guiza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
guiza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 8

Krizi Başlatan Gol





"Sizler Fenerbahçe'yi yakından takip ediyorsunuz. Aragones zamanında son maçımızı kazansaydık, 7 Temmuz'da dönecektik. Biz de kazandık. Sonra Aragones görevinden ayrıldı ve Aykut Kocaman bana yeni bir dönüş tarihi verdi. Samet beni aradı ve yeni dönüş tarihimi söyledi ben ise her şeyi ayarladığımı ve dönemeyeceğimi söyledim. 7 Temmuz günü döndüğümde Daum'un odasına gittim ve kendisine özürlerimi ilettim. O da süreci anladığını söyledi ve beni Kocaman'ın yanına tanışmam için gönderdi. Kendisiyle tanıştım ve bana ilk söylediği şeylerden birisi ‘Sen kaptansın ve herkesten önce burada olman gerekir’ oldu. Ben de haklı olduğunu söyledim. Kendisine şunu ilave ettim. ‘Benim ailemle geçirebileceğim bir ayım var.’ Bu yüzden de durumun böyle olduğunu ve geç geldiğimi söyledim. Yönetici olarak bir sene içinde çok az kontağımız oldu. Teknik direktör olarak da problemlerimiz başladı"



Demek ki bu gol atılmasa ve maç 1-1 sona erse, Aragones o kötü sezondan sonra yine gider ve Daum yine gelirdi, hatta Akut Kocaman yine kulüpte görev alırdı ama Alex ile Kocaman arasındaki kriz belki de başlamayacaktı. Her şey ilk gün başlamış. O ilk günün sebebi de bu gol.

Bu gol bizi de etkilemişti. Sezona erken başlamış ve hatta iyi başlamış ama beklentiler büyüyünce ve erken form tutunca (sakatlıklar da var tabi) sezon kötü bitmişti. Belki, sezonu geç açan biz olsaydık, daha farklı yerde olabilirdik.

Yani, bu gol olmasaydı şu an Alex ve hatta Rijkaard çok farklı yerde olabilir. İki önemli ismin sonunu erken ve geç de olsa hazırlayan olayın, Guiza'nın attığı bir gol olması çok anlamlı, çok ironik.

İŞTE O GOL

Alex'in basın toplantısı hakkında da detaylı bir şeyler yazmak lazım.



Salı, Şubat 23

Guiza Üzerinden Hakan Şükür


Guiza olayı sadece Fenerbahçe tribünün olayı değildir diye yazdım yaklaşık 1 saat önce. Onların tek farkı, stadyumlarını bizden 10 sene önce yenilemeleri ve tribün kültürlerinin o 10 sene içinde değişmesi. O konuyu kapatıp buradan; Metin Oktay'ı göremeyen kuşağın gördüğü en iyi santrforuna gelelim.

Guiza büyük beklentiyle geldi Türkiye'ye. Beklenti büyük olunca, tribünün bu kadar taşmasının normal olduğu söylenebilir. Ama aslında Guiza'nın Hakan Şükür'den farkı pek yoktu.

Gol vuruşu aynı, hatta Guiza'nın aşırtmaları falan Hakan'ın atamayacağı türden. Burada Hakan hava topları hakimiyetiyle Guiza'nın önüne geçer. Ama çabalamalar, araya kaçmalar, defansı zorlamalar hemen hemen aynı sayılabilirdi Hakan ile. Futbol özelliklerini boşverelim yine de, ikisi de Türkiye'nin en büyük 2 kulübünde santrfordu. İki 9 numara; Guiza ve Hakan

Hangi Hakan? 1992'de Galatasararay'a Bursaspor'dan gelen 21 yaşındaki Hakan.

Hangi Guiza? Euro 2008 sonrası La Liga'dan Fenerbahçe'ye 14 milyona gelen Guiza.

Bu yazının sebebi Hakan'ın maç yazısının başlığıdır: Guiza Oyundan Çıkmamalıydı

Bu başlığı görünce ""acaba Hakan kendisini mi düşündü diye sormadan edemedim. Eski topçuların yazarlık yaparken, meslektaşlarını yorumlarken kendi futbolculuk günlerini akıllarına getirirler mi? Yoksa askerdeki devrecilik gibi midir? Ben çok eleştirildim, şimdi ben eleştireceğim herkesi. Biz de alt devreyken yaşadık bunları.

Hadi sözü yine Galatasaray'ın çok defa sokulduğu vefa sınavına bağlayalım. 2010 yılında Kadıköy'de Guiza'yı ağlatan kitle, 1992'de Sami Yen'de olsaydı Hakan Şükür şimdi nerede olurdu?

Yine de kabul edelim, dünkü olayda 2000lerde Kadıköy'de değişen tribün kültürüne pay çıkarsam da Fenerbahçe'nin genelde ruhunda yer alan bir sabırsızlık olduğu, en azından 1990larda, gerçektir. Yani 2010 model Fenerbahçe ile 1990 model Fenerbahçe arasındaki fark ,değişen somut koşulları düşünmezsek, en temel noktada fazla olmayabilir. Aradaki 20 sene farklıdır ama. Stad yenilenmiş, gruplar kalkmış vs... Ama herkesin içinde aynı duygular olabilir.

Hakan Şükür idmanlarını Florya yerine Derağzı'nda, maçlarını Sami Yen yerine Kadıköy'de oynasaydı, Hakan Şükür şimdi nerede olurdu?

Hayat tarzları çok farklı. Guiza, geceleri İstiklal'de midye dolma yiyor. Hakan ise muhafazakar bir kesime örnek olma çabasındaydı. Ama özlerinde ikisi de aynı duygusallığa sahipler. En azından bizim maçlarda gördüğümüz buydu.

Haftalar boyunca gol atamayan Hakan Şükür'ün gol orucu haberlerini hatırlarım hala. Ve inadına, Terim her zaman oynatırdı. Sene 1997-98 yani. Artık 21 değil, 27 yaşında Hakan. Ama hala ağlamaya meyilli. Hala küsmeye meyilli. En ufak tepkiden sonra "kırgınım" diyeceğini hissediyorduk. O yıllarda tribünde olmadığım için çok da kesin konuşamıyorum ama ara sıra tepki olduğu da söylenir abiler tarafından (sor abilerine anlatsın). Sanırım o tepkiler Tanju'nun bitiriciliğini görmüş kuşak tarafından geliyordu. Nasıl ki bizim kuşak da şimdi Hakan'ın hareketliliğini gösteremeyen Nonda'yı ıslıklıyorsa.

Konu Guiza, Daum veya Fenerbahçe tribünü değil. " Guiza'nın oyundaki duygusal hali, çıktıktan sonraki gözyaşlarıyla birleşince, yaşamış olduğu duygular bizleri de açıkçası çok etkiledi." yazan eski Kral, Hakan Şükür'dür konu.

Eski değil hatta, yeni Kral Hakan Şükür. Çünkü, şimdi Galatasaraylılar Guiza için nasıl Emrah diyorsa, eskinden de Fenerbahçeliler Hakan'a "Şaban" derdi. Galatasaray'a 3.defa döndüğünde yani 32 yaşındayken anca Kral olarak kabul edilmişti Hakan.

İşte o Hakan, bu duygusal buhranları yaşayan Hakan, rüştünü anca 32 yaşında ispat edebilen Hakan, gol kaçırdığında stadyumdan yükselen her uğultuda kafasını öne eğen Hakan, ama her maç oynayan Hakan, her maç tribünlerin ona "Hakan gol gol gol" diye bağırdığı Hakan, en kötü zamanında bile Galatasaray'a dönebilen Hakan ve bunca şeye rağmen yine de formasını giydiği camiaya "kırgınım" diyen Hakan, acaba dün Guiza'ya yapılanları görünce o süreçleri hatırlamış mıdır?

Şu anda kırgın olduğu camia yerine, babasının tuttuğu takım Fenerbahçe'ye transfer olsaydı ve aynı golleri orada kaçırsaydı (tıpkı Guiza gibi) futbolu nerede bırakabileceğini hiç düşündü mü? Hayatı boyunca hiç aklına gelmediyse, en azından dün düşünmüş müdür?

Guiza'ya üzülen Hakan, kendisini onun yerine koymuş mudur? Yoksa "Guiza yabancı o kadar para alıyor ama ağlıyor, biz Türkler paramızı alamazdık, ama yine de ağlamazdık" mı demiştir?

Guiza Üzerinden Taraftarcılık Oynamak


Aslında çok uzun bir konu. Bir kitaplık yazı çıkar. Türkiye'de tribün kültürü ve endüstriyelleşme diye başar gideriz. Taraftar nerede tepki verecek kime tepki verecek? Ve hatta taraftar kim?

Hepsini geçiyorum o nedenle, ileride bir kitap yazarsam oraya yazarım. Zaten bu blogu okuyan az sayıda insan var ve onların büyük çoğunluğu Fenerbahçeli-Galatasaraylı farketmez hepsi hemen hemen aynı düşüncededir. Uzun uzun yazmaya gerek yok.

Yine de bir iki not düşelim.

Taraftar kulübün sahibidir, futbolcuların sahibi değildir.

Taraftar tepki gösterme hakkına sahiptir ama bunu öncelikle mücadele etmeyen topçuya yapması gerekmektedir. Yani istekli ama sakar ve yeteneksiz olana değil.

Hedefi olan bir takımın taraftarınin en önemli görevi oyuncusunu sezon içinde küstürmemektir. Gerekirse onu bozan her türlü etkiyi ortadan kaldırmalıdır. Sezon bitince istersen idman bas ama 3 gün sonra Lille maçı varken bunu yapma.

İyi oynamayan topçuya Ankaragücü tribünü gibi "oyna, oyna, oynasan lan" gibi bireysel bir tepki verebilirsin ama oyuncular arasında bir husumet yokken Semih-Guiza ikilemi yaratmak sadece tepki gösterdiğin adamı değil övdüğün adamı da bitirir.

Bu Fenerbahçe özelinden yazdıklarım aslında tüm İstanbul'u ilgilendiren bir konudur.(Anadolu daha farklı) Fenerbahçeli arkadaşlarına sataşan Galatasaraylılar dikkat etsinler, Seyrantepe yapılınca aynı kitle orada da olacaktır. Nonda ile Guiza'nın tek farkı, birinin Sami Yen'de oynaması, diğerinin eskiden adı Fenerbahçe Stadı olan Saraçoğlu Stadı'nda oynamasıdır.

Bu kitleyi yaratan yönetimlerin ise şikayet hakkı yoktur;

14 milyon euro verdiğim futbolcuyu yuhalamazsın mantığı bir kenara bırakılmalı. Çünkü taraftarı müşteri yerine koyan sizsiniz. Eğer taraftar müşteri ise, müşteri her zaman haklıdır. Taraftar her zaman destek olmalı diyorsan, onun taraftar olduğunu hatırlamalısın.

Ezeli rakiplerinle fazla uğraşırsan, rekabeti gereksiz yere abartırsan, en ufak puan kaybında da tribün futbolcuya tepki gösterir.

Kısır döngü: Kadıköy'de Galatasaray maçında rakibi aşağılarsan, basitleşirsen, rakip taraftarı sinirlendirirsen, rakip taraftar sana sataşmak için yer ve zaman arar. En ufak puan kaybında kendisine sataşılaşacağını bilen taraftarın ise zorda kalınca kendi takımına tepki gösterir.

Olay aslında çok basit. İnsan basittir çünkü. Şöyle anlatalım:

Adnan Galatasaraylı, Aziz Fenerbahçeli iki kombine sahibi, iki futbolla aşırı ilgili okul arkadaşı. Adnan Kadıköy'e gelip Galatasaray tribününde yer alıyor. Fenerbahçe kazandığı zaman, ışıklar tutuluyor, şarkılarla dalga geçiliyor, hindiler geliyor. Bir gün sonra Aziz, kulübün yayın organından öğrendiği espirileri Adnan'a söylüyor. Adnan sinirleniyor. Aziz' e küfrediyor. En sonunda sene sonunda görüşecez diyor. İkili arasındaki ilişki geriliyor. Aziz, Fenerbahçe 2-0'dan 3-2'ye maç verince, bir gün sonra Adnan'ın ona hareket yapacağını biliyor. Sinirini, futbolcudan çıkarıyor. En ufak bir ıslığa o da katılıyor.

Ya da kısaca şöyle söyleyelim: Kaybetmeyi aşağılama gerekçesi olarak gösterirsen, insanları kaybetmekten korkar hale getirirsin. Kaybetmekten korkan insan da, en pahalı tribünden biletini alsa da sağa sola tepkisini göstermekten sakınmaz.

Peki futbolcunun hiç mi kabahati yok? Var tabi. Ama hangi insan işini yaparken yanlış yapmamıştır ki?

Bu sorun Fenerbahçe'nin sorunudur. En azından şimdilik. Birkaç sene sonra aynı şeylerle yüzde 90 biz de karşılaşağız.

Salı, Aralık 22

Çağrışım

Aklıma Hokkabaz filmindeki dialog geldi: Senin tipin böyle miymiş lan?

Salı, Ağustos 11

Bazı Kadınlar Var


Nuria Bermudez ile geçen sezonun devre arasında ayrıldı Guiza. Tam 1 sene önce gelen Guiza'nın hayatındaki önemli bir viraj. Guiza'ı Nuria'dan önce, Nuria'dan sonra diye ayırmak lazım. İstatistikler de bunu gösteriyor zaten.

Nuria Bermudez ile ocak ayında ayrıldı okçu. Ayrılığın sancısı da vardır muhakkak. İki ay da oradan ekleyelim.

Guiza Fenerbahçe forması giydiği ilk günden(ağustos 2008) mart 2009'a kadar, yani yaklaşık8 ayda 8 gol attı.

Mart ayından sonra, yani kadın derdinden kurtulduğundan beri, yani yaklaşık 5 ayda 13 gol attı. Üstelik bu 5 ayın, 2 ayı yaz tatili. Yani 3 ayda 13 gol attı diyebiliriz.

Çıkardığım sonuç (her zamanki gibi) şudur; bazı kadınlar insanın nah şurasına giriyor. Girmesinler. Engelleyin yapmasınlar, engelleyin girmesinler.

Pazartesi, Ağustos 10

Hayat Fena Halde


Cümlenin devamı gelebilir, gelmeyebilir de. Biz atladık bu haftasonu bir haberi. Espanyol takımını ve tüm Espanyol ülkesini yasa boğan haberi. Vurdumduymzalıktan değil, böyle şeyleri yaşamaktan, yazmaktan hoşlanmadığımız için.

Genç bir insanın ölümüne üzülmemek elde değil. O olayı dile getirmek, şurada iki satır yazmak bile insanın içini sıkar. O yüzden es geçtik. Ama işte Guiza sayesinde buraya taşındı. İyi de oldu aslında.

Bir acıdan sonra ayağa kalkmak en büyük erdem. Hayatın her alanında. Gözler yaşlı olsa da, ayağa kalkıp "devam ulan" diyebilmek lazım. Bu 90 dakikalık bir futbol maçı için de geçerli, süresi belli olmayan hayat için de.

Yıllardır İspanya'da attığı her golden sonra okunu yollayan bir İspanyol, bir arkadaşının ölümü üzerine Denizli isimli bir şehirde gökyüzünü işaret ediyor. (Aynı gün Gaziantep'te bir Fildişi Sahilli'nin başına gelen olayı ise ucuz atlatıyoruz).

Herkes ekmeğinin peşinde. Biz de izliyoruz onları. Bizim için televizyon kahramanı olan insanların aynı zamanda bir hayatları var, hatta ölümleri de var.

Foe olayı olduğu zaman, "ulan FM'de en beğendiğim topçuydu, seneye olmaz artık" diyenler vardı. Futbol o kadar da sanal bir oyun değil işte, fena halde hayata da benzemiyor. Çünkü hayatın bir parçası. Çünkü aslında hayatını bundan kazanan insanlar var. Ve hayatını futbol sahasında kaybedenler. Futbolun sanal olmadığını hatırlattı Guiza. Tıpkı Henry ve arkadaşları gibi. Tıpkı Puerta'yı uğurlayan Sevilla halkı gibi. Ve biz Guiza gibilerini görünce, "devam ulan" diyebiliyoruz. Tabutta rövaşata hayat tarzını "ama arkadaşlar iyidir" güvencesiyle yaşıyoruz. Hem futbolda, hem hayatta. Benziyorlar galiba.