keçiörengücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
keçiörengücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Temmuz 11

Bir Sağ Bek İhtimali

Çok yakından izlediğimiz 1.Lig'den Süper Lig'e adım atan son isimden; Barış Alper Yılmaz'dan bahsedelim biraz.

Gerçi oyuncu hakkında uzun uzun bir 'gözlem' yazısı yazmaya gerek yok. Transferi gündeme geldiğinden beri bu konu hakkında içerikler üretildi. Zaten ben de oyuncuyu özel olarak izlemedim. Üstelik iki sezon önce Ankara Demirspor'da oynuyordu. O zaman hiç izleme imkanımız olmadı. Maçlarının televizyonda yayınladığı tek sezon geçen seneydi.

1.Lig'deki tek sezonunda fena bir performans göstermedi. Açıkçası benim çok saygı duyarak izlediğim Keçiörengücü'nde sezonun ilk başlarında pek dikkat çekmemişti. Zaten Keçiörengücü de hücum oyuncuları için dikkat çekici bir mecra değil. Sezonu 49 gol atarak tamamladılar. Hatta bir önceki sezonda da 33 golde kaldılar. Her iki sezonda da en etkileyici hücum oyuncusu eski bir Bodrumsporlu Cem Ekinci'ydi.

Barış Alper'in ilk 11'e girmesi de bir ayı buldu. İlk defa 11 oynadığı maçta da gol atıp, takımına maç kazandırdı. O maçtan sonra yerini sağlamlaştırdı ama devamında skor üretme konusunda biraz sıkıntı yaşadı. Şubat ayına kadar sadece iki gol ve bir asisti vardı. Fakat formayı kaptığı için takıma katkı vermeye ve maç tecrübesi edinmeye devam etti.

Şubat ayında 4-0 biten ve kendisinin iki gol attığı Altay maçından sonra, esas çıkışını yaptı. Bu süreçten sonrası zaten biliniyor. Ümit Milli Takım'a da girdi. O nedenle ben konuya biraz daha farklı yerden bakacağım. O da Barış Alper'in Galatasaray'daki rolü ve mevkisi hakkında olacak.

Keçiörengücü, topun arkasında durmayı başaran bir takım. Tüm oyuncular bu konuda dikkatliler. Taktiksel sadakat üst düzeyde. Bu takımın oyuncularını istisnasız bir şekilde ayıran en önemli özellik bu olabilir. Savunmada alanı korumayı çok iyi beceriyorlar. Diğer yandan topa sahip olmayı da seviyorlar. Genelde birinci bölgede oyunu kabul edip, kontralarla ve çok etkili hücum setleriyle pozisyona giriyorlar. Yani bu takımdan gelen bir oyuncunun savunma meziyeti cebe konulabilir.

Öte yandan Süper Lig ile 1.Lig arasında yüksek bir seviye farkı bulunuyor. Son dönemde alt liglerden yukarıya çıkan oyuncu sayısı azaldı. Hatta 2000'lerin başında Gökhan Gönül, Tuncay Şanlı, Burak Yılmaz gibi örneklerin yaptığı gibi İstanbul'a gelip hemen formayı kapan bir oyuncu da olmadı.

Barış Alper'in de Ankara Demirspor'dan Keçiörengücü'ne geçişinde önce kulübede kaldığını gördük. Bu seviye farkına alışması için miydi bilmiyorum ama Süper Lig'de de yine hemen formayı kapamayacaktır. Üstelik hücum oyuncusu olması İstanbul'daki beklentileri daha yukarıya çekecektir.

Galatasaray son dönemde bir Taylan Antalyalı örneği de yaşadı. Kariyerinin başından beri ön tarafta hücum meziyetleriyle dikkat çeken Taylan, Galatasaray'da formayı kapmak için uzun süre bekledi ve en sonunda savunma özelliklerini geliştirerek kendine yer açmak zorunda kaldı. Hatta bu sayede milli takıma yükseldi.

Bu durum aslında dünyada birçok takımda yaşanıyor. Mahalle maçlarında da böyledir ya... Siz kendi yaşıtlarınızla maç yaparken goller atarsınız, maç kazandırırsınız. Mahallenin abileri sizi görür ve "Gel bizimle de oyna" derler. Fakat o maça girdiğinizde sizi arkaya koyarlar. 

Profesyonel futbolda da zaman zaman böyle durumlar yaşanıyor. Zinchenko yıldızlar topluluğu Manchester City'de sol bek oynarken, yeteneğin daha kısıtlı olduğu Ukrayna'da oyun kurucu veya orta saha  saha olabiliyor. David Alaba Avusturya'da başka, Bayern'de başka rollerde oluyor.

Barış Alper'i Keçiörengücü'nde iyi bir sağ açık olarak izledik. Galatasaray'da da bu mevkide forma giyebilir. Fakat bunun için biraz zamana ihtiyacı olabilir. Kadro tam şekillenmedi ama orası çok daha 'ağır abi'lerle dolabilir. Yani tahminen işi biraz zor olacak.

Fakat ona başka bir rota çizilebilir. O da sağ bek! Omar'ın yakın zamanda dönüşü mümkün değil, Şener gitti, Yedlin istenen seviyeden uzak ve belki de kalmaz bile, Linnes de sorunlara çare olamıyor. Öte yandan Burak Elmas yönetiminin transferde hızlanması gerekiyor ve bu da öncelikle hücum ve orta saha için olacak gibi. Yani sezon başladığında sağ bekte boşluk olabilir. 

Barış Alper bu bölgeye evrilebilecek bir oyuncu. Fatih Terim o cesareti gösterebilecek bir hoca. Galatasaray'ın da böyle bir alternatife ihtiyacı olabilir. Herkes için keyifli bir meydan okuma gibi duruyor...


Pazar, Ekim 25

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #7

Sıcağı sıcağına yatan kuponumuzu hemen paylaşalım. Paylaşalım ki, gençler ibret alsın, bahisçiler bazı gerçekleri aklından çıkarmasın.

Dersimizi en sona saklıyoruz, önce kuponumuzdan bahsedelim. Dört farklı ligden, dört tane maça sahip geniş coğrafyalı bir kupon. Aynı zamanda çok sayıda maça tanıklık edecek Cumartesi gününü yaklaşık 7 saat boyunca kilitleyecek kadar geniş zamanlı.

Önce Rusya'ya gittik. Dinamo Moskova, kendi sahasında Sochi ile oynayacaktı. Dinamo Moskova, son yıllarda hayal kırıklığı ile eş anlamlıydı. Kadrosu fena olmasa da yatırımının karşılığını alamayan, ligde bir türlü kendini yarışa sokamayan bir takım. Fakat bu sene biraz daha iyiler. Sanki çok büyük hatalar yapmayacaklar. Kendi sahalarında Sochi ile oynayacaklarını gördüğümde, ilk önce oranın düşük kalacağını düşündüm ama 1.80'e kadar çıktığını gördüm. Gerçi ben kuponu hazırlayana kadar oran 1.75'e düştü ama olsun; benim için yeterliydi. Dinamo Moskova'nın güçlü tarafı savunması. Bu haftaya kadar iç sahada sadece 1 gol yemişlerdi. O nedenle aklımdan "Sadece ev sahibi gol atar" seçeneği de geçti ama galibiyet oranı yeterli gelince fazlasını denemekten kaçındım. Doğru hareketti, korktuğumuz başımıza geldi. Dinamo Moskova ikinci golünü yedi ama diğer yandan maçın 3-1 kazanmasını bildi.

Rusya'nın küçük kardeşi Beyaz Rusya'nın ligi, 2020'de kuponlarımızın vazgeçilmezi oldu. Bilyoner.com üyelerine yaptığım yorumda Dinamo Minsk - Belshina maçı için KG Var'ı önermiştim. Çok yüksek bir oranı vardı. Ligin alt sıralarında yer alan Belshina son dönemde çok beğendiğim bir takım ama son bir ayda kupa maçları, milli maç arası ve Covid sıkıntıları nedeniyle sahaya çıkamadılar. O nedenle bu maçtan biraz çekindim, zira Belshina'nın en son durumunu bilmiyordum. Dinamo Minsk kendi sahasında gol bulurdu ama Belshina bunu başarabilir miydi?  20. dakikada golü attılar. 32'de de Dinamo Minsk cevap verince yarım saat içinde tahminimiz tuttu ve bize güvenenler kazandı.

Biz kazanamadık ama! Nedenini anlatmadan önce son maçımızdan da bahsedelim. Samsunspor, bu sezon 1.Lig'in en sağlam takımlarından biri. Süper Lig'e çıkarlar mı çıkamazlar mı bilemem ama kendi sahalarında kolay kolay maç kaybetmezler. Gerçi bir İstanbulspor yenilgisi yaşadılar ama bu sayı, sezon sonuna kadar çok fazla artmaz. Keçiörengücü de ligin iyi takımlarından ama Samsunspor'a 2.00'ye yakın bir oran verilince denemek istedim.

Ankara ekibinin en önemli özelliği sahaya iyi yayılması. Hem savunmada, hem de topu aldıklarında çok güzel dağılıyorlar ve alanı çok iyi paylaşıyorlar. Fakat alan her yerde aynı değil! Keçiörengücü, bu özelliğini iç saha maçlarını oynadıkları Aktepe Stadı'nda çok iyi kullanıyor. Tipik bir semt stadında yani. Fakat deplasmanda, özellikle yeni yapılan geniş sahalarda işler biraz zorlaşıyor. Geçen sezon Adana'da oynadıkları iki maçta, İzmir Atatürk'te, ligi sonuncu bitiren Eskişehirspor'un yeni stadında, Bursa'da kazanamadılar. Fakat Bornova'da ve Vefa'da kazandılar. Kısacası Samsun'da da işleri zordu. Zaten ligin en az gol yiyen takımı olarak geldikleri Samsun'dan 4 gol yiyerek döndüler.

Alt ligler zordur. Biz de bu güzel kuponda bir alt lig maçıyla yattık. Millwall - Barnsley maçı, normal şartlarda, hele yoğun hafta sonu programında oynayacağım bir maç değil. Zira çok takip ettiğim bir lig değil. Fakat bu sezon Digitürk'te çoğu ligden mahrum kaldığımız için Championship maçlarına daha çok zaman ayırmaya başladık. Arada özetlere de denk geliyorum. Millwall, fena top oynamıyor gibiydi. Altı maçta sadece bir kez yenilmişti. Diğer tarafta Barnsley, maç kazanamadı. Maç da Millwall'un sahasında olunca kupona ekledik. Sonuç; 1-1! İlginç olan; iki takımın da istatistikleri devam ediyor. Millwall halen tek yenilgide, Barnsley ise yine kazanamadı. Olan bize oldu...

Aslında bu maçı kupona en son soktum. Dördüncü maçı çok aradım ama çoğu maça güvenemedim. Bayburt Özel İdare - Elazığspor maçı ile bu karşılaşma arasında gittim geldim. Hatta Bayburt Özel İdare'nin oranı da beklediğimden yüksekti. Fakat saat 14.00'te oynanacak bir maçtan yatıp yeni bir kupon yatmak istemedim. Onun yerine bir 17.00 maçı koyarak heyecanın uzamasını istedim. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı ve heyecan daha kısa sürdü. Üstelik 11 misli verecek kupona da yazık oldu...

Peki bu kupondan çıkaracağımız dersler ne?

1) Hakim olmadığınız lige oynamayın. 

2) Maçların saatlerini dikkate almayın.





Tek maçtan yatan kuponlar #6

Çarşamba, Ağustos 12

Pandemi Golcüsü


Corona salgını, tüm hayatı ve dünyayı olduğu gibi futbolu da alt üst etmişti. Evlere kapandığımız günlerde birçok soru da aklımızda geziniyordu. Futbolla ilgili de çok fazla soru, cevaplanmayı bekliyordu. Sonuna gelinen sezon tamamlanacak mıydı? Sezona devam kararı çıkarsa aylardır idman yapamayan oyuncular nasıl dönecekti? Maçlar daha mı gollü olacak, genç oyuncular mı oynayacak, seyircisiz tribünler maçları nasıl etkileyecek?

Bütün bu soruların cevaplarını aramaya devam ediyoruz. Çok şükür; futbol geri döndü, sezon tamamlandı. Artık istatistiklere bakarak sorulara cevap bulma zamanındayız.

Türkiye'de iki lig kaldığı yerden devam etti ve sona erdi; Süper Lig ve 1.Lig! İkisinde de maçlar oynandı. Peki kalan maçlarda en çok gol atan isim kim oldu? Süper Lig'in gol kralı Sörloth mu? Yoksa alt tarafın golcüsü Paixao mu? Belki Cisse diyenler çıkabilir. Ama cevap başka biri: Keçiörengücü'nden Cem Ekinci

29 yaşındaki oyuncunun sezonuna bakarsak, bir Türk spor basını manşeti tarzıyla "Corona günlerinde gol" diyebiliriz. Zira sezon boyunca, Mart ayına kadar sadece 1 gol atabilen Cem Ekinci, aradan sonra çıktığı altı maçta yedi gol attı. Üstelik bu maçların sadece üçüne ilk 11'de başladı ve sadece birinde 90 dakikayı tamamladı. Galiba bu garip sezonun son kısmı en çok ona yaradı. Geçen sezon 2.Lig'de Bodrumspor forması giyen Cem, belki de bu sayede tekrar 2.Lig'e dönmekten kurtuldu.

Cem'i takip eden diğer oyuncuları da unutmayalım ve listeyi tamamlayalım.

6 gol atan iki isim var. Biri salgın döneminde Süper Lig'in en golcüsü olan Papiss Cisse. Diğeri ise altı golünü de penaltıdan atan Erkan Zengin.

Süper Lig'in gol kralı ve 1.Lig'in gol kralı Sörloth ile Paixao beşer gol kaydetti. Kasımpaşa'nın ikilisi Koita ve Thiam da beşer kez fileleri havalandırdı. Koita sakatlanmayıp bazı maçları kaçırmasaydı belki Cem'i de geçerdi. Skoda (Rizespor) ve Maksim (Gaziantep FK), Süper Lig'in diğer beş gollü isimleri. 1.Lig'de ise iki oyuncumuz daha var. Daha doğrusu biri artık Süper Lig oyuncusu. Karagümrük'ün Slovak yıldızı Eric Sabo ikisi Play-Off yarı finali maçlarında olmak üzere beş gol atarak takımına son virajda hayat verdi. Menemenspor'dan Samed Ali Kaya'nın da istatistiği çok ilginç. Sezonun ilk bölümünde 17 maça çıkarak beş gol attı. Aradan sonra altı maça yine beş gol sığdırmayı başardı. Yani gollerinin yarısını salgın dönemine sıkıştırdı.

Son olarak dört gol atanları da sıralayalım o zaman. Göztepe'den Alpaslan Öztürk, Kayserispor'dan Kravets, Trabzonspor'dan Novak, Alanyaspor'dan Bakasetas, Boluspor'dan Gökhan Sazdağı (üç golü son maçta attı) ve Osmanlıspor'dan Mertan Caner Öztürk...

Cumartesi, Haziran 27

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #5


Futbol ligleri başladı, çok maçlı kuponlarımız da geri döndü. Tabi bu sayede dramatik kayıplar da yeniden kendini hatırlattı.

Cuma gününün programı, diğer günlere göre daha sıkışıktı. Artık her gün, hemen hemen her ligde maç var. Fakat Cuma günü biraz daha kısıtlı bir program ile karşılaştık. Yine de eski günleri hatırladıkça fena değildi. Ben de oradan güzel bir dörtlü seçtiğimi düşünmüştüm.

İlk sırada karantina döneminde bizi futbolsuz bırakmayan Beyaz Rusya Ligi vardı. Energetik Minsk, Slavia Mozyr ile karşılaştı. Ev sahibi ekip sezona iyi başlamıştı ama sonrasında biraz sıkıntı yaşadı. Yine de bu maçı zorlansa bile alacağını tahmin ettim. Zorlanmak ne kelime! Yaklaşık 1 saat boyunca 10 kişi oynadıkları maçı 5-0 kazandılar. İnsan böyle maçlarda "Keşke 2.5 gol üstünü de yanına ekleseydim" demeden duramıyor.

Günün ikinci maçına geçeceğiz. Fakat onu yazının sonuna bırakıyoruz. Birbirine yakın saatlerde başlayan iki maç var sırada. Beşiktaş - Konyaspor maçında, Siyah-Beyazlı takıma verilen oran beklediğimden yüksekti. Normalde bu tip maçlarda, İstanbul takımlarına 1.40'ı bulan bayram eder. Beşiktaş'a verilen oran 1.58'di. Hatta riske girip handikap denemeyi bile aklımdan geçirdim ama Konyaspor savunmasının buna o kadar kolay izin vermeyeceğine inanmıştım. Eğer maçın başında Konyaspor 10 kişi kalmasaydı bir kazaya dahi kurban gidebilirdik (sanki gitmemişiz gibi) ama bu maç bizi yanıltmadı ve Beşiktaş tahminimizden kolay bir şekilde maçı kazandı.

Belenenses - Sporting maçı için bilyoner.com'daki yazımda konuk takım galibiyetini önermiştim. Fakat kendim oynarken biraz daha risk almak istedim ve daha yüksek orandan 2.5 gol üstünü tercih ettim. 35 dakikada gerçekleşti.

Fakat kazanamadık! Zira en güvendiğimiz Altınordu - Keçiörengücü maçı bizi mahvetti. Hem de ne mahvetmek! Keçiörengücü maçlarının klasiğidir. İlk yarı 0-0 berabere biter, maç da 2.5 gol altına kilitlenir. Bu sezon oynadıkları 29 maçın 16'sında aynı senaryo gerçekleşmişti. Ben bir kez daha aynısının olacağını düşündüm. Altınordu da bu senaryoya uygun bir rakipti sonuçta. Hatta yine bilyoner.com'da bu maça 2.5 gol altı seçeneğini önerdim. Fakat kuponu yaptığım saatte 2.5 gol altının oranı 1.35'e kadar inmişti. Bu orana oynamaktansa, ilk yarı beraberliği almayı tercih ettim. Böylece sadece ilk yarıyı izleyerek, Beşiktaş - Konyaspor maçı başlayana kadar zamanı da geçirmiş olurdum.

45 dakika beklediğim gibi gerçekleşti. Altınordu biraz daha atak oynasa da maçta tehlikeli pozisyon yok gibiydi. Hakem maçın sonuna bir dakika ekleyince biraz işkillendim. Zira Altınordu son anlarda golü düşünmeye devam ediyordu ve Keçiörengücü de biraz konsantrasyon kaybı yaşamaya başlamış gibiydi. Neyse ki Altınordu o baskıdan sonuç çıkaramadı ve devre boyunca hücuma çıkmaya elverişli olmayan Keçiörengücü topu kaptı. Devamında da kendi yarı sahasında bir faul kazandı. Süre geçirmek için tüm şartlar müsaitti. Faul atışını kaleci Metin kullandı, şişirdiği topu hücum oyuncuları tekrar geriye oynadı. Artık bir dakika da bitmek üzereydi. Son kez topu sola attılar. Nedense Altınordu savunması o topa hareketlenmedi. Keçiörengücü son bir atağa kalktı. Soldan yapılan ortaya Cem Ekinci (kendisi geçen sezon Bodrumspor'daydı) kafayı vurdu ve gol! Santrası bile yapılmayan bir gol...

Çok temiz gelecek bir kupon bir anda çöpe gitti. Yine de beterin beteri vardır! İyi ki 2.5 gol altı oynamamışım. Zira maçın sonu daha dramatikti. 90. dakika sona erdiğinde skor 1-0'dı . 90+3'te Altınordu beraberliği yakaladı. Sonrasında Keçiörengücü bir gol daha atarak maçı kazandı. Normal sürede gol olmayan maç, 2.5 gol üstü bitti. Bizim ise ellerimiz boş kaldı.





Tek maçtan yatan kuponlar #4

Perşembe, Aralık 19

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #3


Biz bir seriye başlayalım dedik ya; hemen ardından canlı bahis geldi, minimum maç sayısı düştü. Haliyle tek maçtan yatmanın dramı azaldı. Zira dört maçlık kuponda tek maçtan yatınca illa karşınızdan "Kardeşim sen de o kadar maça oynama!" tepkisi geliyor. Haksız da değiller. Zaten bizim de oynadığımız kuponlardaki maç sayıları düştü. O yüzden hızlı başladığımız seriye uzun bir ara verdik. Yine de zaman zaman dört maçlı kuponlar yapıyoruz ve sıkça tek maçtan yatıyoruz.

Bu haftanın yatan kuponu oldukça çok can sıkıcıydı. Bu sefer Bilyoner'de oynamadık ve bayiden kuponumuzu yaptık. Yukarıda görüyorsunuz. Yaklaşık 12 oran var. Fena değil. 

Pazar gününün gündüz seansında Türkiye'de oynanan maçlardan bir dörtlü kupon yaptık. İlk üçü aynı saatte başladı. Keçiörengücü - Hatayspor maçı tam beklediğimiz gibi ilerledi. Yüreğimiz yetseydi 0-1 gol bile oynardık ama 2.5 gol altı ile yetindik. Keçiörengücü kendi sahasında çok zor yenilen, çok zor gol yiyen bir takım. Hatayspor'a gol atmak da kolay değil. İki takım da çok sabırlı. Kıran kırana bir maç olacaktı. Atan kazanır tadında bir maçtı ve lider Hatayspor galibiyete bir adım daha da yakındı. Öyle de oldu. 90 dakika golsüz bitecekken son dakikada Bokila bir gol attı ve Hatayaspor üç puana ızandı.

Diğer maçta Ümraniyespor, Osmanlıspor'u 1-0 yendi. Osmanlıspor zaman zaman bazı takımlara zorluk çıkaracaktır ama artık büyük resimde onların artık eridiğini görüyoruz. Zamanla tarihin tozlu sayfalarına karışacak gibiler. Aynı cenahın yeni takımı Ümraniyespor sezona sallantılı başlasa da son dönemde biraz toparladı gibi. En azından sezonun devamında kendi sahasında kolay kolay yenilmeyecektir. Osmanlıspor'u rahat yenerler diye düşündük ama o kadar da rahat olmadı. Penaltı golüyle kazanabildiler. Yine de istediğimiz oranı aldık. Az kalsın handikaplı galibiyetli oynayacaktık. İyi ki oynamamışız demek isterdik ama kuponun tek maçtan yatması daha kötü oldu!

Gaziantep FK - Kayserispor maçının favorisi ev sahibiydi. Her ne kadar hiç beğenmesem de bu sezon fena puanlar toplamadılar. Kendi sahalarında da Kayserispor'u yenebilirlerdi. Fakat oranları çok düşüktü. 1.42'lik galibiyet oranının riskine girmek istemedik. 2.5 gol altı ise 1.90'a kadar çıkmıştı. Gaziantep maçlarının çok gollü geçmesi, Kayserispor'un da çok gol yemesi oranın artmasına neden oldu herhalde. Fakat aslında iki takımın oyun yapısını düşününce 2.5 gol üstü pozisyon bile olmayabilirdi. Gaziantep, topu alınca hiç üretemediğini Galatasaray karşısında çok net göstermişti. Onların aradıkları; boş alanlar ve o alanlara sarkan Twumasi, Kayode, Güray gibi oyuncular. Kayserispor deplasmana bir puan için geleceğinden, rakibine o alanları vermezdi. Bülent Uygun oyunu sıkıştırmak adına her şeyi yaptırırdı. Zaten gol de atabilecek bir takım değil. O zaman 2.5 gol altı oynanırdı.

Gerçekten de maç beklediğimiz gibi ilerledi. 65 dakika boyunca gol olmadı. 67'de Kayserispor'un bir anlık hatasından Güray Vural golü attı. Olabilir; sorun değildi. Gaziantep şimdi geriye yaslanırdı, Kayserispor'da gol atamazdı. Fakat ne olduysa golden sonra oldu. Eski takımına gol atan Güray, gol sevincini yaşamak için Kayserispor taraftarlarının önüne gitti. Ortalık karıştı. İki takım oyuncuları birbirine girdi. Hakem Özgür Yankaya kartlar çıkardı. Tribüne yollananlar oldu. Sinirler gerildi. Oyun uzun bir süre durdu. Konsantrasyon bozuldu. Ve maç başladıktan hemen sonra inanılmaz bir şekilde Gaziantep ikinci golü attı. İki dakikada 2-0! Bir anda sınıra dayandık.

Yine de 20 dakika iyi dayandık. Gol olmadı. Son dakikaya kadar geldik. Ve yine pozisyon yokken, tehlike yokken olmayacak bir şey oldu ve Djedje, saçma sapan bir penaltı yaptırdı. Hakem Yankaya penaltıyı vermese bir şey demezdik. Ama biz 2.5 gol altı oynadığımız için o penaltı verilecekti!

Daha da kötüsü penaltı az daha çıkarılıyordu. Kayode topa vurdu, Lung topu koltuk altından kaçırdı. Dakika 90+3! Skor 3-0...

En üzüldüğüm yatan kuponlar, içinde beraberlik olanlardır. Dördüncü maçımız Balıkesirspor - Akhisarspor maçıydı. Keşke onda da yatsaydık da bu kadar üzülmeseydik. Fakat  bildik. Her ne kadar Çifte Şans'ta Akhisar galibiyetini önersem de iki gün sonrasında kararımı değiştirdim ve beraberliğe oynadım. Karşılaşma 0-0 sona erdi, puanlar paylaşıldı. Bizimse elimiz boş kaldı...



Salı, Mart 12

Bodrumspor 0-2 Keçiörengücü


Bir Perşembe günü uçakla Bodrum'a gideceğim. Havalimanının kapısında eşofmanlı insanlar. Bodrumspor kafilesi de uçağa binecek. Yüzler gülüyor. Oysa bir gün önce Samsunspor'a 3-1 yenilmişlerdi. Yenilgilerden sonra karalar bağlamalarına da gerek yok zaten. Futbolda yenilgi de var. Yüzlerin gülmesini eleştirecek değiliz. Fakat tarifeli uçakla şehirlerine dönerken, bu hal ve vaziyet futbol iklimini bilen her insanı şaşırtır.

Samsun'dan Bodrum'a direkt uçuş olmadığı için, maçtan bir gün sonra İstanbul aktarmalı dönüyorlar. Uçakta Bodrum'da yaşayan bir sürü insan da var. Çoğu zamanında İstanbul'da yaşadıktan sonra Bodrum'a göç edenler. Takımı görünce seviniyorlar, muhabbet ediyorlar. Bir gün önceki maçı, hafta sonunda oynanacak mücadeleyi soruyorlar. Yaşlı kadınlar bile "Bunlar bizim çocuklar" diyor. Birçok Anadolu şehrinde olmayacak bir sahne...

Herhalde, profesyonel liglerin en cazip takımlarından biri Bodrumspor. Rahat bir kentte, baskı olmadan top oynuyorsunuz. Henüz para sıkıntısı yaşandığını da duymadım. Haliyle zaman içinde iyi bir kadro oluşuyor. Futbolcular için tercih edilebilir seçeneğe  dönüşüyor. Transferde birçok şehirden daha avantajlılar. Orhan Şam, Özgür İleri, Mustafa Sevgi, Göksu Türkdoğan, Şaban Genişyürek gibi, alt liglerin hatta Süper Lig'in tecrübesini edinmiş isimler kadroda. Böyle bir takımı yakalamışken, sıcak bir bahar günü lider Keçiörengücü ile oynanacak maç izlenirdi.

Keçiörengücü'nde aynı kalibrede isimler yok. En fazla, Galatasaray'ın altın 1987 neslinin üyelerinden Cihan Can'dan bahsedebiliriz. Onun dışında oldukça uyumlu, isimlerin öne çıkmadığı bir kadro var. Bu kadroyu Türkiye Kupası'nda, özellikle Galatasaray karşısında izlemiştik. O zamanlar grupta lider değillerdi. Açıkçası Galatasaray maçlarında iyi oynamalarına rağmen liderlik için de iddialı görmemiştim. Sarıyer, Samsunspor ve Sakaryaspor'un arkasında kalacaklarını tahmin ediyordum. Fakat Bodrum'a bir puan farkla lider geldiler.

Bodrumspor ise uzaktan da olsa Play-Off şansını sürdürüyordu. Aslında çok uzakta değil, yedinci sırada ama puan farkı çok açıldı. Keçiörengücü'nü yenerlerse tekrar iddialı bir duruma gelebilirdi.

Bodrumspor, ilk 5'te yer alan takımlarla şimdilik sekiz maç yaptı. Bu sekiz maçın sadece birini kazanabildi. Takımın en önemli sorunun göstergesi burada. Altta yer alan takımlara karşı ufak tefek kazalar mazur görülebilirdi; eğer üstten puan alınsaydı. Takımın gücü bir üst eşik için yeterli olamadı. Oysa Türkiye Kupası'nda Sivasspor'u, Ankaragücü'nü eleyen, Yeni Malatyaspor'u elinden kaçıran bir takımdan bahsediyoruz. 

Keçiörengücü maçında da aynı senaryo yaşandı. İlk yarı 0-0 sona erse de, daha istekli olan konuk takımdı. Bir topları direkten döndü, üç-dört pozisyonda son vuruşu yapamadılar.  Bodrumspor, ikinci yarıda bir süre oyunu ve skoru dengede tutabilseydi belki istediği galibiyeti alabilirdi ama 60. dakika gelmeden golü kalesinde gördü. Üstelik oldukça basit bir goldü. Cihan Can, savunmadan çıkarak hatayı değerlendirdi ve çok rahat bir gol attı.

Bu dakikadan sonra Bodrumspor daha çok yüklendi. Ataklarda en çok topla oynayan ve sonuç alamayan Ozan Sol'du. Ozan, kendisinden beklenen patlamayı yapamayan, alt liglerde sıkışıp kalan oyunculardan biri. Bodrum'da da pek sevilmediğini gördüm. 70. dakikada oyundan çıkarken taraftarların tepkisine maruz kaldı. O da direkt soyunma odasına gitti. Muğlaspor çıkışlı bir oyuncu. 48 numaralı formayı giyiyor. Fakat en az sevilen oyuncu kendisi.

Havalimanındaki atmosferin tribünde olmadığı aşikar. İnsanı maça gitmekten soğutan bir gerginlik hakim. Sakarya'daki, Eskişehir'deki atmosferleri, tepkileri özlüyoruz . Oralarda, ya tezahürat yaparak ya da kendini soyutlayarak maça konsantre olan seyirciler var en azından. Burada ise sadece sağa sola laf atan, hakemi sevmeyen, kendi oyuncusunu beğenmeyen, rakip takım oyuncusundan nefret edenler çoğunlukta. 

Bodrum halkı futbolla yeni yeni haşır neşir oluyor. Daha önce amatör liglerde mücadele eden kulüp, son 5-6 senedeki çıkışıyla 2.Lig'in iddialı takımı haline geldi. Fakat tribüne gelen seyirciyi memnun edemiyor. Kendi takımlarından memnun değiller. Anadolu'nun çoğu yerinde böyle mi acaba? İstanbul'da büyük takımlarda böyle olduğunu biliyoruz. Futbolun başkenti için bazı teorilerimiz var aslında. Kazanma alışkanlığı, tahammülsüzlük yaratıyor. Pahalı bilet paraları taraftarı kulübün sahibi hissettiriyor. Oysa Bodrumspor'un ne kazanma alışkanlığı var ne de pahalı biletleri. Galiba toplumdaki genel bir rahatsızlık stadyumlara yansıyor. Kimse, hiçbir şeyden memnun değil. 

Fakat Keçiören halkı mutlu. İkinci golü de atıp üç puanı aldılar. Aynı saatlerde Samsunspor ve Sakaryaspor yenildi. Haftaya dördüncü sıradaki Kastamonuspor ile oynayacaklar. Kazanırlarsa yolu yarılıyacaklar.

Bodrumspor ise sezonu bitirdi. Yeni sezon çalışmalarına şimdiden başlayabilirler. Şehrin desteği maç günleri dışında çok güzel ama maç atmosferi ilerisi için umutsuzluğa iter. İyi bir kadro oluşturmak gerekiyor. Eldeki kadro da fena değil aslında. Bu sezon bir daha gelip maç izlemek isterdim ama iç sahadaki dört maç da cazip değil. Hacettepe ve Manisaspor maçlarında güç dengesi çok bariz. Amed Sportif maçında istenmeyen olayların içinde olmak istemem. Sancaktepe maçı tam bir final maçı olurdu aslında ama ligin son haftasında her şey bitmiş olacak.

O zaman; yeni sezonda görüşürüz...

Perşembe, Aralık 6

Bahane



Hafta içi öğlen saatlerinde Keçiörengücü - Galatasaray maçını izliyorum. Maç öncesi bazı tahminlerim var. Neyle karşılaşacağımı az çok biliyorum. Köhne bir stad, az kapasiteli ama dolu tribünler, kötü çekim açısı...

Alt lig maçlarını veya Türkiye Kupası'nın ilk turlarını izleyen inatçı futbolseverler için aşina bir durum. Üstelik büyük takımları da böyle şartlar altında izlemenin de ayrı bir zevki vardır. Bir de o büyük takım genç ve isimsiz oyuncularla sahaya çıkarsa tadından yenmez. Galatasaray da altyapı ağırlıklı bir kadroyla sahaya çıktı.

Bizim için her şey normaldi. 'Her şeyin en iyisine' alışan futbolsever için zor bir durum olabilir. Futbolu, sadece tuttuğu takımın maçlarından ibaret sayanlar için büyük ihtimalle hoş bir manzara değildi. Üstelik bu insanlar Twitter sayesinde tepkilerini, beklentilerini çok rahat dile getirebiliyorlar. 

Müşteri her zaman haklıdır. Herhalde bundan dolayı olsa gerek, maçın spikeri Cüneyt Şen, anlattığı maçı kötülemeyi tercih etti. Daha doğrusu maçı değil ama şartları yerin dibine soktu. Maçın kendisinden çok stadın ne kadar kötü olduğundan, o yüzden rahat çekim yapamadıklarından bahsetti. Büyük ihtimalle gelen tepkileri yumuşatmak için böyle bir yol seçti. Tepkinin adresini başka bir yere yöneltmek onun hedefiydi.

Türkiye'deki her takımın, her futbolcunun iyi şartlarda futbol oynaması en büyük isteğimiz. Bunu dile getirmek de herkesin hakkı ve hatta görevi. Bu konuda bir sıkıntı yok. Fakat Türkiye Kupası'nın yayıncısı maç boyunca şikayetlerini dile getirince bir çelişki ortaya çıkar. 

A Spor'un Türkiye Kupası yayınlarken en büyük motivasyonu; Türkiye'nin her şehrinden maç yayınlamaktı. Devamlı reklamlarında ve programlarında bunu vurguluyorlar. Bunu gerçekleştiriyorlar da... İlk turdan itibaren çok çeşitli ve birbirinden farklı stadyumlardan maç yayınladılar. Fakat hemen hiçbirinde spikerler, stadyumların kötü şartlarını dile getirmedi. Hatta tam tersine zaman zaman en 'kalitesiz' durumu bile dünyanın en iyi futbol olayıymış gibi sundular. O nedenle Galatasaray taraftarı rahat rahat maç izleyemiyor diye Keçiörengücü'nün bir sezon boyunca oynadığı stadyumdan yakınmak adil gelmedi.

Gözümüzü Süper Lig'den aşağı kaydırdıkça bu tip stadyumları çok fazla görürüz. Süper Lig yayıncısı beIN Sport'ta bu gerçekleri göremeyiz ama A Spor'da denk geliriz. Onlar bize nasıl anlatır bilemem ama  bu maça özel bir durumun yaşanmadığından eminiz. Şimdi çıkıp şikayetçi olmak, öncesinde ise bu 'romantik ve nostaljik' şartların ekmeğini yemek hoş bir tavır değil.

İşin daha geniş bir boyutu da var. EURO 2024, Türkiye'ye verilmeyince A Spor'da günler boyunca UEFA'nın ne kadar taraflı ve gerçeklerden yoksun bir karar verdiğini dinledik. Onlara göre Türkiye tam bir futbol ülkesiydi. Stadyumlar harika, yollar muazzamdı. Belki de adaylık dosyasında, yani göz önünde olan stadyumlarda ve şehirlerde sıkıntı yoktu. Fakat Türkiye'nin kusursuz bir futbol ülkesi olmadığını en iyi, sezon boyunca 7 bölgede maç anlatan A Spor spikerleri bilmeliydi. Fakat onlar yetersizlikleri yok sayıp, bir haksızlığa uğrandığını dile getirdi.

Bilmediğim bir konu ama bir tahminde bulunabilirim. Keçiören, Ankara'nın bir ilçesi.  Keçiörengücü, başkent Ankara'nın bir takımı. Büyük ihtimalle Berlin'in ikinci lig takımları benzer bir stadyumda maç oynamak zorunda kalmıyordur.

O yüzden bu gerçekleri stüdyolarda saklamaya devam ettiğiniz müddetçe, maç anlatmaya gittiğinizde "Keşke balkonda olsak" dersiniz.