akhisar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akhisar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Temmuz 21

Kim Gelsin #2020


İki sene önce, play-off maçlarının başlamasına birkaç gün kala böyle bir yazı yazmış, Süper Lig'e çıkacak üçüncü takımın gönlümüze göre olmasını istemiştik. O yılın dört takımına da mesafeliydim ama en mesafeli olduğum iki takım Ümraniye ve Gaziantep (o zamanlar Gazişehir) çıkamamıştı. Gerçi Gazişehir de ertesi sene çıktı. Belki de geçen sene böyle bir yazı yazmadığım içindir!

O finalde; o döneme kadar 'ligin yenisi' gözüyle baktığım Hatayspor, sempatimi kazanmıştı. Bu sezon işi şansa bırakmadan ilk sıradan çıktılar. İkinci sıradan da Erzurumspor bir kez daha lige yükseldi. Türk futbolunun yeni asansörü hayırlı uğurlu olsun! Peki üçüncü takım kim olacak? Ya da kim olsun?

Bu sene takımlar çok iyi. Köklü ve tarihi kulüpler ağırlıkta. Başakşehir'in altıncı şampiyon olduğu sene, beşinci şampiyon Bursaspor play-off oynayacak. Tarihin ilk Süper Lig sezonunda (1959) yer alan Karagümrük yeniden dönmek için mücadele edecek. Adana Demirspor, Adanaspor'un düştüğü sene lige çıkarsa ezeli rekabette farklı bir sayfa açacak. Son iki senede Türkiye Kupası finali oynayan (birini kazanan) Akhisarspor da tekrar geri dönmek için son dörtte ter dökecek.

Bu sefer dört takım da sempatik. Ama yavaş yavaş eleme yapalım. Önce Karagümrük. Kırmızı-Siyahlı takım çıkmasını en az istediğim kulüp. Aslında Karagümrük'ü ve İstanbul'un diğer semt takımlarını severim. Fakat yine de hızlı yükselişleri sevmem. Buralarda biraz zaman geçirmek gerektiğine inanıyorum. Biraz acıları görmek, çileleri çekmek gerek. Boluspor'un 13 senedir ne düştüğü ne çıktığı, aralıksız olarak kaldığı bir ligde bir sezon geçirip yukarı çıkmak haksızlık olur sanki... 

İkinci sırada; yani en çok istediğim üçüncü takım konumunda Bursaspor var. Aslında Bursaspor, bir zamanlar (Baliç) çok sevdiğim bir takımdı. O yaşlarda taraftarı olmayı dahi istemiştim ama bize değişiklik yapmak yakışmazdı! Ardından çok uzun seneler geçti. Takım, tribün, lige kattığı renk her zaman önemliydi. Fakat son dönemde inanılmaz işlere imza attılar. Bir kulüp bu kadar yönetilir! Üstelik sadece yöneticiler de değil; taraftarlar da kulübe çok yardımcı olmadı. Sabırsızlık, emek veren profesyonelleri beğenmemek, hatta bir dev aynasına takılı kalmak kulübün ezberi oldu. Süper Lig'den düşmeleri kaçınılmazdı. Hatta bu sezon bile aynı tarzda devam ettiler. Üç ayrı teknik direktörle çalışarak sezonu bitirecekler. Sanki hâlâ ders alınmamış gibi. O yüzden bana göre en doğrusu bu ligde biraz daha cefa çekmeye devam etmek...

En çok istediğim iki takımdan biri; Adana Demirspor. Aslında Adana Demirspor  benim tüm şartlarıma uyuyor. Köklü takım, çok iyi bir tribünü var, uzun zaman boyunca bu ligde zaman harcadı. Bir kere play-off finali, üç kere play-off yarı finali oynadılar. Hatta tarihte ilk defa sezonu yedinci bitiren takım play-off oynadı; o da Adana Demirspor'du. Diğer yandan iki sezonda ciddi ciddi küme düşme korkusu yaşadılar. Yani bu ligde geçirdikleri sekiz sezon boyunca her tecrübeyi edindiler. Artık zamanları geldi.

Fakat bu sezonun takımı en soğuk Adana Demirspor'du. Başkanları  Murat Sancak! En negatif kısım burası. Fakat kadronun kalitesi de çok üst düzey. Bu ligin üzerinde. Para harcandı ve Süper Lig ayarında bir kadro kuruldu. Hücum hattı inanılmaz. Mehmet Akyüz, Volkan Şen, Erkan Zengin, yabancılar... Aslında ilk ikiden çıkması gereken bir takımdan bahsediyoruz. Fakat bu 'üstünlük' de futbol seyircisinin her zaman hoşuna gitmiyor. Biz Davut-Golyat hikayelerini seviyoruz. Gerçi bu dört takım arasında öyle bir Davut yok ama Adana Demirspor fazla bir Golyat. Üstelik bu ağırlığına rağmen de rahat maç kazanamadı. Yani süper güçlerine rağmen 'korkutucu' bir Golyat da değil.

Geriye Akhisarspor kaldı. "Asansör takımları sevmiyoruz" dedik ama geçen sezon düşen Akhisarspor'a bir kez daha çıkması halinde asansör sıfatını vermek haksızlık olur. Zira Süper Lig'de geçirdikleri yedi sezonda güzel bir iz bırakmışlardı. Finaller oynadılar, Avrupa'ya gittiler, mütevazı bütçelerle birçok takıma örnek olacak kadro kurdular. Akhisar'ı sevmiştik. Bu sevgide özellikle Hamza Hamzaoğlu döneminin payı büyüktü. Geçen sezon küme düşmeleri ise bir bedeldi. Avrupa kupası oynayan Anadolu kulüpleri, o sezon ligi çok kötü geçiriyor. İki kulvarı bir arada götüremiyorlar, kadro planlamasında sıkıntılar yaşıyorlar. Daha önce Konyaspor direkten döndü, Malatyaspor bu sezon kabus yaşadı. Geçen sezon da bu diyet Akhisaspor'a denk geldi. O nedenle bir telafiyi hak ediyorlar.

Gerçi bu sezon genelinde çok iyi bir futbol oynadıklarını ifade edemem. Hatta bir dönem; oynadıkları dokuz maçtan sadece birini kazanabilmişlerdi mesela. Sezonun dörtte birlik bölümünde böyle bir seri yakalayan bir takımın lige çıkacak noktaya gelmesi bile ilginç. Fakat burası 1.Lig. Her şey mümkün.

Sonuç olarak gönlümüz daha çok Akhisaspor'dan yana. Fakat diğer takımlar da Süper Lig'e renk katacak kapasitede. Bu sezon play-off'ta içimiz daha rahat.

Perşembe, Aralık 19

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #3


Biz bir seriye başlayalım dedik ya; hemen ardından canlı bahis geldi, minimum maç sayısı düştü. Haliyle tek maçtan yatmanın dramı azaldı. Zira dört maçlık kuponda tek maçtan yatınca illa karşınızdan "Kardeşim sen de o kadar maça oynama!" tepkisi geliyor. Haksız da değiller. Zaten bizim de oynadığımız kuponlardaki maç sayıları düştü. O yüzden hızlı başladığımız seriye uzun bir ara verdik. Yine de zaman zaman dört maçlı kuponlar yapıyoruz ve sıkça tek maçtan yatıyoruz.

Bu haftanın yatan kuponu oldukça çok can sıkıcıydı. Bu sefer Bilyoner'de oynamadık ve bayiden kuponumuzu yaptık. Yukarıda görüyorsunuz. Yaklaşık 12 oran var. Fena değil. 

Pazar gününün gündüz seansında Türkiye'de oynanan maçlardan bir dörtlü kupon yaptık. İlk üçü aynı saatte başladı. Keçiörengücü - Hatayspor maçı tam beklediğimiz gibi ilerledi. Yüreğimiz yetseydi 0-1 gol bile oynardık ama 2.5 gol altı ile yetindik. Keçiörengücü kendi sahasında çok zor yenilen, çok zor gol yiyen bir takım. Hatayspor'a gol atmak da kolay değil. İki takım da çok sabırlı. Kıran kırana bir maç olacaktı. Atan kazanır tadında bir maçtı ve lider Hatayspor galibiyete bir adım daha da yakındı. Öyle de oldu. 90 dakika golsüz bitecekken son dakikada Bokila bir gol attı ve Hatayaspor üç puana ızandı.

Diğer maçta Ümraniyespor, Osmanlıspor'u 1-0 yendi. Osmanlıspor zaman zaman bazı takımlara zorluk çıkaracaktır ama artık büyük resimde onların artık eridiğini görüyoruz. Zamanla tarihin tozlu sayfalarına karışacak gibiler. Aynı cenahın yeni takımı Ümraniyespor sezona sallantılı başlasa da son dönemde biraz toparladı gibi. En azından sezonun devamında kendi sahasında kolay kolay yenilmeyecektir. Osmanlıspor'u rahat yenerler diye düşündük ama o kadar da rahat olmadı. Penaltı golüyle kazanabildiler. Yine de istediğimiz oranı aldık. Az kalsın handikaplı galibiyetli oynayacaktık. İyi ki oynamamışız demek isterdik ama kuponun tek maçtan yatması daha kötü oldu!

Gaziantep FK - Kayserispor maçının favorisi ev sahibiydi. Her ne kadar hiç beğenmesem de bu sezon fena puanlar toplamadılar. Kendi sahalarında da Kayserispor'u yenebilirlerdi. Fakat oranları çok düşüktü. 1.42'lik galibiyet oranının riskine girmek istemedik. 2.5 gol altı ise 1.90'a kadar çıkmıştı. Gaziantep maçlarının çok gollü geçmesi, Kayserispor'un da çok gol yemesi oranın artmasına neden oldu herhalde. Fakat aslında iki takımın oyun yapısını düşününce 2.5 gol üstü pozisyon bile olmayabilirdi. Gaziantep, topu alınca hiç üretemediğini Galatasaray karşısında çok net göstermişti. Onların aradıkları; boş alanlar ve o alanlara sarkan Twumasi, Kayode, Güray gibi oyuncular. Kayserispor deplasmana bir puan için geleceğinden, rakibine o alanları vermezdi. Bülent Uygun oyunu sıkıştırmak adına her şeyi yaptırırdı. Zaten gol de atabilecek bir takım değil. O zaman 2.5 gol altı oynanırdı.

Gerçekten de maç beklediğimiz gibi ilerledi. 65 dakika boyunca gol olmadı. 67'de Kayserispor'un bir anlık hatasından Güray Vural golü attı. Olabilir; sorun değildi. Gaziantep şimdi geriye yaslanırdı, Kayserispor'da gol atamazdı. Fakat ne olduysa golden sonra oldu. Eski takımına gol atan Güray, gol sevincini yaşamak için Kayserispor taraftarlarının önüne gitti. Ortalık karıştı. İki takım oyuncuları birbirine girdi. Hakem Özgür Yankaya kartlar çıkardı. Tribüne yollananlar oldu. Sinirler gerildi. Oyun uzun bir süre durdu. Konsantrasyon bozuldu. Ve maç başladıktan hemen sonra inanılmaz bir şekilde Gaziantep ikinci golü attı. İki dakikada 2-0! Bir anda sınıra dayandık.

Yine de 20 dakika iyi dayandık. Gol olmadı. Son dakikaya kadar geldik. Ve yine pozisyon yokken, tehlike yokken olmayacak bir şey oldu ve Djedje, saçma sapan bir penaltı yaptırdı. Hakem Yankaya penaltıyı vermese bir şey demezdik. Ama biz 2.5 gol altı oynadığımız için o penaltı verilecekti!

Daha da kötüsü penaltı az daha çıkarılıyordu. Kayode topa vurdu, Lung topu koltuk altından kaçırdı. Dakika 90+3! Skor 3-0...

En üzüldüğüm yatan kuponlar, içinde beraberlik olanlardır. Dördüncü maçımız Balıkesirspor - Akhisarspor maçıydı. Keşke onda da yatsaydık da bu kadar üzülmeseydik. Fakat  bildik. Her ne kadar Çifte Şans'ta Akhisar galibiyetini önersem de iki gün sonrasında kararımı değiştirdim ve beraberliğe oynadım. Karşılaşma 0-0 sona erdi, puanlar paylaşıldı. Bizimse elimiz boş kaldı...



Perşembe, Temmuz 26

Süper Kupa Finali



Olayı ve görüntüyü biliyorsunuz. Üzerinden 21 sene geçti. O günden sonra Fatih Terim de Saffet Susic de sık sık karşı karşıya geldi. El de sıkıştılar. Fakat Süper Kupa farklı bir organizasyon. Finalden bir gün önce iki takımın teknik direktörleri ve kaptanlı bir araya gelip basın toplantısında yer alacaklar.

Acaba geçmişte kalan olayı hatırlatan bir muhabir olacak mı? Ne cevaplar verilecek? Süper Kupa çok benimsediğim bir organizasyon değil. Cumhurbaşkanlığı Kupası gibi, biten sezonun ardından oynasaydı daha çok severdik. İki ay aradan sonra kazananların, değişen kadrolarla karşılaşmasına çok alışık değiliz. Fakat yine de bu finalde bizi heyecanladıran bir buluşma olacak.

Pazar, Mayıs 13

Duruş



Tribün cemaatine son yıllarda kırgınlığımız var. Futbol izlemeyi seven ve ara sıra maçlara giden insanları bir kenara bırakıyoruz. Derdimiz her maça giden, sosyal hayatını fikstüre göre dizayn edenlerle. Yani bir zamanlar bizim olduğumuz gibi. Meselemiz onlarla, zira yakın geçmişte ikiye bölündük. İlk başta biz çoktuk, şimdi az kaldık. Her şey Passolig ile başladı. Birileri karşı çıktı, bazıları aldı. Daha sonra karşı çıkanların da bir kısmı kaldı. Fakat problemin özü Passolig değildi.

Bu sorunun kaynağı Türkiye'de var olmayan 'dik duramama' problemiydi. Öyle bir problem ki, dik duramamanın, tavır koyamamanın yokluğunda insanlar bıçkın ağız kullanmayı dik duruş zannediyor. Oysa dik durmak zor bir iştir.  Haklarını korumak uğruna sevdiği şeylerde feragat etmeyi gerektirir.

Akhisarspor, altı sene önce alt liglere mücadele eden, varlığı ile yokluğu Türkiye genelinde belli olmayan bir ilçe takımıydı. Şimdi ise, yani tam bu hafta, Türkiye Kupası'nda final oynadılar. Diyarbakır'daki finalde rakipleri ülkenin en büyük güçlerinden Fenerbahçe'ydi. Ve öyle bir karar alındı ki eşi benzeri yok. Tarafsız sahada oynanması gerektiği için Diyarbakır'a (yani iki takımın şehrinden kilometrelerce uzağa) alınan finalde Fenerbahçe taraftarına daha çok yer ayrıldı. Kararın nedenine de güvenlik gerekçesi dendi. Bari finale Kadıköy'e alsalardı, en azından daha çok futbolsever maç izlerdi. Gerçi o zaman Fenerbahçe taraftarı cezalı olabilirdi!

Akhisarsporlu taraftarlar, kulüp tarihinin en büyük maçına, en büyük kupasının kazanılacağı finale, belki bir daha ulaşamayacakları noktanın sembolü olan maça gitmediler. Kararı protesto ettiler. Bizim hasret kaldığımız hareketlerden... Oysa onlara da muhakkak Akhisar ilçesi içinde "Arma yalnız kalmaz beyler", "Cezayı siz takıma kesiyorsunuz, olmaz öyle" diyenler olmuştur. Yine de dönmediler karardan. Ciddi anlamda beni çok mutlu etti. O sayede seslerini duyurdular. Hem maç içinde hem maçtan sonra bu duruma dikkat çekildi.

Bir işe yaradı mı ya da yarayacak mı emin değilim. Ne de olsa burası Türkiye, adaletsizliklerin alışkanlık oluğu bir yer. Fakat yine de isyan bulaşıcıdır. Belki birilerine örnek olur. En azından o gece bazı tribün çocukları, gece yataklarına huzurla girdiler. Huzurun tek nedeni de kazandıkları kupa değildi...

Perşembe, Ekim 20

Sahadaki Gerçek



Lig Tv'de maç özetlerinin süresi genelde birbirine yakındır ve eğer maç bir derbi veya 6-7 gollü bir 90 dakika değilse 3.30'a sığar. Bu hafta oynanan 9 maçın 8 tanesi de bu süreye yakındı. Bir tanesi hariç. O maç da ne bir derbiydi, ne de 'üst' oldu. Hatta gol bile olmadı. Trabzonspor-Akhisar maçının özeti, 4.40'a anca sığdı. Her maçın ortalamasından bir dakika daha fazla.

Kötü bir sezon başlangıcı yaşayan Trabzonspor taraftarını tatmin etmeyecek ama bir istatistik daha verelim. Süper Lig'de topun oyunda kalma süresi; geçen sezon 45 dakika civarındaydı. Avrupa liglerinin hemen hemen 10 dakika altındaydı. Mesele Premier Lig ortalaması 56 dakika civarındaydı. Süper Lig'de bu sezonun ilk haftalarında ortalama yükseldi ve 52'ye kadar çıktı. Mesela Beşiktaş - Galatasaray maçında; iki takım taraftarı da maçın belirli bölümlerinde birbirlerini zaman geçirmekle suçlasalar da top standartın üstünde bir sürede oyunda kaldı. Fakat konu Trabzonspor; ve Trabzonspor - Akhisar maçında da topun oyunda kalma süresi 55 dakikaya kadar çıktı. Üstelik oyunu sık sık durdurmayı bir sistem haline getiren Tolunay Kafkas'ın bir takımına karşı.

Bunlar, son haftada sadece bir gol atabilen bir takımın taraftarını da, hocasını da, oyuncusunu da memnun etmez. Trabzonspor, geçen sezonlardan kalan kötü bir yükü sırtında taşıyor olsa gerek. Sahada yapılan bütün iyi işler, sonuca odaklı olarak değerlendiriliyor ve 'Bu sene de bir şey olmayacak' algısıyla bütünleşiyor. Geçen sezon ligin bu döneminde liderlik koltuğunun civarında olan takım, mayıs ayında fenalardaydı. Şimdi o kadar iyi de değil ve sonunun ne olacağı bir korku unsuru olarak zihinlerde geziyor. Haksız sayılmazlar. Fakat yine de bu Akhisar maçını ayrı bir yere koymak lazım.

Kaleci Fatih Öztürk, 10 kurtarışla şimdiden sezonu rekorunu eline geçirdi. Fatih, eski bir Trabzonsporlu. Onu Trabzonspor günlerinde sahada çok göremedik. En iyi hatırladığımız yer; Vahid Halilhodzic'in 'Bana teklifler geliyor' diyerek telefonunu gösterdiği basın toplantısındaki yan koltuktu. Odada ilginç bir şeyler olduğunu seziyordu, biz de mimiklerinden anlıyorduk. Çünkü Fransa doğumluydu ve hocanın konuşmasını anında anlıyordu. Onun dışında ise sahada pek kendisini göremedik. Fransa'da gelişen biri için Trabzon oldukça çılgın bir yerdi herhalde. Sessiz sedasız şekilde takımdan ayrıldı. Akhisar'da da çok iyi maçlar çıkardı ama Trabzonspor'a karşı oynadığı 90 dakika onun en çok öne çıktığı an oldu.

Konu dağılıyor, Fatih de değil konumuz. Trabzonspor, Akhisar maçında çok etkili bir futbol oynadı. Top kaleye girmedi. 28 şut çekti Trabzonspor. 11 tanesi kaleyi buldu, fakat bir tanesi dahi içeri girmedi. Hatta Aytaç'ın kırmızı kart görmesinden sonra kalesinde golü görüp yenilebilirdi de... Futbol böyle bir oyun. Trabzonspor'un önceki maçlarından da benzer durumlar vardı. Karşılaşmalar 0-0 gidene kadar Trabzonspor iyi bir oyun ortaya koyuyor, pozisyona giriyor. Fakat gol yediği andan sonra maçı çevirmek bir yana, daha da dağılıyor. Karabükspor deplasmanında 4'e, Alanyaspor deplasmanında 3'e giden skorların nedeni biraz da bu. Yenilgiyi çevirmek için gayret eden bir oyuncu grubu yok. Takım olamadılar. Bunu hücumda da görüyoruz. Ne kadar etkili olsalar da hücum planları herhangi bir oyuncunun topu alıp kafasına göre gitmesine bağlı. Nasıl düzeleceği kısmı bir muamma. Fakat futbolu halı saha düzeyinde oynayanların bile bildiği bir şey vardır, gol atarsanız devamı gelir, kaçırırsanız bir sonraki kolay pozisyon da zora girer. 

Bu aralar Trabzonspor eleştirileri baya revaçta. Sonuçlar tek gerçektir ve iki üç istatistikle ortamı toz pembeye çevirmek hayalcilik olur. Fakat sahadaki oyunun da sanıldığı kadar kötü olmadığını söylemek lazım. Bu hafta Galatasaray deplasmanından alacakları bir galibiyet şaşırtmaz. Fakat işin kötü yanı zorlu bir fikstüre de giriyorlar; iki hafta sonra da Beşiktaş deplasmanları var. Kaçan goller, Ersun Yanal'ın süresini kısaltabilir.

Salı, Aralık 2

Yolumuz Aynı



İki tane sistem adamı. İki tane güzel adam. İki tane başarılı adam. Aralarında ilginç bir bağ var. Kariyerlerinin bazı dönemlerinde birbirleriyle karşılaştılar ve kritik maçlar yaptılar.

2009-2010 sezonu. Spor Toto 2.Lig'de play off finali. Hamza Hamzaoğlu'nun çalıştırdığı Eyüpspor ile Mustafa Reşit Akçay'ın çalıştırdığı Tavşanlı Liniyitspor finalde karşılaştı. İki kulüp için de kader maçıydı. Belki de uzun bir müddet böyle bir fırsat yakalamaları mümkün olmayacaktı. Kazanan Tavşanlı Linyitspor oldu ve 1.Lig'e yükseldi.

Bir sezon sonra, Akçay takımının başında kaldı. Hamzaoğlu ise önce Denizlispor'da başladı. Sonra Akhisar'da sezonu tamamladı. Akhisar son maçta aldığı bir puanla ligde kaldı. Tavşanlı Linyitspor da son maçta aldığı 1 puanla play-off'a kaldı. Son maç dediğimiz; 3-3 sona eren Tavşanlı - Akhisar karşılaşması... İki ilçe takımının başarılı sezonu...

2013-14 sezonunda Akçay Trabzonspor'da, Hamzaoğlu ise yine Akhisar'daydı. İkinci yarıda oynanan maçta Hamzaoğlu'nun takımı 4-2 kazandı. Bu karşılaşma Akçay'ın Trabzonspor'un başında çıktığı son resmi maç oldu. Hamzaoğlu, bir şekilde Akçay'ı yoldan çıkardı belki de...

Şimdi Hamzaoğlu Galatasaray ile imzaladı. Akçay ise Hamzaoğlu'nun mirası olan Akhisar'ı devraldı. Zaten Akhisar'a Hamzaoğlu'ndan sonra gelecek en uygun hocaydı. Bu hafta, Hamzaoğlu'nun Galatasaray'da oynayacağı ilk lig maçında karşısında Akhisar Belediyespor ve Akçay olacak.

Bu adamların yollarının bu kadar kritik anlarda kesişmesi oldukça doğal. Çünkü aslında aynı yoldan gidiyorlar. İnşallah ikisi de başarılı olur.

Perşembe, Nisan 25

Hamza Hocam



1993-94 sezonu... Taraftarlığımın ilk yılını şampiyonlukla noktalamış bir çocuk olarak ikinci şampiyonluğu bekliyorum. Radyo açık. Bursaspor ile oynuyoruz. Ama benim aklım Karabükspor - Zeytinburnu maçında. Sezon ortasında Karabükspor'un başına geçen İlyas Tüfekçi'nin eski Galatasaray futbolcusu olduğunu söylüyorlar. Bir anda adamı ve Karabükspor'u sevmeye başlıyorum. 

Karabükspor ligin ilk yarısını son sırada tamamlamıştı. Ondan sonra inanılmaz bir çıkış yakalayıp umutlarını sürpriz bir şekilde son haftaya kadar taşımıştı. Son haftaya giriliken ilk kez küme düşme hattından kurtulmuştu. Son haftadaki rakip Zeytinburnu'ydu. Beraberlik bile ligde kalmak için yetiyordu. Fakat son dakikada yenilen gol, o takımı küme düşürdü. O gün Galatasaray'ın şampiyonuluğunu bir kenara koyup Karabükspor'a üzülüyordum. İlginç bir ruh hali ama çocukluk işte.

O gün şampiyon olan takımın oyuncularından biriydi Hamza Hamzaoğlu. Futbol hayatı sona erince hocalığa başladı. Malatyaspor'da kısa bir dönem çalıştı, gözle görülür bir fark yarattı ama yeterli olmadı. Eyüpspor'da kulüp tarihinin efsane hocaları arasına girdi. Denizlispor'da ise sabırsız taraftarın kurbanı oldu. Benzer bir kitleyi Akhisar'da da buldu aslında. Ama sanırım bu sefer dirayetli bir yönetim, ona destek veren ekibin arasında yer aldı.

İlk sene inanılmaz bir şekilde ligde kaldılar. Az daha Kartalspor düşüyordu. Kartalspor'un her galibiyetine sevinirken hemen ardından Akhisar'ın kazandığı puanın haberi geliyordu. "Adamlar bir pes etmedi gitti" diyorduk. Onlar da kazanıyordu biz de kazanıyorduk, derken sürpriz bir şekilde Altay düştü. Akhisar ile Kartal'ın inatçılığı Altay'ı 2.Lig'e gönderdi.

Bir sonraki sene Akhisar için "bu sefer düşerler" dendi. Olmadı. Sezonun son haftasında Rize'de final maçına çıktılar. Kazanan Süper Lig'e çıkacaktı, Hamza hocamın takımı son dakikalarda atılan golle 2-1 kazandı. İki tane ilginç noktası var o maçın. Sezon boyunca ilk 2'nin civarında gezinen takım son haftada 1.sıraya yerleşti ve şampiyon sıfatıyla Süper Lig'e yükseldi. Diğer nokta ise bu seneye de bir gönderme içeriyor. Rize gibi güçlü bir camiayı deplasmanda yenen Akhisar, yola Hamza Hamzaoğlu ile bu sene de devam etti. Şu an en azından 1-2 tane takımı geride bıraktılar. Biri Hector Cuper gibi kariyerli bir teknik adamın Orduspor'u. Diğeri ise 3 hoca değiştiren Mersin İdman Yurdu. Mersin, sezonun ortasında ilk değişikliğe gittiğinde takımın başına Giray Bulak'ı getirdi. İşte o Giray Bulak, geçen sene kendi evinde Akhisar'ı yenemeyip lige çıkamayan Rizespor'un da teknik direktörüydü.

Bu sene başlarken de aynı şeyler oldu. Hamza Hamzaoğlu seviliyordu ama hep "bir yere kadar" deniliyordu. Akhisar küçümseniyordu. Oynanan futbol, takım oyunu, sahaya yansıyan bir sürü artı görülmüyordu. Son sıradayken bile, daha Gekas gelmeden bile, "Akhisar ligde kalır" diyenlerden biri olduğum için mutluyum. Aslında zor bir tahmin değildi. Rakiplerinden daha iyi oynuyordu, ama gol atamıyordu. Bir forvetle işi bitireceklerdi, Gekas gibi üst düzey bir adam geldi, ondan sonrası bu günler.

Şimdi başladı Hamzaoğlu güzellemeleri. 25 hafta boyunca es geçilen takım ve hoca için yazılar yazılıyor. İnşallah nazar değdirmez. İnşallah 1993-94 sezonunun son haftası gibi olmaz ki rakip de bu sefer Orduspor. Yani yine son haftada bir ölüm kalım maçı olabilir. 

Herşeye rağmen, değil PTT 1.Lig'den, 2.Lig'den kalan topçularla Süper Lig'de tutunma mücadelesi veren Hamza Hamzaoğlu büyük hoca. Güzel adam. Tanıyanların anlattığı gibi yüksek karakterli olduğuna inandığım için, dünyanın en kötü futbolunu da oynatsa ligde kalsın isterim. Umarım başaracak. 

İyiler, ne olur kazansın...


Salı, Şubat 14

Sakaryaspor 1 - 3 Akhisar Belediye




Pazartesi günü izinli olduğumuzu öğrenir öğrenmez (yani pazar akşamı), hemen bir aksiyona girme ihtiyacı hissettik. Bu hafta gidilecek maç yok. Galatasaray futbol takımı deplasmanda, basketbol takımı Eurolig oynamıyor, Türkiye Kupası Konya'da, kadın baskete mesafe var, Kartalspor deplasmanda.. O zaman bu boşluğu değerlendirmek için pazartesi günü Sakarya'ya gitmek uygun gözüktü.

''Bugün izin günümdü, ben de Sakarya'ya Sakaryaspor-Akhisar maçına gidiyim dedim" cümlesini kullandığım kişilerden aldığım tepkiler enteresandı. Bütün bir hafta çalışıp tek izin gününde Sakarya'ya gitmek ve maçın Akhisar maçı olması. Hani bir Karşıyaka, Göztepe falan olsa daha cazip olurdu.

Sonuç olarak ben İstanbul'dan, Yiğit ve Yücel 54'ün ezeli rakibi 41'den kalkıp gittik. Sakarya'yı, Sakarya Atatürk Stadı'nı görmedik demeyiz artık.

YOL

Haydarpaşa'yı, tren seferlerini kaldıran, Anadolu'ya ulaşmamızı engelleyen herkesi Allah'a havale ediyorum. İnşallah işleri rast gitmez. Sakarya'ya giderken sıkıntı olmadı. İstanbul'dan otobüsle 15 lira. Harem'den stadın önüne varış süresi tam 2 saat. İstanbul içi ulaşım için standart bir süre. Ama dönüş sıkıntı oldu.

Biraz bizim "her türlü döneriz" rahatlığımız, biraz da Sakarya halkının yanlış yönlendirmeleri sıkıntı yarattı. Tren seferleri olsaydı, maç bittikten 5 dakika sonra tren garında olacaktık. Fakatotobüse binmemiz gerekiyordu ve bunun için terminale gitmemiz gerekiyordu. Sakarya'dan İstanbul'a 21.00'den sonra otobüs yok. Terminale gidip Sakarya'ya uğrayan otobüsleri kovalamak gerekiyor. 3 lira verip İzmit'e gidip oradan otobüs yakalamak daha mantıklı geldi. Önce İzmit.. Oradan da aslanlar gibi imdada yetişen İsmail Ayaz firması. Eve kadar bıraktılar. Terminallerdeki seçeneklerin çokluğu, bir farkı ortaya koydu: İzmit, Sakarya'nın çok önünde.

SAKARYA ŞEHİR

Hayatımda bu kadar duvar yazısı olan başka şehir görmedim. Sorsan kaç şehir gördüm zaten. Daha şehir girişinde bizi karşılayan bir Sakaryaspor billboardu ve "Bu şehrin gerçeği Sakaryaspor" yazısı. 17 Ağustos'a ve takıma yazılanların sayısı oldukça fazla.

Otobüsten inip şehri gezdiğim ilk anda şehir hoşuma gitti. İnsanlar sokakta, akan, hareketli bir şehir. Karşı karşıya duran iki farklı Ziraat Bankası yüzünden Yiğit ve Yücel ile buluşmamız gecikiyor. Şehri ortadan ikiye bölmüşler, diğer tarafa aynısını kurmuşlar. Banka, taksi durağı, cadde aynı.

Şehrin sempatikliği hava kararınca ve meydandan uzaklaşınca kayboluyor. Depremin üzerinden 13 sene geçmiş ama sanki 3 sene önce olmuş gibi. Kent merkezinde boş arsalar, terk edilmiş binalar, tek katlı yeni binalar. Daha uzaklarda neler vardır acaba? Halkta bile bir durgunluk var.

Meşhurdur diye ıslama köfte yiyoruz. Köftede sorun yok ama ekstra birşeyi yok. Köftenin ekstrası olan ekmeğini beğenmedim.

MAÇ GÜNÜ HAVASI

Sonuçta bir Bank Asya 1.Lig maçı. Ve rakip de bir Ankaragücü, Karşıyaka falan değil. Ve maç pazartesi günü. Fakat bu kadar da sönük olmasını beklemezdim. Takımın kötü olması etkiliyor muhakkak. Umutlar azalmış. Hissediliyor. Şehirde atkılı, formalı gördüğümüz insan sayısı 10'u geçmiyor. Esnafın bile heyecanı yok. Eğer bu şehrin gerçeği Sakaryaspor ise, şehir gerçekten de sıkıntılı bir süreç yaşıyor.

Maç saatine doğru hayalet şehir dememize ramak kalıyor. Bu insanlar maç öncesi nerede toplanır diye düşünürken stad önüne geliyoruz. Stadyum önü şehre göre hareketli ama yine de beklediğimiz gibi değil. Belki de biz İstanbul'dan oraya büyük anlamlar yükledik.

SAKARYA ATATÜRK

İlk defa girdik Sakarya Atatürk'e. Kapıda bilet fiyatlarına baktık. Kapalı 10, kale arkası 7.5 TL'den satılıyor. Önce kapalıya girmek istedik. Ama o hengame içinde yer almaktansa, kale arkasından izlemeyi düşündük. İzleriz dediğimiz ise asıl tribünü taraftarı izleriz. "Zaten maçtan büyük bir beklentimiz yok. Görüş açımız biraz kötü olsa bir şey kaybetmeyiz" dedik. Yanılmışız.

Kale arkası sahaya uzakmış. Ben alışmışım Kartal Stadı'nın İngiliz tarzı yapısına. Unutmuşuz böyle sahaya uzak stadyumların olduğunu. Yine de kapalının karşısına numaralının yanına geçtik. Kale arkasındaki en güzel yeri polislerin kapmış olmasını es geçmemek lazım.

Yiğit ile Yücel'in dediğine göre İsmet Paşa Stadı'ndan hiçbir farkı yokmuş Sakarya Atatürk'ün. Her şey aynı. Renkler bile aynı. İki komşu şehir olunca ister istemez, mimarının, mühendisinin aynı olduğunu düşünüyoruz. Stad da aynı şehir gibi terk edilmiş. Sahanın içinde çimleri biçmek için olsa gerek, bir traktörden bozma iş aleti, onun yanında da garip garip aletler var. Bunların hepsi sahanın içinde. Maç öncesi voltaj da düşüyor. Elektrik zayıf. Tatanga'nın adının geldiği Vahşi Batı ve Kızılderili yaşamı çok fazla benimsenmiş sanki. Sakarya, şehriyle, stadıyla ve takımıyla terk edilmiş kasaba izlenimi yaratıyor.

TRİBÜN

Bu günden geriye kalacak yegane şey. Gerçi şunu da söylemek lazım, Kapalı'dan kale arkasına gelen ses, televizyona gelenden daha az. Sakaryaspor tribünü farkını belli etti. Seneler önce Sami Yen'de 4 gol yediklerinde de, iki hafta önce Bolu'dan 7 gol yediklerinde de yenilen her gol onların sesini yükseltiyor.

Sakarya tribünü tam Kızılderili tribünü aslında. Boys of River pankartı mesela. Doğayla barışık bir topluluğun açacağı bir pankart. Üstelik yazı tipi falan da hiç buranın işi değil. Orijinal. Besteler sert ve kısa. "Koy Adapazarı" tezahüratı mesela, bitmeyen bir kabile ayini gibi. Aynı tonda, kısa ve sert.

Ve sürekli mücadeleden, savaşmaktan, direnişten bahseden bir tribün. Başka tribünler kötü giden takımlarının sorumluları için "bu takımı satanın" diye bağırırken, onlar "bu şehri satanın" diye bağırıyor. Şehir (kabile) daha önemli onlar için. Türkiye'de herkes, "saldırın saldırın, bu taraftar için saldırın" derken, onlar "Savaşın savaşın, kurtuluşa kadar savaşın" diyor.

Devre arasında adı anons edilen taraftarın adı bile Abdülkerim Kurtuluş'tu. Bazı kelimeler, Sakarya'nın gerçeği.

Filmin koptuğu anlar ise Sertan'ın muhteşem golünden sonrası. "Yönetim istifa" ile başladı, küfürlerle devam etti. Şeref tribünün önüne giden bir taraftar bile oldu. AKP ve Hakan Şükür de nasibini aldı. Hakan Şükür Caddesi'nde köfte yedikten 2 saat sonra Hakan Şükür'e edilen küfürleri duyduk.

Sakaryaspor taraftarı evrelerden geçiyor. Hastalığa yakalanan takımlarını ölüme uğurlamak istemiyorlar. Önce inkar ettiler. Düşmeyeceğiz, varolacağız dediler. Şimdi yavaş yavaş öfke moduna geçiyorlar. Bundan sonra pazarlık olacak. Kongreler yapılır edilir. Daha sonra kabullenme gerçekleşir. Kocaelispor'a bakmak yeterli. Umarım biz yanılırız. Çok klasik olacak ama bu taraftar bu ligden fazlasını hak ediyor.

MAÇ

Yukarıda yazdığımız gibi, bulunduğumuz tribünden maça odaklanmak kolay olmadı. Mesela Akhisar'ın ikinci golünü evde tekrar izlerken anladık. Ama yine de bazı şeyleri görmek için en güzel yerde olmaya gerek yok. Mesela Akhisar'ın ayağa pas futbolu görmezden gelinemez. Rakip genç çocuklar olunca bu paslar daha rahat yapıldı belki. Fakat kadroya bakılınca topu bilen isimlerin çokluğunu görüyoruz. Yani bu tesadüf değil. Önde de Şehmus gibi bir golcü olunca işleri rahatlıyor. Fakat şu da var, Akhisar Kasımpaşa'dan daha iyi değil. Elazığspor'un da lider olduğunu düşürsek, ilk 2 onlar için uzak ihtimal. Play-Off'ta ise kolay kolay yenilmezler.

Sakaryaspor'da sıkıntı büyük. Futbolcular sezonun ilk yarısında çok mücadele ediyor, maçlara asılıyordu. Bu hafta izlediğimiz takım maçı, hatta sezonu bırakmış gibiydi. Erken gelen ilk gol az olan özgüveni de sıfıra indirdi. 2-3 tane futbolcunun çırpınışları sadece bir gol getirebildi. O golü de hakem istese vermeyebilirdi. Şaban Yıldırım'ın elindekiler kısıtlı. Yapacakları belli. Fakat hâlâ üst sıra ile aradaki puan farkı sadece 3. Hiçbir şey bitmedi. 1 galibiyet, daha doğrusu yüklenecek bir özgüven en azından alt sıralardaki takımlarla oynanacak maçlar için önem sağlar.

SONUÇ

"Görmedik, bilmiyoruz" demeyeceğiz artık. Gittik Sakarya'yı gördük. Maç izlediğimiz stadyumlar arasına Sakarya Atatürk'ü ekledik. Umduğumuz gibi olmadığını itiraf etmek gerekir. Ama bu not verme şımarıklığına sahip olma ayrıcalığı bile güzel. Tren seferleri başlayana kadar Sakarya'ya gidilmez. Sakaryaspor toparlanana kadar tren seferleri gelmez. Sakarya hakkını kullandı, bundan sonra başka şehirlere gitmek lazım.

Salı, Aralık 20

Yılın Maçı

Bu hafta sonu pazar günü futbola doyduk. Gerçek futbolun adresi Alsancak Stadı oldu. Maçı Karşıyaka 2-0 kazandı ama bu hiç önemli değil.

Maçın ilk yarısını izlemediğim için hala pişmanlık içindeyim. Twitter'da yazılanlardan sonra maçı açtım. İnanılmaz bir atmosfer. Ortaokul yıllarında bizim yaptığımız maçların aynısı. Her tribün kovalayan adamın hayalini kurduğu maç.

Futbolcular kayıyor, düşüyor, top çamura, su birikintilerine takılıyor, ne olacağı belli değil. Futbolun gereklilikleri önemli değil artık. Herkes eşit. Top sürmek diye bir şey yok. Agbetu kendi yarı sahasından aldığı şut çeker gibi vuruyor. Top ileride takılıyor ve bir daha şut çekiyor. 60 metreyi 3 şutla geçiyor. Hızını alamayıp topu arkasında bırakıyor, kayıyor,düşüyor. O düşünce peşinden gelen savunmacı da düşüyor.

Forma renkleri iki takımın da aynı. İkisi de çamur rengi. Forma, topçunun vücuduyla bir olmuş.
Çekip düşürmen bile mümkün değil. Kaleciler topu tutamıyor. Tamamen mahalle maçı kalitesinde, yani en üst düzeyde. Heyecan üst seviyede. Bizim ortaokulda yaptığımız maçlardan tek farkı, maçın sonunda kavga çıkmaması.

Tribün böyle. Sanki İstikal'e kravatsız çıkılmazdı yıllarından. Böyle fotoğraflar vardır eskilerden. Bu en yenisi. Bakmayın böyle şemsiyeli durduklarına, son yılların en iyi Kaf-Sin-Kaf'ları bu maçta çekildi.

İzleyenler futbola doydu, büyük bir ihtimal haftayı hasta olarak geçirdiler. Önemli değil.

Maç sonu sevinci. Sevinemiyorlar bile. Karşıyaka böyle ilginç maçları kazanıyor. İki ara pasıyla iki gol attılar bu sahada. Bir gün sonrası 19.12. Karşıyaka Günü. Biraz Fenerbahçe çakması olsa da anlamlı bir gün.

Ve evet bu maç İzmir'de oynanadı. Sıcak iklim. Yağmurdan çok çile çekmemesi gereken şehrin en güzel stadı. En güzel stadın boktan zemini. Boktan olsun, böyle olsun. Bu yıl izlediğim en güzel maçtı, keşke stadyumda olsaydım. 30 yaşımdan sonra o da olacak.


Özet için tıks.

Pazar, Ekim 16

İnat hikayesi Akhisar


- Akhisar sürpriz yapmaya devam ediyor. Geçen seneden daha büyük sürpriz bu sene geliyor.

- Şehmus ikinci baharını yaşıyor.

- Adanaspor kadar istikrarsız takım yoktur.

- Aslında Adanaspor fena oynamadı ama gol yok işte.

- Emre Aktaş çok kaçırınca ıslıklandı.

- Bir Emrah Bedir efsanesi vardı aslında, yazık oldu.

- Oğuz Dağlaroğlu da 5. baharını falan yaşıyor.

- Hamza Hamzaoğlu geçen sene Denizlispor’da fena gitmiyordu, kovuldu Akhisar’a geldi.

- O Denizlispor ilk 6’ya bile giremedi, Akhisar ligde kaldı.

- O Denizlispor dün Buca’dan 5 yedi, Akhisar deplasmanda Adanaspor’u yendi ilk 3 sırada geziniyor.

- Adanaspor taraftarının Akhisar’ı alkışlaması şıktı.

- Hamzaoğlu’nun “Bizi alkışladılar, keşke kendi takımlarını da alkışlasalardı. Tüm taraftarlar sağduyulu olmalı. Takımları yenilse bile arkasını dönmemeli “ demesi daha şıktı.

Pazar, Eylül 11

1.Lig Raporu




Dün 1.Lig'de oynanan üç maçı da izledim. Öyle üç maç oynandı ki, hepsini tek tek, ayrı ayrı yazmaya gerek duymadım. İlginçtir, günün ilk maçı, en sıkıcı geçmesi beklenen maçtı. Ama tam tersi oldu. En güzel maç İstanbul'da oynandı.

Akhisar, Güngören'i 1-0 yendi. Skor daha farklı da olabilir. Akhisar ilk 35 dakikada 2 penaltı kaçırdı. İlk penaltı biraz tartışmalı gibi. Akhisar, geçen sene yine bir İstanbul deplasmanında, Kartal'da da penaltı kaçırmıştı. Bu sefer Şehmuz ve Anıl fırsatları değerlendiremedi. Aynı zamanda sayısız pozisyonu değerlendiremediler.

Galibiyeti getiren tek gol Sani'den geldi. Sani, 1990 doğumlu, Nijeryalı. Oyuna ikinci yarı getirdi, ilk maçında gol attı. Güzel başlangıç. Akhisar iyi kadro kurmuş diyebiliriz ama yaş ortalaması 65 herhalde(!). Kalede Oğuz, savunmada Kürşat en çok tanınan isimler. Emrah Eren, Levent Kartop, Sertan Vardar, Şehmus Özer gibi eskiler de kadroda mevcut.

Geçen senenin pes etmeyen takımı Ahisar, bu seneye de iyi başladı. Daha da iddialı. Güngören ise bu sefer zor kurtulur gibi.

Günün ikinci maçı Konya'daydı. Geçen sene Süper Lig'den düşen iki takım, Konyaspor ve Kasımpaşa sezona birlikte başladılar. Geçen sene düşmeyi garantiledikleri maç da, İstanbul'da birbirlerine karşı oynadıkları ve yine berabere biten maçtı. Maçın favorisi benim için Kasımpaşa'ydı. Konyaspor, yaz döneminde transfer yapamamıştı. Oldukça genç bir kadroya sahaya çıktı. En tecrübeli isim stoper Erdinç Yavuz, ondan sonra da 92 doğumlu Ali Dere'dir herhalde. Buna rağmen Kasımpaşa, Konyaspor'a üstünlük kuramadı. Üstelik Konya 40 dakikayı, Hakan'ın kırmızı kart görmesiyle 10 kişi oynadı. Kasımpaşa'nın buradan 3 puanla dönmesi gerekiyordu. Teknik direktör Uğur Tütüneker, deplasmanda alınan bir puanın yeterli olduğunu söyledi. Bank Asya için yeterli olabilir aslında ama böyle yakalanmış rakipleri görünce, fırsatı değerlendirmek gerek.

Son maç İzmir'de. Bucaspor, 2 sezon önce Buca Arena'da Erciyesspor'u 4-0 yenerek Süper Lig'e yükseliyordu. Bucaspor tarihinin en güzel günüydü. Aynı zamanda Bucaspor'un oynadğı son 1.lig maçıydı. Bucaspor kısa bir aradan sonra yeniden 1.Lig'de. İlk maç yine Buca'da, yine rakip Eciyesspor. Ama maç 1.5 sene önceki gibi farklı skorla bitmedi. Bucaspor, Zafer'in frikik golüyle öne geçmesine rağmen, 77.dakikada Emrah'ın golüne engel olamadı ve 1 puanla ayrılmak zorunda kaldı. Oysa Bucaspor iyi top oynadı. Genç bir kadro var ama çok olgun top oynuyor bu çocuklar. Kamil Ahmet, Civar, Abdülkadir ve Jebrin bilinen isimler. Bir de yeni eklenenler var, Efa Halil ve Mehmet İncebacak sezona damga vurabilirler.

Bucaspor 2009-10 sezonunda yakaladığı sempatiyi, şu an Metris'te olan Bülent Uygun'a güvenerek yok etmişti. Yapılan 20 küsür transfer, Bucaspor için sonun başlangıcı olmuştı. Fakat, dün 2 sezon öncesinin Bucaspor takımını yine gördüm. Erciyesporla maçıyla biten sempati, yine bir Erciyesspor maçıyla tekrar oluşabilir.

Salı, Nisan 19

Kartalspor 2 - 0 Akhisar Bld.


Bu maçın kritik bir maç olacağı sezonun ikinci yarısının başından beri belliydi. Ama 2 hafta önce alınan sonuçlar işleri daha da karıştırmıştı. Kartalspor, Gaziantep BB Spor'a yenilirken, Akhisar da aynı saatlerde Altay'ı mağlup ediyordu. Herkesin "düşer" gözüyle baktığı Manisa temsilcisi çok büyük avantaj yakalıyordu. Kartalspor'un o günden gözüken tek avantajı Akhisar ve Altay ile oynayacak olmasıydı.

Kartalspor kendi işini kendi halledecek. Akhisar için aynı şeyi demek mümkün değil. Çünkü maç yapmayacağı bir hafta olacak. O nedenle dünkü maçı kazanmak veya Kartalspor'u kazandırmamak onlar için çok önemliydi. Sezonun ortasında Denizlispor gibi şampiyonluk hedefleyen bir takımdan gelen Hamza Hamzaoğlu'nun en büyük artısı bu final maçlarını iyi sonuçlarla geçirmesiydi. Bu da maç öncesi Akhisar'ın en güvendiği konuydu. Kadrosuna bakınca bu maçları, bu tansiyonu yaşamış oyuncu pek göremiyoruz.

Kartalspor ise ilçenin, belediyenin, taraftarın desteğini almış. Sezon başında oluşan sonuçlar topçuların özgüvenini kaybetmesine neden olmuştu. Korukır hocanın gelişi takıma biraz olsun güven verse de tehlike hala ilçe sınırları içinde dolaşıyordu. Bunun getirisi bilet fiyatlarının 1 TL'ye kadar düşmesine oluyordu. Bu sayede maçtan yarım saat önce stadın önünde olan ben, bilet bulamıyordum.

Neyse ki yaptığım bir kurnazlıkla içeri girme şansını yakaladım. Girdiğim yer Potokol Tribünü'ydü Daha önce de stadın o noktasında maç izlemiştim ama ilk defa böyle bir atmosfer görüyordum. CHP'li belediyenin bütün ilçe teşkilatı oradaydı. Tabi partinin de. Kadın kolları, gençlik kolları.. hepsi kol kola maç izliyordu. Zor zamanda takıma sahip çıkmak mı yoksa başarı gelirse nemalanma fırsatını yakalamak mı bunu ilerleyen zamanlar gösterecek.

Maça Kartalspor çok istekli başladı. Bunu da 90 dakikaya yaydı zaten. Daha önceleri pozisyon bulmak için gol yemeyi bekleyen takım, bu maçta ilk 10 dakikada 2 gol fırsatı yakaladı, değerlendiremedi. Devre boyunca yakalanan önemli fırsatlar vardı. Ama Erhan'ın beceriksizlği, Savaş'ın bencillliği, Önder'in şanssızlığı gol görmemizi engelledi.

İkinci yarı yine aynı hızda başladı. Bu sefer gol geldi. Sahanın Kartalspor adına en kötüsü Savaş Esen, Kartalspor için sezonun en önemli golünü attı. Bu dakikadan sonra ev sahibi takım ataklarını kesti. Rakip de Kartalspor alanına yığıldı. Engin Korukır, ön tarafta güçlü - mücadeleci Önder'i, hızlı Savaş'ı ve top tutabilen Erhan'ı bırakıp, savunma ile orta sahanın arasını kısalttı. Oyuncu değişiklikleriyle de orta sahayı kalabalıklaştırmak istedi. Bunun için Tolga Çavdar'ı ve Süper Lig kariyeri bulunan Caner Celep'i oyuna aldı. Tolga'dan beklenen verim alındı ama devre arası transferi olan Caner yine hayal kırıklığı yarattı.

Bu baskın dakikalarda sahneye iki isim çıktı. Semih Kaya ve kaleci Kaya Tarakçı. Oysa Semih ilk yarıda gelişen nadir Akhisar atakları karşısında çok kötüydü. Kartalspor'un baskın oynadığı anlarda Semih Kaya savunmada büyük hatalar yapıyor. Geniş alan savunmacısı değil. Biraz sakarlık var. Çok da heyecanlı ve bu nedenle hata da yapıyor. Ama savunma daralınca Semih'ten uçan kaçan kurtulmuyor. Her topa vuuyor, her pozisyona başarılı hamleler yapıyor.

Kaleci Kaya ise, sezonun Kartalspor adına en iyisi. Bu sene çok iyi oynadığı kaçıncı maç artık. Kartalspor'u oyunda tutan kisi o oldu. Bu sayede Kartalspor son dakikalarda korkulu bir rüya görmedi. 84'te Erhan atınca fark 2 oldu ve maç iyice koptu.

Türk futbolunun eyyamcı hakemlerinden Bülent Yıldırım, bu dakikadan sonra yine sahneye çıktı ve Akhisar lehine bir penaltı verdi. Sezonun yıldızı Kaya, bu topu da kurtardı. Kartalspor, ihtiyacı olan puanları da kazanmış oldu.

Maç 2-0 olduktan sonra ve bitime dakikalar kalmışken sahaya yabancı maddeler atan Kartalspor tarafatarı kimseye zarar vermedi ama belki de kendi takımına zarar vermiş olacak. 2 hafta sonra Giresunspor maçında saha kapanırsa Kartalspor büyük sıkıntı çekecektir.

Akhisar'dan biraz bahsetmek lazım. Tanıdğımız oyuncular pek yok. Düşük bütçeyle düşük kaliteli bir kadro. Oyuncuların tipleri amatör küme topçuları gibi. Boş zamanında başka işlerle uğraşan ve boş zamanında futbol oynayan insanlar gibiler. Hatta futbol oynamayı çok seven işin keyfini yaşamak isteyen futbolcular gibiler. Ama bu sonuç onları keyiflendirmeyecek. Şu anda maç fazlasına rağmen Kartalspor'un 1, Güngören'in 2 puan gerisinde yer alıyorlar.

Kartalspor'un 1 iç saha maçı kaldı, 33.hafta Giresunspor maçı. Play-Off nerede yapılır henüz belli değil, o yüzden belki de bu sezon son Bank Asya maçımızı Kartal Stadı'nda izlemiş olabiliriz. Bakalım seneye Kartalspor hangi ligde olacak?

Çarşamba, Mayıs 5

Aleyküm Selam

Akhisar Belediye ve Gençlikspor 1.Lig'e yükseldi. Şampiyonluk maçındaki fotoğraflar, bayraklar, pankartlar güzeldi.