pendikspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pendikspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mayıs 25

Kim Gelsin #2023


Play-off'lar başlamadan önce bir geleneğimizi yerine getirelim. 1.Lig'den Süper Lig'e çıkacak son takım kim olsun? Bir tahmin değil, dileğimizi yazacağız.

Öncelikle ilk ikiden çıkan iki takımın Ç.Rizespor ve şampiyon Samsunspor olduğunu hatırlatalım. Eğer Giresunspor da ligde kalırsa Karadeniz'in dört takımı ana sahnede olacak. Tabi play-off'ta beşinci bir Karadenizli gelmeyecek ama İstanbul merkezli bir hale dönüşen lige iki tane şehir takımının gelmesi iyi oldu.

Bu sezon yeni bir formatımız var bence adaletsiz. Bunu daha önce de yazmıştık. Normal sezonu üçüncü sırada bitiren takım doğrudan play-off finali oynayacak. Diğerleri üç maç yapıp birbirlerini kırarken, üçüncü bitiren ekip rakibini bekleyecek. Haliyle bu adaletsiz düzende tarafımızı belirlemek zor olacak ama kimi desteklemeyeceğimiz aşikâr. Umarız Pendikspor finali kaybeder ve üçüncülerin lanetini, sürdürür.

Play-off'ta çeyrek final karşılaşmaları tek maç üzerinden oynanacak. Bodrumspor - Göztepe, eşleşmelerden biri. Açıkçası yıllarını Bodrum'da geçirmiş ve burada sık sık Bodrum hakkında yazılar yazmış biri olarak Bodrumspor'u desteklediğimi düşünebiliriz. Fakat açıkçası kulübün son dönemdeki hali çok içime sinmiyor. Üstelik bu seride yıllar boyunca yazdığım düsturu ihlal edecek değilim. 2.Lig'den 1.Lig'e çıkar çıkmaz, ilk sezonunuzda, ilk kez yükseldiğiniz play-off'ta bu bileti almamanız lazım. Önce biraz play-off'un acısını yaşamak gerek. Buranın gedikli takımlarına saygı duymak gerekiyor. Buranın kendi içinde yazılı olmayan bir kıdemi olmalı. Zaten merdivenleri koşarak çıkanlar, paraşütsüz düşerler. O nedenle Bodrumspor ilk tercihlerimden biri değil.

Diğer tarafta ise Sakaryaspor ve Eyüpspor var. Eyüpspor geçen sezon, bu sezonun Bodrumspor'uydu. Çıkmalarını istememiştik ve ilk turda Bandırmaspor'a elenmişlerdi. Şimdi o yenilgiyi ve acıyı yaşadıktan sonra Eyüpspor'dan yana olmam beklenebilir. Fakat yine değiliz! Çünkü kulüp, bu sezon sık sık teknik direktör değiştiren yapısıyla sempatimizi toplamayı başaramadı. Son olarak da henüz herhangi bir teknik direktörlük deneyimi olmayan Arda Turan'ı getirerek mucize çıkarmasını beklediler. Bu işler o kadar kolay olmamalı! O nedenle Eyüpspor, üst üste ikinci kez liste dışı. Fakat Zafer hoca ile sezon başında başlayan birliktelik sürseydi daha farklı düşünebilirdik.

Keşke Sakaryaspor - Göztepe finali olsaydı. Fakat işler yolunda gitse bile bu bir final olmayacak, karşılaşma yarı final ayarında geçecek.

Yine de bu iki takımdan birini kabul ediyoruz. Normalde Süper Lig'den yeni düşmüş bir takımın da hemen çıkmasını istemem. Madem düştün, asansör olma! Sakaryaspor gibi güçlü bir camia da 2007'den beri en üst platformda yok. Yani yeşil-siyahlı takıma daha yakın olmam gerekirdi.

Fakat içimden Göztepe geçiyor. Bunun esas nedeni iki kulübün kurumsal yapıları. Göztepe, geçen sezon çok şansız bir şekilde düştü. Tekrar bir ikinci şansı hak ediyor. Ve bir daha yükselirse kolay kolay düşmeyeceği izlenimini veriyor. Sakaryaspor ise Süper Lig'e son üç yükselişinde sadece birer sezon barınbildi ve bugünlerde de o günlerden farklı bir takım olacağının sinyalini vermiyor.

Öyleyse beş takım arasından sıralamamızı yapalım:

İlk sırada İzmir'in çocukları var. İkinci sırada Tatangalar. Üçüncü sırada kalbimizin attığı Bodrum, dördüncü sırada şehrimizin bir parçası Eyüpspor. Son sırada ise maç yapmadan finale yükselmiş Pendikspor...

 KİM GELSİN 2018

KİM GELSİN 2020

Cuma, Mart 18

Pendikspor 0-1 1928 Bucaspor

Yıllar sonra yeniden tribündeyiz. Pandemiydi, yasaktı, HES koduydu derken yaklaşık 2.5 sene sonra yeniden bir maçı canlı izliyoruz.

Esasında ismiyle heves veren bir maç değildi. Fakat yine de izlenmeyecek bir karşılaşma olarak da gösterilmezdi.

Pendikspor, bu sezon alışılmış misyonunun dışına çıkmış, altyapısından çıkan genç oyuncularla mücadele etmek yerine ligin en iyi futbolcularını transfer etmişti. Genelde böyle projeler patlar ve hayal kırıklığı yaratır ama Pendikspor'da öyle olmadı. Kırmızı-beyazlı takım karşılaşma öncesinde en yakın rakibinin 13 puan önündeydi. Üstelik bir maçı da eksikti. Aynı durum halen devam ediyor bu arada...

Haliyle Pendikspor'un ligi domine eden oyununu merak etmiştim. Diğer yandan 1928 Bucaspor da fena bir takım olmadığını sonuçlarıyla gösterdi. Grupta ilk altı içinde geziniyor ve büyük ihtimalle play-off oynayacak.

Aslında bu maç Ocak ayında oynanacaktı ama Türkiye'yi esir alan kar yağışı maçların ertelenmesine neden olmuştu. Yine yoğun bir kar yağışı gelmeden hemen önce karşılaşma oynandı. Sonrasında da hafta sonunda oynanacak tüm maçlar ertelendi.

Soğuk bir havada böyle bir maça gitmemizin nedeni tribünleri çok özlememiz veya bu iki takımı çok merak etmemiz değildi. Mesela maç hafta sonu oynansa üşenir, gelmezdik. Hafta içi rutininin dışına çıkmak için ise iyi bir fırsattı. Benim için de bir değişiklik olurdu.

Öte yandan Pendikspor'un 1.Lig'e çıkması (yüzde 99 gerçekleşecek), Passolig boykotumun sürmesi nedeniyle bana büyük zarar verecek. Önümüzdeki sezon Pendik Stadı'nda maça gitme ihtimalim pek olmayacak. Artık İstanbul'un stadyumsuz semt takımlarının Maltepe'ye veya Pendik'e gelmesini bekleyeceğiz. Beylerbeyi'ni de listeye almak mümkün. Fakat tüm bu olasılıklar daha çok 3.Lig için geçerli olacak.

Keşke 2.Lig'de kalabilseydik, zira 2.Lig çok daha keyifli maçlar sunuyor. Yazının başında bu karşılaşma için "heves veren bir maç değildi" dememize rağmen, yine de grubun kafa takımlarının karşı karşıya geldiği bir 90 dakikada kıran kırana mücadele izledik.

Hayal kırıklığı yaratan Pendikspor oldu. Grubu forse eden, şampiyonluk için gün sayan takımın sahada uçup kaçtığını düşünmüştüm. Meğer öyle değilmiş. Gerçi puan durumunda ufak işaretler mevcuttu. Muhakkak eksik maç sayısı bizi kandırabilir ama yine de Pendikspor'un ligin en çok gol atan takımı olmaması düşündürücü. 13 puan fark atmış ezici lider için şaşırtıcı bir istatistik değil mi? 25 maçta 40 gol, maç başına 1.5 gol demek. Küme düşme hattının hemen üzerinde yer alan Şanlıurfaspor bile aynı maç sayısında 32 gol atmayı başarmış.

Bu istatistikleri anlamlandırmak ve anlamak için sahaya bakmak yeterli oldu. Pendikspor, yeni kurulan kaliteli takımların en sık başvurduğu oyun planına sahip. Topa sahip oluyor, tempoyu düşük tutuyor, savunmayı sağlama alıyor ve zamanı gelince kaliteli ayaklarıyla gol bulmaya çalışıyor. 

Karşılaşmanın ilk yarısında da pek fazla gol pozisyonu izleyemedik. Topu alan Pendikspor zaman zaman hızlı çıkışlar denedi. Sertaç Çam ve Zahit Fındık ön tarafta topla oynama konusunda öne çıktılar ama bitiricilik noktasında bir fark yaratamadılar. Böylece ilk yarı golsüz sona erdi.

1928 Bucaspor ise topu rakibinden almakta zorlansa da, maçın sonunda olacaklar için bir işaret çaktı. Klasik bir alt lig takımı gibi değildi. Kenarda çok hareketli olan teknik direktör Cihan Erdil, takımını da koşturma konusunda başarılı olmuş. İzmir ekibi önde basmayı seven, topu alınca da değişik hücum organizasyonları deneyen tablo çizdi. İlk yarıda topu rakibinden çok fazla alamasa da, en azından isteğini belli etti.

İkinci yarıda ise Pendikspor'un konsantrasyonu azaldı, hatta belki de biraz rehavet başladı. Beş dakika içinde yapılan dört oyuncu değişikliği, dengeyi iyice bozdu. Sezon öncesi kampındaki hazırlık maçlarına benzedi. Fakat 1928 Bucaspor bu atmosfere uyum sağlamadı. Zaten 82. dakikaya kadar tek bir oyuncu değişikliği yaptılar. Alışılmış plan, bozulmayan kurgu, taktiksel sadakat... Hepsi birleşince sonuç da geldi.

81. dakikada savunmanın arkasına sarkan Yusuf Yıldırım topu filelere yolladı. Devamında skoru korumak da kolay oldu.

İzmir ekibi, İstanbul'dan çok kritik  bir galibiyetle döndü. Bu arada 1928 Bucaspor'un, bir zamanlar Süper Lig'de gözüken Bucaspor olmadığını belirtelim. O Bucaspor, 2020 yılında faaliyetlerine son verdi ve tarihin tozlu sayfalarına karıştı. 1928 Bucaspor ise yıllar önce İzmir Özel İdare, sonrasında Tirespor olan takımın, isim değişerek devam eden hali. Yine de taraftarları Pendik Stadı'nda tribündeydi. Sayıca azlardı ve deplasman tribününde de değillerdi. Pendik halkıyla beraber maçı izlediler. Fakat stadyumdan çıkınca 35 plakalı arabalarıyla, maçtan bile bihaber olan insanların üzerine direksiyon kırarak semtten ayrıldılar.

Biz de 2.5 yıl aradan sonra gittiğimiz ilk maçta, tek gol görerek stadyumdan ayrıldık. Vallahi özlenmiş plastik koltuklar. Stadyumdan çıkıp istasyona gidene kadar bacaklarımızın ne kadar uyuştuğundan dem vursak da en kısa zamanda bir maç daha ekleme isteği bünyeye yerleşti.

Trene bindiğimde TFF'nin resmi sitesinde "Liglerde haftanın programı" içeriğine göz attım. Gözüme kestirdiğim bir maç olsa da bir gün sonra tüm maçlar ertelendi. Ama olsun; ateş yeniden yandı...

Cuma, Şubat 21

Pendikspor 0-3 Tarsus İdman Yurdu


Bu sene ilk defa bir lig mücadelesi için Pendikspor maçındayız... İlginçtir daha önce geldiğimiz kupa maçındaki sonuçla aynı skor çıktı: 0-3! Pendikspor'a bu sene yaramadık!

Takımın puan durumundaki yerini görmesek neyse ama play-off yarışına dahil olmuş bir takımın biri alt ligden olmak üzere iki kulvarda, iki takıma evinde 3-0 yenilmesi ve o iki maçta da bizim tribünde olmamız normal değil. Uğursuzluk bizde...

Fakat saha içindeki oyuna baktığımız zaman bir uğursuzluktan veya şanssızlıktan söz etmek mümkün değil. Yani kaçan mutlak goller veya basit hatalarla yenilen goller yok. Maçın ilk yarısı iki takımın da üstünlük kurma çabasıyla geçildi. Pendikspor biraz daha fazla pozisyona girse de o pozisyonlar da çok elverişli değildi. İkinci yarıda ise işler değişti. Konuk takım devreye yüklenerek başladı. Ardından kazanılan bir köşe vuruşunda (hatta üst üste kazanılan köşe vuruşların ikincisinde) savunma oyuncusu Cansın ile golü buldu.

Bu dakikalarda Pendikspor tribününde küçük isyan sesleri duyulmaya başladı. İsyanın öznesi Ozan Papaker'di. Ozan benim beğendiğim bir futbolcu. Geçen sezon çok verimliydi. Fakat bu sezon yedeğe düştü. Pendikspor cephesinden çok fazla haber alamadığımız için zaman zaman sakatlık sorunu yaşadığını düşündüm. Fakat sanırım durum öyle değil. Taraftarlar da onun oynamasını çok istiyor. Yenilen golden sonra onun adını bağırdılar ve oyuna girmesini talep ettiler. Teknik Direktör Sinan Yücer de beş dakika sonra onu oyuna soktu. Fakat oyuna giren Ozan, teknik direktörün tercihini doğrulatan bir performansa imza attı. Belki daha sık maç oynaması lazımdır. 2.5 aydır ilk 11 çıkmıyor. Bu sezon sadece üç tane 90 dakikası var. O maçlardan biri de tribünde olduğumuz Turgutluspor karşılaşmasıydı. Açıkçası o gün de pek iyi değildi. Fakat yerine oynayan Oktay Balcı'yı da yeterli bulduğumu belirtemem. Bir üst lig için yeterli yeteneği olan Ozan'ın belki de yeni sezonda bir transfer yapması ve sık oynayacağı bir yere gitmesi gerek.

Pendikspor'da beğendiğim oyunculardan biri olan Ahmet Yazar da bu karşılaşmada yedekteydi. Hatta Ozan'dan farklı olarak hiç oyuna giremedi.

1-0'dan sonra Tarsus İdman Yurdu çok rahat bir futbol sergiledi. 65 ve 72'de attıkları gollerle skoru 3-0 yaptılar ama kalan sürede fark daha da artabilirdi. Çok sağlam bir takım olduklarını belli ettiler. Oyuncuların ilginç bir özelliği var; maç içinde sürekli birbirlerine kızıyorlar. Birbirleriyle konuşmuyorlar, uyarmıyorlar; resmen kızıyorlar. Sinirleniyorlar. Laf dalaşına giriyorlar. Özellikle takımın eskilerinden Ferhat Duman bu konunun lideri. Bazen hücumda çalım deneyen Ali Yavuz'u orta sahaya kadar giderek haşlıyor, bazen çıkarken topu kaptıran savunma oyuncusuna pozisyon bittikten sonra (yaklaşık 1 dakika sonra) bağırıp çağırıyor. Diğer oyuncular onun kadar sert mimikler kullanmasa da yüksek sesle tartışıyorlar. Böylesine bir takımın teknik direktörünün, futbolcuyken ağzını açmayan Ergün Penbe olması çok ilginç. Fakat belki de bu sayede maç boyunca bir dakika bile konsantrasyonlarını kaybetmediler.

Tabi gözümüz biraz Ali Yavuz Kol'un üzerindeydi. Galatasaray'dan ayrılarak 2.Lig'in yolunu tutan 19 yaşındaki futbolcu bu sezon 7 gol kaydetmişti. Sekizincisi Pendik Stadı'na nasip oldu. Üstelik çok da klas bir gol kaydetti. Attığı golün yanı sıra maç içindeki çabası ve çalışkanlığı çok kıymetliydi. Genelde o yaştaki oyuncuların sık sık maçtan koptuğunu görürüz ama Ali Yavuz'da öyle bir durum söz konusu değil. Ayrıca fiziği de yerinde. Mesela ters tarafta oynayan takım arkadaşı Mustafa Yılmaz da gözüme girdi ama 21 yaşındaki oyuncunun fiziği maalesef daha yukarıya çıkmasının önündeki engel gibi duruyor. Ali Yavuz ise hem sol tarafta hem de en önde oynama çeşitliliği sayesinde de parlak bir gelecek vadediyor.

Bu sezon Beyaz Grup 'diğerleri' için zor bir yer. Samsunspor ve Manisa FK gibi iki takımın olduğu yerde yukarıya kafa uzatmak mümkün değil. Üstelik play-off için da geriye üç kontenjan kalıyor. Stadyumda izlediğimiz iki takımın az da olsa şansı devam ediyor. Fakat Çarşamba günü oynanan futbol Pendikspor'u imkansıza yaklaştırırken, Tarsus İdman Yurdu'nun son ana kadar mücadele edeceğini gösterdi.

Bundan sonra 2.Lig'de hafta içi mesaisi olmayacak. Pendikspor'un play-off'a kalmasını da biraz bundan istiyordum. Haliyle büyük ihtimalle bu sezonun Pendik ziyaretleri sona erdi. İnşallah önümüzdeki sezon buraya da Passolig gelmez.

Cumartesi, Eylül 28

Pendikspor 0-3 Turgutluspor


Sezonun ilk maçı için, son dönemde sık başvurduğum adreste; Pendik'teyiz. Kağıt biletle girebildiğimiz nadir stadyumlarından birinde Türkiye Kupası maçı izliyoruz.

Geçen sezon yakından takip ettiğimiz Pendikspor, yaz döneminde birçok oyuncusunu üst liglere yolladı. Yine de 2. Lig'in güçlü ekiplerinden biri. Gerçi sezona kötü başladılar. Kulüp genel olarak genç oyuncularla oynamayı seviyor. Bu maçta da yine ilk defa karşımıza çıkan oyuncular oldu. Almanya'dan gelen 22 yaşındaki savunma oyuncusu Enes Aydın, Beşiktaş altyapısından çıkan Marlon, 19 yaşındaki hücum oyuncusu Semih Kayan benim radarıma ilk kez katılan isimlerdi. Ayrıca sezon içinde sık sık şans bulamayan isimler de kupa maçında şans bulmuştu.

Skordan da belli olduğu üzere, bu noktada ev sahibi ekipten beğendiğimiz bir oyuncudan bahsetmemiz zor. Zaten takım halinde de Pendikspor etkili bir oyun ortaya koyamadı. Topa daha çok sahip oldu ama bunu genç oyunculardan kurulu 3.Lig takımı Turgutluspor karşısında bir yaratıcılığa dökemedi. Gerçi maçın ilk yarısında çok önemli fırsatlar yakaladılar ama özellikle Ozan bunları cömertçe harcadı.

Ozan Papeker, beğendiğim oyunculardan biri. Maçtan önce; onu izleyecek olmak beni heyecanlandırmıştı. Fakat bekleneni veremedi. Hatta tribünde saç baş yoldurdu. Ozan gibi yetenekli bir oyuncunun neden üst liglere çıkamadığını merak ediyordum. Turgutluspor maçı bir referans olabilir. Çok bencil. Çok fazla  top tutuyor. Çok fazla zoru deniyor. Başaramayınca daha çok deniyor ve en sonunda takımına zarar veriyor. Geçen sezondan gözüme kestirdiğim 24 yaşındaki Ahmet Yazar da sahadaydı. Sol tarafın savunma kısmında oldukça başarısızdı. Öne geçtiğinde de iyi gününde olmadığını gösterdi. Yaşını da düşününce bu sezon da esas patlamasını yapamayacak ve bu liglerde kalacak gibi duruyor. 

Turgutluspor neredeyse tamamı altyapısından çıkan oyuncularıyla kurulu ilk 11'iyle oldukça olgun bir oyun ortaya koydu. Onlar da bir yaratıcılık gösteremedi ama en azından sahada doğru durmayı becerdiler. Bu sayede 0-0 biten ilk yarının ardından üç gol atarak tur atlamayı başardılar. Özellikle oyuna sonradan giren 19 yaşındaki Ferhat Katipğlu'nun golü enfesti.

Pendikspor rotasyon yaptı diye bir alt lige takımına elendiğini düşünebilirsiniz. Fakat 3.Lig'de sezona iyi başlayan ve şampiyonluk hedefleyen konuk Turgutluspor da rotasyona gitmişti. Ve buna rağmen Pendikspor'un gücü yetmedi. İşler kötü gidince bu sezon ligdeki 4 golü de atan Oktay Balcı bile oyuna girdi ama o da bekleneni veremedi. Pendikspor'un yedekleri oynayıp kendilerini gösterecekleri bir plaftordam eksik kaldılar. Onlara üzüntü vermesi gereken bir müsabaka...

Benim açımdan da kötü bir skordu, zira ben Pendikspor'un yola devam etmesini ve bana gidilecek birkaç maç fırsatı daha vermesini beklerdim. Olmadı... Diğer yandan Turgutluspor tribününde sadece bir kişi vardı. Hafta içi gündüz maçına gelecek çok insan olmaması normaldi ama bir kişi nedir? Bu ülkede tutkuyla sevilen futbolu kimler izliyor? Kimse izlemiyorsa bu organizasyonlar neden yapılıyor!

O arkadaş için sevindim. O takımını bir maçta daha destekleme şansını bulacak. Ben ise hem kötü sonuçla hem de tatsız bir maç izlemenin üzüntüsü ile Pendik semtinden ayrıldım.

Bu maçtan iki gün önce Beşiktaş - Başakşehir maçı oynanmıştı. Birçok kişi Dolmabahçe'deki karşılaşmanın çok kötü olduğunu söylüyordu. Pendikspor - Turgutluspor maçını stadyumda izledikten sonra ise Beşiktaş - Başakşehir gibi maçların değeri benim gözümde daha da artıyor....

Pazartesi, Ağustos 5

Üretime Katkı


Bu yazın en dikkat çeken takımı Pendikspor oldu. Ya da geçen sezon benim en çok izlediğim takım olduğundan, transferleri ayrıca dikkatimi çekti. Süper Lig'e iki tane oyuncu gönderdiler. Trabzonspor, orta saha oyuncusu Taha Tunç'u transfer etti. Açıkçası çok bildiğim bir oyuncu değil. Zira gençlere önem veren Pendikspor takımında çok fazla şans bulamamıştı. Zaten kendisi de yeni takımındaki ilk röportajında bu konunun altını çizmiş ve "Trabzonspor beni genç milli takımlardaki performansımla transfer etti" dedi. Haklı olabilir. Geçen sezon sadece üç maça ilk 11'de başlamıştı. Ben de hiçbirini izlemedim. O yüzden hakkında konuşmak yersiz olur. Fakat bir transfer anlayışını göstermemize yol açabilir. Nasıl Stuttgart, dört ay A takımda oynayan Ozan Kabak'ı transfer ediyorsa, Trabzonspor da benzer bir hamleyi Pendikspor'da çok fazla ilk 11 oynamamış bir oyuncuyu transfer ederek yapıyor. Çünkü profesyoneller artık futbolcuları sadece A takım maçları ile hatta sadece maçları ile değerlendirmiyorlar. Çok detaylı inceliyorlar ve potansiyeli görünce transfer etmeye çalışıyorlar.

Yine de bir Pendikspor ürünü olan Taha'nın gelişimini ve gideceği noktayı merak ediyorum. Asıl beni heyecanlandıran ise Batuhan Kırdaroğlu transferi oldu. Onu izledim. İzlediğim anda da etkilendim. Süper Lig'e gideceğini tahmin ediyordum ama beklediğimden erken oldu. Göztepe, fazla zaman kaybetmeden Batuhan'ı transfer etti. Batuhan da 2000 doğumlu ama geçen sezon çok fazla maçta süre aldı. Takımın devamlı 11 oyuncusuydu. Orta sahada kenarlarda oynuyor. Fakat hücum hattında da oynayabilir. Potansiyeli ve yeteneği mevcut. Gençliği de var. Fiziği çok düzgün. Hızı 2.Lig için üst düzeydeydi ama Süper Lig için tam kestiremiyorum. Yine de asıl eksiği temposunda. Hem maç içinde hem sezon genelinde devamlılığı pek yok. Bir de hızlı karar vermesi; yaratıcı olması gerekiyor.

Başakşehir'in kiralık oyuncusu Okan Saracoğlu da Pendikspor'da 20 maç oynadıktan sonra takımına geri döndü. Bakalım kalıcı olacak mı? Okan, Taha'dan daha çok maç oynadı. 20 kez sahaya çıktı. Fakat hiçbir şekilde etkileyici olamadı.

İlginçtir Pendikspor orta sahasının en etkili ismi Fatih Çerlek'ti. Takoz denilen oyuncu tiplerinden. Fakat çok güçlü ve savaşçı. Stoperde de oynayabiliyor. O da 22 yaşında ama çok daha olgun bir karakteri var. Onun da Süper Lig yapma şansı vardı bence ama 1.Lig'in yeni takımı Menemespor'a transfer oldu. Yine de yolu daha uzun. Lig atlaması da önemli bir başarı.

Pendikspor'da kariyeriyle beni en çok şaşırtan oyuncu Ozan Papaker. Herhalde, Süper Lig görmüş Berkan Afşarlı ile beraber takımın en tanınan oyuncusudur. Tuzlaspor'da oynarken Türkiye Kupası maçlarında çok kişiyi etkilemişti. Pendikspor'da da çok kaliteli olduğunu defalarca gösterdi. Üstelik hâlâ 22 yaşında. Yerli futbolcunun çıkmadığı bir dönemde Ozan gibi bir oyuncunun Süper Lig takımlarına gitmemiş olması şaşırtıcı. Sanırım en büyük sıkıntısı çok fazla sakatlanması ama yine de yatırım yapılmayı hak eden bir oyuncu...

Ahmet Yazar, Oktay Balcı, Fenerbahçe altyapısından çıkan sağ bek Mehmet Çınar'ın da gelecek sezon gösterecekleri performansla üst taraftan bir yerlere gideceğini tahmin ediyorum.

En çok merak ettiği soru şu: Bu sezon Passolig, 2.Lig'e hemen gelecek mi? Umarım gelmez. Pendikspor maçlarını stadyumdan izlemek büyük keyif oluyor. Genç oyuncular çıkarıyorlar, şans veriyorlar ve aynı zamanda yarışıyorlar. Daha çok takdir görmesi ve izlenmesi gereken kulüplerden. En azından bir sene de ara sıra Pendik'e yolumuzu düşürelim...




Cumartesi, Ekim 20

Pendikspor 4-3 Bandırmaspor


İsim olarak cazip durmayan bir maç. Çarşamba günü, kapalı bir hava. İnsanın stadyuma gitmesi için çok az neden var. Pendikspor zaten hiçbir zaman keyif veren bir futbolla anılmadı. Bu sezon daha başarılı bir sezon geçirecek gibi dursa da ligi ve oynadığı maçları domine edecek bir havası yok. Bandırmaspor ise bir dönem daha üst ligde oynamış olmasına rağmen bu sezonun en kötü takımlarından biri. Sağdan soldan alınarak oluşturulan toplama bir takım. İsim isim bakıldığında ligin iyi futbolcular. Fakat çoğu kafada futbolu bitirmiş, iş işten geçmiş oyuncular.

Sıkıcı bir maç bizi bekliyordu ama tahminlerde yanıldık. Tam yedi gol atıldı. Maçın ilk yarısında Pendikspor çok üstündü. Bir anda 2-0'ı yakaladılar. Bandırmaspor uzaktan bir şutla cevap verdi. Farkı bire indirmesi onlara moral gücü aşılamadı. Devre bitene kadar yine kayıplardaydılar. Maçı kazanabilmek adına bir ışık açmıyorlardı.

Ne olduysa ikinci yarıda oldu. Pendikspor'un ikinci golünü Ozan Papaker sakatlanarak oyundan çıktı. Ozan henüz 22 yaşında ama bu ligin en iyi isimlerinden biri. Çok güçlü ve iyi bir bitirici. Attığı golde iki savunma oyuncusu da onu düşürmeye çalıştı. İstese düşerdi ve rakiplerine kart, takımına penaltı kazandırabilirdi. Fakat o devam etti ve en sonunda golünü attı. Örnek bir goldü. Ayrıca rakibin hücuma çıkmasını engelleyen bir ön oyuncusu. O sakatlanınca Bandırmaspor daha çok ileri çıkmaya başladı. Bu sayede iki gol bulup, bir anda öne geçtiler. Hiç beklenmeyen bir durumdu. 

Gollerden sonra sinirler gerildi. Pendikspor oyun hakimiyetini kaybetti. Orta sahanın mücadeleci ve set ismi Fatih sarı kart da gördü. Ev sahibi ekip için işe yarayan bir olaydı. Zira Fatih oyundan alındı ve yerine Mehmet Alaeddinoğlu girdi. Mehmet orta sahayı çok iyi yönlendirdi. Bence maçın kader adamı oydu. Kaptan Ömer Can Sokullu'nun hırsı da takımı ileri taşıdı. Ozan'ın yerine oyuna giren Oktay Balcı'nın kötü oyunu ve kaçırdığı gollere rağmen Pendikspor iki öldürücü topla golü buldu. Bir tanesi duran toptu ve 1.75'lik Ömer Can kafayla topu ağlara yolladı. Diğerinde de savunmanın arkasına atılan bir topta tekniği ligin üzerinde olan Berkan, harika bir ilk dokunuşla kontrolünü yaptı, sonra da topu filelere yolladı.

Pendikspor, zorlanmaması gereken bir maçı zor kazandı. Bandırmaspor'un uyumsuz yapısı bile deplasmandan puan almasına yetiyordu. Hafta içi maçları bu ligde çok ilginç sonuçlara neden olabiliyor. Takımlar yoruluyor, basit hatalar çok fazla öne çıkıyor. Pendikspor bunun sıkıntısını yaşamış olabilir. Hafta sonunda da Şanlıurfaspor gibi zor bi deplasmana gidecekler. İlk beş yarışı için adı geçiyor ama işler zor. En azından sezon sonuna kadar bir heyecan yaşanacaktır.

Bandırmaspor için ise iyi şeyler söylemek mümkün değil. Alt taraftaki takımlar arasında en iyi kadro onlarda diyebiliriz. Fakat sahadaki oyun faciayla eş değer. Yine de 2-0'da bile pes etmemeleri önemliydi.

Hafta içi maçlarında genelde liseli çocuklar tribünde oluyor. Tabi abiler de var. Pendikspor maça "Şampiyon" tezahüratlarıyla başladı. Gollerden sonra coşku arttı. Skor 3-2 olunca "Sabrımız taşıyor adam gibi oynayın" dendi. Islıklamalar arttı. 90 dakika sonunda kazanan takımdı. Tribün takımı çağırdı, takım gitmedi! Olması gerektiği gibi...

İki takımın da yolu açık olsun. Bu sezon Pendik'e sık sık geliriz. Her geldiğimizde de böyle gollü maçlar izleyeceksek ne güzel! Pendikspor'un gençleri özellikle ilgi çekici. Ozan'ı zaten saymıyoruz. Ama sağ bek Mehmet Zahit Çınar,  18 yaşındaki Batuhan ve ilk defa bu sezon 2.Lig'de oynayan 23 yaşındaki Ahmet ilgi çekici topçular. Onları izlemek için bile maça gelinir.



Cuma, Eylül 28

Pendikspor 2-1 Altınordu



Passolig olmayınca gidebileceğimiz maçların sayısı çok azaldı. Sezonda üç maç bile zor yakalıyoruz artık. Bir de tembellik kısmı var. İnsan ona da alışıyor. Hafta sonu kalkıp şehrin bir ucunda 2.Lig maçı izlemektense evde oturup dünyanın her liginden maç izlemek çok daha kolay ve cazip geliyor. Eskiden bu şekil futbolseverlere biraz tavırlanırdım ama artık ben de onlara dönüştüm. Bana kalsa yine stadyumda olmak isterdim ama o seyyahlığın güzelliği çeşitliliğindeydi. Elimizden alınan kısım o oldu. Kartalspor maçından çıkıp Galatasaray - Beşiktaş derbisine gittiğim, hafta içi Şampiyonlar Ligi maçı izleyip hafta sonunda kendimi Kasımpaşa'da bulduğum günler geride kaldı. Zaten Kartalspor, Beylerbeyispor, Maltepespor gibi takımlar amatöre kadar düştü. Semtlerde o eski heyecan da kalmadı. Hatta stadyumlar da yok oldu. E her hafta da Pendik'e gidilmez ki...

Fakat hafta içinde Türkiye Kupası maçı olunca işler değişti. Evde izlenecek daha iyi maçlar yoktu. Üstelik takımlardan biri 1.Lig ekibiydi. Son yılların en popüler kulüplerinden biri olan Altınordu'yu canlı izlemek pek mümkün değil. Onları, İstanbul'da kupa maçı oynayınca ancak yakalayabildik. Gerçi kadrosu eski ışıltısından uzak. Bu sezon altı maçta bir galibiyet alabildiler. Cengiz, Barış gibi oyuncular gidince parlama adayı bir oyuncu da pek kalmadı. Meşhur kaleci Erce bu maçta kadroda yoktu. Barış'ın ikizi Kerim yedekti. Bir tek savunma oyuncusu Yusuf Acar vardı Altınordu ailesinden çıkıp dikkat çeken isimlerden. Zaten bu senenin kadrosu ligin 'kaşar'larından oluşmuş. Serdar Deliktaş'tan Berkay Samancı'ya kadar tüm gezginler İzmir'de buluşmuş. Sefa Yılmaz bile kadroda. Bu sezon neyi hedefliyorlar acaba, anlamak güç. Ligdeki konumları da doğru yolda olmadıklarını işaret ediyor sanki.

Pendikspor'dan ise çok beklentim yoktu. Geçen sezon vasatlardı. Bu sezon da heyecan verici transferler yapmadılar. Ligin ilk iki maçında gol atamayınca sönük bir sezonun haberini verdiler ama sonradan toparladılar. Altınordu maçında ise daha öncesinde haksızlık ettiğimi kabul ettim. Oldukça hızlı, atletik ve hücumda iyi organize olan bir takım vardı sahada. İzlemesi keyifli, ne yaptığını bilen bir takım. Savunmada bazı zaaflar görüldü ama sonuçta oynadıkları takım bir kategori yukarıdan geliyordu. Kusursuz olmaları beklenemzdi.

İlk golü atan Batuhan Kırdaroğlu'nun tribünde seveni çoktu. Oysa ilk defa hafta sonunda oyuna girmişti. Bu maça da 11'de çıktı. 2000 doğumlu bir çocuk. Verilen şansı iyi kullandı. Belki seneler sonra anlatırız. Şimdi Celta Vigo'da oynayan Okay Yokuşlu'nun Altay formasıyla ilk maçında Kartal'a geldiği günleri de hatırlarız. Batuhan'ın maç tecrübesi yok ama altyapıdan çıktığı için tribünün bir aşinalığı vardı herhalde. Golü atınca da ilgi çoğaldı. Gol dışında da oldukça iyi oynadı. Sağ tarafta beraber oynayan Mahmut Caner Alioğlu (21) ve Ahmet Yazar (23) ikilisi de radarıma takıldı.

Pendikspor maçı daha rahat kazanabilirdi. Süper Lig görmüş Berkan Afşarlı'nın bireysek oyunu ve kaçırdığı penaltı işleri zora soktu. Yine de canı sağolsun. Kanseri yenip sahalara dönen bir futbolcuyu tribünden izlemek her zaman rastlanan bir durum değil. Tam devre biterken gol yemek de şanssızlıktı. Sefa'nın golü Altınordu'yu daha uzun maçta tuttu. Pendikspor'u da biraz daha stresli hale getirdi. Fakat yine de 2-1 kazanmasını bildiler. İyi ki de uzamadan 2-1 bitti. İstanbul'daki soğuk havaların ilk gününde tribünden maç izlemek yeterince cesur bir hareketti ama normalden daha uzun sürmesi de bundan sonraki maçlar için heves kırardı. İçimiz yeniden alevlenmişken tatların kaçmasına gerek yoktu.

Maça gelmeden önce tarafsızdım. Maç başlamadan önce "İyi futbolcu iyi birey iyi vatandaş" mottosu sayesinde Altınordu'ya döndüm. Fakat Pendikspor kazanınca sevindim. Türkiye Kupası'nda bir tur daha oynayacaklar. Belki yine İstanbul'da olurlar. Belki iyi bir rakip gelir. Hatta belki bir Süper Lig takımı ile eşleşirler. Bunları düşündükçe benim için en iyi skorun çıktığına kanaat getirdim.

Tabi tüm bunların yanında maçta ulusal basında haber olacak kadar önemli bir olay yaşandı. Maçın sonlarına doğru Altınordu'dan Kerim Alıcı sakatlanarak oyundan çıkmak zorunda kaldı. Takım üç oyuncu değişikliği hakkını kullandığı için kalan süreyi 10 kişi oynayacaktı. Bunun üzerine Pendikspor teknik heyeti kendi takımlarından bir oyuncuyu çıkararak kalan süreyi eşit (10-10) oynadılar. Bu karar tribünde şaşkınlık yarattı ama kamuoyunda büyük alkış aldı.

Tüm eleştirilere hazırım ama bence biraz gereksiz bir karardı. Kerim'in sakatlanması kötüydü. Hatta sakatlanma anından hemen sonra sahadaki oyuncuların ve hakemlerin sağlık ekibini çağırma şeklinden çok daha kötü bir durum olduğunu bile düşündük. Ambulansla giderken bile endişeler kalkmadı. Fakat futbol sahalarında olabilecek bir durumdan bahsediyoruz. Bir oyuncu pozisyon gereği sakatlandı ve oyundan çıkmak zorunda kaldı. Yapacak bir şey yok. Teknik direktörleri bu riskleri düşünerek üç oyuncu değişikliği hakkını kullanmıştı. Eğer rakibe yapılan sert ve kasti bir faul söz konusu olsaydı böyle bir hareket anlamlı olabilirdi. Oysa oyunun doğasında var olan bir durumun ardından böyle bir harekete gerek var mıydı emin değilim. Fakat karşı çıkacak sözüm de yok. Kendi kararlarıdır. Herhalde karşıdaki rakip Altınordu olunca bu kararlar daha kolay alınıyor. llginç geldi. Gittiğim bir maçta yaşanması da güzeldi. Yıllar sonra abarta abarta anlatacak bir anı işte... Zaten bu yüzden gitmiyor muyuz maçlara?

 

Pazartesi, Eylül 11

Pendikspor 0-0 Fethiyespor

Albert Camus, futbol sayesinde öğrendiklerini tam olarak nasıl öğrenebildi, ona farkındalık katan ne oldu bilmiyoruz ama bizim varoluşumuzu en çok sorguladığımız yerler kesinlikle alt lig maçlarını izlediğimiz tribünler.

Bu bağlamla, 2017-18 sezonunu bu hafta resmen açtık. Ama keşke biraz daha bekleseymişiz.

Pendik Stadı'na ilk kez gittim. Yerini bilmiyordum, ararken çok zorlanacağımı sanmıyordum. Genelde semt stadyumları, semtin merkezi yerlerinde olur. Semtlere, İstanbul'un karmaşasında ve büyüklüğünde ulaşmak zor olabilir ama muhite geldikten sonra artık stadyum oldukça kolay bir yerde karşınıza çıkar. Pendik Stadı bu geleneğin dışındaymış. İstasyonun oradan sora sora stadı bulacağımı düşünmüştüm. Esasında öyle de oldu. Mahalle sakinleri çok net tarifler sundu. Fakat her tarif, daracık ve tenha mahalle aralarına gidiyordu. Yanlış yol tarif edildiğini, hatta kaybolduğumu düşünürken, en olmayacak bir sokağın sonunda stadyuma ulaştım.

Stada tam maç saatinde girmek hedefimdir. Ne öncesinde boşluğa düşmek, ne de bir dakikasını kaçırmak. Ama sezonun ilk ilginçliği bizi buldu bile. Maçların saatinde başlaması normaldir. Zaman zaman geç başlayan da olur. Bize ise erken başlayanı denk geldi. 16.27'de başlayan maça geç girmiş olduk haliyle. Stadyumlara gittiğimde, geç kalıp da maçın başında atılan golü kaçırdığımda çok üzülüyorum. Bu sefer aynısı olmadığı için çok sevindim ama bu sevincim yavaş yavaş azaldı. Çünkü zaten 90 dakika boyunca hiç gol atılmayacaktı!

İki ekip de maça klasik 2.Lig takım dizilişleri ile başladı. Arkada dörtlü ve yamuk bir savunma, önde tamamen kaotik bir altı kişi. Bu kaosa, Eylül ayının yaz sıcağı da eklenince maç boyunca pozisyon görmek, çöldeki vaha gibi oldu.

Maça dair anlatacaklarımız çok sınırlı. Stada girdikten sonra, kendini sahada belli eden ilk şey uzun yıllardır top oynarken gördüğümüz ve hâlâ top oynadığını gördüğümüz 37 yaşındaki Ertuğrul Arslan'dı. Tecrübeli orta saha oyuncusu, artık beyaza çalan sakalı ve orta yaş göbeğiyle savunmaya gelip top çıkarıyor ve Fethiyespor'un hücumlarını kuruyor. Bir tanıdığı görünce verilen selam gibi Ertuğrul'u izledikten sonra TFF.org'dan bakarak (kadroları girmiş olsaydı Maçkolik'ten bakardık) diğer oyunculara tanımaya başladık. İlk 11'lerde alt liglerin kaşar oyuncuları göze çarpıyordu. Yedeklerde ise, bir zamanların paraları ezen yıldızı Yiğit Gökoğlan... Zevksiz maçın akılda kalan, heyecan yaratan tek gelişmeleri bunlardı. Bir de ikinci yarıda Pendikspor'dan Mehmet'in kaçırdığı penaltı vardı. O penaltı gol olsaydı maçın temposu artar mıydı emin değilim ama en azından bir umuttu. O top, sahil yoluna doğru giderek bizim yaptığımız hataya düşmedi ve doğru kararı verdi.

Karşılaşmayı tribünlerde ve stadyum çevresindeki evlerin balkonlarında izleyenler oldukça sıkılırken, büyük ihtimalle stadyumun hemen arkasında mahalle arası basketbol sahasında basketbol oynayan ve ara ara maça bakan çocuklar daha çok zevk almıştır. İnsan "Türkiye nereye gidiyor?" diye sormadan edemiyor. Bu ülke böyle değildi. Bir zamanlar 2.Lig maçı oynanırken onu izlemek için duvarlara tırmanan çocuklar yerine; sahaya zoraki  göz atıp basketbol oynayan yeni bir kuşak geliyor. Belki de henüz yersiz ve erken bir genelleme oldu. Ne de olsa tribünlerde de yarısı Pendikspor altyapısından olsa da hatırı sayılır bir çocuk kalabalığı vardı.

Sahanın en iyisi Fethiyespor'un teknik direktörü Eser Kardeşler'di. Oyuna müdahaleleri ve stratejisi bir yana asıl ilham veren özelliği kıyafeti oldu. Takım elbisenin ve slim fit gömleklerin teknik direktörler arasında giderek yaygınlaşmasına 'dur' diyebilen Kardeşler, maça tişörtü ve bermuda şortuyla çıktı. Şahsen bu tercih, sahadaki yorucu futbolu izlediğim anlarda zihnimi dinlendirdi. Fakat, maçtan sonra Kardeşler görevinden alındı ve yerine Feyyaz Uçar getirildi.

Bu hafta Türkiye'nin en üst üç seviye liginde oynanan 35 maçtan (bir maç henüz oynanmadı) sadece biri 0-0 sona erdi. Oradaydık. Güzel bir 10 Eylül günü başka bir yerde değildi, Pendik'teydik. Sanırım al lig maçları en çok hava biraz daha soğukken güzel oluyor. Yapacak başka bir alternatif olmuyor ve insan en azından daha sert ve vurucu bir ruh haline giriyor. Bir de sezon ilerledikçe takımlar daha çok form tutuyor. 

Maç bittikten sonra, bütün sahil hattından geçen otobüsle Erenköy'e döndük. Yazın son günleriydi, günlerden pazardı, hava güzeldi. Yapılması gereken en son işlerden birini yaptık, sayısız faul görüp tek gol göremeden eve döndük ve akıllanmadığımızı göstermek istermiş gibi Antalyaspor - Galatasaray maçını izledik. Asıl 'bulantı' budur ve birçok insan da buna cesaret edemez!


Perşembe, Kasım 8

Kupa Efsanesi Pendik



Pendikspor, son 13 senede oynadığı Türkiye Kupası maçlarında sadece 1 kere yenildi. 

Bu istatistik böyle okununca ilgi çekici oluyor. Son 13 senede sadece 2 kere Türkiye Kupası'na katılmış olmaları, bu durumun başlıca nedeni. TFF'nin belli bir derecenin altında kalan takımlara üvey evlat muamelesi göstermesi nedeniyle, Pendikspor, efsanelere konu olan Fenerbahçe galibiyetini yaşadığı 1999-2000 sezonundan sonra ilk kez bu sezon Türkiye Kupası'nda mücadele etti. Ve bugün yine bir Süper Lig takımını evine yolladı.

İlginçtir, Fenerbahçe'nin tarihindeki en büyük hezimetlerden biridir bu Pendikspor maçı. Ve bu maçtan sonra direkt ortaya çıkmış mıdır hatırlamıyorum ama her Fenrbahçe yenilgisinden sonra "bu takımı 3 sene üst üste şampiyon yaparım" diyen Yılmaz Vural, bugün aynı stadyumda Fenerbahçe'nin akıbetine uğradı.

Pendikspor, Elazığspor'u 3-2 yenerken, elenen takımın başında Yılmaz Vural vardı. Pendikspor, aralık 1999'da aynı stadyumda Fenerbahçe'yi elediğinde ise bu Zeman'ın Türkiye'deki son maçı oluyordu. Zeman şu an Roma'nın başında. Belki Yılmaz Vural'ın da yolu bundan sonra Roma'ya çıkmasa da Fenerbahçe'ye çıkar. En azından ikisi de  ortak acıların kurbanları olarak bir paralellik kurabilirler.

Bu arada, Pendiskpor'un, iki maçı da ilk yarısını 1-0 geride kapatıp kazandığını ve Fenerbahçe'yi elediği sezon ligde küme düştüğünü hatırlatalım.

Pendiskpor'un son 13 senedeki Türkiye Kupası Maçları

Ekim 1999: Gaziosmanpaşa - Pendikspor: 2-4
Kasım 1999: Sariyer - Pendikspor: 1-2
Aralık 1999: Pendikspor - Fenerbahçe: 2-1
Ocak 2000: Dardanelspor - Pendikspor: 2-0
Eylül 2012: Anadolu Selçukluspor - Pendikspor: 1-2
Kasım2012: Pendikspor - Elazığspor: 3-2