bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Eylül 26

80'lerde Bodrum




Eğer olağanüstü bir şey olmazsa; veya uçağım falan düşmezse (zaten bu da olağanüstü bir durum) siz bu satırları okurken ben Bodrum'da olacağım. Üst üste 28. sene. Eskiden coşkuyla gittiğim, şimdi yıllık izin haftalarında bir memuriyete dönen ama daha iyisini bulamadığım için vazgeçemediğim bir alışkanlık olan o yer...

90'ların başında çocuktuk ve o yaşlarda yolumuz nereye düşse zaten keyif alacaktık. Aile büyükleri ve onların çocukluk arkadaşları olan diğer ailelerin büyükleri, nedendir bilmez (az çok anlatmaya çalışsalar da) Bodrum'u seçmişlerdi. 

Tatil için gidilecekti ve bir günden ( O gün bile belliydi, aralarında bir şifreydi) sonra artık orada kalacaklardı. Aralarında bu planın gerçekleşmesini en çok isteyenin halen İstanbul'da kalmış olması, geri kalanların ise İstanbul'da kalmadan Bodrum'a yerleşmesi çok büyük ironidir. Fakat yine de hepimiz; yani bir mahallenin birbirine yakın tüm bireyleri; büyükleri ve küçükleri oraya gittik.

Yıllarca yaptığım tatillerden ve benimle aynı hayalleri olan (en azından öyle diyorlardı) arkadaşlarımı tanıdıktan sonra, 20'li yaşların hemen başında ben de, tıpkı mahallenin büyükleri gibi, yanıma aile büyüklerini alarak yola çıkmıştım. Hedef kalıcı olmaktı.

O güne kadar devamlı, tarif edemediğim bir hayat tarzının hayalini kuruyor ve bunun orada gerçekleşeceğine yürekten inanıyordum. Riske girdim, denedim ve sonunda olmadığını gördüm. Büyük ihtimalle sorun bendeydi ama o kentin bir dönemler bizim istediğimiz gibi yaşandığının, artık o çemberden çıktığının farkındaydık. Belki hâlâ o hayali gerçeğe dönüştürmüş olan insanlar var orada. Belki de sadece bizim cesaretimiz yeterli olmadı. O nedenle de pes ettik(m). Haklı nedenlerim de vardı ki, biri yalnız olmaktı. Bir önceki kuşak, bana yetmemiş, bizim kuşak da ortada yoktu.

Yine de; bir dönem benim gibi hissedenlerin ama hislerine daha çok sahip çıkarak benden daha farklı şekilde deneyenlerin olduğunu biliyorum. Onların başka bir şansı daha vardı. İklimi ile, nüfusu ile, uzaklığı ile, özgürlüğü ile buna en uygun ortamda denemişlerdi. 80 sonu 90 başıydı. Ucundan yakaladığımız, anlamasak da hissettiğimiz, o hislerden yola çıkarak hayaller kurduğumuz dönemlerdi. Sonlarına yetişmiştik ve hayatımız boyunca aklımızda kalacaktı.


Socrates'in Eylül sayısında hazırlanan Kemal Merkit dosyasının bir kısmında o hisler ve o günler yeniden çıktı ortaya. Kemal Merkit ve arkadaşlarının 80'lerde Bodrum'a yerleşmeleri, dosyanın en ufak bölümü ama benim için en değerlisi. Okuyanların büyük bir kısmı "Ne güzel hayatlar, keşke biz de denesek" diyeceği, azınlığın bir şey hissetmeden geçeceği, benim ise en acı şekilde "Yaptım, denedim ama olmadı" diyerek kendimi daha da kötü hissettiğim kısım...

Yine de hâlâ umut var. Henüz hiçbir şey bitmedi. İyimser olamasam da; aklımda hayata dair çok başka hedefler veya arayışlar yok.

---- 

Abla Mine Merkit: Kemal aslında ABD’ye gelecekti, benim yanıma. O sırada babamdan bir mektup geldi. Kemal’in gitmesine izin vermediğini, maddi olarak da yardım etmeyeceğini söylüyordu. Çünkü onun kanısına göre Kemal okumayacaktı. ABD’ye gelemeyince Bodrum’da sörf hocalığına başladı, orada da eski eşiyle tanıştı. Ben annemden gelen haber üzerine Bodrum’a gittim, oturup konuştuk. “Ben âşık oldum, okumayacağım” dedi. Annem çileden çıkmış, babam da rahat, “Zaten biliyordum okumayacağını” diyor.


Zeynep Özbatur (Eski eşi): Avusturya Lisesi’nden tanışıyoruz biz. Sonrasında da flört ettik, 1983’te evlendik. Mayıs ayında bir dükkân açtık, yaşamımızı Bodrum’da kurduk. 1978’de sörf hocalığına başlamıştı. Sörfü Türkiye’de popülerleştiren ilk insanlardandı.

Ozan Alacalıoğlu (Arkadaşı): İlk işleri de şarküteriydi. Hepimiz yardım ederdik Kemal’e. Müşteri gelir, peynir isterdi, Kemal “Yok” derdi. Adam “Peki bunlar ne?” diye peynirleri gösterirdi, Kemal de “Peynir” diye cevaplardı. Nasıl eğleniyorduk. Hiç alakası yok işle.

Doğan Akçura (Arkadaşı): Bodrum’da hayat mükemmeldi o dönemler, 1980’lerde...

Ozan Alacalıoğlu: O günlerde bir akşam Gümbet’in tepelerinde oturuyoruz, bir arkadaşımız “Düşünebiliyor musunuz, bir gün buralar hep bina olacak” dedi. Biz “Yok” dedik, güldük. Aradan 15 sene geçti, her taraf bina oldu.

Mert Merkit (Oğlu): Ben çocukluğumu hatırladığımda babamı sörfle anıyorum. Hep sörf vardı hayatında. Beni her gün sahile yollardı Bodrum’da yaşarken: “Mert, kuzucuk var mı? Git bak, bana haber ver.” Kuzucuk dediği de dalgaların üzerinde rüzgârla oluşan beyazlar…


Doğan Akçura: Sörf, hayatıydı; sörf dükkânı açtı, sörf malzemesi satıyor, arabalarının üzerinde sörf var. Karı-koca tam bir ‘surfer gibi’ yaşıyorlardı. O ‘beach life’ hayat tarzı çok sonraları geldi Türkiye’ye.

Mert Merkit: Sörf dükkânı varken babama haber gelirmiş “Rüzgâr çıktı” diye, kapının önüne bir sandalye koyar gidermiş.


Kızı Mine Merkit: Dükkânı kapatmak falan yok yani...


Salı, Mayıs 2

Bodrumspor 0-0 Yeşil Bursa



Bütün bir sezon hiçbir sportif faaliyete gitmedikten sonra aynı haftada ikinci maç… Daçka-Real Madrid maçından sonra bu sefer futbol maçındayız. İki hafta öncesinde şampiyonluğunu garantileyen ve 2.Lig’e çıkan Bodrumspor, Yeşil Bursa ile oynayacaktı. Tesadüfen benim de şehirde oynadığım güne denk gelmişti. Stada gidip atmosferi görmek için iyi bir fırsattı. Zaten gün içinde yapacak daha iyi bir şey de yoktu. Zamanın yavaş aktığı ve sosyal fırsatların az olduğu yerlerde bu tip olgular çok önemlidir.

Buna yazının sonunda değineceğiz; biraz (ama çok az) maç hakkında konuşmak lazım. Bodrumspor, şampiyon olmanın getirdiği rehavetle sahadaydı. Hava da artık bahar ortalamalarının üzerine çıkmaya başlamıştı. Saat 15.30’da oynanan karşılaşmada pozisyon göremedik. Zaten maç da golsüz bitti. Ligde kalmanın rahatlığı ve Bursaspor’a kendini göstermenin heyecanıyla saldıran Yeşil Bursa’nın da (kadronun neredeyse yarısı Bursaspor’dan kiralık) gol atmak için gücü yetmedi. Düşük tempoda geçen bir maçtı. Bodrumspor kalecisi Gökhan’ın konsantrasyon sağlamak için takım arkadaşlarına bağrışları olmasa o sıcakta biz bile uyuyacaktık. Sezonun ikinci yarısında gösterdiği performansla merakımı çalan Çağrı Tekin ise kadroda yoktu. Onu da izlemek nasip olmadı. Maçın hemen başında sakatlık nedeniyle oyuna giren Mehmet Bağlı’yı da sahanın en göz alıcı oyuncusu olarak seçtim. Zaten sezonun kilit isimlerinden biriydi, bu maç yedek kulübesinde kalması bekleniyordu ama beklenmeyen bir gelişmeyle son maçta da sahaya çıkmış oldu.

Aslında Bodrumspor’un maç öncesinde şampiyonluk kutlayacağını tahmin ediyorduk. O yüzden stada da erken girdim. Fakat kutlamalar maç sonuna ve o günün akşamına alınmış. 0-0 biten maçın ardından kutlama izlemeye gücüm kalmamıştı. Zaten bütün sezon yoktum, şimdi kutlama fırsatçılığına girmeye de gerek yoktu.

Bu sezon yoktuk ama seneye olacağız inşallah. 2.Lig, ülkenin passolig olmayan en üst ligi. Yani bizim gibilerin izleyebileceği en kaliteli maçlar burada oynanıyor. Böyle Karşıyakalı, Mersin İdman Yurdulu bir grup çok iyi olurdu. Ve tabi bol İstanbul takımlı; özellikle de Eyüpspor! Seneye daha çok fırsat yaratmaya çalışacağız.

Benim Bodrum’da yaşadığım yıllarda, Bodrumspor amatör ligde oynayan bir takımdı. Kimsenin ilgilenmediği, Bodrum’a gelen turistlerin otogara girerken gördüğü stadyumdan ibaret bir kulüptü. Şimdi ise, çık kısa sürede 2.Lig takımı oldu. Kulübün başarılı olması önemli değil; daha önemli olan buradaki insanlara keyif alacakları ve ilgilenecekleri bir şey yaratmış olması. Bu heyecan sokaklarda çok net bir şekilde kendini belli ediyor. Sadece sokaklara asılan bayraklar veya insanların üzerinde olan formalar değil mesele; genç-yaşlı-kadın-erkek herkesin Bodrumspor’dan bahsediyor olması.

Bodrum; birçok Anadolu kentinin üzerinde bir sosyal hayata sahip olsa da sonuçta bir Anadolu kenti.. Özellikle yaz sezonu bittikten sonra kendine çekilen, yaşayan insanlara monoton bir hayat vadeden zor bir kent. Haliyle; böyle yerlerde futbol takımları çok önemli. Bodrumspor’un halk üzerinde yarattığı etkiyi, oluşan farkı çok net görmek mümkün.

Bodrumspor’un en son geçen sezon maçına gitmiştim. Sezonun ilk aylarında oynanmıştı. 3.Lig’e yeni yükselmişlerdi. Yani 1.5 sene gibi gözükse de kaba bir takvim hesabıyla; gittiğim iki maç arasında iki koca sezon ve iki kış mevsimi vardı. Ve hem Bodrumspor’da, hem de Bodrum’da çok daha büyük fark vardı. Belli ki artık kış mevsimleri biraz daha eğlenceli geçiyordu. Seneye çok daha güzel olacak gibi duruyor.

Çarşamba, Eylül 28

Tarık Akyarlar


Var, gerçekten bir şeyler var, uzaklarda bir yerlerde gerçekten birileri türküler söylüyor.

Geçen gün bir anektod paylaşıp hem de 48'e selam çakmaktı niyetim. Hem hazır Ekim gelmiş, "Bodrum'un tam mevsimi" geyiğine de gönderme yapacaktık. Atanamamış amatör sosyolog ve meteorologları sokaklara çağıracaktım.

Derken son dakika yazıları belirdi. Mahmut Hoca Cnn Türk'e bağlanmış, "Hepiniz yıl sonuna kadar izinlisiniz" diye açıklama yapmıştı sanki.

Tüm fikis menüler 10 lira olmuş.

Emel Sayın kaçırılmış.

Hamişine nanay pi pi kayılmıştı tüm ateş böceklerinin.

Renkli televizyonlar yetiştirilememişti kardeşlere.

Tüm elektrikçiler boyaya çarpmıştı ana sigortalara bakarken.

Oktay Buzdolapları'nın sahibi aile şerefi için vurulmuştu bir av tüfeğiyle.

Koçum Benim FC'nin teknik direktörü yönetime istifasını sunmuştu.

Alembeyendispor deplasmanda yenilmişi

Kuşpalazı olmuştu tüm tatlı dilli çocuklar.


Son 10 yıldaki kutuplaşmamızın sonucu olan 'ünlü cenazesi' üzerinden siyasi polemikler başlamadan vaziyetimi aldım. Bir replik bıraktık sosyal medyaya. Orhan Gencebay'ın dediği gibi "Sevenler anlar ancak, sevmeyen bilmez".  Mesajı alanlar almıştı zaten, konuşmadan anlaşıyorduk.

Derken enteresan bir bloklama geldi. Tüm kariyerini, ailesini, hayatını, doğduğu şehri bırakıp Bodrum'a yerleşen ve eşiyle beraber mütevazı bir hayata yelken açan bir arkadaşım silmişti beni malum ortamlardan. Sebebini merak ettim, menajerler aracılığı ile mesajlar yolladım, devlet büyüklerini devreye soktum, hocalar/hacılar girdi devreye, Muğla Kaymakamlığı ve İl Jandarma Komutanı ve bölük yazıcısı bölgeye jipleriyle gittiler. Cevap gecikmeden geldi:

"Hayatımdan negatif insanları çıkardım artık. Ölüm-acı-savaş-zulüm, bu tür paylaşımlar enerjimi alıyor, kusura bakma. Kendine iyi bak beni düşünme su akar YATAĞAN'ı bulur"

Gerçi son kısmı ben uydurdum. Nereden bilecekler, nereden anlayacaklar, bunlar o gece orada olsalar çatal fırlatanlardan olurdu eminim.

Bir an bundan 5-6 sene önce "Bodrum'un Bedroom'u, oğlum bak Gümbet'e git, 17-77 İngiliz ablalar var, onlar teklif ediyorlar zaten" erkek mavraları arasında Akyarlar'ı tercih etmemi hatırladım. Ayağımı suya soktuktan sonra Tarık Akan'ın evini bulup, mutlu olmuştum. Derler ki gençlerin yurt sorunları üzerinde lafı olduğu yıllarda buradan bir ev almış, deplasman tribünü kadar yakın Kos'a sörfle gidip-gelmeye başlamış. "Ulan aslında gidilir mi" diye aklına karpuz düştüğünü haber alan askerler 'hayırdır' çekmiş bir güzel. Sonra davadan beraat edilmiş tabi, Kos da ukte olarak kalmış.

Üstad giderken yine düşündürmüştü. Bir başka üstadın dediği gibi, "Ne ölümden korkmak ayıptı, ne de ölümü düşünmek" 

Daha önce de yazmıştım. Bu tarz "İstanbul'dan kaçıp , bir Ege kasabasına yerleşme" hayallerinin sonunda da değişik psikolojilere giriyor insanlar. Bu kaçıncı şahitliğim. 

Pazartesi, Ekim 12

Bodrumspor 3 -2 Kemer Tekirova




Siz bu satırları oturduğunuz esnada, Bodrumspor, bu maçın ardından üç maç daha oynamış olabilir. Ben geç kaldım yazmakta. Bir hafta tatille geçti, dönüşteki bir haftaya da iki maç sığdı. Yoğunluk, iş güç, tatil mayışması derken anca yazabildik.

İşin aslı maç yazıları yazmayı da unuttum. Son iki sezonda gittiğim üçüncü maç. Bütün heyecanımızı, hevesimizi öldürdükleri için insanın kalkıp maça gitmesi mümkün değil. En üst iki lig bize kapalı, alt tarafın stadyumları da İstanbul'da çok uzak yerlerde. Gidebileceğim en yakın yer Kartal; tren olmadığı için iki saat sürüyor. Beylerbeyi daha kısa ama o da iki vasıta sürüyor. Bodrum'da da ulaşım kolay olmadı. 45 dakika sürüyor köyden merkeze gitmek ama o biraz da bizim durumumuzla alakalı. Stadyum aslında şehrin merkezinde, uzak olan benim. Fakat bu sefer de bilet parası hoşuma gitmedi. 10 lira normal belki veya çok; ama 3.Lig maçı için....? Emin olamadım.

Hatta son anda maça girmekten vazgeçiyordum. Fakat sonra Bodrum'da yapacak daha iyi ne olabilir ki diyerek girdim. Daha doğrusu Bodrum'da bir 3.Lig maçını izlemekten daha iyi alternatifleriniz mevcut. Tabi ki sayıları İstanbul kadar çok değil ama olsun. Fakat kentin yaşam tarzı size öyle bir olanak sunuyor ki; diğer alternatifleri yapmak için haftanın belli bir gününü ve belli bir saatini ayırmanıza gerek kalmıyor. Maç çıkışı, ertesi gün, sonraki hafta sonu... Eğer orada yaşıyorsanız yapmaya devam edebilirsiniz. İstanbul'da öyle değil. Eğer Boğaz'da balık tutmak istiyorsanız, bir sonraki pazarı beklemeniz lazım. Sinema için şartların oluşması lazım. AVM'ye gidenler bile aklına esince gidemiyor, park sorunu vs... Ulaşım, kalabalık, yoğunluk hepsi size 'en uygun zamanda direkt yapma' zorunluluğunu mecbur kılıyor.

Yine de küçük çaplı bir özeleştiri. Benim Bodrum'da yaşadığım dönemde, Bodrumspor amatördeydi. Haliyle ilgi çekici değildi. Şimdi 3.Lig'de olması bambaşka bir heyecan, bambaşka bir sosyal aktivite. Belki benim yaşadığım dönemde takım profesyonel olsaydı, kentten ayrılışım biraz daha gecikebilirdi.

Stadyumun merkez tribünleri kenarlar. Tribün grupları oradan stadı yönetiyor. 'Curva' anlayışı burada yok. Biz de çekirdekçilerle beraber kale arkasına geçiyoruz. Kalenin hemen arkasına oturunca da biraz korkuyoruz. Tribün ile saha arasında herhangi bir tel örgü veya file yok. Taşkınlık olması pek mümkün değil belki ama 3. Lig futbolcularının isabetsiz şutları bizi tedirgin edebilir. İhtimaller maç başlayınca sona eriyor. Bu oyuncuların neden 3.Lig'de olduğunu daha iyi anlıyoruz. İsabetsiz şut çektikleri için değil; kaleye şut çekmedikleri için! Gerçi Bodrumspor 3 şutta 3 golü buluyor. Karşı kaleye atılan golleri net göremesek de rahat bir maç izleyeceğimizi tahmin ediyoruz ve ikinci yarı bizim önümüzdeki kaleye atılacak golleri düşünmeye başlıyoruz.

Bu arada tribün kendine bir eğlence ararken bir düşman kazandı. Burası gerçekten komik; ama anlatması zor... Kemer Tekirova'nın bir atağında ceza sahası içinde çaprazda topla buluşan genç forvet kaleye şut çekti va top yan ağlarda kaldı. İçeride boşta bekleyen takım kaptanı Alican, genç takım arkadaşını sert bir dille haşladı. Kale arkasındaki Bodrumsporlu taraftarlardan 2-3 tanesi de, rakip de olsa genç oyuncuyu kollama moduna girdi ve ayaklanarak Alican'a ''Ne bağırıyorsun çocuğa'' isyanına kalkıştılar. Alican 'Size ne lan'' şeklinde bir cevap verince (ve mimikleriyle ortamı kızıştırınca) tribünün geri kalanı da olaya dahil oldu. Dahil olunan olay defalarca tekrarlanan bir şekilde tam olarak şuydu; Kemer atak yapar, Alişan forvet oyuncusu olması nedeniyle kaleye doğru (haliyle tribünün önüne doğru) koşu yapar, tribüne yaklaşır, tribün Alişan'a küfür etmeye başlar, pozisyon sona erince Alican tribüne karşılık verir. Bir sonraki pozisyonda uğultu biraz daha artarak aynı olay bir kez daha tekrarlanır.

İkinci yarıda da Alican duran toplarda savunmasına yardım geldiğinde aynı silsile tekrar yaşandı. Fakat bu sefer iş, herkesin eğlendiğin bir duruma geldi. Alican'ı bile gülerken görmek mümkündü. Hatta bazı yaratıcı küfürler, kale arkasında ısınan Tekirovalı yedekleri bile güldürdü. Ya gerçekten çok klas küfürlerdi, ya da onlar da kaptanlarını pek sevmiyordu.

Bu arada maç ilk yarının tersine döndü. Kemer ekibi iki gol attı ve maça ortak oldu. Biz yine golleri uzaktan izlemekle yetindik. Goller gelince Alican'ın ve Kemer'in hırsı da arttı. Fakat son bölümü Bodrum iyi oynadı. BAL'dan yeni çıkan bir takım olmasına rağmen panik yapmadı, skoru korumasını bildi. İleride Mümin top tutan ve takımı hızlı atağa çıkaran isim olarak parladı. Ve çok yoruldu. Bir pozisyonda tribünden biri, topu biraz tutup, hemen akabinde geriden gelen arkadaşına pas veren Mümin'e ''Mümin geçsene oğlum topla içeriye, ne dolandırıyorsun' diye bağırdı, Mümin de gayet alttan alarak 'Dur be abi, biraz sakin' dedi. Gerçekten Mümin'in tanıdığı bir abisi miydi yoksa tribün-futbolcu ilişkisi her zaman bu kadar içiçe mi test edemedik. Bunun için bir-iki maça daha gitmemiz lazım ama o da yakın zamanda mümkün değil.

Deplasman takımını alıcı gözle izlemedik ama Bodrumspor'un oyuncularına iyi baktığımı düşünüyorum. Hiçbirinin adını maçtan önce bilmiyordum. Formalarda isim yazıyordu ama o da kale arkasında olmamız nedeniyle faydalı olamadı. Buna rağmen tribündekiler hemen her futbolcuya seslenerek isimleri öğretmiş oldu. Sezon başında neredeyse tamamen yenilenen ve iç sahada henüz 4. lig maçına çıkan bir takım için bu kadar bağ kurulması takdir edilesi.

Mümin bir gol atsa da ve çok çalışsa da benim en beğendiğim isim, - sanırım kaptanlık pazubandını da takan- Erkan oldu. Orta sahanın her yerine yetişti, top kaptı, top taşıdı. Oyuna ikinci yarıda giren Yasin'in enerjisi ayrı bir övgüyü hak ediyordu ama kendisi çok fazla top kaybetti. Buna rağmen enerjisi tribünün hoşuna gitmiş olacak ki sık sık alkışlandı. Mehmet Bağlı 22 yaşında ama sahadaki duruşu çok olgun. Belki de genç oyuncuların bu olgunlukla sahada yer alması skorun 3-3'e gelmesini engelledi. 3-2 biten maç sonunda Tekirova sezonun ilk yenilgisini yaşadı. Bu da ne kadar önemli bir galibiyet olduğunun göstergesi.

Sezonun geri kalanında takımın alt sıralara çok yaklaşmayacağını tahmin ediyorum. İç sahada da kolay kolay yenilmez. Bu da ilk sezonda iyi bir başarı sağlanması demek. Takipte olacağız.

Cumartesi, Ağustos 22

Semtte Tarihi Gün




Bodrumspor 3. Lig'de oynayacak bu sezon Daha önce de oynamıştı (20 sene önce) ama maçlarını kendi beldesinde değil. Milas'taki stada gitmişler. Şimdi hasret sona erecek. Sezonun ilk haftasında rakip Derince Belediyespor... Bu ara yolumuz düşerse stadyumda bir maç izlemeyi amaçlıyorum ama bakalım. Altıncı haftadaki Kemerspor maçı olabilir. 

Cuma, Ocak 10

Bodrum Hakimi


Overrated ikilinin yetersiz filmi.

Nedense halkımız bu filmi de çok sevmiş. İçinde Bodrum var diye izlemem gerektiğini hissettim. Yoksa izlemezdim. Keşke izlemeseydim. Hikaye gerçek bir olaydan alınmış. Türküsü falan da var. Onları okumak, dinlemek daha ilgi çekici.

Cahit Berkay bile kurtaramıyor.

Bugünkü dizi sektörünü anlamak için bu tarz filmler önemli. Kadir İnanır bakıyor, Türkan Şoray bakıyor, arada karizmatik sahneler, heyecanlandıran müzik.. Hikaye mi? Ağlatıyorsan sorun yok.

Cuma, Ocak 3

Salı, Aralık 24

Başkandan Harika Üçlük




Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon....

Gönderen yine Refet... Yoksa farkında olmayacaktık. Zaten bana ne Kocadon'dan... "Belediye başkanı bile üçlük atan beldenin spor kulüpleri amatörde yaşam mücadelesi veriyor" diyerek mesaj vereyim en azından.

Salı, Aralık 3

Hep Oyunlar Senaryolar


Kralın takımı Muğlaspor.... Bodrumspor, marina işçilerinin takımı...

Bu sene Bölgesel Amatör Lig'de heyecan var. Bodrumspor 3.sırada ama atkı takan başbakandan korkacaksın.

Çarşamba, Kasım 27

Bodrum'da Kış



Tamam hava yine ılıktır, çok soğuk olmaz, kıçınız donmaz, hatta 2 ayda birkaç gün dışında ısınma derdiniz bile olmaz ama kasım ayının başıyla beraber mayısa kadar bu tip manzaralar görebilirsiniz.

Altyapısı fena çökmüş durumda. Yazın duruma göre 2 milyon insanı aynı anda ağırlayabilen belde, kışın bir yağmura teslim oluyor. Köyde birinin dediğine göre Rize'den sonra en çok yağıuş düşen yermiş. Olabilir. Olmayabilir de. Ama insanın orada yaşamasını zorlaştırıyor. Elektrikler kesik, yollar kapalı.

Çevremdeki insanlar arada niyetleniyor ve bana soruyor, "Bodrum'a taşınalım mı"?

 Cevap vermek zor. Çok sevdiğimi bilmeyen  yok ama yaşam bazen çok zor. Hele İstanbul'a alışmış biri çok zor.

Böyle yazınca da, tam da belediye seçimleri öncesi, siyasi propoganda gibi oldu. Şu anki belediye başkanı DP'den seçildi ama geçen aylarda partiden ayrılmıştı. Sanırım bu seçime CHP'den girecek. 

Bu posta da kesin Mustafa yorum yapar amk, "Çanakkale'de böyle şeyler olmaz" falan der. Boş yere malzeme verdik...

Cuma, Nisan 26

Bodrum-Selçuk Yolu



Bodrum-Selçuk yolu dünyanın en güzel yolu olabilir. Çok ciddiyim. Gerçi bana kalırsa Selçuk-Bodrum yolu daha güzel. 

Bu etabı bir Türk sporcunun kazanması da daha güzel oldu.

Cuma, Ekim 19

48


Bu Gangnam videolarını sevmiyorum. Sevmemek demeyelim de ilgilenmiyorum. Djokovic'inki hariç. O da zaten Gangnam'dan öte Djokoviç ile alakalı. 

Bu da Bodrum'dan, ilk 30-35 saniye sanki bir Deplase Keyifler. Arkasından Gangnam. Turgutreis'te bir düğün. Sanırım belediye başkanının evladı evlenmiş. Allah mesut etsin. 

Bodrum gerçekten çok başka bir yer. Herkes yaşadığı yer için bunu diyebilir ama burası gerçekten başka. Anadolu'da bu kadar kendi halinde yaşayan, boşlukta olan , kafası rahat olan başka bir halk yoktur. Herkes, her daim kafası güzel. Bu video da bunun örneği. Uğraşmışlar böyle bir şey yapmışlar.  Kimin aklına gelir, aklına gelen niye dışa vurur, diğerleri niye kabul eder?

Dünya Savaşı'nda mermi sıkmayan, İtalyanlar gelince "siz takılın" diyen, savaş bitince yine mermi sıkmadan İtalyanlara "abi savaş bitti, siz evinize gidin artık" diyen bir halk. Çok farklı tarz, hayata bakış çok farklı.. 

Videonun en güzel tarafı da, özlediğim sokakları, denizi görmem...


Pazartesi, Eylül 24

İstanköyaltı Bodrum


Seneler önce okuduğun kitabı, seneler sonra bulup bir daha okumak. Ailenin fotoğraf albümünü bulmak gibi bir şey.

İlk okuduğunda ne düşledin, ikinci okuduğunda ne yaşamıştın?

Cumartesi, Ağustos 4

Eskisi Gibi Olmaz


Burası Bodrum'da bir yer


Bodrum bugün çok değişti. Biz en güzel yıllarını yaşadık. Bunu tekrar tekrar söyleyebilirim. Bodrum bugün zıvanadan çıktı. Biz eski Bodrum'u arıyoruz, özlüyoruz. Değişimin, gelişimin olacağı belliydi. Ama bu kadar kötü olacağı belli değildi.

İsmet Noanan (Cevat Şakir'in kızı)

Bodrum'u çıkar, yerine Akyarlar'ı koy; 5 sene sonra aynı cümleyi ben kullanırım.

1990'ların sonundaki Akyarlar > Vaadedilen cennet



Burası Akyarlar. İğrenç oteli göstermiyorum.