gaziantepspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gaziantepspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Eylül 14

Tarihe İmza

Günlerden 21 Nisan 2001...

İstanbul'da ılık bir bahar günü. Fakat güneş yüzünü göstermemekte ısrarcı. Sabah saatlerinde sıkı bir yağmur da yağmış. Belki yine yağabilirdi. Mahallede top oynamak için uygun ekibi ve zamanı bekliyoruz ama aynı zamanda da vaktimiz sınırlı. Zira akşam lig maçları var...

Tam o sırada arkadaşlarımızdan biri mahalleye girdi. Bağıra bağıra "Oğlum, Cadde'de Maxim Romaschenko'yu gördüm. Yanında da Ramazan Tunç vardı" dedi.

Şimdi geriye dönüp bakınca o anın ne kadar saçma olduğunu hissedebiliyorum. Sivil kıyafetli Romaschenko'yu tanımak herkesin harcı değildi. Fakat bizim mahallenin Süper Lig ilgisi ve atmosferi bir başkaydı. Bizim için o anda ilginç olan, bu insanların Bağdat Caddesi'nde yürüyüşe çıkmış olmasıydı. Zira akşam onların maçı vardı. Ligde üçüncü sıradaki Gaziantepspor'un futbolcularıydı, akşam Fenerbahçe ile Kadıköy'de karşılaşacaklardı ve Kadıköy sokaklarında gezintiye çıkmışlardı. 

Yok olmuyor; 2023 yılında bu cümlelerin hepsi sürrealizmin doruklarında dolaşıyor. O zaman bize ilginç gelen sadece konaklama yerini bize yakın bir yer olarak seçmeleriydi. Geri kalan her şey normaldi...

Yine de bu haberin bizde bir etkisi olacaktı tabi. Mahallenin Galatasaraylılardan ikisi olarak ben ve benden dört yaş küçük olan Mahir; hemen toparlandık. Belli ki Gaziantepspor, Suadiye Hotel'de kalıyordu. Biz de otelin önüne gidecektik. 1993'te büyüklerimizin United kafilesine yaptığı 'uyutmama" operasyonunun tersini icra edecek ve şampiyonluktaki rakibimizin rakibine moral verecektik. İki üç topçuya yalnız olmadıklarını hissetirsek, onlar da maçta o motivasyonla sahaya çıkarsa, sonrasında da maçı kazansalar... 

Yıllar sonra "O sonuçta bizim de payımız vardı" derdik...

Hemen otelin önüne gittik. Oraları bilenler bilir. Otelin olduğu sokak biraz hareketlidir. Hele bir cumartesi gününde oldukça canlıdır. Şu anda da öyle. Tabi o dönem İstanbul'un nüfusu şu ankinin yarısıydı ama yine de o zaman bile aynı sokakta dürümcüler, sinema salonları, kafeler ve dükkanlar mevcuttu. Haliyle orada durup, bir futbol takımını beklemek fark edilecek bir durum değildi. Kimse bizi kovamazdı.

Fakat öte yandan gelen giden de yoktu. Madem bu adamların bir kısmı caddede gezmeye çıkmıştı, o zaman otele giriş çıkışları olmalıydı. Fakat bir hareket yoktu. Çıkıp tezahürat yapacak ve ilgi çekecek kadar da delirmiş değildik. En sonunda Mahir ile muhabbet ederek, biraz daha beklemeye ve sonrasında dağılmaya karar verdik. Sonuçta Gaziantepspor da kendi bacağından asılabilirdi. İlla bizden destek almak zorunda değildi. Zaten onlar da; her ne kadar altı puan geride kalmış olsalar da, şampiyonluk yarışındaydı. 

Derken bir futbolcu geldi otelin önüne. Fakat bu futbolcu Gaziantepsporlu değildi. Hatta bölgenin takımı Fenerbahçeli de değildi. Bu oyuncu Beşiktaşlı'ydı! Gelen isim, Ahmet Dursun'du. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama sanırım motosikletle gelmişti, zira bundan sonra yaşanan tüm gelişmeler bir motorun civarında gerçekleşmişti. 

Ahmet Dursun otelin önünde durdu. Görevlilerle bir şey konuştu. Ve karşı kaldırıma geçip, bizim yanımızda beklemeye başladı.

Beşiktaş, yarışa havlu atmıştı aslında ama o durum pek kabullenilmemişti. Fakat son noktayı bir gün önce koymuştu. Samsunspor ile İnönü'de 0-0 berabere kalmıştı. Taraftarların çok büyük tepkisi vardı o gece. Mehmet Özdilek penaltı kaçırmıştı. Buna rağmen tepkilerin adresi Şifo değil, o sezon bekleneni veremeyen Ahmet Dursun'du.

Hatta Ahmet Dursun bizim yanımızda beklerken de karşı kaldırımdan tepkiler gelmeye devam etti. Tabi muhitin rengi belliydi. Fenerbahçeliler çoğunluktaydı. Tepkiler de onlardan geliyordu. Ve daha çok dalga geçer nitelikteydi...

15 yaşındaki ben; 11 yaşındaki Mahir ve yanımızda rakip taraftarların dalga geçtiği milli futbolcu Ahmet Dursun.... Muhteşem bir üçlüydük...

Adam sinirlenip hıncını bizden çıkarmasın diye düşünürken, üçlü grubumuzun sayısı dörde çıktı. Tabi diğer ikili bizi grubun bir parçası olarak görmüyordu muhtemelen. Fakat fiziksel olarak çok yakındık. Uzaktan görenler bizi de ekibin bir parçası hissedebilirdi.

Gruba eklenen dördüncü ise Erhan Albayrak'tı! Gaziantepspor'un sol kanat oyuncusu. Yanımızda duran iki futbolcu, iki sene önce Kocaelispor'da beraber oynamışlardı. Ayrıca iki gurbetçi oyuncuydu. Belki de Almanya'dan tanışıyorlardı. Neyse ne; sonuç olarak Ahmet Dursun, Erhan Albayrak ile hasret gidermeye gelmişti.

Aslında bakınca o da bizim gibiydi. Biz de Ahmet de, Gaziantepsporlu oyunculara maç öncesi başarı dileğinde bulunmak için oradaydık. Biz çok sansasyonel bir iş yapacağımızı düşünerek hareket etmiştik ama karşımıza sadece Erhan Albayrak çıkmıştı. O da Ahmet Dursun sayesindeydi...

İkili Almanca muhabbete başladılar. Ben o dönem okulda Almanca öğrenmeye başladığım için biraz anlayabiliyordum konuşulanları. Büyük ihtimalle onlar iki ufaklığın (zaten ergendim ama ayrıca o dönem yaşıma göre de ufak gösterirdim) kendilerini anlamadığını düşünüyorlardı. Kadıköy sokaklarında hayattan ve kadınlardan bahsettiler ama Kaybedenler Kulübü kadar karizmatik bir muhabbet değildi sanırım! 

Yine de günahlarını alamayayım, ne de olsa Almanca dönem notum iki ay sonra güç bela 3 olacaktı.

Ortamda kendimizi fazlalık olarak hissetmiştik. Artık gitme vaktiydi. İşler planladığımız gibi gitmemişti. Ama boş yere gelmiş olmak da istemedik. Nedendir bilinmez; o gün Mahir'in çantasında defter vardı. Hatta neden çanta vardı onu da hatırlamıyorum. İki oyuncudan imza istedik. Normalde öyle imza koleksiyonu yapan çocuklardan değildik. Fakat mahalleye de boş dönmek istemiyorduk.

Onlar da sağ olsunlar, defterden kopardığımız sayfaları imzaladılar.


Ahmet Dursun'un az önceki tepkilerden dolayı üzüldüğünü, yüzünün düştüğünü hissetmiştik. Ona "Üzülme ağabey, sen iyi futbolcusun" dedik.

Erhan Albayrak'a ise "Abi inanıyoruz sana, bu akşam golün var. Bir şey yok bunlarda; yenersiniz" dedik.

Kötü günler geçiren ve bizi kırmayan Ahmet'e biraz gönlü olsun diye söylemiştik o cümleleri ama Erhan'a gerçekten inanıyorduk.


İnandığımız da gerçekleşti aslında. Akşam saat 19.00'da maç başladı. Erhan, 40. dakikada golünü attı. 0-2 yapmıştı skoru. Devre biterken de 0-3 olmuştu. Gerçekten Fenerbahçe'de bir şey yoktu. Gaziantepspor yeniyordu... Galatasaray da şampiyon olabilirdi.

Fakat ikinci yarıda her şey değişti... Geri kalan 45 dakika tarih oldu. Süper Lig tarihinin en unutulmaz maçlarından biri oynandı.

Bize de o günden yadigar ikişer tane kağıt parçası kaldı.. 

Çarşamba, Şubat 11

Kaptanın Yemeği



"Brezilya'da kendi aramızda futbol oynarken bazı samimi kelimeler kullanırız. Alex bana "Sakın öyle şeyler söyleme" dedi. Bir de kaptanların Türkiye'de çok önemli olduğunu, onlara saygı göstermem gerektiğini söyledi. 'Kaptan yemeğe başlamadan yemeğe başlama, kalkmadan kalkma...' Bazen unutup yemekten kalkıyorumi kaptan bana bakıyorsa tatlı alıp geriye dönüyorum."

Gaziantepspor'un  bu sezon Coritiba'dan transfer ettiği Chico, 4-4-2 dergisinde bunları demiş. Son yıllarını papazlık kurumunu incelemeye vermiş benim için şaşırtıcı değil ama keyif verici.. Bunlar bilmediğimiz şeyler değil fakat Brezilya'dan gelen bir futbolcunun buna dikkat etmesi ve hatta korkudan gidip tatlı aldığını itiraf etmesi baya komik.. Bunu sadece askerlik yapan anlar.

Chico'nun bu tavsiyeyi Alex'ten alması da olayı daha çok süslüyor. Fenerbahçe'nin bir dönemimde ağır papazlık yapmış biri.. Fakat o da gökten zembille papaz olarak inmedi. Uzun yıllar burada kalmanın tecrübesiyle o seviyeye yükseldi... Chico'nun bu tavsiyeye dikkat etmesinden daha önemli bir ayrıntı; Alex'in Türkiye'ye gidecek bir futbolcuya bunu söylemesi.. Hakemlere dikkat et, hocaların saygılı ol, başkanlarla muhabbet et, basına iyi davran vs.. değil; "Kaptan yemeğe başlamadan başlama"... Çizgilerle çevrili bir sahada topla oynanan bir oyunda, gereksiz bir ayrıntı gibi duruyor. Ama sanıldığından daha büyük bir detay. Alex zaten zeki adam, doğru tavsiyeyi vermiş.

Bu arada Gaziantepspor'un kaptanı kim tam bilmiyorum. Şenol Can falan olabilir. Bir an kendimi Gaziantepspor'a yeni gelen yabancı futbolcu olarak düşündüm. Platoon filmi kadar sürükleyici bir hikaye çıkar...

Pazar, Ekim 27

Fenerbahçe 3-1 Gaziantepspor



Sivasspor, Elazığspor ve şimdi de Gaziantepspor... Hiç biri Fenerbahçe'ye rakip olacak kuvvette değildi. Üçü de Kadıköy'de çok kötü oynadı. Fenerbahçe hiç zorlanmadan bu 3 maçta 12 gol atarak kazandı.Ama buna rağmen, maçların belli dönemlerinde durgun ve etkisiz bir futbol oynadı. Hatta dün 2-1 ile 3-1 arasında geçen sürede tribünde stres sigaraları yakıldı.

Fenerbahçe için negatif şeyleri ilk başta, ilk paragrafta söylemiş olalım. Daha önceki maçlara göre çok da değişen bir şey yok. Yine bir kısırlık söz konusu. Oyunu yönlendiren oyuncu eksikliği hala büyük sıkıntı. Takım maçın büyük bölümünde takılıyor. Ama ihtiyacı olan galibiyeti de kısa bir pres ve güç gösterisi ile alıyor.İstediği zaman gol atıyor, ama bu biraz da rakiplerin kuvveti ile de alakalı. Dişli bir takım olarak Trabzonspor gelince veya 30 metreden bir gol atıp üzerine kapanabilen Erciyesspor deplasmanında golü bulmak zor oldu (en azından pes etmediler ve buldular). Bu durağanlık ve kısırlık, Bursa-Galatasaray-Antalya-Beşiktaş serisinde işleri zorlaştırabilir. Avrupa futbolunda her ne kadar "10 numaralar bitti" muhabbeti yapılsa da Süper Lig'de fark koyan oyuncular bu tip yetenekler oluyor. İyi bir 10 numara yoksa, akıcı bir açık oyuncusu da iş görebilir belki; ama Fenerbahçe'de ikisi de yok. Bu da bütün yükü ilerideki oyuncuların deparlarına ve fiziksel gücüne bırakıyor

Ersun Yanal bu sefer değişik bir şey denedi. Ve aslında benim de savunduğum, görmek istediğim şeydi. Webo'yu kulübeye çekip Emenike'yi kale önüne koydu. Emenike'den fazla verim alabilmek istiyorsanız onu kaleye yakın oynatmak zorundasınız. Evet dönem dönem bazı maçlarda, kenardan akmasını isteyebilirsiniz  ve oralarda deneyebilirisiniz, ama asıl yeri en uç bölge olmalı. Geçen hafta Erciyesspor maçını izlerken attığım "Emenike'nin haftalardır kaleci ile karşı karşıya kaldığı bir pozisyon yok" tweetini Fenerbahçeli arkadaşlar bir saldırı olarak anladı herhalde ki golden hemen sonra "Gördün mü" tarzı cevaplar veremeye başladı. Oysa görmeleri gereken kendileriydi, çünkü hemen hemen çoğu 1 hafta önce "Keşke Cardozo'yu alsaydık" diye düşünüyordu. Emenike'yü sırf hızlı olduğu için Youla, Preko tarzı boş alan topçusu, yani kapanan takımın kontra atak topçusu sanmaları onların en büyük yanılgıları oldu. Nijeryalı, iki maç sonunda, hatta 120 dakika içinde ne tür etkisi olabileceğini ispatladı. Attığı gollerin yanı sıra, 90.dakikada bile yaptığı presi veya ikili mücadele kaybetmemesini de eklemek lazım. Cardozo'nun ve Webo'nun yapamadığı şeyler. Zaten Cardozo'nun yaptığı şeylerin hemen hemen benzerini Webo da yapabiliyor. Dönem dönem Webo silahını kullanarak, Emenike-Sow ve tabi ki Kuyt üçlüsünden vazgeçmemek yaratıcı ayağı olmayan Fenerbahçe'nin zorunluluğu...

Ersun Yanal'ın asıl düşünmesi gereken ve ön tarafı değiştirmekle uğraşmasından önce yönelmesi gereken yer Fenerbahçe orta sahası... Baroni, Holmen, Topal, Salih, Alper, Emre, hatta  unutulacak noktaya gelen Meireles... Burada kim oynamalı? Fenerbahçe taraftarı her ne kadar Baroni ile soğuk ilişkiler kursa da, Ersun Yanal'un bu oyunculardan en çok onda ısrar etmesini anlıyorum. Özellikle son iki maçta attığı paslarla oyunun akışını yönlendirdi ki, sezon başından bunu daha iyi yapan oyuncu olmadı. Holmen'in ilk maçındaki açlığı birçok taraftarın da aklında yer edecek ve sürekli "Neden oynamıyor" sorusunu sorduracak ama Alves'i de katarsak, 6 yabancının Emenike, Sow, Kuyt, Baroni ve yedekteki Webo olması en doğrusu gibi gözüküyor.

Dün için sevindirici olan Alper ve Salih'in iyi top oynaması ve asist yapmaları oldu. Alper'in Salih'in önünde olmasının en önemli farkı ise 26'nın daha cesur olması. Salih'te özgüven sorunu var sanırım. Ya da tribüne öyle yansıyor. Alper, kaleye gitmeyi çok seviyor ve bunu yaparken çekinmiyor. Salih ise yüzünü kaleye çevirmeye korkuyor. Oysa 48, geçen sezon Uefa yarı finalinde Işık Stadı'na çıkmış, yaşına göre önemli tecrübeleri yaşamış, bu nedenle de bazı şeyleri çabuk atlatmış olması gerekirdi. Neyse ki attırdığı gol onun biraz daha güven kazanmasına yol açacak.

Fenerbahçe'nin içeride oynadığı son 4 maçın 3'ünde rakibin oyuna etkisi oldukça azdı. Sadece Trabzonspor, Fenerbahçe'ye karşı bir şeyler yaptı. Bazen oyununun hakimiyetini kaybetti, bazen saldırdı, oyuna göre oyuncu değiştirdi, doğru yanlış bir şeyler denedi. Ama diğer 3 takım, Fenerbahçe için iyi bir hazırlık maçı oynamasına yardımcı oldu sadece. Fakat artık bitti. Zor maçlar başlıyor. Fenerbahçe'nin önündeki 4 maçı şampiyonluk iddiasını ortaya koymak için en önemli test olacak. Tahminim, ne kadar Fenerbahçe zorlanacak desem de bu 4 maçtan ya 3 galibiyet ya da 2 galibiyet 1 beraberlik alacağı şeklinde. Asıl soru o yenilgiyi kimden alacak? Galatasaray'a yenilmek ile Antalyaspor'a yenilmek arasındaki farkı anlatmaya bile gerek yok.

Cuma maçları çok sıkıcı. İşten çıkıp maça yetişmek maçın kendisinden daha yorucu. Oysa güzel olan maçtan önce geçirilen 3-4 saat. Cuma günleri buna zaman kalmıyor. Fast-food kültürüne uyan maçlar. Stada gir, 90 dakika izle, çık, tüket. Kombine alanlar için büyük sıkıntı. Basketbol maçı hatta Yiğit'in dediğine göre 4 günlük tatilin başlangıcı, Kadıköy'ün atmosferini etkileyen diğer durumlardı. Sonuç olarak diğer maçlar kadar keyif alamadığımız bir gün oldu. Sanırım bizim önümüzdeki hafta oynayacağımız Konyaspor maçı da cuma günü. Ama Arena'daki maçın cuma günü olması daha güzel. Metro boş olur, maça gidilir, dönülür. Ve ondan sonra önce Bursa-Fener maçı beklenir, sonra da derbi havasına girilir. Kritik aya giriyoruz.


Salı, Aralık 25

Tosun



Böyle fotoğrafları seviyorum. Adam uçuyor amk. Hem futbolcusun hem gol atıyorsun hem uçuyorsun. Süperman misin?

Değil tabi. Cenk Tosun balondu söndü. Nerede ilk geldiği günler.

Gaziantepspor'un 23 numarasını Cenk Tosun giyiyor. Ama yandan bakınca hiç Cenk Tosun gibi durmuyor. Metin Akan'a daha çok benziyor. Bilmeyenlere de hatırlatalım, Metin Akan da en son Adanaspor'a transfer olmuştu.

Pazar, Ağustos 5

Kırılma Maçları #3



Kırılma maçlarının şahı. Belki de son 5-6 senede Süper Lig'in şampiyonluğuna derbiler ve bahar aylarındaki şampiyonluk maçları dışında bu kadar etki eden başka bir maç yoktur.

Maça iyi başlayan, hatta golü bulan (Golde Kazım'ın ısrarı,takibi unutulmaz - gerçi unutuldu, hatta görülmedi bile-) Galatasaray, kendi sahasında maçı garantiye aldığını düşünüyor.

Ama öyle olmuyor. Arka arkaya gelen goller ve kırmızı kartlar skoru değiştiriyor. Muslera'nın son kötü maçı, Servet'in fiilen olmasa da son maçı. Kırmızı kartlar ve yenilen 4 gol, takımda daha önce olmayan şeyleri uyandırıyor. Çimleri döven futbolcu, hırsından topu ısıran takım kaptanı, sahanın üzerine çöken tribün. 

Bundan yaklaşık 1 sene önce, bu sefer eski stadyumunda yine bir iç saha maçında 4 gol yenilerek bir mağlubiyet alınmıştı O gün tribünlerin adını sayıkladığı hoca, 1 sene sonra yine 4 yiyordu. Fakat bu sefer maç sonu destek tezahüratları yükseliyordu. Bir sonraki hafta takımın formasyonu ve isimler değişmişti. Takımın kimliği bile değişmişti. Bazı mağlubiyetler, bir galibiyetten daha hayırlıdır denir ya, işte o mağlubiyet budur. 

Teşekkürler maçı çığrından çıkaran Abdullah Yılmaz

Şampiyonluk tam olarak burada gelmiş olabilir.

Bu arada Gaziantepspor'un attığı goller çok güzeldi. Direkten dönen topun Popov'un önüne düşmesini otur defalarca izle. İstesen atamazsın.

Pazar, Şubat 12

Lig Özeti




- Kural hatası olan bir maç anca bu sezona yakışırdı.

- Burak'ın iki gol attığı maç, tam bu sezonun maçı.

- Onun dışında maç da kötü maçtı.

- Trabzon iyidi, Gaziantep kötüyüdü. Biz daha sıkı bir maç bekliyorduk.

- Gaziantep'in kadrosu iyi bir kadro değil. Göz yanılsaması. Sadece adı bıraz parlayan topçuların toplanması. Tıpkı Kayseri gibi.

- Trabzon ise sanılandan daha iyi takım. Bu kadar geri kalması teknik direktörden kaynaklanıyor ama teknik direktör de sanılandan daha yetersiz.

- Şenol Güneş'in B planı yok.

- Turgut Doğan Şahin her hafta başka bir takımın yedek kulübesinde otursaydı sorun çözülürdü. O da rahatlardı hem.

- Popov?

- Maçın en kötüsü Antalya bölgesinden Kamil Abitoğlu

- Maçın en iyisi Antalya bölgesinden Burak Yılmaz

- Golcü Mustafa Yumlu

Pazar, Şubat 5

Geri Döndük


- Hem skorda hem puan durumunda.

- 2 maç ve 2 deplasman sonra galibiyet; çok guzeal

- Necati'yi bu kadar erken 11'de görmek şaşırttı beni.

- Engin'i seviyoruz, güveniyoruz, yeteneklerine inanıyoruz ama oyun içinde aklını kullanamıyor, çıldırtıyor.

- Kendisi maçın yıldızı oldu ama neden her maç ya da her an böyle oynamaz ki...

- Emre Güngörlü günleri unutmadık. O da bizi unutmamış.

- Hakan Balta hem iyi hem kötü anlamda inanılmaz işler yaptı.

- Tehlikeli hareket verilebilirdi.

- Mesaj kaygılı gol sevinçleri de geri döndü. Oysa bu takımın en güzel şeyi, düşünmeden yaşadıkları gol sevinçleriydi.

- Yasin Pehlivan bu sezon izlediğim en iyi oyunu oynadı.

- Gaziantep'ın en iyisi Popov'du.

- Seviyoruz ama Sabri kötü kaç zamandır.

- Seviyoruz ama Melo kötü kaç zamandır.

- Sevmiyoruz ama Necati fena değildi bu maç.

- Selçuk'un kaçırdığı gol inanılmaz, gol olsaydı Engin'e 1 asist daha yazardık.. #adreseteslim

- Dany iyi stoper. Eskiden orada Deumi'nin oynadığını düşününce bir de...

- Hikmet Karaman'ın takımı olamamış ama hala. Tolunay'ın takımı gibi oynuyorlar.

- Bizim sağ taraf dökülüyor.. Neden acaba?

- Play-Off'u başımıza getirene...

- Yenik durumdan dönülen ikinci deplasman

- Look, i don't care

Çarşamba, Ocak 25

Gergin Geçen Antep Maçları




- Arena'da bizim maç, Kadıköy'de Fenerbahçe maçı (izlemedim), bir de bugün.

- Rakip Gaziantep olunca tribün ve takım geriliyor, olaylı oluyor. 3 maçtan tek kaybeden de biz olduk.

- Güzel maç değildi aslında. İlk yarı sıkıntılıydı.

- Cenk hiç kendini geliştiremedi.

- Hugo Almeida ağzıyla kuş tutsa yaranamaz sanki.

- Golden sonra futbolcularıan koşan hoca candır. Carvalhal'da Gerets havası var.

- Carvalhal'da mı Carvalhal'de mi?

- Fernandes durgun son maçlarda. Hal böyle olunca Beşiktaş da durgun. Ama topa vuruşunu bile izlemek yeterli.

- 3 tane sakatlanan Gaziantepsporlu..

- Beşiktaş taraftarı Mahmut'a haksızlık etti ama Elyasa'ya falan az bile yaptı.

- Emre Güngör'ün yedek kalması önemli ayrıntı.

- 6 dakika uzatma?

- Turgut Doğan Şahin balon olacak. Tıpkı Cenk Tosun gibi.

- Kalbimin en orta yerinde derken gelen gol.

-

Çarşamba, Ekim 26

Kırmızı



- Engin Baytar ile Kazım'ı kadroda görünce şaşırdım, uzun süre yoklardı güya..?

- İkisi de farklı başladı. Sakin Engin kartla başladı, formsuz Kazım asist yaptı.

- Gökhan Zan'ın beklenen sakatlığı.

- Hakem konuşmak değil de, Melo da kırmızıdan yırttı..

- Muslera'nın beklediğimiz kötü maçlarından biri. Arada olacak böyle maçları.

- Orhan, Muhammet, Cenk.. Gol atanlar genç çocuklar. Gaziantep iyi takım. Tolunay gidince daha da iyi oldu.

- Uzun bir süre sonra ilk defa yenilgiye, rakibe, yenilen gole, hakeme isyan eden bir takım izledim. Mutluyum.

- Bu maç dönmedi ama daha çok maç döner.

- Elmander büyük adam.

- Sarı formayla çıkınca, kırmızıyı tamamlamak kartlara düştü.

- Dönem dönem Culio özleniyor

- Yenilgiden sonra takımı çağıran taraftar. Zaten böyle yenilen takım çağrılır.

- Tribün ne kadar azsa, etkisi o kadar çoktur.

Pazartesi, Nisan 18

Fenerbahçe 1-0 Gaziantepspor


Cumartesi sabahı evden çıktığımda tek amacım, ayağı burkulan Yücel'i otobüse bindirmek, bir toplantı için davet alan Yiğit'i Faruk Ilgaz Tesisleri'ne bırakıp eve dönmekti. 2 saat sonra tesislere ben de girdim. Tesislerden çıkınca, elimde iki tane Fenerium tribün bileti vardı. Bu blogun Fenerbahçeli kurucusu Uğur'u aradım ve 3 kişi maça girdik.

Maça gitmeyi beklemiyordum. Çok fazla ilgilenmiyorum. Fenerbahçe'nin biz olmadan dahil olduğu şampiyonluk yarışı ilgimi çekmiyor. Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemiyorum. Fenerbahçe'nin başarısız olmasından çok bazı Fenerbahçeliler'in mutsuz olmasını istiyorum. Bunu söylemekten/yazmaktan çekinmiyorum. İnsanları Fenerbahçeli ve Fenerbahçe düşmanı olarak ayıran kitlenin mutsuz olmasını istiyorum.

Nisan ayında bir takım şampiyonluk yarışında ise o stadda çok güzel atmosfer olur. Kadıköy bu teoriye uygun bir maç öncesi yaşadı. Stad güzeldi, doluydu. Fakat can sıkan şeyler yok değil. Bir stadyumda bu kadar sponsor olması rahatsız ediyor. Tribün yükünü Türk Telekom değil lise açık çekiyor, diğer tribünler çok az katkı sağlıyor. Hakem ıslıklamaya ve rakibi baskı altına almaya yüzde yüz katılan 52.000 kişi, Fenerbahçe diye bağırmayı "zoraki" olarak görüyor.

Aynı şeylerin çok yakında bizim stadyumda olacağını (hatta olmaya başladığını) biliyoruz. 90'lı yıllarda çocuk olmayı Burak Kut dinlemekten daha farklı hisseden biri olarak, Efsane Maraton'un bu halini görmek (Fenerbahçe düşmanı) iç acıtıcı.

Yapılan koreografiyi bulunduğumuz yerden net göremedik, maç sonunda güzel bir düşünce olduğunu anladık. Ama staf hoparlöründen kaldır-indir-çekme komutlarının verilmesi de negatif puan olarak geçti.

Maçın bu gün hala konuşulmasının nedeni Hüseyin Göçek. Hüseyin Göçek'ün kötü hakem olduğunu, basiretsiz bir hakem olduğunu, her Türk hakemi gibi eyyam kralı olduğunu ve her güzel maçı mahveden bir hakem olduğunu daha önceden biliyorduk. Kadıköy'de de kötü maçları, kötü kararları olmuştur. Mesela Lincoln'un frikiği, mesela geçen sene tam bu zamanlar Beşiktaş maçı.

O nedenle bu haftaki katliama şaşırmadım. Büyük takım taraftarı olarak kendi stadımda da böyle hakem kararları, böyle çirkin takımları çok gördüm. Artık şaşılacak bir şey yok. Güzel hava, güzel atmosfer ve ardından güzel futbol bekliyoruz. Fakat çirkin hocaların takımları ve basiretsiz hakemler keyifli maç isteğimizi alıyorlar.

Tek tek hakem kararlarını yazacak değilim. Kimin lehine daha çok kimin aleyhine daha çok yapıldığı artık önemli değil. Sıkılıyorum. Hakem Fenerbahçe aleyhine hatalı karar verince herkesin "sence faul muydu" diye sormasından da korkuyorum. Sanki faul desem "adamınız faul diyor" tepkisi alacağım. Objektif olması gereken hakemin kararlarını objektif olarak yorumlamak, konuşmak zorunda olmaktan hoşlanmıyorum. Onlar düzgün maç yönetsin ben düzgün maç izleyeyim. Futbolun katili hakemler işini doğru yapsa, biz de ilişmesek o konulara ne kadar güzel olacak.

Bir de İstanbul'a gelen Anadolu takımı problemi var. 11 kişi savunma. Sertlik. Gerçi ben Gaziantepspor'un Türkiye ortalamasından daha sert oynadığını düşünmüyorum. Hatta iki takımın eşit derecede sert oynadığını (Fenerbahçe'de Lugano takımın ortalamasını yükseltiyor) düşünüyorum. Buna rağmen 11 kişi savunma yapmak nedir? Savunma da bir sanattır. Bunu iyi yapabilen takımlar var, onları izlemek zevk verir. Ama Gaziantepspor, daha doğrusu Tolunay Kafkas takımları, bu sınıfa hiç bir zaman giremez. Aslında bir yandan da Fenerbahçe'nin kazanmasına sevindim. Eğer Gaziantepspor sahadan 1 puanla ayrılsaydı, "taktiksel başarı", "büyükler bunu örnek alsın" vs zıravaları söylenecekti. En azından o engellendi.

Gaziantepspor'un çok güzel kadrosu var, yetenekli futbolculara sahip. Olcan var, Cenk var, Sosa var, Popov var. Buna rağmen Olcan'ın direkten dönen şutunu hiç göremedik. Elyasa'yı Hüseyin'i izlemek istemiyorum. Gaziantepspor bu sene İstanbul'a, 3 Büyükler'e 5 kere geldi, hiçbirinde gol atamadı.

Çok karışık duygularla maçı bitirdim. Tolunay'dan daha çok üzülmüş olabilirim. Yanımda 90 dakika Alex'e küfreden Fenerbahçeli'den ben bile tiksindim. Şampiyonluk golü olabilecek bir son dakika golünden 3 dakika sonra "kümede kal Galatasaray" diye bağıran 20li yaşlarındaki boşluk, son hafta şampiyonluk kaybederek bir kez daha ağlasın istedim.

Bu lig, bu hakemler, bu teknik adamlar ve taraftarlık kültüründen, takım sevgisinden nasibini almamış insanlar zevkimizi piç ediyor. Umarım hepsi tez zamanda sahalardan ve tribünlerden uzaklaşır.

Perşembe, Mart 3

Galatasaray 0-0 Gaziantepspor


Galatasaray geçen sezon soğuk ve karlı bir kış günü lig maçında Gaziantepspor ile karşılaşmıştı. Lucas Neill'in Galatasaray taraftarı önündeki ilk maçıydı. O gün maç sonunda Neill'in beklentiyi karşılamadığını yazanlar olmuştu.

Galatasaray o gün, 74 dakika rakibi bunalttı. Golü bulmakta zorlandı. En sonunda arka direkte biten taraftarın sevgilisi Mustafa Sarp golü attı. Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarından sonra yine kritik bir gole imza atıyordu Sarp. Şampiyonluk yarışı giderek kızışırken çok kritik bir 3 puan.

O gün herşey bu kadar pozitif değildi muhakkak. Tatsız hadiseler de yaşanmıştı. Galatasaray, skor 0-0'ken penaltı kazanmıştı. Topun başına, günün kötü ismi Nonda geçmişti. O günün Büyük Kaptan Arda Turan, topu Nonda'ya vermişti. Golü atıp moral bulsun diye. Nonda, penaltıyı kaleci Mahmut'a nişanlayınca, Galatasaray tribünlerinin bir kesiminden cılız da olsa ıslık sesleri duyuldu. Bu arada o gün başarılı maç çıkaran Mahmut, bugün artık Gaziantepspor'un yedek kalecisi. Kırmızı-siyahlı takımın kalesinde yetenekli Mahmut'tan daha kaliteli bir isim var. Galatasaray ise 1 sene önceki maçtan sonra 4 tane kaleci kullandı.

Galatasaray'ın hızlı düşüşü, kaybedişi. Kupalar, şampiyonluklar önemli değil ama değerlerin kaybolması en büyük acı. Ayhan'ın ıslıklandığı anda neyi gördüğünüz önemli. Tribünde salya saçarak takım kaptanını ıslıklayanlar 2008 yılının mayıs ayında şampiyonluğun nasıl geldiğini hatırlıyor mudur mesela? Peki aynı insanlar, son dakikada forvet oynayan Servet için "aslan Servet, bir tek o oynuyor" derken bundan 3 ay öncesini hatırlar mı?

Peki biz, Servet'in topu direkten dönünce; "ulan girse sevinemezdim" diyorsak, hata bizde mi?

Aslında her şeyin Kocaelispor maçıyla başladığını biliyoruz. O 5 gol atan Kocaelispor'un şu an 2 lig aşağıda olduğunu görüyoruz. Taner Gülleri'den 1.5 yıldır haber yok. Skibbe Almanya'da, Galatasaray hala kendine hoca arıyor.

Hamburg maçında ıslıklanan Lincoln'u beğenmeyenler, zaten Mustafa Sarp ve Ayhan'ı izlemek zorundadır. Yalnız Hamburg maçı demişken, Galatasaray o kadar büyük camia ki, 2 sene boyunca iyi oyalandık.

Ve bu iğrenç stad. Birşey nasıl başlarsa öyle gider kanunu. Islıklarla-yuhalamalarla açılan stad, aynı tarzla devam ediyor. Galatasaray burada 4 resmi maç oynadı. Bu sürede topa ayağını değmeyen bir futbolcu ile takım kaptanı ıslıklandı.

Başarısızlık değil, tahammülsüzlük, ukalalık sürekli değişimler, kandırılma hissi... Can acıtanlar bunlar. Kimse kimseyi suçlayamaz, bu tablo herkesin ortak eseridir.

Pazar, Şubat 13

Erken Gol Yanıltır


-Yensek ne değişecek, yenilsek ne değişsecek? Bırakın Hagi denesin, verilsin şu zaman. Seneye eylülde işler kötü giderse konuşur, tartışırız Hagi'yi. Zaten artık sezon ortaları yolluyoruz hocaları.

- Geçen hafta erken gol attık, yanıltıcıydı. Bu hafta da erken gol yedik. Bu da yanıltır.

- Zapata geleni geçeni içeri alıyor demek çok büyük saçmalık. 1 gol yedi çünkü. Zapata yüzünden yenildik demek de büyük saçmalık. 3-2 veya 4-3 yenilirsin o zaman kaleciyi suçlarsın ama 1-0 biten maçta kaleciyi suçlamak büyük takıma yakışmaz. O gol son 15 dakikada gelse belki. Ama 80 dakika maçı çeviremiyorsan kaleciye takılmamak gerek.

- Bizim bir Arda vardı ne oldu?

- Servet pazubandı takınca mekandan çıkmaya niyetlendim, önüme çay gelince kalktım. 80'de çıktım. Servet'in oynması yetiyor, bir de kaptan olması...

- Devre arasında dans eden Gaziantepspor taraftarları nedir?

- Stancu ve Culio.. Güzelsiniz.

- Eskiden Lig Tv daha güzeldi. Melih Şendil ve Gümüşbıçak tek başlarına maç anlatırken ligin rengiydi. Şimdi ses kısıyoruz.

- Cenk Tosun.

- Emre Güngör Galatasaray sahaya çıktı mı sakatlanıyor.

- Anıl Dilaver Konyaspor'da Gol Kralı olur (Zafer Biryol tarzı) ama Galatasaray'da, cık, olmaz, zor.

- Maç izlediğim yerde izlediğim son maçta Suarez elle oynamıştı, Cavani falan sahadaydı. Nereden nereye.

- Hagi'yi eleştireceğim tek konu; Balta ve Serkan bek tercihleri. Özellikle Balta'ya hiç gerk yok, koy Insua'yı. Sabri de sağda canavar.

Pazar, Kasım 14

Emre Yoksa Sıkıntı Var




- Tam Sergen Yalçın girişi oldu ama maçın özeti budur.
- Bu hafta boş vaktim olursa Emre yokken FB kaç gol yemiş ona bakacağım. Bazen çok canım sıkılıyor.

- Gaziantepspor'un uzaktan şutları.

- Kadıköy'de maçı izlediğimiz tüm arkadaşlara teşekkürler. Tek tek isim yazamıyorum şu saatte, iyi çocuktur hepsi.

- Serdar Kurtuluş güzel attı. Akla Tigana gelir böyle durumlarda.

- Tabata attı Beşiktaş'a gitti, J.Cesar attı adı Beşiktaş ile anıldı, Serdar Kurtuluş attı Beşiktaş yollamıştı.

- 2000 yılında yine bir Gaziantepspor-Fenerbahçe maçını Kadıköy'de izlemiştim, yine 2-1 Gaziantepspor yenmişti. Rövanş 4-3..

- Aslında maça çok da hakim değilim. Tam olarak ne oldu?

- Gaziantepspor'un Google'a bakmadan adını yazamayacağım kalecisini de es geçmeyelim.

- Ahmet Arı ve Murat Ceylan'da benim görmediğim ne var?

- Alex'in golü değil de Alex'in sol bek gibi topu alıp çıkışı çok güzeldi. Semih piç etti o pozisyonu.

- Caner Erkin iyi bir adam mısın, kötü bir adam mısın karar ver artık.

Salı, Eylül 14

Galatasaray 1-0 Gaziantepspor


Dün maçtan çıkarken hepimizin dilindeydi; 1-0 yetmez ama evet. Bugün Fanatik'in bu manşetle çıkması tesadüf değil. Galatasaray futboluyla tat vermiyor ama bu futbolla alınan 3 puanlar değerli. Fenerbahçe ile aynı puandayız, Beşiktaş'ın 3 puan gerisinde. Rakiplerimiz bunlar oldukları için değil, hafta sonu derbi oynanacağı için olumlu bir tablo var.

Tablolar, skorlar olumlu ama sahada olumsuzluklar daha fazla. Futbolcu ve hoca eleştirmeyi bir kenara bırakarak olumlu tarafları saymakta fayda var.

Neill, Kewell ve Baros üçlüsünün bu takımda olması çok büyük şans. Bu futbolcuların futbol kalitesi bir kenara, lider karakterleri, sahaya bakmak için bir neden haline geliyor.

Bir diğer yabancı, en yeni yabancı Misimoviç ilk maçında soğuk ve durgun değildi. Fakat bir Galatasaray klasiği olarak, gelen yabancının ilk maçında gol atması gerekirdi.

Insua ise haftalardır çekilen Hakan Balta çilesinden sonra, çok daha iyi bir sol bek izlettirdi. Üstelik sağ tarafta da Ali Turan olunca takımın açık ara en iyi beki oldu ilk maçında. Yine de eksikleri göze çarptı, arkasına çok adam kaçırdı ve fiziksel olarak bir çok pozisyonda zayıf kaldı.

Bir başka iyi şey, maçı izlemeyenler belki inanmayacak ama, Aydın Yılmaz'ın oyuna girişiyle takımın hareket kazanması. Aydın, belki de son 2-3 yılın en etkili futbolunu oynadı. Gerçi geçen sene Netenya maçında da iyidi ama devamı gelmemişti.

Bir diğer güzellik, Servet'in haftalar sonra top oynaması. Bu sefer gerçekten iyidi, 2008'de şampiyonluğu getiren Servet'e yaklaştığı maçlardan biri oldu.

Bazı sıkıntılar olduğunu hissediyoruz ama bunları yazmak içimden gelmiyor şu an. Dün keyifsiz bir maçı gülerek-eğlenerek izledik. Artık maç atmosferine kendimizi fazla kaptırmayınca, takımın olumsuzlukları da gözümüze pek çarpmıyor. Fakat takımın "Arda'sız oynayabilmeyi becerebilme" çabası içinde olmasını isterdim, bu pek gerçekleşmedi.

Tribün, bir pazartesi günü, bayram dönüşü referandum sonrası ağzına kadar doluydu. Buna rağmen biliyoruz ki, 2-3 hafta sonra, "ortalama 12.000 seyirciye oynayan Galatasaray" haberleri çıkacaktır.

Taraftarın takıma katkısının ise artık tartışılacak bir tarafı kalmadı, çünkü sonuç alınacak bir noktada değiliz. Yeni stada geçen kadar bazı aksaklılar olacaktır.

Gaziantepspor'u tıpkı geçen sene olduğu gibi, yeni yabancılarımızın kadroya girdiği bir maçta, tek golle, zar-zor yendik. 3 puan güzeldir.

Pazar, Mart 21

Haftanın En Sıkıcı Maçı


-Gaziantepspor'un formaları maçın en güzel şeyiydi.

-Andre Santos'a yapılan hareket penaltıydı.

-Ahmet Arı neden 11 başlamadı anlamadım.

-Gaziantepspor'un hocası Koçeryo aynı Romario değil mi?

-Bu arada düşündüm de aslında Guiza'nın golü Gaziantepspor'un formasından daha güzeldi.

-Tribünde Daum'un arkasında duran iki adama dikkat edelim. Bursaspor maçında ön plana çıktılar, Daum tribünle tartışırken biri kahkaha atıyordu, diğeri somurtuyordu. Bu maçta da gördüm onları. Kibar Feyzo filmindeki iki jandarma gibi kült olma yolunda ilerliyorlar.

-Deumi'ye "beyni olmayan stoper" diyen bir arkadaşım var.

-Maçla ilgili değil, sakın Pizza Hut'a gitmeyin. Pizza Hut eski Pizza Hut değil.

-Eskiden bu takımın orta sahasında Anelka,Appiah, Marco, Tuncay oynuyordu. (Ulan yanlış oldu bunu Rıdvan diyecekti.)

-Bu arada düşündüm de aslında Guiza'nın kız arkadaşı maçtaki herşeyden daha güzeldi.

Pazartesi, Ocak 25

Galatasaray 1-0 Gaziantepspor


Çok istedim maçın oynanmasını. Puan kaybını bile göze almıştım. Bunun birinci nedeni A.Madrid maçları öncesi fikstürde sıkışma olmasından korkmam, ikinci nedeni ise tribünde olmanın, stadyumda olmanın bu sene farklı bir heyecan yaşatması. Artık uzun yıllardır alışık olmadığımız kadar güzel bir takımımız, güzel bir futbolumuz var. İzlemek için sabrısızlanıyorum. Çocuk gibi, "maç günü gelse de stadyuma gitsek" diyerek içleniyoruz. Bir de Kapalı'da olmak var tabi. Eski Açık'ta sıkıldığım günlerden sonra Kapalı'da olmak da ayrı bir keyif. Dün Yeni Açık takviyeli Kapalı'da ıslanmayı da becerdik.

Bu zevkten uzun bir süre mahrum kalıyoruz şimdi. Ali Sami Yen Stadı, eğer bir Türkiye Kupası maçı çıkmazsa, senenin en önemli maçı olan A.Madrid maçına kadar kapılarını kapatıyor.

Gaziantepspor maçı, burada oynadığımız son lig maçı olan Gençlerbirliği maçına çok benziyor aslında. İyi top yapan Galatasaray, pozisyona giren Galatasaray ama gol atamayan Galatasaray. İki maç arasındaki tek fark, Gençlerbirliği'nin 15 dakika içinde kabus gösteren ataklarının Gaziantepspor tarafından gerçekleştirilmemesi. 10 kişi kalmaları önemli bir avantaj sağladı bize. İki maçta da goller hemen hemen aynı dakikada geldi. Bundan sonraki maçlarda gol atma işini daha erken yaparsak, farkı da açabiliriz.

Maçın yıldızı tartışmasız Caner Erkin. Uzun süredir bu kadar iyi oynayan ve bunu devamlı hale getiren, üretken ve efektif (ne demek lan bunlar) bir futbolcu görmemiştik Sami Yen'de. Sanırım en son Arda'nın ilk senesi böyleydi. Caner, transferin son gününde takıma kazandırılan isim iş yapar önermesinin son örneği olarak karşımızda. 1 ay içinde Galatasaray taraftarı Kewell ile birlikte Caner'in de sözleşmesinin uzatılmasını isteyecek. Yönetim kurulu mart öncesi bu çağrıya kulak verir mi merak konusu.

Arda demişken, kaptan hala Bosna maçı yorgunu galiba. Bekleneni veremiyor. Vazgeçemiyoruz da. Kötü gününde bile istatistiğine asist yazdırıyor. Bu açıdan Alex ile benzetmek mümkün (Bu cümle bana +100 tiraj kazandırır, Alex'e laf attım, koşun).

Asisti yapan Arda, golü atan Mustafa. Bir başarı hikayesi Mustafa Sarp. Bizle anlaştığında tahminimiz, tam da bugünlerde Bursaspor'a veya Eskişehirspor'a gideceği şeklindeydi. O ise şampiyonluk yolundaki en önemli 3 puanlardan birini kazandıran golü attı. Takımın vazgeçilmezlerinden biri oldu. Fizik olarak hocasi Rijkaard'ı, ruh olarak eski hocası Bülent Korkmaz'ı, attığı gollerle de eski arka direk golcümüz Capone'ı hatırlatıyor.

Gözler yeni transferlerdeydi. Fakat çok fazla gözlem yapamadık. Lucas Neill'in yerine Emre Aşık da oynasaydı birşey farketmezdi. Ve evet bu da önemli. Takımın gizli kaptanı Emre Aşık'tan farkı yoktu ilk maçını oynayan Lucas Neill'in. Lider özellikli bir topçu lazım diyorduk. Lucas Edward Neill o karakterde. İsmi bile İngiliz Kralı ismi gibi.

Jo ise Türkiye Ligi'nde çok can yakar. Hareketli, deparlı, atarlı, fizikli. Elano ile iyi bir ikili olurlar ki, Elano her geçen gün bazı isimleri haksız çıkarmaya, sinirlendirmeye devam ediyor. Müthiş bir Elano izledik. Bu da demek oluyor ki 1-2 hafta içinde "Elano'nun İdmandaki Tavırları Rahatsız Etti" başlıklı haberler yazılacaktır.

Elano'nun oyundan çıkması ve onun suratının asılması tek can sıkan şey. Kabak sürekli Elano'ya patlıyor. Penaltı ona attırılmıyor, kaçırılıyor. Penaltı kaçıran futbolcu oyunda kalır ilkesine bağlılıktan Elano oyundan çıkıyor. Takımın günah keçisi geçen seneye kadar başka isimlerdi, şimdi Elano olacak herhalde.

Uğur Uçar'ın oynaması beni çok tedirgin etti. 2 sene önce karlı bir sahada kaybettiğimiz Uğur'u hala tam olarak göremedik. Uğur'dan daha etkili bir Sabri vardı mesela, onu bekliyoruz. Ama o da yok oldu birden nedense. Bursaspor deplasmanında çok gereksiz gösterilen bir sarı kart gördü cezalı duruma düştü. O günden beri oynanan 4lig 3 kupa maçından sadece bir tanesinde oynadı. Uzun sakatlık sanırım..?

Barış ve Hakan Balta hakkında da birşeyler yazmak gerekirse, fena değillerdi. Barış, bu tip maçların adamı. Takımın gücünü arttırdı. Hakan ise normalde yapmadığı kadar bindirmeyi yaptı bu sefer. Bu arada Leo bize yine 1 gol hediye edecekti.

Son olarak Nonda'yı yuhalayan karakter yoksunu insanlara gelelim. Nonda'yı beğenmemek mümkün. Hatta şu futboluyla çok mümkün. Fakat bu onu ısılıklamak gerektiği anlamına gelmez. Bazıları, bilet parası veriyor diye hiçbir futbolcuyu ıslıklama hakkına da sahip değildir. Galatasaray forması giyip emek sarfeden her futbolcu saygıyı hakediyordur. Ona saygı göstermeyenler inşallah maça girecek bilet parası bile bulamazlar ve bu stadyuma bir daha giremezler.

Galatasaray futbol takımı iyi yolda.

Perşembe, Aralık 3

Hollanda'dan Puanla Dönen İlk Türk


Fenerbahçe, Hollanda takımlarını deplasmanda yenen ilk Türk takımı oldu dün gece. Biz de hemen kısa bir nostalji yapalım. Hollanda takımlarından puan alan ilk Türk takımı na bakalım. BU takım İstanbul'dan değil, memleketin güneydoğusundan.

1996 Haziranı'nda Groningen ile deplasmanda İnter-Toto organizasyonunda karşılaşan Gaziantepspor, 38.dakikada yenik duruma düşüyor. Beraberliği ise 77.dakikada bulduğu golle kurtarıyor. Golü atan ise bir kaleci. Gaziantepspor'un o yıllardaki penaltıcısı Metin Akçevre.
Kadroda Ayhan Akman, Mehmet Gönülaçar ve Lima gibi isimler de var.

Bu maça dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Böyle bir maçın olduğunu bile bugün öğrendim. 1996 yazı farklı bir yazdı. Yine Bodrum'da başlamıştık o yaza. Ve tabi Euro 96. Kupada final oynayacak olan Çekler ve Almanlar, bizim gruptan çıkan Portekiz'i ve Hırvatistan'ı eliyor aynı gün. Turnuva hakkında hatırladığım şeyler çok fazla ama yeri burası değil. Gaziantepspor'a geç bir tebrik yollayalım.