. Bu sezon da benzeri oldu. Bazen oluyor. Birilerinin hataları yüzünden çok alakasaız ve hak etmeyen insalara tavır alıyorsun. Gerçi bizimki insanlara da tavır eğildi. Ekrem Memnun'a kim neden tavır alsın. 

Gerçi şimdi düşündüm de, Işıl'a da az sallamadım. O Galatasaraylılık şovları, üçlüleri, "Sürünsem bile Fenerbahçe'ye gitmem" açılamaları ve ardından gelen başarısız maçları. Üzüyordu. Üzmekten öte sinirleniyordu. Kariyerinin en iyi maçlarından birinde Ayhan Şahenk'te kendi ribaundunu almaya çalışırken sakatlanmasaydı belki böyle konuşmayacaktık. Bir daha eskisi gibi olamaz dendi, uzun süre de olamadı. Ekrem Memnun onu baştan yarattı. Her iyi maçından sonra "Acaba bugünü bizi ne yaparak kandırdı" diye düşünmekten helak oldum. Şaka lan, helak da olmadım. O kadar izlemedim işte maçları. Salona hiç gitmedim bu sene. Televizyondan da iki Fenerbahçe maçı izledim sadece. Ben nereden bileyim Euroleague'de şampiyon olacağımızı.

2011'de şampiyon olacağımıza çok inanmıştım. Ev sahibiydik. Fenerbahçe ile aynı gruptaydık yine. Ve tabi ki yine onlar yendi. Bu sefer tribünde de ezildik. Biletler yine çok pahalıydı. Son yıllardaki derbi maçlarındaki en farklı tribün yenilgisi. Sahada da kazandılar. Gruptan çıkamadık. Fenerbahçe final oynamasın, kupa almasın diye dualar ettik. Alamadı. Bir sonraki sene (geçen sene) final oynadı. Artık kapanmaz bir fark oluştuğuna inacım yerleşmişti. O kadar para harca, o kadar isim getir, olmadı yeniden kur, sonra Fenerbahçe şampiyonluğu izle. Neyse ki Ekaterinburg diye bir takım var.

Aslında bizim dediğimiz oldu. O kadar para harcamaya, plansız, günü kurtarmalık hamlelere gerek yokmuş işte. Ekrem Memnun gibi birisi yeterdi. Yetti.

Yetti de o kadar kötü günden sonra bugünkü iyi güne sevinemiyorum. Hakkım yokmuş gibi geliyor. Bugün Ekrem Memnun NTV Spor'da çıkıp "Tarsus maçında 7 biletli seyirciyi görünce, buralardan gitmek istedim" dediği anda utandım.  Belki başka zaman olsa o Tarsus maçında da olmazdım da biraz yüklenirdik işte.

Ulan bu taraftarlık işi çok sakat. İnsan neye üzüleceğini neye sevineceğini şaşırıyor. Her olayda bir muhasebe yapıyor. Geçmiş, gelecek birbirine giriyor. Anlamlar, değerler kayboluyor. Bir de kendinle çelişiyorsun defalarca, o koyuyor. Yarın yine bir olay olacak birbirimize gireceğiz. Şube kapansın, yatırım yapılsın, şu olsun, bu olsun...

Ekrem Memnun'u kupa töreninde kızıyla beraber görünce iş değişiyor. Onu da nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Bu şubelerde taraftara gerek yok. Bu spor tamamen sporcuların, antrenörlerin, emek verenlerin. Bütün başarı yüzde yüz sporcuların ve antrenörlerin. Gereğinden fazla konuşup yük bindiriyoruz.  Haksızlık yapıyoruz. Sonunu bağlayamadım ve tam olarak anlatamadım ama öyle işte




Cumartesi, Nisan 12

Şampiyonlar Ligi Finali



Gerçekten gerek yoktu. Bünyem, sezon başında planladığım Galatasaray - Fenerbahçe maçları sayısından bir fazlasını dahi kaldıramaz durumda artık. Üstelik bu sayıya, şubeden bağımsız olarak  herhangi bir "Şampiyonlar Ligi Finali" eklenince hayattan soğudum. Eskiden Galatasaray-Fenerbahçe olsun diye beklerdik, (işin aslı hala bekliyoruz) ama artık yoruyor gerçekten.

Bir de sağda solda öyle bir algı yaratmışız ki, yıllarca en önemsiz Galatasaray - Fenerbahçe maçını bile Şampiyonlar Ligi finali gibi yaşamışız ki, gerçek Şampiyonlar Ligi finalini Türkiye Kupası finali gibi hissediyoruz şu an. Maçın İstanbul dışında olması da önemli etken aslında, mesele iki sene önceki grup maçı baya ciddiye alınmıştı, yarı yarıya tribünlerin coşkusu maçın da önemini arttırmıştı.

Ekaterinburg ile eşleşmişsin, git efendi gibi elen, dönüşte alkışlarla karşılayalım bitsin gitsin. Şimdi Fenerbahçe ile oynayacaksın. Yensen tamam da yenilsen büyük sıkıntı. Rövanşı için 50 sene beklersin. Ezeli rakbetin telafisi olmayacak maçı; 20 civarı kızın omuzlarına kaldı, ki çoğunu kimse tanımaz bile. Rusya'nın ıssız bir şehrinde mahalledeki kaderimiz şekillenecek. 

Bence artık futbol dışındaki branşlarda anlaşmaya gidilmeli. Erkek basketbol, kadın voleybol bizde, kadın basketbol, erkek voleybol Fenerbahçe'de kalsın mesela... Yoksa oyuncu yetiştireceğiz, kupa kazanacağız diye biz heder olacağız.

İşin şakası var tabi, yoksa Euro Cup'u kazanınca bile mutlu olmuş adamlarız. Oraya bir Fenerbahçe galibiyetiyle Şampiyonlar Lişgi kupası getirmek çok özel olacak. Ama eğer yenilirsek, Fenerbahçe - Antalyaspor maçı baya olaylı geçsin de bu maç gündemden düşsün.

Salı, Nisan 30

2008'in Tekrarı




Kadın basketboluna, başarısız geçen yıllardan sonra ilgimiz tamamen kaybolmuştu. Hatta 2005'te küme düşerken uzun bir süre zirveyi görmeyeceğimizi tahmin ediyorduk.. Öyle olmadı. Beklenenden çok çabuk bir şekilde toparlandı şube.

2008'de final oynadık. Buraya döneceğim. Önce biraz bu sene. Geçen senenin Euroleague hayal kırıklığı, Ceyhun Yıldızoğlu işkencesi, Taurasi transferi vs şubeden soğumama neden oldu. Kadın basketbolu zaten Türkiye'de çok garip, iki takımlı bir lig. Heyecanı çok çok az. Bir de böyle durumlar olunca bu sene tamamen koptum. Bazen güzel basketbolcular, sporcular takıma tutunmayı sağlar ama bu sefer Alba Torrens dışında çok fazla sevebileceğim kimse yoktu.

Tıpkı 2000'lerin ortasındaki gibi yine kadın basketbolundan koptum. Bu sefer geri dönüş olacağını da sanmıyorum. Yavaş yavaş çekiliyorum. Önce buradan başladım. Birkaç sene içinde futbolu da çıkartırım, erkek basketbolu ile yetinirim (Yüzde 90 ihtimalle böyle bir şey gerçekleşmeyecek).

Yani 2008'e geri dönmüş gibiydim. Sıfır ilgi. Ve aynı 2008 gibi oldu. Finale çıktık. Saha avantajını onlar aldı. Beklenmeyen bir şey oldu, ilk maçı kazandık. Tıpkı 2008'de Caferağa'da olduğu gibi. Ben o sıra askerdeydim, "nasıl olur" dediğimiz o günün aslında son Caferağa galibiyetini olduğunu bilmiyorduk. İkinci maçı onlar kazandı. Tıpkı bu sene olduğu gibi. 1-1.

3.maç içeride. İkisini de kaybediyoruz. İkisi de tek sayı farkla. Çok benziyor. O sene Fenerbahçe'nin şampiyon olduğunu hatırlatmama gerek yok aslında.

Senelerdir Fenerbahçe ile şampiyonluğa çekişiyoruz. Ve senelerdir onlar kazanıyor. Ve senelerdir serinin ortasında ben aynı cümleyi kullanıyorum; "Yenileceksek Caferağa'da yenilelim"

Pondexter ile Angel'in maç biter bitmez yaptığı çirkinliğe kızamıyorum, kızsam da iki satır yazmak istemiyorum. Bu rekabet çok yordu artık. Güzel şeyleri kayboldu. Mesela artık Caferağa yok, kadın basketboluna ilgim de yok. Sami Yen de yok, futbola da ilgim azalacak (Yüzde 90 ihtimalle böyle bir şey gerçekleşmeyecek)



Pazartesi, Haziran 25

Milli Takım


Bazı milli takımlar, göz önünde olmasa da halkın sevgisini kazanabilirler.

Cuma, Haziran 22

Şubede 2000 Ruhu




Aslında Ergin Ataman ile Nevriye transferlerini aynı yazıda değerlendirmek mümkündü.  Ne de olsa aynı tarza uygun iki transferdi. Şampiyon takımın hocasını ve ezeli rakibin kaptanını almak, bir tutulabilecek şeyler. İtiraf etmek gerekirse, biraz Fenerbahçe işi. Ama artık Galatasaray işi. Ama biz ayrı ayrı girelim bu iki konuya ve böylece Ekrem Memnun'u da dahil edelim.

Yaz sezonu olduğu için yazı konusu bulmakta zorlanırken, Galatasaray basketbol şubesi gereken yardımı bize yaptı. Önce kadın takımından başlıyoruz.

En büyük değişiklik teknik adam konusunda yaşandı. Aslında bekleniyordu. Ceyhun Yıldızoğlu'nun gitme ihtimali yüzde 120'ydi. Fakat gelen isim en azından benim açımdan sürpriz oldu. Cem Akdağ'ı beklerken Ekrem Memnun geldi. Memnun, 2000'li yıllarda seri şampiyonluklar kazandıran, Avrupa'da final four oynayan takımın baş aktörü. Aradan uzun bir süre geçti. Erman Kunter'in yardımcılığını yaptı. Efes'te ise Oktay Mahmuti'nin yardımcısıydı. Basketbol gündeminde son zamanlarda yer alan haberlere ve bu haberlerdeki isimlere bakınca, basketbolun ne kadar ufak bir camia olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Zaten ufak olan camia da, kadın basketbolu daha da ufalıyor.

Nevriye Yılmaz, 2000'li yıllardaki takımın en önemli yıldızlarından biriydi, yeniden Galatasaray'da. Ekrem Memnun, Nevriye Yılmaz ve Derya Özyer yeniden buluştu. Murat Özyer de yeniden camianın bir yerine dahil oldu. Futbolda bir klasik haline gelen 2000 ruhunu arama hastalığı, kadın basketbola da sıçramış oldu.

Nevriye transferini sindirmek kolay olmayacak. Galatasaray taraftarının yıllardır küfür ettiği ve küfür yediği bir sporcu. Aslında bu konuda abartan taraf genelde Galatasaray cephesiydi. Futbolda bile benzerinin kolay bulunmayacağı bir figür olan Işıl Alben'e Fenerbahçe taraftarının tepkisi malum. Haklı veya haksız, Işıl gibi bir sporcu her daim tepki çeker ezeli rakipte. Galatasaray tribünü, buna bir karşı tez üretmek istedi. Rakip bir sporcu arandı. Bulmak da zor olmadı.

Galatasaray'dan Fenerbahçe'ye transfer olmuş Nevriye bulunmaz hint kumaşıydı. Zaten Fenerbahçe kadrosu sürekli değişiyor. Devamlı kalan isimler belli, Birsel'e dünyanın en cani adamı dahi küfretmez, geriye iri yapısı, sert oyunu ve spor dünyasının en büyük günahlarından birine imza atmış olan (ezeli rakipler arası geçiş) Nevriye kalıyordu. Nevriye, hızla yükselen TKBL'de antipatik rakip sporcu oldu. Bunu aslında Işıl gibi tercih etmemişti, daha çok tanırların kurban aramasından kaynaklandı.

32 yaşındaki Nevriye'nin en önemli sorunu sırtındaki sakatlığı. Fakat daha da önemlisi taraftarın sindirebilmesi. Aslında benim de hoşuma giden bir transfer değil. Sonuçta bir şekilde iplerin geildiği, tartışmaların yaşandığı bir rakip sporcu.

Fakat tepki gösterme fırsatını Taurasi transferi karşısında geri teptik. O transferde, tepki gösterme bir yana normalleştirme yaşandı. Bu tip transferler, bir güç gösterisi olarak sunuldu. Eğer mesele güç gösterisiyse, rakip takımın kaptanını almak bunun en büyük ve en kuvvetli örneği olur.

Taurasi'yi alan bir şube Nevriye'yi alabilir. "Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz" büyük bir kandırmadır. Bir kere delindi mi devamı da gelir ve suyu çıkar. Taktiksel olarak, Türk rotasyonunda iş yapacak Nevriye, Taurasi transferinden daha faydalı olacaktır. Tabi önemli olan takıma faydaysa... Eğer takıma faydadan daha önemli şeyler varsa, daha önemli değerler varsa; o zaman o konular Taurasi transferi esnasında konuşulmalıydı. Taurasi'yi sindirebilen, Nevriye'ye ses çıkarmamalı.

Bir de ilginç olan, Fenerbahçe'nin Nevriye'nin alternatifi olarak Beşiktaş'tan Yasemin'i alması. Eğer şampiyon takım, ve en yüksek bütçeli iki takımdan biri, kaybettiği kaptanı yerine Yasemin'i alıyorsa, Yasemin, o bölgedeki en iyi 2.Türk olarak nitelenebilir. Eğer öyleyse biz bu Yasemin'i niye yolladık? İlk başta dediğimiz gibi, basketbol camiası oldukça ufak. Yollar sürekli kesişir ve aynı yere çıkar.

Cuma, Nisan 20

Sezon Özeti / Sezon Sonu





- Tabi ki bu sezon hiç bir zaman farkı açamadık, Fenerbahçe hep öndeydi ama antrenörümüz bunun sinyallerini vermişti.

- 15 sayıdan sezonu vermek gerçekten ilginç de Caferağa'ya kalmaması da bir çaıdan iyi oldu.

- Pazar günü zaten gergin geçecek, bir maç azalsın programdan.

- Birsel'in Işıl'dan kapıp Fenerbahçe'nin öne geçtiği pozisyon da sezonun hatta son yılların özeti.

- Amerkalılar'ın kendi arasındaki rekabete bitiyorum. Müthiş.

- Bir de kadın basketbolu zevksiz diyorlar.

- Zaten her şey Angel'in Taurasi'ye koyduğu blokla başladı.

- Taurasi bu sezon 3 kez 30 sayıyı geçti, 3'ü de Fenerbahçe maçı.

- Işıl 2 maç iyi oynadı, neyse...

- Seneye Kobe'nin çükünü kesip onu oynatacağız. Bu sefer olacak.

- Aslında gelip Peralta yazmalı bir şeyler, onun hakkı.

- Ceyhun Yıldızoğlu acaba seneye nasıl bir takım kuracak? Evet, seneye...

- Galatasaray-Fenerbahçe şampiyonluk sayıları da yavaş yavaş Liverpool-United'a benzemeye yaklaşıyor.

- Foto: AA'dan Berk Özkan. Maçın özeti



Çarşamba, Nisan 18

Beklenen Takım





- Işıl'ın üçlükle başladığı, Bahar'ın faul yapmadığı bir ilk periyot.

- Garip bir maç olacağı belliydi.

- Olaylar niye çıktı hiç bilmiyorum. Zaten televizyondan nasıl bilebilirim.

- İyi oynadığımız çeyreği de geride kapadık ya, birşey demiyorum.

- Fenerbahçe TV ve Fenerbahçe radyo ortak yayını

- Bahar'ın 2012'de iyi oynadığı bir Fenerbahçe maçında sakatlanması, Işıl'ın 2009'da iyi oynadığı bir Fenerbahçe maçında sakatlanması...

- O Işıl 13 sayı atmıştı, Bahar 12...

- Işıl iki maçtır iyi oynuyor.

- Serinin Caferağa'ya uzayıp uzamayacağını da Bahar'ın sakatlığı belirler sanki.

- 34 sayı atan Taurasi. Plaka yazdı.

- Seriden hala umudum yok da bari kendi salonumuzda kupa kaldırmasınlar.

- Ömer Koçsan ve Mehmet Baturalp'in Galatasaray'ı övmek zorunda kalması.

- Bu takım şu oyunu sezon sonunda değil de ligin ortasında oynasaydı ne güzel olurdu.


Çarşamba, Nisan 11

Gerekirse




Adet yerini bulsun Son 5 senede 5.eşleşme. 4.kez finalde. 2008 dışında (askerdeydim) her eşleşme öncesinde hedefimi serinin bütün maçlarına gidebilmek olarak belirledim. Bu sefer hedef tam tersi; aklımız çelinmesin de hiç bir maça gitmeyelim. Herhalde bu tavırla da Caferağa'yı da 2 ay önce kapatmışız da haberimiz yok.

Şubenin en kritik 10 günü. "Gerekirse" kalıbının hastasıyım, bazen gerekmiyor. Bu sefer çok gerekiyor. Kazanırsak dengeler değişir, kaybedersek "gerekirse" kalıbı bir daha kullanılır.

12 Nisan Perşembe
20:00 Fenerbahçe - Galatasaray Medical Park (Caferağa Spor Salonu)

14 Nisan Cumartesi
18:00 Fenerbahçe - Galatasaray Medical Park (Caferağa Spor Salonu)

17 Nisan Salı
20:00 Galatasaray Medical Park - Fenerbahçe (Abdi İpekçi Spor Salonu)

19 Nisan Perşembe (Gerekirse)
20:00 Galatasaray Medical Park - Fenerbahçe (Abdi İpekçi Spor Salonu)

22 Nisan Pazar (Gerekirse)
16:00 Fenerbahçe - Galatasaray Medical Park (Caferağa Spor Salonu)


Perşembe, Nisan 5

Bu Sefer İyi


Her zaman Işıl'ı kötüleyecek değiliz. Bazen hakkını da vermek lazım. Dün Kayseri Kaski'ye 14 sayı atmış. Kaski deyip geçmemek lazım, Euro Cup'ta final oynadılar. İlginç bir takım.

Işıl'ın attığı 14 sayı şu açıdan önemli, 18 Aralık 2010'dan sonra ilk defa bu kadar yüksek sayı attı. O gün İstanbul Üniversitesi'nde 15 sayı atmıştı. Tabi bu istatistikler lig için geçerli. Belki Avrupa'da(!) veya kupada daha çok attığı olmuştur.

Bu arada yazıyı bir daha okuyunca, övüyormuşum gibi olmamışım. Olsun, Işıl bizim canımız, severiz de överiz de...


Çarşamba, Nisan 4

"Basketbolcular Çirkin Oluyor Ya"

Babkina, tanımıyorum, Taylor... Sivil kıyafet ile Caferağa'dalar.

Pazartesi, Nisan 2

Kupanın Sahibi


Biz daha farklı senaryo bekliyorduk ama olsun. 2012'de İstanbul'da düzenlenen turnuvada kupayı alan takımı alkışlıyoruz. Seneler sonra anlatırız. Gerçi kız basketbol ne kadar anlatırız, kime anlatırız...

Cumartesi, Mart 31

Fenerbahçe 70-74 Rivas Ecopolis

Her ne kadar ligi domine etse de, yerelde kazanmadık kupa bırakmasa da Eurolig'de final çok değil, Taurasi transferinden önce yani 2010'da bile hayalden ibaretti. Dün bu hayali gerçekleştirmeye çok az kalmıştı, kötü oyuna, yorgunluğa ve zafer sarhoşluğuna rağmen detaylarda kaybettik. Onun için çok üzgünüm.
***
Bir gün öncesine dönelim, Galatasaray maçı öncesinde tribün atışmaları falan harika, aynı bizim lise koridorları gibi, müzik devreye girince müdür yardımcısı geldi gibi oldu, tezahurat kesildi, maç beklenmeye başlandı. Sayı olarak net üstündük, Galatasaray'ın iyi oynadığı 2.periyodun son 2-3 dakikası hariç tribünde de üstündük, sindirdik. Sadece bence Galatasaray tribünü bizden daha organizeydi, top rakipteyken ıslıklamayı biliyorlardı en azından, uzun süre bunu akıl edemedik. 3.periyodla birlikte sahada da tribünde de tüm insiyatif elimize geçti diyebilirim, bunu sağlayan insan da Birsel'di. Ne kadar teşekür etsem az, bir basketbol maçında hayatımda yaşadığım en güzel 3.periyodu yaşattı bana.
***
Dün ise bu yıl euroligde gördüğüm en kötü 3.periyodu oynadık. En sıkı deplasmanlarda muhteşem 3.periyodlar oynadık bu sene. Avenida deplasmanı, Nadezhda deplasmanı, geriye gitmeyelim, 24saat öncesi, bu kez sadece 9 sayı atabildiğimiz bir 3.periyod pahalıya mal oldu. Buna rağmen, Penny'nin sakatlığına, Angel'ın hastalığına, derbi yorgunluğuna, Çağlayan'a rağmen çok yaklaştık. Bence Birsel'den önce asıl ölümcül hatayı yapan, dışarıya kadar gelip saçma Vidmar faulü ile Matovic oldu. Sıkışmışlardı, şapkadan tavşan çıkaracaklardı o hücumda, faul ile rahatladılar, üstelik faul yapılacak son insana Aguilar'a yaptı Matovic. Ecopolis adına Aguilar, Jones ve Cruz mükemmeldiler. Şans da onların yanındaydı, panyalı 3'lük dahil yüksek yüzdeli attılar. Her neyse, çok büyük bir fırsatı kılpayı kaçırmış olduk, hala çok üzgünüm bu yüzden.
***
Çağlayan'a rağmen dedik, değinmeden geçmek olmaz. Bu yağmurda oraya gidip sırf Fenerbahçe sevgisini ifade etme şekli benden farklı diye oradaki renkdaşlarımı eleştirmek ne haddim, ne de vicdanım buna müsaade eder. Ancak dün salonda 500 kişi falan vardı. Ömer Koçsan'ın eli gitmemiş olabilir yazmaya, biz yazalım. Büyük balık kaçtı, evet haklı, ancak Galatasaray maçının yarısı değil, Çağlayan'daki kalabalık önce salona gelse takımın direnci kesinlikle artardı. Eurolig finali bu, 1 haftada 2 Avrupa Kupası getirecektik, olmadı. Çağlayan'dan tweet atanlar falan oldu, salon bomboş olmaz böyle diye, e sen neredesin o zaman, keşke maça gelseydin önce! Münferit taraftar, Ahmet, Mehmet, Kutay, Uğur maç seçebilir. Ben mesela kimsenin gelmediği yedeklerin oynadığı kupa maçlarını severim, derbilerden sonraki maçları severim, ne bileyim, Caferağa'daki her maçı severim, Burhan Felek'i de sırf Üsküdar'da diye sevmem, maç seçilir. Ama maç seçen tribün grubu var, bunu anlamıyorum. Tribün grubu ve kemik bir tayfa maç seçmez diye düşünüyorum. Dün GFB neredeydi, ben mi göremedim acaba? Her neyse, bu topa da girmeyelim, özellikle bu yıl, insanlar birbirlerinin Fenerbahçe sevgisini ölçer hale geldi, kim daha çok fedakar, kim nereye gitti, ne yaptı, Fenerium fişlerini ortaya dökecekler neredeyse... Takım eleştirilerinde de aynı şey var.
***
Bir de, Çağlayan'da ya da başka bir yerde, polisin zulmüne maruz kalıp da isyan ettikten 1 gün önce, sebebi her ne olursa olsun copuyla, gazıyla Galatasaraylıların üstüne saldıran polisi alkışlamasın Fenerbahçe taraftarı. Gitsin ayırsın, ya da polise saldırsın demiyorum, ama en azından yuhalayalım artık. Düşmanımın düşmanı diye alkışlanıp vur vur vur denilecek son meslek grubu polisler.

Cuma, Mart 30

İflas




- Rivas maçı sezonun çöküşydü, derbide fikirler, planlar iflas etti.

- Bundan sonra yetkili ve etkili kişileri kurtaracak tek şey TBL. O da yeter mi bilmiyorum.

- Tarihin en pahalı kadrosu, kendi evindeki organizasyon, ve derbi yenilgisi.

- Üstelik öndeyken kaybedilen bir maç.

- Işıl 0 sayı, Birsel 17 sayı.

- Matoviç çok ilginç hatun. Takımımda olsun isterdim.

- Tamen büyük iş yaptı.

- Kübra bile iş yaptı.

- Sanırım seneye Esmeral bizde oynar.

- Taurasi hakkında neler düşünüyoruz?

- Taylor'a üzüldüm

- Ve insanlar Kübra Siyahdemir'i keşfetti.

- Tribünler hakkında konusmak lazım da olan biteni hiç bilmiyorum.

- Fenerbahçe tribünü daha kalabalıktı.

- Bizim tribünün az olma nedeni sezon geneliyle alakalı diye tahmin ediyorum.

- Daha bir de final serisi var, bitsin bu sezon.

Perşembe, Mart 29

O Gülsün Dünya Gülsün

Bu kadar kısa sürede nasıl sevildi. Az oynadı, sakatlandı. O sakatlanırken henüz ne lig ne de Avrupa kızışmıştı. Şu maçta müthiş, burada efsaneydi diyecek anımız yok. Ama herkes çok seviyor. İstisnasız.

Hatta "çok seviyoruz ya, ne iyi" falan diyen olunca kıskanıyorum. Fangirl kavramına bok atıyoruz da bizim de farkımız yok. Bir de fanlık yaptığımız, erkek çocuğu tipli Alba Torrens, Penny Taylor falan da değil yani. Bu da bizim farkımız olsun.

Dün ödülünü aldı. Geçen senenin en iyisi. Herşeyin en iyisi o olsun, herşeyin en iyisi onun olsun. Ödülünü alırken giydiği sweet'te ASY yazıyor. Tesadüf belki ama ona olan sevgiyi daha da katlandırıyor.

Şu da güzel bir kare.. Ben farklı okuyorum. Hepinize karşı Alba.

Çöküş




- Kafadan geçen; Fenerbahçe'ye yenilip iki galibiyetle elenmekti, erken dank etti.

- Şaşırdık mı? Hayır.

- Daha 2 gün önce Sinan ile konuşurken, o Taranto maçları aklıma geldi. Bu şube 3 senede ne hale geldi?

- Büyük denizde boğulduk desek, o da değil çünkü biz de çok büyüdük.

- Büyümek güzel değil aslında.

- Taurasi çok büyük topçu ya...

- Tina-Fowles falan, Fenerbahçe'ye değil maç ribaund vermeyiz bu sene.

- Yine de önünüzde bir Fenerbahçe maçı var, şans iste, kazan unuttur her şeyi.

- Taranto maçında 3000 kişi vardı, bir 3000 daha girerdi. Bugün 500 sanırım.

- Yabancı oyuncularını bile bu 3 gün için alıyorsun. İlk maçtan yenilgi, büyük fiyasko.

- Yine de herşey bitmedi diyoruz.

- Aynı şeyleri yazmaktan sıkılıyorum.

- Biraz rakibi yazalım o zaman. 36 yaşındaki kadın dışarıdan ne salladı öyle.

- Tabi ağzımıza asıl sıçan Asjha Jones oldu. 19 sayı 13 ribaund.

- Tijana Krivacevic , 1.92 boyunda. 1990 doğumlu. Novi Sad doğumluymuş. Novi Sad'a selamlar.


Çarşamba, Mart 28

Şampiyonluk Adayım


Fotoğraf kötü. Keşke daha iyisini bulabilseydim.

Galatasaray tarihinde en çok sevdiğim 5 sporcudan biri olan Seimone, Final 8 için İstanbul'da. Defalarca çıktığı İpekçi'ye bir kez daha çıkıyor. Daha 11 ay önce Fenerbahçe'ye sallıyordu burada. Gözünü kırmadan, ayağını çekmeden. Gönderdik.

Bizim takımdan umudum yok. Fenerbahçe çok daha yakın şampiyonluğa. Fenerbahçe'nin önüne taş koyabilecek tek isim Seimone. O kazanırsa biz de kazanmış oluruz. Hem Ayhan Şahenk'te hem İpekçi'de Avrupa Kupası kaldırma onuruna erişmek de ona yakışır. Güzel olur.

Yalnız şampiyon biz olursak, ne goygoy döner. Takımına güvenmeyen adamın talihsiz yazısı.