daum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
daum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mayıs 8

Herkes Onun Gibi Olsaydı

"2003-2004 sezonunda, Fenerbahçe ile çıktığım ilk maçta aldığımız yenilgi sonrası ateş altındaydım. O günlerde ofisime Pierre van Hooijdonk geldi. 1.93'lük boyuyla karşıma oturdu ve monoloğa başladı. Her şeyi not ettim:

'Burada kendimi çocuk yuvasında gibi hissediyorum. Liderimiz yok. Bunları değiştirmenizi bekliyorum. Bazı oyuncuları gözden çıkarmalısınız. Buraya arkadaş bulmaya değil, başarılı olmaya geldim.' 

Nokta ve virgül koymadan konuşuyordu. 'Lütfen' de demiyordu; talep ediyordu. Yüzünde mimik yoktu. Sabırla onu dinledim ve anlayış gösterdim. Sakin kalmayı yeğledim. Ona takımın yeni kurulduğunu, zamana ihtiyacı olduğunu söyledim. Kuşkuyla baktı. Nasıl biri olduğunu anlamıştım. Daha ilk günden itibaren çok profesyoneldi ve herkesten aynı şeyi bekliyordu. 18 yaşında olandan da 30 yaşında olandan da... Herkes onun gibi davransaydı Şampiyonlar Ligi'ni kazanırdık. Ama işler böyle dönmüyor. Bir teknik direktör olarak herkesin aynı olmasını bekleyemezsiniz. Pierre de bunu anlamak istemiyordu."

Christoph Daum

Salı, Mart 2

Sıkıcı Röportajlar


"Teknik direktörlere 'Futbol hakkında hep olumlu konuş, kulüp hakkında olumlu konuş, sponsorlar hakkında olumlu konuş" diyorlar. Bir şablon veriyorlar, herkes de aynı şeyi söylüyor. Ne provoke eden  var ne meydan okuyan... Ama bunda medyanın payı da yüksek.

Biri çıkıp, 'Ben şampiyon olmak istiyorum' dediğinde bir hedef koyuyor. Güzel. Ama sonra şampiyon olamadığında 'Çok büyük konuştu, bak şampiyon olamadı' diye eleştiriyorlar. O adam ne yapıyor sonra? Hedefini 'Üst sıralar için oynayacağız' diye yumuşatıyor. Gazeteciler sıkıcı röportajlardan şikayetçi ama bu durumu da aslında kendileri yarattı."

Christoph Daum / Socrates Ocak 2021

Çarşamba, Kasım 9

Belçika Türkiye Olsun


Türkiye Belçika Ligi gibi Play-Off'a giderken, Belçika normal sezonda ligi bitirsin. Emin olsunlar, ligin son haftası çok daha zevkli olacaktır.

Çarşamba, Mayıs 19

Yüzyılın Kaybedeni


"Denizlispor maçıyla Trabzonspor mücadelesi arasındaki en büyük fark, bu kez evimizde oynayacak olmamız. Denizlispor örnek değil. O maçta farklı durumlar vardı. Havada farklı bir şey vardı. Üst üste 2 kez şampiyon olmuştuk ve üçüncüsünü elde edecektik. Denizli'de olan şeyin, bir daha yaşanacağını sanmıyorum."

C.Daum 3 Mayıs 2010/Fanatik Gazetesi

Bundan yaklaşık iki hafta önce Daum bunu demişti. Fakat tahmini tutmadı. Denizlispor ile Trabzonspor maçı birbirine o kadar bener hale geldi ki skorları bile aynı. oldu. Bu Daum'un 2000li yıllardaki 3.büyük yıkımı. 2000-2006 ve 2010. Sayı doğrusuna göre devam edersek sırada 2012 var. Kimsenin ömründe bir kere bile yaşamak istemeyeceği birşeyi o 11 senede 3 kere yaşadı.

Oysa bunun tam tersini 1990'larda yaşamıştı. Stuttgart ile sezonun son haftasına 2.girmiş ama şampiyon çıkmıştı. Daum zaten 1990'ların winner hocasıydı, şimdi ise "loser" oldu.

2000 Daum'un kariyerinin tepetaklak olduğu yıldır ve o yıl kokain skandalı ortaya çıkmıştı. Almanya Milli takım rüyaları, 2000'den sonra Unterhaching, Denizlispor ve Trabzonspor kabuslarına dönüştü.

Pazartesi, Mart 29

Makarnayı pişirmek

"Oyuncuları motive etmek spagetti yapmak gibidir. Makarnayı biraz fazla pişirirsen hiçbir şeye benzemez. Onun için motivasyonu çok iyi ayarlamak gerekir. Bizim derbide yaptığımız en iyi şey buydu."

Perşembe, Ocak 21

Pegasus


Daum'un Mehmet Demircan'a anlattığı fıkra çok konuşulur. Fıkra hakkında birşey demek Galatasaraylı olarak bana düşmez. Benim dikkatimi çeken başka bir nokta var. Daum ilk FB seferi sona erip Almanya'ya döndüğünde Mehmet Demircan ile birbirlerine sallıyorlardır Yalancılıkla suçluyorlardı. Şimdi sürekli röportajlar veriliyor. İkili bir araya geliyor. Asıl şaşırtan, üzerinde konuşulması gereken bu. Bu fıkra da Mehmet Demircan'a anlatılmış.

O nedenle bu kadar absürdlüğün yanında, bu postun fotosunun Harun Erdenay olması hiç de şaşırtıcı olmamalı. O fıkrayı da buraya yazalım da kayıtlara geçsin:

Size bir hikaye anlatayım. Çin imparatoru baş danışmanlarını çağırıp hepsine birer soru soruyor; ‘Sen ne iş yapıyorsun’, ‘İşler nasıl gidiyor’ gibi. Tüm danışmanlar tek tek yanıtlıyor; ‘Ben öğretmenim...’, ‘Ben doktorum...’ vesaire. Hükümdar son kalan danışmana soruyor; ‘Sen ne iş yapıyorsun?’ Danışman yanıt veriyor; ‘Hükümdarım, ben, atınızı 6 ay sonra uçuracağım.’ Hükümdar şaşırıyor, bir yandan da seviniyor. ‘Harika’ diyor, ‘Tüm imkanlar senin için seferber edilecek.’ Hükümdar gidince baş danışmanlar, at uçuracağını iddia eden danışmana yükleniyor, ‘Sen ne diyorsun? Hiç at uçar mı?’ Danışman diyor ki, ‘Siz bu işi bilmiyorsunuz. Hükümdar böyle güzel şeyler duymak ister. Şimdi 6 ay bununla mutlu olacak. 6 ay sonra duruma yeniden bakarız.’

Salı, Kasım 10

Şirket

Daum'un, Teknik Analiz programındaki benzetmesi çok hoşuma gitti, aktarıyorum: Her futbolcu kendine göre bir tüccardır. Bizim görevimiz de tabir yerindeyse bireysel olarak tüccarlık yapan bu insanları bir şirket haline getirmektir. Böylece ortaya herkesin kazançlı çıktığı bir sistem çıkıyor. Bu ortamdan Alex de faydalanıyor, Emre de, Mehmet Topuz da, diğer futbolcular da faydalanıyorlar. Böylece tüm futbolcuların performansı artıyor ve sonuçta hem bireysel olarak hem de takım olarak hepimiz kazanıyoruz."

Çarşamba, Ekim 14

Bir de Bana Sor


"O sezon Galatasaray ile 4 kez oynayıp, 3 kere yenmiştik. 80 puandan fazla alarak ligi 2. bitirmiştik. Taraftarlar ve oyuncularımız için bunu bir haksızlık olarak addediyorum. Bunun neden böyle olduğunu Gaalatasaray ve Beşiktaş'ın kalecilerine sormak lazım."

Daum bunu demiş. Bunu Fenerbahçeli bir arkadaşım diyebilir, kimseyi bağlamaz. Ama bir teknik direktör bunu diyorsa yapacak bir şey yok, demek ki Fenerbahçe camiası böyle düşünüyor. Üzerinde çok konuşmak istemiyorum. Burada dursun, ileride dönüp bakarız. Belki yanlış çeviridir, belki yanlış anlamadır.

Fakat şunu da söylemeli. 80 puandan fazla alıp ligi nasıl 2.bitiriyorsun? Bunu Beşiktaş'ın şu andaki kalecisine sormak lazım. Manisaspor'dan 5 golü o yedi.

Çarşamba, Eylül 30

Daum'lu günler

"Oynayacağımız takım Sheriff güçlü bir rakip, zor bir maç olacak. 1 puan alırsak güzel olur, 3 puan alırsak çok güzel olur."

Cuma, Eylül 18

Hoşgeldin Daum

İlk yarı boyunca Fenerbahçe top rakipteyken yapması gerekenleri fena yapmadı aslında. Alex'in olduğu bir takımda önde fena basmadı ki Emre'nin varlığının bunda büyük etkisi var, rakibin kontraya çıkmasına da savunmayı öne çektiğinden Bilica ve Lugano'nun dikkatli oyunlarıyla izin vermedi. Ama koca bir ilk yarıda Kazım'ın sol ayağıyla karambolda vurduğu top ve Guiza'nin omuz-kafa karışımı yaptığı kafa vuruşu haricinde tek bir pozisyonu yok Fenerbahçe'nin. Twente kötü bir takım değil, gücü nispetinde oynayan bir takım, ama Fenerbahçe'nin top kendisindeyken yaptığı bu kadar top kaybının, başına buyruk ve laubali oynamanın da Twente'nin disipliniyle bir alakası yok.
***
Milli maç arası öncesinde Andre Santos ve Kazım'ın, sezon başında Fenerbahçe'nin formda isimlerinden ikisinin oyun içinde düşüşü belliydi. Fenerbahçe'nin tek kanat bindirmesi yapamayan, beklerine yardım etmeyen, verimlilik adına ortaya tek şey koyamayan iki tane kanat oyuncusu vardı bugün. Andre Santos, geldiği günden beri benim görüşüme göre topla arası iyi, derinlemesine iyi oynayan, topa iyi vuran, gol bölgelerine iyi sızan ama özellikle ikinci yarılarda temposu düşen ve Fenerbahçeliler'in Uğur Boral'dan sonra hayal ettiği sol kanat oyuncusundan daha farklı bir görüntü çizdi. Ama hem Bursa maçının ikinci yarısında, hem de bu maçta oynadığı silik oyun akıl alır gibi değil. Bugün beni en çok hayal kırıklığına uğratan oyuncuydu. Kazım'ı biliyoruz. Bu maçta onunla ilgili birşey dikkatimi çekti, çünkü 7-8 defa aynısını yaptı. Top alıyor, ya ortadan ya da gerisindeki Gökhan'dan, topu ayağından çıkarması zaten iyi ihtimalle en az 4-5 saniye. İçeri girmeye çalışıyor, yanındaki Twente'li oyuncuyu geçemeyeceğini anlayınca geriye dönüyor. Aslında sahada olan bir pozisyonu bu kadar değerlendirmek çok yanlış, çünkü oyuncu çok başka düşünüyor ve yaşıyor. Ama bu görüntüyü bu kadar çok görünce "Kazım illa birilerini çalımlamak zorunda mı?" diye de düşünüyor insan. Bir oyuncu takımına ancak bu kadar zarar verebilir ve takımını ancak bu kadar yavaşlatabilir.
***
Guiza sahada öyle bir görüntü çiziyor ki sanki 10 maçtır gol atamıyor. Ligde 5 maçta üç gol attı, gol atamadığı maçlarda asist de yapabiliyor. Bu "ben bir bok beceremiyorum" şeklindeki yüz ifadesinden nefret ediyorum Guiza'nın. Fenerbahçe taraftarı kimseye göstermediği sabrı Guiza'ya gösteriyor. Böyle savruk, saçma sapan ve gönülsüz oynamaya hakkı yok. Benim en çok kabullenemediğim şey ise Daum'un sahadaki bu durumu değiştirmek için hiçbir çaba sarfetmemesi. Maç 2-1'e gelmiş, bitime 10 dakika gibi ciddi bir süre var. Guiza ve Kazım çıkıyor, onların boşalttığı yere Deivid ve Semih giriyor... Eee ne anladık bu değişiklikten?
***
Eğer Şampiyonlar Ligi maçı olsaydı bu, Daum'un bahaneleri hazırdı. Yabancı sınırlamasından başlar, Volkan'la devam eder, hakemle bitirir, lige dönerdi. Ama karşısındaki rakip 10 tane yabancı oynatan Schalke değil, çapını bilen ama çapı Fenerbahçe'nin çok çok altında olan Twente. Bu sinir bozucu mağlubiyetin bahanesi yok. Fakat basın toplantısında Twente'nin de iyi bir takım olduğunu söyledi. Bana göre Fenerbahçe bu sonuçla grupta çok büyük bir avantajı yitirdi. Steaua maçı 0-0 bitmiş. Grubun kağıt üzerindeki favorisi, kağıt üzerindeki en zayıf takımıyla kendi sahasında golsüz berabere kalıyor. Steaua'nın kazanamamış olması güzel, çünkü bu durum kaybedilmiş avantajı küçültüyor. Ama Sheriff deplasmanının da ne kadar sert geçeceğini söylemeye lüzum yok sanırım. En azından havalar fazla soğumadan bu deplasmanı atlatacağız. Artık kendi sahasındaki iki maçı kazanıp deplasmandan da en az 4 puan almak zorunda Fenerbahçe. Bu 4 puandan 3'ü Moldova'da gibi duruyor şimdilik.

Pazar, Eylül 13

Daum'la gündem

Daum'unülke gündemine dair değerlendirmeleri tüm hızıyla devam ediyor. Bursa hızlı feribotunda gazetecilerin sorularını yanıtlamış. Sel felaketiyle ilgili de "... felaketlerden sonra yardımlaşma çok önemlidir. Belediyeler ve siyasetçiler bu tip durumlarda her zaman hazır olmalılar. Artık bundan sonra söz uzmanlarda..." Şimdi benim anlamadığım şu, gazeteciler sel ile ilgili Daum'un görüşünü mü sordular? Sordularsa manyak mı bu gazeteciler? Niye arkadaş ya? Daum niye yorumluyor ki bu durumu? Ben espri olsun diye söylemiştim demokratik açılımla ilgili görüşlerini merakla bekliyoruz diye ancak hakikaten söyleyecek galiba.

Pazartesi, Ağustos 31

İçimizden biri

Daum'un Türkiye'yi, Türkler'i, İstanbul'u çok sevdiğine inanıyorum. Hakikaten burası artık onun ikinci vatanı oldu. İstiklal Marşı'na katılıyor, Atatürk rozeti takıyor falan. Bizim insanımız bu tip davranışları çok sempatik bulur. Bu sene bütün basın toplantılarını izlemeye çalışıyorum onun. İzleyemezsem muhakkak resmi siteden okuyorum toplantıdaki sözlerini. Bugün ki Manisa maçından sonra "Maçtan önce çok üzücü bir haber aldık, 4 şehit verdik. Bu galibiyeti şehitlerimize ve şehitlerin annelerine armağan ediyoruz. Bu tişörtlerle askerlerimize de mesaj yollamak istiyoruz, sizinleyiz, sizlerle birlikteyiz diyoruz" dedi. İyelik ekleri malum, bir Türk'ten daha çok sahiplenmişlik var cümlelerde. Ama ne bileyim ya, çok samimi bulamıyorum işte. Neredeyse bütün basın toplantılarında biz aynı zamanda sempatik de bir takım olmak istiyoruz diyor ya hani... Onun bir tezahürü sanki. Kürt açılımıyla da ilgili görüşlerini bekliyoruz Daum'un. Bilmiyorum bence herkes işine bakmalı. Daum da savunmadaki problemler üzerine çalışsa iyi eder.

Salı, Ağustos 11

Hedef


Peralta'nın burada defalarca yazdığı şeyi teyit ettiren bir haber var. Dünkü idmanda Daum Fenerbahçeli futbolculara Denizlispor maçında gol yemedikleri için teşekkür ediyor. Gol yerlerse Koch'un azabı var tabi, ondan kurtulmuşlar. Teşekkürün ardından Daum eklemiş: "Artık tek konsantre olacağımız şey lig." Bunda da problem yok.

Hemen akabinde ise yaşanan ise tüyleri diken diken ediyor. Futbolcular hep birlikte 10-15 kez "lig" diye tempo tutuyor(muş). Gözlerimin önüne getirmeye çalışıyorum. Türkiye'nin en iyi futbolcuları idmanda "lig,lig,lig" diye bağırıyor. Motivasyon çok enteresan.

Aslinda sistem güzel. Teori güzel. Hedefi zihinlere kazımak için yapılması gereken şeyler. Ama lig nedir ya? 18 kere şampiyon olmuş bir takımın futbolcuları, daha ağustos ayında lig diye mi bağırmalı. Daum "artık" diyerek başlıyor söze. Niye artık. Fenerbahçe Avrupa'dan mı elendi, kupayı mı kazanamadı. Hani bir elenme tramvası olur, takımı lige döndürmek istersin artık tek konsantre dersin. Ama daha ağustos ayındayız.
***
Tabi ki lig şampiyonluğu önemli, nisan ayı gelince o heyecanı ben de hissedeceğim. Benim takımım da isteyecek. Fakat şu an sezonun başındayken, diğer hedeflerden daha kopmamışken lig diye Samandıra'nın ormanlarında bağırmak. Çok şaşırtıcı.

Bizimkiler de bu tarzı benimser umarım. Gaz olmak güzel bir şey. "Çeyrek Final, çeyrek final" diye bağırsınlar. Daha aşağısı kesmeyecek beni.

Pazartesi, Haziran 29

Süleyman Daum


Oğlunun adını Can'a benziyor diye Jean-Paul koyacak kadar bir Türkiye sevdalısı olarak tanıtıyor kendini. En azından dışarıya öyle gösteriyor. Ne de olsa bazıları onun İstiklal Marşı okumasını şov olarak yorumluyor. Bilemeyiz içindekileri. Ama şu bir gerçek artık bizden biri oldu. Christoph Daum Türkiye'den 3 defa ayrıldı, bu hafta 4. gelişini gerçekleştirdi. Süleyman Demirel'in futbol versiyonu olma konusunda Coşkun Özarı ile yarış halinde.

Bir de Koch var. Bu kadar uzun süren bir birliktelik azdır. Daum nereye Koch oraya. 1-2 hafta içinde Fenerbahçe sayfalarının manşetleri hazır: "Koch, Pestil Çıkardı" Benim bildiğim, son15 senedir itinayla pestil çıkarıyor.

Salı, Haziran 2

Dahi Veya Deha


C.Daum yaklaşık 15 senedir hayatımızda olan bir isim. Türk futbolunun 87-95 arası oynanan 9 sezonunun beşinde Alman hocalar şampiyonluk yaşamıştı. Son günlerde bunlardan bir tanesi Denizli'ye yazılmaya başlansa da... İşte o Alman hemegonyasının sonu Daum'un Beşiktaş ile kazandığı şampiyonluğa tekabül ediyordu. Alman Devri bitmişti ama Daum bizim için yeni başlıyordu.

7 Mart 2001'de Sami Yen'de oynanan Galatasaray - Milan maçında süpriz bir isim vardı. Daum, Türkiye'ye gelmişti. Beşiktaş ile ya anlaşmak üzereydi ya da anlaşmıştı. Serdar Bilgili'nin Scala'dan sonra, Lucescu'dan önce getirdiği hocaydı. Bir kaç zaman öncesinde Alman milli takımının başına geçecekken Bavyera mafyası tarafından sürüldü. Ve yolu ikinci vatanım dediği Türkiye'ye düştü. Beşiktaş'taki 2.seferi başarısız geçti. A.Wien'den sonra ise yolu yine burdaydı.

Kulübünden kapısından giremez denilip Fenerbahçe'nin başına geçirildi. Daum'un gelişi, Kıyat Paşa'nın gidişine de neden oluyordu. Ama aynı zamanda Fenerbahçe'de ve Türk futbolunda birçok şeyin değişmesine de.

Tuncay'dan sol açık, Serhat'tan sağ açık yaratıyor diye yerden yere vurularak başladı ilk senesine. Ondan sonra 8 puan geriden gelerek şampiyonluk kazandı. Bir sene sonra Fatih Akyel kumarı Manu maçında 6 gol yenmesine neden oldu. O günden sonra Türk futbolunun ön planında Fatih Akyel diye bir isim yer almamaya başladı. Bu açıdan da severim Daum'u.

2.sene yürüye yürüye şampiyonluk geldi. Ama artık Pierre yoktu. Bu da Fenerbahçe'nin 30 sene aradan sonra ilk defa 2 sene üst üste şampiyon olması kadar önemliydi. Bir sonraki sene Türkiye'de ilk kez son haftaya lider giren takım şampiyonluğu kaybediyordu.

Zaten bilinen şeyler bunlar. Hatırlatmaya gerek yok. Daum her zaman çok konuşulan bir isim oldu. Çok fazla şeyi değiştirdi. Bunlar sadece bir kaçı. Gelelim düşüncelerime.

Daum sevilecek adam değil. Ama beğenilmeyecek adam da değil. Benim için kaleciler ve hocalar için ilk önemli şey biraz deli olmalarıdır. Daum fazlasıyla deli bir adamdır. Ülkemizde futbolu bilmiyor diye eleştiriliyor ama bu çok yanlış bir yorum. Daum, bana göre, farklı şeyleri deneyen, bir şeye takılıp kalmayan değişimi seven bir hoca. Öylesi lazım. Maçın 90.dakikasında hala oyuncu değiştirmeyen hocalara (aslında kendisi de geç oyuncu değiştirir), Kadıköy deplasmanında ve Konya deplasmanında aynı taktikle ve aynı topçularla oynayan hocalara benzemiyor. Ama her insanın bir kusuru vardır. Onunki ise geçimsiz olması.

Bavyera mafyası ile geçinememesi onun suçu değil. Ondan tarafız biz de. Hatta biz de malı Hoeness'den aldık. Ama Türkiye'de çalışırken çok defa gördük ki insanlarla pek anlaşamıyor. Çabuk sinirleniyor. Babamla arada kapıştığımız zaman babama bana, "aynı Daum'a benzedin" derdi. Boşa demiyor bunu. Daum gereksiz ayrılıklara neden oluyor. Yukarda Pierre'in adının geçmesi bundandır.

O nedenle kaynayan kazan Florya'ya gelmemesini istedim. Çünkü bu psikolojik savaştan zararlı çıkacak olan ne futbolcular ne Daum olurdu. Galatasaray kaybederdi. Aynı zamanda daha önce Türk basınının eleştirilerine maruz kalmış bir hocayı istemezdim. Bozulmamış, kirlenmemiş, baskıya karşı daha dirençli bir hoca lazımdı. (Bu bozulmamış, kirlenmemiş ne demekse, bakire hoca arıyoruz efendim.)

Sözün özü beğendiğim bir hocanın Galatasaray'a gelmesini istemezdim. Gelmedi de. Yanılmıyorsak tabi, Daum eski yuvasına, Fenerbahçe'ye dönecek. Kriztoph Daum başlıklarına hazır olalım. Aynı zamanda sıkıcı Fenerbahçe maçlarını unutup, heyecan dozu yüksek Fenerbahçe maçlarını da beklemeye başlayalım. İmza atılınca Peralta'dan bekleriz bir yazı. Bakalım çubuklu tarafı ne düşünüyor?