göztepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göztepe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 26

İnadına Göztepe


Üniversite yıllarımız, futbol yayıncılığın zirve dönemlerine denk gelmişti. Bunun iki nedeni olduğunu düşünüyorum. Birisi Radikal Futbol ve onun kendisinden daha uzun süren rüzgarı, diğeri de İletişim Yayınları'nın bu işe gönül vermesiyle doğan çabalar.

O dönem ardı ardında kitaplar çıkıyordu İletişim'den. En önemlisi de sadece dışarıdan çevrilen kitaplarla sınırlı değildi. Kendimize ait içerikler de üretmeye çalışıyorlardı. Dahası, zaman zaman, Sultanahmet'teki binalarında paneller düzenleyip yazarları, futbol üzerine kafa yoran insanları getirip bizim gibi hevesli gençlerle buluşturuyorlardı. Sanırım perşembe günleriydi, Beyazıt'tan çıkıp oraya giderdik. Öğleden sonra dersimiz yoksa bile, panel nedeniyle oralarda zamanın geçmesini beklerdik. Hiçbir bekleyişten ve gidişten de pişman olmamıştık.

İşte o dönemin ürünlerinden biriydi İnadına Göztepe. O yıllarda Göztepe enteresan bir dönemden geçiyordu. Her duyguyu kısa süre içinde yaşamıştı. 

Uzun süre Süper Lig'den uzak kalmıştı. 18 sene yoktu. Ondan önce çok güçlü bir takım olduğu anlatılıyordu. O kadar güçlü bir kulübün, 18 sene en üst ligden uzak kalması bana ilginç geliyordu. Ve derhal Süper Lig'e dönmesini temenni ediyordum çocuk aklımla. 1999'da Hasan Çelik-Ceyhun Erişli kadroyla play-off'tan .çıkmışlardı. Fakat kalıcı olamadılar. Düştüler. Bir daha çıktılar. Sonra yine düştüler. Bir sezon Süper Lig'de iyi de bir performans sergilerdiler ama bir türlü olmadılar. İki üç kere zenginleştiler, defalarca battılar. Bu kadar gelgit (med cezir de olabilir) sonrasında artık "demek ki o kadar da güçlü bir camia değilmiş" diye düşünmeye başlamıştım.

İnadına Göztepe o son düşüşün ardından yazılmıştı ki (2006), sonrasında Göztepe'yi daha kötü günler bekleyecekti.

Neyse ne, biz kitaba dönelim. Bu girizgahı o dönemlere duyduğum özlem nedeniyle yazdım. Haliyle o dönemin ürünlerine dair negatif cümleleri kısıtlı tutmak istiyorum. Piyasaya çıktıktan 17 sene sonra okuduğum bu kitap beni doyurmamış, tatmin etmemiş olabilir. Fakat o dönemde içerik üretmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Hatta içerik üretmek diye bir kavram dahi yoktu. Ya bir gazete çıkarabilirdiniz, ya da kitap basabilirdiniz. Belki amatörce fanzinler de olabilirdi, ki biz onu da denedik. Onun dışında bir alan bulmak zordu. O alanda da satış kaygısı ve geleneksel kalıpların dışına çıkmak (futbol kitabı basmak) oldukça zordu.

Haliyle Tanıl Bora'dan Halit Kıvanç'a birçok ismi buluşturup onlara sadece bir kulüp (Göztepe) hakkında yazılar yazdırmak kolay iş değildi. Çoğu yazıyı beğenmesem de, ortaya çıkan iş bir kulüp hakkında (iüstelik bu kulüp İstanbullu değil) derli toplu bir kitap oluşturabilme amacına hizmet etmiş.

Bir belgesel veya tarihi anlatan kitap değil. Fakat bir kulübün tüm değerlerini ve özelliklerini barındıyor. Tarihi de var, geleceği de, bugünü (yani o günü) de... Taraftarı da var, gazetecisi de, uzaktan seveni de, rakibi de... Haliyle "Göztepe" kavramının en net tarifi oluyor kitap; üstelik içinde birden fazla kişinin kendi tarifi olmasına rağmen.

Keşke benzerleri daha çok olabilseydi. Bundan sonra da olacağını sanmıyorum. Çünkü artık yazan insanların daha cesur olamayacağını seziyorum. Bir kulüp hakkında kalem oynatmak kolay iş değil. Eğer alıcısı o kulübün taraftarıysa, ona kendi hislerinizi ve düşüncelerini anlatamazsınız artık. Onların duymak ve okumak istediği cümleler geçer akçedir. Böylece heyecan verici yazılar, ufuk açıcı fikirler falan artık bizler için hayal ürünü...

Son olarak yazılar arasında sıralama yapmak istemiyorum ama Tanıl Bora ve Yiğiter Uluğ'un yazılarını beğendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Göztepe muhabiri Sinan Genç'in anıları da hoşuma gitti. 

Perşembe, Mayıs 25

Kim Gelsin #2023


Play-off'lar başlamadan önce bir geleneğimizi yerine getirelim. 1.Lig'den Süper Lig'e çıkacak son takım kim olsun? Bir tahmin değil, dileğimizi yazacağız.

Öncelikle ilk ikiden çıkan iki takımın Ç.Rizespor ve şampiyon Samsunspor olduğunu hatırlatalım. Eğer Giresunspor da ligde kalırsa Karadeniz'in dört takımı ana sahnede olacak. Tabi play-off'ta beşinci bir Karadenizli gelmeyecek ama İstanbul merkezli bir hale dönüşen lige iki tane şehir takımının gelmesi iyi oldu.

Bu sezon yeni bir formatımız var bence adaletsiz. Bunu daha önce de yazmıştık. Normal sezonu üçüncü sırada bitiren takım doğrudan play-off finali oynayacak. Diğerleri üç maç yapıp birbirlerini kırarken, üçüncü bitiren ekip rakibini bekleyecek. Haliyle bu adaletsiz düzende tarafımızı belirlemek zor olacak ama kimi desteklemeyeceğimiz aşikâr. Umarız Pendikspor finali kaybeder ve üçüncülerin lanetini, sürdürür.

Play-off'ta çeyrek final karşılaşmaları tek maç üzerinden oynanacak. Bodrumspor - Göztepe, eşleşmelerden biri. Açıkçası yıllarını Bodrum'da geçirmiş ve burada sık sık Bodrum hakkında yazılar yazmış biri olarak Bodrumspor'u desteklediğimi düşünebiliriz. Fakat açıkçası kulübün son dönemdeki hali çok içime sinmiyor. Üstelik bu seride yıllar boyunca yazdığım düsturu ihlal edecek değilim. 2.Lig'den 1.Lig'e çıkar çıkmaz, ilk sezonunuzda, ilk kez yükseldiğiniz play-off'ta bu bileti almamanız lazım. Önce biraz play-off'un acısını yaşamak gerek. Buranın gedikli takımlarına saygı duymak gerekiyor. Buranın kendi içinde yazılı olmayan bir kıdemi olmalı. Zaten merdivenleri koşarak çıkanlar, paraşütsüz düşerler. O nedenle Bodrumspor ilk tercihlerimden biri değil.

Diğer tarafta ise Sakaryaspor ve Eyüpspor var. Eyüpspor geçen sezon, bu sezonun Bodrumspor'uydu. Çıkmalarını istememiştik ve ilk turda Bandırmaspor'a elenmişlerdi. Şimdi o yenilgiyi ve acıyı yaşadıktan sonra Eyüpspor'dan yana olmam beklenebilir. Fakat yine değiliz! Çünkü kulüp, bu sezon sık sık teknik direktör değiştiren yapısıyla sempatimizi toplamayı başaramadı. Son olarak da henüz herhangi bir teknik direktörlük deneyimi olmayan Arda Turan'ı getirerek mucize çıkarmasını beklediler. Bu işler o kadar kolay olmamalı! O nedenle Eyüpspor, üst üste ikinci kez liste dışı. Fakat Zafer hoca ile sezon başında başlayan birliktelik sürseydi daha farklı düşünebilirdik.

Keşke Sakaryaspor - Göztepe finali olsaydı. Fakat işler yolunda gitse bile bu bir final olmayacak, karşılaşma yarı final ayarında geçecek.

Yine de bu iki takımdan birini kabul ediyoruz. Normalde Süper Lig'den yeni düşmüş bir takımın da hemen çıkmasını istemem. Madem düştün, asansör olma! Sakaryaspor gibi güçlü bir camia da 2007'den beri en üst platformda yok. Yani yeşil-siyahlı takıma daha yakın olmam gerekirdi.

Fakat içimden Göztepe geçiyor. Bunun esas nedeni iki kulübün kurumsal yapıları. Göztepe, geçen sezon çok şansız bir şekilde düştü. Tekrar bir ikinci şansı hak ediyor. Ve bir daha yükselirse kolay kolay düşmeyeceği izlenimini veriyor. Sakaryaspor ise Süper Lig'e son üç yükselişinde sadece birer sezon barınbildi ve bugünlerde de o günlerden farklı bir takım olacağının sinyalini vermiyor.

Öyleyse beş takım arasından sıralamamızı yapalım:

İlk sırada İzmir'in çocukları var. İkinci sırada Tatangalar. Üçüncü sırada kalbimizin attığı Bodrum, dördüncü sırada şehrimizin bir parçası Eyüpspor. Son sırada ise maç yapmadan finale yükselmiş Pendikspor...

 KİM GELSİN 2018

KİM GELSİN 2020

Cuma, Nisan 29

Fair-Play Şovunun Geldiği Son Nokta

Gaziantep FK - Göztepe maçında yaşananlar halen konuşuluyor. Daha da konuşulacak. Uzun yıllar boyunca hatırlanacak. Herkes bir haftadır maçta ne olduğunu, neden olduğunu, olması gerekeni tartışıyor. Fakat bizim asıl konumuz niye böyle anlara maruz kaldığımız...

Yine de önce maç içinde yaşananlara kısaca değinelim. 

İlk gol

Göztepe'nin golü nizami bir goldü. Etik açıdan da bir sorun yoktu. Gaziantep saçma sapan bir şekilde gol yedi. Hatta ortalığın bu kadar karışması golün kendisinden daha enteresandı. Soner'in kaleye vurmasına şaşırmamız gerekirken, top direkten döndü ve gol oldu. Yanlış deneme pozitif netice vermişti. Fakat bunu tartışmaya vakit bulamadan, oluşan kaosa şaşırdık. İlk başta "Acaba, Soner topu Gaziantep'e mi verecekti" diye düşündüm. Pozisyonunun başını da hatırlayamadım. Fakat öyle bir durumun olmadığını da gördük.

Kaleyi açmak

VAR inceledi, kural kitabına bakıldı ve golün nizami olduğu anlaşıldı. Konunun kapanması gerekiyordu. Fakat devamında Göztepe'nin kaleyi açması daha da saçmaydı. Neden böyle bir eylem yapıldı ki? Gaziantepli oyuncular kuralı bilmedikleri için habersiz mi yakalandılar? Öyleyse bile bir jeste gerek var mıydı? 

Mahalle maçlarında bazen bazı kurallar maçtan maça değişir ya; mesela kaleciye geri pas... Maçın başında kaleci topu eline alır, rakip takım "geri pas" diye itiraz eder. Diğerleri de "Kaleci bilmiyordu bu sayılmaz" der. İlk pozisyon öyle geçiştirilir, maçın devamında kural uygulanır. Onun  gibi oldu adeta.

Gaziantepliler kuralı bilmiyordu. Kaleye vuramayacağını sandılar. Soner kaleye vurunca şaşırdılar. "Oluyor mu ya öyle, bilmiyorduk biz" deyip, kandırdılar herhalde Göztepeli oyuncuları: "Tamam bir daha ki sefere olmasın, açıyoruz kaleyi!"

Tamam; kaleyi açıyorlar ama o konuda da bir fikir birliği yok. Oyuncuları çoğu kendi arasında ve yedek kulübesiyle diyalog halinde. En geç pes eden Atakan, "Sizin yapacağınız işe..." der gibi bakıyor Figuerido'nun arkasında kaldıktan sonra... Ve skor 1-1 oluyor.

Penaltı

Tabi ki Jahovic'in golünden sonra maç 1-0 devam etseydi, kalan sürelerin senaryosu da bambaşka olurdu. Fakat yeni şartlar atında Gaziantep bir de penaltı kazandı. Hiç beklenmiyordu. Her şey olağan bir şekilde ilerlese 1-0'ı koruyan Göztepe izleyecektik ve öyle bir kontra yaşanmayacaktı. Tabi ki bastıran Gaziantep'in yaratacağı karambollerden ne çıkardı onu da bilemezdik.

Yine de tüm yaşananların ardından, o atmosferde penaltı çıkması ekstra oldu. Ve bence tüm o beş dakikanın en anlaşılır hareketini Muhammet yaptı. Anlaşılır diyorum ama ben olsam yapar mıydım bilmiyorum. Fakat yine de düşününce, o beş dakikanın en normali penaltının auta atılmasıydı.

Rakip nizami bir gol atmış. Sonra kaleyi açmışlar. Sebepsiz yere 1-1 olmuş.. Bir de üstüne penaltı kazanınca; kafalar karışıyor. Yani benim kafam karışırdı. Ben penaltıcı olsam, topun başına geçmezdim bile. Bu arada takımdaki penaltıcı Maxim sanırım; o geçmiyor topun başına. 

Penaltıyı atsam da kaçırsam da rakip küme düşüyor. O zaman atayım auta 1-1'e bağlansın. Sonuçta Göztepe'nin golünden sonra her şey olağan bir şekilde devam etse, ardından da bir penaltı kazanılsa maç 1-1 bitecekti. O saçma golden sonra, penaltıyı atmaya gerek kalmadı. Yani bir şekilde maçın hakkı 1-1'di zaten. Tabi 1-0'dan sonra senaryo daha farklı olacaktı; bunu atlamayalım...

Bunlar niye yaşandı?

O zaman esas konuya dönelim. Biz bu saçmalığı neden izledik?

Türkiye'de toplumun her alanında gösteriş esastır. Kimse verimli çalışmayı düşünmez ama herkes çalışma şovunu yapar. Mesela işini iyi yapan birinin, herkesten ayrı bir şekilde evden çalışması (özellikle pandemi öncesinde) mümkün değildi. Fakat tüm mesaisini laklakla geçiren adam, mesai saati sona erdikten sonra 1-2 saat daha ofiste kalırsa ve bunu da herkes görürse terfi alma ihtimali yükselir.

Örnekler çoğaltılabilir ama yazıyı uzatmayalım. Futbolda da benzer bir zihniyet hakim. Saha içinde kazanmak için her türlü numara yapılır, deplasmana gelene su bile verilmez, yerde sakatlık numarası yapandan autta zaman geçirene kadar her türlüsü revaçtadır ama "topu rakibe vermek" gibi eylemler oldu mu kimse bizle yarışamaz.

Lincoln'un yıllar evvel bir maçın (Galatasaray - Hacettepe) son dakikasında top sektirmesi yerin dibine sokulmuştu. Karşı cephede duranlardan biri TRT spikeri Tansu Polatkan'dı. Polatkan, ""Eğer bu rakibi aşağalamaksa, en büyük terbiyesizliği gol atan futbolcular yapıyor." demişti. Ve o cümle 12-13 sene sonra gerçek oldu adeta. Atılan bir golde etik dışı durum arandı.

Top oynama dışındaki anlara çok büyük anlamlar yüklüyoruz. Göztepe'nin kaleyi açması da ilk anda takdir gördü. Direkt spikerin tepkilerine bakın. "İnsanlık ölmedi" ve "Her şey kazanmak değil" gibi laflar havada uçuşuyordu. Gerçi o da ne yapsın; "Bu ne şimdi" dese onu da topa tutabilirlerdi. Riske girmedi.

Beşiktaş - Giresunspor maçında Mert Günok sakatlanınca insanlar Giesunspor'un neden gol attığını sorguladı. Büyük ihtimalle ayağı kayan (ve maç içinde daha önce de kayan) Mert'in sakatlandığını zaten idrak edemediler. Zaten fark etmiş olsalar bile, kendi kendine sakatlanan ve çok acil müdahaleyi gerektirmeyen bir pozisyonda durmamak neden "fair dışı" bir hareket olmalıydı ki?

Belki de Gaziantep'teki futbolcular da benzer bir sorunu yaşadılar. "Acaba bu işte bir yanlış var mı?", "Neyi kaçırdık" gibi düşüncelere kafalara girmiş ve kafaları bulandırmış olabilir. "Şimdi gol yemezsek bizi de suçlarlar mı" korkusu bünyeleri sarmış olabilir.

Benzer bir durum Muhammet için de geçerli. Çok alakasız belki ama yıllar önce Fernando Muslera, Manisa'da penaltı atınca, "Küme düşen takıma kaleci neden penaltı attı" denmişti. O maç bile bir anlık kafalara girmiş olabilir. "Şimdi atsak ne derler,  oysa 1 dakika önce bizim için neler yaptılar. Şimdi küme düşen takıma gol atarsak kara deftere yazılmayalım"  tarzında düşüncelere kapılmış olabilirler.

Türkiye futbolunda saçma sapan, yüzeysel bir fair-play anlayışı var. Tamamen şova dayalı. O yüzden insanlar ne yapacağını bilemiyor artık. Bu neden Muhammet'i bir şekilde anlıyorum. O şovun bir parçası olmaktan ziyade, o şova katkı sunmadığı için lince uğrama korkusu baskına gelmiş olabilir.

Bu tip anların tekrar yaşanmaması için tamamen futbola odaklanmamız lazım. Yani saha içine. Her atağa kalkan rakibi görünce yere yatmamak, yere yatanı görünce topu taca atmamak, taca atana topu iade etmemek bir başlangıç olabilir. Bunları yapmaktan, bunları düşünmekten top oynayan kalmadı ligde. Her şey o kadar sıradanlaştı ki, ezberin dışına çıkılıp atılan bir golde bile insanlar şaşkınlık yaşıyor. Maçların ezberleri o kadar kanıksanmış ki, zihinler hata veriyor.

Oysa Jahovic'in golü gündem olmaya yeterdi. "Kuralı bilmeden kaleye vuran oyuncunun topu direkten dönünce, takım kümede kaldı (veya umutlandı)"

Başlı başına mükemmel bir futbol hikayesiydi; şimdi sulandırılmış bir şova döndü...

Pazartesi, Ağustos 5

Üretime Katkı


Bu yazın en dikkat çeken takımı Pendikspor oldu. Ya da geçen sezon benim en çok izlediğim takım olduğundan, transferleri ayrıca dikkatimi çekti. Süper Lig'e iki tane oyuncu gönderdiler. Trabzonspor, orta saha oyuncusu Taha Tunç'u transfer etti. Açıkçası çok bildiğim bir oyuncu değil. Zira gençlere önem veren Pendikspor takımında çok fazla şans bulamamıştı. Zaten kendisi de yeni takımındaki ilk röportajında bu konunun altını çizmiş ve "Trabzonspor beni genç milli takımlardaki performansımla transfer etti" dedi. Haklı olabilir. Geçen sezon sadece üç maça ilk 11'de başlamıştı. Ben de hiçbirini izlemedim. O yüzden hakkında konuşmak yersiz olur. Fakat bir transfer anlayışını göstermemize yol açabilir. Nasıl Stuttgart, dört ay A takımda oynayan Ozan Kabak'ı transfer ediyorsa, Trabzonspor da benzer bir hamleyi Pendikspor'da çok fazla ilk 11 oynamamış bir oyuncuyu transfer ederek yapıyor. Çünkü profesyoneller artık futbolcuları sadece A takım maçları ile hatta sadece maçları ile değerlendirmiyorlar. Çok detaylı inceliyorlar ve potansiyeli görünce transfer etmeye çalışıyorlar.

Yine de bir Pendikspor ürünü olan Taha'nın gelişimini ve gideceği noktayı merak ediyorum. Asıl beni heyecanlandıran ise Batuhan Kırdaroğlu transferi oldu. Onu izledim. İzlediğim anda da etkilendim. Süper Lig'e gideceğini tahmin ediyordum ama beklediğimden erken oldu. Göztepe, fazla zaman kaybetmeden Batuhan'ı transfer etti. Batuhan da 2000 doğumlu ama geçen sezon çok fazla maçta süre aldı. Takımın devamlı 11 oyuncusuydu. Orta sahada kenarlarda oynuyor. Fakat hücum hattında da oynayabilir. Potansiyeli ve yeteneği mevcut. Gençliği de var. Fiziği çok düzgün. Hızı 2.Lig için üst düzeydeydi ama Süper Lig için tam kestiremiyorum. Yine de asıl eksiği temposunda. Hem maç içinde hem sezon genelinde devamlılığı pek yok. Bir de hızlı karar vermesi; yaratıcı olması gerekiyor.

Başakşehir'in kiralık oyuncusu Okan Saracoğlu da Pendikspor'da 20 maç oynadıktan sonra takımına geri döndü. Bakalım kalıcı olacak mı? Okan, Taha'dan daha çok maç oynadı. 20 kez sahaya çıktı. Fakat hiçbir şekilde etkileyici olamadı.

İlginçtir Pendikspor orta sahasının en etkili ismi Fatih Çerlek'ti. Takoz denilen oyuncu tiplerinden. Fakat çok güçlü ve savaşçı. Stoperde de oynayabiliyor. O da 22 yaşında ama çok daha olgun bir karakteri var. Onun da Süper Lig yapma şansı vardı bence ama 1.Lig'in yeni takımı Menemespor'a transfer oldu. Yine de yolu daha uzun. Lig atlaması da önemli bir başarı.

Pendikspor'da kariyeriyle beni en çok şaşırtan oyuncu Ozan Papaker. Herhalde, Süper Lig görmüş Berkan Afşarlı ile beraber takımın en tanınan oyuncusudur. Tuzlaspor'da oynarken Türkiye Kupası maçlarında çok kişiyi etkilemişti. Pendikspor'da da çok kaliteli olduğunu defalarca gösterdi. Üstelik hâlâ 22 yaşında. Yerli futbolcunun çıkmadığı bir dönemde Ozan gibi bir oyuncunun Süper Lig takımlarına gitmemiş olması şaşırtıcı. Sanırım en büyük sıkıntısı çok fazla sakatlanması ama yine de yatırım yapılmayı hak eden bir oyuncu...

Ahmet Yazar, Oktay Balcı, Fenerbahçe altyapısından çıkan sağ bek Mehmet Çınar'ın da gelecek sezon gösterecekleri performansla üst taraftan bir yerlere gideceğini tahmin ediyorum.

En çok merak ettiği soru şu: Bu sezon Passolig, 2.Lig'e hemen gelecek mi? Umarım gelmez. Pendikspor maçlarını stadyumdan izlemek büyük keyif oluyor. Genç oyuncular çıkarıyorlar, şans veriyorlar ve aynı zamanda yarışıyorlar. Daha çok takdir görmesi ve izlenmesi gereken kulüplerden. En azından bir sene de ara sıra Pendik'e yolumuzu düşürelim...




Perşembe, Nisan 9

Sarı-kırmızı zirve






Süper Lig lideri: Galatasaray

PTT 1.Lig lideri: Kayserispor

2.Lig Kırmızı Grıp lideri: Göztepe

Pazar, Mart 15

Gerçek Futbol, Gerçek Hayat



Dünyanın tadını çocuklar çıkarıyor. Zaman geçtikçe, o günlerden uzaklaştıkça bunu daha iyi anlıyorum. Şöyle bir maçta oynamak çok keyifli olsa gerek. İzmir U-11 finali. Göztepe ile Altınordu müthiş bir maç oynuyor. Skor 4-3... "Skor önemli değil" demeyeceğim muhakkak önemi var ama aslında sadece ayrıntı. Bu maçta gol atan ve tribüne koşan bir çocuğa "skor önemli değil" diyemezsiniz Fakat, yaşadığı duyguların, hissettiği coşkunun skordan daha önemli olduğunu da söylemek lazım. Kaybeden de bu maçı unutmayacak zaten ve seneler sonra keyifle anlatacaktır.

11 yaşındasın, hayallerin var. Dünyayı keşfetmeye çalışırken final maçında gol atıyorsun. Tribünde arkadaşların, ailelerin veya hiç tanımadıkların... 300-500 kişinin önemsediği bir maç ama senin hayatını en güzel günü. Çocuğum olursa kesinlikle bir sporla uğraşmasını isteyeceğim. Profesyonel olmasına da gerek yok. Okul takımı bile olsa olur. Biz yapamadık o yapsın. Bizim yapamadığımız her şeyi o yapabilsin.

Kendi hayatımda heyacanlanacağım hiçbir şey kalmadı. Biriktidiğim hikayelerin büyük kısmı 10 sene öncesine ait... Yani demem şu ki, çocuklar ve ergenler hayattan büyük keyif alıyor. Gerçek hayatı onlar yaşıyor. Yaşamın en güzel zamanı. Onlara keyif alacakları alanları bırakmak lazım. Belki bizi de yanlarına çağırırlar da bizim de hayatımıza renk gelir.

Salı, Şubat 3

Pazartesi, Ekim 13

Lider



Passoligin olmadığı ve milli takımın durdurmadığı 2.Lig'de futbol bu hafta da devam etti.

Haftanın en önemli maçında Göztepe ile Bandırmaspor liderlik maçına çıktı. İzmir'de oynanan maçta Göztepe muhteşem bir taraftar desteğini arkasında bulsa da kazanan Bandırmaspor oldu. Hem de ne kazanmak. 4-1 mağlup ettiler Göztepe'yi...

Maç sonunda soyunma odasında Bandırmasporlular böyle sevindi. Böyle şeyleri çok fazla göremiyoruz. Böyle kıyasıya geçen lig heyecanlarına da uzak kaldık. Yakaladık mı hoşumuza gidiyor... Oyuncuların sevinçleri çok güzel...

Şu videoyu izlerken akılma tek soru geliyor:

Videonun başında "Kapıyı aç kapıyı" diyen adam kim?

Malum amacı belli. "Lider Ban Ban" tezahüratlarını Göztepeliler de duysun istiyor. Yapılır mı yapılmaz mı, etik mi değil mi? Hepsi ayrı konu da, bu maçın bir de Bandırma'sı var. Göztepe orada kazanırsa neler olur acaba? Onu da geçtim, sezon sonu zirveye Göztepe çıkarsa...

Böyle şeyler tuttuğun takımın o ligde yer almayınca çok keyifli, takip edilesi...Bir gözümüz orada...

Cuma, Ağustos 1

Yalı > Hayyam


Türk tribünlerinin en efsane pankartlarından biridir. Senelerdir hafızalarda, herkesin hatırladığı, kiminin dini sebepler nedeniyle hoş görmediği kiminin unutamadığı pankart...

Bu büyük gider benim tarafımdan her daim saygıyla karşılaşnmıştır. Bloga da çok defa taşımışımdır. "Adamlar ne yazmış be" demişimdir.

Fakat bugün öğrendim ki, aslında bunun aslı Ömer Hayyam'a aitmiş... Orjinali de şu şekil;

Gökleri yarıp darmadağın ettiğin gün,
Pırıl pırıl yıldızları kararttığın gün,
Sen sorguya çekmeden ben soracağım sana:
Ey Tanrı, 

Hangi günahım için beni öldürdün?

Bilenler vardır kesin, bizim cahillimiz, öğrenmiş olduk. Fakat işin aslı, pankart daha sahici duruyor. Üstelik çok büyük fark olmamasına rağmen...

Bunun iki nedeni olabilir, birincisi ilk olarak pankartı görmüş olmam, ona alışkın olduğumdan. İkinci neden; pankarttaki "biz" vurgusu, orjinaldeki "ben"in önüne geçiyor.

İsyanın kollektif olanı lazım... Yalı, Hayyam'ı sollamış.

Çarşamba, Mayıs 28

Yetmedi



Atletico'ya 3 gol atan kadro, Hatayspor'a da 3 gol attı.... Ama yetmedi..

Son 10 dakikada 3 gol atınca, maçın başında yenilen gol Göztepe'yi finalden etti. Bir sene daha bekleyecekler. Üzüldüm gerçekten. Keşke bir Göztepe - Ankaragücü final izleseydik.

Bu arada deplasman golü kuralına çok da karşı değilim. Deplasmanda gol at işte. Güzel kural. Gol futbolun meyvesi. Gol at. Gol atmayı teşvik et. Herkes böyle durumlarda uzatmaya gidilsin diyor ama ben ikili eşleşmelerde ikinci maçı evinde oynayan takımın, deplasman golü kuralıyla turlayan bir takıma göre daha fazla haksızlık sağladığını düşünüyorum. Neyse, Göztepe tribününün emekçilerine yazık oldu.

2.Lig acı verici duruyor ama dışarıdan bakınca da özeniyorum. Buradaki heyecan çok değişik, çok farklı... 

Alanyaspor - Hatayspor maçında da sebepsiz yere gönlüm Alanyaspor'da. Hatayspor geçen sene de final kaybetmişti. Finalin yerine göre, belki 31 Mayıs günü gideriz, belli olmaz...

Çarşamba, Mayıs 21

Çeyrek




Hafta içi, mesai saatinde, 2.Lig play-off çeyrek final maçları.. Göztepe ve Ankaragücü tribünü.. Bu daha çeyreği, finali bekliyoruz...

Cumartesi, Mart 8

Tribündeki Çığ




Blogda daha önce de çok tribün videosu paylaştık. Daha iyileri vardır. Daha kalabalıklar, daha güzel çekimler, daha yüksek sesler, daha organize hareketler... Bu hiç biri değil.

Burada çok ilginç bir şey var. Bambaşka bir şey var.

Göztepe'nin, Göztepeli'nin son 20 yılda yaşadıklarını az biraz bilen varsa, izlemeden önce bildiklerini tekrar hatırlasın, bilmeyen için belki aynı şeyi ifade etmeyebilir ama olsun. 

"Amatör de oynasan bile" cümlesi mesela boşuna değil... Maç Hatayspor. Hatayspor lider, deplasmanda yeniyor Göztepe lideri. Güneşli bir pazar günü, İzmir'den kilometrelerce uzakta, Hatay'da birkaç insan... Başlıyorlar tezahürata... Her şey normal. Her şey bizim bildiğimiz, daha önce benzerlerini yaşadığımız gibi.

35-40 saniye arasında ilginç bir şey oluyor. Tezahürat tam bitecek gibiyken bir daha başlıyor (Bu olağan bir şey) Tam bu anda 3-4 kişi tribünün önünde yuvarlak oluşturuyor. Tezahürat ilerledikçe, ses yükseldikçe, insanlar o 3-4 kişiye katılıyor. Kalabalık büyüyor. Neredeyse tüm tribün aynı noktada toplanıyor. Kartopu çığ oluyor.

Bunlar bana çok ilginç geliyor. Ben, iki üst koltuğumdaki adama golden sonra zor sarılıyorum, bunlar tribünde hep beraber eğlenip, şarkı söylüyor.

Sayısız saşmpiyonluk, derbi zaferi, Avrupa kupaları yaşamış bir taraftarım ve en çok 2.lig Beyaz Grup'ta Hatay deplasmanında 3-2'lik galibiyete sevinen adamlara özeniyorum.
 
Renk ayırmadan "Ağlamayı bile sevmişiz" diyen herkese selam olsun....

Not: Göztepe bu maçı oynadıktan sonra üst üste 3 haftadır berabere kalıyor, büyük bir ihtimal şampiyon olamayacak, play-off'ta da işi zor gibi...

Pazar, Ocak 5

Biji Göztepe







Bu ülkeyi anlamak ne kadar zorsa, bu ülkenin tribünlerini anlamak ondan iki kat daha zor. Şimdi dünyanın sayılı sosyal bilimcilerini getirsen bu fotoğrafı göstersen, sayfalar dolusu yazı çıkar. Tartışmalar alevlenir, şu olur bu olur.

Fotoğrafı çekenlere sorsan belki "Devreye önde girmiştik biz de makarasına yaptık" diyecekler. Veya "tribünde o dönem çok pis kavgalar vardı, yönetimin adamları aramıza giriyordu biz de birlik mesajı verelim istedik" diyecekler. Sallıyorum tabi, nasıl olduğuna dair hiç bir bilgim yok. Ülkücüler Türkiye'de her yerde var, stadyumlarda da kendilerini gösterirler. Göztepe'nin de bir "Biji Göztepe" olgusu var. İkisi bir araya gelmiş işte. 

4 sene tribüne giden adam, 4 sene üniversite okuyandan daha iyi toplum gözlemi yapar. İkisini de yaptığım için kıyasın doğruluğundan eminim. Ama yine de şu fotoğraf....

Pazartesi, Temmuz 15

Cana Geleceğine Mala Gelsin


Tavşanlı Linyitsporlu futbolcu Akeem Agbetu'nun kullandığı otomobil hararet yapınca yolda alev alarak yandı.

Göztepe'nin efsane mottosunda der ki (sanırım GK FANZİN'de vardı), "Göztepe'nin şu hale gelmesinde en ufak payı olan herkesin Allah belasını versin! Senin varsa senin de"

Agbetu, sezonun son maçında Göztepe'ye gol atarak, Göztepe'nin küme düşmesine neden oldu. O gün tribünleri dolduran binlerce taraftardan en azından yüz tanesinin dahi beddua etmediğini söyleyebilir misiniz?

Allah korumuş. Cana geleceğine mala gelsin. Agbetu iyi topçudur, o da ayrı konudur.

Çarşamba, Nisan 3

Ergin'den İlk Patlama



Ergin Keleş'i beğenirim. Kendini bir türlü kanıtlayamayan, hatta kanıtlamak için çaba sarf etmeyen, yeteneklerden biri. Yeteneğine rağmen oyun aklı konusunda sıkıntıları yüzünden ilerleme yapamayan bir futbolcu. Bu sene Göztepe'ye transfer oldu ve profesyonel kariyerindeki ilk hat-trick'i İzmir'de yaptı. Bakalım devamı gelecek mi?

Göztepe formasıyla hat-trick yapan son futbolcu kimdi diye TFF'ye girip bakayım dedim. Ama bir yerden sonra Aliağa ile Göztepe birbirine girdi. Karıştırdım. Bulamadım.

Salı, Mart 19

Bu Sefer Oldu




Göztepe - Karşıyaka maçını izlemedim. İzmir'e, maça gitmeyi dahi düşünüyorduk, ona göre planımızı yaptık, pazartesiye ayarlandık ama maç pazara alındı. Bencil düşünmeye gerek yok, en iyisi oldu. Hafta içi derbi mi olur? Ama  mesai olmadığı için izlememeyi tercih ettim. Boş vaktimizi maç izlemeye ayırmak istemedim.

Oysa son yıllardaki bütün Göztepe-Karşıyaka (9 senede 5 tane), hatta Karşıyaka-Altay maçlarını izlemiştim. İtiraf etmek gerekirse, 5-2'lik efsane maç dışında hepsi birbirinden kötüydü. Belki daha iyi maçlar izlemiş olsaydık tercihim farklı olurdu. Futbol böyle işte; ummadığın maç iyi çıkıyor, günlerce beklediğin maç fare doğuruyor. Yazının  başlığı o yüzden bu hali aldı.

Maçın özetini izliyorum, yorumları okuyorum, ne yazacağımı bilemiyorum. Oysa çok fazla hikaye barındırıyor. Maç öncesi olaylar olmuş ama bildiğimiz konular değil. Onların şehri, onların mevzuları... Maç başlıyor, koreografiler yapılıyor. Göztepe'den daha iyisini beklerdim. Düşünce güzeldi ama çok amatör iş olmuş. İki tribünün potansiyeli daha yüksek olduğu için bunu yazmaktan çekinmiyorum. Göztepe'nin yaptığını Beşiktaş tribünü veya Eskişehirspor dışında herhangi bir Anadolu takımı yapsa "büyük iş" derdik. Göztepe, hem der derbide daha iyisini yapabilirdi, yapmalıydı. Ama düşünce-fikir çok güzeldi.

Maç başlayınca iki tane uzaktan atılan gol ve öne geçen Karşıyaka. Zaten psikolojik üstünlük onlardaydı. Ondan sonra rehavet mi oldu acaba? Hakem kararları tartışılacaktır muhakkak ama derbi maçta 5 dakikada skorun 2-2'ye gelmesine engel olamıyorsan şapkayı koymak gerek. 

Ondan sonrasında film kopuyor. Hakem bahsedildiği kadar kötü müydü emin değilim. Gol verilmeliydi sanki. Kırmızı kart ise, daha doğrusu sarı kart, verilebilir gibiydi. Emin değilim 1 kere izledim. Fazla izlemek istemedim, sanırım Karşıyaka'yı sevdiğimden dolayı, böyle bir maç kaybetmelerine üzüldüm. Senelerdir yapılan ve daha seneler boyunca yapılması gereken 5-2 efsanesi tozlu sayfalara girdi. Artık bu maç konuşulacak.

Üstelik bu maçın Şaban faktörü de var. Karşıyaka'da tapılırken, bir gece ansızın Göztepe'ye gidiyorsun, yılın transferi denilirken, sezon boyunca gol dahi atamıyorsun, ondan sonra yedeğe düşüyorsun ve oyuna ilk yarı bitmeden girip 2 gol atıp maçın kahramanı oluyorsun, adını derbi tarihine yazıyorsun. Büyük hikaye. Film olsa inandırıcı gelmez.

İzmir derbisi 10 sene sonra güzel bir maç çıkardı. Onu da hem izleyemedik hem de sempati duyduğumuz takım kaybetti. Ve belki de Karşıyaka psikolojik olarak play-off yolunda büyük yara aldı. Sezonun devamı da zora girdi. Umarım Cihat Arslan hocam başarılı olur, hak ediyor. Ve ne olursa olsun, derbi kazanan takımın taraftarını kıskanıyorum. İzmir'de veya Buenos Aires'de fark etmiyor. 

1 hafta boyunca, dünyanın en mutlu insanları Göztepeliler...