adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mart 20

Vizyon, Klas




Ünal Aysal hakkında uzun süredir yazmamıştım. Son oluşan gündemde baya yazabilirdim, ama o konulara girmeye gerek duymuyorum.

Gündemin dibinde kalan bir haberle, ufak geçelim.

Haberimiz bu. Vizyon sahibi, klas başkanımız TBMM'yi ziyaret ediyor. Bu esnada bakanımız Erdoğan Bayraktar'ı da makamında ziyaret ediyor. Erdoğan Bayraktar'ın kim olduğunu hatırlamak isteyenleri şuraya alabiliriz. Suat Kılıç'tan da bildiğimiz gibi 15 Ocak'ta Galatasaray'a küfreden bakan oldu. Bayraktar da o akımdan. Ama mesele o değil.

Bayraktar'ın bir diğer özelliği Adnan Polat'ın sonunu hazırlaması. Polat'ın Bayraktar'a karşı bir duruş koyamaması, stad çıkışında Egemen Bağıs'ın yanında el pençe divan durması, Galatasaray'da başkan değişikliğine yol açtı. Veya bize öyle sunuldu.

Şimdi başkanımız, onu makamında ziyaret ediyor. Diyeceksiniz ki"protokol tabi, olacak bunlar". Eh o zaman, 15 Ocak'ta maç çıkışı olanlar da protokoldu.

Burada amacım Polat'ı savunmak değil ama Polat'ın bize sunulan gidiş nedenlerinden Aysal pek vazgeçmiyor. O zaman aslında Polat'ın gidiş Aysal'ın geliş nedeni, Adnan Polat'ın genel kurulda ibra edilmeme nedeni, 15 Ocak ile hiç alakalı değil.

Salı, Kasım 30

Ona Her Yer Deplasman


Bundan 1 sene önce çekildi bu fotoğraf. Kasımpaşa ile Galatasaray arasından oynanacak maç öncesi. Kasımpaşa yönetimi, kendi stadyumlarında oynanacak maç için Galatasaray tarafı biletlerini 100 Lira olarak belirlemişti. Galatasaray yönetimi Adnan Polat başkanlığında bu kararı protesto etmiş ve maçı Galatasaraylı taraftarlar ile beraber izlemişti.

O zamanlar henüz sezon başıydı. Avrupa'da ve ligde yenilmeyen bir takım vardı. Frank Rijkaard teknik direktörlüğünde, Keitalı, Nondalı, Ardalı, Baroslu bir kadro vardı. Tribünde ise Haldun Üstünel ve Adnan Sezgin yan yana..

Skor 1-1'ken Servet'in ileriye çıkmak için Rijkaard'dan izin istemesi ve Rijkaard'ın sistemden taviz vermemesi.

Bu hafta tekrar Recep Tayyip Erdoğan Stadı'na gidiyor takım. Hoca ve takım değişti. Kulübün havası daha da çok değişti. Son 4 iç saha maçının 3'ünde istifa davetlerinın ardı arkası kesilmedi. Ali Sami Yen Stadı bile artık Adnan Polat için bir deplasman haline geldi.

Kasımpaşa tarafı bilet fiyatlarını daha belirlemedi. Galatasaray taraftarı maça ilgi gösterir mi bilinmez? Ama Adnan Polat'ın taraftarlarla maç izlemesi 1 sene içinde tarihteki hoş bir anı'ya dönüştü.

Pazar, Ağustos 15

Demirören-Polat


Dün Galatasaray ve Beşiktaş lige başladı. Beşiktaş kazandı, Galatasaray kaybetti. Tek fark bu mu? Değil. İki takım arasında, daha doğrusu iki organizasyon arasında önemli bir fark var.

Son yıllarda insanların kafasındaki Beşiktaş yönetimi algısı ve Galatasaray yönetimi algısı yanılsamaya çok müsait. GS Bonuslar, bilyonerler, stadyum meselesi gibi olaylar Galatasaray yönetimini başarılı gösteriyor. Fakat buna rağmen Beşiktaş yönetimi sürekli "karışık, ne olduğu bilinmeyen, plansız bir sistemle yönetiliyor" olarak görülüyor..

Girişi uzatmayalım, bu Yıldırım Demirören'e, Adnan Polat üzerinden hakkını verme yazısıdır.

Yöetimlerin asli görevi, takımın; yani ellerindeki organizasyonların işlemesini sürdürebilmektir. "Vizyonlu" başkan Adnan Polat ile "baba parası yiyen" Demirören arasında bu anlamda fark var. Beşiktaş ve Galatasaray sürekli sorun yaşayan iki takım. Buna rağmen Beşiktaş yönetimi; transferde veya mali tabloda ne kadar başarısız olursa olsun, bu konuda oldukça başarılı. Galatasaray yönetimi ise sorunları çözmek bir yana halının altına bile atamaz durumda.

Şöyle anlatalım; dün sahaya çıkan Galatasaray kadrosundaki futbolcuların büyük çoğunluğunun geleceği belirsiz, hepsi bir sorun sahibi.

Kaleci Aykut, her maça son maçı gibiymiş sahaya çıkıyor. Devam edip etmeyeceği hiçbir zaman belli değil. Ali Turan, Galatasaray'a sorun yaratılarak geldi, Servet 2 senedir transferiyle ve konuşmalarıyla başka bir sorun.

Arda Turan, takım kaptanı, takımın en çok konuşulan, en çok tartışılan ve geleceğine kendisi dahil kimsenin karar veremediği bir isim.

En büyük yıldızlardan biri, taraftarın sevgilisi Harry Kewell yaklaşık 7 ay boyunca imza atmayı bekledi. Takıma 1 ay önce, son anda katıldı.

Oynamayan isimlerden Elano, çok daha farklı bir sorun. Akıbeti belli olmayanlardan. Teknik heyet aynı durumda.
Kafalarında soru işaretleri olan bir futbolcu grubunun başarılı olması çok zor.

Beşiktaş'ta sorun yok mu peki? Muhakkak var. İşin sırrı bu sorunların büyütülmemesinde ve sorun yaşayan futbolcunun takım içinde yer alabilmesi, zorluk yaşamaması.

Beşiktaş kadrosuna bakalım; yabancıların hemen hemen hepsi, hatta yeni gelen Hilbert dahil her an "sözleşme dondurulması" tehlikesiyle karşı karşıya. Zaten Delgado bunu yaşadı, Zapo kiralık gitti Beşiktaş'a gol bile attı, geri döndü, dün ilk maçına çıktı. Tabata'nın bonservis bedeli hala konuşuluyor. Ama hepsi dün sahaya çıkıp oynuyor.

En önemli 2 Türk futbolcu; 2 İbrahim; Toraman ve Üzülmez, 2 yaz önce birbiryleriyle kavga etti, kadro dışı kaldılar, kaptanlıkları alındı. Takımdan ayrılmaları gündemdeydi, şu an ikisi de takımın en önemli futbolcularından.

Nihat, Avrupa'dan gelip hayal kırıklığı yaratan futbolculardan. Buna rağmen hala, basın önünde tartışılan bir futbolcu değil.

Hakan Arıkan, Beşiktaş tarihindeki en büyük hezimetlerde kalede yer alan isimdi. Anfield'da 8 gol yedi. Hala takımın kalesinde ve her geçen gün daha iyi oluyor.

Bu futbolcuların herşeye rağmen sahada top oynar vaziyette olması sadece zamanında Mustafa Denizli'nin başardığı bir durum olmasa gerek. Tek bir kişi başarabiliyor olsaydı Denizli'nin yaptığını Rijkaard da yapabilirdi. Bu konu; biraz da üst tarafın olayları çözme becerisiyle alakalı.

Beşiktaş'ın Arda gibi bir futbolcusu yok ama 2 sene boyunca devam eden, çözülemeyen bir sorunu da yok.

Beşiktaş'ın 10 küsür tane yabancısı var ama hiçbiri takımdan gönderileceğini düşünmüyor. Galatasaray'ın hemen hemen bütün futbolcuları 1 ay sonrasını göremiyor.

Kısaca, Yıldırım Demirören kötü hamlelerde bulunan bir başkan olabilir. Ama bir kulüp yönetmenin ilk kuralını başardı diyebiliriz. En azından bu açıdan Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ın önünde yer alıyor diyebilirz. Ve şu da bir gerçek ki, ikisi de hala bu konuda Aziz Yıldırım'ın gerisinde.

Cumartesi, Şubat 6

Faruk Süren'in Açıklamaları


Kongre öncesi Faruk Süren tarafından bazı açıklamalar yapıldı. Faruk Süren genelde mayıs ayında konuşurdu. Her senenin 17 Mayıs haftasında kendini belli ederdi. Bu sefer şubat ayında çıktı. Mart ayında kongrenin olması buna etken sanırım. Adnan Polat'ın rakipsiz olacağını düşünenler yanılabilir, çünkü Galatasaray Kongresi'nde olağanüstü bir durum olmazsa kolay kolay tek adaylı seçim olmaz.

Faruk Süren, Ali Dürüst girerse işler değişebilir demiş. Ali Dürüst bugüne kadar (bu kongre için) pek konuşulmadı. Sanırım gizli gizli bir çalışma var. Süren sinyali yakmış. Ali Dürüst güçlü bir muhalif, güçlü bir aday. Fakat şu anda Polat'ı devirecek tek şey Galatasaray takımı olur. Sanırım aportta bekleyen tüm muhalifler bu nedenle şubat ayını bekliyor. Olası bir ligden kopuş ve Madrid'den eleniş, başkan adayları sayısını arttıracaktır. "Adnan Polat'ın karşısına kim çıksa kaybeder" diye düşünen Polatsever genç tribüncü kardeşlerimizi bu nedenle yanılıyorlar.

Cemal Nalga olayı da önemli. Faruk Süren o konuya da değinmiş. Bence haklıdır, Polat'a oy kaybettirecektir. Ben de kongre üyesi olsam Polat'ın eksi hanesine bunu yazardım karar aşamasında. Ne olursa olsun 100 yıllık camianın tarihinde böyle bir olmamamlıydı. Başkan da bu olaydan haberi olmasa da, adı "sorumlular" başlığının altında yer almalıdır. Aynı olay Özhan Canaydın döneminde yaşansaydı, tribünlerin tepkisi sanıyorum ki çok daha farklı olurdu.

Süren'in Üstünel'i küçümsemesi ise yakışmamış. Evet, elinde bir bütçe var ve Üstünel onu kullanıyor. Fakat elinde bütçe olup iş bitiremeyen yönetimler de gördük ki biri de Faruk Süren yönetimidir. Kendisinin de dediği doğruysa zamanında 89 milyon dolar kazandırmışlar kulübe. Fakat iş bitiricilik olarak pek olumlu hareket görmedik. Gelen futbolcuların ve Rijkaard'ın "Üstünel beni çok etkiledi" demeçlerini vermesi, ilişkilerin olumlu bir şekilde kurulması verilen finansal kaynakla alakalı değildir. Muhakkak ki Haldun Üstünel'in kişisel iletişim becerisi bu transferleri kolaylaştırmıştır.

Faruk Süren'in takım hakkındaki sözleri kendisini bağlar. Herkesin bir yorumu vardır. Ve sevindirici olan taraf da budur ki, bir muhalif ses olsa da Faruk Süren, takıma ve teknik heyete ağır eleştirilerde bulunmuyor. Bir Galatasaray geleneği diyebiliriz. Başka kulüplerde muhalif kanat kulübü baştan sona kadar eleştirir. Ama bunun amacı sırf eleştirmek içindir. Kongreden sonra çiçek pasajına gitme adeti olan bir kulübün muhaliflerinden aşırı saldırgan bir tutum gelmez.

Faruk Süren, erken konuştu. Mayıs ayını beklemedi. Kongre öncesi kulisler sanıldığından daha hareketli. Sanırım MHK eleştirisi yapan Polat'ın da telaşı bundan kaynaklanıyor. Gerçi o da bir Adnan Polat geleneğidir. Geçen sezon bu zamanlarda da böyle bir şey yaşanmıştı. Takım birbirini yerken, camiaya güçlü gözükme çabası bize 1 sene kaybettirdi. Şubat ayı Galatasaray için hem saha içinde hem saha dışında çok şeye gebe..

Salı, Eylül 22

Yönetim-Futbolcu-Taraftar

Galatasaray yönetimi her geçen gün taraftarını şaşırtmaya devam ediyor...