adanademirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adanademirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ağustos 29

Eyyamı Futbol Sıcakları

Bu hafta, Avrupa’da ülkemizi temsil eden dört takımın oynayacağı maçlar ertelendi. Çok ilginç bir şekilde, bu karar kamuoyundan büyük bir alkış aldı. Karar henüz açıklanmadan önce basına sızmıştı zaten. O esnada kendi aramızda, “Bu saçma kararı kim sundu” acaba diye tartışırken, Uğur Meleke gibi birkaç kişi Bu öneriyi haftalar önce ilk ben yazdım bile dedi. O kadar büyük bir sevinçle karşılandı ki yani, herkes kararın altında bir imzası olduğundan bahsetti.

Oysa bundan birkaç sene önce, Avrupa kupaları için maç ertelemeler büyük bir günah olarak sunuluyordu. Maçı ertelenen takımın kollandığı düşüncesi genel bir kabuldü. Sırf bu yüzden, uzun süre maç ertelenmesi olmadı.

Türkçe’yi yeni öğrenen yabancı arkadaşlarınıza veya konuşmaya başlayan çocuklarınıza “Eyyam” kelimesinin anlamını anlatmak çok zor olabilir. Neyse ki Türk futbolu bu konuda yardımınıza her zaman yetişir. Her defasında kelimenin hakkını veren güçlü örnekler çıkarıyor karşımıza. Böylece bu ay içinde de imdadımıza yetişti.

Bu tip ciddi kararların günlük alınması her zaman sıkıntıdır. Yıllardır bu alışkanlıktan vazgeçemedik. Kararın doğruluğu, faydası önceliğimiz olmuyor. Bir ilke üzerinden karar alınmıyor. Önce şartlara bakılır, şartlar uygunsa karar alınır. 

Yani ülkemizi Avrupa’da temsil eden dört takımın da mücadelesine devam etmesi, kararın alınmasında önemliydi. Bu takımlardan biri, önceki turlarda elenmiş olsaydı bu karar alınmazdı. Hatta lobisi daha zayıf Adana Demirspor da elenmiş olsaydı bu karar alınmazdı.

Oysa mesela sezon başında böyle bir karar alınabileceği vurgulansa, o zaman içimiz daha rahat olurdu. Fakat işlerin bu noktaya geleceğini kimse ön görmemiş demek ki?

Üstelik neden bu sezon böyle bir karar alındı ki? Ülke puanının çok değerli olduğu vurgusu yapılıyor da önceki sezonlarda değil miydi? Trabzonspor, geçen sezon son yılların ön eleme oynamak zorunda kalan ilk şampiyonu oldu. Yıllardır şampiyonumuz ön eleme oynamadan gruplara kalıyordu. Geçen sezon böyle bir durum varken neden Trabzonspor için aynı karar alınmadı? Geçen sezon ülke puanımız çok mu yüksekti de şimdi çok kıymetli hale geldi.

Trabzonspor, iki Kopenhag maçı arasında Antalyaspor deplasmanına gitti ve beş gol yedi. O beş golün yarattığı yıkımla çıktığı Kopenhag maçında bir gol atsa maçı uzatmaya götürecekti, ama 90 dakika 0-0 sona erdi. Üstelik bir de bu sezonun başında oynamayan Süper Kupa maçına çıkmışlardı. O maçta da Hamsik sakatlanmıştı. Şimdi o Trabzonspor – Kopenhag eşleşmesini, mesela bu seneki Fenerbahçe – Twente eşleşmesinden daha önemsiz kılan nedir?

Rakiplerimizin, Portekiz, Belçika, Norveç, Hollanda gibi ülkelerin bu tip kararlar alındığından bahsediliyor. Doğru da. Fakat zaten bu ülkeler bu ertelemeleri sık sık yapıyor. Hatta ne zaman yapacakları haftalar öncesinden belirleniyor. Biz ise kararı bir anda ve duruma göre bakarak alıyoruz. Sezon başında; fikstür çekildiğinde, “sezonun üçüncü haftasında Avrupa’da devam eden takımları maçları ertelenecek” denilebilirdi mesela. Ne beklendi ki? Cevap belli. Yukarıda bahsettik neyi beklediklerinden…

Türk futbolu, kendi ayaklarının altına dinamit koymayı çok seviyor. Gereksiz gündemlerle başını ağrıtmak, polemikler yaratmak ve onları çözememek en büyük hobimiz. Bu hafta da o hobiye alet olduk.

Gelen her yeni sezonda; bir zamanlar tüm vasatlığına rağmen katlanarak sevdiğimiz ligimizden uzaklaşıyoruz. Biz uzaklaşıyorsak, bu ligle yeni yeni tanışan genç kuşaklar nasıl bağlanacak merak ediyorum.


Pazartesi, Eylül 5

Tadında


Geçen yaz Mario Balotelli transferine karşıydım. Kişisel bir husumetim yok tabi; ilkesel bir duruş... Zaten sadece Balotelli'ye değil, Balotelli tarzı her transfere karşıyım.

Futboldaki baharlarını çoktan sonlandırmış, sağlıklı mı sakat mı belli olmayan, üst düzeyden kopalı çok olmuş eski bir yıldızı Türkiye'ye getirme lüksü artık kimsede olmamalı. Bunları anlatmaya çalışıyoruz ama artık bu cümlelerin bir karşılığı da yok. Suya yazı yazmak, taşa konuşmak gibi. Bir de üzerine Balotelli gibi iyi sonuçlar veren örnekler çıkınca herkesin ağzı biraz daha sulanıyor, bizim cümlelerimizin bir anlamı kalmıyor.

Bu sene olsa yine Balotelli transferine karşı çıkardım. Sözümüzden ve fikrimizden dönmeyiz. En azından sadece bir örnekle dönecek değiliz. Fakat geriye dönüp bakınca, Balotelli'nin Süper Lig'de geçirdiği bir sezon hepimiz için çok keyifli oldu. Güzel bir iz bıraktı.

Geldi, topunu oynadı, tribünleri gaza getirdi, Beşiktaş maçında gollerinden sonra Sergen Yalçın ile takıştı, attığı golden sonra Yunus Akgün'ün kafasına tekme kondurdu, 18 tane gol attı, bir maçta beş gol birden attı, o maçta unutulmayacak bir golü de vardı, kebap yedi, türkü söyledi ve tüm bunların üzerine 32 yaşına girdikten sonra Adana Demirspor'a fena olmayan bir bonservis bedeli kazandırarak ülkeden ayrıldı.

Bundan daha verimli bir transfer kolay kolay olmaz. Geçen sezon tüm Avrupa basınının bir gözünü ucu Adana Demirspor maçlarındaydı. Lig için iyi reklam oldu. Adana Demirspor oyuncudan katkı aldı. Bir de para kazandı. Bize de seneler sonra anlatacak Balotelli anları yadigar kaldı.

Vallahi ben bu transferden razıyım.

Fakat yine de kafama takılan bir soru var. Bu adam İtalya'ya, Serie B'ye falan dönmedi. Sion'a transfer oldu. Süper Lig'i bırakıp İsviçre Ligi'ni tercih etmesinin sebebi nedir ki? Yani Sion da Körfez kulübü değil, kendisine aşırı para ödesin. Yoksa bizim burun kıvırdığımız İsviçre Ligi, Süper Lig'den daha mı rekabetçi, daha mı cezbedici? Değildir umarım...

Cuma, Ağustos 19

Kime Niyet Kime Kısmet


 Aylar önce, Artem Dzyuba Zenit formasıyla 100. golünü attığında ufak bir yazı girmiştik.

Onun için "Süper Lig'de oynamayan en Süper Lig topçusu" ifadesini kullanmıştım. Hala arkasında mıyım o cümlenin emin değilim. Zira geçen sezon Zenit'te yavaş yavaş yedeğe düştü, yaşı da 33 oldu. Gerçi bu sorunun cevabını düşünmeye de gerek kalmadı, çünkü o artık Süper Lig'de oynayan bir topçu...

Bu adamın Süper Lig'de ne yapacağını her zaman merak ettim. Gerçi biz hep üç İstanbullu için düşünmüştük ama Dzyuba'nın yolu soğuk Petersburg gecelerinden, Adana'nın sıcağına düştü.

Adana Demirspor, bu sezon iddialı bir takım kurmaya devam ediyor ve beni gerçekten de bu transferle şaşırttılar. Hatta geçen sezonki Mario Balotelli hamlesinden  bile daha şaşırtıcı oldu.

Adana Demirspor, Zenit'ten iki tane politik figürü renklerine bağladı. Rusya-Ukrayna savaşı ilk çıktığında Zenit'ten ayrılmak zorunda kalan Ukraynalı savunma oyuncusu Yaroslav Rakitskiy ve Artem Dzyuba. Tabi Rakitskiy Ukraynalı ama ülkesinde pek sevilmiyor. Zira Donbass bölgesinden... Yani öyle bazı yerlerde yazan "Dzyuba ile kavga ederler" cümlelerine pek aldırmamak lazım. Zenit'e transfer olduğunda da ülkesinden çok tepki almıştı ama savaş başlayınca artık orada devam edecek durumu kalmamıştı. Öncesinde de milli takımdan da aforoz edilmişti.

Dzyuba ise asker selamı veren bir figür. 

Diğer yandan transferi yapan Murat Sancak'tan yola çıkarak Ethem Sancak'ın savaşın ilk haftalarında ve sonrasında yaptığı açıklamalar aklımıza geliyor.

Kısacası; hem saha içinde hem saha dışında merak edilesi hamleler...

Salı, Temmuz 21

Kim Gelsin #2020


İki sene önce, play-off maçlarının başlamasına birkaç gün kala böyle bir yazı yazmış, Süper Lig'e çıkacak üçüncü takımın gönlümüze göre olmasını istemiştik. O yılın dört takımına da mesafeliydim ama en mesafeli olduğum iki takım Ümraniye ve Gaziantep (o zamanlar Gazişehir) çıkamamıştı. Gerçi Gazişehir de ertesi sene çıktı. Belki de geçen sene böyle bir yazı yazmadığım içindir!

O finalde; o döneme kadar 'ligin yenisi' gözüyle baktığım Hatayspor, sempatimi kazanmıştı. Bu sezon işi şansa bırakmadan ilk sıradan çıktılar. İkinci sıradan da Erzurumspor bir kez daha lige yükseldi. Türk futbolunun yeni asansörü hayırlı uğurlu olsun! Peki üçüncü takım kim olacak? Ya da kim olsun?

Bu sene takımlar çok iyi. Köklü ve tarihi kulüpler ağırlıkta. Başakşehir'in altıncı şampiyon olduğu sene, beşinci şampiyon Bursaspor play-off oynayacak. Tarihin ilk Süper Lig sezonunda (1959) yer alan Karagümrük yeniden dönmek için mücadele edecek. Adana Demirspor, Adanaspor'un düştüğü sene lige çıkarsa ezeli rekabette farklı bir sayfa açacak. Son iki senede Türkiye Kupası finali oynayan (birini kazanan) Akhisarspor da tekrar geri dönmek için son dörtte ter dökecek.

Bu sefer dört takım da sempatik. Ama yavaş yavaş eleme yapalım. Önce Karagümrük. Kırmızı-Siyahlı takım çıkmasını en az istediğim kulüp. Aslında Karagümrük'ü ve İstanbul'un diğer semt takımlarını severim. Fakat yine de hızlı yükselişleri sevmem. Buralarda biraz zaman geçirmek gerektiğine inanıyorum. Biraz acıları görmek, çileleri çekmek gerek. Boluspor'un 13 senedir ne düştüğü ne çıktığı, aralıksız olarak kaldığı bir ligde bir sezon geçirip yukarı çıkmak haksızlık olur sanki... 

İkinci sırada; yani en çok istediğim üçüncü takım konumunda Bursaspor var. Aslında Bursaspor, bir zamanlar (Baliç) çok sevdiğim bir takımdı. O yaşlarda taraftarı olmayı dahi istemiştim ama bize değişiklik yapmak yakışmazdı! Ardından çok uzun seneler geçti. Takım, tribün, lige kattığı renk her zaman önemliydi. Fakat son dönemde inanılmaz işlere imza attılar. Bir kulüp bu kadar yönetilir! Üstelik sadece yöneticiler de değil; taraftarlar da kulübe çok yardımcı olmadı. Sabırsızlık, emek veren profesyonelleri beğenmemek, hatta bir dev aynasına takılı kalmak kulübün ezberi oldu. Süper Lig'den düşmeleri kaçınılmazdı. Hatta bu sezon bile aynı tarzda devam ettiler. Üç ayrı teknik direktörle çalışarak sezonu bitirecekler. Sanki hâlâ ders alınmamış gibi. O yüzden bana göre en doğrusu bu ligde biraz daha cefa çekmeye devam etmek...

En çok istediğim iki takımdan biri; Adana Demirspor. Aslında Adana Demirspor  benim tüm şartlarıma uyuyor. Köklü takım, çok iyi bir tribünü var, uzun zaman boyunca bu ligde zaman harcadı. Bir kere play-off finali, üç kere play-off yarı finali oynadılar. Hatta tarihte ilk defa sezonu yedinci bitiren takım play-off oynadı; o da Adana Demirspor'du. Diğer yandan iki sezonda ciddi ciddi küme düşme korkusu yaşadılar. Yani bu ligde geçirdikleri sekiz sezon boyunca her tecrübeyi edindiler. Artık zamanları geldi.

Fakat bu sezonun takımı en soğuk Adana Demirspor'du. Başkanları  Murat Sancak! En negatif kısım burası. Fakat kadronun kalitesi de çok üst düzey. Bu ligin üzerinde. Para harcandı ve Süper Lig ayarında bir kadro kuruldu. Hücum hattı inanılmaz. Mehmet Akyüz, Volkan Şen, Erkan Zengin, yabancılar... Aslında ilk ikiden çıkması gereken bir takımdan bahsediyoruz. Fakat bu 'üstünlük' de futbol seyircisinin her zaman hoşuna gitmiyor. Biz Davut-Golyat hikayelerini seviyoruz. Gerçi bu dört takım arasında öyle bir Davut yok ama Adana Demirspor fazla bir Golyat. Üstelik bu ağırlığına rağmen de rahat maç kazanamadı. Yani süper güçlerine rağmen 'korkutucu' bir Golyat da değil.

Geriye Akhisarspor kaldı. "Asansör takımları sevmiyoruz" dedik ama geçen sezon düşen Akhisarspor'a bir kez daha çıkması halinde asansör sıfatını vermek haksızlık olur. Zira Süper Lig'de geçirdikleri yedi sezonda güzel bir iz bırakmışlardı. Finaller oynadılar, Avrupa'ya gittiler, mütevazı bütçelerle birçok takıma örnek olacak kadro kurdular. Akhisar'ı sevmiştik. Bu sevgide özellikle Hamza Hamzaoğlu döneminin payı büyüktü. Geçen sezon küme düşmeleri ise bir bedeldi. Avrupa kupası oynayan Anadolu kulüpleri, o sezon ligi çok kötü geçiriyor. İki kulvarı bir arada götüremiyorlar, kadro planlamasında sıkıntılar yaşıyorlar. Daha önce Konyaspor direkten döndü, Malatyaspor bu sezon kabus yaşadı. Geçen sezon da bu diyet Akhisaspor'a denk geldi. O nedenle bir telafiyi hak ediyorlar.

Gerçi bu sezon genelinde çok iyi bir futbol oynadıklarını ifade edemem. Hatta bir dönem; oynadıkları dokuz maçtan sadece birini kazanabilmişlerdi mesela. Sezonun dörtte birlik bölümünde böyle bir seri yakalayan bir takımın lige çıkacak noktaya gelmesi bile ilginç. Fakat burası 1.Lig. Her şey mümkün.

Sonuç olarak gönlümüz daha çok Akhisaspor'dan yana. Fakat diğer takımlar da Süper Lig'e renk katacak kapasitede. Bu sezon play-off'ta içimiz daha rahat.

Cumartesi, Temmuz 28

Yıllar Sonra Kosa ve Tanju



Jakub Kosecki, Adana Demirspor'da...

Çok ilginç bir transfer aslında. Jakub'un babası Roman, bizim hayatımıza 90'larda girmişti. Hatta direkt 1990'da. Jakub'un doğduğu yazın hemen sonrasında. O yazdan sonra transfer haberlerinde devamlı Roman Kosecki'nin ismi vardı. Galatasaray da Fenerbahçe de onu istiyordu. Devre arasındaki transfer döneminde ise gülen Galatasaray olmuştu.

Roman Kosecki ile Tanju Çolak altı ay aynı takımda forma giydi. O altı ayda Kosecki 8, Tanju 21 gol attı. Fakat sezon sonunda Tanju Çolak Fenerbahçe'ye gidiyor. Hem bir çok Galatasaraylı'nın gönlünde derin yaralar hem de kendi kariyerinde bir kırılmaya yol açtı.

Birçok kişiye göre Tanju Çolak'ın futbolu bıraktıktan sonra futbol dünyasında çok fazla ekmek yiyememesinin nedeni bu transfer. Zira hiçbir camiayı arkasına alamadığı için sahipsiz kaldı. Bana kalırsa başka yetersizlikler de var ama iddia böyle. Tabi Tanju da aynı savlara sarıldı.

Fakat seneler sonra ilk defa ciddi bir işe soyunan Tanju Çolak (Adana Demirspor'a sportif direktör oldu) ilk transferlerinden birini Kosecki ile yaptı. Roman değil, Jakub...

Adana Demirspor taraftarının Kosecki ailesini sevdiğini tahmin ediyorum. En azından sevmek için bir nedenleri var. Roman Kosecki, Türkiye'ye transfer olduğunda ilk gollerini Adanaspor'a atmıştı. Gerçi Jakub pek skorer bir oyuncu değil gibi, zaten orta sahada oynuyor. Ama belli olmaz bu işler. 

Yeri gelmişken Adana derbisinin tarihini hatırlatalım; 25 Kasım! 

Perşembe, Şubat 8

Altmış


Futbol ilk gençliğimin en büyük tutkusuydu. Allah aşkına söyler misiniz, ne var yurt dışında şu son yıllarda Türkiye’yi gerçekten sevindiren Galatasaray dışında? Bunu Galatasaraylı olduğum için söylemiyorum. Fener şampiyon bu sene ve kutluyorum ama bence futbolu, göze hoş gelen oyunu Galatasaray oynadı. Yabancı takımlardan Inter’i severim. Adı güzel bir kere! Real Madrid’den nefret ederim, Franco kurmuştur bu takımı.

Adana Demirspor’da oynardım futbol. Adıyaman’ın sağ beki kaval kemiğime bir girişti, kırıldı kemiğim. Benim de küsme huylarım vardır, sonuçta futbola küstüm ben. Hatta şu anda sanki şiirle de ona benzer bir mecra üzerinde gibiyim, hatta her kitapta şiiri bırakıyorum. Çünkü ortalıkta o kadar çok şiir, o kadar şair, o kadar çok soytarı var ki… O kadar çok dergi, O kadar çok dedikodu…. O kadar çok!

Ahmet Erhan / 2007

Yaşasaydı, bugün 60 yaşında olacaktı.

Cuma, Ocak 9

Aşağıdaki Transferler


Devre arası transfer dönemini çok fazla sevmem ama PTT 1.Lig'de bambaşka oluyor. Aslında biraz da rahatsız edici. Hemen hemen çoğu takım baştan aşağı yenileniyor. Çoğu takımda iki devrede iki farklı kadro çıkıyor. Bu sezon da transfer dönemi hızlı başladı.

Şaban Genişyürek için lige geri döndü diyebiliriz. Geçen sene Göztepe'deydi, bu sezonun başında da Osmanlıspor'a transfer olmuştu. Fakat Osmanlıspor'da sadece 3 maça çıkabildi. Az önce ise resmi imza atıldı. Artık Manisaspor'un futbolcusu. Bir aksilik olmazsa sık sık ilk 11'de göreceğiz kendisini.   Şaban, aldığı her kararla gündemde kalmaya devam ediyor. Herhalde en çok da Karşıyaklıları kızıdıryor. 

Önce ezeli rakip  Göztepe'ye transferi kızdırmıştı yeşil kırmızılı taraftarları, sonrasında da Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in takımına gitmesi ulusalcı yapısıyla bilinen semtte ufak bir yankı bulmuştu. Şimdi de komşu şehir Manisaspor. İzmirlilere göre"kasaba"... 

Bu çekişmeler pek de önemli değil ama Şaban'ın geldiği nokta şaşırtıcı. Bir ara ligin en iyi forvetlerinden biri olarak Süper Lig'e göz kırpıyordu. Süper Lig'e çıkmanın en kolay yolu olarak Göztepe'ye transfer olmayı düşündü, yanıldı. O sezon Göztepe küme düştü. Biraz 2.Lig'de oynadı, orada da şampiyonluk gelmedi. Göztepe, geçen sezon Hatayspor'a yarı finalde elendi. Göztepe 2.Lig'de kaldı fakat Şaban 1.Lig yolunu buldu ve geçen sene yarı finalde Süper Lig'i kaçıran Osmanlıspor'a transfer oldu. Orada da işler beklenildiği gibi gitmedi. Şimdi ise sıra Manisaspor'a geldi. 

Şu an küme düşme hattında bulunan Manisaspor'da aslında fena olmayan bir kadro var. Ligde kalabilir. Ama daha büyük hedefler için oldukça uzak bir yerdeler. 30 yaş barajına gelen Şaban da artık hedeflediği birçok noktadan uzak durumda. Belki de yıllar sonra sonra bu ligin en özel golcülerinden biri olarak hatırlanabilir. En azından öyle bir şansı önünde duruyor. Bunu da kullanamazsa, ezeli rekabet tarihinde ufak bir yer edinmekten başka bir kariyer hikayesi olmayacak.

Benim açımdan bir diğer ilginç transfer ise Şanlıurfaspor'da gerçekleşti. Aslında çok ilginç denemez, maddi krizde olan Samsunspor, golcü ismi Adilovic'i refah içindeki Şanlıurfaspor'a kaptırdı. Bu durum gayet normal. Transfer de heyecan verici. Adilovic, çok ilginç tarzı olan bir oyuncu. Oldukça da faydalı. Geçen sezon play-off finali oynayan Samsunspor'a çok büyük katkılar verdi. Benzerini Güneydoğu'da sergileyebilir. Zaten takım ilk 6 içinde ve halen kadrosunda Simon Zenke, Serdar Özbayraktar, Youseff Yeşilmen, ligin hakkı verilmeyen solaklarından Volkan Okumak ve Abdülkadir gibi hücumcular bulunuyor. Bu isimlere Adilovic'in eklenmesi, hem ligi izleyenleri hem de teknik direktör Cihat Arslan'ı heyecanlandırmıştır.

Adilovic transfernin bir diğer önemli kısmı ise, bir dedikodu haberinin yok olmasını sağladı. Elmander'in adı da bir ara Şanlıurfaspor ile anıldı. Bir Galatasaraylı olarak beni biraz korkuttu. Elmander'i alt ligde görmek üzerdi. Hele o ligde bekleneni verememesi daha da üzerdi. Neyse ki Adilovic, bu korkulara gerek bırakmadı. Üstelik daha doğru bir hamel oldu. 

Öte yandan da biraz dedikodu kısmına girip toparlayalım. Adana Demirspor'un golcüsü Mulenga sözleşmesini feshetmiş, o da her an Şanlıurfaspor ile anlaşabilirmiş. Öte yandan Adana Demirspor ise Necati Ateş ile görüşüyormuş. Gerçekten de ilginç birliktelikler. Bu arada Adana Demirspor'un sezon başında Bursaspor'dan kiraldığı forvet Oğuzhan'ın ilk devre boyunca müthiş bir futbol ortaya koyduğunu söylemek lazım. Seneye Süper Lig'de görebiliriz.

Tam bu satırları yazarken Yılmaz Vural'ın Osmanlısporg'daki görevinden istifa ettiğini öğrendik. Osmanlıspor için Manuel Fernandes söylentileri vardı. Biz Fernandes'in imzasını beklerken (pek ihtimal vermeden) Yılmaz Vural'ın ayrıldığını öğrendik. 

Devre arası transfer dönemi ligin kendisinden daha hareketli. Aslında bu durumu da ayrı bir şekilde değerlendirmek lazım. Kulüplerin çoğu o kadar büyük krizdeki, futbolcular sürekli takım değiştirmek zorunda kalıyor. Geçen sene play-off finali oynayan takımda bu sene maaşlar ödenmiyor, senelerce transfer yapmaktan kaçınan takımlar bu sene rekor kırıyor. Dengeler devamlı değişiyor. Aslında Türk futbolunun aynası var. Hiçbir takımda istikrar yok, bu da hem ülke geneline hem de üst tarafa yayılıyor. Yine de izleyici olarak bu durumu düzeltecek olan bizler değiliz. Düzelmiyorsa, keyfine bakacağız...

Çarşamba, Aralık 24

Fair-Play Ama Adil Değil



Beşiktaş - Adana Demirspor maçında Veli'nin başrolünü oynadığı hareket hemen gündeme oturdu. Henüz üzerinden 2 saat geçmedi. Yine de çok konuşuldu. Sıkıcı ve anlamsız Türkiye Kupası formatında böyle bir olay yaşanınca konuşulacak bir şey çıktı. Hemen iki üç satır da buraya yazalım.

Öncelikle, benim derdim "Siz böyle yaptınız, biz böyleyiz" çıkarımları yaparak, diğer insanlara üstünlük kurmak değil. Öyle bir amacım yok. Fakat saha içinden bakınca da olayın iyi niyetli olduğunu görmeme rağmen yanlış sonuç elde edildiğini söylemeliyim.

Yapılan hareket burada. Kırmızı kartlık bir pozisyon. Aslında gariptir, böyle pozisyonlara Türkiye'de kırmızı kart çıkmaz. Özellikle daha zayıf olan takımların oyuncular, güçlü rakiplerini bu tarz müdahalelerle yıldırmaya çalışır fakat hakemler de genel olarak "temas yok" gerekçesiyle bu tip pozisyonlarda kartına başvurmaz. Suat Arslanboğa ilginç bir şekilde kartını çıkardığı gibi, kırmızıyı da gösterdi.

Bu zaten başlı başına bir şaşkınlık vesilesi. Bir hakemin böyle bir pozisyonda kırmızı kart göstermesi aslında sevindiriciydi. Şampiyonluğa oynayan takımların en büyük çilesi artık son buluyor sanmıştık. Derken Veli, Atiba ve diğerleri hakeme itiraz ederek kartın rengin değişmesini istediler. İlginçlikler arka arkaya devam ediyordu. Genelde Beşiktaş gibi takımların oyuncuları, bu tarz hareketler yüzünden çok sıkıntı çeker. Hakemlerin de bu pozisyonlara kartsız yaklaşımları futbolcuları rahatsız eder. Bu sefer kırmızı kart çıktı ama Beşiktaşlı futbolcular yine memnun olmadı. Fair-play kısmını bir kenara bırakıyorum, kırmızı kartın iyi niyetle sarı karta dönüştürüldüğünü görüyorum. Ama sonuç olarak hak yerini bulmamış oldu. Doğru gerçekleşmedi. Beşiktaşlı futbolcular bu hareketi yaparak ilkeleri uğruna maçı kaybetmeyi göze aldıklarını göstermeye çalıştı belki ama ortaya çıkan karar adil değildi. 

Benim şahsi fikrim bu tip pozisyonlarda futbolcuların hakemin işine fazla karışmaması yönünde. Çünkü futbolcular saha içinde çok hızlı hareket edip, çok fazla duruma odaklandıkları için pozisyonları kaçırabilirler. Geçen sene Semih Kaya'nın korneri de benzer bir durumdu. Semih, zaten bir ikili mücadele içindeyken topun tam olarak kimden çıktığını göremeyebilirdi. Hakemin işi zaten onu görmek. Bu pozisyonda da öyle.. Topu kurtarmaya ve sahaya hakim olmaya aynı anda çalışan Veli ve diğer oyuncular o telaş içinde pozisyonu iyi süzemeyebilirler. Zaten hakem o yüzden var. Yine de futbolcuların hakeme yardım etmeye çalışmaları olumlu..

Beşiktaş için bu pozisyon, bu kart, bu maç ve belki de bu turnuva çok önemli değil. O nedenle rakiple maç boyunca 11e11 oynamak istemiş olabilirler. Bu konuda bir sıkıntı yok. Fakat bu sefer de Adana Demirspor'un bir sonraki haftada oynayacağı maçın dengesi değişti. Gerçi statüler o kadar birbirine girdi ki, kırmızı kart gören oyuncu bunu kupada mı yoksa ligde mi çekecek emin değilim. Sonuç olarak haraketi yapan Hakan'ın ceza alması gerekiyordu ama  almayacak ve bir sonraki maçta sahaya çıkabilecek.

Olayın diğer aktörü de hakem. Beşiktaşlı oyuncuların itirazını anında değerlendirip kartın rengini değiştirdi. Kendi kararına körü körüne bağlı olmaması bir açıdan güzel. Fakat sonuç olarak yanlış karar verdi. Hatta doğrusunu yapmışken yanlışı uyguladı. Benim tahminim tam bu noktada Türkiye Kupası faktörü devreye giriyor.

Beşiktaşlı futbolcular ve hakem Arslanboğa, organizasyonun öneminin düşük olması nedeniyle bunu daha rahat yapabildiler. Burada "sıkıysa ligde yapın" anlamı çıkmasın. Fakat, daha tolore edilebilir, daha riske edilebilir ve göz önünde olmayan bir maç için sahada yer alıyor olmaları eylemin gerçekleşmesine ön ayak oldu. Bunu da inkar edemeyiz. Futbolcular, lige nazaran daha az baskı taşıyarak sahadaydı ve oyundan zevk almayı biraz daha öne çıkarmış olabilirler. Hakem için de benzer bir durum söz konusu. Ve belki de bilinç alıtında "Zaten Türkiye Kupası, az kişi izliyor, bir yanlış bile olsa unutulur gider" düşüncesini taşıyordu.

Yayıncı kuruluşta çalışanların son dönemde çok fazla (ve rahatsız edici şekilde) vurguladığı "İşte bunlar kupa maçlarında oluyor" güzellemelerine ilave olacak. Fakat bu da kupanın güzelliğinden değil, tam tersi oyuncuların ve hakemlerin bile kupaya full konsantre gelmemelerinden kaynaklanıyor...

Sözün kısası, bana kalırsa futbolcunun hakeme fair-play duygusuyla karar değiştireceği pozisyonlar oldukça kısıtl.... Oyuncunun kendi aksiyonu bu sınıfa girebilir. Elle oynadığını veya kendini yere attığını söylebilir. Fakat rakibinin hamlesini değerlendirmesi yanlış sonuç doğurabilir. Hatta bence "Top benden çıktı" demesi bile fazla cesaret gerektiriyor. Çünkü gerçekten futbolcular pozisyonların içinde yer almalarına rağmen pozisyonlara o kadar da hakim olamıyorlar. 

Bir de hepsi bir yana, Türk futbolunda tarz haline gelen bu gaddarlık ve sertlik tam ceza alacaktı, yine kurtuldu. Bu da işin en kötü tarafı. 

Çarşamba, Aralık 17

Sahipsiz Adana



Seneler önce Adana'da oynanan bir Adana Demirspor - Galatasaray maçı. Kafayı vuran Bülent Korkmaz, sanırım gol oluyor. Fakat konumuz bu değil.

Adana Demirspor takımının göğüs reklamı ilgimizi çekiyor. Formada "Sahipsiz Adana" yazıyor. Sanırım sponsor bulamamaktan, şehrin ileri gelenlerinden yardım alamamaktan şikayetçiler. O nedenle Galatasaray ile oynayacakları maça da bu formayla çıkıyorlar.

Şu an Süper Lig'de yer alan birçok takımın (Fenerbahçe dahil) sponsor bulamadığını düşünürsek.... Son kısmı bağlayamadım ama olsun...

Çarşamba, Ocak 11

Galatasaray 4-1 Adana Demirspor




Seneler önceki Ankaraspor maçı. Tribünde değilim, televizyonda izliyoruz. Hava çok kötü, soğuk, yağmurlu. Tribiün çok eğleniyor, kıskanıyorum.

Daha sonra bir Karabükspor maçı. Çok az kişi var. 2004-2005 sezonu. Kapalı’ya giriyoruz, normalde Açık’tan ayrılmazdık. Muhteşemdi.

Fenerbahçe yenilgisi sonrası oynanan Bucaspor maçı. Çok kötüydü ama biz bizeydik. Çok değişikti, garipti.

Belki de en güzel maçlar bu maçlar. Aralık-Ocak ayında alt lig takımlarıyla oynanan kupa maçları. Az kişi var, hava soğuk. Maç seçen adam olduk artık, ama seçtiğimiz maçlar yine de ''maç seçen adam''ın maçları değil, daha farklı maçlar.

Metro, normal olarak daha önceki maçlar kadar yoğun değil. Çok rahat gidiyoruz. Adana Demirsporlular yanımızda. Husumet yok. Bir amca, Adana’da Galatasaray Fatih Terim yüzünden çok sevilir diyor. "Adanasporlular Fenerbahçelidir, Demirsporlular Galatasaraylıdır" diyor. Belki bize yamanıyor, belki doğru söylüyor. Doğruysa kötü, üzücü.

İlk defa Kuzey’e giriyorum. Diğer 3 tribüne de girdim. Tayfa’ya yakın olalım dedik, üstten aldık, Tayfa üste çıktı. Tayfa ile beraber izledik. Seneler sonra ilk defa. Maçı izlemek amaç değildi, az izledik. Zaten futbolcuların belli olmadığı bir noktadayız. Mertan’ın Mertan olduğunu anlamak için 40 dakika, Ayahn’ın oyundan çıktığını sezmek için 10 dakika geçiriyoruz.

48 numaralı Mertan’a ayrı bir sempati. İlk iki gol dilendiğimiz adamlardan. Ayhan Kaptan ve Engin Baytar. Galatasaray’ın oynadığı son Türkiye Kupası maçında (Gaziantepspor), oyundan çıkarken ıslıklanmıştı Ayhan. O gün; bir daha Seyrantepe’ye gelmeyeceğim demiştim. Sonrasında yaladım bu sözü tabi. Ayhan ıslıklandığı kupa maçından sonra oynadığı ilk kupa maçında gol attı. Fenerbahçe’ye Sivasspor’a Diyarbakırspor’a o anlattığım Karabükspor maçında hep gol atmıştır. Kupa golcüsüdür Ayhan. Kaptandır.

Engin Baytar ayrı. Ama bu maçlar değil. Başka maçlarda onu böyle görmek lazım. Sercan da iki gol attı. Tam bir Jandarme er Hasan Babur maçı.

Maçın geri kalanına dair bir şey bilmiyorum. Gerisi tribün geyikleri. Artık Tayfa’nın arasına karışınca bize abi diyenlerin sayısı daha fazla. Tanıdıklar, beraber büyüdüğümüz insanlar az yine. Devir değişiyor. Ama yine de tezahüratlar, makaralar güzel. Sami Yen standartının çok altında hala ama Seyrantepe’de en keyif aldığım maç olabilir.

Sami Yen’in kapalı tribününde ıslanmayı başaran biri olarak, bu sefer sınırları iyice zorladım. Artık, 4 tribünün üstü kapalı olan bir stadyumda ıslanmış biriyim. Kötü mü? Tabi ki değil. Fakat Kuzey, baya rüzgarlı ve soğuk. Olimpiyat’ı aratmadı. Telefon da çekmiyor.

Karşıda sağlam bir deplasman tribünü vardı bir de. Güney’den Kuzey’e pek ses gelmiyor herhalde. Stadın yapısından dolayı. Ben pek duyamadım. Televizyondan izleyenler şov yatıklarını söylüyor, doğrudur. Meşaleler çok güzeldi, renkleri de sarı-kırmızıydı.

Dünyanın en mutlu eden şarkısını 4 kez duymak güzeldi.

Çarşamba, Ekim 6

ADS'den Jest Körfez Mest


Adana Demirspor yıllardır şampiyonluk bekliyor. Bu hafta rakip Kocaelispor'du. Kocaelispor sıkıntı yaşayan bir kulüp. 2010 yılının başından beri galibiyeti yok.
Adana Demirspor tribünleri, Kocaeli'ye pankartla gelmişler. Fotoğrafta görüldüğü gibi, yıllardır Süper Lig'de oynayan, Türkiye Kupası kazanan, Avrupa Kupası oynayan Kocaelispor'a saygılarını sunuyorlar.
Pankart anlamlı. Ama skor şaşırtıcı. Artık pankartı gören yeşil-siyahlı topçular ve tribünler gaza geldiği için mi böyle oluyor bilmiyorum. 2010 yılının ilk galibiyetini, Kocaelispor ekim ayında Adana Demirspor'u 2-0 yenerek elde ediyor.
Yine de herşeye rağmen; pankart güzel..

Pazartesi, Aralık 14

Özür Dileyen Tribün


Yepyeni birşey gördüm bugün. Hayatımda ilk defa görüyorum. Benzeri var mı bilmiyorum. Sami Yen'e ve aslında tüm İstanbul tribünlerine musallat olan narsist ortamdan sonra bunu görmek oldukça şaşırttı beni.

Adana Demirspor ve Anadolu Futbolu hakkında en çok şeyi bulabildiğimiz Hüseyin'in blogunda rastladım buna. Ayıp bizim, o blog olmasa yine haberimiz olmazdı.

Bu sene Livorno ile oynanan maç ile ülke gündemine oturan grup, asıl olayı şimdi yapmıştır. En büyük taraftar futbolcular sahtekar sahtekarlığına son veren, harika biz özeleştiri, harika bir hareket. İşte Şimşekler grubunun açılış sayfasında karşınıza çıkan paragraf:

"Bu yıl Demirspor'umuz yükselme grubuna çıkamazsa en büyük sorumlusu "ŞİMŞEKLER GRUBU" dur. Bütün Demirsporlulardan özür diliyoruz. Bu özür, özrümüz kabul olsun diye edilmemiştir. Canımızdan çok sevdiğimiz Demirspor'umuza hiç istemeden ve kontrolümüz dışında zarar verdiğimiz içindir. Saygılarımızla... "

Salı, Eylül 8

Tarihi Nasıl Kaçırdık ? : Adana Demir - Livorno


Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.

Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.

Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.

O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.

Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.

TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.

Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla...

TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

NOT : Bu yazı ile ilgili eleştirilerinizi ve itirazlarını violafranchi@gmail.com veya tanjuern@hotmail.com adresine iletmenizi rica ediyoruz. Destek olan ve şu an bu yazıyı okuduğunuz tüm blog sahiplerini destek olmalarına rağmen olası bir tatsız duruma karşı korumak için sorumluluğu fikrin oluşmasını sağlayan bu iki arkadaşımız üstleniyor.

NOT 2 : Yazı konusunda Blog İdman Yurdu ve Futbloglar gibi blogları toplayan oluşumların herhangi bir desteği yoktur. Tamamen kişisel olarak haberleşilerek böyle bir tepki düşünülmüştür.

NOT 3 : Yazı içerisinde de defalarca belirtildiği gibi amaç asla siyasi değildir, herkesin tek tepkisi bu tarihi ve eğlenceli maçı canlı canlı tüm detaylarıyla izleyememiş olmaktır.