alex de souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alex de souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Kasım 3

Frikik Dersi



"Bir keresinde bir lig maçında tehlikeli bir yerden frikik oldu ve topun başına her zamanki gibi Alex geçti. Fakat o sırada Mehmet Topuz da geldi, serbest atışı kullanmak istediğini söyledi. Tansiyonu yüksek bir maç olmadığından dolayı herkes Alex’in izin vereceğini düşündü ama Alex herkesten farklı düşündüğünü milyonlarca kişiye göstermekten çekinmeyecek kadar cesaretliydi. Kabul etmedi ve kendi kullandığı serbest vuruşu gole çevirdi.

Maç sonrası soyunma odasına girer girmez beni kolumdan tuttu ve derhal Mehmet Topuz’la konuşmak istediğini söyledi. Mehmet Topuz o an çok duygusaldı ve herkesin içinde, bu şekilde bir isteğinin reddedilmesi onu yaralamıştı. Alex soyunma odasındaki tuvalete ikimizi de götürüp, kapıyı kilitledi. Topuz’un gönlünü alacak cümleler kuracağını düşünüyordum. Ama ağzından çıkanlar ders niteliğindeydi. Belki ben ve Mehmet, bu konuşmanın tek canlı tanıklarıyız ama ana fikri aslında hepimize yeter. Alex şunları söyledi :

” Bir sonraki maç yine frikik olsun, yine topun başına gel… İnsiyatif bende olduğu sürece sana yine attırmam. Çünkü neden biliyor musun ? Ben her hafta antrenman sonrası onlarca frikik çalışırken, sen çoktan duşunu almış, odanda yatıyor oluyorsun. Bir kere seni yanımda görmedim. Bu yüzden kusura bakma, sen ne zaman benimle birlikte mesai verirsin, o zaman kendi ellerimle topu sana veririm. Senin duygularını anlıyorum ama şu anda frikik kullanmayı hak etmiyorsun."

Samet Güzel / Fitbol / Ekim sayısı

Büyük ihtimalle Fenerbahçe - Ankaragücü maçı. 2010-11 sezonunun sondan bir önceki haftası. Karşılaşma 6-0 bitmişti ve bu gol ya beşinci ya da son goldü. Samet Güzel'in eksik anlattığı bir şey var. Golden sonra Fenerbahçeli futbolcular gole sevinirken, Mehmet Topuz küskün bir şekilde sevince katılmamıştı. Gazetelerde de baya haber olmuştu. İşin ilginç yanı Mehmet Topuz'un iyi sezonlarından biriydi. İlk 11'de oynuyordu. 

Kapalı kapılar ardında böyle bir olay yaşanması olayı daha da etkileyici bir hale getiriyor. Alex de Souza'nın futbolculuğu herkes tarafından farklı bir yere konuldu ama ben hiç o gözle bakamadım. Fakat, giderken yaptığı basın toplantısı ve ardından ortaya çıkan bu tarz hikayeler ona olan saygımı her geçen gün arttırdı. Çok büyük figür, çok ilginç bir karakter. Takımda papaz olmayı hakedecek bir kişilik, dostun olursa sırtını dayarsın, düşmanın olsa kavga ederken zevk alırsın. Mehmet Topuz, Gökhan Gönül gibi futbolcular acaba ondan ne kadarını aldılar? Semih Şentürk'ün aldığını biliyoruz...

Pazartesi, Ekim 22

Kezman'ın Ziyaret Zamanlaması



25 genç adamın hatta egosu yüksek hocaların ve yöneticilerin birbirleriyle yaşadığı savaşları, çekişmeleri izlemek ne kadar güzel... Keşke içinde olabilseydik, ama böyle dedikodularla ve parçaları bütünleştirip kendimiz senaryo yazınca daha zevkli oluyor.

Fenerbahçe'den adeta zorla gönderilen Kezman, kulübü ziyaret etmiş. Ne zaman? Alex'in İstanbul'u terk etmesinden 1 hafta sonra. Kezman yerine Semih'e pas atan Alex. Ama diğer yandan penaltı atışı için Alex'e porfavor diyerek yalvaran Kezman...

Bu arada Kezman, menajerlik ajansı kurmuş o yüzden İstanbul'a gelmiş. Yazalım, aklımızda bulunsun...

Pazartesi, Ekim 15

Samet Efsanesi



Samet Güzel, çok sevilen bir figür olmasa da, her taraftarın yapmak istediği şeyi yapmış, yaşamış biri. Türk erkekleri arasında idol olarak görülecek bir kişi olabilir. Acun'dan sonra tabi. Tuttuğunuz takımın tercümanlığını yapıyorsunuz. İdmanlar, maçlar, soyunma odaları, takım otobüsleri, yedek kulübesi, yabancı futbolcular, kamplar, futbolcularla arkadaşlıklar... Rüya gibi. Üzerine bir de para kazanıyorsunuz.

Hal böyle olunca, zaman içinde özellikle bizim orada (Kadıköy) Samet hakkında, bu işe nasıl girdiğine dair efsaneler türemişti. Mesela bir efsaneye göre; yurtdışında Portekizce öğrenen Samet, Fenerbahçe'deki Brezilyalı nüfusunun arttığını görünce belki FB TV'de bir iş çıkar diye, kanala gidip CV'sini bırakıyor. Kanaldaki yetkililer, "biz seni ararız" diyor. Kanaldan umutsuz ayrılan Samet'e daha sonra bir telefon geliyor ve tercümanlık yapıp yapamayacağı soruluyor. O da kabul ediyor. Bu hikayeye inanan pek çıkmamıştı.

Diğer hikaye ise daha ilginçti. Alex bir gün bir imza töreni düzenler. Fenerbahçeli hayranları, ellerindeki formaları ona verir. Yoğun ilgi karşısında başını kaşıyacak vakti olmayan Alex, her formayı imzalamaya çalışır. Tam o anda, farklı bir forma uzatılır kendisine. Alex'in Cruzerio formasıdır bu. Alex, formayı uzatan çocuğa bakar ve onunla konuşmaya başlar. O genç Samet'tir. Brezilya'da geçirdiği günlerde hayran olduğu Alex'in Cruzerio formasıyla gelmiştir imza gününe. O günden sonra da ikili yakınlaşır ve Samet, Alex'in tercümanı olur.

Bu hikaye daha inandırıcı ve güzeldi. Fakat sonra, Alex bir basın toplantısı düzenledi. Fenerbahçe'de son yıllarda olan bitenleri açığa vururken öyle bir cümle kullandı ki, biz yine bir konuda bilinmezliğe düştük.

Alex, "Ben onu Fenerbahçe formasını imzalatmak isteyen bir çocuk olarak tanıdım ve sonuçta bugünlere geldi" dedi. Böyle olunca işler karıştı. Madem Samet, Fenerbahçe forması imzalattı o zaman Samet'in diğerlerinden farkı neydi? Samet'i Fenerbahçe'de herkesi kıskandıran konumuna getiren olayı neydi? Yine bir bilinmezlik ortaya çıktı, yine değişik efsaneler türeyecek.

Edit: Yiğit düzelttirdi, hikayede geçen Cruzerio değil Coritiba formasıymış

Çarşamba, Ekim 10

Koalisyon Hükümeti


2 gün önce Dayen'e subay eşi dedik, bugün Başbakan ile beraberdi. Teyzeme göstersem Tansu Çiller der. Devlet gibi kadın Dayen. Yarın da köşke çıkar gitmeden.

Pazartesi, Ekim 8

Subay Eşi


Alex'in basın toplantısı ile ilgili o kadar ayrıntı var ki, hepsini aynı yazıda toparlamak zor. Ayrı ayrı yazmak da çok gereksiz gibi. Ama sonuçta 120 dakikayı geçen bir basın toplantısından bahsediyoruz. Neredeyse 2000 UEFA Finali kadar süren bir toplantı. 8 seneyi, daha doğrusu son 4 seneyi anlatmak için az bir süre belki de.

O ayrıntılardan biri Daianne. Adı nasıl yazılıyor emin değilim, Dayen diyen yazsak kızmaz kimse herhalde. Alex, artık yavaş yavaş Türkiye'den giderken ondan bahsetmemek olmaz. "Futbolcu Eşleri" diye bir kavram varsa buna en uygun isimdir belki de Dayen. Sadece bu 120 dakika değil, o 8 sene içinde bile çok kritik zamanlarda sahneden rol çalmış bir isim. Arka planda gözükse de her zaman içinde. Tabi benim aklımda, her zaman locasından Galatasaray tribünlerine parmak sallayan kadın olarak kalacak. Oysa Fenerbahçe tarihinin Hürrem Sultan'ı bile olabilir. 

Alex, basın toplantısında her kritik cümleden önce-sonra ona baktı, sorulan sorularda bile ona danıştı. Ya da bana öyle geldi. Alex mi Hagi mi diye sorulan bir soru vardır ya, kazananın Comandante olacağı, en azından Alex cephesinde asıl Comandante'nin Dayen olduğunu gördük. Bunu biliyorduk, bugün bir kez daha ve belki de son kez daha anladık. Aziz Yıldırım'ın "elinde twit" dediği olayda bile atılan SMS ona mesela. Belki daha neler neler vardır da bilmiyoruz. Bu kadınla röportaj yapmak lazım, merak edilen birçok sorunun cevabı onda olabilir.


Subay Eşi tanımı = via Mustafa Özdemir

Krizi Başlatan Gol





"Sizler Fenerbahçe'yi yakından takip ediyorsunuz. Aragones zamanında son maçımızı kazansaydık, 7 Temmuz'da dönecektik. Biz de kazandık. Sonra Aragones görevinden ayrıldı ve Aykut Kocaman bana yeni bir dönüş tarihi verdi. Samet beni aradı ve yeni dönüş tarihimi söyledi ben ise her şeyi ayarladığımı ve dönemeyeceğimi söyledim. 7 Temmuz günü döndüğümde Daum'un odasına gittim ve kendisine özürlerimi ilettim. O da süreci anladığını söyledi ve beni Kocaman'ın yanına tanışmam için gönderdi. Kendisiyle tanıştım ve bana ilk söylediği şeylerden birisi ‘Sen kaptansın ve herkesten önce burada olman gerekir’ oldu. Ben de haklı olduğunu söyledim. Kendisine şunu ilave ettim. ‘Benim ailemle geçirebileceğim bir ayım var.’ Bu yüzden de durumun böyle olduğunu ve geç geldiğimi söyledim. Yönetici olarak bir sene içinde çok az kontağımız oldu. Teknik direktör olarak da problemlerimiz başladı"



Demek ki bu gol atılmasa ve maç 1-1 sona erse, Aragones o kötü sezondan sonra yine gider ve Daum yine gelirdi, hatta Akut Kocaman yine kulüpte görev alırdı ama Alex ile Kocaman arasındaki kriz belki de başlamayacaktı. Her şey ilk gün başlamış. O ilk günün sebebi de bu gol.

Bu gol bizi de etkilemişti. Sezona erken başlamış ve hatta iyi başlamış ama beklentiler büyüyünce ve erken form tutunca (sakatlıklar da var tabi) sezon kötü bitmişti. Belki, sezonu geç açan biz olsaydık, daha farklı yerde olabilirdik.

Yani, bu gol olmasaydı şu an Alex ve hatta Rijkaard çok farklı yerde olabilir. İki önemli ismin sonunu erken ve geç de olsa hazırlayan olayın, Guiza'nın attığı bir gol olması çok anlamlı, çok ironik.

İŞTE O GOL

Alex'in basın toplantısı hakkında da detaylı bir şeyler yazmak lazım.



Pazar, Eylül 2

Ronaldinho Sahneye Çıkarken



"O turnuva bütün dünyanın beni tanımasını sağladı. Ayrıca Venezuella maçında attığım golden sonra insanlar bana farklı gözle bakmaya başladı. Sanırım Ronaldinho olmaya o maçta başladım."

Böyle diyor Ronaldinho. Ronaldinho olmaya 1999 yılındaki Venezuella maçında başladığını söylüyor. Henüz 19 yaşında. 3 sene sonra Dünya Kupası'nı kazanacak kadronun iskeleti Paraguay'da sahne alıyor. Ronaldo, Rivaldo, Cafu, Roberto Carlos, Emerson, Dida...

Böyle bir takıma dahil olmak için iyi bir başlangıç yapman gerekiyordu. Copa America bu başlangıç için iyi bir fırsat olabilirdi. Turnuvanın Brezilya adına ilk maçı olan Venezuella maçına 11'de başlamadı Ronaldinho. 70. dakikada oyuna girdi. Oyuna girdikten kısa bür süre sonra, 74.dakikada ise çok şık bir gol attı. Skor 5-0 olmuştu, önemli bir gol değildi ama bütün dikkatleri 21 numaralı formayı giyen genç çocuğun üzerinde toplayabilecek bir goldü. O maçın 74.dakikasında dünya futbolunun yeni bir efsanesi doğuyordu.

4 dakika önceye dönelim. Ronaldinho "yeni efsane" oyuna giriyor. Sahaya adımını atacak. Oyundan çıkan isim, belki 4 dakika sonra gelen muhteşem golün de etkisiyle bir daha kolay kolay formayı kapamayacak. Belki, o turnuvada bunlar yaşanmasa 2002'de kadroda o olabilirdi. O isim: Alex de Souza.

 tıks

Salı, Ağustos 28

Kim Bu Takımın Papazı




Takım içi çeteleşme her zaman, her takımda olmuştur. Veya gruplaşama diyelim. Gerçi bu çetenin, standart bir gruptan daha farklı olduğu ortadadır. Daha basit bir ifadeyle takımda papaz abiler ve onun yancıları her zaman vardır. Raul, Totti, Maldini.... Mesela bizim Kral zamanında bu işin piriydi. Futbolcular onun kontrolündeydi. Kulübün sıkıntılı dönemde olması, futbolcuların maaşlarını alamaması onun da işine geliyordu. Otorite boşluğunu iyi değerlendiriyordu.

Mesela, 90'ların sonunda Mehmet Özdilek, Beşiktaş'ta böyleydi. Ahmet Dursun'la, Ertuğrul Sağlam'la kapışırdı. En azından gazeteler öyle yazardı. Hakan Şükür de Mehmet Özdilek de efsane oldukları takımda futbolu bıraktılar.

"Çete" olgusunun bendeki en eski örneği, meşhur ''Sakarya Çetesi''dir. Zaten çete diyorsak, bunun nedeni, bu yapılanmanın ilk örneği olan grubun bu isimi almasıdır. Sakarya partisi denseydi, ondan sonraki benzerlerine de parti derdik. 

Biz daha çocukken, Fenerbahçe daha Kadıköy'deyken, kulüp binası küçücük bir kulübe, antrenman tesisi Derağzı'yken, gazeteciler her gün idmandayken, kongrelerin bile grubu varken, "Sakarya Çetesi" camianın  içinde at koştururdu. Veya bize öyle anlatılırdı. Ama ateş olmayan yerden de duman çıkmazdı.

Aykut, Oğuz ve diğerleri... Tanju'yu bile yemişlerdi. Oğuz ile forma numarası kavgası, Aykut ile gol krallığı çekişmesi. Şu da var ki, ne Mehmet gibi ne de Hakan gibi, takımda kalabildiler. Belki Ali Şen onlardan daha güçlüydü. Şampiyon olan takımın papazını yollamak güven, özveri ve tecrübe ister. Gerçi aynısını 2008'de Hakan Şükür için Adnan Polat da yaptı ama başarılı olamadı. (Ali Şen de çeteyi dağıttıktan sonra toparlayamadı ama çetenin yüzünden değil)

Adnan Polat, çetenin ele başını gönderse de öyle bir yapılanma vardı ki, çete bitmiyordu. Parası ödenmeyen genç futbolcuların cebine harçlık koyan bir adamın ağırlığından bahsediyoruz. A Takım'a çıkmamış oyuncu bile çeteye dahil olabilirdi. O yüzden çetenin lideri bedenen orada olmasa da, o kişilerin üzerinde her zaman etkili olabilir. Eh teknoloji de ilerledi, bir televizyon programıyla kitleleri etkilemek mümkün. O da onu yaptı. Takımdan uzaklaştırıldı ama camiadan uzaklaşması mümkün değildi.

Alex'e dönelim... O da bir papaz. Öyle diyorlar. İsmail Kartal, Samandıra'da "Brezilya çetesini bitireceğiz" demiş. Brezilya çetesi denilen olgu sadece Alex oysa. Evet bugüne kadar 8 senede bir çok kişiyi takıma aldı, bir çok kişiyi yolladı, papazlığını yaptı ama son 1-2 senede takım içinde ne kadar papaz olabildi ki? Hepimiz FB TV izliyoruz?!..  Papaz dediğin, çete dediğin otobüsün arkasına oturur. Takımı oradan ayartır. Stratejik bir bölgedir. Bugün bakıyoruz arka koltuk, Mehmet Topuz'a Bekir İrtegün'e kalmış. Alex'in papazlığı Nobre,Maldonado,Edu zamanında kaldı. Eh Nobre'den çete kurarasan, sene 2012'de böyle kalırsın ortada. Fenerbahçe'ye yeni transfer olmuş genç topçu olsanız kimin kol kanat germesini beklersiniz. Alex mi, Volkan mı? Baroni mi Selçuk Şahin mi?

Mustafa kardeşimin dediği gibi; "Heykeli dikilecekmiş, koyarlar heykele, sen önce arka koltuğu kap"

Zaten takımının papazına kolay kolay tweet sildiremezsiniz. Yedek oturtabilirsin, kadroya bile almayabilirsin ama otoritesini sarsacak bir hareket olarak sansürü uygulayamazsın. Siz hiç Hakan Şükür'ün görüşme odasına çağrıldığını duydunuz mu? Hakan Şükür, bir sorun olursa kendi gider zaten. Ondan sonra da hoca gider.

Bu son yaşanan süreç de gösterdiği gibi, taraftar Alex diye bağırabilir, ama Kocaman, Alex'ten daha güçlüdür. Ve aslında bu kulübün papazı Aziz Yıldırım'dır. Herkes konuşur, mikrofonu eline o alır. Resmi siteden yapılan açıklama da gösterdiği gibi, Alex'in papazlığı Andre Santos ve Lugano  gidince bitmiştir. 3 Teemuz'dan sonraki süreç Aykut Kocaman için bitmiş, Alex için ise devam ediyor.



Perşembe, Eylül 22

Çığlıklarla Alex


Geçen günkü maçtan bir fotoğraf. Bir Galatasaraylı olarak bu fotoğrafı, özellikle öndeki pano nedeniyle, buraya koymak zor ama fotoğraf çok güzel.

Kötü olan bu kareyi yurt dışındaki haber sitelerinde görebilmemiz. Bizde salı günkü maça dair fotoğraflar, tribündeki güzel kadınlar veya ilginç kadınlar odaklı. Üzerine 20 satır yazı yazılabilecek şu tarz bir fotoğraf yok.

Hatta dün akşama dönersek; Galatasaray'da ilk defa 2 ay önce takıma dahil olan yabancı bir futbolcu takım kaptanı olmuş. Ama Ujfalusi'nin kolunda pazuband ile bir fotoğrafı bile yok. (Dün geceye kadar yoktu). Söylesek kimse inanmaz. Çek sitelerini tarayalım belki orada buluruz.

Salı, Haziran 28

Alex Farkı


"Bir futbolcu penaltı kullanırken önce kaleciye bakar, sonra topa. Alex ise her zaman bunun tam tersini yapar. Önce kafasını hiç kaldırmadan topa bakar ve kaleciyle asla göz göze gelmez. Topa tam hamle yapacakken kafasını kaldırır ve topa yüklenir. Saliselerle mücadele edersiniz ve sonuç hep hüsrandır."

Ömer Çatkıç (4-4-2 Haziran 2011 Sayısı)

Perşembe, Şubat 10

Kocaman Alex


Alex iyidir. Zekidir. Futbolculuğu, daha doğrusu üst klas olup olmadığı tartışılır ama şu da bir gerçektir, artık bu ligin rengidir, karakteridir, aktörüdür. Zaten bu ligin en zeki topçusudur. 6.5 senedir burada, gitmesi Fenerbahçeli'ye çok koyar bizi bile sarsar. Sözleşmesini 2 sene uzatması güzel. En azından biz dışardan bakanlar için.

Fenerbahçeli, kendi içinde sorgular. Alex'ten daha iyisini getirebilir mi? Alex gerçekten katkı mı sağlıyor, yoksa zarar veriyor mu? Bunlar onların soruları. Fakat 6.5 sene takımında oynayan, birçok gol atan, 3 şampiyonluk yaşayan,yaşatan, derbiler kazandıran bir futbolcuya, taraftar "teknik-taktik açıdan yeterli/yetersiz" gözüyle bakmamalı.

Alex'in adı son 3-4 aydır farklı anılıyor. Aykut Kocaman'ın takımın başına geçmesinden sonra, Alex'in sezon sonu gideceği düşünülüyordu. Aykut'un Alex'i yedek bırakması genelde yanlış yorumlandı. Oysa Kocaman'ın sisteminde Alex tarzı oyuncu oynatmak zorluk çıkarabilirdi. Aykut Kocaman doğru veya yanlış bunu düşünmüş olabilir ama konu daha değişik boyutlara çekilerek tartışıldı. Bu dedikoduların, Brezilya'dan gelen tekliflerin ortasında sözleşme uzatıldı. Sözleşme uzatma tarihinin şubat ayında puan farkının 2'ye indiği dönemde olması tipik bir Türk yönetici hamlesi olsa da, sonuç olarak: Alex Kaldı.

Alex 2004'te Türkiye'ye geldi. İlk golünü İstanbulspor'a attı, birçok Fenerbahçeli o gün etkilendi ondan. O takımın başında Aykut Kocaman vardı. Alex ilk golünü o gün Aykut Kocaman'a atmıştı, -şimdilik- son golünü de Aykut Kocaman'a atmış olabilir.

Salı, Aralık 28

Brezilya Alex'i İstiyor


Fanatik Gazetesi birkaç gündür Alex'i Brezilya'ya yolluyor. Sürekli bir kulüp yetkilisi Alex hakkında konuşuyor veya bir gazete Alex hakkında haber yapıyor. Ne kadar doğrudur bilemeyiz, ama şimdiki haber daha doğru.

Globoesporto; bir anket yapmış. Hangi takımın taraftarları en çok hangi futbolcuyu istiyor. Tabi Maicon'lar, Alves'ler'in adı geçmediğine göre demek ki biraz ayağını uzatabileceğin yorganı seçme durumu var.

3 tane kulübün taraftarları en çok Alex'i istemiş ki; bu kadar çok istenen başka bir futbolcu yok. Sao Paulo taraftarının yüzde 95'i, Palmeiras taraftarının yüzde 96'sı, bu sene lige yükselen Coritiba'nın %92'si Alex'i istiyor. İlginç olan takım Sao Paulo. Alex futbola Coritiba'da başladı, oradan Palmeiras'a transfer oldu. Bu iki kulüpte güzel anılar bırkamış olması muhtemel. O nedenle eski topçularını istiyor olabilirler. Ama Sao Paulo niye bu kadar sevdalanmış Alex'e anlamadım.

Alex'in asıl efsane olduğu takım Cruzeiro. 2003 yılında 100 puanla şampiyon olan takımda; Nobre, Deivid, Maldonado, Edu, Tottenham kalecisi Gomes, Benfica'ya giden stoper Luisao gibi isimler yer alıyordu. Alex, o takımın en golcü ismi olmuştu. Buna rağmen Cruzeiro taraftarının en çok istediği isim şu an Lucescu'nun S.Donetsk'inde oynayan Marcelo Moreno. Moreno Ukrayna'ya Cruzeiro üzerinden giden bir isim. Henüz 23 yaşında.

Listede en çok istenen futbolcu ise bir diğer Fenerbahçeli. Sarı-lacivertlilerin şu anda en çok istemediği futbolcu olan Baroni, Corinthians taraftarının en çok istediği futbolcu. %97'lik bir orana sahip. Aynı orana Marcelo Moreno ve Roma'nın stoperi Juan ulaşabilmiş.

Daha önce Türkiye'de oynmaış olan isimlerden Kleberson ise; Atletico PR taraftarının gözdesi konumunda. Ze Roberto ve Juninho'yu kimler istiyor; şuradan bakmak mümkün.

Çarşamba, Ekim 7

Alex'i Sayıyla Açıklamak


Bu sadece Alex ile ilgili bir durum değil. Birçok futbolcu için bu yapılıyor. Bu ara gündemde Alex var, o nedenle herkes Alex hakkında rakam veriyor.

Şahsen ben Alex'i beğenmiyorum. Ama Alex'e kötü topçu da diyemem. En azından halı sahalarda topa sol ayağıyla vuran biri olarak Alex'i keyifle izlerim. Alex'i izlemek keyif ama Alex'i izlerken Fenerbahçe'nin takım olarak keyif vermemesi düşündürücü benim için. Neyse, konu bu değil. Bu yazının konusu Alex'in futbolculuğu değil.

Birçok kişi Alex'i övmek için, rakamları sıralıyor. Bugün Tamer Bağlan yapmış aynısını. Şu kadar gol atmış, şu kadar maç yapmış.

Aynısını biz de Hakan'a yapardık. Bir ara bizim aramızda türemişti Hakancılar-Bülentçiler ayrımı. Mesela Berker, Hakancı'nın önde gidenidir. Benim formamın arkasında da Bülent yazardı. Biz tartışırken Berker şöyle derdi: "Ulan Hakan şu kadar gol atmış, Avrupa'da şunu yapmış, milli takımda şu kadar gol atmış, Fener'e bu kadar atmış..., senin Bülent'in ne yaptı." Yani çok uğraştım Bülent bir defans oyuncusudur, Hakan kadar gol atmasını niye bekliyorsun diye ama dinletemedim.

Şimdi Alex için de aynısı. Şu kadar gol atmış, şu kadar asist yapmış. Zaten için içine sayı girdi mi bunalıyorum. Az olan Alex sevgim de orada azalıyor..) Futbolda sayı sadece skor tabelasında olur, basketbola benzemez.

Şimdi Alex'i sevenler diyebilir ki, "biz Alex'i sevdiğimizi, beğendiğimizi nasıl anlatacağız, iste o bahsedilen tabelayı değiştiren adam o." Bu da doğru. Ama niye illa bir kıyas kültürü oluşturmak gerekiyor ki, hem de sayılara başvurarak?

"Alex'i beğeniyoruz, çünkü Kadıköy'de Alex De Souza tribünü var. Alex'i seviyoruz, çünkü 5 senedir burada bizimle, Alex'i seviyoruz çünkü hepimizin formasının arkasında onun ismi var, Alex'i beğeniyoruz çünkü sevimli,karakterli adam..." Bunlar bütün rakamlardan daha açıklanabilir, daha önemli kıstaslar.

Bunları sadece Alex için demiyorum. Yine Hakan'a bağlayalım. Yüzlerce gol atmış, onlarca kupa kazanmış. Bir kenara koy. Benimle aynı yaşlarda doğan çocukların yüzde 80'inin ilk formasının arkasında 9 yazmıştır. Bizden sonra doğanların bir kısmının adı Hakan olmuştur. Evdeki duvarlar Hakan posterleriyle süslenmiştir.

Şimdi bana sorsan Hakan kaç gol attı, bilmem. Hatırlamam. Ama dayımın bana aldığı 9 numaralı sapsarı formayı şimdi bile çok net hatılıyorum. O formayı beklediğim zamanı bile hatırlıyorum.

Şu anda Hakan'ın posterini evimden içeri sokmam o ayrı. Ama büyük topçu olmak biraz burada saklı. Kaç çocuk mahallede top oynarken ben Alex olacağım diye kavga ediyor ona bakmak lazım. Eminim çok fazladır ve bütün bahsedilen istatistikleri de anlamsız kılar.

Pazartesi, Eylül 28

Kendine Güven Farkı Yarat


Alex'i beğenemiyorum. Bunu uzun uzun da tartışmak istemiyorum. Ben beğenmiyorum. İyi topçu muhakkak ama Fenerbahçe'nin maddi gücü de hesaba katılırsa Fenerbahçe'nin futbolcusu olmadığını düşünüyorum. Bugün Alex gitse, belki bir Diego falan gelmez ama Alex'ten daha kaliteli bir topçuyu Fenerbahçe'de oynatmak için ikna edebilirsiniz.

Antalyaspor maçının ikinci yarısını izledim, her topu ezdi Alex. Ama öyle de 2 top attı ki inanılmaz. Bir de golden önceki pası katarsak 3 top. Kasaplığa endeksli Türk savunmacıları ile kedi-fare gibi oynuyor. Ama o kadar sadece. Bütün maç yapılan iş o. Kötü gözüküyo değil mi? Guiza o ikisini atsa 3-1 olacak oysa maç. Alex 2 asist yazdırmış olacak istatistiklerine.

Üç dakikalık özetlere bakınca da yine Alex sahnede. Her tehlikeli top ondan çıkıyor. O görüntüleri izleyen biri muhteşem topçu der onun için. Daha ne yapsın her tehlikeli top ondan çıkmış diyen de olabilir ben de 90 dakıka oynamış onu da mı yapmasın derim.

Şuraya bağlamak istiyorum. Arda, Alex'ten çok daha iyi bir futbolcu. Oynadığı takımın beyni, kalbi, ruhu oluyor. Ama kötü oynadığı vakit hakikaten çekilmiyor. Dün de Arda'yı izledim. O da Alex gibi her topu ezdi. Fakat Alex gibi 2-3 kere de olsa sahneye çıkamadı. Ve son dakikada kazanılan frikik. Arda hala uzaktan şut atamıyor, frikik kullanamıyor. Alex'i kötü oynadığı bir maçta sırf bu nedenle oyundan alamazsınız. Gelir frikikten bir gol atar en azından. İki üç araya pas atar. Arda ise kötü oynadığında daha da kötü oluyor. Oyunda kalması hem onun için hem izleyenler için eziyet oluyor.

Peki bunun sebebi ne? Bu sanıyorum özgüvenden kaynaklanıyor. Alex, kötü oynadığını farketse bile moralini bozmuyor. Biliyor ki, biraz sonra oyunu değiştirebilecek yeteneğe sahip. Öyle olmasa bile (ki yeteneğine lafım yok, yetenek var) öyle olduğuna inanıyor. Arda ise, kötü oynadığı zaman "sıçtım ben şimdi" telaşına giriyor. Bu farkediliyor. Arda'nın pazartesi sendromu yaşadığını, o gün televizyonlarda ve gazetelerde yer alacak eleştirilerinden korktuğunu sanıyorum. Alex için ise öyle bir durum yok. Fenerbahçe camiasında rüştünü ispat etti ve her geçen gün daha rahat çıkıyor. Adam Lefter ile beraber anılıyor artık.

Bu da böyle gereksiz bir kıyas yazısı. Sonuç olarak, özgüvenli topçuları severim. 3 büyük takımda kendine en çok güvenen topçu ise bana göre Uğur Boral'dır.