siena etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siena etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mart 24

Yine de Olympiakos




- Bizi eleyen takım olsa da suyun öte tarafı.

- Bir de Siena'ya hiç ısınamadım.

- "Kimsenin şans vermediği Olympiakos" Al sana Olympiakos

- O maç nasıl buraya geldiyse artık.

- Sahada olanların aklında kesinlikle geçen seneki seri var.

- İki takım da çok sut kaçırdı. Aslında beklediğim kalitede olmadı.

- Siena'nın salonunu da tribünü de sevmiyorum.

- Sloukas başka zaman olsa ebesinin nikahından sokar, bu maçta şutu yok.

- Spanoulis de kötüydü biraz.

- İlk yarıda Siena'nın attığı sayı: 48

- Acie Law kahraman oluyordu.

- Mesela ben Law yerinde olsam Printezis'e ayar olurdum.

- Yunanistan'daki maçlar güzel olacak.




Cumartesi, Aralık 10

Galatasaray 63-70 Siena




Çarşamba akşamından sonra perşembenin anlamı bir anda değişti. Perşembe Abdi İpekçi'de olmak başka şeyler ifade ediyordu sanki. İşin içinde Fenerbahçe galibiyetini kutlamak vardı. Siena'yı yenersek tadından yenmezdi ama yenilsek kimse üzülmeyecekti. Zaten öncesinde kızlar da kazanınca haftayı 2 galibiyetle kapamak yeterliydi. Siena rakip değildi, hedef maçı değildi, kaybedilse de olurdu.

Bir gün önce Fenerbahçe maçına gitmedim. Buna rağmen bir yorgunluk vardı. 12.000 kişilik salonun yarısı Arena'ya gitmiş olsa, ve onların benden iki kat hatta 3 kat daha yorgun olduğunu düşünce kötü bir tribün beklenebilirdi. Zaten 1 ay öncesinden kendi aramızda konuşuyorduk. Fenerbahçe maçını kaybedersek Siena maçında tribün muazzam olur, kazanırsak biraz sönük olur diyorduk.

Buna rağmen maç öncesinde yine çok iyi bir tribün vardı. Bayraklar, tezahüratlar...Bizim için Siena'ya koy diye bağırabiliyor olmak muhteşem bir şey. Yine de verdiği haz Barcelona köpeğine gibi değil. Top 16'nın bu kadar yakın olması, sıralamadaki yerimizin az çok belli olması maça olan ilgiyi, konsantreyi ister istemez azalttı.

Aslında tahmin ediyorum ki istenen maçın erkenden kopmasıydı. Yeneceksek, yenelim Fenerbahçe maçıyla birleştirelim, yenileceksek biraz dram biraz sevinç katalım. Her basketbol maçını son dakikaya kadar takip etmek, "ulan şimdi maç gelir-gider, aman dikkat" diye izlemek insanı yoruyor.

Bizim takımın en sevdiğimiz yönü son topa kadar mücadele etmesi. Fakat bu son top olayını belli ki çok yanlış anlamışlar. Her maç son topa kalmamalı. Tribün, ikinci periyottan sonra çöktü, iki günde 3 maç kolay değil.

Evet 3 maç. Kadın maçında ben yoktum. 5000 kişi varmış. Hafta içi saat 17.00'de başlayan kadın maçına gelen 5.000 kişi. Nisan ayında Fenerbahçe finali için gelen 6.500 kişiden sonra bu ülkedeki en kalabalık kadın maçı. Biz o esnada totem yapıyoruz. Aynı vapur, aynı rota, aynı tost, aynı çay. Tutmadı. Sağlık olsun.

Lakoviç, haftalar sonra oynadığı en iyi maçın son anında o hatayı yapmasa totem de tutacaktı. Lakoviç'in Oktay Mahmuti'yi çıldırtması üzdü. İki sevdiğin insan birbirine bağırınca üzülürsün. Lakoviç bağırmadı tabi yanlış anlaşılmasın.

Oktay Mahmuti de şu 3.periyotlara bir çözüm bulsun. Yılmaz Vural'ın son 10 dakikaları, Oktay Mahmuti'nin 3.periyotları. Furkan'ın faul problemine girmesi sıkıntı oldu. Zaza gitti, Sertaç yetersiz, Andriç bu sezon çok kötü. Songalia'yı hiç saymıyorum, sakızıyla tam bir Misimoviç.

Bizi yıkan biraz da Rakocevic ve Andersen oldu. Efes'te top oynamayan Igor bize patladı. David Andersen'i de bu çocuklar coşturmuş olabilir.

Bizde Gordon büyük yürek koyuyor. Sezon başında (Litvanya sonrası) pek istediğim gibi değildi ama ya o düzeldi, ya da canlı izleyince gerçekleri gördüm. Ship'i oynarken farkedemiyorsun belki ama yokluğunu ilk andan itibaren hissediyorsun.

Tribün yorgundu, takımın nefesi yetmedi. Yenildik, futbolcular maça geldi, basketbolcular yürek koydu, dağ başını duman almış söylenirken çalınan ıslıklar muhteşemdi. Bu arma için, bu camia için ıslık çalan da gol atan da şereflidir. Galatasaraylı olmaktan mutlu olduğumuz bir hafta...

Perşembe, Kasım 3

Yorgunluk Başa Bela


- Bekliyorduk. Ama Mahmuti takımının bu kadar yiyeceğini tahmin etmiyorduk.

- En son 2-3 sene önce Play-Off'ta Efes'ten yemiştik 101 veya 103.

- Bir devrede 50 sayıyı hiç hatırlamıyorum

- Aslında Siena çok ezmedi bizi. Geçen sene daha kötü maçlarımız da oldu. Ama onlar çok yüzdeli attı, biz hiç atamadık.

- Burası farklı bir seviye

- Siena taraftarının baskı kurduğunu düşünmüyorum. Baskı dediğin korkuyla olur, dünkü Siena tribünü ne kadar korkutabilir?

- David Andersen sağlam adam.

- McCalebb bugün oynamamalıydı.

- Kazanılan; tecrübe

- Haftaya belki de en kritik maç

- İsmail Şenol'un sesi git gide Murat Kosova'ya benziyor sanki

- Burada olmak herşeye rağmen güzel

- Takımda yorgunluk var

- Teknik faulden sonra kaçan üçlük kırılma anıydı.

- Şaka şan kırılma anı yok.

- Baktığımız zaman İhsan Bayülken, Avrupa maçları için iyi bir yorumcu

Perşembe, Ocak 20

Efes Pilsen 60-58 MP Siena


Efes Pilsen için iyi başlamak önemliydi. Sahada Siena'dan daha üstün oynadıkları gerçek. Ama bu maçlarda, yani güçlü takımlara karşı oynanan maçlarda, alınan ittire ittire galibiyetler soru işaretlerini arttırıyor. İlk grup aşamasında, iç sahada 5te5, deplasmanda 5te0 yapmak, tur atlamak için yeterli oldu. Fakat bu turda da aynısı olursa, Efes ileriyi göremez. Deplasmanda Siena'yı, Partizan'ı, Real'i yenmek de şu andaki durumda zor gözüküyor.

Bu maçlar önemli maçlar. Fakat maç öncesi Ataköy'de çok vasat bir atmosfer vardı. CSKA maçında veya PAO maçında daha kalabalık bir seyirci topluluğu vardı. Dün 9700 kişi vardı. Bunların çoğu okullardan getirilen öğrencilerdi. Hal böyle olunca; zaten başka zamanlarda bile taraftar baskısı oluşturamayan Efes Pilsen yine bu iç saha avantajından mahrum kaldı. Neyse ki maça iyi başlaması, hem oyuncuların kendine güvenini arttırdı hem de seyircinin maça ilgisini, konsantresini yüksek tuttu.

Siena ilk yarıyı önde bitirse belki değişik bir senaryo yazılacaktı. Milovan Rakoviç'in ilk yarı sonunda , 24 saniye biterken yaptığı gereksiz faul ve devamında hücumunda kaptırdığı top hem Siena'nın avantajını aldı götürdü hem de bizim kuponu erken yırtmamıza neden oldu.

Buna rağmen Rakoviç, takımının en skorer ismi oldu. Pota altı zayıf olan Efes Pilsen, top ne zaman oraya inse çaresiz kaldı. Topu oraya getirmemek hem Siena hücum organizasyonunun zayıflığından hem de Efes'in nefes aldırmayan savunmasından kaynaklandı.

İtalyan takımında Rakoviç'e katkı sağlayan 2. bir isim bulmak zordu. Belki biraz Kaukenas. Maç başlarken, takımlar sahaya çağrıldığında Marko Jariç'in ismini duymak ise büyük sürpriz oldu. Hangi ara geldi Siena'ya bilmiyorum.

Maçın diğer Rako'su; Rakoçeviç 17 sayı atarak maçın en skoreri olsa da dönem dönem çıldırtan hareketlerde bulunmadı değil. Nachbar etkisiz, Vişnevski bildiğimiz gibi olunca Efes zorlandı.
Sonuçta kazanan Efes oldu. Veya Efes Pilsen. Onu tam bilemiyoruz şu anda. Haftaya Belgrad deplasmanı.