semih kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
semih kaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Kasım 15

Bazı Futbolcular




Fenerbahçe - Galatasaray maçı oynandı. Herkes izledi. Bazıları defalarca izledi. Sezonun 10 haftası da geçti. Çok sayıda maç oynandı. Ama bazı futbolcular hakkındaki yargılar, ezber görüşler beni çok şaşırtıyor ve üzüyor. Bu derbi vesilesiyle bir tekrar yapalım. Sanırım ülke olarak; kendi takımında oynayan futbolcusuna haksızlık yapan başka bir taraftar yoktur.

Fenerbahçe'den başlayalım. Ersun Yanal'ın oyun anlayışını görüyorsunuz. Takım maç da kazanıyor. Lider. Keyifler yerinde. Ama sorsan taraftarların geneli futbolcuların yarısından memnuniyetsiz. En başta Emenike geliyor. Adam resmen hızlı olduğu için sevilmiyor. Hakim görüş "Abi adam hızlı, kapanan takımlara karşı iş yapamaz". Öyle bir algı oluşuyor ki, adam yavaş olsa, yani negatif bir özelliği olsa daha çok sevilecek. Emenike hızlı. Ama tek özelliği bu değil Aynı zamanda çok güçlü. Çalım kabiliyeti var. Estetik. İzlemesi keyifli. Gol vuruşu da üst seviyede bence ama kaleye yakın olmadığı için göremiyoruz. Aslında tam bir modern santrfor. Ama Fenerbahçe'nın kadrosunda kanat oyuncusu olmadığı için, çoğu zaman çizgiye atılıyor. Bunu yaptığı için Yanal'a yüklenmiyorum. Çünkü elindeki kadro bunu gerektiriyor. Kanatta oynayacak 10 puanlı adamı yok. 9 yok, 8 yok, 7'den Emenike ve Kuyt yaratıyor. Oysa Emenike merkeze geçse belki 9luk oynayacak. Webo'dan daha verimli olacak. Ama Webo tek yönlü olduğu için, kanatlarda oynama becerisi hiç olmadığı için o bildiği işi yapabilme hakkına sahip oluyor. Futbol böyledir. Futbolcuların bunlara hazırlıklı olması lazım. Emenike'nin de bu geçiş sürecinde iyi şeyler yapması gerek. Webo'nun 1-2 sene daha oynayabilecek takati var, Emenike ise Fenerbahçe'nin 5-6 yılına damga vurabilir. Ama bunu istiyor mu emin değiliz tabi.

Yine de taraftarın bu kadar çabuk harcamaya meyilli olması üzücü. Adamın asıl yerinde oynamadığını görmek bu kadar da zor olmasa gerek. Ersun Yanal, Galatasaray maçının bir bölümünde Emenike'ye "biraz daha kaleye sokul" direktifi veriyordu. Biraz daha kaleye sokul, savunmaya da yardım et, çizgide dur, rakip sol beki çıkartma... Adamdan her şeyi iste ama yapamadığında da taraftara yem etmese keşke.

Emenike'nin merkezde oynamasını engelleyen Webo ise Fenerbahçe'nin zayıf karnı bence. Webo oyun aklı olarak çok üst düzeyde. Çok akıllı. Ama o kadar. Eskisi kadar güçlü değil, hızlı değil, erken yoruluyor. Onun varlığı rakip savunmayı da rahatlatıyor. Onun varlığı rakip savunmanın öne çıkmasını sağlıyor. Gerçi Yanal zayıf takımlara karşı bundan faydalanmasını beceriyor. Fakat  Emenike oyuna girene kadar, Galatasaray'ın saçma penaltıyı saymazsak sırf ofsayt taktiği yaparak bile Fenerbahçe'yi durdurduğunu görmek mümkün. Ama Emenike girince, savunma geriye çekilmek zorunda kaldı. Karşısındaki Dany ileri hiç çıkamadı (gerçi Kuyt'un varlığı da aynı etkiyi yapmıştı). Ama Melo'nun da daha geriye yaklaşması bu değişiklik sonrasına rastlar. İkinci gol de bu kaostan oldu. Güzel bir Fenerbahçe özeti aslında. Emenike'nin varlığı rakip savunmayı hataya zorladı Webo'nun zekası açığı yakaladı. Sow'un pozisyon yaratan pası ve akabindeki koşusu öldürücü darbe oldu.

Emenike-Webo tartışmalarının benzerini 2009 yılında Galatasaray da yaşamıştı. Sezona formda başlayan Nonda, Baros'a tercih ediliyordu. Nonda'nın ve Webo'nun zekası çok üst düzeyde. Ama bu çok da yeterli bir durum değil. İkisi de yıpratıcı oyuncu değillerdi, bu da büyük takımın hakimiyet kurmasını engelliyor. İstanbul takımlarının ihtiyacı olan forvet tipi, Baros'tur, Emenike'dir, Amokachi'dir, İlie'dir... Webo güzel bir "son yarım saat golcüsü" olabilir. Ama işte Fenerbahçe'nin orjinal kanat oyuncusu olmadığı için Webo merkeze geçiyor. Bunun için Yanal'a hak veriyorum ama Fenerbahçe taraftarının memnuniyetsizliği ve adam harcamak için gösterdiği çaba rahatsız edici.

Bir diğer "günah keçisi" ise Baroni. Şahsi fikrim; Fenerbahçe'de alternatifi olmayan ve kadroya direkt yazılması gereken 2-3 isiminden biri. Çünkü kısıtlı kadro onu farklı yapıyor. Çok iyi bir futbolcu olmadığını kabul ediyorum ama Fenerbahçe orta sahasında yer alan isimler arasında oynayacak tek oyuncu o. Oyunu kurabilen, organize edebilen tek isim. Emre artık eskisi gibi değil. Meireles'ten haberimiz yok. Alper ve Salih o sorumluluğu alacak oyuncular değil henüz. Holmen tamamlayıcı oyuncu.

Fakat Holmen'i Sivasspor maçında izleyen Fenerbahçe taraftarı onu bir anda Paul Sholes ayarında falan sandı. Onlara göre aranan isim Holmen... Baroni ise ondan daha meziyetli ve oyun kurmaya yatkın (Holmen'e kıyasla) olmasına rağmen artık ağzıyla kuş tutmak zorunda. Aslında yabancı sayısı izin verse Baroni ve Holmen beraber çok iyi oynardı ama Fenerbahçe'nin böyle bir lüksü yok. Emenike-Webo-Sow-Alves-Kuyt'u yazınca Holmen'in takıma girmesi çok zor oluyor. Topal ve Baroni'nin iki senedir tapılan Selçuk ve Melo'yu nasıl ezdiklerini görünce Fenerbahçe taraftarının oyuncuya hak verme konusunda geç kaldığını hissediyorum.

Mehmet Topal için de 1-2 cümle söylemek gerek. Maçın en iyi adamıydı. Galatasaray'da oynarken beğenmezdim. Valencia'da kendini geliştirmişti. Ama bu sene Fenerbahçe'de belki de 2008'den sonra en iyi sezonunu yaşıyor. Şu futbolu Galatasaray'da bir futbolcu oynasa baştacı edilirdi. Fenerbahçe'de hala alternatifleri düşünülüyor.

Galatasaray'a gelirsek; önce tartışılan sol bek pozisyonundan başlayalım. Hakan Balta'nın yokluğunda burada kim oynayacak? Riera diyenler vardı. 6 yabancı hakkından birini Riera'dan yana kullanmak özellikle bu maçta çok yanlış olurdu. Eğer Riera oynasaydı, bu maç 4'e, 5'e giderdi. Bir bekin asıl görevinin savunma yapmak olduğunu, hele derbilerde ve eş güçlere karşı oynanan maçlarda, unutmaması gerek. Riera, topu oyuna iyi sokuyor diye Fenerbahçe maçında oynaması gereken bek değildi. Açıkçası ben Türk olduğu için Sabri oynar diye düşünüyordum ama hocanın tercihi Dany oldu. Çünkü Dany'nin en önemli meziyeti hızıydı. Bu sayede Kuyt ve Emenike'nin topu alıp ceza sahasına inmesini engelledi. Bir çok pozisyonu hızı ve sezgisiyle önledi Kamerunlu. Genel olarak benim de çok sevdiğim bir oyuncu değil ama yapması gerekeni yaptı. Önünde oynayan Burak'ın savunmaya hiç yardım etmemesi; Dany'nin hem Kuyt-Emenike ile hem de Gökhan Gönül ile boğuşmasına neden oldu. Böyle bir maçta sol bekte, bu isimlerin karşısında Riera'nın olduğunu düşünün. Çok büyük bir hezimet oluşabilirdi. Arda'nın gidişinden sonra Riera'yı alanı anlıyorum. Sol bek yokluğunda Riera'dan faydalananı alkışlıyorum. Riera'nın oynadığı topa da büyük saygı duyuyorum. Ama iki senedir Riera'yı elden çıkaramayıp orjinal bir sol bek alamamanın affı yok.

Stoper hattı ile ufak bir paragraf. Semih-Gökhan Zan, eldei 4 stoper arasından oluşabilecek en iyi tandem. Semih gibi genç stoperlerin yanlarında tecrübeli bir stoperle oynamaları gerekiyor. Bu ayrı bir yazı konusu. Ama Chedjou'nun Semih'i negatif etkilediğini düşünüyorum. Gökhan Zan da Semih'i geliştirecek oyuncu değil ama en azından iki haftada bir sebepsiz penaltılar yapmayacağına inanıyorum. Kritik topa kayarken kolunu vücudunun arkasına atabilen Semih'i görünce, yerdeki topa dirsek atan Chedjou'ya daha çok kızıyorum.

Engin Baytar misyonunu hala doldurmadı mı? Tamam deli oğlan, güldük eğlendik dilendik de bitmedi mi artık?

 6-7 ay önce göbeğim vardı. Mahalledeki halı saha maçlarında kadroya giremiyordum. Arkadaşlar benle dalga geçiyordu, hatta ciddi ciddi "göbeği erit öyle" gel diyerek oynatmıyorlardı. Dandik mahalle maçlarında top oynamak için hırs yaptım, biraz kilo verdim ve  kadroya girmeye başladım. O göbeğin benzeri Engin'de de var ve Kadıköy'de kurtarıcı olarak sahaya girdi. İnanılmaz bir şey. Sözleşme uzatınca mı böyle oldu anlamadım. Girer girmez suratı kıpkırmızı oldu. Anında yoruldu. Bir de ofsaytı bozdu. Kısaca ileride iş yapmadığı gibi, bir de takım savunmasının dengesini bozdu. Mancini'nin devre arasında radikal kararlar (kadro dışı, transfer...) almasını bekliyorum. Yoksa ona olan güvenim sarsılır.

Derbide oynayan futbolculardan sonra, bir de oynamayan futbolcudan bahsedelim. Wesley Sneijder. 

Sneijder'i hiçbir zaman, 2010'da bile, dünyanın en iyi oyuncularından biri olduğunu düşünmedim. Hatta abartıldığını dile getiriyordum. Ama bu en üst seviye için geçerli. Türkiye Ligi Sneijder'in sakat veya isteksiz olmadığı zaman denge bozabileciği bir yer. İşin iç tarafını bilemesek de Terim öncesi Sneijder isteksiz sayılırdı. Mancini ile daha verimli bir hale geçti. Bu sadece oyun düzeninin değişmesi ile alakalı olmayabilir. Ama atlanmaması gereken ve ne yazık ki atlanan bir şey var. Sneijder'in golleri ve asistleri son dönemde artmış olsa da takıma sezon başından beri verdiği en büyük katkı hücum presi yönündeydi. Koşu mesafesini bilmiyorum. Burak Yılmaz'ın Kopenhag maçındaki gibi amaçsız ve kendini yoran bir pres görüntüsü de yok. Ama onun bu konudaki becerisi oynadığı ve oynamadığı maçlarda daha çok ortaya çıkıyor. Sezon başındaki Süper Kupa maçını saymazsak Galatasaray bu sezon 2 derbi ve 4 CL maçı oynadı. Yani 6 tane üst düzey maç. Beşiktaş maçında, Real maçının ilk yarısında, İstanbul'daki Kopenhag maçında rakiplerini neredeyse yarı sahadan çıkarmadı. Üç bölümde de sahada olan isim Sneijder.

Real Madrid maçının ikinci yarısı ise bu bölümün kaideyi bozmayan istisnası olsun...

Öte yandan Danimarka deplasmanında ve Kadıköy'deki Fenerbahçe maçında rakiplere benzer üstünlük kurulamadı. İkisinde de Sneijder sahada yoktu. Torino deplasmanında ise Sniejder oyundan çıktıktan sonra takım 2 gol yedi ve yenik duruma düştü. Yani Real Madrid maçının ikinci yarısını göz ardı edersek, 5.5 üst seviye maçta 8 gol yendi, bu gollerin 6 tanesinde sahada Sneijder yoktu.

Olay bu. Gereğinden fazla eleştirlen topçular ve gereğinden fazla sevilen topçular. İki takımda da var. Hatta Beşiktaş da böyle. Ama açıkçası, sanırım, Beşiktaş tribünü, futbolcunun nasıl oynadığını daha iyi sezebiliyor. Bu konuda en başarısız olan da Fenerbahçe tribünü. Galatasaray ise çabuk övme ve çabuk yere sokma konusunda bir dünya markası. Son paragraf tespit değil tahmin. Emin değilim bu konuda, biraz daha analiz etmem lazım 3 tribünü. Siz diğer paragrafları okuyun.

Salı, Nisan 16

Üç Santimlik Tartışma




Abdullah Avcı'yı kollamaktan sıkıldım. Selçuk İnan'ı tercih etmemesiyle başladı, İbrahim Toraman'ı tercih etmemesiyle devam ediyor. Dikkat edersiniz, oynattığı herhangi bir futbolcu için "Bu nasıl oynar, içine etti takımın" demiyor kimse (en azından çoğunluk), genelde "bu niye yok" deniyor. Yani aslında tercih edilmeyen isimlerin yerlerine oynayan futbolcular da tercih edilebilecek isimler. Aslında ilk patlak buradan çıkıyor ve konuyu kapatmaya yetiyor ama olsun.

Yazıya Avcı'yı kollamak diye başladım ama Avcı'ya sallayanlara karşı durmak diye değiştirebiliriz. Tamamen kulüpçülük kaygısı güdülerek yapılan yorumlar bunlar. Galatasaraylılar'ın Selçuk isyanı gibi, Beşiktaşlılar da İbrahim Toraman'dan vuruyor.

Olayın bir kez daha yeniden, Macaristan maçından yaklaşık 1 ay sonra patlamasının nedeni bu haber. 3 cümle var haberde. Keşke hocayı daha uzun dinleseydik. Koca panelde 3 cümle konuşmadı ya... Belki oradan çıkıp daha iyi değerlendirir, daha iyi analiz edip tartışırdık. 

Bu haberi okuyan herkesin ilk argümanı Semih ile Toraman arasındaki 3 cm. Haberdeki ince çakallık, halkın tavrını şekillendiriyor. Kulaktan kulağa yayılan duyumlar da işin şeklini değiştiriyor.

Hocanın "Toraman'ın boyu" demesi aslında, Semih ile Toraman arasındaki 3 cm'den kaynaklanmıyor. Gökhan Zan ile Toraman arasındaki 12 cm'den kaynaklanıyor. Çünkü hoca Toraman'ın yerine Gökhan Zan'ı çağırmıştı. Dünyanın bütün milli takım hocaları gelse Semih'i oynatacaktı zaten. Yani sıkıntı yaratan Semih tercihi değil, Gökhan Zan tercihi. Onun da farkı 12 cm ediyor.

Hoca, Macaristan maçından önce de bunu açıklamıştı zaten. Milli takımın stoperleri, çağrılan isimleri ve oynayanlar bellidir. Semih Kaya, Egemen Korkmaz, Bekir İrtegün, Ömer Toprak. İbrahim Toraman senelerdir herhangi bir dörtlü stoper grubunun arasına giremedi. Yani aslında Macaristan maçında aylar önce bile İbrahim Toraman'ın çağrılmayacağını biliyorduk, ve günler öncesinden tahminlerin büyük çoğunluğu  Semih-Egemen ikilisi üzerinden yapılıyordu.

Sonra Egemen sakatlandı. Egemen'in yerine Bekir'in oynaması bekleniyordu. Bekir oynadı zaten. Ama herhangi bir sıkıntıya önlem olarak, kadroya bir stoperin daha çağrılması gerekiyordu. Gökhan Zan çağrıldı. Hocaya neden Toraman çağrılmadı diye soruldu. o da Gökhan Zan'ı Macar santrforlar karşısında daha uygun olabileceğini söyledi. 

Zaten 1 maçlık ve o maça da yedek kulübesinde başlayacağı, yüzde 90 ihtimalle de oynamayacağı belli olan bir adam tercih edilecekti. Bunun için Gökhan Zan davet edildi. Neden olarak da boy avantajı öne sürüldü. Zaten ne olursa olsun Beşiktaş kaptanını zorunluluk nedeniyle seneler sonra kadroya çağırıp, yedek kulübesinde oturtup, sonra da kulübüne geri göndermek çok da yapılabilecek iş değildi. Gökhan Zan milli takım kulübesinde oturma rolüne anında adapte olabilecek bir topçu.

Zaten meselenin kaynağı bu. "Ama Semih ondan 3 cm uzun" demek şark kurnazlığı. Hocanın ilk 11'i, takım iskeletini boy düzenine (hadi bu ironi oldu), rakibe göre kurmadığına emin olabilirsiniz. Sonuçta Mustafa Denizli dışında, milli takım kadrosunda maça ve rakibe göre çok büyük değişiklik yapan hocalar olmadı. Onların 18 kişileri az çok bellidir. Senede 1-2 tane kalıcı olarak yeni girenler olur. İbrahim Toraman bu havuzdan çıkalı seneler oldu.

Kimsenin ilk tercihleri arasında olmadı. "O zaman öyle desin, boy muhabbeti niye yapıyor" diyenler, 3 satırlık haberi bir daha okusun. Orada bile " Beşiktaş, ligde Mersin ile birlikte en çok gol yiyen takım. Toraman, ne Hiddink ne Terim döneminde de milli takıma çağrılmadı" ifadeleri var. Özetle, zaten Beşiktaş'ın savunması perişan neden alayım demiş. Toraman'ın da senelerdir aynı form düzeyinde olduğunu ve kendini geliştirmediğini üstü kapalı olarak beyan etmiş. Görmek isteyene... Hatta belki daha açık cümleler kurmuştur ama haberde olmadığı için bilemiyoruz.

Hadi diyelim Semih ile arasındaki 3 cm mesele olsun. Onu da açıklayalım.

Futbolu FM rakamları ve Wiki istatistiklerinden ibaret sananlar, Semih Kaya'nın 3 cm uzun boyuna takılıyor. Oysa Semih, rakip santrfora kafa vurdurmuyor. Boyu kısaysa bu açığı kapatıyor. İbrahim Toraman ise, dünyanın kafa vurmaya en çok çekinen topçusu Riera'ya bile kafa vurdurup derbide gol yediriyor (Bakınız.Foto) . 3 cm belki çok önemli değil ama bu tarz hatalar yeterli bir argüman. Umarım biri çıkıp "Semih'te Real maçında hata yaptı, Higuain'e kafa vurdurdu" diyerek karşı çıkar. Böylece neden Semih'in, senelerdir Şampiyonlar Ligi oynamayan İbrahim Toraman'a tercih edildiğini biraz daha iyi anlatmış olur.

Sezon başında "İlk 10'a giremezler" diyerek alay konusu olan takımlarını ilk 3'e sokan, şampiyonluk yarışını yaşatan kendi hocalarını kazandıkları maçtan sonra bile eleştiren Beşiktaşlıların İbrahim Toraman kırgınlığını anlayabiliyor, en azından tutarlı buluyorum. Ama buradan yola çıkan ve Semih üzerinden Avcı'ya taşan diğerlerini de anlamak pek mümkün değil.

Daha önce defalarca verdiğim örnekle bitirelim. İsviçre maçlarında Fatih Terim ligin en formda sol beki Ümit Özat yerine, Galatasaray'da Ferhat Öztorun'dan bile kesik yiyen Ergün'ü tercih etmişti. Sebebi sorulduğunda da "Sol kanatta sol ayaklı oyuncu oynatmak istiyorum" demişti. Terim bunu söylediğinde konu kapanmıştı. Bugün Avcı'ya "Ama Semih'in boyu 3 cm daha uzun" demek ise, 2005'te Terim'e "Ümit Özat topa sol ayakla vuramıyor mu" sorusunu sormak kadar büyük saçmalık aslında.


Çarşamba, Ağustos 17

Semih Kaya, Karşıyaka?


Geçen hafta Can ile konuşurken aklımıza geldi. Daha sonra Twitter üzerinden Uğur ile konuştuk. Uğur, bildiğiniz gibi Florya mezunlarından iyi olanlarının Galatasaray'da oynamasını çok istiyor. Daha doğrusu, yetenekli olanların sırf oynamadıkları için, forma şansı bulamadıkları için kaybolmasını istemiyor. Semih Kaya için de tutumu bu yönde. Galatasaray için vakti geldiğini söylüyor. Bunun için en büyük dayanağı da Semih'in Kartalspor'da geçirdiği günler.

Semih, Kartalspor'da çok iyi bir dönem geçirdi. Ama sadece bir dönem. Ergün Penbe zamanında (sezonun ilk yarısında) çok az süre aldı. Daha sonra Engin Korukır ona formayı verdi. Hakkını yemeyelim, fena da oynamadı. Tribünlerin sevgilisi oldu. Ama zaman zaman hem maç eksiği hem de diğer eksiklikleri göze çarpıyordu. Sonuç olarak Semih, geçen sene 18 maç oynadı. Galatasaray ile irili ufaklı, az-çok toplasan 5 maça anca çıktı. Yani Semih kariyeri boyunca profesyonel olarak 25 maç oynamadı. Bu bence yeterli bir sayı değil. Üstelik, Kartalspor referansı iyi olsa da, zaman zaman bazı maçlarda zorlandığını gördük. Özellikle Kartalspor'un gol aradığı zamanlarda, yani arka hatta çok fazla boş alan kaldığı zaman zorlandığı oldu.

Kısacası Semih Kaya'nın iyi bir takımda tam bir sezon geçirmesi lazım. Yani 1 sezon daha kiralık. Bu takım bana göre Karşıyaka olmalıydı.

Karşıyaka kadro yeniliyor bu sene. Yaklaşık 20 futbolcu takımdan ayrıldı, bir o kadarı da transfer edildi. Gidenler arasında altyapının gururu, Saffet Gurur Yazar da var. Stoper bölgesinde geçen sezon banko oynayan bir isimdi. Yeni takımı Samsunspor oldu. Onun boşalttığı alanı doldurabilecek bir kalitede Semih Kaya.

Üzetelik yeni transferler arasında Erhan Şentürk ve Serdar Eylik gibi yine Florya çıkışlı çocuklar var. Semih'in yabancılık çekmeyeceği bir ortam. Zaten İzmir Bergama doğumlu olan ve Altay altyapısında da oynayan Semih için İzmir, bir zorunlu Anadolu görevi değil evde geçecek bir kamp dönemi.

Öte yandan Karşıyaka camiası da Semih için çok uygun. 2012 yılında, 100.yılda hedef şampiyonluk. Şampiyonluğa oynayacak bir takımda 1 sezon yer almak, Galatasaray öncesi büyük bir deneyim. Üstelik Karşıyaka gibi hem tribünde hem şehirde taraftar desteği ve baskısı hissedecek. Bu da Hamburg maçında Emre Aşık kırmızı kart görünce suratı bembeyaz olan Semih Kaya için faydalı bir deneyim.

Karşıyaka'da durum nedir çok net bilmiyorum. İsterler mi, gerek duyarlar mı bilemem. Terim, Semih'i düşünüyor mu onu da bilmiyorum. Ama benim aklımdan geçen budur. İzmir'de bir sene adama çok şey katar.

Cuma, Mart 11

Semih Kaya Sesleri


Semih Kaya sesleri derken, onun adını sayıklamıyoruz, onun sesini duyuyoruz. Galatasaray altyapısının sessiz gençlerinden Semih, şimdi Kartalspor'da kiralık olarak forma giyiyor. Onur Güler arkadaşımız onunla mabedde, Kartal Stadı'nda röportaj yapmış. Buradan izleyebilirsiniz.

Kartalspor'u yakından takip ettiğimi bilenler özellikle Semih'i çok sık soruyorlar bana. Oysa orada Galatasaray altyapısından başka oyuncular da var, hatta takımın en önemli ismi Erhan Şentürk, bir Florya mezunu. Galatasaraylılar'ın Semih Kaya sevgisi, daha doğrusu merakı sanırım Hamburg maçlarından kaynaklanmakta. Bu sezonun ilk yarısında pek oynamamıştı, son haftalarda formayı kaptı, baya da iyi oynuyor. Ama şu unutulmamalı; bu iyi maçlar sadece 1-2 ayla sınırlı.

Semih; Florya'daki suni çim sahalardan, Kartalspor'un gol sıkıntısına, Galatasaray'ın kötü gidişatından Uğur Uçar'a kadar herşeyden bahstemiş, dinleyin.

Perşembe, Şubat 11

Florya Efsaneleri


Efsane; sözlük anlamıyla yıllarca gerçekten olmuş gibi kuşaktan kuşağa aktarılan öyküler, söylence. Vikipedia'da böyle yazıyor. Florya; Allah nazardan saklasın, orta dünya gibidir. Efsaneler türedikçe türer. Geçen seneki efsanenin adı Semih Kaya'ydı. Bu sene ise Cem Sultan kulaktan kulağa yayılıyor.

"Altyapıda bir çocuk var, sol ayağı 20 üzerinden 20".
"Altyapıda bir çocuk var, topu aldı mı aynı Ribery."
"Altyapıda bir çocuk var, omuz atan yerde kalıyor."
"Altyapıda bir çocuk var, Arda'dan daha yetenekli."
"Altyapıda bir çocuk var, 3 Hakan Şükür, 5 Hagi gücünde."
"Altyapıda bir çocuk var, ağzından ateş çıkarıyor."

Böyle böyle sürüp gider. Kimsenin sokakta görse tanımadığı adamlar, sokakta futbol yıldızı olarak biliniyor. Bu sene Cem Sultan bekleniyor. Suyun karşı tarafında, Daum veya daha önceki hocalar Semih'i yedek bırakıyor diye eleştiriliyor. Burada ise "Ulan Rijkaard, Cem Sultan gibi adam oynamaz mı?" deniyor. Cem Sultan nasıl bir adam bilen yok ama.

Bu arada sol ayağı 20 üzerinden 20 olan Konya Şekerspor'da, diğerleri Kartalspor'da, Ç.Rizespor'da, Adanaspor'da, Eskişehirspor'da.

Bu arada Semih Kaya nerede?

Cumartesi, Mart 21

Semih Kaya


Sokakta görüseler tanımayacak ama 10 gündür dilinden düşürmeyen insanlar için;

24 Şubat 1991 İzmir Bergama doğumlu, Makedon kökenli.
Yenikent Belediyesi, Petkimspor, Helvacıspor ve Altay takımlarında oynadı.
14 yaşında Bergama'dan ayrıldı, 15 yaşında Galatasaray'a geldi. Geçen sene Davutpaşa Lisesi'nden mezun oldu.
Futbola sağ açıkta başladı, santrfor da oynadı. Daha sonra stopere geçti. Milli takımlarda sağ bek oynuyor.
Murat Akça ile uzun zamandır yanyana oynuyor. Hocaları Murat'a Song, ona Tomas diyor. Servet Çetin ona Ruslara benzediği için Ruski diyor. John Terry'e benzetenler en fazlası.
Kendisine idol olarak Uğur Uçar'ı görüyor.
İki sene önce oynanan bir Beşiktaş maçında Batuhan'ın tekmesi kafasına geldi. Kafatası çatladıı, beyin kanaması geçirdi.9 ay oynayamadı. Ondan sonra oynadığı Rizespor maçında iç yan bağları koptu, 12 ay oynayamadı. Futbola dönme ihtimali zayıftı, sakatlığı yendi.