ankaraspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankaraspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Aralık 11

Liderler

Başlık ve fotoğraf biraz sarı-kırmızı kokabilir ama yazımızda Galatasaray'dan bahsetmeyeceğiz, sadece biraz hafıza tazeleyeceğiz. Galatasaray'ın Avrupa Ligi'nde yakaladığı liderliğin benzerini başaran Türk takımlarını anacağız.

Şampiyonlar Ligi karnemiz liderlik konusunda biraz verimsiz. 2017-18'deki Beşiktaş'ın namağlup liderliği, nadide bir parça olarak duvarda asılı. Fakat Avrupa Ligi öyle değil. Süper Lig takımları (altı takım) tam 10 kez gruplarını lider olarak bitirdiler.

Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor'un bunu başarması şaşırtıcı değil. Fakat listede Osmanlıspor ve Başakşehir de var.

En çok puanı toplayarak lider olan takım Fenerbahçe. Bunu da ilk liderliğinde başardı. 2009-10 sezonunda sarı-laciverli takım, altı maçta 15 puan topladı. Aynı sezonun sonunda Süper Lig şampiyonluğunu bir kez daha son maçta kaçıracak Christoph Daum, aslında fena olmayan bir Avrupa sezonu geçirmişti.

Gerçi gruptaki takımlar birçok kişi için kolay gözüküyordu. Fakat ilk maçta Twente'ye Kadıköy'de yenilince kazan kaynamaya başladı. Sonrasında ise beş galibiyet geldi. Bu sezonun yıldızı FC Sheriff ve S.Bükreş ikişer kez alt edildi. Twente'den de rövanş alındı. Tıpkı bu sezonki Galatasaray gibi, altı maçın dördünde gol yemedi Fenerbahçe. Ayrıca o dört maçın tamamını da 1-0'lık skorla kazandı.

Türkiye açısından güzel bir dönemdi, zira aynı sezonda Galatasaray da kendi grubunu lider bitirmişti. Frank Rijkaard önderliğindeki sarı-kırmızılılar, Panathinaikos, Dinamo Bükreş ve S.Graz'dan oluşan grubu 13 puan toplayarak geçti. Galatasaray, son maçta S.Graz'ı yenseydi Fenerbahçe'nin 15 puanlık rekorunu, 16'ya çıkartarak elinde bulunduracaktı. 

O dönemde blogu takip edenler, gruptaki bazı maçları yerinden izlediğimizi hatırlayacaktır. Son 32'de Galatasaray, Arda Turan'ın santrfor çıktığı maçta Simao, rahmetli Reyes, Servet'in sakatladığı Agüero ve Forlan gibi oyunculara sahip A.Madrid'e yenilerek elendi.

Fenerbahçe ise Emre Belözoğlu'nun muhteşem oynadığı maçta Lille ile 1-1 berabere kalarak aynı turda, aynı günde kupaya veda etti. Hazard, Aubameyang, Gervinho gibi oyunculara sahip Lille'e son anlarda turu getiren golü stoper Adil Rami atmış, o da daha sonra Fenerbahçe'ye gelmişti ama konumuz bu değil.

Liderlerimizden devam edelim. İki sezon sonra zirve Beşiktaş'ın oldu. Stoke, Dinamo Kiev ve Maccabi Tel Avivli grubu en çok Quaresma'nın muhteşem golü ile hatırlıyorum. Liderliği getiren maç ise Dolmabahçe'de oynandı. Beşiktaş 1-0 geriye düştüğü Stoke maçında zor anlar yaşadı. Fakat ikinci yarıda Matt Upson kırmızı kart görünce ve ardından penaltı ile skor 1-1'e gelince, Carvalhal'ın öğrencileri için yol açıldı. Devamında Braga'yı eleyen Beşiktaş, son 16'da  iki maçta altı gol yiyerek (kalede Cenk Gönen) Atletico'ya elendi.

Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'yi yarı finale taşıdığı efsane sezonda grubu lider bitirmesi şaşırtıcı değildi. Fakat grup da zordu. Kadıköy'de 2-2'lik Marsilya beraberliğ ile başlayan serüven Alex, Valbuena ve Aykut Kocaman'ı bir araya getirmişti. Bir sonraki maçta rakip Mönchengladbach'tı. Alex artık Fenerbahçe'de değildi, ben de Uğur Ozan Sulak ile Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanan basketbol maçını izlemek için İzmir'e gitmiştim. O akşam Almanya'da 4-2 kazanan sarı-lacivertliler, grubu 13 puanla lider bitmiş ve Mayıs ayına kadar turnuvanın içinde kalmıştı.

Bir sonraki sezon Mustafa Reşit Akçay, Trabzonspor'u grup lideri yapmıştı ama bir sonraki eleme maçında takımın başında Hami Mandıralı vardı.  Bordo-mavili takım Lazio, Apollon ve Legia Varşovalı grupta 14 puan topladı. Fenerbahçe'nin 15 puanından sonraki en yüksek rakam. Üstelik hiç bir rakibine de yenilmedi. Hatta ilginçtir, yine grubun liderlik maçında temsilcimiz Roma'da Lazio ile karşılaştı ve maç 0-0 bitince liderliği eline geçirdi. 

Fakat ligdeki istikrarsız sonuçlar Akçay'ın biletinin kesilmesine neden oldu. Galatasaray, o günlerde Şampiyonlar Ligi gruplarında Juventus'a "Arriverdeci" demişti. O sürecin devamında Trabzonspor'un rakibi, yukarıdan elenen Juventus oldu. İki maç da 2-0 sona erdi ve Trabzonspor'un macerası sona erdi.

2014-15'e geliyoruz. Yine yenilgisiz bir liderimiz var. Bu sefer Beşiktaş... Slaven Bilic'i Premier Lig'e taşıyan sezona siyah-beyazlılar, başa baş oynadıkları Arsenal maçlarıyla başladı. Fakat ön eleme maçlarında Şampiyonlar Ligi bileti gelmedi. Sonra Feyenoord'u eleyerek kendini Avrupa Ligi gruplarına attı. Orada Asteras, Tottenham ve Partizan'ı eledi. Liderlik maçında Tottenham'ı konuk ettiklerinde, ben bir pizzacıda çalışıyordum. Pochettino'nun takımı, Cenk Tosun'un golüne engel olamayarak evine ikinci olarak döndü. 

Çok sevdiğim dayımın vefat ettiği Şubat ayında Liverpool'u eleyen Beşiktaş, Mart ayında Bolingoli Mbombo'nun yıldızlaştığı maçta C.Brugge'a elendi.

2016-17 sezonunda Fenerbahçe, üçüncü kez gruptan lider çıktı. Vitor Pereira ile sezona giren sarı-lacivertliler, Şampiyonlar Ligi'nde Monaco'ya elenmenin faturasını Portekizli teknik direktörü çıkardı ve yola Dirk Advocaat ile devam etti. Monaco, o sezon Şampiyonlar Ligi yarı finaline yürürken, Fenerbahçe de Zorya, Manchester United, Feyenoord'lu grubu 13 puanla noktaladı. Bir sonraki turda Krasnodar'a, bu sezon Lokomotif formasıyla Galatasaray'a rakip olan Smolov'un golüyle elendi.

O sezonun tek lideri Fenerbahçe değildi. Mustafa Reşit Akçay bir kez daha sahneye çıktı ve Avrupa Ligi gruplarında iki kez liderlik yaşayan tek Türk hoca oldu. Akçay, Osmanlıspor'u Villarreal, Zurich ve S.Bükreşli gruptan 10 puanla lider çıkardı. Badou Ndiaye, Aminu Umar, Raul Rusescu, Pierre Webo, Tiago Pintolu takım, grup sonrası ilk turda Olympiakos'a elendi.

Son olarak Başakşehir... Okan Buruk, takımdaki ilk sezonunda Avrupa Ligi'ne kötü başlamıştı. Roma'ya 4-0 yenilen ve Mönchengladbach ile 1-1 berabere kalan Başakşehir için pek umutlu bir gelecek gözükmüyordu. Fakat geri kalan dört maçta (grubun diğer takımı Wolfsberger) üç galibiyet alınca ufak çaplı bir mucizeye imza attı. Almanya'daki son maçta Marco Rose'nin takımını İrfan Can ve son dakikada Crivelli'nin golleriyle yenerek liderlik koltuğuna oturdu. Bir sonraki turda da Sporting'i elemeyi başardı.  Ardından da Kopenhag'i İstanbul'da 1-0 yendi. Fakat devamında araya pandemi girdi. Başakşehir, beş ay sonraki rövanşı 3-0 kaybedince yola devam edemedi.

12 yıl, 10 farklı takım. Unutulmaz maçlar, unutulmaz goller, acı-tatlı hatıralar. Liderlik bahane. Ortak bir nokta bulup geçmişe bakmak ve zaman geçirmek güzel oldu sadece...

Perşembe, Aralık 19

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #3


Biz bir seriye başlayalım dedik ya; hemen ardından canlı bahis geldi, minimum maç sayısı düştü. Haliyle tek maçtan yatmanın dramı azaldı. Zira dört maçlık kuponda tek maçtan yatınca illa karşınızdan "Kardeşim sen de o kadar maça oynama!" tepkisi geliyor. Haksız da değiller. Zaten bizim de oynadığımız kuponlardaki maç sayıları düştü. O yüzden hızlı başladığımız seriye uzun bir ara verdik. Yine de zaman zaman dört maçlı kuponlar yapıyoruz ve sıkça tek maçtan yatıyoruz.

Bu haftanın yatan kuponu oldukça çok can sıkıcıydı. Bu sefer Bilyoner'de oynamadık ve bayiden kuponumuzu yaptık. Yukarıda görüyorsunuz. Yaklaşık 12 oran var. Fena değil. 

Pazar gününün gündüz seansında Türkiye'de oynanan maçlardan bir dörtlü kupon yaptık. İlk üçü aynı saatte başladı. Keçiörengücü - Hatayspor maçı tam beklediğimiz gibi ilerledi. Yüreğimiz yetseydi 0-1 gol bile oynardık ama 2.5 gol altı ile yetindik. Keçiörengücü kendi sahasında çok zor yenilen, çok zor gol yiyen bir takım. Hatayspor'a gol atmak da kolay değil. İki takım da çok sabırlı. Kıran kırana bir maç olacaktı. Atan kazanır tadında bir maçtı ve lider Hatayspor galibiyete bir adım daha da yakındı. Öyle de oldu. 90 dakika golsüz bitecekken son dakikada Bokila bir gol attı ve Hatayaspor üç puana ızandı.

Diğer maçta Ümraniyespor, Osmanlıspor'u 1-0 yendi. Osmanlıspor zaman zaman bazı takımlara zorluk çıkaracaktır ama artık büyük resimde onların artık eridiğini görüyoruz. Zamanla tarihin tozlu sayfalarına karışacak gibiler. Aynı cenahın yeni takımı Ümraniyespor sezona sallantılı başlasa da son dönemde biraz toparladı gibi. En azından sezonun devamında kendi sahasında kolay kolay yenilmeyecektir. Osmanlıspor'u rahat yenerler diye düşündük ama o kadar da rahat olmadı. Penaltı golüyle kazanabildiler. Yine de istediğimiz oranı aldık. Az kalsın handikaplı galibiyetli oynayacaktık. İyi ki oynamamışız demek isterdik ama kuponun tek maçtan yatması daha kötü oldu!

Gaziantep FK - Kayserispor maçının favorisi ev sahibiydi. Her ne kadar hiç beğenmesem de bu sezon fena puanlar toplamadılar. Kendi sahalarında da Kayserispor'u yenebilirlerdi. Fakat oranları çok düşüktü. 1.42'lik galibiyet oranının riskine girmek istemedik. 2.5 gol altı ise 1.90'a kadar çıkmıştı. Gaziantep maçlarının çok gollü geçmesi, Kayserispor'un da çok gol yemesi oranın artmasına neden oldu herhalde. Fakat aslında iki takımın oyun yapısını düşününce 2.5 gol üstü pozisyon bile olmayabilirdi. Gaziantep, topu alınca hiç üretemediğini Galatasaray karşısında çok net göstermişti. Onların aradıkları; boş alanlar ve o alanlara sarkan Twumasi, Kayode, Güray gibi oyuncular. Kayserispor deplasmana bir puan için geleceğinden, rakibine o alanları vermezdi. Bülent Uygun oyunu sıkıştırmak adına her şeyi yaptırırdı. Zaten gol de atabilecek bir takım değil. O zaman 2.5 gol altı oynanırdı.

Gerçekten de maç beklediğimiz gibi ilerledi. 65 dakika boyunca gol olmadı. 67'de Kayserispor'un bir anlık hatasından Güray Vural golü attı. Olabilir; sorun değildi. Gaziantep şimdi geriye yaslanırdı, Kayserispor'da gol atamazdı. Fakat ne olduysa golden sonra oldu. Eski takımına gol atan Güray, gol sevincini yaşamak için Kayserispor taraftarlarının önüne gitti. Ortalık karıştı. İki takım oyuncuları birbirine girdi. Hakem Özgür Yankaya kartlar çıkardı. Tribüne yollananlar oldu. Sinirler gerildi. Oyun uzun bir süre durdu. Konsantrasyon bozuldu. Ve maç başladıktan hemen sonra inanılmaz bir şekilde Gaziantep ikinci golü attı. İki dakikada 2-0! Bir anda sınıra dayandık.

Yine de 20 dakika iyi dayandık. Gol olmadı. Son dakikaya kadar geldik. Ve yine pozisyon yokken, tehlike yokken olmayacak bir şey oldu ve Djedje, saçma sapan bir penaltı yaptırdı. Hakem Yankaya penaltıyı vermese bir şey demezdik. Ama biz 2.5 gol altı oynadığımız için o penaltı verilecekti!

Daha da kötüsü penaltı az daha çıkarılıyordu. Kayode topa vurdu, Lung topu koltuk altından kaçırdı. Dakika 90+3! Skor 3-0...

En üzüldüğüm yatan kuponlar, içinde beraberlik olanlardır. Dördüncü maçımız Balıkesirspor - Akhisarspor maçıydı. Keşke onda da yatsaydık da bu kadar üzülmeseydik. Fakat  bildik. Her ne kadar Çifte Şans'ta Akhisar galibiyetini önersem de iki gün sonrasında kararımı değiştirdim ve beraberliğe oynadım. Karşılaşma 0-0 sona erdi, puanlar paylaşıldı. Bizimse elimiz boş kaldı...



Cumartesi, Ocak 31

Umut Kalmadı



Geçen seneki Ankaragücü takımı oldukça sempatikti. Hikayesi olan futbolculardan kurulu bir takımdı. Burada da sık sık yazmaya çalıştık. Onlardan biri 20 yaşındaki forvet oyuncusu Umut Nayir'di. Takımın en golcü isimlerinden biriydi. Fakat onu diğerlerinden ayıran en önemli özelliği bu değildi.

Mehmet Umut Nayir; Ankaragücü'nün üst liglere geri dönmesi için çabalarken aynı zamanda Ankara Üniversitesi'nde hukuk okuyordu. İyi bir okul, zor bir bölüm. Küçümsemek için demiyorum ama zaten az sayıda üniversite okuyan futbolcu varken, onların da çoğu beden eğitimi gibi bölümler okuyorken, Umut gibi bir karakterin çıkması heyecan vericiydi. Aynı zamanda efendi, karakterli, düzgün bir çocuğa benziyordu.

Saha içinde ise uzun boylu güçlü fena olmayan bir tekniği olan ama ağır bir yapıdaydı. Buna rağmen ligin en tehlikeli isimlerinden biri oldu. Altyapısından yetiştiği Ankaragücü'nün A takımına 30 yaşında dönen Levent Kale ile müthiş ikili oldular. Levent'in yaşı yukarısı için geçiyordu ama Umut'un potansiyeli onu 2.Lig'de tutmaya yetmeyecekti.

Öyle de oldu. Hiç sevmediğimiz ve hiç sevmeyeceğimiz takımlardan biri olan Osmanlıspor, Umut'u transfer etti. PTT 1.Lig'in en bonkör takımı, en kalabalık kadrosu 20 yaşındaki Umut'u transfer etti. Geçen senenin gol kralı Muhammed Reis, Süper Lig patentli Mehmet Yıldız, Avrupa'nın takip ettiği genç yıldız adayı Aminu Umar, jeneriklik gollerin adamı Erdal Kılıçarslan, sürpriz golcü Dilaver Güçlü, hakettiği yere bir türlü gelemeyen Serdar Deliktaş gibi isimlerin yanına bir de Umut eklendi. Şu kadro alternatifi neredeyse Galatasaray'da yok. İnsan biraz üzülüyor. Şaban Genişyürek'in şans bulamadığı yerde Umut hangi ara oynayacak... Ama bir de başarırsa... İnşallah başarır.

Tabi bir de işin siyaset boyutu var. Osmanlıspor, Gökçekler, Ankaragücü... Osmanlıspor, yani Gökçekler, bu transfer için uzun süredir peşlerinde olduğu Ankaragücü Kulübü'ne 750.000 TL ödedi. Az mı çok mu ayrı konu. Hatta sadece açıklanan para mı gitti o da muamma olarak kalacak. Ankara Belediyesi'nin transferden hemen önce Ankaragücü'ne 2 milyon TL ödemesi de bir kenara yazılmalı.

Ankaragücü'nde bu sezon elle tutulan iki isim vardı. Umut 8 gol kaydetmişti, Mehmet Erdem de form durumuyla dikkat çekiyordu, o da Göztepe'nin yolunu tuttu. Kalan isimler arasında en golcüler, 3er gol atan Serhat Gülpınar (35) ve Levent Kale(31). Galiba Umut yukarıya doğru giderken, Ankaragücü de aşağıya gidecek, keza küme düşme hattıyla arasındaki puan farkı sadece 3...

Cuma, Ocak 9

Aşağıdaki Transferler


Devre arası transfer dönemini çok fazla sevmem ama PTT 1.Lig'de bambaşka oluyor. Aslında biraz da rahatsız edici. Hemen hemen çoğu takım baştan aşağı yenileniyor. Çoğu takımda iki devrede iki farklı kadro çıkıyor. Bu sezon da transfer dönemi hızlı başladı.

Şaban Genişyürek için lige geri döndü diyebiliriz. Geçen sene Göztepe'deydi, bu sezonun başında da Osmanlıspor'a transfer olmuştu. Fakat Osmanlıspor'da sadece 3 maça çıkabildi. Az önce ise resmi imza atıldı. Artık Manisaspor'un futbolcusu. Bir aksilik olmazsa sık sık ilk 11'de göreceğiz kendisini.   Şaban, aldığı her kararla gündemde kalmaya devam ediyor. Herhalde en çok da Karşıyaklıları kızıdıryor. 

Önce ezeli rakip  Göztepe'ye transferi kızdırmıştı yeşil kırmızılı taraftarları, sonrasında da Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in takımına gitmesi ulusalcı yapısıyla bilinen semtte ufak bir yankı bulmuştu. Şimdi de komşu şehir Manisaspor. İzmirlilere göre"kasaba"... 

Bu çekişmeler pek de önemli değil ama Şaban'ın geldiği nokta şaşırtıcı. Bir ara ligin en iyi forvetlerinden biri olarak Süper Lig'e göz kırpıyordu. Süper Lig'e çıkmanın en kolay yolu olarak Göztepe'ye transfer olmayı düşündü, yanıldı. O sezon Göztepe küme düştü. Biraz 2.Lig'de oynadı, orada da şampiyonluk gelmedi. Göztepe, geçen sezon Hatayspor'a yarı finalde elendi. Göztepe 2.Lig'de kaldı fakat Şaban 1.Lig yolunu buldu ve geçen sene yarı finalde Süper Lig'i kaçıran Osmanlıspor'a transfer oldu. Orada da işler beklenildiği gibi gitmedi. Şimdi ise sıra Manisaspor'a geldi. 

Şu an küme düşme hattında bulunan Manisaspor'da aslında fena olmayan bir kadro var. Ligde kalabilir. Ama daha büyük hedefler için oldukça uzak bir yerdeler. 30 yaş barajına gelen Şaban da artık hedeflediği birçok noktadan uzak durumda. Belki de yıllar sonra sonra bu ligin en özel golcülerinden biri olarak hatırlanabilir. En azından öyle bir şansı önünde duruyor. Bunu da kullanamazsa, ezeli rekabet tarihinde ufak bir yer edinmekten başka bir kariyer hikayesi olmayacak.

Benim açımdan bir diğer ilginç transfer ise Şanlıurfaspor'da gerçekleşti. Aslında çok ilginç denemez, maddi krizde olan Samsunspor, golcü ismi Adilovic'i refah içindeki Şanlıurfaspor'a kaptırdı. Bu durum gayet normal. Transfer de heyecan verici. Adilovic, çok ilginç tarzı olan bir oyuncu. Oldukça da faydalı. Geçen sezon play-off finali oynayan Samsunspor'a çok büyük katkılar verdi. Benzerini Güneydoğu'da sergileyebilir. Zaten takım ilk 6 içinde ve halen kadrosunda Simon Zenke, Serdar Özbayraktar, Youseff Yeşilmen, ligin hakkı verilmeyen solaklarından Volkan Okumak ve Abdülkadir gibi hücumcular bulunuyor. Bu isimlere Adilovic'in eklenmesi, hem ligi izleyenleri hem de teknik direktör Cihat Arslan'ı heyecanlandırmıştır.

Adilovic transfernin bir diğer önemli kısmı ise, bir dedikodu haberinin yok olmasını sağladı. Elmander'in adı da bir ara Şanlıurfaspor ile anıldı. Bir Galatasaraylı olarak beni biraz korkuttu. Elmander'i alt ligde görmek üzerdi. Hele o ligde bekleneni verememesi daha da üzerdi. Neyse ki Adilovic, bu korkulara gerek bırakmadı. Üstelik daha doğru bir hamel oldu. 

Öte yandan da biraz dedikodu kısmına girip toparlayalım. Adana Demirspor'un golcüsü Mulenga sözleşmesini feshetmiş, o da her an Şanlıurfaspor ile anlaşabilirmiş. Öte yandan Adana Demirspor ise Necati Ateş ile görüşüyormuş. Gerçekten de ilginç birliktelikler. Bu arada Adana Demirspor'un sezon başında Bursaspor'dan kiraldığı forvet Oğuzhan'ın ilk devre boyunca müthiş bir futbol ortaya koyduğunu söylemek lazım. Seneye Süper Lig'de görebiliriz.

Tam bu satırları yazarken Yılmaz Vural'ın Osmanlısporg'daki görevinden istifa ettiğini öğrendik. Osmanlıspor için Manuel Fernandes söylentileri vardı. Biz Fernandes'in imzasını beklerken (pek ihtimal vermeden) Yılmaz Vural'ın ayrıldığını öğrendik. 

Devre arası transfer dönemi ligin kendisinden daha hareketli. Aslında bu durumu da ayrı bir şekilde değerlendirmek lazım. Kulüplerin çoğu o kadar büyük krizdeki, futbolcular sürekli takım değiştirmek zorunda kalıyor. Geçen sene play-off finali oynayan takımda bu sene maaşlar ödenmiyor, senelerce transfer yapmaktan kaçınan takımlar bu sene rekor kırıyor. Dengeler devamlı değişiyor. Aslında Türk futbolunun aynası var. Hiçbir takımda istikrar yok, bu da hem ülke geneline hem de üst tarafa yayılıyor. Yine de izleyici olarak bu durumu düzeltecek olan bizler değiliz. Düzelmiyorsa, keyfine bakacağız...

Perşembe, Eylül 17

Ankaraspor Değil Lig Düştü


Ankaraspor küme düşürüldü. Bu kararın alınmasında kıvılcımı yakan Ankaraspor'dan Ankaragücü'ne geçen oyunculardı. Şimdi geri kalan futbolcular da Ankaragücü'ne geçebilecek.

Ankaraspor'un küme düşmesi Gökçek ailesine pek koymayacak, Ankaragücü'nün bir zararı da olmadı. Kime ne oldu? Olan diğer takımlara ve biz izleyenlere oldu. Ligin kalitesi düştü.

Galatasaray, Ankaraspor'u yenmek için bir pazartesi günü Anadolu'nun en boktan yerinde maç yapmaya gitti. Dirençli bir takım buldu karşısında güç bela da olsa yendi. Neyse ki sakatlık vermedi. Rakip Fenerbahçe ise böyle bir maç oynamayacak, 3-0 kazanacak ve Avrupa-Lig arası bir hafta sonunu boş geçirecek. Aynı şey küme düşme hattındaki takımlar için de geçerli. 4 hafta sonunda Ankaraspor ile maç yapan takımların puanları nasıl olacak o da tartışma konusu.

Beşiktaş, Ankaraspor ile karşılaşan takımlarla bir sonraki hafta oynuyordu. Şimdi o takımlar bay geçecek, 2 hafta Beşiktaş maçına hazırlanacaklar. Karşılarına sağlam-diri takım çıkacak siyah-beyazlıların.

GS-FB-BJK isim sadece. Ligin kalitesini düşürmüştür bu hareket. Bu karar nedeniyle avantajlı olanlar var dejavantajlı olanlar var. Ama dejavantajlı olanların hiç biri Ankaraspor veya Ankaragücü değil.

Ankaraspor'u küme düşürmek de eyyamdan başka bir şey değildir. Burada sorumlu olan varsa o da Ankaragücü'dür. Kısa bir süre içinde başkanını değiştirdi. Şöyle diyelim. Aziz Yıldırım Fenerbahçe başkanlığını bırakıp Beşiktaş başkanı olsa mesela, bunda da bir yanlış varsa, yanlışı yapan FB mi olur, BJK mi?

Tabir-i caizse maçası yemedi federasyonun, Ankaragücü'ne bir yaptırım uygulayamadı. Uyguladığı yaptırım da bir şeye benzemedi. Zevksiz, sıkıcı, hoş olmayan bir lig izleyeceğiz bu sene. Geçmiş olsun.

NOT: Fenerbahçeliler hemen "5te 5 yaptık lig kalitesiz oldu" demesinler, benim tuttuğum takım da 5te 5 yaptı sonuçta.

Pazartesi, Eylül 7

Kurnaz


Ankaraspor Başkanı Ruhi Kurnaz: "Seyirci açısından Türkiye'nin Fenerbahçesi neyse Ankaragücü de Ankara'nın Fenerbahçesidir."

Salı, Eylül 1

Pazartesi Akşamı Notları


- Pazartesi maçı diye bir kavram, hele Süper Lig için oluşturmak çok zor. Sendrom günü ne maçı abiler. Cuma maçı öyle değil. Kutlu hafta sonuna başlanan cuma günleri böyle değil.

- Geçen sene Gaziantepspor deplasmanını da pazartesi oynamıştık. Gol yemeden kazandık ikisini de.

- Harry Harry Kewell, Harry Harry Kewell. Çok şanslı bir adamım ben evet, canlı canlı Harry Kewell izleme yıllarını yaşıyoruz.

- Nonda dün gol atmasa bugün nerede olurdu acaba. Nonda bu takımının en önemli topçusu değildir ama en örnek adamıdır. Her takıma böyle sorunsuz yedek lazım.

- Rıdvan Dilmen dün iyice şaşırdı. Nonda Baros'tan daha iyi bir futbolcu dedi. Nonda'nın kötü oynadığı maç hatırlamıyorum dedi. Kendisi sadece Fenerbahçe maçları izliyor herhalde, aklında Nonda'nın kafa golü yer etmiş. Hemen Nonda'nın kötü oynadığı bir maç söyleyelim. Hamburg'da oynanan Hamburg maçı. Ama canı sağolsun, o turu kaybetme nedenlerimiz çok başka.

- Futbol konuşan adam Baros'u eleştirirse, ben art niyet ararım. Tahminim gol atamayan Baros'a yapılan destek tezahüratları rahatsız ediyor ıslık kültüründe yetişenleri.

- Leo Franco bir pozisyonda ne uzadı öyle? Garip kalecilerimiz olmaya devam ediyor. Hayrettin-Mondragon-Orkun-Morgan. En normal kalecilerimiz Taffarel ve Simoviçti herhalde. Garip adamları severim.

- Servet'in Ümit Özat'ı hatırlatan sol kanat bindirmesi ve sağ dış ortası.

- Sabri her geçen gün daha sempatik geliyor bana. Kesinlikle değişiyor bu takım.

- Ankara'nın en berbat yerine yapılmış bir stadyumda, seneye olmayacak bir takıma atılan gollerden sonra, bir pazartesi akşamında, bir ramazan gününde, Nevizade'de yürüyen ve gündüz gece içen Sami Yen müdavimleri.

- 60'tan sonra oyunu rakip kaleye yığdımıza göre galibiyetin mimarı Roja Pujol olmalıdır.

- Bundan sonraki ilk maçımız Beşiktaş maçı. Son Beşiktaş maçından beri yenilmiyoruz. Arada 11 maç geçti. 9 galibiyet 2 beraberliğimiz var.

- Aydın iyi oynadığı zaman kısa saçları ve 7 numaralı formasıyla Kewell'ın gençliğini andırıyor. Ama andırıyor sadece.

- Kewell'ın Panathinakos maçı öncesi attığı gol, geçen seneki Olympiakos maçındaki golünü hatırlattı.

- Emre Aşık'ın hala oynuyor olmasına hala şaşıran var mı?

- Ankaraspor'un düz sarı forması gibi bir sarı forma istiyorum. Ama tonu farklı olmalı. 93 yılındaki Manu maçında giydiğimiz forma gibi mesela. Öyle bir forma çıksa arkasına Stumpf yazdırırım, yakalarını da kaldırırım.

- Oyuna girmeyen yedekler; Orkun, Uğur, Barış, Emre Güngör. 2008 şampiyonluğunun 4 kilit ismi.

- Günün diğer maçı Konya'da oynandı. Konyaspor - Erciyesspor. Konyaspor'un stadının çimlerini yıllar sonra ilk defa bu kadar düzgün görüyorum.

- Severin Bikoko ismiyle Süper Lig'i hakediyor. Renk katıyor.

- Konyaspor lige çıkmasın, Erciyesspor düşmesin.

- Pazartesi akşamı çalışmak, pazar akşamı çalışmak kadar koymuyor. Aslında çalışmak da pek koymuyor ya neyse.

-Erciyesspor sevgimin kaynağı Bülent Korkmaz'dır. Şimdi Bülent Korkmaz'a ilgim çok değil ama Erciyesspor sevgim hatıra kaldı. Tıpkı 3 numaralı formalara duydyuğum sevgi gibi.

- Marsel İlhan ne yapmış öyle ya?