hamza hamzaoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hamza hamzaoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ocak 15

Kutlu Olsun


Türkiye'ye geldiğinde kimliği olmayan Hamza  Hamzaoğlu'nun bugün doğum günü. Kutlu olsun. Onu sevmeye devam edeceğiz, zira onunla ilgili kurulan cümleler artık bir futbol tartışmasının dışına çıktı.

Onun teknik direktörlüğünü eleştirenler ve beğenmeyenler olabilir. Tartışma da yapılabilir. Eleştirilecek yanları vardır, fakat takdir görülecek yanlarını da biz es geçmeyiz. Yine de meselemiz bu değil. Tartışmamız futbolla ilgili değil, toplumsal yaşamla alakalı...

Tam da bu yüzden hoca bizim için değerlidir, önemli bir figürdür. Bu hayatta, kendisi dışından olmayan herkese tahakküm kurmaya çalışan, küçümseyen, engelleyen, oturduğu yerden kazanmaya devam etmek için herkesi harcayan insanların sevmediği, kabullenmediği insandır. Hakimiyet kurmaya çalışanların ezberini bozandır. Hamza Hamzaoğlu'nun en çok ,ama çoğu da saha dışı sebeplerden dolayı, eleştirenler onlardır.

Irkçılıkla itham edildi, 'köylülük' ile aşağılandı ve daha nicesi yaşandı... Bunlar unutulmadı çünkü sosyal hayatta bizim gibilerin karşısına böyle insanlar devamlı çıkıyor, çıkacak. Bu söylemlere de başka formlar eşliğinde aşinayız. O nedenle, böyle bir ortamda başarılı olan insanları sevmeye devam edeceğiz.

Bu üç kupa veya forvette kim oynayacak tartışması değil. Bu başka bir mesele. Ve o yüzden Antalyaspor'da başarılar...

Salı, Ekim 18

İstanbul'dan Esen Gaz



Bursaspor'un kendi sahasında iki puan kaybettiği, hatta rakibine oranla daha sönük bir futbol oynadığı haftada bunları yazmak biraz riskli olabilir. Fakat zaten hem konunun kendisi bir 90 dakikadan daha fazla, hem de alınacak galibiyetlerden sonra sinsice yazmaktansa böyle bir haftada konuyu öne çıkarmak daha sağlıklı.

Aslında artık Hamza Hamzaoğlu ve onun çalıştırdığı takımlar özelinde yazılar yazmaya çok hevesli değilim. Bir yerden sonra 'adamcılığa' kayıyor ve birçok işgüzarlığa neden oluyor. Fakat Galatasaray taraftarlarının çoğunun hâlâ hocaya dair taşıdığı takıntıdan kurtulamamış olması kısa bir hatırlatmayı zorunlu kılıyor. Her Bursaspor maçı öncesi, hevesle Hamza Hamzaoğlu'nun puan kaybedeceğini bekleyerek ekran başına oturanları görmek bu çatışmayı körüklüyor. Olay artık; 'iyi hoca-kötü hoca' tartışmasını geçti; yaşam tarzlarının, ekonomik sınıfların kavgası haline geldi (Aslında ilk günden beri öyleydi ama o zamanlar 'Bizim meselemiz Galatasaray' diyenlerin söylemine saygı duyuyorduk, demek ki değilmiş).

Galatasaraylıların gazına gelen Bursasporlular da ilk haftalarda bu furyaya kapılıp tartışmayı iyice ateşe vermişlerdi. 'Burası Akhisar değil' tezahüratı 2015 yazında Florya'dan Bursa'ya miras kalan, gereksiz bir dışavurumdu. Şimdi bir Bursaspor maçı izleyince aynı ateş bir daha yanar mı diye göz ucuyla tribünlere bakıyoruz. Neyse ki şu anda böyle bir tehlike gözükmüyor. Bursaspor da, çoğu Galatasaraylıyı sinirlendirecek ve tartışmanın üstünü gizlice kapattıracak şekilde ilerliyor. Şimdilik Bursaspor maçları öncesinde ve sonrasında tweet atan Galatasaraylıların sayısı azaldı. Takım, eşit üç İstanbullunun arkasından dördüncü sırada. Ligin lideri Başakşehir'e yenildiğinde gereksiz bir kriz ve telaş ortamı baş göstermişti. 10 kişi kaldıkları Gaziantespor maçı dışında şu ana kadar 'sürpriz' bir puan kaybı yaşamadılar.

O Başakşehir maçında 'Burası Akhisar değil' tezahüratlarına neden olan Merter'in de ne kadar önemli bir oyuncu olduğu Osmanlıspor maçında bir kez daha ortaya çıktı. Takımın hala açıkları ve eksikleri var. Fakar bir şekilde idare ediyorlar. Bu hafta Harun sayesinde bir puanı aldılar. Ligin ilk beş sırasında olan takımlar arasında en az gol atanı. Kadro yetersiz, kasa boş. Spikerlerin sıklıkla kullandığı "Batalla topla ilerliyor, yanında Şamil var'' cümlesi durumu özetleyebilir. Fakat takım beraber hareket etme yolunda hızla ilerliyor. Başarılı olurlar mı? Uzun maratonda işleri zor ama bir oyuncu grubunu hedefe odaklama noktasında verimli olan bir teknik adamları var. Galatasaraylılar, Bursaspor maçını izlemeyi bıraktığı zaman anlarız ki, Bursaspor iyi gidiyor. 

Bu yazı da zaten biraz onlar içindi. Bursaspor analizi yapmaya gerek yok. Fakat bu takıntılı ruh hali, bu düşmanlık hevesi bugün yarın Galatasaray'a da zarar verir, veriyor da. Skorlar alındıkça, başarı geldikçe bazı şeyler goygoya vuruluyor ve gözardı ediliyor Oyuncusuna güvendiği için suçlanan Hamzaoğlu'nun Bursaspor'da maç kaybetmesini bekleyenler, Levent Nazifoğlu'nun 'Eren - Lewa benzetmesini ayakta alkışlıyor. Bu çıldırmış ruhlardan ne kadar uzak durursak o kadar iyi; hem izlediğimiz oyundan keyif alma konusunda hem de yaşam alanlarımızı hırslı egolardan kurtarma adına....

Perşembe, Eylül 24

Lanet Olsun Öfkenize



Artık her geçen gün Galatasaray'dan biraz daha uzaklaşıyorum. Kulüp pek önemli değil ama sahadaki oyuncuların ve teknik direktörlerin başarılı olmasını istiyorum. Hataları olsa da iş yapanlar onlar. Ben her zaman tribündeydim. Olaya hep tribünden baktım. Ama bulunduğum tribün eskiden daha başkaydı. İnsan yaşlanınca geçmişi daha aydınlık ve renkli hatırlar, kötü özellikleri hafızadan siler. Öyle derler, doğru olabilir. Ama bu seferki gerçek. Şu anki tribün, taraftarlık, takım tutma bir rezalete doğru ilerliyor. Eskiden biz de sağlıklı değildik ama kendi hayatımıza zarar veriyordu o sağlıksız olma durumu. Şimdi çevresine kötülük yayan, nefret saçan, linci alışkanlık haline getiren bir güruh var. Üstelik hiç bir şey yapmadan. Pankart asmadan, bilet almadan, tezahürat bestelemeden, deplasmana gitmeden. Oturduğu yerden, maç izleyerek, forma alarak, Tweet atarak.

Her geçen gün Hamza Hamzaoğlu'nu daha çok seviyorum. Eskiden sevdiğim adamların Galatasaray'da olmasını, çalışmasını isterdim. Oysa artık her geçen gün Hamzaoğlu'nun istifa etmesini istiyorum. Çıksın bu delilik oyunundan. Kurtulsun. Akhisar'da sakin kafayla kalsın istiyorum. Bu azgın çoğunluk, kötülüğü, kaosu, karmaşayı, öfkeyi, nefreti hakediyor. Hamzaoğlu, çok fazla buraya. Ya da eksik!

İnsanlar gerçekten bir teknik direktörün çıkıp "Bu kafayla şampiyon olamayız, bizden bir halt olmaz. Sakın güvenmeyin bize" falan demesini bekliyor. Taraf olmaya o kadar kapılmışlar ki, kendileriyle aynı tarafta olana bile sırf aynı cümleyi söylemediği için, aynı tarzda konuşmadığı için sallıyor. Oysa adam ne kadar örnek bir profil. Kendi hayatınıza o adamın özelliklerini entegre etseniz siz de belki bir şeyler başarabilirsiniz. Veya başaramazsınız ama en azından içiniz rahat olurdu, bu öfkeniz kaybolurdu.

Ulan bu dünyada herkes karşısına çıkan sorundan sonra ağlayıp başkasını suçlayacağına, 'Neyse önümüze bakalım' dese daha iyi olmaz mı? Her problemden sonra itidal çağrısı yapan, "Bunu da çözeriz, altından kalkarız" diyen insanlara sallıyorlar. Ulan bu çağda böyle adamlar bulunmaz Hint kumaşı. Ama yok, zaten önemli olan sorun çözmek değil. Sorun yaratmak. Sorun yarat hoca, bize kaos yarat. Yönetime salla, Fenerbahçe'ye salla, transfer yap, para saç, federasyona atarlan... Böyle böyle biz de rahatlarız, düşman üretmemize gerek kalmaz, onu da sen üret.. Ama sen böyle akil davranırsan, insanlar da sana sallar. Düşman lazım çünkü herkese.

Sadece Galatasaray mı böyle? Fatih Terim'in doğum gününü kutladığı için Caner'e küfredenler var. Her yerde, en yakınımızda. Yalan yok, eskiden ben de o tarz düşünüyordum. Gerçi en azından futbolcuya devamlı küfür etmiyordum. Ama insan para kazanmaya başlayınca, bir mücadele içine girince, hayatın zorluklarını görünce, hayatın zorluklarında yanında olan hiç ummadık adamları tanıyınca herkese hak veriyor.

İş yapanı "klas yapmadığı" için sevmiyorlar, mücadele edeni "şov yaptığı" için sevmiyorlar, para kazananı "çok kazandığı" için sevmiyorlar, sakin kalanı "masaya yumruk koymadığı" için sevmiyorlar, lafa kalsa öfkeli olanı da sevmiyorlar ama aslında hayranlık besliyorlar.

Ben sıkıldım artık. Öfkenizden, kininizden, nefretinizden. Uzaklaşamıyorum da. Bir yere kadar kaçıyorum ama sonra yine beni buluyor. Futbol bu kadar büyütülecek bir şey değilmiş onu anladım. Ama asıl anladığım futbol dışı konularda, başka alanlarda ahkam keserken ne kadar ikiyüzlü olunduğu. Umarım bir gün tamamen kopabilirim şuradan...

Cuma, Nisan 10

Mahçubiyetin Galibiyeti



Yasin Öztekin nasıl oldu da bir anda Galatasaray'ın parçalarından biri oldu. Bundan 3-4 ay önce aklınıza bile gelmezdi. En azından benim gelmezdi. Mesela, takımın teknik direktörü, 2-0'dan 2-2'ye dönen maçta Yasin'i oyundan aldığı için eleştirilecek... Veya gerçekleşemeyen bir senaryo olsa da, Kadıköy'de tarihe geçecek bir golün kahramanı olabilirdi. Şaka gibi... Lig devam ederken bunlara ilave "an"lar eklememiz mümkün olabilir. Futbol sezonları böyle figürleri sever. Figüran olarak başlayıp başrole göz kırpan figürler. Mesela 2002'deki Ayhan Akman, 2006'daki Hasan Kabze, 2008'deki Emre Güngör, 2012'deki Engin Baytar.... Bazıları o sezonların gücünü arkasına alarak kalıcı oldu, bazıları ise saman alevi deyimine örnek.... Sözün aslı, bu sezon ilginç bir şekilde Yasin Öztekin izliyoruz.

Aslında ilginç de değil.. Gençlerbirliği'ndeki sezonunu hatırlayınca, bulunduğu noktaya bu sene içinde gelmesi bile ayıp! Onun ayıbı... Beklentiler(im) daha yüksekti. Sakaryaspor'daki Tuncay Şanlı ve Antalyaspor'daki Burak Yılmaz'dan sonra en çok heyecanlandıran oyuncuydu. Üstelik onlardan farkı vardı; Süper Lig'deydi. Fakat Trabzonspor transferi ile düşüşü başladı. Nedenini tam olarak anlamak mümkün değil ama bir şımarıklık da yok değildi. Belki karakterinde ve sosyal hayatında olmayan bir şımarıklık, sahada kendini gösteriyordu. Topla oynama tarzı bile değişmişti. İsteksizdi. Eli belindeydi. Trabzon'da çok kalması mümkün değildi. Kayseri Erciyesspor ile aklımıza gelen en net görüntü, sezonun ilk yarısında Fenerbahçe maçının son dakikasında maçı bitirmek varken Egemen ile Bruno Alves'in arasına girmesiydi. Pozisyonun devamında gol geldi. Yasin Öztekin, müthiş yetenekli, kıvrak, ince, spektaküler, seri bir hücum elemanı... Ama bulunduğu takıma yarardan çok zarar veriyordu.

Galatasaray'a geldiğinde heyecanlanmadım. Belki, gözden uzak anlarda tribünlere "vayyy" çektirebilecek bir hareket yapabilir ama takıma uyum sağlayamazdı. İlk başlarda haklı çıkan bendim. Galatasaray'ın içinde olduğu durumun da Yasin'e yardımcı olmadığını söylemek lazım. Fakat kim olursa olsun, ve ne zaman olursa olsun, büyük takım atmosferi böyle bir şeydir, hazır değilsen kaybolursun.

Sonra, beklenmedik bir şekilde Hamzaoğlu geldi. Muhteşem çıkışın başlangıcı. Onun hakkındaki görüşlerimi çok yazdım. Sevgim üst düzeyde. Başarılı olmasını çok istiyorum. Futbol bilgisi bir yana, karakteri ve dışarı yaydığı enerji bambaşka. Onu yakından tanımaya yeni başlayanlar, bizden bile daha çok seviyor. "Tanısan seversin" cümlesinin vücut bulmuş hali. Bu sevginin en büyük nedeni de, hocanın yaydığı enerji. Biraz mütevazilik, biraz dinginlik ama en çok da mahçubiyet, Çok fazla özür dilemesi de bundan... Bu konuda bile eleştiriliyor ya olsun; özür dilediği için eleştirilecekse sıkıntı yok.

Peki ne oldu şimdi? Yasin ile başladık Hamzaoğlu ile bitirdik. Nereye bağlayacağız? Maçların bazı anlarında Yasin Öztekin'in suratına bakın. Eğer eski Yasin'i, bundan 2 sene önceki halini hatırlıyorsanız; değişimi görecekseniz. Anadolu'nun o isyankar, ukala, dikine giden gurbetçi topçusu gitmiş, yerine kendini sevdirmeye çalışan, işini yapan, çalışan, didinen, olmadığında üzülen ama tekrar deneyen bir adam geliyor. Becerecek mi, bilemeyiz. Ama çok istediği ve bunun için de çalıştığını görüyoruz. Sadece Yasin de değil; Telles'ten Burak'a kadar birçok futbolcuda bir değişim var sanki. Yasin de daha belirgin olsa da Burak'ın değişimini görmemek mümkün mü?

Hamzaoğlu'nun yaydığı enerji takıma sirayet etmeye başladı. Onun gibi düşünen, hisseden oyuncuların sayısı artıyor. Bence Yasin'in forma bulması da bundan. Bugün golü atamaz ama belki yarın atacaktır. Atmak istiyor, bunun için çabalıyor. Atamadığında Trabzonspor'daki gibi umursamıyor, üzülüyor. Erciyes'teki gibi takıma zarar vermiyor... Faydalı olmak için uğraşıyor. Eyüpspor'da, Akhisar'da didinip Florya'ya gelen, kariyerini tırnaklarıyla kazıyarak oluşturan bir hoca var arkasında. Ona daha iyi bir ilham kaynağı olamazdı... İnşallah değerini bilir.


Cuma, Ocak 23

Hayat Dersi



Ülkedeki her şeyde, hepimiz bir şikayet alışkanlığı kazanmışız. Her şeyden şikayet ediyoruz. Hep bir başkasının yapmadığı işi konuşuyor, "Ben olsam yaparım" diyoruz. Ama önümüzde bir işimiz var ve onu yapmıyoruz, buna kimse bakmıyor.. Herkes şikayet ediyor. Ben hiçbir zaman bunu yapmadım. Ben nerede olursam olayım, orada elimde imkan ya da imkansızlıklarla yapabileceğimin en iyisini yapmaya gayret ettim. Benden hiçbir zaman bir şikayet duyamazsınız. "Şu oyuncum sakattı" gibi bahanelerin ardına saklandığımı göremezsiniz. Bende alışkanlık haline geldiği için bundan sonra da yapmam diye düşünüyorum. Şikayet etmem. İsyan ederim ama sabır eşiğim biraz yüksek. En sona kadar dayanırım...


Salı, Aralık 2

Yolumuz Aynı



İki tane sistem adamı. İki tane güzel adam. İki tane başarılı adam. Aralarında ilginç bir bağ var. Kariyerlerinin bazı dönemlerinde birbirleriyle karşılaştılar ve kritik maçlar yaptılar.

2009-2010 sezonu. Spor Toto 2.Lig'de play off finali. Hamza Hamzaoğlu'nun çalıştırdığı Eyüpspor ile Mustafa Reşit Akçay'ın çalıştırdığı Tavşanlı Liniyitspor finalde karşılaştı. İki kulüp için de kader maçıydı. Belki de uzun bir müddet böyle bir fırsat yakalamaları mümkün olmayacaktı. Kazanan Tavşanlı Linyitspor oldu ve 1.Lig'e yükseldi.

Bir sezon sonra, Akçay takımının başında kaldı. Hamzaoğlu ise önce Denizlispor'da başladı. Sonra Akhisar'da sezonu tamamladı. Akhisar son maçta aldığı bir puanla ligde kaldı. Tavşanlı Linyitspor da son maçta aldığı 1 puanla play-off'a kaldı. Son maç dediğimiz; 3-3 sona eren Tavşanlı - Akhisar karşılaşması... İki ilçe takımının başarılı sezonu...

2013-14 sezonunda Akçay Trabzonspor'da, Hamzaoğlu ise yine Akhisar'daydı. İkinci yarıda oynanan maçta Hamzaoğlu'nun takımı 4-2 kazandı. Bu karşılaşma Akçay'ın Trabzonspor'un başında çıktığı son resmi maç oldu. Hamzaoğlu, bir şekilde Akçay'ı yoldan çıkardı belki de...

Şimdi Hamzaoğlu Galatasaray ile imzaladı. Akçay ise Hamzaoğlu'nun mirası olan Akhisar'ı devraldı. Zaten Akhisar'a Hamzaoğlu'ndan sonra gelecek en uygun hocaydı. Bu hafta, Hamzaoğlu'nun Galatasaray'da oynayacağı ilk lig maçında karşısında Akhisar Belediyespor ve Akçay olacak.

Bu adamların yollarının bu kadar kritik anlarda kesişmesi oldukça doğal. Çünkü aslında aynı yoldan gidiyorlar. İnşallah ikisi de başarılı olur.

Cuma, Mayıs 17

Kalli'nin Dehası




Falco Götz bana her maçta bağırıyordu. Çok sinirleniyordum. Sinirlendikçe de oynuyordum. Sezon sonunda gelip benden özür diledi. "Kusura bakma, seni kızdırmamı bana Kalli söyledi." dedi. "Maçların başında Hamza'ya birkaç kez bağır, kendine gelsin" demiş. Çünkü ben kimseyi üzmem, kimseye sert girmem. Hoca da saldırgan olmamı istiyor. Onun için ben ya tekme yiyeceğim ya da küfür. Hoca da onu anlamış, Falco'ya yaptırmış, 90 dakika duramıyordum ondan sonra. Bu Kalli'nin dehasıdır. Beni o kadar iyi tanıdığını anlayamamıştım.

Hamza Hamzaoğlu / 4-4-2 Mayıs sayısı

Perşembe, Nisan 25

Hamza Hocam



1993-94 sezonu... Taraftarlığımın ilk yılını şampiyonlukla noktalamış bir çocuk olarak ikinci şampiyonluğu bekliyorum. Radyo açık. Bursaspor ile oynuyoruz. Ama benim aklım Karabükspor - Zeytinburnu maçında. Sezon ortasında Karabükspor'un başına geçen İlyas Tüfekçi'nin eski Galatasaray futbolcusu olduğunu söylüyorlar. Bir anda adamı ve Karabükspor'u sevmeye başlıyorum. 

Karabükspor ligin ilk yarısını son sırada tamamlamıştı. Ondan sonra inanılmaz bir çıkış yakalayıp umutlarını sürpriz bir şekilde son haftaya kadar taşımıştı. Son haftaya giriliken ilk kez küme düşme hattından kurtulmuştu. Son haftadaki rakip Zeytinburnu'ydu. Beraberlik bile ligde kalmak için yetiyordu. Fakat son dakikada yenilen gol, o takımı küme düşürdü. O gün Galatasaray'ın şampiyonuluğunu bir kenara koyup Karabükspor'a üzülüyordum. İlginç bir ruh hali ama çocukluk işte.

O gün şampiyon olan takımın oyuncularından biriydi Hamza Hamzaoğlu. Futbol hayatı sona erince hocalığa başladı. Malatyaspor'da kısa bir dönem çalıştı, gözle görülür bir fark yarattı ama yeterli olmadı. Eyüpspor'da kulüp tarihinin efsane hocaları arasına girdi. Denizlispor'da ise sabırsız taraftarın kurbanı oldu. Benzer bir kitleyi Akhisar'da da buldu aslında. Ama sanırım bu sefer dirayetli bir yönetim, ona destek veren ekibin arasında yer aldı.

İlk sene inanılmaz bir şekilde ligde kaldılar. Az daha Kartalspor düşüyordu. Kartalspor'un her galibiyetine sevinirken hemen ardından Akhisar'ın kazandığı puanın haberi geliyordu. "Adamlar bir pes etmedi gitti" diyorduk. Onlar da kazanıyordu biz de kazanıyorduk, derken sürpriz bir şekilde Altay düştü. Akhisar ile Kartal'ın inatçılığı Altay'ı 2.Lig'e gönderdi.

Bir sonraki sene Akhisar için "bu sefer düşerler" dendi. Olmadı. Sezonun son haftasında Rize'de final maçına çıktılar. Kazanan Süper Lig'e çıkacaktı, Hamza hocamın takımı son dakikalarda atılan golle 2-1 kazandı. İki tane ilginç noktası var o maçın. Sezon boyunca ilk 2'nin civarında gezinen takım son haftada 1.sıraya yerleşti ve şampiyon sıfatıyla Süper Lig'e yükseldi. Diğer nokta ise bu seneye de bir gönderme içeriyor. Rize gibi güçlü bir camiayı deplasmanda yenen Akhisar, yola Hamza Hamzaoğlu ile bu sene de devam etti. Şu an en azından 1-2 tane takımı geride bıraktılar. Biri Hector Cuper gibi kariyerli bir teknik adamın Orduspor'u. Diğeri ise 3 hoca değiştiren Mersin İdman Yurdu. Mersin, sezonun ortasında ilk değişikliğe gittiğinde takımın başına Giray Bulak'ı getirdi. İşte o Giray Bulak, geçen sene kendi evinde Akhisar'ı yenemeyip lige çıkamayan Rizespor'un da teknik direktörüydü.

Bu sene başlarken de aynı şeyler oldu. Hamza Hamzaoğlu seviliyordu ama hep "bir yere kadar" deniliyordu. Akhisar küçümseniyordu. Oynanan futbol, takım oyunu, sahaya yansıyan bir sürü artı görülmüyordu. Son sıradayken bile, daha Gekas gelmeden bile, "Akhisar ligde kalır" diyenlerden biri olduğum için mutluyum. Aslında zor bir tahmin değildi. Rakiplerinden daha iyi oynuyordu, ama gol atamıyordu. Bir forvetle işi bitireceklerdi, Gekas gibi üst düzey bir adam geldi, ondan sonrası bu günler.

Şimdi başladı Hamzaoğlu güzellemeleri. 25 hafta boyunca es geçilen takım ve hoca için yazılar yazılıyor. İnşallah nazar değdirmez. İnşallah 1993-94 sezonunun son haftası gibi olmaz ki rakip de bu sefer Orduspor. Yani yine son haftada bir ölüm kalım maçı olabilir. 

Herşeye rağmen, değil PTT 1.Lig'den, 2.Lig'den kalan topçularla Süper Lig'de tutunma mücadelesi veren Hamza Hamzaoğlu büyük hoca. Güzel adam. Tanıyanların anlattığı gibi yüksek karakterli olduğuna inandığım için, dünyanın en kötü futbolunu da oynatsa ligde kalsın isterim. Umarım başaracak. 

İyiler, ne olur kazansın...