irlanda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
irlanda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ekim 29

Jump

 


Tek geceye sıkışan filmlerden biri. Bir yılbaşı gecesinde hayatları kesişen beş-altı kişinin hikayesine bakıyoruz.

Süresi çok iyi. 80 dakikalık çıtır bir film. Hızlı, akıcı. Biraz fazla heyecanlı olmuş. Aksiyonu daha az, draması daha çok olsaydı, güçlü bir filme dönüşebilirdi. Bu haliyle çerezlik bir filmden öteye geçmemiş. Oysa baş karakter Greta'nın köprüden atlamayı düşündüğü sahne ile başlayan film, biraz daha melankolik ve psikolojik olabilirdi.

Bu sayede uzun bir aradan sonra bir İrlanda filmi izledik. Derry şehrinin sokakları da bize eşlik ediyor. Film bir yılbaşı akşamını anlatıyor. Sokaklar da ışıl ışıl. Fakat sonradan öğrendiğime göre, çekimler Cadılar Bayramı döneminde gerçekleştirilmiş. Derry de Avrupa'da Cadılar Bayramı'nı en görkemli kutlayan şehirmiş.

Her gün yeni bir bilgi...

Perşembe, Ağustos 30

In the Name of the Father



Öncelikle film bir karizma şöleni... Daniel Day Lewis aslında nispeten çirkin bir surata sahip. Yani o surat başka birinde olsa sokakta dolaşırken pek şansı olmazdı. Fakat aynı yüz hatları Lewis'in karizması ile birleşince bir ikona dönüşüyor işte. Diğer yandan Pete Postlethwaite da ilginç bir surata sahip ama oynadığı filmlerin çoğunda canlandırdığı karakterleri karizmatik ve kült bir figüre dönüştürmeyi başardı.

Bunların hepsinin altında muhakkak oyunculuk yetenekleri de barınıyor. İkisi de çok büyük isimler. Lewis'i anlatmaya zaten gerek yok. Oscar tarihini altını üstüne getirdi. Bu filmdeki rolü, ona ikinci Oscar adaylığını getirmişti. İzlemediğim bir filmin oyuncusuna geçildiği için (Philadelphia / Tom Hanks) şu an bir şey demiyorum ama bence burada da alabilirdi. Pete Postlethwaite ve Emma Thompson da sadece adaylıkta kaldı. Yönetmen Jim Sheridan ve filmin kendisi de... Herkesin canı sağolsun. Akademiden ödülsüz dönmek bir gerçeğin üstünü örtmez; gayet güçlü bir film.

Yıllar evvel bir arkadaşım çok önermişti ama bir türlü altyazı bulamamıştım. Haliyle süreç uzadıkça uzadı. O tavsiye de aklımda yer etti. Zaten film övgüsünden ziyade, kendisini ne kadar etkilediğinden dem vurmuştu. O kadar kolay etkilenen, duygusallaşan biri değildi. Duyunca şaşırmıştım ama hak vermemek elde değil.

Konu biraz yerel gibi gözüküyor. IRA ile hiç bağı olmayan bir gencin, İngiltere'de yaşanan bir patlama yüzünden suçlanması ve hayatının alt üst olmasını anlatıyor. Eh IRA, toplumda yolunu kaybeden işçi sınıfı çocukları, İngiltere hukuku ve bürokrasi; hepsi birleşince sanki hiç bizim olayımız değilmiş gibi.... Film sitelerinde, sözlüklerde filmin altına yorum bırakanlar İngiliz devletinin ne kadar hukuksuz, ahlaksız, acımasız olduğundan falan bahsediyor mesela.

Oysa gayet evrensel bir olay var aslında. Evrensel demeyelim gerçi. Herhalde mesela bir İzlandalı hayretlerle izlemiştir filmi. Gerçi nedense hayretle izleyen ve küfür kıyamet yorumlarını eksik etmeyen Türkler de var. Demek ki insan bir olgudan uzak olmak isterse olabiliyormuş.

Tabi filmin tüm siyasi, politik mesajları ve meselesine rağmen her şeyin altında bireysel ihtirasların yattığını da görebiliyoruz. İnsan denen mahluk bir hippi kızı sevdiği için bir insanın tüm ailesini perişan edebilir. Veya makam, para, ün aşkı başka şeyleri göz ardı edebilir. Filmi sadece buradan okuyunca baskıcı ve haksız politikaları da ıskalamış olabiliriz. Zaten öykünün en can alıcı kısmı sonunda çıkar. Haksız yere içeri atılan gençler 15 sene sonra dışarı çıkarlar. Onları haksız yere içeri atanlar da yargılanır. Zannedersiniz ki dünyada bir umut ışığı yanacak. Bu kötü olay, benzerleri olmaması adına bir örneğe dönüşecek. Fakat bile isteye tüm gerçekleri saklayıp insanların hayatlarını zehir edenler birkaç sene içinde beraat ederler.

Herhalde buna benzer hisler uyandıran; yani uzakları izleyip kendi evimizle benzerlikler kurduğumuz bir diğer film de La Battaglia di Algeri'ydi. Fakat In The Name of the Father'ın daha insani, daha bireysel ve daha duygusal ve belki de tüm bunların birleşimi sayesinde daha güçlü olduğunu söylemek lazım. En azından Sheridan'ın filminde şöyle bir sahne var. İyi - kötü tüm duyguların zirveye çıktığı bir iki dakika...

Bu arada hapishane duvarında yer alan 1968 Benfica - Manchester United finali atkısı da gözlerden kaçmadı. Zaten duvarlarda yok yoktu...

Cumartesi, Mayıs 3

The Wind That Shakes the Barley




Filmi izleyip içi sızlamayan bizden değildir..

Tabi "biz" kısmı her konuda olduğu gibi yine muamma... Şimdi son 1 senede de benzeri oldu ülkede; "bizim taraf"... Bizim taraf iyi hoş ama filmde de görüldüğü üzere "bizim taraf"ın ayrışması çok kolay aslında...

31 Mayıs'ta sokağa çıkacaksanız, öncesinde bu filme bir bakın...

Salı, Eylül 17

The Guard



In Bruges ve Seven Psychopaths'ın yaratıcısı Martin McDonagh yalnız değilmiş. Bir kardeşi varmış ve o da yazıp yönetiyormuş. 2011 yapımı The Guard bu filmlerden. In Bruges'dan tanıdığımız Brendan Glesson bu filmde başrolde..

Keyifli, eğlenceli bir film. Ama John Michael McDonagh, Martin'e göre biraz geride kalmış sanki. Araya serpilen espriler keyifli, ama film oldukça ağır ilerliyor. 

Irkçı esprilerin sayısı oldukça fazla; hassas ve idealist izleyiciyi rahatsız edebilir ama filmin içinde, gelmesi muhtemel eleştirilere cevap verilmiş zaten;

I am Irish, racism is a part of our culture

Bazı filmler cumartesi akşamı filmidir. Çok yormayan, sıkmayan, ikinci defa izlemeye gerek duymayacağın ama kalabalıkta dağılmadan keyfili bir akşam geçirebileceğin filmler... Bu onlardan biri. Başka da özelliği yok açıkçası..

Salı, Nisan 3

My Left Foot




Film fena değil. Yani böyle filmler hakkında kötü konuşmak istemiyorum ama benim tarzım değil. Senaryodan yana bir durum. Senaryo, kitaptan uyarlama tabi ki. Adam yazar.

Ama herşey bir yana, bir yönetmen Jim Sheridan ve oyunculuk Daniel Day Lewis başarısı var. Hatta yan rollerdeki abiler kardeşler de çok iyi. Hatta bir tanes Baros'a benzeyen vardı, sempatikti.

İrlanda sinemasının şanına şan katmış bu film. Düşük bütçelinin de düşük bütçelisiymiş. The Commitments ve In the Name of the Father bundan sonra geliyor.

Tabi bu filmin adını duyup da Hagi ile Prekazi espirisi yapmayanı dövüyorlarmış. Biz de yapalım, adet yerini bulsun.