sivasspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sivasspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mayıs 26

Kupa Finali İçin Birkaç İstatistik

 

Kayserispor tarihinde ikinci kez final oynayacak. İlk ve tek finalini 2008 yılında oynamış, bir başka Anadolu takımı Gençlerbirliği'ni penaltılarla yenerek kupaya uzanmıştı.

Sivasspor ise tarihinin ilk Türkiye Kupası finaline çıkacak.

2008'deki Kayserispor - Gençlerbirliği maçının 0-0 bittiğini düşünürsek; iki takımın da henüz finallerde golü yok.

Dört büyük takımın taraf olmadığı 11. final...

Aynı zamanda bir İstanbul, Ankara ve İzmir takımının olmadığı 6. final. Trabzonspor'u da devre dışı bırakırsak, bu dörtlü dışında oynanan 3. final olacak.

Atatürk Olimpiyat Stadı daha önce 3 kez finallere ev sahipliği yaptı. Bu üç finalde toplam 12 gol atıldı.

2007 yılından sonra oynanan finallerde kazananlar ya normal sürede ya penaltılarla belli oldu. Yani uzatma sonunda kazanan olmadı. 2007'deki finalde bir diğer Kayseri ekibi Erciyesspor, Beşiktaş'a 101.dakikada yediği golle mağlup oldu.

Son altı finalde atılan 14 golün sadece birini Türkiye doğumlu bir futbolcu kaydetti. O da Abdülkadir Ömür'dü.

Sivasspor kupayı kazanırsa, Rıza Çalımbay takımını üst üste üçüncü sezonda Avrupa kupasına taşımış olacak. Bunu bir Anadolu takımı ile başaran sadece iki isim var. Adnan Süvari (Göztepe) ve Ertuğrul Sağlam (Bursaspor)

Hikmet Karaman bu kupayı daha önce kazanmıştı. 2002'deki finalde (20 sene önce)  Kocaelispor, Beşiktaş'ı Cihan Haspolatlı, Lazarov, Kaan Dobra ve Serdar Topraktepe'nin golleriyle 4-0 yenmişti. Rıza Çalımbay'ın ise henüz kupası yok...

İki takım daha önce kupada üç kez eşleşti. Beş maç yaptılar. Sivasspor normal sürede bu maçların hiçbirini kazanamadı ama 2014-15'te penaltılara kalan maçta turlamayı başardı.

Salı, Ağustos 15

Düştü


1.5 ay önce



1.5 ay sonra


Liseden üniversiteye yeni yeni geçtiğimiz dönemde bir büyüğümüz bize kızları nasıl etkileyeceğimiz konusunda ders verirken, en kilit ayrıntının "konuşmak" olduğunu söylemişti. "Ne konuştuğunuz önemli değil, yeter ki konuşun" diyordu. Gerçi daha sonrasında tanıştığımız kadınların çoğu "Benim için önemli olan karşımdakinin beni dinlemesidir" dedi ama olsun.

Quiz'de "En çok konuşan futbolcu" sorusunun en sık cevaplarından biri olan Ergin Keleş'in Betül Demir ile haberleri çıkınca aklıma önce o abimiz geldi. Hemen ardından da, yıllar önce Deniz Seki ile bir ilişki yaşamış olan Ali Turan...

Bir de "Güldüren erkek" miti vardı o günlerde. Bunların doğruluğunu hiçbir zaman bilemeyeceğim ama Ergin Keleş'i seviyorum. Saha dışı röportajlarında ve Instagram'ında onun kadar güldüren ikinci bir oyuncu yoktu. Bir şeylerin doğruluğunu kanıtlamış.

O büyüğümüz bize akıl verirken Ergin Keleş (1987) de yanımızda olsaydı, büyük ihtimalle onunla gurur duyardı. Ama, biz boş boş takılırken  kendisi o yıllarda büyük ihtimalle altyapıda gol rekorları kırıyordu.

Pazartesi, Mayıs 29

Blogun En Güzel Zamanları



Bu aylar en sevmediğim aylar işte. Her şeyin şekillenmeye başladığı aylar çünkü, + 15 gün koysan bugünün üzerine ya varsın/ya yoksun.

Şampiyonlar belli olur, play-off'lar başlar, koca senenin emeği pis bir kontrpiye topta çürür gider, herkes tatil moduna girerken çalışmak zorunda olmak ve nedense tüm gündem belirleyicilerin herkesi tatil yapıyor zannetmesi gibi bir büyük resim belirir, tozunu almaya üşendiğin.

Mesela aralık-ocak-şubat falan daha çekici. Her an, her şey olabilir. Dibe de vursan, bir kaşar hoca gelir tutar elinden UEFA'ya sokabilir veya Gebze E-5 kenarında sulu karlı bir havada Aspor rejisi + futbolcu aileleri (reklamlarda evlilik programlarına zaplayan anneler dahil) + 2 liraya 29873 TL alma peşinde koşanlar hariç kimsenin izlemediği maçlarda oynarken, UEFA gruplarında oynayacağın Lille deplasmanını düşünebilirsin, "Güntekin Onay'ın Fransa'da getto dediği böyle yerler herhalde" diye yüzüne kömür sürersin Rençber gibi.

Vatani görevden sonra teskere alıp o dönüş yolculuğunda düştüğün boşluk veya 18 yaşa girdiğin gecenin 00:32'si gibi bir anlamsız boşluk. "Bu muydu yani, ee peki şimdi ne olacak" Son 15 yılda gündem oburu olduk resmen. Hep bir şeyler olsun istiyoruz, hep bir son dakika, hep bir radikal karar.

Ve bu finaller sonucunda oluşan içimizde oluşan kocaman boşluklar , cevaplanmayı bekleyen sorular, olmamışlıklar.

* Üsküdar Belediye Başkanı'nın Sivasspor ve Yeni Malatya'yı kutlaması

Senin koskoca Anadolu Üsküdar 1908'in var başkanım, Selimiye desen insan eksen sol bek çıkar, Beylerbeyi küçük Auxerre , Çengelköy desen Süper Baba'dan sonra fetret devrinde..

* Fenerbahçe'nin şampiyonluk maçında İsmet Badem'in stüdyoda olması

Önemli figürlerdendir İsmet Badem. Hikayeleri bitmez, güzel hayalleri vardır (ki kimi gerçek oluyor), bir yandan Sırbistan basketbolunu dinlerken diğer yandan Yugoslavya'nın dağılmasını da anlatırdı mesela. O gece Aspor'da idi üstad. Kırgındı. Küskündü sanki. Orada olamadığı için içi içini yiyordu. Bizim kuşak için özel adamlardandı. Nusret yerine oralarda bir yer olmalıydı. Bence sistemin dışına itildi, bir dolaplar döndü.

O gece futbol programlarının sağ üst köşede skor göstermemesi de enteresandı. 

* Erzurumspor'un kupa töreninde yaşanan kupa alışverişi...

1.Lig'e yükselen Erzurumspor kupayı alınca fondan "Sen Aldırma" çalacak diye iç geçirdim merhuma selam için. (Ki bazı taraftarlar söylediler, sesleri geldi)

Bir yandan "We are the champions" çalarken bir yandan "çimler mafoluyo" diye içimiz giderken Erzurumspor başkanı kupayı kapıp birisine götürdü.

Ben bir an; İbrahim Erkal'ın eşi, şehit çocuğu veya engelli bir vatandaşa diye düşündüm. Futbolcular tur atmadan, başkan kupayı kapıp birisine götürdü.

Kimdir çözemedim ama garip bir itiş/kakış oldu orada. Hıncal Uluç gibi olacak ama; benim medyamda kimse bunun üzerinde durmadı.


İstanbul'a yaz geç gelecek ama tam gelecek. Cemrelerin düşüş sırası gibi mikro-milliyetçilerin bayrakları da semtleri süslemeye başladı. Hemşehri muhabbetlerine asıyorlar bayraklarını dükkanlara, KARDEŞLER İLETİŞİM 1.LİG'TE BAŞARILAR DİLİYOR doğduğu şehrin takımına.


Yazar: Refet

Cumartesi, Temmuz 26

Zirveden Havuza






Brezilya'da doğup, dünyanın en önemli futbolcularından biri oluyorusun. Tarihin en büyük sol beki.. Milano'da Madrid'de yaşıyorsun. Real Madrid'in efsane kadrolarından birinde yer alıyorsun. Şampiyonlar Ligi, Dünya Kupası kazanıyorsun. Futbol tarihinin nesilden nesile aktarılacak isimlerinden biri olduğunu 30'una gelmeden fark ediyorsun.

Ve sonra....

Sivas'ta; Batuhan Karadeniz, Ziya Erdal, Kadir Bekmezci ve diğerleri seni havuza atıyor..

Bence muhteşem bir şey...

Şakası, ironisi bir yana, Roberto Carlos Sivasspor'da her geçen gün biraz daha büyüyor. Ben rahat tavırlarından yola çıkarak "başarılı olamaz" demiştim geçen sezonun başında. İlk senesinde yanılttı, bu sene beklentim çok daha yüksek. Fenerbahçeli olsam kızardım, keza orada, Sivasspor'daki kadar kendini vermemişti.

Pazar, Kasım 24

Galatasaray 2-1 Sivasspor



Maçın atraksiyonlu ve hakem yönetiminin ilginç olduğunu görmezden gelmek mümkün değil. Maça gidiyorsun, tribündesin, ilk yarıda 2 kırmızı kart (toplamda 4 sarı kart-4 faul ediyor), ikinci yarıda iki tane daha, iki tane verilen penaltı, verilmeyen penaltılar, çalınan ofsaytlar.... Hiçbirinin tekrarını izleyemiyorsun. Hakem kararını veriyor, sen tepki gösteriyorsun. Sana haksızlık edildiğini düşünüyorsun. Maçın tansiyonu ile bunu normal olarak değerlendirmek mümkün. Ama maçı yeniden başlatan her düdükle bir kez daha maça giriyorsun. Yaşanan her olay bir öncekini unutturuyor. 

Eve gelip televizyonu açınca veya internete girince, senin tribünde geride bıraktığın konuyu insanların hala bırakamadığını görüyorsun. Her şey birbirine girmiş. Tartışma değil kördüğüm. Stadyumda "Hakemin garip kararlar verdiği ilginç maç", eve dönünce "Galatasaray forması ile poz veren Halis Özkahya'nın eyyam üstüne eyyam yaptığı ve herkesin çileden çıkardığı çok konuşulacak olaylı maç"a dönüyor. Biz böyle bir maç yaşamadık. Maça gitmek, maçı stadyumdan izlemek bu yüzden daha sağlıklı.

Yoksa aslında bu maça hiç gidesim yoktu. Bilinen sebepler. Maça gitmemize 1 saat kala "Keşke kar yağsa da maç ertelense, stada kadar hiç gitmesek" diyordum. Manyakça bir yorum. Madem bu kadar şikayetçisin gitme! Ama kendimi bu sığ tartışmaların içinde bulacağıma tribünde izlerim daha iyi. Böyle bir maça iyi ki televizyon başında denk gelmemişim.

Türkiye'de hakem konuşmayı sevmiyorum diyenlerin yüzde 90'ı hakem konuşmayı daha çok seviyor. Bu bir kez daha kanıtlandı. Tartışılan bir çok kararın doğruluğundan emin değilim. Sadece 1 kere, onları da tribünden, gördüm. Ama maçı izlerken zevk aldım. Heyecanlı bir maçtı. Gerisi de çok önemli değil.

Maça zevk katan Sivasspor'du. Sezon başında Kadıköy'de de izlemiştim. O zaman beğenmemiştim. Aslında şimdi de çok doğru oynamadıklarını düşünüyorum. Ama hızlı ve atağı düşünen bir takım, savunmada da açık verince keyifli oluyor. Onlar için sıkıntı olabilir (olmuyor) ama izleyen adam için güzel. Sivasspor tam Roberto Carlos gibi takım aslında. İleriye çıkmayı seviyor, bunu hızlı yapıyor, arkayı düşünmüyor, "nasıl olsa hızlıyım açığı kapatırım, yakalarım" diyor, basıyor, vuruyor, yokluyor... Real Madrid'de izlediğimiz Roberto Carlos bu... Aydın-Atıf-Refik izlemesi keyifli bir üçlü. Gerçi geçen sene Erman-Eneramo-Atıf da güzel ve etkili bir üçlüydü. Sonuç olarak Sivasspor merak edilecek bir takım oldu. Acaba ligin sonuna kadar böyle devam ederler mi? Yoksa bir yerde patlak verirler mi? Sırf bu nedenle ara sıra kafayı o tarafa çevirmekte fayda var.

Galatasaray ise hala sıkıntı. Üstelik eski bir bela inceden yine hortluyor. Gol sevinçlerinde anlam arama savaşı yeniden başladı. Hafta içi yaşanan olaylardan sonra, atılan golün hemen ardından yedek kulübesine doğru koşulması; iyi-kötü, normal-yanlış tartışmalarının dışında, "bir huzursuzluk nedeni daha mı" sorusuna malzeme oldu. Eski günler geri döndü. Eski topçuların da saldırgan tutumu yeniden başladığına göre kaygılanmak için neden bulmakta zorlanmayız.

Taraftarlık gerçekten çok saçma bir şey. Tribünlerin kendi aralarında rekabet içinde olması, hatta bunu çete kavgası gibi sürdürmesi (mecazi olarak, kansız) çok mantıklı. "Şu pankartı yaptık, bu tezahüratı besteledik, bu maçı kazandırdık vs... en sonunda biz size üstünlük kurduk" demek, bunun mücadelesini vermek çok güzel, hala güzel.

Ama işin içine, futbolcunun form durumu, basında çıkan haberler, rakip takımın yöneticisi, hakem atamaları, "üzerimize oynanan oyunlar", ruhsuz topçular gibi gündemler girince çok saçma bir şey yapmış oluyoruz. Her şeyi bilmek, her konu hakkında yorum yapmak, her olayı tartışmak, taraftarın görevi veya hobisi olmamalı, çünkü sağlıklı değil. Çünkü zevkli değil. Tam bir sinir harbi ve senin bu harp esnasında hiçbir etkin yok. Sadece kendini yıpratıyorsun. "22 adam bir topun peşinde koşuyor" bile dışarıdan bakan insana saçma gelirken, işin en dip ayrıntılarını bile deşmek, hatta taraftarlık görevi olarak irdelemek zorunda kalmak çok da sağlıklı değil.

İşin özü; parçalı formalı takım ile beyaz formalı takımın maçını izlemek hala çok güzel. Gerisi biraz fasa fiso...


Çarşamba, Eylül 4

Fenerbahçe 5-2 Sivasspor




Drogba'nın Fenerbahçe'ye attığı golden yaklaşık 20 dakika sonra futbolla ilişkimi kesmiştim. O andan itibaren hiç maç izlemedim. Bir ara zamanın yavaş aktığı yer Bodrum'daydım ve o dönem ara ara Twitter'da zaman geçirerek futbol muhabbetlerine dahil oldum. Ama İstanbul'a döndüğümden beri futbolla ilişkim; yolda yürürken önlerinden geçtiğim cafelerin televizyonlarında açık olan NTV Spor'un alt yazısında gördüklerimden ibaretti. Gerçi bu profesyonel futbolla alakalı. Çünkü artık daha çok top oynuyorum. İzlemiyorum, ben oynuyorum.

Daha zevkli olan bu. Daha normal. Dağa sağlıklı. Futboldan soğuyoruz. 

Plan önce; günü Yoğurtçu'da geçirip maça kadar muhabbet etmekti. Sonra fazla bir kombine çıktı ve kendimizi maçta bulduk. Harika bir günün en sıkıcı anları maç anındaki 90 dakika belki. İnsanın maça giresi gelmiyor artık. Fenerbahçeli taraftarların kulüpleriyle ve tribünleri ile ilgili sorunları ne kadar belirleyici bilmiyorum ama insanların artık stadyumlarda zaman geçirme hevesi kalmadığını Kadıköy sokaklarında görmek mümkündü..

Karışık tribünler... "Siyaset tribünlere karışmasın" dayatmasının sonucu olarak Rabia selamı ile İstiklal Marşı söylemeler... Ufak kavgalar. Yönetimlere muhalif olanlar. Yönetimlere muhalif olanlara muhalif olanlar. Kavgalar. Küfürler. Hep bir gerginlik. Daha maç başlamadan önce sokakta farkedilen bir sıkkınlık, bir bıkkınlık.

Sene başından beri bekleneni veremediği söylenen Fenerbahçe takımı, bu sefer 5 gol attı. Böylece tribündeki gerginlikler bir tık azaldı. Ortam ne zaman ateşlese Fenerbahçe gol attı. Aslında tribünü bu hale getiren bu futbolcular, bu maçta yaptıkları sayesinde tribünün gazını aldı.

Maraton'da kavga çıktı Fenerbahçe gol attı. Her yer Taksim tezahüratı yapıldı Fenerbahçe gol attı. Yönetim istifa diye bağıranlarla Aziz Yıldırımcılar (evet bunlardan hala kalmış ve sayıca çoklar) arasında ipler kopma noktasında geldi, Fenerbahçe yine gol attı. Tamam belki atılan gol; Sulukule'de çıkan kavgaları susturan müzik kadar birleştirmiyor ama konu bir şekilde kapanıyor.GFB'nin bir ara yaptığı tezahürat, durumun Fenerbahçe triübünü açısından özeti oldu: "3-0 öndeyiz, içmiz kan ağlıyor"

Fenerbahçe 5 gol attı; Fenerbahçeli arkadaşlar çok mutlu oldu, umutlandı ama aslında ben çok da beğenmedim. Daha doğrusu Fenerbahçe kendini sıkmadı. Karşısında kötü bir Sivasspor buldu. Fenerbahçe biraz pres yaparak ve rakip kale önünde hiç baskı kurmadan 5 gol atabildi. Kaçırdığı gol neredeyse yok. Emenike ne kadar özel yetenekleri olduğunu gösterdi. Futbolda sonuç için, gol için gereken en temel işi en iyi yapan adamlardan biri: "Topu rakip kaleye doğru götür"

Futbola aç Samuel Holmen de maçın iyilerindendi. Ben hala onun İstanbul topçusu olduğunu düşünmüyorum ama bu tip kriz zamanlarında böyle topçular büyük önem kazanır. Futbolu bilen ve iş ahlakı olan topçuya her takımın ihtiyacı var. Karanlık dönemleri aydınlatabilecek bir sorumluluk anlayışları var.

Sivasspor adına olumlu bir şey bulmak zor. Ligin daha başı, asıp kesmek için erken. İki kaleci hatası, bir hakem faktörü ile yenilen gol skordaki farkı yarattı. Ama oyun olarak da çok istekli ve bilinçli değillerdi.

Bu sene hayatımın en farklı sezonu olabilir. TT Arena'ya gitmeyi pek düşünmüyorum. Aslında pek maça gitmek istemiyorum. Ama eve yakın Kadıköy'e birkaç kez gidebilirim. Herhalde Galatasaray'dan çok Fenerbahçe maçına giderek tarihi değiştiririm bu sene.

Günün akılda kalan tezahüratı ise Vamos Bien'den...



Pazar, Ocak 13

Pazar Keyfi


Siz Liverpool-United maçı izlerken, aynı saatlerde ben futbola doydum.

Aslında yalan olmasın, önce ofisteki dilo kardeşlerimizin hatrına İngiltere'ye takıldık. İlk yarı sıkıntıdan patlayınca, devre sonunda Sivas'a döndük. Tam bir futbol şöleni. Sakatlık olmaması da sevindirici (Eneramo son anda nazar boncuğu oldu).



Yapımda emeği geçen futbol emekçilerine teşekkürler....

Cumartesi, Ağustos 18

Kırılma Maçları #10



"Yeter ulan kaç tane kırılma maçı oldu" diyenler arttı, bu son olacak o yüzden. Oysa zaten sezon içinde 40 tane maç yapmışız, 10 tanesini yazınca sezonun yüzde 25'i oluyor. Süper Final'de oynanan maçları "kırılma" olarak değerlendirmek de zor. O dönem, baya işin sonuydu, kırılacak bir şey kalmamıştı, Zaten seriyi yazarken ismi yanlış koyduk, "kırılma"dan öte unutulmaması gereken maçlar bunlar. Saygıyı hak eden 90 dakikalar.

Sivas deplasmanının da kendi içinde çok anlamlı bir hikayesi var. Rakip, sezonun en etkili takımlarından biri. Kendi evinde uzun süredir yenilmiyor, ilk 4 içine girip çıkıyor, belli bir standartı var, etkili hücum silahları var.Ve en önemlisi de Sivas'ta kara kış devam ediyor, zemin karlı ve bozuk.

Maç pazartesi günüydü ve maça gitmek gibi ufak bir plan yapmıştık. Çeşitli nedenlerden dolayı gerçekleşmedi. İyi de oldu aslında. Takımın zar zor gittiği bir deplasmandı, biz herhalde maç bittikten sonra anca ulaşırdık Sivas'a. Yolculuk neredeyse televizyondan, internetten dakika dakika takip edildi. O yorgunlukla takımın nasıl oynayacağı tamamen soru işaretiydi. Böyle durumları kotarabilecek yegane ismin takımın başında olması büyük şanstı belki de.

Fenerbahçe taraftı da bu maçı heyecanla bekliyordu. Kadıköy'den önceki son deplasmandı. Puan hesapları takım daha Sivas'a ulaşmadan yapılmaya başlandı. "Karlı zeminde 2 puan bıraksalar, Kadıköy zaten banko bizim"

Kötü oynadık. En azından iyi oynamadık. Ama iyi mücadele ettik. Necati muhteşem bir gol attı, Ujfalusi rahatlatı, son 10 dakikada da farka gidildi. "Son zor deplasman" 3 puanla geçildi. Aksi sonuçta; sezonun devamında daha büyük sıkıntılar yaşanabilirdi.

Cumartesi, Nisan 28

Hakem Kararı



- Belediye'nin ilk golü penaltı değil bence.

- Kırmızı kart da ağır gibi geldi.

- Maç bir anda döndü, Eneramo'nun kaçan penaltısı kırılma anı.

- Sivasspor, bunu Kadıköy'de Pedriel ile de yaşamıştı.

- Sivasspor yine bir deplasmanda gol attı.

- Yarın Bursa kazanamaz, işler iyice karışır.

- Avrupa Ligi Play-Off > Şampiyonluk Play-Off

- Olimpiyat Stadı'nda güzel havada bir maç, ilginç geldi.

- Cihan Haspolatlı mutlu olsun. Çok küfür ettik zamanında ama severiz

- Doka'nın golü güzeldi

- Ömer Can Sokullu'nun Süper Lig'de ilk golü

Cumartesi, Nisan 21

Sivas Avrupa Yolunda





- Cumartesi günü bu saatte (15.00) maç olmamalı. Türkiye'de insanlar çalışıyor bu gün. Koy 19.00'a., 18.00'e....

- Eskişehirspor tribünü iyidi, doluydu. Mesela aynı saatte Bursa tribünü boştu.

- Zevkli maç olur diye bu karşılaşmayı tercih ettik ama diğer maçtan sürekli gol haberi geldi.

- Zemin rezalet, sezon başından beri olduğu gibi.

- Ediz kaçırdı, Navratil attı.

- Korcan, Yobo'dan sonra ilk defa gol yedi, Batuhan.

- Eskişehir neler kaçırdı. Hem yediği golden önce, hem yediği golden sonra.

- Eskişehir'e taz gelmiyor mu?

- Batuhan iki haftadır aynı golü atıyor.

- Pele 2 ay sonra ilk 11'de.

-Navratil bu sezon 4.defa gol attı, hepsi de deplasmanda. Zaten Sivas deplasmanda her maç gol attı.

- Üst üste iki maç yenilmemek çok büyük avantaj olsa gerek. Bize de tam bilmiyoruz, play-off ahkamı zor iş...

- Tolga Özkalfa da diğer Türk hakemleri gibi oldukça kötü.

- TD'den yorum: Ula batuhan keske daha once evlenseydin

Salı, Mart 6

Şampiyonluk Yakın




- Gazeteler "
Galatasaray Şampi...." diye çıkacaktı, şimdi play-off bekliyoruz.

- 2008'de 5 gol, 1012'de 4 gol. Sivas yolu, şampiyonluk yolu.

- 11 saat yolculuğa 4 gol.

- Necati hakkındaki düşünelerimi donduruyorum. 18 Mart'a kadar.

- Muslera'ya ne desek az, elleri küçük.

- Şu maçtan korkum yoktu. Geçmişteki takımlardan biri olsaydı 11 saat bahanesine sığınırdı; bu takım sığınmaz.

- Ujfalusi'nin gol atması ayrıca sevindirici. Rahatlatan gol.

- Riera müthişti. Sol kenar, sol bek, sağ kenar.. Sırada ne var?

- Emre Çolak gittikçe düşüyor.

- Erman Kılıç'a güvenenler, haftaya Yasin Öztekin'e sarılsın, belki tutar.

- Uğur Kavuk'un Galatasaray maçları > tüm kariyeri.

- Aslında maçn hakkı 4-0 değildi ama sezonun hakkı 4-0

- Bu 2012'de bir bokluk olacak ama hadi bakalım. Marduk'a inanıyorum artık.


Pazartesi, Kasım 28

Engin'e Yapılan

Kalecinin yaptığı önemli değil de önyargı kötü şey. Birçok kişi bunu hala görmedi. Engin, kaleci onu itti diye kaleciye kafa attı sanıyorlar. Fazlası da var. Elmander'in kırmızı kart görmesine neden olan hareketi Sivas kalecisi Milan da yapıyor. Bunu hakem nasıl görmez, hakem nasıl kırmızı verir demiyorum. Ama Engin birşey yapınca muhakkak durduk yere yapmıştır imajı kötü, haksız, can sıkıcı.

Engin böyle işte, hoca da güveniyor. Benim de hoşuma gidiyor. Yanıltmasın bizi, gördüğü kırmızı kart olsun. Sevinmek için dilenmedik...

Pazar, Kasım 27

Kırmızı Alarm



- 12 maçta 5 kırmızı kart, artı bir de Melo. Biraz fazla sanırım.

- Engin'i hala seviyorum. Sevdiğim insanlar seviyor, ben de severim. Kırmızı kart çok önemli değil..

- Elmander kırmızıyı görmseydi bugün; örnek akıllı adam Elmander - sorumsuz Türk futbolcusu Engin karşılaştırmalarına kalacaktık.

- Engin çok iyi oynuyordu yahu..

- Fener maçı ve Engin hayalleri...Yıkıldı

- Sercan Yıldırım, 6 dakika sahada kaldı. Trip atsaydı tarihi fırsatı kaçıracaktı, 2 hafta forma onun. Biri Fenerbahçe maçı.

- Semih Kaya ilk hatasını yaptı. Kimse üzerinde durmadı. Devam. Genç oyuncu oynatmak böyle olur.

- Bu takımın enteresan bir havası var. Seviyorum.

- İki maçtır iyi oynayan Riera'yı es geçmeyelim.

- Kazım şansını tüketiyor. Bu sezon çok kötü.

- Uğur Kavuk bize karşı hep iyi oynar.

- Fark 3

Cuma, Kasım 4

Seri Sonu



- Grosicki ne bela topçu. Bir de spikerler Rosicky gibi telafuz etmeseler.

- Bir Caner vardı ne oldu bugün ona?

- Kadir en beğendiğim adam oldu.

- Günün asıl maçı Samsun'da oynanmış, onu kaçırdık.

- Kıvanç'ın bu kadar hırslı, mücadeleci top oynadığını 1.5 senedir görmemiştim.

- Pedriel her takıma lazım

- Sivasspor iyi oynadı

- Tarık Ongun ne sempatik gülüyor. Bilmesek inanacağız

- Sezer bir daha oynamak için Aytekin Durmaz'ı bekler.

- Bienvenu'dan olur diyordum ama sanırım olmayacak.

- Lig Tv spikersiz seçeneğini koysun artık. Bir güzeldi, iki tanesi hiç çekilmiyor.

- Rıza Çalımbay'ın kariyerinin en unutulmaz maçı olabilir.

Pazartesi, Ocak 24

Yeni Hamam Eski Tas


- Değişen birşey yok aslında. Servet aynı, Ayhan aynı, tezahüratlar aynı, ıslıklamalar aynı.

- Takım iyi yolda gibi gözükebilir. Yekta, Culio ve az biraz Stancu ve Kazım takımın kalite ortalamasını yukarıya çıkarmış.

- En beğendiğim Yekta oldu ama Yekta'da daha farklı birşeyler var. Sadece futbolla alakalı değil.

- Bu stadyumda zamanla çok topçu ıslıklanır ama daha ilk maçtan Hakan Balta'yı ıslıklamak beklediğimizden de kötü olacağının işareti sanki.

- Türk Telekom Arena = Islık Arena

- Cana'ya deliler gibi güveniyorum.

- Servet'e hiş güvenmiyorum. Attığı gole sevinmedim diyemem, sonuçta Galatasaray'ın attığı gol ama onun sahada olduğunu görmek, hatırlamak, bugün gazetelerde onu okumak rahatsızlık verecek. Onun hala Galatasaray'da olduğunu bilmek....

- Takımı satan, formayı satan topçu 5 gol de atsa, ilk golü atıp tarihe de geçse, arkadaşları "golcü" de dese, sevilmez, sevilmemeli.

- Emre Çolak, Galatasaray'ın son 3-4 senedeki en futbol aklı zayıf topçusu olabilir. Yetenekli falan da, insan bir tane doğru tercih yapmaz mı?

- Sivassporlu Tomas Rada = Tenisçi Rafael Nadal

- Sanırım yine Hagi cillop gibi bir takım kuracak ve sonra gelen hoca takımı şampiyon yapacak.

- Sabri birkaç maçtır durgun.

- Ligde 7.sıraya yükselen Galatasaray.

Pazar, Ağustos 15

Boşver Abi Dalgana Bak

- Ligin ilk maçına mağlubiyetle başlamak sorun değil aslında. Ama ardından gelen iki maçın geçen sezon hiç yenemediğimiz Bursaspor ve Eskişehirspor maçları olması korkutucu.
- Sivasspor'u Sivas'ta yenemeyeli 2.5 sene oldu.

- Açıkçası maçtan önce galibiyet ümidim yoktu. Beklediğimden farklı bir görüntü yoktu. Hatta beklediğimden daha ısırgan bir Galatasaray izledik.

- Bütün bir yaz boyunca yerden yere vurulan Ayhan-Sarp-Barış üçlüsünden ikisi ilk 11 başladı ve ikisi de takımın iyilerindendi.

- Aslında takım iyidi. Kötü oynayan, kötü mücadele eden futbolcu yoktu. Geçen sene yenilgiye, kötü duruma isyan eden topçumuz yok diyorduk. Bu maçta pısırık bir takım izlemedik. Ama gerçek acıdır, Galatasaray takımının gücü bu. Sakatlar, eksikler, gelirse transferler bu takımın çehresini değiştirebilir. Ama Hakan Balta'dan Ali Turan'a, Emre Çolak'tan Servet Çetin'e; bu takım bu kadar, daha fazlasını beklemek hayalcilik olur. Yineleyelim; eksikler takıma girince değişik olabilir.

- Ali Turan Sabri'yi arattı diyenin eksik kaldığı bir nokta var. Ali Turan, Cihan Haspolatlı'yı bile arattı.

-Sezon başlayalı 3 maç oldu, hala sarı-kırmızı forma giymedik.

-Sezon başlayalı 3 maç oldu, hala ilk golü yiyen takım olmadık ama kazandığımız maç sayısı sadece; 1

- Takımın bu kadar gergin olması iyiye alamet değil. Emre'yi hırpalayan kaptan, rakip antrenörü kovalayan hoca, 6 aydır sakat olmasına rağmen kart gören stoper. Yine de güzel tarafı var, aksiyonlu bir sezon bizi bekliyor.

- Sivasspor'un ilk golünü atan Zita'yı beğendim. Hareketli bir arkadaş.

- Çok fazla "derin" cümleler yazmak istemiyorum. Madem herşey kötü, herşey canımızı sıkacak gibi, o zaman boşverip, eğlencesini yakalamak lazım. Bu takım müzeye bir kupa daha alsa veya almasa ne farkeder, aslolan Galatasaray ile geçen günlerdir.


- Ceyhun-Mehmet ikilisi bu sene çok iş yapabilir. Tabi Ceyhun sezonu burada noktalarsa.

Pazar, Nisan 25

Beşiktaş 2-2 Sivasspor


Geçen hafta Hüseyin Göçek son düdüğünü çaldığı andan itibaren iğrenç bir ortamın içinde bulduk kendimizi. Ne kadar kafayı futbolla sıyıran biri olsam da ve ara ara taraftarlığın verdiği gazla fanatikliğin sınırlarını zorlasam da bu kadar bayağı bir hafta benim gibi bu muhabbetlere aşina olan birini bile rahatsız etti.

Bir hafta boyunca; penaltı kaçıran futbolcuyu şike yapmakla suçlayanı okuduk, federasyon bahçesine küreklerle gidenleri gördük, onları helikopterle çekenler vardı, 2004'teki Samsunspor maçını hatırlatanları dinledik, "yatış hazırlıkları" adı altında hazırlanan görselleri izledik, bir bileti 120 lira yapanları bir kez daha hatırladık, derbiyi kaybeden tarafın isyanını dinlemek varken, en azından bıyık altından gülmek varken, üste çıkmaya çalışanları gördük. Ve tüm bunlar futbolla ilgili programlarda, internet sitelerinde, gazete sayfalarında ve haber bültenlerinde yorumlandı. Bir şeyler yalnış gitmiyor mu?

Tanıl Bora veya Fuat Akdağ gibi geçmişinde takım tutup daha sonra "takım tutma" halinden sıyrılanları anlayamazdım. Yavaş yavaş hak vermeye başlıyorum onlara. Takım tutmak benim için şu anda hala çok güzel birşey. Çok farklı bir duygu. Sevgi, aşk veya herhangi bir kelime. Neyle doldurursan doldur. İnsana enteresan şekilde haz veren bir duygu bir takıma bağlanmak. Fakar artık çoğu insan için takım tutmak, "sevmek"ten çıkıyor.

Takım tuyorsan, koşulsuz şartsız kollayacaksın. Herkesi, herşeyi. Rakiplere sataşacaksın. Hakkını kendi çapında yedirmeyeceksin. Kulüp başkanı kameralar önünde, sen mahallede, baban iş yerinde, kardeşin okulda farklı renklerle "çarpışacak". Takım tutuyorsan bunlar senin görevin olacak. Ne yazık ki, bu hoşuma gitmiyor ve beni soğutuyor.

Bugün Beşiktaş maçına bu korkularla gittim. Şampiyonluğu 1 maç önce kaybeden bir takım, 1 haftalık sinir harbinden sonra her türlü çılgınlığı yapabilirdi. Artık onun gösteri zamanıydı çünkü. Bütün bir haftanın yansıması olabilirdi. Benim amacım o saldırganlığa aldırış etmeyip sadece futbol izlemekti.

Bugün tribünün sesinin, tribünün isyanının, tribünün şarkısının televizyondakinden, gazetedekinden, kulüp binasındakinden ve hatta belki de sokaktakinden bile daha samimi pşduğunu anladım. Önemli olan da odur aslında.

Bugün inanılmaz küfür vardı. 45 dakika boyunca Aziz Yıldırım'a sövüldü.Küfür çirkin birşey mi? Belki. Ama bütün bir hafta boyunca küfür etmeyenler, bugün küfür edenlerden daha saygılı ve daha kibar değildi kuşkusuz.

Küfür argodor, argo da bir isyandır. Böyle başlayıp devam edebilirim ama bu başka konu. Böyle bir futbol ortamı yaratanların, bir zaman sonra küfür yemeleri kaçınılmaz sondur. Bunu yasayla kuralla engelleyemezsiniz. Anca 31 hafta engeller, 32.hafta daha aşırı bir tepkiyle karşılaşırsınız. Tıpkı 2007'deki derbide olduğu gibi, bazı şeyleri 7 sene engeller, en sonunda hiç görmediğiniz bir dışavurum ile karşılaşırsınız.

Mesela şöyle diyelim, geçen sene Bülent Uygun şampiyonluğa giderken ne kadar tepki görüyordu, şimdi aynı konumda olan Ertuğrul Sağlam'a duyulan tepki (varsa) ne kadar. Yani küfür eden velki ahlaki sınırları zorluyor olabilir ama küfür yiyenin hiç mi suçu olmaz? Hep mi bu küfredenler suçlu? Ve sadece tribün cemaati mi bu ülkede küfür ediyor?

Bugün, geçen hafta canı yanan bir tribün rahatladı. Herkese sövdü. Kan akmadı. Bence bu daha iyi birşey. Tribünlerdeki potansiyelli kullanabilen kitle daha tirajik şeyler yapabilir. Bu ülkede, en azından benim yaşadığım şehirde bu pek fazla olmuyor. Kanı kaynayan binlerce genci bir hareketle, bir lafla yönlendirmek mümkün. Futbol sahasının dışındaki bütün çirkinliklere rağmen ve bütün o çirkinliklere tribünün tepkisi sadece aşırı küfür oluyor. Aslında bugün küfürle rahatlayan öfkeli bir kalabalık vardı. Bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler.

Bütün bir hafta boyunca futboldan başka herşeyin konuşulmasına neden olan herkes payına düşeni aldı. Bazısı küfür yedi, bazına bela okundu. Mesela bela okumak; içinde küfür yoktur ama küfürden daha mı hoştur? Bunu da tartışabiliriz.

Futbol mu? Bu sefer de futbol konuşmayan biz olalım. Bir seferliğine. Küfür çirkin birşeyse şimdi de güzel şeyleri yazalım. Şampiyonluğu kaybeden takımı, şampiyonluğa giderken olduğu gibi meşalelerle karşıladı taraftarı. Penaltı kaçıran futbolcusuna aşırı bir sevgi patlamasında bulundu. Hocasına sahip çıktı. Takımı maç öncesinde de 2-2 biten maç sonunda da tribüne çağırdı. Gol kaçırma rekoruna giren Holosko'ya ahlar vahlar dışında tepki olmadı. Tribünün tepkisi de sevgisi de samimiydi.

Bu yazının bir yerinde Yücel'in adının geçmesi gerekiyordu. O da en sona denk geldi. Güzel, eğlenceli bir cumartesi akşamı oldu. Oturarak maç izledik, hatta izlemedik bile. 2-2 bitmiş. Zaten bçyle olması gerekmiyor mu? Keyifli, eğlenceli, kendini yormadan, fazla kaptırmadan. Yoksa bunun adı niye hobi, niye yaşam tarzı, niye sevgi?

Pazar, Kasım 1

Galatasaray 2-0 Sivasspor


Kötü bir gün bekliyordum. Aslında kötüydü de. Sıkıcı sayılırdı. Ama beklediğimden daha iyidi. Beklentiler düşük olunca, elde ettikleriniz sizi daha çok tatmin ediyor. Sıkıcı, kalitesiz Sivasspor maçı da yıllar sonra keyifle anacağımız bir maç olabilir. Tabi bunun için; kasım ayında oynanan bu maçı güzel olarak anmamız için, mayıs ayında kupa kazanmamız gerekiyor.

Gökyüzünün siyah olmadığı bir Sami Yen ilk yarısı. Maça İstiklal Marşı ile girdim. Haliyle maç öncesi nasıl bir atmosfer vardı bilmiyorum. Ercan Saatçi'nin hakettiği küfürler edildi. Sonra maç başladı.

Sivasspor eski Sivasspor değil. Hatta Sivasspor bu sezon Sami Yen'de gördüğüm en kötü takım. Tobol bile daha iyi oynamıştı. İleri hiç çıkamadılar Yiğidolar.

Galatasaray ise bu gün Fenerbahçe maçında ne oynadıysa onu oynadı. Görmek isteyene. Fenerbahçe maçını beğenmeyenin bu maçı beğenmeye hakkı yok. Ben geçen hafta ümitsiz değildim o futboldan, bugün de hoşuma gitmedi diyemem. İlk yarının ortalarında havaya kalkan toplar dışında yapılan her hareket olumluydu. Geriye oynanan her toptan sonra "her maç aynı hatayı yapıyorsunuz" diyenlere; topu ayakta tutmak hata değildir.

Önce Kewell. İzlemesi keyif. Kewell için Sami Yen'e eksi 20 derecede bile gelinir. Bu arada Sami Yen'de oynanan son 4 maçta da gol attı Harry Cool. 4 maç, 4 gol, 3 farklı organizasyon (Lig-Avrupa-Kupa). Bunu daha önce gerçekleştiren var mıydı acaba?

İkinci sıra Sabri. Çok değil 4-5 hafta önce, kaleye vurduğu top direkten dönse ahali "ulan Sabri" diyordu. Şimdi ayağındaki topu kaptırsa "helal Sabri"ye döndü uğultular. Bugün, sezon başından beri olduğu gibi yine harikaydı. Tek bir hata yaptı. Kendini sakinleştirmek isteyen Gökhan Zan'a sert çıktı. Zan'ın da moralini bozuldu. Ve işte bu da bizim manyaklığımız. Maçı hangi gözle izlediğimizin kanıtı. "Kim kime ne yaptı" yı gözlüyoruz. Oysa bu olay son dakikada yaşandı. Bize ne?

Mustafa Sarp bildiğimiz Mustafa Sarp. Anadolu'da oynayan her futbolcunun Mustafa Sarp'ı izlemesi gerekir. Hatta röportajlarını bile okuması lazım. İyice özümsenmeli. Ve hatta, sadece Anadolu topçuları değil, hayatta kendine yer açmaya çalışan 25 yaş civarı biz "çocuklar" bile bu adamdan kendimize pay çıkartmalıyız.

Servet-Zan iyidi. Zan daha iyidi. Zan iki maçtır iyi. Zan yeni Servet olabilir. Ama Zan-Servet hattı çok tehlikeli. İkisi de aynı karakterde. Sol bek Hakan iyidi. Bu maçın ilk yarısı olağandan daha fazla ileri çıktı. Rakipler çıkmayınca öyle oldu. İleri çıkınca daha faydalı oldu.

Barış ve Topal geçen senenin en kilit ikilisiydi. Topal geriye doğru gidiyor. Barış ise uzun süre sonra formayı bulunca çok koştu.

İlk gol Nonda'dan. Baros'u çok aradık. İkinci golün asisti Kapalı'ya yazılmalı. Petkoviç'in saçmalığına uğultu yükselince hakem atış kararı verdi. Kewell da tabelayı değiştirdi. Tribünde çok bağırmak önemli değil. Eski Açık çok bağırıyor, güzel bağırıyor, boğazına sağlık ama maça etkisi ne yazık ki sıfır. Kapalı'nın uğultusu ve aklı yetiyor. Yeter ki her maç böyle olsun.

Bucaspor maçında ülkesine erken gitmek için kırmızı kart gören Elano, tribünde takımı izledi. Yanında Keita da vardı. Her golden sonra takımın birbiriyle kucaklaşması güzeldi.

Topla oynarken bir sıkıntımız yok. Topsuz oynarken iyi basıyoruz. Ama topa basıyoruz. Adama basmıyoruz. Rakibe vucut koymuyoruz, topa ayak uzatıyoruz. Sivasspor maçında bu yeterli oluyor ama Kadıköy'de faydası olmuyor. Hollanda milli takımı da hep bu yumuşaklığı yüzünden kaybetmiştir zaten.

Bülent Uygun'un gidişine rağmen Sivasspor hala antipatik. Hakkını vermek lazım eskisi kadar değil. Seneye Bank Asya 1.Lig'de görmek dileğiyle.

Cuma, Ekim 30

Sensiz Olmaz


Galatasaray - Sivasspor maçı benim ilgimi yüzde 30 oranda kaybetti. Rakip takımın yedek kulübesinde antipatı kralı olmayınca, maça özel bir hazırlanma hissedemiyorum. Keşke kalsaymış ama. Onun varlığı herkesin maça konsantre olmasına neden olurdu. Sami Yen'de olası bir sessizlik yaşanmazdı. Bu maç yaşanır mı gerçi bilmiyorum, tahmin sadece.

Bu arada Bülent Uygun da kendine yeni bir takım bulmuş. Oyunu baştan kuruyor. Futbol emekçisi şimdi de Nilüferspor'da. Hedefi takımı alıp Şampiyonlar Ligi finaline çıkartmaktır herhalde. FM 2010 çıksın diye beklemeyenler var bu dünyada.

Çarşamba, Ağustos 19

Biri de Benim


Bülent Uygun bombalamış yine: "Bizi sevmeyenleri üzmeye devam edeceğiz." demiş.. Saklamaya gerek yok biri de benim. Fenerbahçe maçında bile içimin yağları eridi. Tabi ki, ezeli rakibimin, şampiyonluk yarışındaki rakibimin 3 gollü galibiyeti can sıkıcı ama en azından goller güzeldi.

Andre Dos Santos'un alay eder gibi, dalga geçer gibi attığı golü, Emre'nin halı sahada bile atamayacağı bir golü atması, 3 topun direkten dönmesi falan hoşuma gitti. Hani mağlubiyet olur da, böyle olunca insan hiç konuşamıyor, çıkamıyor kamera önüne. Böyle goller yemişsin, üstelik hocalığının en büyük özelliği 10 kişi defans yapman vs. Olmaz tabi.

Haliyle birkaç gün görünürde yoktu Uygun. Anderlecht'ten yenilen 5 golden sonra da böyle olmuştu, Sivas'ta alınan galibiyet yine geri döndürdü Bülent'i. Neyse yavaş yavaş silinecek inşallah. Eskiden manşet olan demeçleri artık satır aralarından çekiyoruz. Az kaldı.