abdullah avcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abdullah avcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Nisan 16

Üç Santimlik Tartışma




Abdullah Avcı'yı kollamaktan sıkıldım. Selçuk İnan'ı tercih etmemesiyle başladı, İbrahim Toraman'ı tercih etmemesiyle devam ediyor. Dikkat edersiniz, oynattığı herhangi bir futbolcu için "Bu nasıl oynar, içine etti takımın" demiyor kimse (en azından çoğunluk), genelde "bu niye yok" deniyor. Yani aslında tercih edilmeyen isimlerin yerlerine oynayan futbolcular da tercih edilebilecek isimler. Aslında ilk patlak buradan çıkıyor ve konuyu kapatmaya yetiyor ama olsun.

Yazıya Avcı'yı kollamak diye başladım ama Avcı'ya sallayanlara karşı durmak diye değiştirebiliriz. Tamamen kulüpçülük kaygısı güdülerek yapılan yorumlar bunlar. Galatasaraylılar'ın Selçuk isyanı gibi, Beşiktaşlılar da İbrahim Toraman'dan vuruyor.

Olayın bir kez daha yeniden, Macaristan maçından yaklaşık 1 ay sonra patlamasının nedeni bu haber. 3 cümle var haberde. Keşke hocayı daha uzun dinleseydik. Koca panelde 3 cümle konuşmadı ya... Belki oradan çıkıp daha iyi değerlendirir, daha iyi analiz edip tartışırdık. 

Bu haberi okuyan herkesin ilk argümanı Semih ile Toraman arasındaki 3 cm. Haberdeki ince çakallık, halkın tavrını şekillendiriyor. Kulaktan kulağa yayılan duyumlar da işin şeklini değiştiriyor.

Hocanın "Toraman'ın boyu" demesi aslında, Semih ile Toraman arasındaki 3 cm'den kaynaklanmıyor. Gökhan Zan ile Toraman arasındaki 12 cm'den kaynaklanıyor. Çünkü hoca Toraman'ın yerine Gökhan Zan'ı çağırmıştı. Dünyanın bütün milli takım hocaları gelse Semih'i oynatacaktı zaten. Yani sıkıntı yaratan Semih tercihi değil, Gökhan Zan tercihi. Onun da farkı 12 cm ediyor.

Hoca, Macaristan maçından önce de bunu açıklamıştı zaten. Milli takımın stoperleri, çağrılan isimleri ve oynayanlar bellidir. Semih Kaya, Egemen Korkmaz, Bekir İrtegün, Ömer Toprak. İbrahim Toraman senelerdir herhangi bir dörtlü stoper grubunun arasına giremedi. Yani aslında Macaristan maçında aylar önce bile İbrahim Toraman'ın çağrılmayacağını biliyorduk, ve günler öncesinden tahminlerin büyük çoğunluğu  Semih-Egemen ikilisi üzerinden yapılıyordu.

Sonra Egemen sakatlandı. Egemen'in yerine Bekir'in oynaması bekleniyordu. Bekir oynadı zaten. Ama herhangi bir sıkıntıya önlem olarak, kadroya bir stoperin daha çağrılması gerekiyordu. Gökhan Zan çağrıldı. Hocaya neden Toraman çağrılmadı diye soruldu. o da Gökhan Zan'ı Macar santrforlar karşısında daha uygun olabileceğini söyledi. 

Zaten 1 maçlık ve o maça da yedek kulübesinde başlayacağı, yüzde 90 ihtimalle de oynamayacağı belli olan bir adam tercih edilecekti. Bunun için Gökhan Zan davet edildi. Neden olarak da boy avantajı öne sürüldü. Zaten ne olursa olsun Beşiktaş kaptanını zorunluluk nedeniyle seneler sonra kadroya çağırıp, yedek kulübesinde oturtup, sonra da kulübüne geri göndermek çok da yapılabilecek iş değildi. Gökhan Zan milli takım kulübesinde oturma rolüne anında adapte olabilecek bir topçu.

Zaten meselenin kaynağı bu. "Ama Semih ondan 3 cm uzun" demek şark kurnazlığı. Hocanın ilk 11'i, takım iskeletini boy düzenine (hadi bu ironi oldu), rakibe göre kurmadığına emin olabilirsiniz. Sonuçta Mustafa Denizli dışında, milli takım kadrosunda maça ve rakibe göre çok büyük değişiklik yapan hocalar olmadı. Onların 18 kişileri az çok bellidir. Senede 1-2 tane kalıcı olarak yeni girenler olur. İbrahim Toraman bu havuzdan çıkalı seneler oldu.

Kimsenin ilk tercihleri arasında olmadı. "O zaman öyle desin, boy muhabbeti niye yapıyor" diyenler, 3 satırlık haberi bir daha okusun. Orada bile " Beşiktaş, ligde Mersin ile birlikte en çok gol yiyen takım. Toraman, ne Hiddink ne Terim döneminde de milli takıma çağrılmadı" ifadeleri var. Özetle, zaten Beşiktaş'ın savunması perişan neden alayım demiş. Toraman'ın da senelerdir aynı form düzeyinde olduğunu ve kendini geliştirmediğini üstü kapalı olarak beyan etmiş. Görmek isteyene... Hatta belki daha açık cümleler kurmuştur ama haberde olmadığı için bilemiyoruz.

Hadi diyelim Semih ile arasındaki 3 cm mesele olsun. Onu da açıklayalım.

Futbolu FM rakamları ve Wiki istatistiklerinden ibaret sananlar, Semih Kaya'nın 3 cm uzun boyuna takılıyor. Oysa Semih, rakip santrfora kafa vurdurmuyor. Boyu kısaysa bu açığı kapatıyor. İbrahim Toraman ise, dünyanın kafa vurmaya en çok çekinen topçusu Riera'ya bile kafa vurdurup derbide gol yediriyor (Bakınız.Foto) . 3 cm belki çok önemli değil ama bu tarz hatalar yeterli bir argüman. Umarım biri çıkıp "Semih'te Real maçında hata yaptı, Higuain'e kafa vurdurdu" diyerek karşı çıkar. Böylece neden Semih'in, senelerdir Şampiyonlar Ligi oynamayan İbrahim Toraman'a tercih edildiğini biraz daha iyi anlatmış olur.

Sezon başında "İlk 10'a giremezler" diyerek alay konusu olan takımlarını ilk 3'e sokan, şampiyonluk yarışını yaşatan kendi hocalarını kazandıkları maçtan sonra bile eleştiren Beşiktaşlıların İbrahim Toraman kırgınlığını anlayabiliyor, en azından tutarlı buluyorum. Ama buradan yola çıkan ve Semih üzerinden Avcı'ya taşan diğerlerini de anlamak pek mümkün değil.

Daha önce defalarca verdiğim örnekle bitirelim. İsviçre maçlarında Fatih Terim ligin en formda sol beki Ümit Özat yerine, Galatasaray'da Ferhat Öztorun'dan bile kesik yiyen Ergün'ü tercih etmişti. Sebebi sorulduğunda da "Sol kanatta sol ayaklı oyuncu oynatmak istiyorum" demişti. Terim bunu söylediğinde konu kapanmıştı. Bugün Avcı'ya "Ama Semih'in boyu 3 cm daha uzun" demek ise, 2005'te Terim'e "Ümit Özat topa sol ayakla vuramıyor mu" sorusunu sormak kadar büyük saçmalık aslında.


Perşembe, Eylül 13

Ne Bölümdü Ama



Her şey cuma günü, Hollanda maçına 1-2 saat kala başladı. O ana kadar, son zamanların modası olarak, kimse milli takımla ilgilenmiyordu. Ta ki, Abdullah Avcı kadroyu açıklayana kadar. Kendi takımının ve belki de oynadığı ligin en iyisi olan Selçuk yedekti. Ve o andan sonra, özlediğimiz milli maç atmosferinin ateşi yakıldı.

Milli takım, Dünyanın ve Türkiye'nin en popüler dizilerinden daha fazla aksiyon, daha fazla entrika, daha fazla tutku içeriyor. Yaklaşık 15 senedir bu böyle. Kral'ın Jipi, Seul'de Cuma Namazı, Ersen Martin, İsviçre Eşleşmesi, bu dönemin en fazla reyting alan bölümleriydi. Yıllar geçse de, akılda kalan sahneler oldukça fazla. 

Milli Takım Günleri" diye bir dizi yapılsa izlenme rekorları kırar. Bu dizi, son zamanlarda ilgi kaybetse de, bu hafta yeniden eski günlerine geri döndü. Bölümün adı, Selçuk'a İnanmayanlar ve/veya Kaptan Emre olabilir.

Mesela Hollanda maçında, Avcı'nın ayakta maçı izlerken, aynı anda Selçuk'un yedek kulübesinde iki elinin başının arasında olduğu kareden çok vurucu bir sahne çıkacaktır. 

Abdullah Avcı'nın Estonya maçından bir gün önceki basın toplantısı adrenalinin tavan yaptığı sahnelerden biri olur. 

Estonya maçının kadrosunda Selçuk'un olmadığının öğrenildiği an, dizinin en can alıcı anında yaşanan sürpriz gelişmenin ta kendisidir (Yaşlı teyzelerin "belliydi böyle olacağı,harcadılar çocuğu" dediği an).

Bölümün sonuna doğru artan heyecen muazzam. Eski bölümlere de gönderme var. Kadıköy'de tribünlerin Selçuk diye bağırması, hem Arena'da Emre'nin ıslıklandığı bölüme hem de İsviçre Eşleşmesi adlı bölümde skor 3-2 olunca yapılan Genç Fenerbahçeliler tezahüratlarına gönderme olarak sayılabilir. Flashback yapılabilir senaryoda.

Selçuk'un ısınmaya gitmesi, Emre'nin Arda pasıyla Madrid golü atması, Emre'nın gol sevinci, Emre'nin gole sevinirken (ve maç sonunda) Hamit temalı  tavırları ve konuşmaları ( Azerbaycan Sürprizi adlı bölümü izlemeyenler olayların gelişimini anlayamazlar), Selçuk'un oyuna girmesi, Selçuk'un gol atması, Selçuk'un gole sevinmemesi, Burak'ın Selçuk'u havaya kaldırması, maç sonunda Selçuk'un alkışlanması, Burak'ın ıslıklanması, maç sonu Emre'nin ve Avcı'nın açıklamaları....  

İnanılmaz bir bölümdü. Nefesler tutuldu. Aktörler yine muazzam bir iş çıkardılar. Biz de heyecan ve sinir içinde izledik. Bir sonraki bölümde neler olacağını şimdiden merak ediyoruz. Ara ara eski oyuncuların da geri döneceğini tahmin ediyorum. Mesela Kral, bu hafta sonu Lig Tv'den bu bölüme ekleme yapabilir. 

Aslında bir de işlerin perde arkasını öğrensek. Selçuk, Emre hakkında neler düşünüyor? Arda, abisi Emre ile yakın arkadaşı Selçuk arasında kalıyor mu? Hamit, gurbetçi grubu kuruyor mu?, Volkan dönünce neler olacak?. Tek kelimeyle, muhteşem...


Salı, Kasım 9

Avcı'dan Rijkaard Yorumu


" Pozifit, doğru mesajlar veriyor. Futbolculuğunu da antrenörlüğünü de tartışmam. Türkiye'de başarısız olması onu kötü antrenör yapmaz. Rijkaard'ı eleştirenler Barcelona'yı çalıştırdığı dönemi hatırlatarak; "O takımı ben de şampiyon yapardım." diyor. Öyle kolay değil. Dünya yıldızlarını bir takım içinde sevk ve idare etmek kolay iş değil. O oyunculara takım oyunu disipilini kazandırmaktan bahsediyoruz. Eleştiri olacak, bundan besleneceğiz. Ama kimse maçı antrenörün izlediği gibi izleyemez."

Abdullah Avcı, Goal Dergisi Kasım Sayısı