hakan şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakan şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 17

Bir Ankara Gecesi



Bu golü hatırlıyor musunuz? Ben hiç unutmuyorum. Şimdi nereden aklıma geldi onu da bilmiyorum. Milli takıma dair hayatımdaki en güzel 10 dakikalardan biriydi. Aslında aklı yetenler o günü daha kötü hatırlar. Gerçekçi bir gözle bakıldığı zaman eleştirilecek, isyan edilecek bir gündü. Fakat 6-7 yaşındaki bir çocuk için kusursuz bir heyecandı.

Sene 1992'ydi. O zamanlar Türkiye'nin futbol takımı zar zor kazanan, hatta sıklıkla kaybeden, Avrupa'nın en zayıflarından biriydi. Ondan daha zayıfı San Marino gibi takımlardı. 1994 elemelerinde de rakiplerimizden biri San Marino'ydu.

Grubun ikinci maçında onlarla karşılaşacaktık. 29 Ekim'den bir gün önceydi. Cumhuriyetçi düşüncenin zirve yaptığı yıllar olduğu için coşku tavandaydı. Öncesinde bir milli maç, sonrasında milli bayram... Üstelik milli mücadelenin sembolü bir başkentte, banko kazanılacak bir maç...

Fakat beklendiği gibi olmadı. San Marino, tarihinin ilk deplasman golünü o maçta attı. Karşılaşmanın 85. dakikasında skor 1-1'di. Ondan sonra Orhan Çıkrıkçı'nın golüyle 2-1 öne geçtik. Golden sonra tribünler rahatladı ve meşalaler yandı. O meşaleler sönmeden Hakan Şükür bir gol daha attı.

İşte bu gol, o gol! Bir stadyumun en güzel anında gelen çok güzel bir gol. Belki de öyle değildi ama ben 7 yaşındaydım. Maç gündüz başlamıştı. Hava aydınlıktı. Gol atılırken karanlık çökmüştü. Sonra bir gol daha attık; Hami Mandıralı ile. 4-1 kazandık.

Çok güzel bir gündü... Çok güzel bir takımdı....

Pazartesi, Temmuz 6

''İdmanda Hepiniz Pele'siniz"



Four Four Two'daki Mehmet Güven röportajı şahane. 'Okuyun' diyeceğim ama mayıs sayısında kaldı. Ben de yeni okudum. Yine de bulursanız göz gezdirin. Röportajı tabi ki yine Hilal Gülyurt gerçekleştirmiş. Mehmet Güven özellikle Galatasaray günlerine ve neden başarılı olamadığına dair açıklamalar yapmış. Benim röportajda takıldığım yerse başka oldu. Futboldaki en büyük ilgi alanım; papazlık konusuna dair satır arasında kalmış bir anı:

"Hakan Şükür sinirliydi ama belli etmezdi. Bir gün antrenmanda ona üst üste çalım attım, Nonda da güldü. Hakan abi sinirlenip ''İdmanda hepiniz Pele'siniz, maçta kimse yok'' diye bağırdı."

Muazzam bir sahne. Gözümün önüne getiriyorum. Genç Mehmet Güven, çalımlar atmış,biraz gururlu ama kesin çokça mahçuptur. "Hata mı yaptım acaba" diye geçirmiştir içinden. Diğer tarafta gülen bir yabancı oyuncu, Nonda.. Takımın en büyük papazının karizma yerlerde. Tam o anda öyle bir cümle kurması gerekiyor ki; hem ortamı değiştirecek, hem karizmasını konuşturacak, hem gençlere gaz verecek, hem takımı sahiplendiğini gösterecek. "İdmanda hepiniz Pele'siniz, maçta kimse yok" cümlesinden daha iyisi aklıma gelmiyor.

Hakan Şükür, çok zeki bir adam. Çok ayrı bir karakter. Futbol oynarken mesafeliydim ama hem kendi özel hayatımda ilerledikçe hem de o bıraktıktan sonra geride kalan futbolcuları gördükçe, her geçen gün saygım daha çok artıyor.

Perşembe, Ağustos 8

Uluslararası Kariyer




Geçtiğimiz aylarda Galatasaray Dergisi'nde Turgay Şeren'in jübilesi ile ilgili bir çalışma vardı. O dönemin gazetelerinde yazılan yazılar derlenmişti yanlış hatırlamıyorsam. Bir ifade çok ilgimi çekti. Turgay Şeren'in Türk futbolunu aşan uluslararası kariyerini anlatabilmek için, dünyanın 19 başkentinde sahaya çıktığı yazılmıştı. Daha önce hiç bu açıdan bakmamıştık futbolculara.

Doğru ya; çoğu alt kesimden gelen, normal hayatları devam etse yurtdışına çıkmaları bile mümkün olmayan  gençler, yetenekleri sayesinde futbolcu olup, dünya başkentlerinde sahne alıyordu. Gösterilerini sunuyor. Ünlü şarkıcılar, rock grupları, danşçılar vs. gibi.. Fakat tabi biz atlıyoruz. Olaya daha önce hiç bu açıdan bakmamıştım. Onur verici bir şey olsa gerek.

Ben de gaza gelip, bizim dönemin en kariyerli futbolcusu olan Hakan Şükür'e göz attım. Kaç tane başkentte sahaya çıkmıştır diye.. Zor oldu. Üşendim. Alt yaş kategorilerini ve hazırlık maçlarını dahil etmedim. Ortaya 29 rakamı çıktı. Doğru da olmayabilir.

Eh tabi ki bir Türk futbolcusu için ilk başkent deneyimi Ankara oluyor. Bu 29 şehir arasında Ankara da var.

Hakan'ın ilk yurtdışı başkenti; 1992'ye denk geliyor. Lüxemburg, Roma ve Londra'da sahaya çıkıyor.

1993'te CL maçında Moskova'ya, milli takım için ise Oslo'ya gidiyor.

1994'te Budapeşte ve Bern. İkisinde de gol atıyor. 1995'i ise boş geçiyor.

1996'da Paris, Brüksel ve Cardiff'te sahaya çıkıyor.

1997'de Prag ve Amsterdam. Bu iki senede de gol atamıyor. 1998'de ise maça çıkamıyor.

1999 sayının en fazla olduğu sene... Viyana, Berlin, Dublin, Helsinki, Belfast, Kişinov.

2000 Kopenhag ile başlıyor, Bakü ve Üsküp ile Osmanlı kültürüne selam çakıyor.

2001 sadece Bratislava, 2002 sadece Seul. Ama ne Seul...

2003 Sofya ve Vaduz

2005'te Kiev

2007'de Atina ve Saraybosna ile bitiriyor.

Hayatı boyunca 29 şehir bile görmemiş ben... 29 başkentte sahaya çıkan bir futbolcu. Üstelik bazıları birden fazla. Gerçekten kıskanılacak bir durum. Hakan Şükür'ün kariyerini okumak için iyi bir başlangıç olur. Kariyerinin 29 harflik alfabesi.


Salı, Nisan 20

Kim Attı Kral Attı



Hakan'a aşık olduğumuz, Hagi'ye taptığımız yıllardan. Hagi'ye hala tapıyoruz o ayrı.

20 Nisan 2000. 10 sene önce Leeds'den çıkarken. İkinciyi düzeltiyor, üçüncüde çakıyor. Yaşımız henüz 15.

Salı, Şubat 23

Guiza Üzerinden Hakan Şükür


Guiza olayı sadece Fenerbahçe tribünün olayı değildir diye yazdım yaklaşık 1 saat önce. Onların tek farkı, stadyumlarını bizden 10 sene önce yenilemeleri ve tribün kültürlerinin o 10 sene içinde değişmesi. O konuyu kapatıp buradan; Metin Oktay'ı göremeyen kuşağın gördüğü en iyi santrforuna gelelim.

Guiza büyük beklentiyle geldi Türkiye'ye. Beklenti büyük olunca, tribünün bu kadar taşmasının normal olduğu söylenebilir. Ama aslında Guiza'nın Hakan Şükür'den farkı pek yoktu.

Gol vuruşu aynı, hatta Guiza'nın aşırtmaları falan Hakan'ın atamayacağı türden. Burada Hakan hava topları hakimiyetiyle Guiza'nın önüne geçer. Ama çabalamalar, araya kaçmalar, defansı zorlamalar hemen hemen aynı sayılabilirdi Hakan ile. Futbol özelliklerini boşverelim yine de, ikisi de Türkiye'nin en büyük 2 kulübünde santrfordu. İki 9 numara; Guiza ve Hakan

Hangi Hakan? 1992'de Galatasararay'a Bursaspor'dan gelen 21 yaşındaki Hakan.

Hangi Guiza? Euro 2008 sonrası La Liga'dan Fenerbahçe'ye 14 milyona gelen Guiza.

Bu yazının sebebi Hakan'ın maç yazısının başlığıdır: Guiza Oyundan Çıkmamalıydı

Bu başlığı görünce ""acaba Hakan kendisini mi düşündü diye sormadan edemedim. Eski topçuların yazarlık yaparken, meslektaşlarını yorumlarken kendi futbolculuk günlerini akıllarına getirirler mi? Yoksa askerdeki devrecilik gibi midir? Ben çok eleştirildim, şimdi ben eleştireceğim herkesi. Biz de alt devreyken yaşadık bunları.

Hadi sözü yine Galatasaray'ın çok defa sokulduğu vefa sınavına bağlayalım. 2010 yılında Kadıköy'de Guiza'yı ağlatan kitle, 1992'de Sami Yen'de olsaydı Hakan Şükür şimdi nerede olurdu?

Yine de kabul edelim, dünkü olayda 2000lerde Kadıköy'de değişen tribün kültürüne pay çıkarsam da Fenerbahçe'nin genelde ruhunda yer alan bir sabırsızlık olduğu, en azından 1990larda, gerçektir. Yani 2010 model Fenerbahçe ile 1990 model Fenerbahçe arasındaki fark ,değişen somut koşulları düşünmezsek, en temel noktada fazla olmayabilir. Aradaki 20 sene farklıdır ama. Stad yenilenmiş, gruplar kalkmış vs... Ama herkesin içinde aynı duygular olabilir.

Hakan Şükür idmanlarını Florya yerine Derağzı'nda, maçlarını Sami Yen yerine Kadıköy'de oynasaydı, Hakan Şükür şimdi nerede olurdu?

Hayat tarzları çok farklı. Guiza, geceleri İstiklal'de midye dolma yiyor. Hakan ise muhafazakar bir kesime örnek olma çabasındaydı. Ama özlerinde ikisi de aynı duygusallığa sahipler. En azından bizim maçlarda gördüğümüz buydu.

Haftalar boyunca gol atamayan Hakan Şükür'ün gol orucu haberlerini hatırlarım hala. Ve inadına, Terim her zaman oynatırdı. Sene 1997-98 yani. Artık 21 değil, 27 yaşında Hakan. Ama hala ağlamaya meyilli. Hala küsmeye meyilli. En ufak tepkiden sonra "kırgınım" diyeceğini hissediyorduk. O yıllarda tribünde olmadığım için çok da kesin konuşamıyorum ama ara sıra tepki olduğu da söylenir abiler tarafından (sor abilerine anlatsın). Sanırım o tepkiler Tanju'nun bitiriciliğini görmüş kuşak tarafından geliyordu. Nasıl ki bizim kuşak da şimdi Hakan'ın hareketliliğini gösteremeyen Nonda'yı ıslıklıyorsa.

Konu Guiza, Daum veya Fenerbahçe tribünü değil. " Guiza'nın oyundaki duygusal hali, çıktıktan sonraki gözyaşlarıyla birleşince, yaşamış olduğu duygular bizleri de açıkçası çok etkiledi." yazan eski Kral, Hakan Şükür'dür konu.

Eski değil hatta, yeni Kral Hakan Şükür. Çünkü, şimdi Galatasaraylılar Guiza için nasıl Emrah diyorsa, eskinden de Fenerbahçeliler Hakan'a "Şaban" derdi. Galatasaray'a 3.defa döndüğünde yani 32 yaşındayken anca Kral olarak kabul edilmişti Hakan.

İşte o Hakan, bu duygusal buhranları yaşayan Hakan, rüştünü anca 32 yaşında ispat edebilen Hakan, gol kaçırdığında stadyumdan yükselen her uğultuda kafasını öne eğen Hakan, ama her maç oynayan Hakan, her maç tribünlerin ona "Hakan gol gol gol" diye bağırdığı Hakan, en kötü zamanında bile Galatasaray'a dönebilen Hakan ve bunca şeye rağmen yine de formasını giydiği camiaya "kırgınım" diyen Hakan, acaba dün Guiza'ya yapılanları görünce o süreçleri hatırlamış mıdır?

Şu anda kırgın olduğu camia yerine, babasının tuttuğu takım Fenerbahçe'ye transfer olsaydı ve aynı golleri orada kaçırsaydı (tıpkı Guiza gibi) futbolu nerede bırakabileceğini hiç düşündü mü? Hayatı boyunca hiç aklına gelmediyse, en azından dün düşünmüş müdür?

Guiza'ya üzülen Hakan, kendisini onun yerine koymuş mudur? Yoksa "Guiza yabancı o kadar para alıyor ama ağlıyor, biz Türkler paramızı alamazdık, ama yine de ağlamazdık" mı demiştir?

Perşembe, Aralık 31

Niye Başka?


"Tabii ki futbolcu hocasıyla görüşür, izin alır. Ben İngiltere'de lig oynanırken, hocama "kafamı toparlamam lazım" dedim, 1 hafta izin verdi gittim. Ama bu başka."

Elano ve Kewell için..

Perşembe, Aralık 17

Hakan Linderorth


"Diğer bir söylentiye bakılırsa Galatasaray Linderoth'u da göndererek yabancı kontejanında yer açmayı planlıyor. Ancak bu konuda Linderoth'un nasıl ikna edileceği merak konusu."

İnsan herkesi kendisi gibi sanmaması lazım. Biri "git" derse diğeri "hayır kalacağım" demez illa. En azından her Hakan bunu demez.

Çarşamba, Kasım 18

Göndermek


"Galatasaray'dan ayrılırken en son şampiyon olduğumuzda soyunma odasında arkadaşlarıma "Beni buradan şampiyon olarak uğurlayın" dedim."

Soru: E be Kral, e be Kaptan, e be golcü, e be 9 Numara, madem şampiyon olarak uğurlanmak istedin, o zaman seni şampiyon olarak uğurlamak isteyenlere niye kırıldın?

Cumartesi, Kasım 14

Prim Krizi

Önce Euro 2000 esnasında yaşanan prim krizinin hatırladıldığı 2003 yılı bir heber verelim. Keza 2003 yılında, yani bundan tam 6 sene önce oynanan Letonya eşleşmesinin ilk maçında Şenol Güneş Hakan Şükür'ü 18'e almayınca bazı dedikdoular çıkmıştı. Hakan'ın hoca ile prim pazarlığı yaptığı, o nedenle kadro dışı kaldığı iddiası ortaya atılmıştı. Bu olay yalanlanırken eski defterler açılmıştı. İşte o eski defter:

"MİLLİ Takım'daki prim krizinin bir benzeri, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy'un çabaları sonucu çözülmüştü. Ulusoy, 2000 Avrupa Şampiyonası öncesi, finallere katılmaları halinde ay yıldızlılarae jeep sözü vermiş, sözler yerine getirilmeyince de huzursuzluk başlamıştı. Haluk Ulusoy, yapılan eleştiriler karşısında verdiği sözü 3 yıl sonra tutmuş ve kendi cebinden ödediği paralarla aldığı jeepleri millilere vermişti."

Hemen yorum yapmadan bugüne gelelim. Beşiktaşlı futbolculara, FB galbiyeti için prim verilecekmiş. Yani derbiyi kazanınca. Yani benim 7 yaşımdan itibaren sürekli şahit olduğum bir şey. Derbiyi kazan, primi kap. Benim şahit olmadığım milli takımda yapılması. Neyse geçelim ve Kral bu olay için ne demiş onu yazalım:

"Bu takımın işi, ait olduğu camiayı mutlu edecek sonuçlar almak değil mi zaten? Belki bazı ekipler için itici bir güç olabilir, ama temelde yanlış. Zaten lige kötü başlamışsın, yarışa yeni dahil olmuşsun. Avrupa’da kötü sonuçlar almışsın. Bu camiaya iyi anılar yaşatmamışsın. Kötü sürecin iyiye dönmesi için bu maçtan daha büyük bir fırsat olabilir mi? Primi ortaya atanlar büyüklük yapmış, ancak Beşiktaş kadrosunun, derbide elinden geleni yapması için özel prime ihtiyacı yok. Üstelik ekstra prim, bazen ters tepebilir, futbolcuları gerebilir. Çok şey verme çabası, hiç bir şey verememek olarak size geri dönebilir."

Pazartesi, Kasım 9

Eksilince Çoğaldılar


Bugün biraz nostaljik takılıyoruz. Yukardaki başlık bugün Hakan Şükür'ün yazdığı maç yazısının başlığı. Ama bu başlık aynı zamanda yıllar evvel Galatasaray Dergisi'nde yer almıştı. Umarım yanlış hatırlamıyorum. Ama başlığın iki kelimesi de eksilmek ve çoğalmak fiilerinden türetilen kelimelerdi. Emre Atasoy (ich) yazmıştı.

O maç 1992 yılında oynanmıştı. Şimdi köşe yazarı olan Hakan Şükür, o sene İstanbul'daki ilk senesindeydi. Bizi son defa şampiyon yapan Kalli o sene ilk defa İstanbul'daydı.

Gündüz maçıydı. Sami Yen'de oynanmıştı. 9 kişi kalmıştık. Hakem ise eskiden bizi sürekli sahada yakan, şimdi ise MHK Başkanı olan Göztepeli(!) Oğuz Sarvan'dı. Ben ilkokul 1'e yeni başlamıştım, teyzemlerde veya dayımlarda radyodan dinlemişti. Czyio son dakikada gol atınca 9 kişiyle galibiyeti kaçırmış olmuştuk. 7 yaşındaki bir çocuk için çok iyi bir hayat dersi. İlkokul 1'deki hiçbir dersin hayata bu maç kadar katkısı olmamıştı.

Bu arada Hakan'ın yazısı okurken, keşke o maçtan, 17 sene evvelden bahsetseydi diye düşündüm. Ama biraz da özeleştiri yapalım. Hakan öyle bir şey deseyedi, belki yine "bak yine kendini öne çıkarıyor" falan derdik. 1992-93 de güzeldi be..

Pazar, Eylül 27

Hakan'ın köşe yazısı

Hakan Şükür bilindiği üzre Fanatik gazetesinde yazmaya başladı. Hayırlı olsun ne diyelim... Bir şekilde devamlı olarak piyasada kalma, işin içinde olma arzusu var Hakan'ın. Yalnız Antalya maçından sonra yazdığı yazı çok tuhafıma gitti. Babamın Fenerbahçesi diye bir yazı. Ben Sermet Bey'le evde tartıştılar, şu oynasın bu oynasın diye, Daum'un sürdüğü 11 ile mutabakata varamayan Sermet Bey'in evde televizyon başındaki hezeyanlarını yazacak sandım. Yazının başında "babamın memnun olacağı şeyleri mi söylemeliydim" demiş, yazarlığı için. Yani 15 sene Galatasaray'da oynamış hem de ne oynamış bir adamın hala köşe yazısında Fenerbahçe eleştirisi yapması Sermet Bey'e batıyorsa baya garip. Çocuk zaten zamanında yapmış hatayı, engel olamamışsın, bu saatten sonra Fener'i eleştirse ne olacak... Şaka tabi, niye hata olsun Galatasaray'da oynamak. Yazının sonu da hikaye kitabı tadında bitiyor. Babamın Fenerbahçesi de babam da çok mutluydu... Çok iğreti geldi bana Hakan'ın köşe yazarlığı, umarım alışırız zamanla.