kayserispor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kayserispor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mayıs 26

Kupa Finali İçin Birkaç İstatistik

 

Kayserispor tarihinde ikinci kez final oynayacak. İlk ve tek finalini 2008 yılında oynamış, bir başka Anadolu takımı Gençlerbirliği'ni penaltılarla yenerek kupaya uzanmıştı.

Sivasspor ise tarihinin ilk Türkiye Kupası finaline çıkacak.

2008'deki Kayserispor - Gençlerbirliği maçının 0-0 bittiğini düşünürsek; iki takımın da henüz finallerde golü yok.

Dört büyük takımın taraf olmadığı 11. final...

Aynı zamanda bir İstanbul, Ankara ve İzmir takımının olmadığı 6. final. Trabzonspor'u da devre dışı bırakırsak, bu dörtlü dışında oynanan 3. final olacak.

Atatürk Olimpiyat Stadı daha önce 3 kez finallere ev sahipliği yaptı. Bu üç finalde toplam 12 gol atıldı.

2007 yılından sonra oynanan finallerde kazananlar ya normal sürede ya penaltılarla belli oldu. Yani uzatma sonunda kazanan olmadı. 2007'deki finalde bir diğer Kayseri ekibi Erciyesspor, Beşiktaş'a 101.dakikada yediği golle mağlup oldu.

Son altı finalde atılan 14 golün sadece birini Türkiye doğumlu bir futbolcu kaydetti. O da Abdülkadir Ömür'dü.

Sivasspor kupayı kazanırsa, Rıza Çalımbay takımını üst üste üçüncü sezonda Avrupa kupasına taşımış olacak. Bunu bir Anadolu takımı ile başaran sadece iki isim var. Adnan Süvari (Göztepe) ve Ertuğrul Sağlam (Bursaspor)

Hikmet Karaman bu kupayı daha önce kazanmıştı. 2002'deki finalde (20 sene önce)  Kocaelispor, Beşiktaş'ı Cihan Haspolatlı, Lazarov, Kaan Dobra ve Serdar Topraktepe'nin golleriyle 4-0 yenmişti. Rıza Çalımbay'ın ise henüz kupası yok...

İki takım daha önce kupada üç kez eşleşti. Beş maç yaptılar. Sivasspor normal sürede bu maçların hiçbirini kazanamadı ama 2014-15'te penaltılara kalan maçta turlamayı başardı.

Salı, Şubat 11

Büyüklere Dokunma!


Anadolu takımları, İstanbul'un şampiyonluk adaylarını yendikten sonra, hemen ertesi hafta oynanacak maça kolay kolay konsantre olamazlar ve genellikle kayıp yaşarlar. Süper Lig'in yazılı olmayan kuralıdır. Fakat bu sezon işler daha da çetrefilli bir hal aldı. Sadece ertesi haftayı değil, sonrasındaki periyodun neredeyse tamamını kara bulutlarla geçiriyorlar. Günün sonunda da fatura teknik direktörlere kesiliyor. 


Sergen Yalçın (Yeni Malatyaspor): Beşiktaş'ı yendi iki maç sonra görevinden alındı.

Yücel İldiz (Denizlispor): İlk hafta Galatasaray'ı yendi. Ardından oynadığı altı haftada sadece bir galibiyet alabildi. Yerine Mehmet Özdilek geldi.

Bülent Korkmaz (Antalyaspor): Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yendi, Ardından üst üste dört hafta yenildi. Görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

Metin Diyadin (Ankaragücü): Beşiktaş ile berabere kaldı. Sonrasındaki üç hafta yenildi. Görevi sona erdi.

Mustafa Kaplan (Ankaragücü): İstanbul'da 2-0 geriden gelerek Galatasaray ile 2-2 berabere kaldı. Sonrasındaki üç maçı kazanamadı. Görevde kalamadı..

Mustafa Kaplan (Gençlerbirliği): Galatasaray ile 0-0 berabere kaldı. Ertesi hafta kazandı ama sonraki hafta yenilince görevden alındı.

Bülent Uygun (Kayserispor): İlk maçında Fenerbahçe'yi yendi. Devamındaki altı haftada sadece bir maç kazanabildi. Yollar ayrıldı.

Perşembe, Aralık 19

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #3


Biz bir seriye başlayalım dedik ya; hemen ardından canlı bahis geldi, minimum maç sayısı düştü. Haliyle tek maçtan yatmanın dramı azaldı. Zira dört maçlık kuponda tek maçtan yatınca illa karşınızdan "Kardeşim sen de o kadar maça oynama!" tepkisi geliyor. Haksız da değiller. Zaten bizim de oynadığımız kuponlardaki maç sayıları düştü. O yüzden hızlı başladığımız seriye uzun bir ara verdik. Yine de zaman zaman dört maçlı kuponlar yapıyoruz ve sıkça tek maçtan yatıyoruz.

Bu haftanın yatan kuponu oldukça çok can sıkıcıydı. Bu sefer Bilyoner'de oynamadık ve bayiden kuponumuzu yaptık. Yukarıda görüyorsunuz. Yaklaşık 12 oran var. Fena değil. 

Pazar gününün gündüz seansında Türkiye'de oynanan maçlardan bir dörtlü kupon yaptık. İlk üçü aynı saatte başladı. Keçiörengücü - Hatayspor maçı tam beklediğimiz gibi ilerledi. Yüreğimiz yetseydi 0-1 gol bile oynardık ama 2.5 gol altı ile yetindik. Keçiörengücü kendi sahasında çok zor yenilen, çok zor gol yiyen bir takım. Hatayspor'a gol atmak da kolay değil. İki takım da çok sabırlı. Kıran kırana bir maç olacaktı. Atan kazanır tadında bir maçtı ve lider Hatayspor galibiyete bir adım daha da yakındı. Öyle de oldu. 90 dakika golsüz bitecekken son dakikada Bokila bir gol attı ve Hatayaspor üç puana ızandı.

Diğer maçta Ümraniyespor, Osmanlıspor'u 1-0 yendi. Osmanlıspor zaman zaman bazı takımlara zorluk çıkaracaktır ama artık büyük resimde onların artık eridiğini görüyoruz. Zamanla tarihin tozlu sayfalarına karışacak gibiler. Aynı cenahın yeni takımı Ümraniyespor sezona sallantılı başlasa da son dönemde biraz toparladı gibi. En azından sezonun devamında kendi sahasında kolay kolay yenilmeyecektir. Osmanlıspor'u rahat yenerler diye düşündük ama o kadar da rahat olmadı. Penaltı golüyle kazanabildiler. Yine de istediğimiz oranı aldık. Az kalsın handikaplı galibiyetli oynayacaktık. İyi ki oynamamışız demek isterdik ama kuponun tek maçtan yatması daha kötü oldu!

Gaziantep FK - Kayserispor maçının favorisi ev sahibiydi. Her ne kadar hiç beğenmesem de bu sezon fena puanlar toplamadılar. Kendi sahalarında da Kayserispor'u yenebilirlerdi. Fakat oranları çok düşüktü. 1.42'lik galibiyet oranının riskine girmek istemedik. 2.5 gol altı ise 1.90'a kadar çıkmıştı. Gaziantep maçlarının çok gollü geçmesi, Kayserispor'un da çok gol yemesi oranın artmasına neden oldu herhalde. Fakat aslında iki takımın oyun yapısını düşününce 2.5 gol üstü pozisyon bile olmayabilirdi. Gaziantep, topu alınca hiç üretemediğini Galatasaray karşısında çok net göstermişti. Onların aradıkları; boş alanlar ve o alanlara sarkan Twumasi, Kayode, Güray gibi oyuncular. Kayserispor deplasmana bir puan için geleceğinden, rakibine o alanları vermezdi. Bülent Uygun oyunu sıkıştırmak adına her şeyi yaptırırdı. Zaten gol de atabilecek bir takım değil. O zaman 2.5 gol altı oynanırdı.

Gerçekten de maç beklediğimiz gibi ilerledi. 65 dakika boyunca gol olmadı. 67'de Kayserispor'un bir anlık hatasından Güray Vural golü attı. Olabilir; sorun değildi. Gaziantep şimdi geriye yaslanırdı, Kayserispor'da gol atamazdı. Fakat ne olduysa golden sonra oldu. Eski takımına gol atan Güray, gol sevincini yaşamak için Kayserispor taraftarlarının önüne gitti. Ortalık karıştı. İki takım oyuncuları birbirine girdi. Hakem Özgür Yankaya kartlar çıkardı. Tribüne yollananlar oldu. Sinirler gerildi. Oyun uzun bir süre durdu. Konsantrasyon bozuldu. Ve maç başladıktan hemen sonra inanılmaz bir şekilde Gaziantep ikinci golü attı. İki dakikada 2-0! Bir anda sınıra dayandık.

Yine de 20 dakika iyi dayandık. Gol olmadı. Son dakikaya kadar geldik. Ve yine pozisyon yokken, tehlike yokken olmayacak bir şey oldu ve Djedje, saçma sapan bir penaltı yaptırdı. Hakem Yankaya penaltıyı vermese bir şey demezdik. Ama biz 2.5 gol altı oynadığımız için o penaltı verilecekti!

Daha da kötüsü penaltı az daha çıkarılıyordu. Kayode topa vurdu, Lung topu koltuk altından kaçırdı. Dakika 90+3! Skor 3-0...

En üzüldüğüm yatan kuponlar, içinde beraberlik olanlardır. Dördüncü maçımız Balıkesirspor - Akhisarspor maçıydı. Keşke onda da yatsaydık da bu kadar üzülmeseydik. Fakat  bildik. Her ne kadar Çifte Şans'ta Akhisar galibiyetini önersem de iki gün sonrasında kararımı değiştirdim ve beraberliğe oynadım. Karşılaşma 0-0 sona erdi, puanlar paylaşıldı. Bizimse elimiz boş kaldı...



Perşembe, Nisan 9

Sarı-kırmızı zirve






Süper Lig lideri: Galatasaray

PTT 1.Lig lideri: Kayserispor

2.Lig Kırmızı Grıp lideri: Göztepe

Salı, Aralık 31

Fenerbahçe 5-1 Kayserispor




Lig geçen hafta garip bir hal aldı.

Fenerbahçe zor geçmesi beklenen bütün maçlarını neredeyse kayıpsız atlatırken, Karabükspor deplasmanında kötü futbol oynayarak mağlubiyetle döndü. Fikstür de işlerin sarpa sarmasına çok müsaitti. Karabükspor yenilgisinden sonra Galatasaray'ın üst üste kazandığı 6 puan, olası bir puan kaybının yaşanabileceği Kayserispor maçından sonra girilecek devre arası, sıkıntılı bir 25 güne neden olabilirdi.

Karşılaşmanın ilk yarısı da bu senaryoya uygun hareket etti. Kayserispor, Fenerbahçe'ye boş alan ve pozisyon vermedi. Bunu bu sene bir çok takım yapmak istememişti. Sollied'in Elazığspor'u veya Carlos'un Sivasspor'u cesur futbolları nedeniyle farklı mağlup olmuşlardı. Robert Prosinecki buna izin vermedi, tıpkı Akçay'ın Trabzonspor'u gibi. Kuyt-Sow-Emenike üçlüsü 45 dakika boyunca pozisyon bulamadı. Fenerbahçe'nin en büyük sorunu olan yaratıcı oyuncu eksikliği de kendini iyice hissettirince, ilk yarı Baroni'nin uzaktan şut denemeleri ile geçti.

Kayserispor oyunun arka tarafını doğru oynarken, diğer tarafta çok güçsüz kaldı. Hücumda atak yapmak bir yana, çoğalmayı bile beceremediler. Sanki zorlaya zorlaya Fenerbahçe orta sahasını geçiyorlardı. Ikına ıkına, şansa... Salih,Mouche,Biseswar,Ömer Bayram gibi oyuncular, lise maçlarında topu alıp giden son sınıf öğrencileri gibiydi. Pas oyununa girmeyi hiç düşünmediler bile. Bu isimlere orta sahaya doğru adım atmaya mecali bile olmayan Bobo da eklenince Kayserispor'un 0-0'lık bir skor dışında puan kazanma ihtimali mucizlere kalıyordu. Fakat o 0-0 çok uzakta da değildi. Sağlam konsantrasyon, 45 dakikalık direnç gücü ile birleşirse, belli bir dakikadan sonra stres yaşamaya başlayacak olan Kadıköy'de oyun kontrolünü deplasman takımına verebilirdi.

Buna rağmen, sıkıntılı bir ikinci yarı beklerken kilit çok erken çözüldü. Rakibe pozisyon vermeyen Kayserispor, basit bir penaltıya sebep olarak geriye düştü. Cristian Baroni, çok şık bir penaltı vuruşu ile az sonra olacakların da habercisiydi.

Bobo'nun golü büyük sürpriz oldu ve tribünde, maçın gidişatının değişebileceğini düşündük. Fakat kendi aramızda tartışmamya başlamadan bile Fenerbahçe golü buldu. Kayserispor bir basit hata daha yaptı. Kadıköy'de 1-1'i yakalayan takım, arkada az adamla yakaladı. Sow muhteşem bir gol attı. Bu golden 9 dakika sonrasında tabelada 4-1 yazıyordu.

Fenerbahçeli taraftarlar devre arasında oyunun kilidini çözecek futbolcu kim olur diye tartışırken, sahaya çıkan ilk 11, skoru 4-1'e taşımıştı bile. Süper Lig'in güzel bir özeti aslında. Dengeler hiç beklemediğiniz bir şekilde değişebiliyor. Anadolu takımları fiziksel olarak üstünlük kursa bile, mental olarak çabuk kırılıyor mesela. 50 dakika boyunca direndiğin maçı 5 gol yiyerek tamamlıyorsun. Haliyle sezonun devamını planlarkan bunun benzerlerinin ve tersinin yaşanabilceğini düşünebilmek lazım. Bazı deplasmanlar beklenenden oldukça zor geçebilir ve bunun nedeni kağıt üstünde yazmayabilir.

5-1'lik skor aldatıcı olabilir. Pozisyon bulamayn, yaratıcı oyuncu sıkıntısı çeken Fenerbahçe'nin geçen 17 hafta sonunda hala kilit açma konusunda bir aşama kaydedemediğini görüyoruz. Devre arası transfer dönemi bu anlamda önemli bir fırsat ama bu dönemde de nitelikli oyuncu bulmak zor olabilir. İşin ironik kısmı, geçen sene Galatasaray'ın devre arasında bence ihtiyacı olmadan aldığı Sneijder, belki de bu sezonun ikinci yarısında iki takım arasındaki farkı yaratacak oyuncu olacak.

Emenike-Kuyt-Sow üçlüsünün rakip takımlara verdiği zararlar da göz ardı edilmemeli. Yine aynı kıyasa gireceğiz ama Webo'nun durağan yapısı, rakip savunmalara Fenerbahçe'yi kucağına alma fırsatı verirken, diğer üçlü perişan ediyor, en etkisiz oldukları maçta bile rakibin gücünü 1 saat içinde tüketiyorlar.

Öte yandan takımdaki kilit isimlerden bahsederken Mehmet Topal'ın pozitif etkisini de atlamamak lazım. Herhalde sene sonu puan durumu nasıl olursa olsun, yılın 11'ine girecektir.

Kayserispor tarafının ligin ikinci yarısında büyük sıkıntı yaşayacağını söylemek zor birşey değil. Geçen sezon da aynı yerden, müthiş bir devre arası kampıyla dönmüşlerdi ve ligi ilk 5 sıra içinde bitirmişlerdi. Tekrarının bir kez daha olması çok zor ama bunu yapabilecek potansiyelleri oldukları da gerçek. Sanırım Nobre ve Bobo gibi ligi en iyi bilen santrforlara rağmen bir golcü sıkıntısı çekiyorlar. Devre arasında "Akhisar'ın Gekas transferi" tarzı bir hamle üste çıkabilirler. Ve tabi Simic'in de takıma tekrar daihil olması lazım.

Maçı burada tamamlayıp kısaca tribüne dönelim. Fenerbahçe tribünleri için önemli bir maçtı. Özellikle fark açıldıktan sonra yapılan siyasi tezahüratlar bu sefer bir ayrıma neden olmadı. Sezon başında Taksim tezahüratlarını engelleyen grup, yolsuzluk tezahüratlarına katılmadı ama en azından o an söylediği tezahüratları keserek, çalan davulu susturarak ufak çaplı bir tavır koydular. Bu bence tezahüratları desteklemekten öte başka kesimlere de bu tribünde söz hakkı sağlamayı istemekten kaynaklanıyor. Bu tezahüratların sonu nereye varacak, etkisi ülke gündeminde ne kadar olacak göreceğiz. Ama tribünün anlık reaksiyonlara kendi içinde çözüm üretebilmesi şampiyonluk yolundaki en önemli artılardan biri olur.

Son olarak, kazanılan maçtan sonra açılan pankart tribün rajonuna pek uymuyor. Takıma da güvenilmediğini gçösteriyor. Sanırım tabloda oluşan puan farkı Fenerbahçeli taraftarlar pek rahat ettirmiyor.

 

Cumartesi, Eylül 22

Yetkililerle Konuşmak




Bir takım kötü gidince yönetici kısmından biri - tercihen başkan- bir basın toplantısı düzenler ve kötü gidişi hakem hatalarına bağlayıp, suçu hakemlere atar.

Kayserispor için başkan kadar önemli bir isim olan Süleyman Hurma da hafta içinde bir basın toplantısı düzenledi. Kötü gidişin tek sorumlusu olarak hakemleri gösterdi. Kaldı ki, kendi camiasını "Şunu çok net söyleyebilirim ki Anadolu'nun en iyi takımına, en iyi hocasına, en iyi yönetimine ve başkanına sahibiz. Futbolda bazen istediğiniz hiçbir şey olmayabilir" sözleriyle överek kendilerinde hata arama kısmını es geçti.

Devamında ise "Bana göre son dönemlerde inanılması güç bir şekilde hakem hataları bizi buluyor. Yine Orduspor maçında yediğimiz üçüncü golde çok bariz, çok açık bir metreden fazla ofsayt var. Maalesef bunun önüne geçemiyoruz" diyerek hakem hatalarına geçiş yaptı. Aslında buraya kadar normal. Anadolu takımı ve İstanbul takımı fark etmiyor, aynı yol izleniyor. Anadolu takımlarının isyanları her zaman az yer buluyor, ön plana çıkmıyor. Anadolu takımı tutan arkadaşların bu haklı eleştirilerini değerlendirmek lazım. Çünkü gerçekten de Hurma'nın isyanı ön plana çıkmadı, çünkü konuşmasının devamında şöyle bir cümle kullandı:

"İlgililerle de görüştük. Onlar da Kayserispor'a üst üste seriye bağlanmış bir şekilde hakem hataları olduğunu kabul ediyor."

3 Temmuz'dan önce böyle bir demeç verilse, hiç umursanmızdı. İlginç olan, 3 Temmuz'dan sonra olmasına rağmen yine umursanmadı. İlgililerle görüştüğü için, tapesi çıkan, gözaltına alınan, tutuklanan, ceza alan insanlar var. Haklı veya haksız tarafına girmeden; son 1 senede soru işaretlerinin oluştuğu bir dönem yaşadık. Herkesin bundan sonra daha hassas olacağını tahmin ederken böyle bir açıklama gelmesi düşündürücü. Üstelik ligin henüz 4.haftasında.

Bir kaç tane soru beliriyor kafada ister istemez. Biz de soralım, kimse cevaplamaz ama en azından sorduk deriz.

Süleyman Hurma'nın konuştuğu bu ilgililer kim?

Konuşmanın devamında neler söylendi?

Hakem hataları olduğunu kabul edenlerin yaptırımı ne oldu?


Çarşamba, Mayıs 2

Gerçek Dilo



Gençlerbirliği - Kayserispor maçı, 19 Mayıs Stadı.

Okulun yok mu evladım senin?

Cumartesi, Şubat 25

Tahliye Öncesi Maç




- Günün, sıkıcı gündemin tek güzelliği, iki Anadolu takımının maçı.

- Ne kadar kötü bir takım olsa da top oynamaya çaışan Kayserispor ve iyi bir takım olan Orduspor.

- Orduspor'un kaçırdığı golü izlemek lazım, golden daha güzel. İki top üst direkten dönüyor.

- Ordu tribünlerinin cuma günü maçına ilgi göstermesi güzel.

- Culio bu maçta iyidi. Ordusporlular niye beğenmedi anlamıyorum.

- Amrabat-Troisi-Kujovic / Culio-Stancu. Tek gol, onu da atan stoper Yalçın.

- Orduspor son 6 iç saha maçında yenilmedi.

- Berkay Dabanlı, bu sezon ilk Süper Lig maçını oynadı. 1990 doğumlu.

- Müzmin sakat Eren Güngör.

- Ordusporlular bu sefer de 10.yıl marşı söyledi.

- Kayserispor'u küme düşme hattında görmek ilginç oldu.

- Cuper sandığımızdan daha büyük hocaymış.


Pazartesi, Şubat 13

Galatasaray 1-0 Kayserispor




Geçen hafta Gaziantepspor maçı öncesinde kadro açıklanınca Twitterdan şöyle yazmıştım. Tepkim Necati'ye değil, Neacti'nin dönmesine. Ama Galatasaray adamı göt eder. Yeri gelir kendi taraftarını da eder. Nasıl basket takımı CSKA'yı yeniyorsa, ben de iki gün sonra kendimi stadyumda buldum. Üstelik yakın zamanda bu stada gitmem demişliğim de vardır ki bu sene sanırım Fenerbahçe maçından sonra sadece 1 maç ıskaladım. Hayat tesadüflerle dolu.

Geçen seneki Kayserispor maçına da Sinan'ın bulduğu kombine ile tesadüfen gitmiştim. Kayserispor maçları tesadüfleri sever.

Stada girer girmez maça başlıyoruz. Perşembe gecei yaşanan heyecanlı, gergin ve coşkulu anlardan sonra (buna bir gün öncesindeki derbiyi de eklemek mümkün) Seyrantepe'nin havası çok sönük kalıyor. Yukarıdan düşen karlar bile daha çok ilgi çekiyor. Maç belki kaliteli bir maç oluyor ama biz havaya giremiyoruz. Basketbolun, futbolun önüne geçtiği dakikalar. Nerede her topun el yaktığı hücumlar, nerede sağa sola atılan yan paslar.

Takımı genel olarak beğenmedim. Eski temposundan uzaktı. Isıran takım değildi. Arada olsun böyle. Bunun sorun değil, ufak bir kaza olduğunu biliyoruz. Hissediyoruz. Üstelik bunu kaza olarak görürken bile tabelada 1-0 yazıyor. 3 puan cebimizde. Manisaspor maçı için denmişti "tam Fenerbahçe tarzı galibiyet" diye. Bu da öyle oldu. Bir atak, bir gol 3 puan. Yola devam etmek için yeterli.

Golün asistini yapan Riera'dan bahsetmek lazım. Geçen hafta FB-BJK maçında yine Twitter'dan şöyle yazmıştım. Riera yine beni andırdı ama başka bir şekilde. Solak kenar oyuncusu.

Mücadeleden kaçınır, yavaştır ama tekniktir. İş yapar ama bazen çiledir, takımı yakar bazen. Sonra bir gün sol bek sakatlanır, sol ayaklı olduğu için beke o geçer. Beklenenden daha iyi oynar. O sol bek benim. O sol bek Riera. Hiç fena değildi. Maç öncesi korkmuştuk ama şimdi Hakan Balta'dan daha çok güvenirim. En azından arkasına adam kaçırmadı. 1 kere kaçırdı onda da akıllıca faul yaptı. Üstelik karşısında Amrabat ve Troisi gibi adamlar vardı.

Bu arada biz neden Amrabat'ın peşinden koşmak anlamak mümkün değil. Troisi daha iyi bir futbolcu gibi. En azından kafası daha iyi çalışıyor. Gerçi Kayserispor'dan kimseye ilgi göstermemek lazım.

Maçın en güzel hareketi Muslera'nın Sabri'yi alkışlatmasaydı. Bazı zeka yoksunlarına güzel kapak oldu. Takım Sabri'yi seviyor. Sabri'ye güveniyor. Sabri bu ara formsuz. Bunu ben de kabul ediyorum. Ama bu onun kötü futbolcu olduğunu göstermez. Bu arada Sabri'nin bu seneki yabancılarla çok iyi anlaştığını görmek sevinmek için ayrı bir neden.

Elmander'e de girelim. Dün iyi değildi. Ama isteği ve mücadelesi her zamanki gibiydi. Yanında Baros olsa belki daha iyi olur. Her şey bir yana Elmander'in en güzel özelliği saha içindeki altyapı antrenörü olması. Eğer bundan 3-4 sene sonra Sercan, Emre Çolak, Engin gibi adamlar kendilerini Avrupa'da bulursa bunun baş nedeni onlara her an futbolu öğretmeye çalışan Elmander'dir. Elmander'i izlemenin en güzel tarafı onun topsuz oyunda görmek. Daha güzel olanı da pozisyonlar bittiğinde yanındakilere birşeyler anlatırken görmek.

Takımı böyle ufak ufak değerlendirmek çok güzel aslında. 1996-2000 arasının Milliyet gazetesi gibi. Takım kazanmış, yazacak birşey yok, sadece futbolcular hakkında ufak yorumlar. Bu takımı, o takımla kıyaslamak belki çok erken ve gereksiz bir heyecan. Bu takım belki çok başarılı da olamayacak. Ama bu takımın bize gösterdiği çok farklı şeyler var. Onları görmek sevindirici.

Mesela eskiden maç sonunda takım tribüne çağrılır ama takım tribüne gelmezdi. Üstelik o gelmeyen takımlar başarısız bir sezon geçirmiş/geçiren takımlardı. Son iki şampiyonlukta bile liderliği bu kadar uzun süre yaşamamıştık.

O takımlar, tribüne çağrıldığı vakit kıçını dönüp soyunma odasına gitmeyi adet haline getirmişti. Oysa bu takım bambaşka. Tribün takımı çağırmadığı anda bile tribünün önüne gelip taraftarı alkışlayan bir takım. Yabancısıyla yerlisiyle. Eğer Galatasaraylı olmasaydım bile, bu takımı keyifle takip ederdim Bu takımın bize gösterdiği çok farklı şeyler var ve o şeylerin başarılı olmasını istediğim için takımın her golüne ve galibiyetine daha çok seviniyorum. Bu duygularımız, hislerimiz bozulmasın.

Cuma, Eylül 23

Şans Maçı



- Fenerbahçe'nin bu maçı kazanması çok ilginç. Ama Kayserispor'dan daha sağlam oynadığı ortada.

- Maçın yıldızı Yobo.

- Bilica ve Orhan'ın olduğu bir takım gol yemiyorsa diğer stoper kraldır.

- Ambarat, halı saha topçusu veya şovmen. Büyük takım topçusu hiç değil.

- Şota'nın basın toplantısına katılmaması ilginç, Süleyman Hurma katılsın.

- Ziegler baya iyi, Gökay'ı da beğendim.

- Özer, Sezer falan filan. Kayıp.

- Eren Güngör biraz daha form yakalasa da milli takıma girse.

- Erkek sesi > kadın sesi

Çarşamba, Haziran 29

Süper Lig'e Çıkan İzmirli


Yaklaşık 1.5 sene önce Kartalspor, sezonun ikinci yarısının ilk maçını oynuyor. Bir çarşamba günü, soğuk bir havada rakip Altay. Kartalspor ligin ortasında, Altay ise ilk iki, o da olmazsa Play-Off hedefliyor. İddiası var yani. Maçı yerinde takip ediyorum. Bir Galatasaraylı olarak; adı çok anılan Musa Çağıran'ı canlı izlemek maçı izleme amaçlarımdan biri.

Fakat sahaya çıkan kadroda Musa yok. Yerine uzun boylu, çelimsiz ve tüysüz bir çocuk oynuyor. Ligi yakından takip etmeme rağmen suratından çocuğu tanıyamıyorum. Sonradan isminin Okay Yokuşlu olduğunu öğreniyorum. TFF'nin sitesinde altyapı maçlarından ve milli takım turnuvalarından bildiğimiz bir isim. İlk defa profesyonel kategoride resmi bir maça çıkıyor. O gün suratından ergenlik akan genç çocuk, aradan geçen 1.5 sene içinde Süper Lig oyuncusu oldu ve Kayserispor'a transfer oldu. Takımı Altay ise, Süper Lig'den bir adım daha uzaklaştı. O gün merakla beklediğimiz ve sakatlığı nedeniyle oynayamayan Musa Çağıran'ın ise yeni sezonda ne yapacağını henüz bilmiyorum.

Okay'a dönelim. "Kayserispor'da ve Süper Lig'de ne yapacak" sorusuna şimdiden cevap veremeyiz muhakkak. Altay'dan Kayserispor'a giden son orta saha, Merter'in şu anki durumu Okay için kötü örnek. Buna Musa'yı da ekleyebiliriz. Benim düşüncem, kulübüyle sadece 35 resmi maça çıkmış bir futbolcu için ödenen paranın, daha doğrusu girilen riskin çok fazla olduğu yönünde. Buna karşın yaşının (eğer küçültme değilse, ki mart ayı doğumlu gözüküyor o zaman küçültme olmayabilir) henüz 17 olması bu riske girilmesi gerektiğini de gösteriyor.

Okay çok genç. Bu da onun daha gelişecek olduğunun kanıtı. En başta fiziği gelişecek. Gelişmek zorunda. Uzun boyunun yanına güçlü bir yapı eklemesi şart, özellikle de orta sahada oynayacaksa. Altay'da hemen hemen her bölgede oynamışlığı var. Orta sahanın ortası, gerisi, önü, kenarları, hatta forvet.

Yazının başında bahsettiğim Kartalspor maçından sadece 3 gün sonra, Alsancak Stadı'nda ilk maçına çıktı. Taraftarı önünde Orduspor'a son dakikada gol atarak takımına 1 puan kazandırmıştı. Gole yatkın olduğunu İzmir'deki ilk maçında göstermişti.

Ayağı düzgün, oyun aklı yüksek. Ama yavaş. Düşünürken de hareket ederken de. Bunların hepsini gelişir. Umut ediyoruz. Büyük takım topçusu olabilir mi göreceğiz. Ama keşke Bank Asya 1.Lig'de biraz daha kalabilseydi. Küme düşen bir takımdan Süper Lig'e, sadece 17 yaşında olduğu için transfer olmsaydı. Kendini iyice kanıtlasaydı, birşeyler başarsaydı. Üstelik uğruna harcanan para, beklentileri de yüksek kılacaktır. Neyse ki, Okay'ın en güvendiğimiz özelliği düzgün karakteri. Röportajlarından, maç sonu demeçlerinden bunu anlamıştık. Okay'ın bu açıdan Necip'e çok benzediğini düşünüyorum.

Okay'ın İzmir'de oynadığı son maça dönelim. Rakip yine Kartalspor. Maç Alsancak'ta. Altay'ın kazanması gerek. Skor 0-0. Son dakikada Altay atağında kaleci Kaya çeliyor topu. Kendisi yerde kalıyor. Kale boş. Altaylı herhangi bir futbolcunun topa dokunuşu Altay'ı Bank Asya 1.Lig'de bırakacak. Top Okay'a doğru geliyor. Okay, voleye yatıyor ve topa çok kötü vuruyor. Alsancak Stadı'ndaki Altay taraftarının son "ah-vah" hatta "hassiktir" çığlığı bu anda oluyor. Ondan sonrası TFF 2.Lig. Okay ise bu senenin Süper Lig'e yükselen tek İzmirlisi oluyor. İdolü Metin Oktay olan bir genç için İzmir'i temsil etmek adına büyük bir fırsat.

Pazar, Nisan 24

Galatasaray 1-1 Kayserispor


Geçen sezonun başında o büyük coşkuyla kombine alırken (kombine alma nedeni o büyük coşku değil tabi) maç kaçırmamayı hedefliyordum. Olmadı. Sami Yen'in son 10 senesinde ÖSS ve askerlik dışında kaçırdığım nadir maçlardan biri geçen sezona denk gelmişti. Ligin hemen başındaki Kayserispor maçı. O maç zamanında, o günlerde şimdikinden çok farklı hisler besliyorduk.

Kayserispor bir kez daha İstanbul'a geldiğinde her şey değişmişti. En basitinden artık Ali Sami Yen yoktu. Bambaşka bir stadyum vardı. Bambaşka bir takım. Bambaşka futbolcular. O gün Kayserispor'a Galatasaray'daki ilk golünü atan Elano artık takımda yoktu mesela. Şimdi ise Galatasaray'da ilk golünü atan stoper Gökhan Zan takımın en iyisi oluyordu.

Bu maça gitme niyetim yoktu. Takımın kötülüğü etken midir? Olabilir. Ama bu maç Ali Sami Yen'de olsaydı gitmeye günler öncesinden niyetlenirdim. Sinan'dan gelen telefonla boş bir kombine yakaladım. O anda başka bir işim olsa maça gitmezdim ama başka bir işim yoktu. Maça gitmenın tek amacı; zaman öldürmek.

Seyrantepe Arena Türk Telekom Kompleks Aslantepe; adı her neyse, oraya üçüncü gidişim. Hala yabancıyım. Hala garip geliyor. Hala belki Olimpiyat Stadı'nı değil ama o günleri anımsatıyor. Isınamıyorum. Hava da ısınmıyor, stad her anlamda soğuk kalıyor.

Maç 8'de başlıyor. Gündüz oynansa daha iyi değil miydi? Hadi gündüzden vazgeçtik, en azından normal cumartesi saatinde olsaydı, bari tek devreyi güneşle oynasaydık. O bile bize nasip olmuyor bu sene, o bile layık görülmüyor.

Günlerden 23 Nisan. En son ne zaman bir resmi bayram günü Galatasaray maçına gittim hatırlamıyorum. 19 Mayıs 2007'den sonra var mıydı? O 2 gün arasında neler yaşandı. Aradan 4 sene geçti. Çocuk bayramı olunca, çocuklar akın etmiş maça. Babalar ve çocukları. Maçtan daha cazip olan buydu. Eskiden babasıyla maça gelen çocukları kıskanırdım. Artık çocuğunu maça getiren babaları kıskanıyoruz. Bu stadyumda izlenecek tek şey babasından Galatasaray'ı öğrenmeye çalışan çocuklar. Bu stad ile bizim aramızda hiçbir bağ olmayacak ama dün üzerinde formasıyla babasıyla el ele tutuşarak maça gelen çocuk, bu stadı ileride çok fazla sahiplenecek. O güne kadar 10 sene beklemek gerekecek belki.

Maç golle başladı, golle devam etti. İkinci yarı o da kalmadı. Bir maçta hiç mi aksiyon olmaz. Tribünde kavga bile çıkmaz, topçular birbirine atarlanmaz. Hakem bile hata yapmaz. Anlatacak tek bir olay bile olmadı. Belki Mustafa Sarp'ın oyundan çıkarken ıslıklanması ama artık o da haber değeri tartışmıyor. Oyuna girerken ıslıklanan adam, oyundan çıkarken de ıslıklanır haliyle.

Dönüş yolu tam bir rezillik. Garip yollardan yüüyen ve yuvarlanan insanlar var. Olimpiyat Stadı çok uzak değil. Her zaman gelen otobüsler bu sefer az kişi var diye gelmemiş. Az kişiden kasıt 25.000 veya 30.000. Seks otobüsü olayıyla ilgili espiri yapabilirim şu an ama gerek yok.

Cumartesi akşamını böyle doldurduk. En sevindirici taraf; dönüş yolunda açılan fikstürdü. Ligin bitimine, bu iğrenç sezonun bitimine sadece 4 maç kaldı. Dayan Galatasaraylı.

Pazartesi, Kasım 22

Golsüz Kayseri Akşamları


- Son 5 senede Kayseri'de beraberlik. Maç başlamadan 0-0'a şartlanıyoruz.

- Aslında iyi oynadık.

- Takımın en iyisi Ali Turan. Demek ki bizim tribündekiler ıslıklayınca olmuyor, Kayserililer ıslıklayınca böyle oluyor.

- Elano gibi belki Türkiye'de 50 tane var ama Elano'nun attığı pasları da kimse atamaz.

- Elano o golü atsaydı... Direkten dönen kornerin de es geçilmemesi gerek.

- Emre Çolak'ın birinci sorunu fiziği, güçsüzlüğü değil. Doğru tercihler yapamıyor.

- Sabri niye çıkar? Sabri yorulmaz. Sabri'yi istediğin yere de çekersin. Kötü de oynamıyordu. Sabri son 1.5 senede 39 maça (lig ve Avrupa) 11'de başlamış, dün 3.defa oyundan çıkmış. Diğer ikisinde Galatasaray skor olarak öndeydi.

- Kewell çok kötü bu aralar. 90 dakika oyunda kalmasının nedeni, Hagi'nin ona "güveniyorum" mesajı mıdır acaba?

- Gelelim saha içi kavgaya. Ne olursa olsun, sevin-sevmeyin; bu takımın kaptanlarından biri Ayhan Akman'dır. Galatasaray kaptanına atarlanamazsınız. Aslında herşey takım içinde çözülür de, Misimoviç'e disiplin gösterisi yapılıyorsa, aynı uygulamayı Hakan Balta için de görmek isteriz.

- Barış Özbek: " Az kalsın gol atıyordum."

- Her zaman Souleymanou kurtaramazdı.

- Barış Şimşek de basiretsiz hakemlerden biriymiş.

- Kayserispor'u beğenmedim. Kötü değiller ama güzel de değil. Renksiz buldum. 36 yıldır yenemiyorlar telaşı herhalde.


Cuma, Kasım 12

Kayserispor Konya'da


Beyaz Grubun şanssız ekibi Konya Stadı'nda. Ayaktakiler (soldan itibaren): Uğur, Erol, Nuri, K.Oktay, Emin, Celal. Oturanlar: İsmet, Ünal, İhsan, Cahit, Oktay

Salı, Ağustos 24

Mido'yu Kayseri'de Gören Var Mı

Hafta sonuna damga vuran olaylardan biriydi, Mido'nun Kayserispor'a gelip Süleyman Hurma'nın gazabına uğraması. Süleyman Hurma, anlattığına göre Mido'yu Türkiye'ye getirip ders vermiş ve bunu büyük bir kahramanlık hikayesiyle anlatmıştı. Bu olaya tepki gösteren insanların çoğunluğu da Hurma'nın yakışıksız bir hamlede bulunduğunu söylemiş ve yazmıştı.

Bu noktadan sonra olay kapanmıştı. Bazıları Hurma'yı suçlamış, bazıları ona hak vermişti. Ama benim kafamı kurcalayan bir soru var. Dün Mido, Ajax'a imzlayınca bu soru işareti iyice arttı.

Olayın tartışıldığı yerlerden biri olan Tribün Dergi'de; Hollanda'dan yazan bir kullanıcı, Mido'nun Ajax ile anlaştığını, resmi imza için Mısır'dan gerekli evrakları beklediklerini yazmıştı.

Pazartesi günü Mido, beklendiği gibi Ajax'a imzaladı. O zaman şunu sormak lazım. Mido gerçekten Kayseri'ye geldi mi?

Mido olayı her yerde tartışıldı ama Mido'nun ne bir fotoğrafı ne bir videosu var. Kayseri'ye böyle bir futbolcu gelse en azından 2 kare fotoğraf çekilirdi. Hatta bence, Süleyman Hurma böyle bir şov yapabilecek imkan bulsa, kendisi çekerdi o fotoğrafları. Fakat öyle bir fotoğraf olmadığı gibi, Hurma'ya göre transfer döneminde yalnız ve aciz kalan Mido, Ajax gibi Şampiyonlar Ligi'ne girmek için tek bir maçı bekleyen bir takıma 2 gün sonra resmi imzayı atıyor.

Bu haberin, bu olayın nasıl bir tezgah olduğu benim için hala soru işareti. Altından ne çıkacağını sanırım öğrenemeyeceğiz, çünkü unutulacak. Anca bir Türk gazetecinin gidip Mido ile röportaj yapması lazım. Bakalım belki yıllar sonra öğreniriz.

Bu arada Mido'nun Kayseri'de çekilmiş fotoğrafı yoksa, bu yazının da fotoğrafı olmaz.

Cuma, Ocak 15

Önünde Sonunda


Kariyerinin bir bölümünde parlayan her futbolcu bir şekilde İstanbul'u tadacaktır.

Gökhan ve Mehmet artık Kadıköy'de. Bu afişler çöplerde. Türkiye'nin gol kralı Fenerbahçe'ye geldi, Fenerbahçeliler mutsuz, Galatasaraylılar ve Beşiktaşlılar tehlikeyi atlattıkları için "oh" çekiyor, Trabzon'da kutlamalar başladı.

Kayserisporlu futbolcular kariyer planlamasını Süleyman Hurma'ya bırakmasın.

Pazartesi, Ocak 4

Dalga


Şimdi adamın biri çıktı dedi ya, "Galatasaray ile dalga geçtim", acaba ütopik birşey olsa da biz onla dalga geçsek nasıl olur?

Son zamanlarda Anadolu-İstanbul ayrımı çok popüler. Kahramanlık yapmak için 3 büyüklere saldırmak en kolay yol. Orjinal bir durum yok yani. Ama orjinalliği Galatasaray sağlasa ne güzel olur aslında.

Yıllar önce Seba çıkmış, "Yugoslav futbolcu almayacağım" demiş. Sebebi tartışılır. Benca abartı bir olay amanihayetinde sergilenen bir duruş var.

Aynı duruşu Galatasaray sergilese ya. Gökhan Ünal, Mehmet Topuz şimdi de Ali Turan. Galatasaray yönetimi çıksa, "bundan sonra Kayserispor'dan topçu almıyoruz" dese.

Ali Turan sonuçta bu. Bulunmaz Hint kumaşı değil ya, başka yerden bulursun bir benzerini. Ama bu açıklamayı yapsak ve ciddi ciddi Kayserispor'dan oyuncu almasak ve hatta Fenerbahçe ve Beşiktaş da bize uysa.

O zaman bakalım kaç futbolcu Kayserispor'da oynayaca? Bu ülke topçularının en büyük hedefi 3 büyüklerdir. Çok idealist olup Anadolu'da şampiyonluk yaşamak, simge olmak isteyen de vardır muhakkak. Ama bu işten para kazanmak ve kariyer çizmek istiyorsan İstanbul'a geleceksin.

Şimdi İstanbul cephesi dese ki, biz Kayserispor'dan futbolcu almayacağız, kaç tane futbolcu Kayserispor'da oynar? Siz futbolcu olsanız, İstanbul yolunun kapalı olduğu bir yerde top oynar mısınız? Hem öyle bir durumda Kayserispor yönetimini de külfetten kurtarırız. Boşu boşuna "satmıyoruz" afişleri asmazlar 4 tarafa.

O zaman da görürüz kim kimle dalga geçiyor. Kulübün anahtarını belediye başkanına verirken, ölçerler dalganın şiddetini, boyunu.

Çok ütopik oldu ama olsun.

Pazartesi, Kasım 2

Galatasaray Maçlarının Şeker Adamı


Laf Hasan Ali Atasoy'un. Benzetme Tolunay Kafkas için. Hatasoy merak etmesin, Tolunay bizim için de antipatik gelen bir adam. Ama Fenerbahçe maçlarının şeker adamı Bülent Uygun kadar değil.

Bu şeker adamın, TolunayKafkas'ın Kayserispor'a geldiğinden beri oynadığı Galatasaray maçlarını alt alta yazalım, fazla da yoruma girmeyelim.

7 Ekim 2007 Kayserispor - Galatasaray 1-1
8 Mart 2008 Galatasaray - Kayserispor 2-0
31 Ağutsos 2008 Kayserispor -Galatasaray 0-0
7 Şubat 2009 Galatasaray - Kayserispor 1-1
23 Ağustos 2009 Galatasaray - Kayserispor 4-1

5 maçta 2 Galatasaray galibiyeti. Sanıyorum Fenerbahçe'nin de 5 maçta 2 galibiyeti var.

1 puan kazanmak

Bütün problem ikinciyi atamamak mı? Sahaya çıkarsınız, kötü gününüzdesinizdir, yenilirsiniz, hatta fark da yiyebilirsiniz ki bu takımdan geçen sene Kadıköy'de 4 tane yemiştik. Ama öyle değil bu. Kayseri'nin ilk 5 dakikadaki yalandan temposu dışında ilk yarı hemen hemen bizim kontrolümüzde geçti. Ofsayt diye kesilen Kayseri atakları var bir iki tane, bir de ilk yarının sonunda bir karambol ve uzaklaştırılan top. Christian'ın attığı gol çizgiyi geçti mi bilmiyorum, kamera o yöne dönüyor bu yöne dönüyor kimse net birşey söyleyemiyor, bir kısmı kesin içeride, tamamı mı bilemiyoruz. Korner bayrağının çizgiyle hizasına mesela kamera yerleştirmek olanaksız mıdır acaba bu tip pozisyonlarda tartışmaları önlemek için? Öte yandan açıkçası oyun olarak Kayseri deplasmanında skor avantajı da eldeyken fazlasını beklemek insafsızlık olur.
***
Maçı izlediğim arkadaşıma ikinciyi atamazsak yeriz dedim ve nitekim de yanılmadık. Roberto Carlos, Cangele'yi gereksiz yere çekmese, sağıyla o topa Aydın Yılmaz vari bir vuruş bekliyordum Cangele'den, çok gereksiz yere penaltı yaptırdı. Ama illa ki yerdik diye düşünüyorum. İleride Guiza'ya atılan toplar duvardan sekip geliyor, nefes alması gereken Fenerbahçe savunması bir türlü nefes alamıyor. Bence özel hayatına dikkat etmiyor. Bitkin bir görüntüsü var Guiza'nın, ister karıyla kızla eğleniyor diyelim, ister iyi beslenmiyor diyelim, güçsüz ve hep 1 adım geride. Topa kafa vuracak 1 adım geride, ara pasına hareketlenecek 1 adım geride, Christian'ın attığı golde top ayaklarına dolaştı ve ayaklarının arasında topu aradı Guiza. Bir de "ben hiçbir boku beceremiyorum" bakışı da gitmiş. Bu bakışta taraftarla bir iletişim vardı en azından, sözlük ahalisi Küçük Emrah dese de o bakış, sahada olup biteni ciddiye almamasından ya da ciddiye alacak gücü kendinde bulamamasından iyiydi. Geçen seneden daha kötü bence. Eğer toparlanmazsa devre arasında yol vermek daha mantıklı sanırım.
***
Andre Santos... Milli maç arasından beri ilk 11 başlamadı, geçen haftadan sonra da 1 hafta dinlendi. O yoğun tempoyu geride bıraktı, düşüşündeki neden yorgunluksa biraz toparlanma belirtileri görmek istiyorum, arıyorum ama bulamıyorum. Kız gibi savruluyor ikili mücadelelerde. Vederson'un oyundan çıktığı Antep maçı ve bu maçta Fenerbahçe sol kanadı otobana döndü Andre Santos yüzünden. Herkes birşeyler düşünüp hamleler yapar, saygı duyuyorum. Ama Daum'un düşündükleri iki deplasmanda da iflas etmesine rağmen aynı şeyleri yaptı. Gökhan'ın kanadı ikinci yarıda yine çöktü, ama bu kez Bekir'i alacak cesareti gösteremedi Daum. Andre Santos, Antep maçında dikkatler Bekir'e kayınca bir de Brezilyalı olma avantajını ekleyince Antep'te yenen ilk golün eleştirilerinden yırtmıştı, belki de bu yüzden bu akşam oyuna girdi. Takım öndeyken ve rakip dalga dalga gelirken "Andre Santos ile ileride top tutayım, hücumda olayım" düşüncesi tutmuyor, eğer Daum bunu düşünüyorsa ki Antep maçından sonra böyle demişti. Çünkü Fenerbahçe fizik olarak düştüğü için rakibi dalga dalga gelmeye başlıyor. Andre Santos'un buna yanıt verebileceğini düşünmüyorum. Ne bileyim, bir Mehmet Topuz - Özer değişikliği olabilirdi mesela. Ya da Mehmet Topuz - Selçuk. Eğer topu tutarak savunma yapalım diyorsak ileride Guiza gibi Alper Öcal'ın eşsiz deyimiyle bir kara delik varken bu mümkün değil. Ortayı kalablıklaştırıp top çevirebilmeyi denemek, alternatiflerden biriydi. Bekledim, baktı ki değil 2, 3 puan gidiyor, bari 2 gitsin diye Deniz'i aldı oyuna. Gerçi orada sanırım Önder'in bir sakatlığı vardı.
***
Herşeye rağmen Kayseri deplasmanı. Bir şehir deplasmanı daha atlatıldı ve 3 puan farkla da olsa lideriz. Steaua Bukres maçını düşünelim. Bir de Tolunay Kafkas efendi, o penaltı atılırken yaptığın meditasyon sırasında kel kafana şaplatmak istedim, bunu da belirteyim.