mehmet topal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmet topal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Temmuz 16

Hayal Kırıklığı: Mehmet Topal / Hatta Umut Bulut



Zamanında bunu yazdık.

Duygular çok farklıydı o zaman. Malatya'dan, Çanakkale'ye uzanan bir hayat hikayesi 2007 yılında bizimle kesişmişti. Süper star değildi. Forvet değildi, golcü değildi, maç kazandıramazdı, sakindi, tribüne oynamazdı, kavga etmez, sert oynamazdı. Popülist taraftarın sevgisini kazanacak şov adamlarından değildi.

Genel olarak gösterişsiz bir yaşantısı da vardı. Olayı, vukuatı, sorunu, ahlaksızlığı yoktu. Futbolu fena değildi ama ben beğenmiyordum. Sakatlanıp sezonu kapattığı maçta sarı kart görüyor, yerdeki topu havada arıyordu. İlk 11'de yer bulamazdı bence. Takımla, kulüple, tribünle ilişkisi de bu yüzden gittikçe soğuyordu. Herkes seviyordu, saygı duyuyordu ama 2008'deki şampiyonluk getiren kıvamına hiç yükselemedi.

Herkes onu bir kenara koydu. Ne yapacağı merak konusuyken, o Valencia'yı, dünya ve Avrupa şampiyonu ülkenin Real ve Barcelona'dan sonra en iyi takımına transfer oldu. Yalnızdı. Tek başına, medya desteği, taraftar uğurlaması olmadan gitti. Malatyalı çocuk, nasıl 14 yaşında ailesinden kopup Çanakkale'ye gidiyorsa, nasıl otobüs parası bulup İstanbul'a geliyorsa aynı tarzda Valencia'ya gidiyordu. Alacağını bırakıp, hellalleşip, herkesin duasını alarak.

Türkiye'nin en ünlü, en güçlü futbolcuları Avrupa'ya giderken 40 kere düşünürken, o korkmadan gidiyordu. Sevdiğimiz Mehmet Topal buydu işte. Bizi de yanıltmadı. Çalıştı, didindi, formayı kaptı, golünü attı.

Ve iki sene geçiyor sadece. Dedikodulara aldırmadım, olmaz dedim, oldu. Mehmet Topal, Türkiye'ye transfer oldu. Galatasaray da olsa Fenerbahçe de olsa başka takım da olsa aynı hisleri beslerdim. Medya, basın, sistemin ekmeğini yiyenler, sistemin kendisi, örnek Türk genci olarak Arda'yı, Emre'yi pompalarken, biz çevremizdekilere, tek başına gavur ellere gidip savaşan, çalışan, ekmeğini kovalayan Mehmet Topal'ı hatta Umut Bulut'u örnek gösteriyorduk.

Sanki milli futbolcu değil de, fakir mahallede büyümüş, mahallenin ortak çabasıyla büyütülmüş, sonra da Almanya'nın yolunu tutmuş, efendi ahlaklı mühendis gençti o. Çok farklıydı. Örnekti.

Arkadaş muhabbetlerinde konu ne olursa olsun adı geçebilirdi. Geleceği için maceraya yelken açabilen, vizyonu geniş, heyecanı, hevesli, kendi ayakları üzerinde durabilen bir rol modeliydi. İşinde iyi olmasa bile herkesin sevgisini kazanıyordu. Herkes onun başarılı olmasını istiyordu.

Bu yaptığı hareket hayallerimizi yıktı. Modelimizi hasara uğrattı. Para için Türkiye'ye döndü. İspanya'da mutlu olmadığını söyledi. Valencia olmasını bir kenara bırak, Akdeniz'in en güzel ülkesinde kim mutsuz olur ki? Biz değil Valencia, Granada'da iş bulsak, burada kazandığımızın azına bile razı olurduk.

Bu sadece bir transfer hayal kırıklığı değil. Bu, rol modelinin hasara uğraması. Yoksa Mehmet Topal, Valencia'da başarısız olsa, kadroya giremese ve öyle Fenerbahçe'ye dönse hala hayranı olurduk. En azıdan denedi derdik, yine bize yol açardı. Yapmadı.

Son paragrafa gelirken yazıyı bağlamak lazım.  Gerek yok ama, sanki hislerimi anlatabildim.  Aynı duygular -kısa süreli gitmiş olsa da Umut Bulut için de geçerli ama o en azından kiralık. Belki seneye daha güçlü döner. Hem zaten o Trabzonlu'ydu ama diğeri Mehmet Topal. Beraber büyüdük, beraber yaşadık. Onun bize yaşattığı hayal kırklığı benim için daha önemli, daha unutulmaz, buraya taşınmaya değer.

Yine de Fenerbahçe de oynasa da Mehmet Topal mutlu olsun, başarılı olsun diyorum. Kimse de onun kötü olmasını istemeyecektir.


Cumartesi, Şubat 18

Anfield'da 45. Dakikanın İntikamı




Gündemde Mehmet Topal. Muhteşem atmış Stoke deplasmanında. Mehmet Topal'ın futbolunu beğenmeyen illa vardır ama kendisini sevmeyen var mı?

Herhalde Fenerbahçe'ye transfer olsa bile kızmam. "Oynasın çocuk, parasını kazansın" derim. Galatasaray'da oynadığı 5 senede o elektriği verdi. Sanırım bunu da herkes kolay kolay başaramaz.

Galatasaray'da oynadığı ilk maçlardan birini yine İngiltere'de oynanmıştı. 1 ay önce Dardanelspor'da oynarken artık Anfield'da Liverpool'un karşısına çıkıyordu. Sürpriz bir şekilde lk 11'deydi. Ama o maç onun için 45 dakika sürdü. Oyundan alındı Gerets tarafından.

Maç 45 dakika sürdü ama hikyesi bitmedi. Mehmet Topal'ın kariyerinin kırılma maçlarından biri. Üstelik kötü anılsı olan bir maç. O gün genç Mehmet Topal'ın futbolculuğu tartışıldı, Galatasaray için yetersizliği konuşuldu. Liverpool Crouch'un 2 muhteşem gol attığı maçı 3-2 kazanmıştı.

Mehmet Topal 2008 şampiyonluğundan sonra bekleneni veremedi. Ben de çok beğenmezdim. Burada yapamıyordu. Gimesi daha faydalı olurdu. Gitti. O da rahatladı. Gidişi Tugay Kerimoğlu gibi oldu. Sessizce, kalp kırmadan, sevilerek...

Valencia'da geçen 1.5 sezondan sonra bu hafta, Crouch ve Mehmet yine aynı sahada buluştu. Mehmet yine 11'de. Yine bir Avrupa Kupası maçı. Bu sefer muhteşem gol atma sırası Mehmet Topal'da. Sanki bizim mahalleden biri, amcamızın oğlu, sevdiğimiz bir kardeşimiz/abimiz gol atmış gibi.

Mehmet Topal Avrupa'ya gitti topa vurmayı öğrendi denilir mi bilinmez ama Tugay Kerimoğlu'nun ''İngiltere'de toplar çok farklıydı, vurduğum gol oluyordu'' demesini de eklemek lazım. İngiltere sahalarında Türk futbolcular atıyor. Old Trafford'daki Arif Erdem'den, bu haftaya kadar.


Salı, Mayıs 18

Çanakkale-Anfield-Esenboğa-Valencia


Başlıktaki 3 yerin Mehmet Topal için önemini herkes biliyor. Dördüncüsü bizim için özel , biraz da utanılacak bir gündü.

2007
yılında Ankaragücü ile Ankara'da bir maç yapmıştık ve 2-1 kazanarak İstanbul'a dönüyorduk. Sabiha Gökçen'e hareket edecek uçağımızı beklerken Galatasaraylı futbolcular da havaalanına geldi. Onların uçağı Yeşilköy'e iniyordu. O boşluktan doğan fırsatı değerlendirip futbolcularla fotoğraf çektirdik. O yıllarda çok farklı duygular beslediğimiz Hakan Şükür'den, o günkü maçı 2-1 kazandıran Necati'ye, Hasan Şaş'a kadar. Ümit Karan, Sabri bir tarafta, Song, İliç diğer yanda. Fotoğraf çekimi sona ererken bir tarafta sırtını duvara dayamış sessiz sakin bekleyen Mehmet Topal gözümüze çarptı. Onla da fotoğraf çektirelim diye düşünürken ismini vermek istemediğim bir arkadaşım, "3 ay sonra Anadolu'ya geri döner boşver" dedi. Biz İstanbul'a geri dönerken, Topal 3 sene sonra bu sefer İspanya'ya uçtu. Yine yalnız gitmesi Mehmet Topal'ın güzel karakterinin eseri midir acaba?

Mehmet, Çanakkale'den İstanbul'a geldiği gün İnomoto da sözleşme imzalıyordu. Dünyaca ünlü Japon futbolcudan 4 kat daha fazla para ödenmişti Mehmet'e. Çanakkale'den istanbul'a otobüsle gelişi dilden dile dolaşan başarı hikayesinin satırları arasında yerini aldı. Zirve noktası İstanbul ve milli takım olabilirdi ama o artık daha yukarıya tırmanıyor.

Çanakkale'den geldikten sonra daha İstanbul'u tanımdan Liverpool yolunu tuttu. Anfiled'da 45 dakika oynayıp kötü bir başlangıç yapsa da o şimdi Valencia topçusu, bir La Liga yıldızı. O günden bugüne çok şey değişti. Topal, şampiyon Galatasaray kadrosunda adı yazan biri oldu, Euro 2008'de milli takım formasını gördü.

Yalan yok buradan çok eleştirdim. Özellikle bu sene gerek sistemin zorluğu gerek takımın uyumsuzluğu nedeniyle bekleneni veremedi. Önemli mi? Öz abim, kardeşim gitmiş kadar sevindim. Bunun tek sebebi onun temiz karakteri.

3-4 sene içinde sevdiğimiz futbolcu tipi çok değişti. Ümit Karan ile Necati ile fotoğraf çektirmek yerine Hakan Balta'nın, Mehmet Topal'ın, Mustafa Sarp'ın başarılı olmasını diliyorum artık. Güzel adamların, güzel hikayeler yazmasını istiyorum.

Esenboğa'da şımarık taraftar edasıyla sırt çevirdiğimiz adam şimdi aynı pozu veriyor. Bu sefer önünde fotoğraf çektirmek isteyen İspanyol gazeteciler var. Mehmet Euro 2008'de milli takımda 11 oynarken İspanya kupaya uzanıyordu. O İspanya'nın bir futbol şehri şimdi bu adamı konuşuyor, ona umut bağlıyor. Çanakkale' den nasıl geldiğini bildiğimiz, şampiyon takıma nasıl katkı yaptığını gördüğümüz, kızsak da sinirlensek de beraber büyüdüğümüz, birbirimizle bugüne kadar hiç konuşmasak da çok şey paylaştığımız bir adamı yolcu ediyoruz.

Yıllar önce Metin Oktay'ı Palermo'ya yollayan Baba Gündüz, İtalya'ya bir mektup yazar ve "ona iyi bakın" der. Aynısını Mehmet için istemeyen, dilemeyen var mıdır?

İlgi ne kadar üzerinde olsa da, mütevaziliği ve yalnızlığı her halinden belli olan, süper star olmayan ama süper bir insan olan Mehmet artık Valencia topçusu. İşin güzel kısmınlarından biri o adamın kariyerine bakan insanların "Galatasaray" yazısını görecek olmaları.

Buradan kulüp politikasına bir geçiş yapalım. İki sene evvel, Topal ve Arda için Avrupa'da kupa kazanmadan gitmeyecekler diyen başkanımız artık yavaş yavaş bu futbolcuları elden çıkarıyor. Umarım devamı gelir. Barcelona'dan önce bir Porto olmak, bu kulübün 1.hedefi olmalı. Porto gibi Avrupa liglerine futbolcu ihraç edebilirsek, önemli bir aşamayı başarmış olacağız. Bu nedenle hem Mehmet Topal gibi futbolcuları yavaş yavaş ve sistemli bir şekilde ihraç etmeli hem de onların başarılı olmasını beklemeliyiz.

Mehmet Topal'ın Galatasaray'a gelişi ve geçirdiği günler pek benzemese de gidişi Tugay'ı andırıyor biraz. İki orta sahanın ortasında oynayan futbolcu da çok fazla tribün uğultusu duyarak Avrupa'ya açıldı. İnşallah Topal da Tugay gibi bir kariyerden sonra Florya'ya döner.

Pazartesi, Şubat 22

Deplasman Adamı Mehmet Topal


Son iki maçımızı televizyondan izledim. İki maçtaki kadrolarda çok fark yoktu. Dün Servet yerine Emre, Sarp yerine Barış vardı. Emre son zamanlarda zaten oynayan bir adamdı, Barış da sık sık görev alıyor. Mustafa'nın vazgeçilmez olduğunu düşündüğümüz anlarda formdan düşmesi ve yedeğe çekilmesi duygusal olarak beni üzse de, gereken bir tercihti.

Orta üçlüdeki bu değişiklik değil konumuz. Bu yazıda Mehmet Topal'a dikkat çekmek istiyorum. Çünkü, son iki maçta dikkatimi çeken isim Mehmet Topal oldu.

Sene başından beri beklenen veremeyen ilk isim kim diye sorulsa, benim cevabım, Servet ve Topal'dan biri olurdu. Servet, ligde yine yapması gerekeni yapmıştır çoğu zaman, ama beklenen fazla olduğu için bazı maçlarda gözden düştü. Gökhan Zan'ın (evet hala bizim futbolcumuz) sakatlanmadan önce en iyi stoperimiz olduğu gerçeğini unutmamak lazım. Fakat şu an Gökhan Zan dönse bile, Emre-Neill ikilisini kesecek durumda değil. Belki de Servet ve Gökhan'ın kadroya girmeleri için Uğur'un bu formunu sürdürmesi gerekir, ki Emre-Neill ikilisinden biri sağ beke geçsin.

Dallanıp budaklanmadan Topal'a dönelim. Bu sezon orta sahada ömür törpüsü bir Topal izledik. 7 ay boyunca topu her ayağına aldığında, nefesimi tuttum. Kafasını kaldırıp, topu ayağından çıkardığında nefesimi verebildim. Üstelik genelde o toplar rakibe gitti. Orta üçlüde hem Barış'ın hem Sarp'ın hatta zaman zaman Ayhan'ın gölgesinde kaldı. Barış ve Sarp'tan ayrılan özelliği olan top kullanma yeteneğini sergileyemedi ve o ikilinin mücadele gücünün yüksekliği onların Topal'ın önüne geçmelerine yetti.

Ayhan ise çok oynamadı. Çok da üzülmedim zaten. Ama 33 yaşında Ayhan ile 24 yasındaki Topal arasında çok fark yoktu, hatta bazen Ayhan daha dinamik oluyordu.

Bütün bunları bir kenara bırakırsak, son 2 maçta iyi bir Mehmet Topal izledik. Ben öyle sanıyorum en azından. Calderon ve İnönü gibi iki zorlu deplasmanda, rakibi oynatmamanın da en az oynamak kadar önemli olduğu, savunmanın da hücum kadar önemli olduğu maçlarda Topal geri dönüşünü yaptı.

Elano'yu bir kenara bırakırsak, Topal iki maçta da iki farklı arkadaşıyla oynadı, Sarp ve Barış. Biri Anadolu'da oynadığı yıllardan sonra 28 yaşında İstanbul'a gelmiş, formayı kapmış, milli takıma yükselmiş. Ama Vicento Calderon'a çıkınca, Anadolu'dan gelen çocuğun bu maçı kaldıramadığını gördük. Zamanında Erciyesspor'un Calderon'a çıkmasını sağlayan Mustafa, kendisi o sahaya çıktığı zaman bekleneni veremedi.

Barış ise 22 yaşında Almanya'dan geldi. Feldkamp, Skibbe gibi hocalarla çalıştı. Farklı bir oyuncu. Şampiyonluk gördü, derbiler oynadı, Avrupa'da oynadı. Ama hala sarı kartı olmasına rağmen elle oynamaya devam ediyor. Ama hala topu ayağına alıp sürmeye başladığında sağa çekiyor. Faydası çoktur ama ilginç bir şekilde bazen aklını bırakıyor, Alman altyapılı güçlü çocuktan, çılgın Türk'e dönüyor.

Bu iki maçta da iyi bir Mehmet Topal izlemeye buradan bakmak lazım sanırım. Büyük maçlarda ortaya çıkan futbolcu olabilir Topal. Diğer ikisinden de daha farklı bir hikayesi var çünkü.

Çanakkale'de top oynarken bir anda kendini Anfield'da bulan, Anfield'da Gerets'in sadece 45 dakika dayanabildiği, uzun bir süre günah keçisi ilan edilen, aynı dönemde transfer edilen İnomoto'dan daha fazla maliyeti olan bir Anadolu topçusu.

Geliyor, atılımını yapamıyor, İsveçli'ye formayı kaptırıyor. Ama o sırada şans ona gülüyor. Linderoth'u Galatasaraya'dan ayıracak sakatlık; ona parçalıyı giyme nedeni oluyor. Şampiyonluk yaşıyor, fiyatını katlıyor, Euro 2008'e gidiyor, fiyatını katlıyor, en önemli maçta bir de stoper oynuyor, fiyatını biraz daha arttırıyor.

Geçen sene ise rakibe faul yapıp sarı kart gördüğü pozisyonda sakatlanıyor. Geri dönüşü sezon başını, tam anlamıyla geri dönüşü perşembeyi buldu sanırım. Dün 2-3 pozisyonda yaptığı hamlelerde onu Emre Güngör sandığım oldu. O kadar hareketli ve rakibi rahatsız eden bir haldeydi. Her yerdeydi. Mücadelesi dün geceki Barış'tan daha akıllı, Calderon'daki Sarp'tan daha sakindi.

Tabi bunlar televizyonda görülenler. Bu hafta sezonun en önemli maçlarında bu sefer canlı canlı izlyeceğiz Mehmet Topal'ı. Bakalım yalancı bahar mı, yoksa 2008'e geri dönüş mü? Belki de takımın özellikle Calderon'da çok telaşlı olması onun daha parlak gözükmesine neden oldu. Ali Sami Yen'de perşembe günü sergiyeceği futbol bu nedenle önemlidir.

Anfield'da oyundan çıkan Topal'ın gelişimi (daha sonra dursa da) ile dün gece kesik yiyen Sarp'ın gelişimi aynı olsun.