fatih terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fatih terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ocak 5

Haftada İki Bahanesi



"Bir derbiden 3 gün sonra Şampiyonlar Ligi'nde büyük bir takımla karşılaşmak kolay değil. Handikaplarımız var ama hiçbirine sığınmadan, bu turnuvaya başlamadan üç günde bir maç oynayacağımızı biliyorduk. Alışmalıyız."

Fatih Terim, PSG ile oynanan ilk maçın öncesindeki basın toplantısında böyle diyordu. Bahane etmiyordu belki ama bir rahatsızlığı olduğu belliydi. Hak verilecek tarafı da vardı. Artık sadece Galatasaray değil, hiçbir takımımız haftada iki maçı oynayacak seviyede değil. Öyle bir futbol iklimimiz yok. Zaten Amerika'yı yeniden keşfetmeye de gerek yok; ortaya çıkan sonuçlardan durumun ne olduğu belli...

Hatta hiçbir takımımız 34 haftayı oynayacak seviyede değil. Neyse ki lig organizasyonu, bir eleme sistemi olmadığı için sezon ortasında lige veda eden takımlar görmüyoruz. Ama mesela geçen sezona bakarsak; hemen her takımın farklı dönemlerde sert düşüşler ve hızlı çıkışlar yaşadığını gördük. Yenilmeme serilerinin ardından kazanmayı unutanlar, maç kazanamadıkları dönemin ardından zirveye yürüyenler...

Neyse konu bu değil. Konu Galatasaray. Türk futbolundaki genel problemi Fatih Terim'e yıkmak haksızlık olur. Fakat Galatasaray'daki problemin sorumlusu tabi ki Terim olacaktır. Hoca çeşitli açıklamalar yapıyor, çeşitli kararlar alıyor. Kimi birbiriyle çelişiyor, kimi taraftarı tatmin ediyor, kimi umut veriyor, bazısı yetersiz kalıyor. Fakat bu hafta içi maç oynama konusu sanki biraz fazla öne çıkarılıyor.

Fatih Hoca, son oynanan ve 5-0 kazanılan Antalyaspor maçından sonra aynı konuya bir daha değindi  ve şunları söyledi:

"Avrupa'da oynamak, sadece Türkiye'de oynamaktan zor. Biz neredeyse antrenman yapamadan maçlara çıktık. Şimdi de biz de haftada bir oynayacağız. Şartlar eşit olduğunda bakalım bir de Galatasaray'a."

O gece Galatasaray farklı bir skor elde edince, üstelik önceki hafta içi maç da oynamayınca konu tekrar gündeme gelmiş oldu. Ve belki de sırf bu sayede, Fatih Terim sezonun geri kalanı için toparlanma vaadi sunmuş oldu. Ne de olsa Galatasaray'ın sezonun ikinci yarısında Avrupa Kupası maçı olmayacak.

Fakat yine de bu Çarşamba-Pazar fikstürü, ilk yarı sonunda oluşan puan durumunun gerekçesi olarak durmuyor sanki. Tamam Galatasaray Şampiyonlar Ligi gibi zor bir organizasyonda, dişli takımlara rakip oldu ama yine de hafta içi maç yapan tek takim da değildi.

Puan durumunda Galatasaray'ın altı puan önünde olan Başakşehir 27, beş puan önündeki Trabzonspor 29 maç yapmış. Galatasaray ise Süper Kupa finali ile beraber sezon başından bu yana 26 maça çıkmış... Galatasaray'dan bir maç az yapan Beşiktaş da bu sayede üç puan öne geçmiş! Yani zirveye bakınca bu konuda Galatasaray'a göre avantajlı olan sadece iki takım var; Sivasspor ve Fenerbahçe... 

Yani bu gerekçe çok da geçerli gibi durmuyor. Üstelik Başakşehir dışında Avrupa'da mücadele edecek takımımız da kalmadı. Yani Fatih Terim kadar diğer takımların teknik direktörleri de derin bir nefes almıştır. Yani şartlar neredeyse eşitti, şimdi yine neredeyse eşit!

İşin esası fikstür veya sakatlıklar değil. Galatasaray çeşitli nedenlerden dolayı sıkıcı oynuyor. Kötü değil sıkıcı. Belki kötü de oynuyordur ama o kadar sıkıcı oynuyor ki takımın kötülüğünden ve eksiklerinden bahsedemiyoruz bile. Galatasaray'ın rakipleri bile 90 dakikanın ufak bir bölümünde iş yapıp sonuca gidebiliyorlar. Haliyle onlar da maçların büyük bölümünde sıkıcı oynuyorlar. Ama en azından onlar tek bir maçı sıkıcı oynuyorlar. Galatasaray ise her maç sıkıyor. Avrupa Kupası maçı olunca; hem Çarşamba  hem Pazar sıkıcı oynuyor.

Terim.en azından bunda haklı. Galatasaray için iki olasılık var. Ya artık fikstür rahatladığı için iyi oynamaya başlayacak ya da artık sadece haftada bir maç sıkıcı oynayacak...


Cumartesi, Ağustos 17

Toplantı Cezası


Galatasaray ile Akhisarspor sezonun ilk kupası için karşı karşıya gelecek. Takımlar Ankara'ya ulaşmış. Taraftarlar gelmiş. Basının bir gözü orada. 

Sezonun ilk maçı oynanacak. Maçtan bir gün önce iki takımın teknik direktörü ve kaptanlar bir araya gelerek basın toplantısı yapacak.

Geçen sezonun üzerinden iki ay geçtiği için unutmuşuz. Karşımızda Fatih Terim yok. Yerine yardımcısı Levent Şahin var. Çünkü Terim cezalı...

Fatih Terim cezalı olabilir. Cezası nedeniyle maç günü kulübede olmaması ve hatta soyunma odasına girememesi gayet makul. Hatta maçtan sonraki basın toplantısında da... Maç esnasında kenarda olan hocanın konuşması gerekebilir. En azından saygıdan dolayı bu gerekir. Ama neden maçtan bir gün önceki basın toplantısında, takımı hafta boyunca hazırlayan teknik adam yok?

Artık teknik direktörlerin açıklamaları çok merak ediliyor. İnsanlar, taraftarlar, basın teknik direktörlerin ağzından çıkan cümleleri ilgiyle takip edip, bir çıkarım yapmaya çalışıyor. Zaten basın toplantısı denilen durum da sırf bu nedenle kıymetleniyor. Eğer orada o takımın teknik direktörü yoksa, o basın toplantısının ne anlamı olur ki?

Üstelik teknik direktörler artık istedikleri zaman istedikleri yerde konuşabilirler. Çağırırlar basını otelin önüne veya tesislere istediklerini söylerler. O zaman o 'organizasyon dışı' toplantı daha çok ilgi çeker. O zaman cezayı kim almış olur? Teknik direktörü oradan uzak tutunca kim ne kazanır?

Süper Kupa karşılaşmasından bir hafta sonra Başakşehir, Olympiakos maçı için Yunanistan'a gitti. Okan Buruk, ilk karşılaşmadan dolayı cezalıydı. Maça yardımcısı İrfan Saraloğlu çıkacaktı. Fakat maçtan bir gün önceki basın toplantısında Buruk vardı. UEFA için hocanın oradaki varlığı çok daha önemliydi herhalde. Cezayı vermişlerdi ama o ceza, maç içindi. Maçtan öncesi için sınırlama yoktu.

Eğer organizasyonlara değer kazandırmak gerekiyorsa işe buradan başlanabilir. Hatta daha genel bir anlayışı değiştirmek gerekir. Ceza yönetmeliğini, verilen cezaların azlığını çokluğunu tartışmak yerine, ceza felsefesi üzerine yeniden konuşmak gerek. Kime neden ceza veriliyor? Önce bu soruya cevap aramak gerek...

Perşembe, Temmuz 26

Süper Kupa Finali



Olayı ve görüntüyü biliyorsunuz. Üzerinden 21 sene geçti. O günden sonra Fatih Terim de Saffet Susic de sık sık karşı karşıya geldi. El de sıkıştılar. Fakat Süper Kupa farklı bir organizasyon. Finalden bir gün önce iki takımın teknik direktörleri ve kaptanlı bir araya gelip basın toplantısında yer alacaklar.

Acaba geçmişte kalan olayı hatırlatan bir muhabir olacak mı? Ne cevaplar verilecek? Süper Kupa çok benimsediğim bir organizasyon değil. Cumhurbaşkanlığı Kupası gibi, biten sezonun ardından oynasaydı daha çok severdik. İki ay aradan sonra kazananların, değişen kadrolarla karşılaşmasına çok alışık değiliz. Fakat yine de bu finalde bizi heyecanladıran bir buluşma olacak.

Çarşamba, Ağustos 2

Sen Olsan Bari





Çaldığın o kalbi yerine koy lütfen
Eğer hislerinden pek emin değilsen




Aradığın aşksa en güzelinden
O zaman başka açarım kapıları hazırım dünden

O sen olsan bari, sen olsan bari
O sen olsan bari, sen olsan bari
Hazırım diyorum dünden düşmüyorsun dilimden
Olan olmuş zaten, o sen olsan bari



Bendeki bu sihri keşke görebilsen
İnan oynatırdın aklını yerinden
Aradığın aşksa en özelinden
O zaman başka açılır kapılar buyurun önden




Pazartesi, Ekim 10

Adına Şarkılar Yazdım



Dankalia, coğrafi bir bölgenin adı. Fakat aynı zamanda İtalya'da müzik yapan, bizim pek bilmediğimiz bir müzik grubunun adı. Bu sene bir albüm çıkarmışlar. Albümde 10 şarkı var. Eurasian People, Blue Ghosts at the Metro gibi isimleri olan şarkıların yanında bir tanesi göze çarpıyor; Fatih Terim.

Bildiğimiz şeyler bunlarla sınırlı. Adamlar veya kadınlar; Fiorentinalı mı Milanlı mı, Türklük var mı, hatta futbol seviyorlar mı hiç bilmiyoruz. Belki sadece fonetik olarak hoşlarına gitmiştir. Sonuçta şarkıda söz yok; sadece enstrüman seslerini duyuyoruz.

"Andrea Pirlo kitabında bunları yazmış" diyerek ısıtıp ısıtıp aynı cümleyi 5 senedir önümüze koyanların pek sevmeyeceği bir şarkı... O yüzden ben sevdim.

Salı, Ekim 14

Fark


Üstte: Galatasaray'daki Terim
Altta: Milli takım'daki Terim

Cumartesi, Eylül 6

1 Yeni Mesaj


Hocam artık gelen mesajları okumayı ihmal etmiyor....

Salı, Kasım 5

Abilik




Metin (Oktay) benden büyüktü ama gece çok gezerdik. Bir gün geç geldi. Ben de "Niye geç kaldın" dedim. O her zaman Galatasaray'ın Ali Sami Yen'deki antrenmanlarını izlerdi. Çok iyi bir Galatasaraylıydı.

"Orada bir çocuk var, benim gençliğime benziyor. İngiliz onu azarladı, biraz ona canım sıkkın" dedi. Sonra anlatmaya devam etti:

"Bu da küstü, saha kenarına gitti. Gittim yanına 'ne oldu koçum' dedim. Bana, "Adana'ya dönüyorum, burada yapamayacağım" dedi. İyi de bir çocuk. Adı Fatih, onu sevdim. Kalçasını iyi kullanıyor, yanına kimseyi yanaştırmıyor, kendime benzettim. Ama İngiliz psikolojisini anlayamadı. Ben de anlattım. 'Buraya ilk geldiğimde ben de İzmir'e döneceğim demiştim. Gündüz Abi benle konuştu ve kaldım. Ben de senin Gündüz Abin olayım. Zaman zaman gelirim, senle beraber çalışalım. İstanbul'u beraber gezelim dedim. Sonra sarıldım ona. Ara ara gidip Fatih ile çalışacağım..."


Güneri Cıvaoğlu, Galatasaray Dergisi Ekim 2013

.

Çarşamba, Eylül 25

That's The Football




Daha 24 saat bile geçmemişken bu yazıyı yazmak büyük risk. Sanırım tüm Galatasaraylılar, "bizi anlamıyorsun" diyecek. Twitter'dan beni takip edenler, watsapp'tan "nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun" diyebiliyorlar. Haklı da olabilirler. Ama çok sevdiğimiz hoca, "That's the football" derken belki de bunu kastetmişti.. Taraftarlık; böyle ayrılıklarla yaşanıyor. Her zaman oldu, olacak. Genç kardeşlerim şaşkınlık içinde olabilir ama 20 senedir takım tutan biri olarak artık bu tip olaylara karşı bağışıklık kazandığımı hissediyorum.

Galatasaray taraftarı Fatih Terim'i çok sevdi. Çok seviyor. O yüzden böyle ani bir ayrılığa üzülenleri anlıyorum. Ama şaşılacak, hayrete düşecek veya karamsarlığa girilecek bir durum olduğunu sanmıyorum.  

 Fenerbahçe'yi yenerek kazanılan Süper Kupa maçından sonra biri çıkıp "Yaklaşık 1 ay sonra hoca gönderilecek" deseydi, kimse ona inanmazdı. Ama oluyor. Futbol böyle bir şey, hatta Türk futbolu tam olarak böyle bir şey. Sürprizler, kulisler, dedikodular, dengeler, kavgalar, çatışmalar, ittifaklar... Ve şarkıdaki gibi, "en derin yaralar kapanıyorsa, en büyük acılar unutuluyorsa, neden korkulur ki"

Kim haklı, kim haksız kısmına girmeyeceğim. Olan oldu. Herkesin haklı sebepleri vardır. Sonuçta önemli olan, aslolan Galatasaray ise, sene sonunda Galatasaray'ın başarılı olduğunu görmek olan biten her şeyi unutturacak. Hatta, yeni gelen hoca seri galibiyetlerle başlarsa, Fenerbahçe'yi deplasmanda yenerse; bugün uykusuz kalan taraftarlar her şeyi çok çabuk unutacaktır. Taraftarlık, yeni kahramanlara kapıyı kolay açar. 2005-2006 yılında Canaydın'ı istifaya davet edenler, pankartlara hesap soranlar, mayıs ayında "Büyük Başkan" diye inletiyordu Sami Yen'i...

2011'den başlayalım bazı şeyleri anlatmaya....

Kimsenin tanımadığı yeni başkan Ünal Aysal, çok kısa sürede, konuşması, giyimi, nezaketi ile taraftarın sevgilisi olmuştu. Basketbol maçında Drogba'yı isteyecek kadar ilginç bir samimiyet kuruldu. 3 Temmuz'dan sonra Fenerbahçe'ye ve TFF'ye resmi site üzerinden verdiği sert mesajlar taraftarın çok hoşuna gitmişti. 

İlginç olan, tam o zamanlarda Fatih Terim hakkında bir güvensizlik vardı. Forumlarda ve Twitter'da görüş bildiren birçok Galatasaraylı Terim'i istemiyordu. Çoğunun gerekçesi, Terim'in son 10 yılda Euro 2008 dışında somut bir başarısının bulunmamasıydı. Milli takımdan da kötü ayrılmıştı. Hatta; Rijkaard'ın istifasından sonra kendisine sunulan teklifi kabul etmeyerek ayıp ettiğini düşünenler de vardı. Hoca; senelerdir Galatasaray'ın içinde olmanın dezavantajı yüzünden birçok soru işaretini barındırarak takıma gelmişti. Şimdi, bu günden bakınca ne kadar da komik... Ama Türk futbolu böyle işte. Hoca yavaş yavaş kurdu takımı. Maçlar kazandı. Önce 3-1'lik Fenerbahçe  galibiyeti, sonra da şampiyonluk bütün soruları geçersiz kılmıştı. İki sene içinde, hatta ilk sezonun sonunda tartışılmayacak konumdaydı.

İtiraf etmek gerekirse, ben de 2011 yazında Fatih Terim'in gelmesini istemiyordum. Ama benim gerekçelerim biraz daha farklıydı. Ben hocanın yıpranmış bir isim olduğunu düşünüyordum. Daha önce 2 kere gelmiş, 2 kere sorunlu ve olaylı bir şekilde ayrılmıştı. Türk futbolunun en büyük figürlerinden biri olan hocanın takımdaki varlığı kadar; gidiş ve gelişleri de hareketli oluyordu. Hatta gidişleri büyük sancılar yaratıyordu. Birinde tarihinin en büyük başarısı, diğerinde tarihin en kötü sezonlarından biri yaşanmıştı. Ama iki zıt dönemin bitişi de aynı ölçüde zorluk yarattı.

Fatih Terim muhakkak bir gün gidecekti ve gidişinden sonra Galatasaray'ın sıkıntı yaşama ihtimali bana göre çok yüksekti. Terim'in görev süresi; 2 şampiyonluk yaşamasına rağmen beklediğimden kısa sürdü. Ama şaşırdım dersem yalan söylemiş olurum. Türk futbolu, Galatasaray, Fatih Terim ile çalışmak... Bunlar hep böyle sonuçlar doğurur.

Üzüldüm mü? Evet. Ama çok değil. Şu an lise çağlarında olsaydım camı çerçeveyi indirmiştim sinirden. Eğer üniversite yıllarımda olsaydım, Terim'in evinin önündeydim. Ama artık 28 yaşındayım. Hayatımın yarısına tekabül eden son 14 senede 3.defa "Terim'in vedası"nı görüyorum. Vedalar insanın içini; bir daha buluşamayacağını bildiğin zaman çok acıtır. Fatih Terim 3.defa giderken bunu hissedemiyorum. Bu iyi mi kötü mü onu da bilmiyorum. Hoca, 5 sene sonra geri dönebilir. Bu iyi mi kötü mü onu da bilmiyorum.

Fatih Terim'i seviyorum. Sevdiğim için böyle ayrılmak hoşuma gidiyor. Ya, 2004'teki gibi başarısız olduğu için ayrılsaydı. Terim, kulüp içinde tırnaklarını kazıyarak elde ettiği yer seneler boyunca korunsun, hatta silinmeyecek şekilde yer etsin istiyorum. O yüzden 3.gelişinde, 2011 yazında korkmuştum. Ama şimdi mutluyum, daha doğrusu huzurluyum. Elbet bir gün bitecek olan bu dönem; 2 şampiyonluk, 2 Süper Kupa ve 1 CL çeyrek finali ile sona erdi. Hocam Florya'dan çıkarken başı dik ayrılacak. Onunla bu sefer güzel anılarla ayrılıyoruz. Onu tartışmıyoruz. Seneler boyunca taraftarlığı en yüksek duygularda yaşayınca, ihanetleri görünce, artık bir yerden sonra bunu arıyorsun. Maalesef böyle,

Şimdi bazıları diyecek ki, hoca gittikten sonra kim  takar kupaları.... Öyle olmuyor bu ülkede. İstediğiniz kadar "Kişiler, emek verenler önemlidir; başarılar gelir geçer asalet yeter" tarzı cümleler kurun. Bundan 1 hafta önce; Real Madrid'e gol atamadığı için ıslıklanan futbolcular vardı. Kupalar, başarılar her zaman belirleyici olacaktır. Benim taraftarlık anlayışım; bunlara çok değer vermese de; stadyumlarda esen rüzgarlar; her zaman hatıra defterinin sayfalarını uçurur ve muhakkak herkes için yeni beyaz bir sayfayı, yazılmak için ortada bırakır. 

Yeni bir hoca gelecek. Fatih Terim sayesinde çok kariyerli bir hoca gelecek.Fatih Terim'in; 8.sırada aldığı takımı iki sene üst üste şampiyon yapması sayesinde, şu an çok ünlü bir hoca gelecek. Fatih Terim başarısız olsaydı, şimdi Gerets mi Hagi mi diye sorardık ama Terim'in başarısı sayesinde Heynckes mi Capello mu diyoruz. 

Son bölümü tahmine ayıralım. Gelecek kariyerli hoca, profesyonel futbolcularla çalışacak. Drogba, Sneijder, Melo, Riera, gibi futbolcuların teknik direktör değişikliklerinden çok fazla etkileneceğini sanmıyorum. Yerli futbolcu grubunun da papazlık yapacak kültürde olmadığına inanıyorum. Ortada iyi bir oyuncu grubu var. Güçlü bir kadro var. İyi bir teknik direktörle başarılı olmaları için hiç bir sebep yok. Hatta son 1-2 ayda oldukça yıpranan Fatih Terim'in bu sezon, son 2 senede yaptıklarını tekrarlamasının zor olduğunu düşünüyordum (bu gönderilmesi için sebep değil).. Üstelik milli takım yükünü de sırtına eklemişken... Kısacası; Galatasaray bence şampiyonluğun en güçlü adayı olmaya devam etmektedir. Fatih Terim'i çok seven taraftarın yeni gelen hocaya nasıl davranacağı gidişatı belirler. Ona "Yabancı ve soğuk üvey baba"olarak bakılırsa iş sarpa sarabilir, ama yıpranan ilişkiden sonra karşına çıkan yepyeni bir sevgili olarak görülürse; bu günler de çok çabuk unutulacaktır.

Benim için ise ikisinin de çok önemi yok. Ali Sami Yen Stadı yıkıldığından beri sadece derbi kazanmak bana yetiyor. 




Cuma, Haziran 7

Bam Bam Bam Bam





Polisin olduğu yer, polisin olduğu her yer bizim için pozisyon. Direnmemizin en önemli sebebi polisin olduğu yer.

İki; Gümüşsuyu kaygan olduğuna göre, bize atılan gazları defans, orta saha iyi takip… Kaygan saha çünkü. Ve geri atmaktan çekinmeyin, tam tersi atmalarına da müsaade etmeyin, mesafe tanımaksızın. Zaten, düşüncemiz, size aktardıklarımız, buraya geçtikten itibaren, İnönü'den parka kadar hiçbir boş alan ve boş adam bırakmamak. 

Bugün kaç dakika direnirseniz direnin ama birinci dakikadan itibaren beraber direnmemiz, hastalar ve yaşlılar hariç, hep beraber direnmemiz çok önemli.

Parkta yatmak yok. Tehlikeli bölgede Çarşı'nın adamı belli. Ve direneceğiz.

Size bir daha söylüyorum; en iyi defans yapmak, direnmektir.

Gaz maskelerinizi unutmayın. Ara sokaklara koşan sivilleri, hiç düşünmeksizin Suat, geri dörtlü ile beraber desteğimiz düşünmeksizin, hemen… Ümit... Burada tek şey kaldı, sizin direnmeniz… Bir dünyanın seyredeceği, sizin direnmeniz.

 Başlarken çok iyi başlıyoruz, hiç riziko yok… Yumuşama diye bir şey yok… Kadememiz tamam…  İleri gittiğimiz zaman da hep beraber vurur, bam bam bam bam gideceğiz ve direneceğiz… Direneceğiz…


Direniş disiplinini bozmak yok, şartlar ne olursa olsun, atarız yeriz… Ve de bazı arkadaşlarınıza burada bir şeyler söyledim. Çevik, çok konuşur, gaz atar, vuruşur, muhattap olmak yok.

Eveeet, Evet, evet, evet, evet…

Bir ağaç ile başladık, size hep bir şeyler söyledik… Dedik ki; arkadaş, biz bu işin sonuna kadar gideriz, gidersiniz. Allah’a şükürler olsun ki aslan gibi bir periyot çizdiniz, aslan gibi direndiniz, bugün 10 mu 11 mi? 11.direniş günümüze çıkıyoruz ve bunun adı da final*

 Yine söylüyorum, Kazanacaksınız, Kazanmak için uğraşacaksınız. Ama netice ne olursa olsun siz benim gönlümde hep kazandınız, hep şampiyonsunuz. Ve öyle kalacaksınız.


ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN!


* 11.gün final değil, "şu gün final" diyebileceğimiz gün yok, ama artık her gün final



Cumartesi, Mart 16

Kurullar Arası Savaş




PFDK, Meireles'e 12 maç ceza verdi, Tahkim görüntüleri dikkate aldığını belirterek cezayı 4'e indirdi.

PFDK, benzer bir raporla hazırlanmış Melo olayı hakkında ise Melo'ya  4 maç ceza  verdi, Tahkim görüntüleri dikkate almadı, cezayı 4'te bıraktı.

PFDK, Terim'e ceza verdi, Tahkim'e indirim için başvuruldu, Tahkim "PFDK az vermiş" dedi, suçu PFDK'nın üzerine attı.

PFDK'a Gökhan Zan'a ceza verdi, Tahkim cezayı kaldırdı, hatta hakemin kırmızı kartını da hiçe saydı.


Melo, Meireles, Gökhan Zan, Fatih Terim'in ismleri önemli değil. X,Y,Z de diyebiliriz. Sanki öyle bir durum var ki, PFDK ile Tahkim arasında bir savaş yaşanıyor. Birbirlerine karşı güç gösterisinde bulunuyorlar. Son sözü her zaman Tahkim söylediği için hep o kazanıyordu ama Gökhan Zan olayında ağır bir saçmalık yaşandı.  Tahkim - PFDK savaşı altında biz de birbirimizi yiyoruz Aslında bir takım hakkında sistematik bir kollanma olduğunu düşünmüyorum, bu savaşın kaynağı ne olabilir onu da çok merak ediyorum.

Bakalım ne olacak?

Umarım hocam Gökhan Zan'ı oynatmaz ama hocam kendisi için bir fayda sağlandığında fırsatı kaçırmaz. 2009'da milli takım hocası olduğu zamanda, Volkan Demirel'e verilen 2 maçlık cezanın indirilmesini istemişti ve indirilmişti de... O yüzden hocanın böyle bir idealist hareket içinde olacağını tahmin etmiyorum.


Çarşamba, Şubat 27

İşareti Verdi


Grande Terim sete çıkmış. Bir şey işaret ediyor. Saha içine mesajı var. Ama bütün tribün ona bakıyor. Bütün Galatasaray'ın gözü onda.

Perşembe, Ocak 24

Dünyanın En İyi İkinci Topçusu


Bir ara Wesley Sneijder için "overrated" demiştim. O zaman Inter'de oynuyordu. Artık Galatasaray'da oynuyor, oynayacak. Sözleşmeyi imzaladı, idmana çıktı. Artık Galatasaray futbolcusu, o zaman dünyanın en iyi ikinci futbolcusu. Ne de olsa dünyanın en iyi teknik direktörü ile çalışacak.

Bu arada dünyanın en iyi futbolcusu, tabi ki  Burak Yılmaz

Salı, Ocak 15

Sometimes


Gayrettepe Metro ile Zincirlikuyu Metrobüs arasındaki üst geçitte, merdiven parmaklıkları....



Salı, Aralık 11

Yılın Fotoğrafı



Anadolu Ajansı'nın yılın fotoğrafı oylamasında bu fotoğraf da yarışıyor.

Pazartesi, Kasım 19

Avrupa Öncesi Lig Maçı



Karabükspor yenilgisinden sonra Hamit Altıntop Lig Tv'de Pınar Argun'un sorularını (gerçi pek soramıyor ama olsun) yanıtladı. Hamit bu yenilginin United maçı için ölçü olmayacağını belirtirken Lig ve Avrupa maçlarının konsantrasyonlarının farklı olduğunu ifade etti.

O esnada stüdyoda bulunan Okay Karacan, olaya, demece müthiş bir açıklama getirdi. Diyor ki "Fatih Terim takımları, eskiden gördüğümüz gibi, her maça aynı konsantrasyonla asılırdı, maç ayırt etmezdi. Eğer Hamit böyle birşey diyorsa takımda bir sorun var demektir" dedi. 1992'den beri Galatasaray'ı yaşamasak inanacağız.

Müthiş bir teori gerçekten. Futbolcular, Karabükspor maçına asılmıyorsa, kendini veremiyorsa, takımda sorun var demektir. Hadi bu doğru diyelim, görüştür, fikirdir; ama acaba ilk denilen önerme doğru mu? Yani, Fatih Terim'in takımları Avrupa maçları öncesi oynanan lig maçlarında aynı ciddiyeti takınıyor muydu? Ciddiyet demeyelim de en azından konsantrasyonu yüksek miydi?

Sadece 1 maçı düşünsek Arsenal maçını dikkate almak lazım mesela. Avrupa kadar ligi de önemseyen takım (!), çarşamba günkü Arsenal maçı öncesi cuma günü Altay'a yenilmişti, şampiyonluk sakata geliyordu. Neyse ki Alpay'ın her anlamda şov yaptığı maçta Fenerbahçe, Beşiktaş'ı 3-1 yendi de takım Kopenhag'a şampiyon sıfatıyla geldi.

Sonu 4 kupayla biten o sezonu açalım. Okay Karacan ezberden konuşuyor ama biz aynı hatay düşmeyelim Maçkolik'ten yürüyelim. O senenin kritik virajı Hertha Berlin deplasmanıydı. 4-1 kazanmıştık. Bu maçtan önceki lig maçı ise meşhur Bursaspor deplasmanıydı. Chelsea'dan 5 yiyen takım revizyona uğramıştı. Terim, Bursa deplasmanına yedek ağırlıklı bir kadroyla gitmişti. Hagi-Hakan-Popescu-Okan gibi isimler yoktu. Sonuç, 0-0, kaybedilen iki puan. Ama tabi Bursa'dan Berlin'e geçince iş değişmiş, 4-1'lik skorla dönülmüştü. Chelsea hezimeti sonrası Hertha maçı öncesi takımın tokat yemesi gerekiyordu, onun için Bursa maçındaki 2 puan, hatta 3 puan gözden çıkarıldı.

Teker teker bakmaya devam.

Milan maçından önce ise o sezon küme düşecek olan Göztepe'yi Ali Sami Yen'de 2-0 yendik.

Asıl olay bundan sonrası. Uefa yürüyüşü.

Bologna ile oynanan ilk maç öncesi ligde maç oynamadı. Ertelendi. Okay Karacan o kadar ezberden konumuş ki, uzun yıllardır halkın,sokaktaki adamın haklı-haksız konuştuğu-tartıştığı, federasyonların ipini çektiren "maç ertelemeleri" konusunu unutmuş. Bu arada ertelenen maçın Fenerbahçe - Galatasaray maçı olduğunu hatırlatalım.

Galatasaray o sene kasım ayında sadece 1 lig maçı oynadı. Bir de İrlanda ile oynanan play-off maçları vardı, milli oyuncular için yorucu bir dönemdi.

Bologna rövanşı öncesi oynanan lig maçı -ki bu da perşembe günü oynanacak Bologna maçından 6 gün öncesine cumaya denk geldi, 1-1 sona erdi. Kaybedilen iki puan. Rakip Gençlerbirliği.

Mart ayında oynanan Dortmund ve Mallorca maçları öncesi oynanan dört lig maçını da kazandık. Ama Leeds United maçı öncesi oynanan iki lig maçı da beraberlikle sonuçlandı. Erzurum deplasmanından takım 0-0'lık sonuçla dönerken takımın başında Müfüt Erkasap vardı. Avrupa öncesi lig maçlarında konsantrasyonu yüksek olan Fatih Terim, Leeds United'ın maçını izlemek için İngiltere'ye gitimiş, takımı yardımcısına bırakmıştı. İkinc Leeds maçı öncesi (6 gün önce) Beşiktaş'a 1-0 yenilirken imdada Halilagiç yetişti, İnönü'den güç bela 1 puan çıktı. Arsenal maçı öncesi kaybedilen Altay maçını eklersek, 3 maç öncesi kaybedilen 7 puan. Hatta Beşiktaş maçında tarihe geçen o kaleci hatası olmasa ligin şekli daha da değişecekti.

Bir önceki sezona da bakalım. Ne de olsa kağıt üzerinde "başarısız" olsak da kazanılan 8 puanla biten bir CL grubu var. 

Hagi'nin son dakika golüyle Bilbao'yu yendiğimiz maçtan 3 gün önce Sami Yen'de Gençlerbirliği'ne 2-0 yenimiştik. Rosenborg deplasmanı öncesi Adanaspor ile 2-2 berabere kalırken, Juventus ile Bilbao ile oynadığımız son iki maçtan önce maç dahi oynamadık. Hatta 2 Aralık'taki Juventus maçından önce oynadığımız son lig maçında (21 Kasım - 11 gün öncesi) Sakaryaspor ile 0-0 berabere kaldık. Avrupa öncesi o kadar konsantrasyon sahibi bir takımmışız ki her maçta puan kaybediyorduk nerdeyse.

Buradan, "Karabükspor'a yenildik, United'ı yeneriz" çıkarımı yapmıyorum. Belki United'a da yenileceğiz. Ama Karabükspor maçındaki yenilgiye "takımdaki bir sorun" üzerinden bakmak çok akıl işi değil. Sokaktaki adam dese güler geçeriz ama yayıncı kuruluşta, bize futbolu sevdiren adamlardan biri olarak tanıtılan Okay Karacan dediği zaman üzülüyoruz. Eskiden böyle değildi sanki, bu kadar iddialı laflar etmiyordu. Şimdi çok fazla ezberden konuşunca, yanılıyor. Biz de üzülüyoruz.




Cumartesi, Kasım 17

Interliler Atıp Tutuyor



Dün Galatasaray TV'de şu görüntüleri izleyince Milan tribünü Fatih Terim'e beste yapmış sandık ama gerçek öyle değilmiş, düzeltelim.

Bayadır söylenen ama muhattap alınan Interliler olduğu tezahürat; Sözlerini de yazalım tam olsun:


Come sempre a inizio stagione
(Sezon hep aynı başlıyor)
Interista fai lo scappone
(Interliler atıp tutuyor)
La scudetto coppa campioni
(Şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi)
Sono sogni per voi coglioni
(Götoğlanları rüya görüyor)
Interista diventi pazzo
(Interliler deliye dönüyor)
Son 10 anni che non vinci un cazzo
(10 yıl hiç bir sik kazanamadılar)
In trasferta e troppo lontano
(Deplasmanda, çok uzakta)
non ti muovi mai da milano
(Milano'da asla kıpırdayamazsın)
non cantate non caricate
(Şarkı ve marş söyleyemezsin)
ma allo stadio che cazzo fate
(Ama stadın içinde ne sik yersen ye)
puoi gridarlo finche vuoi
(Pardon, biz gelene kadar bağırabilirsin)
ma Milano siamı noi
(Çünkü Milan bizimdir)