gençlerbirliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gençlerbirliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mart 9

Son Maç


Pandemi başlayalı yaklaşık bir sene oldu. Hayatımız birçok alanda, hatta her alanda değişti.

Bu değişimlerden biri de tribünlerde oldu. Daha doğrusu artık tribün kalmadı! Maça gidemez olduk. Bir noktada duruma hayıflanıyoruz ama zaten maça da gitmeyi seven bir toplum da değildik. Zaten ben de Passolig uygulaması başladığından beri Süper Lig'e de uğramıyordum.

Yine de aradaki localı saçmalığı saymazsak, Süper Lig'de herkesin eşit bir şekilde stadyuma girebildiği son maç bundan bir sene önce oynandı.

9 Mart 2020 günü Ankara'nın Eryaman Stadı'nda oynanan Gençlerbirliği - Antalyaspor maçı, Süper Lig'deki son seyircili maçtı.

Fotoğrafın arkasında, tarihi güne tanıklık ettiğini bilmeden stadyuma gelen az sayıdaki insan göze çarpıyor.

Maç ise 1-1 sona erdi. Golden sonra tribüne koşma imkanı yakalayan son oyuncular Giovanni Sio ve Lukas Podolski'ydi. Bu fırsatı değerlendirdiler mi hatırlamıyorum bile...

Salı, Şubat 11

Büyüklere Dokunma!


Anadolu takımları, İstanbul'un şampiyonluk adaylarını yendikten sonra, hemen ertesi hafta oynanacak maça kolay kolay konsantre olamazlar ve genellikle kayıp yaşarlar. Süper Lig'in yazılı olmayan kuralıdır. Fakat bu sezon işler daha da çetrefilli bir hal aldı. Sadece ertesi haftayı değil, sonrasındaki periyodun neredeyse tamamını kara bulutlarla geçiriyorlar. Günün sonunda da fatura teknik direktörlere kesiliyor. 


Sergen Yalçın (Yeni Malatyaspor): Beşiktaş'ı yendi iki maç sonra görevinden alındı.

Yücel İldiz (Denizlispor): İlk hafta Galatasaray'ı yendi. Ardından oynadığı altı haftada sadece bir galibiyet alabildi. Yerine Mehmet Özdilek geldi.

Bülent Korkmaz (Antalyaspor): Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yendi, Ardından üst üste dört hafta yenildi. Görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

Metin Diyadin (Ankaragücü): Beşiktaş ile berabere kaldı. Sonrasındaki üç hafta yenildi. Görevi sona erdi.

Mustafa Kaplan (Ankaragücü): İstanbul'da 2-0 geriden gelerek Galatasaray ile 2-2 berabere kaldı. Sonrasındaki üç maçı kazanamadı. Görevde kalamadı..

Mustafa Kaplan (Gençlerbirliği): Galatasaray ile 0-0 berabere kaldı. Ertesi hafta kazandı ama sonraki hafta yenilince görevden alındı.

Bülent Uygun (Kayserispor): İlk maçında Fenerbahçe'yi yendi. Devamındaki altı haftada sadece bir maç kazanabildi. Yollar ayrıldı.

Pazartesi, Aralık 22

Adam Atıyor



Hagi'nin günübirlik de olsa yeniden İstanbul'a geldiği gün, Bogdan Stancu, Süper Lig kariyerindeki 40. golünü attı. 

Stancu için ödenen bonservis bedeli (5 milyon) biraz fazlaydı. Onu bir kenara bırakırsak aslında fena topçu da değildi. Galatasaray seviyesinde olup olmadığı tartışılır ama zaten o sezon Galatasaray da Galatasaray seviyesinde değildi.

Şu bir gerçek, Stancu Türkiye'deki kariyerine Orduspor ve Gençlerbirliği'nde başlasaydı, o dönem Stancu'yu ve onun İstanbul'a transferini eleştirenler büyük ihtimalle "Bu tip genç forvetleri büyük takımlar niye bulamıyor, helal olsun Cavcan başkan, yine futboldan anladığını gösterdi" yazacaktı.

117 lig maçı 40 gol. 26 yaşında. 3-4 sene daha Türkiye'de oynarsa 100'ler kulübüne girebilir. Büyük golcü diye senelerdir anlatılan Semih Şentürk henüz 66'da mesela.

Stancu, 3 sezondur 10 gol barajını yakalıyor, bu sezon da şimdiden 5 tane kaldı... Sakatlık olmazsa çok rahat yakalar. Bir ara bakmak lazım, sadece Anadolu takımlarında oynayıp 4 sezon üst üste 10 gol ve fazlasını atan forvet var mı?

Stancu'nun çoğu golünü iç sahada atması önemli bir ayrıntı. Bu sezon 5 golün 4'ü iç sahada. Geçen sezon 13'te 11,  Orduspor'da iki sezonda 20'de 14... 

Salı, Nisan 23

Ramazan'ın Derdine Düşmek



Sahadaki oyunun gerçekliğine inanmayan adamın tercihine büyük saygı duyuyorum: Fakat sahadaki oyuna inanmayıp, oyunu bu kadar sahiplenenlere, içine girenlere de ayar oluyorum. Madem olan biten size bu kadar güvensiz ve sahte geliyor, izlemeyin. Süper Lig'i izlemeyin, futbolu izlemeyin. Alternatifler çok... Kafada oluşan bütün soru işaretlerine yanıt bulmak için her hafta birilerini zan altında bırakmak vicdana sığmaz. Ayrıca her şeyin altında bir şey aramak sağlıklı zihinlerde bile büyük yaralar açar.

Bu hafta piyango Elazığspor ve Gençlerbirliği'ne çıktı. "Bilica ile Ivesa maç sattı" söylentilerini çıkaranlar umarım  diğer tarafa kalmadan cezalarını çeker. Gençlerbirliği - Fenerbahçe maçı öncesi de benzer şeyler söylendi. Gençlerbirliği maçı satacak vs... 

Maçın başında Aykut gol atınca, bir de üzerine ilk yarı 2-0 sona erince bütün senaryolar erkenden rafa kalktı. Ama yine de tedirgin oldum. En çok da Ramazan için. Türkiye Ligi'nin belki de en kötü kalecisi. Ama kesin olan bir şey var ki; en kötü golleri yiyen kaleci Ramazan'dır. Süleymanou ekolünden.

Skor 1-0 olduktan sonra neredeyse maçı bıraktım Ramazan'ın derdine düştüm. Hatalı gol yemesin de ne olursa olsun demeye başladım. Ki bir ara bacak arasından kaçırdı, çizgide zor tuttu. Mesela o pozisyon gol olsa futbol hayatı biterdi. Futbol hayatını siktir et, belki de boş yere ismine leke atmaya çalışacaklardı.

Futbol bu kadar da önemli mi diye soruyorum bazen. Ben de 20'li yaşların başında, üniversitede falan çok tutuluyordum bazı şeylere.  Ama yine de insanları zan altında bırakmak bu kadar kolay olmamalı. 

Maçtan önce Ramazan'ın dakikalarca dua edişini, maçtan sonra açıklamalarında da rahatlamasını, huzurunu gördükten sonra sanki benim takım arkadaşımmış gibi sevindim.

Düşündüğümüz Bu Değildi




Lig hala bitmedi. Bence şampiyonluk yarışı hala devam ediyor. Her şey olabilir. Mantıklı düşününce Galatasaray buradan şampiyonluğu vermez. Hele başında Fatih Terim gibi bir hoca varken. Grande buna izin vermez. Fenerbahçe'nin hocası da  dün havlu atmış gibi açıklamalar da bulundu. Belki o da son kozunu oynuyordur. Fakat biz akıllı düşünecek adamlar değiliz, biz taraftarız. Hangi takımı tutarsak tutalım, dünya üzerindeki en büyük hayal kırıklıklarını yaşayan biziz. Gerçekte biz olmasak bile buna inanırız. Ve aslında defalarca kanıtlanan bir şey var ki; futbolda her an her şey olabilir. O yüzden son düdüğü duymadan stadı terk etmeyenler henüz şampiyonluk kutlamasına başlamadı. Otobüse yetişecek olanlar inceden başladılar kutlamaya. 

Ama şu var; 7 puanlık fark, büyük bir fark ve olayın yüzde 70'i bitmiş demektir.

Eğer bundan sonra, geriye kalan haftalar 3 aşağı 5 yukarı böyle devam edecekse; yazıklar olsun bize, hepimize... Gerçekten yazıklar olsun. 

31 haftadır geriliyoruz. Özellikle Arena'da Galatasaray, Gençlerbirliği'ne yenildikten sonra geçen 5 hafta, geçen sezonun Süper Final'ini aratmadı. Rulet oynar gibi. Puan kaybı olur mu, o ne yapar, bu ne yapar. Sırayla herkes sahaya çıktı Bir de ligin gerginliği yetmezmiş gibi Avrupa'da kapıştık sayılır. Yok sol kanatta Di Maria, yok Benfica kartalları... Tam, "ulan ne olacaksa olsun, inceldiği yerden kopsun hazırız ulan" derken, bu sezonun Süper Final'ini beklerken Fenerbahçe, hiç ummadığı bir yerde, çoğu kimsenin tahmin etmediği bir maçta puan kaybetti. Ordu deplasmanını, Ersun Yanal'ın Eskişehirspor'unu geçen takım, Ankara'da takıldı. Lig bir anda bitti gibi oldu.

Bu mu yani? Haftalarca her iki takım taraftarının çektiği o stres o gerginlik, 30.haftada oynanan Gençlerbirliği maçıyla mı bitecekti? Daha maçların aynı saatte başlama uygulamasına bile geçilmemişti.

İçerideyken 4 sene hapis cezası kalan adama bir gün ansızın söylenen "artık serbestsin" cevabı gibi oldu bu. Yani? Ne yapacağız şimdi? Başımıza gelen güzel bir şey, bunun farkındayız ama açıkçası ben kendimi o 4 seneye (4 haftaya) hazırlamıştım. 

Bir de şimdi fark ediyorum, puan farkı gerçekten fazlaymış. Bizim gerginlik yaratmamıza neden olan; 4 puan fark devam ederken yaşanacak herhangi bir puan kaybı ve ardından gelecek Kadıköy deplasmanıydı. Daha önce de yazdım, 2002'den beri, ligi önde götürmenin ne demek olduğunu bilmiyorduk. Son 2 senede bunun şaşkınlığını yaşıyorum. Bir de o ara dönemde ezeli rakibimin iki kere son hafta şampiyonluk kaybettiğini görünce önde olmak en büyük tedirginlik kaynaklarımdan biri oldu.

Neyse ne işte, büyük avantaj yakaladık. Şu ligi sağ salim bitirelim, futbol taraftarlığını bitireceğim. Eleme usulü play-off'lu TBL daha cazip gibi geliyor. Üstelik basketbol biletleri daha ucuz.




Pazartesi, Nisan 22

Sağ Beklerin Belası



Vleminckx geldiğinden beri 9 gol attı. Çok iyi bir rakam. İlginç olan ilk 4 golünü aynı maçta, tek rakibe Antalyaspor'a atıp, ondan sonra attığı 5 golü ayrı ayrı maçlara sığdırması. Yani "Çok gol atmış ama ilk maçta 4 gol atmasaydı bu rakam olmazdı" diyemiyoruz. 6 ayrı maçta gol atmış. Zaten 12 maçta oynadı. Yarısında golü var.

Galatasaray ve Fenerbahçe'ye gol atması da işin ayrı boyutu. Benzerlikleri olan iki gol. İkisinde de sağ bekin üzerinden kafa vuruyor. Eboue yerde yatıyor, Gökhan Gönül sadece bakıyor. "Santrforu sağ bek mi tutacak stoperler nerede" sorusu bu pozisyonların cevabı değil. Bir şekilde o adamın yanına denk gelmiş, kademeye girmişsin, o poizsyon o anda artık sana ait. Vurdurmamak lazım. Adamın da boy avantajı var tabi nasıl engelleyeceksin fakat her iki golde de Eboue ve Gökhan Gönül topa sıçramıyor bile. Vurmayı, rakibi bozmayı denemiyorlar bile.

Sonuç olarak, şampiyonluk yarışını bir sağ bek üzerinden vurduğu kafayla kızıştıran Vleminckx, diğer sağ bekin üzerinden vurduğu kafayla büyük ölçüde işi bitirmiş oldu. O aldı, o verdi, fazladan 5 hafta heyecan yaşadık. Lig Tv'nin en sevdiği futbolcu olabilir.


Pazar, Aralık 9

Kasımpaşa 2-2 Gençlerbirliği




Hafta içi oynanan kupa maçından sonra, Şota, kendisine sorulan "Ligde şampiyonluk hedefliyor musunuz?" sorusuna "Biz bu dünyada yaşıyoruz.İyi uyuyoruz ve sabah kalkıyoruz.Rüyalar görmüyoruz. Hayata ciddi bakıyoruz" dedi. Hoşuma gider gibi oldu. O öyle deyince biz de kısa süreli olarak Şota'ya dilenmeye karar verdik. Süper Lig'in en kötü iki teknik adamı Şota ve Fuat Çapa'yı buluşturan mücadeleyi yerinden izlemeye karar verdik. Gerçi Bülent Korkmaz da aramıza yeniden geldi; liste uzuyor...

Öncelikle Kasımpaşa camiasında olan bitenden bahsedelim. Yaz aylarından beri yaşananların arka planını bilmesek de yansıyan tarafı oldukça mide bulandırıcı. Bir semtin, insanların kulübü resmen ellerinden alınıyor. Önce arma değişti, şimdi bilet fiyatları arttı. Yönetim istifa sesleri duyulmasın diye yapılan ucuz politikaların ürünü pahalı biletler. Çok kurnazca. Neyse ki bizim kombinemiz vardı da girdik. Yoksa biz de 30 lira verecek durumda değiliz. Bu zihniyet devam ederse proje takımı olan Kasımpaşa boş tribünlere oynamaya devam eder.

Bu sene iki Süper Lig maçı izledim, ikisi de Kasımpaşa'da. Fırsat buldukça da giderim ama takımın alt ligde yaşattığı heyecan verdiği zevk daha fazlaydı. Keşke bu sene yeniden düşse, eski samimi hava geri gelse. Tabi Kasımpaşalılar diyecek ki, "Ulan hem semtten değilsin hem ahkam kesiyorsun" Ama eminim ki onlar da geçmiş yılları, başarısız olsalar da özlemle anıyorlardır.

Maça gelirsek, ilk yarısı oldukça zevksiz ve kısırdı. Topla daha çok oynayan, daha baskılı oynayan Gençlerbirliği olsa da, tek etkili atağı Kasımpaşa yarattı ama golü atamadılar. İkinci yarıda ise 70.dakikaya kadar Gençlerbirliği istediğini yaptı. Yediği gole bile anında cevap verebildi. İşte Fuat Çapa'nın beğenmediğim yönü de burada ortaya çıkıyor. Ne bir sistemi var, ne de maçın gidişatına göre pragmatist davranabiliyor. Mesela Mehmet Sedef bu hafta sağ bek oynadı, haftaya nerede oynayacağı belli değil. Geçen senenin yıldızlarından Özgür yedek, ilk 11 adamı diyebileceğiniz adam yok. Ukalalık yapmak istemiyorum ama bu kadroyla daha farklı şeyler denenebilirdi. Gerçi sıkıntı da her haftanın birbirinden çok farklı olması. Oyuncuların mevkileri belli değil, takımın oyun karakteri belli değil. Oysa çok yetenekli adamlardan oluşan bir takım. 

Kasımpaşa'nın son 20 dakikası çok etkiliydi. Golün geleceği belliydi. Zaten bu sene sürekli 80'den sonra gol atmayı başardılar. İlginç olan Şota'nın maç boyu sadece 1 oyuncu değişikliği yapmasıydı.  

Bana göre maçın hakkı Gençlerbirliği'nin kaznaması şeklindeydi. Ama golü yemek için resmen davet gönderdiler. İlk yarı Zec'i beğendim ama ikinci yarı yoktu. Mehmet Sedef'in mücadelesi iyidi ve açıkçası şaşırttı; ama yine de mücadele yetmiyor çok ağır kalıyor. Lekiç, Tosiç, Jimmy iyidi. Kasımpaşa'da ise orta saha çok kötüydü. Ernst tam bir hayal kırklığı. Özer ikinci yarı açıldı. Sarmov ilk yarı yoktu, ikinci yarı daha etkiliydi.

Basit bir Süper Lg maçı, aralık ayında güneşli bir hava ve izlenen 4 gol. Arkamızdaki kadın, müthiş futbol bilgisiyle kafamızı sikmese daha çok zevk alırdık. Eskiden bu tip maçlarda, amatör küme maçını izleyen eski futbolcu yaşlı amcalar olur, "bak bu çocuk 18 yaşında..." diye başlayan cümlelerle muhabbet ederdi. Artık Kasımpaşa yönetiminde yer alan insanların şirketlerinde çalışan ukala insanlar var. Yine de köfte ekmek'in 5 lira olduğu bir stadyumda Süper Lig maçı izlemek müthiş ayrıcalık. NBA maçı izleyen Amerikalılar gibi girdik. İşin kötü kısmı öyle de devam etti. Umarım bu sorun çözülür. 



Cumartesi, Eylül 8

Gençler'in Ritmi


Her şey bir yana, Hurşud sadece Gençlerbirliği'nin değil bu ligin rengidir

Çarşamba, Mayıs 2

Gerçek Dilo



Gençlerbirliği - Kayserispor maçı, 19 Mayıs Stadı.

Okulun yok mu evladım senin?

Salı, Mart 27

Kazananlar Ortada




Soru: Erken Kaybedenler ismi genç erkeklerin daha çok küçük yaşta yenilerek hayata karışmalarını çağrıştırıyor. Kim kazanıyor veya kazanan var mı sorusu geliyor insanın aklına...

Emrah Serbes: Kazananların ruh hallerini anlatmayı becerebileceğimi zannetmiyorum. Kazananlar ortada, dört seçimdir Melih Gökçek kazanıyor örneğin, otuz yıldır İlhan Cavcav kazanıyor...


Cuma, Mart 23

Fazla Düşünmek




Hurşud'a sürekli direktifler verirsek onu bir süre sonra fazla düşünmekten hiçbir şey yapamaz hale getiririz. O yüzden tıpkı Hurşut gibi takımdaki herkes yapmak istediklerini yapıyor.

Takımdaki futbolcuların iyi şeyler yapacağını hemen anlamıştım ama Mehmet Sedef'i biraz geç çözdüm. Ne zaman ne yapacağını anlayamadığım tek adam Hurşud.

Fuat Çapa'nın sözleri bunlar. İlginç adam Hurşud. Biz onu şu tarihlerde Hurşut diye biliyorduk gerçi. Deli fişek eleman, sempatik. Yine de Gençlerbirliği'nde favori adamım Yasin Öztekin.

Cuma, Mart 16

78.Dakika




- Pazartesi maç, cuma maç.

- Pazartesi kaçan penaltı, cuma kaçan penaltı.

- Ligin en çok gol atan adamı, ligin en çok penaltı kaçıran adamı.

- Alanzinho sözleşme imzaladı, iki maçmta iki gol attı. Genelde tam tersi oluyordu.

- Tum'un direkten dönen şutu, Tum'un golünden daha güzel.

- Ligde 31 hafta geçti hala Gençlerbirliği takımının savunmasında kim nerede oynuyor çözemedim? Özellikle Mehmet Sedef.

- Alanzinho'nun Türkiye'de Avni Aker'den sonra en çok gol attığı stad Ankara 19 Mayıs.

- Gençlerbirliği gol atınca çalan şarkı, GFB'nin Arena'ya gelişi için hazırlanan klibinde çalıyordu.

- Adrian hangi ara oynadı farkında değilim.

- Murat Duruer ve Ermin Zec'in daha çok oynamasını isterim.

Pazar, Mart 11

Galatasaray 2-0 Gençlerbirliği



Seyrantepe'ye gitmek istemiyorum. Ama gittiğim her maç, bir sonraki maça gidişimi kolaylaştırıyor. Ayak alışkanlığı oluyor. Ama isteyerek değil, görevmiş gibi. Sezon başında bisiklete binmeyi; değil maça gitmeye maçı izlemeye tercih etmiş biri olarak Aralık'tan beri maç kaçırmıyorum, bunun için özen gösteriyorum.

Kadıköy'den önceki son maç. Bu maçların anlamı var. En azından benim için. O yüzden yine gitmek için bahane bulduk. Kadıköy öncesi tezahüratları güzeldi.

Bazıları "ulan yine böyle dediniz ehehe" diyecektir ama bu başka birşey. Bu derbi öncesi iddialı olmak değil. Sadece derbinin; camianın en önemli maçlarından birinin, başladığını gösterir. İşarettir. Ne zaman Kadıköy'deki debiden önceki son iç saha maçında "içim rahat etmiyor" denir, işte o zaman GS-FB maçı başlar. Gelenektir, ritüeldir.

Bu sefer de dendi. Skor 2-0 oldu, o tezahüratlar başladı. Fakat sanki bir sönüklük hisettim. Acaba stadyum yapısından dolay mı? Yoksa insanlar derbi heyecanını kaybetmiş olamazlar. Öyle olsa niye metroda gelirken ve gideken herkes Fenerbahçe'ye küfretmeye çabalasın. Metroda başımız ağrıyana kadar gürülyü yapan kitle, içim rahat etmiyora haftaya kadıköyde'ye katılmıyor. Eskiden olsa, basın yalan yazıyor dendiği zaman kendi sesimi duyamazdım. Şimdi kendi sesimden baska ses duyamıyorum.

O yüzden gidesim gelmiyor. Eskisi gibi haz alamıyorum. Kendi stadımda adım atamıyorum. Koltuktan merdivene bir adım atsam, ofsaytta kalmış forvet gibi oluyorum, güvenlik bayrağını kaldırıyor.

Ama yine de gidiliyor. Çünkü bu takımın bir özel durumu var. Başka bir sinerji var arada. Maç sonunda tribün takımı çağırınca ilk gelenler yabancı futbolcular oluyorsa, o takımın maçına da gitmek gerekir.

Maç güzel değildi bence. Televizyondan izleyenler keyif almış. Ara sıra böyle terslikler oluyor. En sevindirici olanı sarı kart cezalısı çıkmaması. Sanırım sakatlık da yok. 2-0 kazandık, çok pozisyon vermedik. O zaman saha içini konusmak gereksiz. Zaten bu takımın en güzel tarafı; bizim maçı konuşmamızı engellemesi. Siz keyfinize bakın biz maçı kazanırız. Kazanıyorlar da. Şimdiden tarihin en sempatik takımlarından biri oldular. Haftaya efsane olma fırsatları var.


Çarşamba, Ocak 25

Geri Dönüşlerin Hastasıyız



- Bu maçtan umudum vardı, yanıltmadı beni.

- Bir sezonda iki Bursa-Gençler maçını da izlemek benim için ilginç bir tecrübe oldu.

- Topçunun hası Yasin Öztekin. Saç modeli kötü.

- Oktay Delibalta oynasa bu takımda daha iyi olur sanki.

- İlk maçında golünü atan Pinto.

- Özgür İleri büyük aşama kaydetti. Dardanel'de dikkat çekiyordu zaten ama bu noktayı beklemiyordum.

- N'Diaye'nin golü çok güzeldi. Tam kalecinin filede asılı olan havlusuna.

- Gençler taraftarı bir ara 'Gökçek dışarı' diye mi bağırdı, ilk yarıda? Bana mı öyle geldi?

- Gündüz maçı iyi ama çarşamba zor be, kimse gidemez.

- Yine de sağlam, öz, güzel tribüncüler gelmiş.

- 90+3'te Svensson neden oyuna girdi?

- Gerçi daha önemlisi Batalla niye çıktı?

- Bursa'da büyük sıkıntı var, hafta sonu seyircisiz maçta yenemezsek yazık olur.

- Fuat Çapa'nın yolu açık olsun. Yolu güzel olsun.

Pazar, Ocak 22

Ankara Derbisi



- Ankara derbisi izlemedik demeyiz. Canlı izlemek lazım. Ama uzun seneler olmaz herhalde.

- Tamam Ankaragücü iyi, güzel, ligde kalsın da iyi oynayan takıma da ayrı gözle bakarız.

- Gençlerbirliği çok iyi takım.

- Oktay, Soner, Hurşud, Yasin, Tum. Kötü adam yok bu beşliden.

- Azo sakat bir de, onu da beğenirim.

- Son 7-8 senede, belki en son İlhan Mansız'dır, hiç bir futbolcu için "ne olur Galatasaray'a gelsin" demedim, Yasin için diyeceğim sanırım.

- Ergin Keleş niye yedek? Ergin Keleş takımın yüzde 50'si.

- Yasin de iyi dayak yedi savunmadan.

- Maçın yıldızı son 10 dakikadaki Ankaragücü tribünü.

- Serol vurdu Ramazan kurtardı, Ankara'nın kaderi değişti.

- Kartopu yağmuru.

- Bir Ankara takımı Play-Off hattında, diğeri son sırada.

- Play-Off hattı ne amk.

- Genç olan hangisi?

Pazartesi, Aralık 5

Öylesine Maç




- Geç bir yazı, çünkü futbola soğuduk.

- Derbi olmasa, derbi öncesi olmasa hiç yazı bile yazılmaz.

- Zaten sıkıcı maçtı.

- Engin Baytar olmayınca konsantre olamıyoruz. Heyecanlandıran adam yok.

- Eboue'nın National'da görmeyeceğiniz kapağı, golü.

- Artık gol yemiyoruz sanki.

- Asist kralı Sercan

- Eskiden Ankara'ya deplasmana giderdik.

- Sırtında Azo yazan Azofeifa

- Fuat Çapa'nın yolu açık olsun

- Çift spiker çıksın, taraftar sesi girsin

- Zek, Zeç, Zec?

- Gökhan Zan'ı ıskalamayın, kaptı formayı, harika oynuyor bu sezon

- Kaptan girdi, 5 dakika sonra gol geldi. Boru değil, Ayhan

- Aydın > Emre Çolak

- Geçen hafta Mehmet Sedef'in sakallarına vurgu yaptık, bu hafta kesmiş.

Cumartesi, Kasım 26

Geçen Yılın Şampiyonu




- Fenerbahçe kağıt üzerinde hala geçen yılın şampiyonu. Ama iki sezon arasındaki fark inanılmaz.

- Gerçi geçen senenin ilk yarısı düşünülünce bu top iyi diyebiliriz.

- Zihniyet de değişik, Ali Koç deplasmanda alınan 1 puan iyi diyor. İlginç.

- Aykut Kocaman, Özer'e, Caner'e verdiği şansları mesela Stoch'a vermiyor. Adaletsizlik bir teknik adam için en büyük sorun olur.

- Bilica maçın en iyise deniyor, ben hala Fenerbahçe/İstanbul topçusu olduğunu düşünmüyorum.

- Oktay'ın şutunu kurtardıktan sonra Volkan'ın suratını gördüm. Bıkkın, sıkkın, hayattan bezmiş gibiydi.

- Gençlerbirliği ne beceriksiz takımmış. Şutlar falan..

- Fuat Çapa'ya biraz daha ilgi göstermek lazım, ilginç bir adam.

- Maçın en güzel anları, Emre ile Azofeifa'nın direkten dönen şutları.

- Azofefifa ne güzel isim.. Tam küçük takımın yıldız orta saha ismi

- Mehmet Sedef, bu sakalı Beşiktaş'ta oynarken bıraksaydı, iki sene daha oynardı.

- Serdar Kesimal bir oyuna girse, biz de rahatlasak o da..