sergen yalçın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergen yalçın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ekim 28

Milli Takımın Adı Yok

"Sayın Sergen Yalçın, istifa etmeyi düşünüyor musunuz?"

Bu soruyu son 10 günde hiç duydunuz mu? Duymadınız, çünkü sorulmadı. Zaten sorulmaması da gerekiyor. Peki o zaman neden Şenol Güneş'e soruldu?

Yazının Sergen Yalçın veya Beşiktaş ile çok alakası yok. Fakat Sporting maçı sonrasında olanlar (daha doğrusu olmayanlar) bir benzetme oluşturmak için faydalıydı. O nedenle referans noktamızı Beşiktaş üzerinden alıyoruz. Ve esas eleştireceğimiz mecra ve yazının konusu da spor basınımız olacak...

Yazının merkezinde Beşiktaş olmadığını inandırabilmek için de yazıyı Sporting maçının hemen ardından yazmadım. Beşiktaş'ın galibiyeti için bekledim. Hemen bir derbi galibiyeti yaşanınca, beklenen zaman geldi. O zaman esas konumuza geçelim.

Türkiye futbol ortamında en sık söylenen yalanlardan biridir; "Milli takım herkesin takımıdır" sözü. Buna benzer cümleler de çoktur. Hiç birine inanmayın. "Milli takım hepimizin gözbebeğidir, canımızdır, ciğerimizdir." Yalan! Külliyen yalan!

Milli takım kesinlikle kulüplerden daha az seviliyor. Milli takımın taraftarı yoktur. Buna TFF'yi de dahil edebiliriz. İnsanların kendi günahlarını attığı ve sorumluluklarından azade olmasını sağladığı kurumlardır bunlar. Zira geri dönüşü olmaz. Çünkü güçsüzdürler. Kimse onlardan yana değildir. Haliyle milli takım teknik direktörleri ve futbolcuları da birer boks çuvalıdır. Herkes canı sıkıldığında yumruk atsın diye ortalarda dolanırlar. Herkes yumruğu sallar, için boşaltır. Karşıdan bir yumruk da gelmez. Yumruğu atan rahatlar, devran dönmeye devam eder...

İsviçre maçınından sonra Şenol Güneş'e sorulan soruyu hatırlarsınız. İstifa sorusu. Çok da normal gelmişti herkese. Sorulması gerekiyordu hatta. Ortada bir başarısızlık vardı. Üç maç kazanamamış bir teknik direktöre başka ne sorulacaktı? Hatta o sorunun normalleşmesi ve devamındaki itibar kaybı için de hocanın bazı cümleleri de cımbızla ayıklandı. Mesela İtalya'nın maç öncesi ısınmadaki deparları...

Şenol Güneş ile Beşiktaş arasındaki benzerliğe gelelim şimdi. Milli takım organizasyonları ile kulüp takımlarının organizasyonları tabi ki bir değildir. Öncelikle biri çok daha az maç oynar. Ayrıca milli takımlar beraber daha az idman yapar. Yine de bir paralellik kuralım.

Kulüp takımlarının lig müsabakası, milli takımların turnuva eleme grupları ile benzer olabilir. Orada derece yapanlar da bir üst seviyede mücadele ederler. Yani Şampiyonlar Ligi ve yaz şampiyonaları.

Beşiktaş geçen sezonu şampiyon olarak bitirdi ve bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etme hakkı kazandı.

A Milli Takım da, Avrupa Şampiyonası elemelerini ilk ikide bitirerek turnuvaya gitme hakkı kazandı. Hatta Euro 2020'de kötü sonuçlar aldığı dönemde bile 'ligde' (Dünya Kupası eleme grubunda) üç maçta yedi  puan toplayarak ligdeydi. Beşiktaş şu an ligde lider olsaydı, daha büyük bir benzerlik kurulacaktı.

Yine de hem güncel Beşiktaş hem de Haziran ayındaki A Milli Takım için aynı durumdan bahsedebiliriz. İyi giden bir lig performansı ve üç maçta sıfır çekilen üst düzey turnuva. 

Teknik direktörlerin de benzer bir noktası oldu. 

Şenol Güneş'in analiz yapmadığını iddia eden yorumlar, haberler, İtalya maçı deparları ve daha fazlasını sık sık dinledik. Beklenen soru da İsviçre maçının ardından geldi zaten. Analiz yapmamış bir teknik heyetin varlığına inanan spor basını, ter soğumadan soruyu sordu.

Sergen Yalçın da Beşiktaş işe iyi bir lig performansının ardından Şampiyonlar Ligi'nde üçte sıfır çekti. Daha da kötüsü 4-1 sona eren Sporting maçının ardından "Şans golleri yedik. Rakibimizi analiz ettik ama hiç böyle goller attıklarını görmedik" dedi. Oysa Sporting, geçen sezondan beri bu tip organizasyonları çok fazla yapıyordu. Coates de golcü bir stoperdi...

Fakat Yalçın'a aynı istifa sorusu gelmedi. Mesela aynı açıklamayı Şenol Güneş yapsaydı ne olurdu? Cevap verebilmek için Güneş'in hangi takımda olduğunu bilmemiz gerek. Eğer milli takımdaysa yer yerinden oynardı. Kulüp takımında ise bir şey olamazdı.

Sergen Yalçın da benzer bir açıklamayı milli takımda yapsaydı, bu kadar rahat olamazdı. Yaylım ateşi anında başlardı. Bunun nedeni de A Milli Takım'ın taraftarsız olması. "Aman başımızı ağrıtacak tweet'ler gelmesin" korkusunun olmaması...

Büyük kulüplerde çalışan teknik direktörlere kılıçla girmek için, önce taraftardan icazet almak gerekiyor. Eğer taraftar hocayı tartışmaya başladıysa, basın da istenen soruları sorar. Mesela yakın dönemde Vitor Pereira'ya bu sorunun gelme ihtimali, diğer meslektaşlarından daha yüksek. Çünkü Kadıköy'de tartışılan bir isim.

Peki Sergen Yalçın altıda sıfır çekerse ne olur? Buna da Beşiktaş taraftarı karar verir. Eğer Beşiktaşlılar yavaş yavaş homurdanmaya başlarsa basın fırsatı değerlendirir. Fakat tam tersi, hocaya destek tezahüratları, mesajları gelirse, hiç kimse altıda sıfır çeken bir teknik direktöre "İstifa" sorusu sormaz.

Nereden biliyoruz? Benzerleri var çünkü. Güneş'e istifa sorusu soran Galatasaray muhabirleri, 2019-20'de Şampiyonlar Ligi'nde galibiyet alamayan Fatih Terim'e benzer bir sormadı. Sormak bir yana, kamuoyunda neden sorulmadığına dair bir tartışma da olmadı. Zira bu gayet olağandı. Terim, Galatasaray'da seviliyordu. Galatasaray taraftarı onun arkasındaydı. Bu soru sorulamazdı. Sorulmasına gerek yoktu zaten. Fakat Güneş o kadar şanslı ve rahat değildi. Güneş ve A Milli Takım personelleri için aynı durum hiçbir zaman söz konusu olamaz.

Bu da aslında, medyada yapılan işlerin ne maksatla yapıldığının göstergesidir. Basit bir sorudan ütm döngüyü anlayabiliyoruz. Doğru soruyu sormak veya doğru işi yapmak önemli değildir. Önemli olan çoğunluğun istediği soruyu sormak, çoğunluğun istediği işi yapmak ve çoğunluğun istediği cümleleri kurmaktır. Ve A Milli Takım'ın arkasında herhangi bir çoğunluk da yoktur...

Salı, Şubat 11

Büyüklere Dokunma!


Anadolu takımları, İstanbul'un şampiyonluk adaylarını yendikten sonra, hemen ertesi hafta oynanacak maça kolay kolay konsantre olamazlar ve genellikle kayıp yaşarlar. Süper Lig'in yazılı olmayan kuralıdır. Fakat bu sezon işler daha da çetrefilli bir hal aldı. Sadece ertesi haftayı değil, sonrasındaki periyodun neredeyse tamamını kara bulutlarla geçiriyorlar. Günün sonunda da fatura teknik direktörlere kesiliyor. 


Sergen Yalçın (Yeni Malatyaspor): Beşiktaş'ı yendi iki maç sonra görevinden alındı.

Yücel İldiz (Denizlispor): İlk hafta Galatasaray'ı yendi. Ardından oynadığı altı haftada sadece bir galibiyet alabildi. Yerine Mehmet Özdilek geldi.

Bülent Korkmaz (Antalyaspor): Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yendi, Ardından üst üste dört hafta yenildi. Görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

Metin Diyadin (Ankaragücü): Beşiktaş ile berabere kaldı. Sonrasındaki üç hafta yenildi. Görevi sona erdi.

Mustafa Kaplan (Ankaragücü): İstanbul'da 2-0 geriden gelerek Galatasaray ile 2-2 berabere kaldı. Sonrasındaki üç maçı kazanamadı. Görevde kalamadı..

Mustafa Kaplan (Gençlerbirliği): Galatasaray ile 0-0 berabere kaldı. Ertesi hafta kazandı ama sonraki hafta yenilince görevden alındı.

Bülent Uygun (Kayserispor): İlk maçında Fenerbahçe'yi yendi. Devamındaki altı haftada sadece bir maç kazanabildi. Yollar ayrıldı.

Pazar, Aralık 17

Ümit



9 Mart 1993; San Marino - Türkiye Ümit Milli Maçı

Perşembe, Eylül 17

Çarşamba, Kasım 20

Tabuları Yıkanlar






Eskiden, internet yokken, televizyon kanalları belli bir seviyedeyken, her şey ortada değilken, daha güzel konuları tartışıyorduk sanki. Veya biz küçüktük ve o yüzden tartışma konularımız daha farklıydı.

2000 öncesi hayatımın en önemli tartışmalarından biri; Okocha'nın kırmızı kramponları mı yoksa Sergen'in beyaz kramponları mı? Tartışma gibi tartışma. Resmen tabuları yıkmışlardı. Farklı renk krampon mümkün değildi sanki. Bugün çok övülen doksanların, o zamanki renksizliğini yıkıyorlardı aslında. 2000'lerin gelişini müjdeliyorlardı. Bu sayede bütün çocuklar kırmızı veya beyaz krampon satın almıştı. Hatta sarı, mavi vs bile alan vardı...




Gerçi biz Hagi'den yana tavır koyuyorduk o yıllarda ve klasik siyahtan vazgeçmiyorduk. Ama zaman geçtikçe beyaz krampona gönül kaydı. 

Aslında üç futbolcu için de doğru belirlenmiş renklerdi. Hagi gibi "eski toprak" bir adam siyah kramponla, dikkat çekmeden, gösteriş yapmamak için sahaya çıkar, farkını öyle ortaya koyardı.

Aynı zamanda rap söyleyen, renkli karakter olan, TC olup Muhammed adını alan Okocha için göze çarpan kırmızı krampon en uygunuydu. Zaten o zamanlar Kadıköy'de kırmızı giymek de tepki çekmiyordu.

Saf yetenek, temiz zeka, beyaz, Sergen Yalçın. Ama en çabuk da kirlenen o oluyordu....

Güzel yıllardı, büyük topçulardı...


Cuma, Aralık 4

Ağrıma Gidiyor


"Bunda en büyük sıkıntı, Kewell ve Elano’nun oyunda neredeyse hiç olmamasıydı. Ve ağrıma giden en büyük olay, geldiği günden bu yana hiç ortada olmayan ve dün gece de yok olan Elano’nun, oyundan çıkarken taraftarlarca alkışlanmasıydı! Ayrıca Rijkaard’ı da bu konuda anlamak mümkün değil, herhalde sakatlanmasaydı 90 dakika bu kötü Elano’ya sabredecekti."
****
Yeri geldiği zaman, taraftar topçuya protesto koyduğu zaman, "bunlar olmamalı, topçuya sahip çıkmalı" diyenler şimdi neler yazıyor.

Topçu bizim, sahip çıkan biziz. Sana ne oluyor. İnsanları niye kışkırtmaya çalışıyorsun? Benim en çok ağrıma giden, her takımda oynayıp sonra bize gelen Sergen'e bu taraftarın tepki göstermemesi, hatta yeri gelince alkışlaması. Hiç haketmemiş o alkışları.

Cuma, Mart 6

Yerli Alex


Alttaki postu yazınca aklıma geldi. Ufak bir anı tazeleyelim. Yine bir seçim dönemiydi. Eskişehirspor 1.Lig'e yani, 2.Lig'e, (anladınız siz onu) yükselmiş. Kemal Unakıtan transfer yapıyor. Adı geçen ilk futbolcu Ronaldinho oluyor. Muhtemelen Ronaldinho'nun sevgilisi (var mı yok mu bilmeyiz) Eskişehir'de yaşamak istemediği için transfer yatınca alınan isim Sergen Yalçın oluyor.

Sergen, Eskişehir Atatürk Stadı'nda imza attı. Aynı mevsimde Roberto Carlos da Kadıköy'de stadyumda taraftarla buluşmuştu. Sergen'in yanında Coşkun Birdal da vardı. Unakıtan'ın şu lafı beni hala güldürür. Coşkun için güzel midir, sinir bozucu mudur bilemedim. Tabi şimdi Alex ile kıyaslanan Sergen için kesin sinir bozucudur:
"Size gittim yerli Alex Sergen Yalçın'ı aldım, yetmedi bir de Coşkun'u aldım!"

Yetmedi, bitmedi lafı giriyor ya araya bitiyorum. Vapurdaki Burhan Pazarlama gibi. Enteresan bir transfer haberiydi. Enteresan bir imza töreniydi.
Hastalıkla boğuşan Unakıtan dün yurda döndü. Sergen, Gürcan Bilgiç,Hakan Ünsal ve Ercan Taner ile Ntv Spor'da programa çıktı sağa sola salladı. Coşkun Birdal ise dün takımla beraber çalışmalara başladı. Haftasonu oynanancak Kartalspor maçında hocasından forma bekliyor.
Şu resimdekilerden en çok Coşkun'u severim haliyle.