emre belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emre belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mart 3

Başlama Vuruşu

Geçen haftanın ertelenen maçlarını saymazsak, lig bu hafta yeniden başlıyor.

Açıkçası henüz lige konsantre olamadım. Geçen hafta maçları açtım ama hakkını vererek izlediğim söylenemez. Hem erteleme maçları olması bir formalite hissiyatı doğurdu hem de saha içinden çok istifa seslerine odaklandık.

Bize cuma akşamı 20:00 de başlayacak bir hafta başlangıcı ve o ilk maçı izlemek için haklı bir neden lazımdı. Yani güçlü bir hikaye...

Fikstür ilk açıklandığında Alanyaspor - Başakşehir karşılaşması bize bunu pek vadetmiyordu. Yani iki takımın oyunu ve kafaya oynamaya çalışması belki bir nebze ama yine de yeterli değildi.

Fakat hazırlık maçında Galatasaray'a yenilince istifa eden Farioli'nin ardından (bu istifanın zamanlaması da sanki biraz yersizdi) Ersun Yanal göreve gelince işler değişti.

Bu akşam Ersun Yanal ile Emre Belezoğlu karşı karşıya gelecek. Müthiş kapışma..

Gerçi cuma akşamı bu maçı mı izlerim yoksa eşimle evden çıkıp kaliteli zaman mı geçiririm onu da bilmiyorum.

Yine de lige bir yerden başlamak lazım... İzlenmese bile beş dakikada bir Maçkolik'ten skoruna ve en çok da maç sonu açıklamalarına bakılır.

Translation results

Transla

Çarşamba, Mayıs 10

Siyasi Kavga



Emre Belözoğlu ve Başakşehirli futbolcuların Rize'de çıkardığı kavga çok konuşuldu. Puan farkı ikiye indiğine göre konuşulmaya da devam edecek. Olan biten, verilen cezalar, kulüplerin tavırları; bambaşka konular. Fakat bu olayın; en azından başlangıç noktasının şampiyonluk mücadelesinden, PFDK cezalarından, spor sayfalarından daha farklı bir boyutu var.

Emre, vukuatlı adam. Antipatik gelmesi çok normal. Ama çoğu olayın çıkış noktasına genelde haklı olan taraf. Fakat olaylara verdiği tepkiler ve tepkilerinin karşılığı olarak al(ma)dığı cezalar, gündemi daha çok işgal ediyor. Normaldir de. Sonuçta bir spor organizasyonunda (aslında hayatın her alanında) bireyler haklı olsalar bile cezayı kendileri kesmemeli ve öfkelerini kontrol edebilmeli. Bunu yapamıyorlarsa da herkesle eşit cezaları almalı. Buraya kadar sıkıntımız yok ama yine de, toplumda son yıllarda yaşanan kaynama da düşünülünce; yaşanan son olayın normalden daha farklı olduğunu hissediyoruz.

Eğer yanlışımız yoksa, anlatılanlara göre; olay tamamen Emre'nin iki genç kız hayranıyla fotoğraf çektirmesinden doğuyor. Rizeli bir orta yaşlı, bu durumdan kendine bir ahlak bekçiliği görevi çıkarıyor. Hem Emre'ye küfrediyor, hem de İstanbul-Rize ayrımı yaparak "Burası İstanbul'a benzemez. Burada böyle fotoğraf çekemezsin" tarzında bir cümle ile tespitini koyuyor ortaya. Bunu duyan Emre çıldırıyor. Ondan sonra iş bir anda orada çekim yapan muhabir ile Başakşehir takımı arasında yaşanan bir kavgaya dönüşüyor. Konunun o karmaşaya nasıl geldiğini anlamakta ben de zorlanıyorum ama böyle anlık kavgalarda ipin ucunun nereye gideceği de belli olmaz. Olayın ikinci yarısı 10 gündür spor kamuoyunda tartışılıyor ama nedense ilk kısım görmezden gelindi. Oysa asıl tehlikeli olan taraf da burasıydı.

Bir futbolcunun iki kız hayranıyla fotoğraf çektirmesi ülkenin bazı şehirlerinde sıkıntılıymış. Üstelik o şehirlerde; bu "ahlaksız" işi yapan şehirlere de kötü gözle bakılıyormuş.

Zaten buna şaşıracak değiliz. Fakat oluşan siyasi atmosfer sayesinde güç alanlar, bu hastalıklı düşüncelerini çok rahat bir şekilde; üstelik küfür de ederek dışa vurabiliyor artık. Daha da kötüsü, futbolcu buna tepki gösterdiğinde, işin o kısmı es geçiliyor ve günün ikinci kavgasından dolayı kimin kaç maç ceza alacağı daha çok konuşuluyor.

İnsan, bu dönemde ve böyle olaylarda Emre'nin yanında olmak ister. Artık cehalete ve yaşam tarzına müdahaleye karşı konulan her duruş destek bulmalı. Fakat biliyoruz ki, Emre başka saflarda ve bugün onun tavrını haklı bulsak yarın zararını Emre'den çok biz çekeriz. 

Emre, toplumsal gerginliğin bu kadar üst düzeyde olmasının sebebi olan, yaşam tarzlarının her şehirde kinle bakılmaya başlanmasına neden olan oluşumlara, spor dünyasından en büyük desteği verenlerden biri. 

Bu işler böyledir. Daha çok korunmak, daha çok kollanmak için bazı güçlere yakın olursun. Sana fayda da sağlar. Uzun yıllar bunun faydasını görürsün. Oysa zaten işinde yeteneklisindir. Sadece yeteneğin öne çıktığı bir dünyada seni yanına kimse yaklaşamaz. Böyle desteklere ihtiyacın da yoktur. Ama yine de kendini sağlam kazığa bağlamak istersin. Ve o güç; zamanla bir felakete neden olurken senin olan bitenden haberin yoktur. 

Sonra bir gün; şampiyonluğa giderken, o gücün esiri olmuş bir kentte sana gayet normal bir davranışın yüzünden küfür edilir. Çünkü o normal davranış, oralarda anormaldir. Sen öfkenin esiri olup olayı kendin çözmeye çalışırsın. Fakat artık kartopu çığ olmuştur bir kere.

Başakşehir, durduk yere şampiyonluk yarışında kriz yaşadı. Oyuncuların son üç yılda oluşturduğu pozitif hava, bir maç çıkışında kayboldu. Sırf bir densiz yüzünden. Sırf bir olay yüzünden. Sırf yaratılan bu toplumsal kaynama yüzünden. 

Olay öyle bir açmazda ki; Başakşehir takımı Rize'de yaşanan bu olay yüzünden A Spor muhabiri ile kavga ediyor. Her ayrıntısı ayrı bir yazı konusu. İnsan sokağa çıktığında rahat olduğunu hissetse çıkıp "Etme bulma dünyası" diyebilirdi ama biliyoruz ki bu alev sadece orayı değil, yeri geldiğinde bizi de saracak. Etmesek de hepimiz payımıza düşen bir şeyleri bulacağız. Herkes Emre kadar şanslı olmayabilir ve buradan ceza almadan çıkamayabilir.


Cumartesi, Aralık 14

Futbol Ailesi



Galatasaray altyapısından çıkan iki oyuncu
Eski muhabir (Beşiktaş), yeni TV kanalı sahibi
Fenerbahçe kaptanı
Elazığspor teknik direktörü

Elazığspor-Antalyaspor maçının öncesi ve sonrası....

Perşembe, Eylül 13

Ne Bölümdü Ama



Her şey cuma günü, Hollanda maçına 1-2 saat kala başladı. O ana kadar, son zamanların modası olarak, kimse milli takımla ilgilenmiyordu. Ta ki, Abdullah Avcı kadroyu açıklayana kadar. Kendi takımının ve belki de oynadığı ligin en iyisi olan Selçuk yedekti. Ve o andan sonra, özlediğimiz milli maç atmosferinin ateşi yakıldı.

Milli takım, Dünyanın ve Türkiye'nin en popüler dizilerinden daha fazla aksiyon, daha fazla entrika, daha fazla tutku içeriyor. Yaklaşık 15 senedir bu böyle. Kral'ın Jipi, Seul'de Cuma Namazı, Ersen Martin, İsviçre Eşleşmesi, bu dönemin en fazla reyting alan bölümleriydi. Yıllar geçse de, akılda kalan sahneler oldukça fazla. 

Milli Takım Günleri" diye bir dizi yapılsa izlenme rekorları kırar. Bu dizi, son zamanlarda ilgi kaybetse de, bu hafta yeniden eski günlerine geri döndü. Bölümün adı, Selçuk'a İnanmayanlar ve/veya Kaptan Emre olabilir.

Mesela Hollanda maçında, Avcı'nın ayakta maçı izlerken, aynı anda Selçuk'un yedek kulübesinde iki elinin başının arasında olduğu kareden çok vurucu bir sahne çıkacaktır. 

Abdullah Avcı'nın Estonya maçından bir gün önceki basın toplantısı adrenalinin tavan yaptığı sahnelerden biri olur. 

Estonya maçının kadrosunda Selçuk'un olmadığının öğrenildiği an, dizinin en can alıcı anında yaşanan sürpriz gelişmenin ta kendisidir (Yaşlı teyzelerin "belliydi böyle olacağı,harcadılar çocuğu" dediği an).

Bölümün sonuna doğru artan heyecen muazzam. Eski bölümlere de gönderme var. Kadıköy'de tribünlerin Selçuk diye bağırması, hem Arena'da Emre'nin ıslıklandığı bölüme hem de İsviçre Eşleşmesi adlı bölümde skor 3-2 olunca yapılan Genç Fenerbahçeliler tezahüratlarına gönderme olarak sayılabilir. Flashback yapılabilir senaryoda.

Selçuk'un ısınmaya gitmesi, Emre'nin Arda pasıyla Madrid golü atması, Emre'nın gol sevinci, Emre'nin gole sevinirken (ve maç sonunda) Hamit temalı  tavırları ve konuşmaları ( Azerbaycan Sürprizi adlı bölümü izlemeyenler olayların gelişimini anlayamazlar), Selçuk'un oyuna girmesi, Selçuk'un gol atması, Selçuk'un gole sevinmemesi, Burak'ın Selçuk'u havaya kaldırması, maç sonunda Selçuk'un alkışlanması, Burak'ın ıslıklanması, maç sonu Emre'nin ve Avcı'nın açıklamaları....  

İnanılmaz bir bölümdü. Nefesler tutuldu. Aktörler yine muazzam bir iş çıkardılar. Biz de heyecan ve sinir içinde izledik. Bir sonraki bölümde neler olacağını şimdiden merak ediyoruz. Ara ara eski oyuncuların da geri döneceğini tahmin ediyorum. Mesela Kral, bu hafta sonu Lig Tv'den bu bölüme ekleme yapabilir. 

Aslında bir de işlerin perde arkasını öğrensek. Selçuk, Emre hakkında neler düşünüyor? Arda, abisi Emre ile yakın arkadaşı Selçuk arasında kalıyor mu? Hamit, gurbetçi grubu kuruyor mu?, Volkan dönünce neler olacak?. Tek kelimeyle, muhteşem...


Salı, Haziran 19

Akbil Basan Yıldızlar



Gazetecilerle futbolcuların yakın olması kötü mü? Eskiden daha yakınlardı. Şimdi aynı yakınlık devam ediyor belki ama gözden uzakta, kapalı kapılar ardında.

Bir de kulüplerin futbolculara röportaj yasağı koyması var.

Futbol dünyası değişiyor, hatta değişti bile. İyi mi kötü mü bilmiyorum ama birşeyler eksik. Şu tarz fotoğraflar yok artık. İlhan Söyler, 16 yaşındaki Emre'yi almış,tutmuş kolundan. Kazlıçeşme İstasyonu... Sene ya 96 ya 97. Arkadan tren de geliyor. Türk futbolunun o yıllardaki genç yıldızı Zeytinburnu'ndan çıkıyor, Florya'ya gidiyor.

Bir ara genç futbolcular, ilk parladıkları dönemlerde tren-minibüs-belediye otobüsü temalı fotoğraflar çektirirdi. Şimdi metrobüs geldi o da yok oldu.

Salı, Mayıs 8

Şeytanın Avukatlığı



Emre'yi savunmak hep bana kalıyor sanki ama olsun. Maksat iki yüzlü zihniyetleri ve düşünceleri öne çıkarmak.

Pozisyonu tersten alalım. Şu hareketi Emre, Zokora'ya yapsa ne derdin? Emre'nin Cangele'ye yaptığı boğaz kesme hareketini 3 sene tartıştın, Zokora'nın yaptığını görmezden geldin hatta intikam dedin. Övgü dolu cümlelerle süsledin..

Zokora'nın bu hareketi için "Cezayı vermeyezsen kendi keser" dedin. Delikanlı adam dedin. Aynı Zokora, Kadıköy'deki maçta Emre ile el ense olduğunu unuttun. Zokora'nın dolduruşa geldiğini görmezden geliyorsun ama Emre'nin pir golden sonra basın tribününe yaptığı hareketi 5 sene tartıştın.

Kadıköy'deki maçta Emre'nin dudak okumalarını anında çözdün, ırkçılık hakkında cümleler, paragraflar yazdın ama yerde yatan Halil'den özür dileyen, saçını okşayan Emre'ye gereksiz yere atar yapıp ortam geren, rakibi sinirlendiren Zokora'yı yine görmedin. Tartışmalı pozisyonda hakemin yanına giden üçüncü Emre olsa, 4 haftadır konusuyorduk..

Şu hareketi Cantona yapsa neler yazardınız dedin, şu hareketi Emre yapsa ne yazacağını sen bile düşünemiyorsun.

Sözüm Emre'den ölümüne nefret edenlere değil. Emre'yi özellikle Galatasaraylılar hiç sevmeyebilir, bunun için 1000 tane nedenleri var. Ve Emre'ye atılan her tekme onları rahatlatabilir. Yine de içi dışı birdir o kesimin. Sevimiyorum der, her zaman der, her yerde der. Nefret ediyorum der, her zaman der, her yerde der. Ben de Emre'yi sevmiyorum. Emre'yi 2001'de yaptıklarından beri sevmiyorum.. 2008''de olan benim için sadece ayrıntı. 2001'de Emre'yi sevmediğim gibi, şu anda Selçuk İnan'a da ısınamıyorum.

Peki efendi senin lafın kime? Lafım, Türk futbolunu, kendini İngiliz asilzadesi sanan "yazan"ların kaleminden çıkan yazılarla kurtarmaya çalışıp, Türk futbolunda saha içinde yaşanan her günahını Emre'nin üzerine yıkanlara.. Tarafsız gözüküp, "futbol-güzel oyun" diyip gizliden fanatik olanlara. Ya açık açık nefretinizi belirtin, ya da bazı olayları,öznelere bakmadan  objektif değerlendirin.

Oh, rahatladım.


Salı, Aralık 13

Emre Belözoğlu hissiyatı

Nedir, nasıldır hiç bilmiyorum. İlk geldiği zaman, 2008'de şöyle yazmışım bu transfer için, içimize sinmemiş, tıpkı ondan 2 sene önce gelen Tümer gibi... Sinmemesi de normal. Rıdvan gibi hep Fenerbahçe'de oynamasını hayal ettim diyecek halimiz de yoktu ayrıca.
***
Emre 3,5 yıl içerisinde oynadığı her maçta bana göre maksimumunu vermiştir, oynamadığı yattığı mücadele etmediği bir maç yoktu bence. Sakat olduğu, formsuz olduğu maçlar vardı. Her Galatasaray maçı öncesinde sakatlanmasında bile art niyet aramadım. Gerçi ASY'de ve Seyrantepe'de oynadığını hatırlatalım. Her neyse, Emre ayrılıyormuş gibi bir yazı da olsun istemiyorum ancak son 1 ay içerisinde iki defa sahada takım arkadaşıyla kavga etmesi bizim de canımızı sıkmıştı. Ne lüzumu vardı amk, zaten durumlar karışık, tribünlerin sahada görmek isteyeceği en son görüntü buydu. Olan oldu ve Emre bugün süresiz kadro dışı bırakıldı.
***
Aykut Kocaman belki dahi bir taktisyen değil, ama takımdaki kangrene neşteri vurmadan önce gösterdiği karakter dahiyane. Neden oynamadığını Brezilya milli takımının sol beki düşünsün dedi A.Santos için, A.Santos ligin ikinci yarısında takımı taşıyan adamlardan biri oldu. Takımda disiplinsizliğin adresi olan Kazım'ı gönderdi, bu sene başına kadar Bilica'ya forma şansı vermedi. Bu sene Lugano'nun gitmesi, Serdar ve Bekir'în sakatlıkları ile zorunlu olarak oynattığ maçlar oldu sadece. Biliyoruz ki, sahadaki savrukluğa da tahammülü yok hocanın. Ben Bilica'yı severim o ayrı konu.
***
Ve Emre... En doğrusunu yaptı hoca eğer Metris'ten müdahale gelmez ya da olay adam gibi tatlıya bağlanmazsa... Futbol olarak kaybedeceğimiz kesin, ama kaybettiklerimiz Emre'nin kaybedeceklerinden büyük değil. Bu taraftar (büyük çoğunluğu diyelim) onun Galatasaraylılığını unutup bağrına bastı. Eğer Benfica ve Atl.Madrid'e transfer olacağı söylentileri doğru ise, Fenerbahçe'ye geçmiş olsun, kurtuluyoruz demektir. Sahadaki bu fazla agresifliği iyi niyetle açıklamak mümkün olmaz çünkü. Yok takımda kalacaksa ve Emre'nin kanaması tuttuysa, ben eminim, ligin ikinci yarısında Emre de toparlayacaktır. Bunları bilmiyoruz.
***
Gelelim Emre Belözoğlu hissiyatına... Derdin ne güzel kardeşim? Yıllık 3,5milyon euro alıyorsun, Fenerbahçe'de oynuyorsun, insanlar sokakta seni gördüğü zaman fotoğraf çektirmek istiyor, güzel bir karın var, çocuğun var, ciddi bir ailevi problemin de (her ne kadar bilmesem de) yok gözüküyor. Ne istiyorsun peki amk ya, Allahtan belanı mı?

Çarşamba, Kasım 16

Salı, Aralık 28

Sağlıklı Yaşam İçin Spor


Öncelikle Arel Üniversitesi ve LOSEV'in adlarını analım böyle bir panel düzenlendiği için. Neler konuşuldu bilmiyorum ama panelin adı ve katılımcının Emre olması çok ironik, manidar, metaforlu; ne dersen de..

Aklından 2001'i çıkaramayanlar için kahkaha nedenidir, Sağlıklı Yaşam ve Spor adlı bir panelde Emre'nin konuşmacı olması. Herkesin sandığının aksine Galatasaraylılar (veya çoğu Galatasaraylı'nın aksine ben) Emre'yi Fenerbahçe'ye transferi ile yargılamamaktadır. Onun çok daha öncesi vardır, 2001 baharına tekabül eder.

Aklından 2001'i çıkaramayanlar "sağlık için spor yapmıyoruz" cümlesini de hiç unutmazlar. Gördükleri, duydukları yerde akıllarına Emre gelir.

Çarşamba, Kasım 17

Dengesizliğin Adı: Emre


Emre Belözoğlu'nun Türkiye'nin en verimli futbolcularından biri olduğunu kanıtlamaya gerek yok. Takımı için en önemli isim olduğunu da belirtmeye gerek yok. Onun yokluğunun büyük bir sıkıntı kaynağı olduğunu da beliritmeye gerek yok. Ama bu yazıyı yazalım ve bunları yine belirtelim.

Emre çok sık sakatlanan bir futbolcu. Bu, Emre'den kolayca vazgeçmek için bir neden olmamalı. Bunun çözümü; Emre kalitesinde olmasa da Emre'nin yokluğundaki sorunları azaltacak isimleri kadroya transfer etmektir. Fenerbahçe geçen sene kasım ayından itibaren son 1 senelik süreçte neler yaşamış ve Emre bunun neresinde tek tek yazalım.

Kasım 2009; Kayserispor maçı ile başlıyor. Emre 90 dakika oynuyor, Fenerbahçe penaltı golüyle beraberliğe razı oluyor.

21 Kasım'da rakip Beşiktaş. Yer İnönü. Maç 0-0'ken Emre sakatlanıyor. Dakika 50 civarı. Emre oyundan çıktıktan sonra Fenerbahçe 3 gol birden yiyor ve maçı 3-0 kaybediyor.

Emre'nin derbide geçirdiği sakatlık uzun sürüyor. Arka arkaya oynanan Kasımpaşa ve Eskişehirspor maçlarında 0 çekiyor Fenerbahçe. Kalesinde 5 gol görüyor.

Takım, Ankaragücü'nü Emre'siz yenerken kalesinde 2 gol görmeyi de ihmal etmiyor.

Emre düzeliyor ve takıma giriyor. Rakip Trabzonspor. Fenerbahçe deplasmandan 3 puanı çıkarıyor. Gol yemeden; 1-0 kazanıyor.

Sonra devre arası. Denizlispor maçı Emre ile 3-1, Sivasspor maçı Emresiz 5-1 kazanılıyor.

Kupada Bursaspor ile ilk maç. Emre 65 dakika oynuyor, yerine Selçuk giriyor maç 3-0 kazanılıyor. 3 gol de Emre sahadayken atılıyor.

Kadıköy'de Diyarbakırspor maçı, Emre 90 dakika sahada skor 1-1.

Bursa ile rövanş maçı. Daum, Emre'yi yedek oturtuyor. İlk yarıdan skor 2-0 Bursaspor lehine oluyor. Emre ikinci yarı oyuna giriyor, Fenerbahçe tur atlıyor.

Manisaspor deplasmanı. Emre 86'da çıkıyor, Manisaspor 87'de gol atıyor.

Bursaspor ile lig maçı. Emre 90 dakika oynuyor, Bursaspor 2-0'dan 3-2 kazanıyor.

İBB, Antalyaspor ve Gençlerbirliği maçları Emre 90 dakika oynuyor. 1 mağlubiyet, 1 galibiyet, 1 beraberlik. Yenilen gol sayısı 3 maçta sadece 2.

Bundan sonraki dönem; Fenerbahçe'nin uzun süre gol yemediği dönem. Emre Galatasaray maçı haricinde hepsinde sahada. Bu dönemde sadece kupa yarı finalinde Manisaspor'dan 1 gol yeniliyor.

Kupa finalinde ise durum farklı. Fenerbahçe 1-0 önde. Dakika 65. Emre oyundan çıkıyor. Maç skoru 3-1. Kupa Trabzonspor'un.

Yeni sezonda; Emre, diğer maçlarda bu kadar belirleyici değil. Herhalde Aykut Kocaman etkisi. Emre varken Trabzonspor'dan 3 gol yiyor Fenerbahçe,Manisapordan da 2 tane. Ama diğer yandan gol atma sınırlarını da zorluyor.

Fakat tıpkı geçen sene olduğu gibi, BKalıneşiktaş maçında devre arasında oyundan çıkıyor. İlk yarı Fenerbahçe 1-0 önde, maç 1-1 sona eriyor.

Eskişehirspor maçında; 30 dakikada oyundan çıkıyor. Eskişehirspor 1 gol atıyor. Gaziantepspor maçında hiç oynamıyor, 70'ten sonra 2 gol yiyor Fenerbahçe orta sahası ve savunması.

Avrupa'ya bakalım. Young Boys ile oynanan ilk maçta; 85'te çıkıyor, Young Boys 89'da atıyor.

PAOK ile oynanan ilk maçta Emre yok, Fenerbahçe mağlup. 2. maça 11'de başlıyor 50.dakikada golünü atıyor. 75.dakikada sakatlanıyor. Turu uzatmalarda gol atan PAOK geçiyor.

Şimdi bunu niye yazdık? Bizim gördüğümüzü Fenerbahçe taraftarı kesin görüyordur zaten. Fenerbahçe taraftarının gördüğünü Fenerbahçe teknik heyeti ve yönetimi de görüyordur. Tamam kabul ediyorum, Emre kalitesinde futbolcu bulmak imkansız gibi bir şey. Ama sezonun bir kısmında oynamayacağı kesin gibi birşey olan bir futbolcuya da iyi bir alternatif üretmek gerekiyor. Bu takım içinden de olabilir takım dışından da. Emre'nin yerini Selçuk ve Christian ile doldurmaya çalışınca takımın uçurumu belirginleşiyor. Ayrıca daha önce yazdığımızı uyarıyı tekrarlayalım. Canlı bahis oynayanlar; Emre oyundan çıkınca "Fener gol yer" e basabilir. Yüzde 80 garantidir.

Salı, Kasım 3

Acaba? Belki

Sabri'nin bu seneki yükselişini görmemek mümkün değil. Bir kesim onu görmek için baya bekledi ama sene başından beri yükselişini devam ettiren bir isim Sabri. Üstelik Galatasaray taraftarı tarafından gönderilmesi gereken ilk isim olarak gösteriliyordu sene başında. Rijkaard gibi futbol tarzı olan bir teknik adamın Sabri'ye fırsat bile vermeyeceği konuşuluyordu.

Hiç öyle olmadı ama. Galatasaray'ın şu anda en formda 3-4 oyuncusundan biri. Belki de birincisi. Peki Sabri bu hale nasıl geldi? Muhakkak Rijkaard'ın bunda payı yüksek. Haksızlık etmeyelim, bu topu oynayan Sabri, bunda en büyük pay sahibi. Çalıştı didindi ve 5-6 senedir beklenen Sabri geri geldi. Fakat benim de bir komplo teorim var. Önce şu videoyu izleyelim:



Nisan 2009. Üzerinden sadece 6 ay geçen bir maç. Herkesin maç sonunda çıkan kavgayla hatırladığı bir maç. Ama maç içinde çok önemli bir kavga daha vardı: Sabri-Emre. Eski Açık'tan Sabri'ye, "dostunu düşmanını abilerini iyi tanı" diye sayıkladığım dakikalar.

Maç öncesinden başlayalım. Galatasaray camiasının genel hali. Hamburg tramvası tazeliğini koruyor. Konuştuğumuz konuların öznesi "Yeniçeri Ocağı". Ocağın iki aktif üyesi var takımda. Biri Sabri. Diğerleri takım dışında. Ve tabi ki Fenerbahçe takım kaptanlarından Emre Belözoğlu. Derbi öncesi beraber gidilien açılışlar, Acun'un organizasyonları vs.. Galatasaray taraftarını rahatsız ediyor. Başarının gelmesi için, bu zihniyetin kulüpten temizlenmesini savunanlar oldukça fazla.

İşte bu günlerde yaşanıyor bu kavga. Skibbe'yi yollayan, Bülent Korkmaz ile yola devam eden Galatasaraylı futbolcular derbide bekleneni veremiyor. Bu esnada her maç içinde yaşanan normal bir tartışma yaşanıyor. Bu kavgayı misal Uğur Boral ile Hakan Balta yaşasa normal derdik, unuturduk. Ama Sabri ve Emre olunca herşey değişiyor. Değişti de...

Sinan, nam-ı diğer Extensor geçenlerde şöyle bir şey yazmıştı. "Yeniçeriler, geçen sene takımda kalmak için Yeniçeri olmanın yeterli olacağını biliyordu. Bu sene Rijkaard'ın akla önem veren mantalitesi geldi. Futbol oynayan takımda kalacaktı. Sabri o nedenle, takımda kalmak için yapması gerekeni bilerek, tamamen oyuna konsantre oldu." Kelimeler, cümleler birebir bu değil ama anfikir buydu.

Sinan'ın haklılığı yüzde 90. Ama Sabri, o kadar akıllı bir adam değil. Sabri saf bir adam. Sabri, tarikat, cemaat, Total Futbol falan bilmez. Sabri'ye Manifesto'dan 20 sayfa okusak, Sabri Beyazıt Meydanı'nda kızıl bayrak sallar Marxistler ile beraber. O nedenle bu olayın, yani Emre ile edilen kavganın, Sabri'yi daha çok değiştirdiğini sanıyorum.

Sabri, o gruptan bağını koparmış. Koparınca da kendini futbola vermiş. Futbola verince de Rijkaard tarafından ödüllendirildi. Ödülünü alınca, daha iyisini yapmak için çabaladı ve bugüne geldik.

Sabri, o gruptan bağını ne kadar kopardı bilmiyorum. Ama bazı duyumlar var. Emre Belözoğlu ile o günden beri konuşmadığı söyleniyor. Arda Turan ve Acun araya girmiş mi emin değilim ama Hakan Şükür'ün olayı "büyüğe saygısızlık" olarak değerlendirdiği ve Sabri'ye bir Hakan Şükür klasiği olarak "kırgın" olduğunu duyduk. Doğrulukları tartışılır.

Fakat geçen hafta oynanan Fenerbahçe maçından sonra Sabri'nin yediğimiz ikinci golü anlatırken şöyle bir ifade kullanmışlığı vardır: " İkinci golden önce Emre Belözoğlu Servet Abi'ye kambura yattı herhalde, hakem faul verseydi farklı olurdu." (Hemen bir not, cümle aldatmasın, Sabri hakemden şikayet etmiyordu, sadece daha farklı gelişirdi diyor. Zaten Sabri'nin hakemlerle diyalogları da gözle görülür şekilde düzeldi)

Bu cümlede önemli olan bazılarının milli takım kamplarında "Emoş Abi" dediği Emre'ye, Sabri'nin yılların geleneği olarak "Abi" demeyip, Emre Belözoğlu demesidir. Emre Belözoğlu'na Emre Belözoğlu demek gözden kaçmaması gereken bir ayrıntıdır. Veya bunların hepsi bizim artık saçmalayan zihnimizin son ürünleridir. Karar sizin. Bence bu kavga ile o zihniyet ile bağını koparan Sabri, şu anda takımın en önemli adamı olmuştur.
****
Sabri hakkında bir yazı yazmışken, hemen şunları da ekleyelim. Hakemler Sabri'deki gelişimi görmeli. Sabri bu sene 2 sarı kart gördü. İkisi de hakeme itirazdan. İkisi de çok saçma. Birinde hakeme itiraz yok, sadece basit bir şekilde ellerini açıp başını çeviriyor. Diyaloga girmiyor. Üstelik verilen kararda faul de yok. (Eskişehirspor maçı Cüneyt Çakır).

Diğer sarı kart ise bu hafta. Sabri'ye maçın son dakikasında gereksiz bir sertlikle giren Sivassporlu oyuncuya basit bir tepki gösterirken aldığı bir sarı kart.(Bülent Yıldırım). Bu kartlar hatalı olduğu gibi, düzelen Sabri'yi bozacak, "niye düzeldim ulan ben o zaman" dedirtecek kartlar olabilir. Olmasın. Hakettiği kartı alsın ama sudan kartlar en son Sabri'ye çıksın.

İkinci nokta, Sabri'nin Sivasspor maçından sonra Gökhan Zan ile girdiği tartışma. Sabri'nin bu sene can sıkan tek hareketidir. Ben de başkasıyla tartışırken araya giren insanları sevmem ama Gökhan Zan büyüğündür. Niyeti temizdir, kart görmeni engellemektir. Umarım bir "iş kazası" olarak kalır bu.

Çarşamba, Eylül 2

Arşivlik Fotoğraf


Seneler sonra bakınca güleceğimiz, nostalji yapacağımız fotoğraf. Arşivlere geçmeli.