konyaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konyaspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ocak 17

92-93 Sezonunda

 


Konu nereden nereye geldi ve sonunda böyle bir takım fotoğrafı ile karşılaştık. Adeta Konya-Belgrad hattı...

Dün gün içinde Türkiye'de beklenmedik bir gelişme yaşandı. Konyaspor, başarılı teknik direktörü  İlhan Palut, ile yollarını ayırdı. Bir yandan şaşırdık bu gelişmeye, bir yandan da kabuk bağladığımız için çok fazla üzerine düşmedik. Konuyla ilgili yazacağımız birkaç cümle olabilirdi ama sıcağı sıcağına girmek istemedim.

Sonra akşam saatlerinde Konyaspor'un yeni teknik direktörüne dair haberler çıkmaya başladı. İsmini daha önce pek duymadığımız Sırp hoca Aleksandar Stanojevic'in, ligimize geleceği söylendi. Konyaspor'un son 20 yıldaki ilk yabancı teknik direktörü olacaktı. Hatta kaynaklar doğruysa, tarihindeki üçüncü yabancı teknik direktör. Bu da tercihi daha ilginç hale getiriyor. Öte yandan hocanın yardımcısı Konyaspor'un eski savunmacısı Jagos Vukevic olacakmış. 

Gelişmeleri takip ederken ben de hemen hoca hakkında bir araştırma yapmak istedim. Stanojevic henüz 49 yaşında ve sadece Partizan ile PAOK'ta görev yapmış. PAOK'tan Süper Lig'e geçen hoca denilince aklıma hemen Igor Tudor geliyor. Belki Aleksandar hoca da buradan Serie A ve Marsilya'ya uzanacak bir kariyer çizebilir.

Fakat tabi önemli bir handikabı var. Bunu da araştırma yapınca gördüm. Kendisinin Tudor kadar görkemli bir futbolculuk kariyeri yok. Partizan'da gençliğini geçirmiş, Sonra ülke içinde başka takımlara transfer olmuş. Arada  ufak bir Mallorca yapmış. Kariyerinin sonunda yine Partizan'a gelmiş.

İşte tüm bu araştırma esnasında Partizan tarihine girmek durumunda kaldık. Yukarıdaki foto da o sayede önüme düştü.

1992-93 sezonunun Partizan'ı. Kadroda tanıdık isimler var. Savo Milosevic, Predrag Mijatovic, Zlatko Zahovic... Muhteşem bir hücum hattı. Arkalarında Slavisa Jokanovic, Roma'dan hatırladığımız Ivan Tomic...  Tarihte daha iyi kadrolara sahip Yugoslav takımları mevcut ama gece gece önümüze böylesi düşünce de hislendirdi bizi....

Zaten bu kadro da ligi şampiyon olarak bitiyor. Tam savaş dönemi. Yeni Yugoslavya Ligi'nin ilk şampiyonu. Tabi Hırvatlar, Boşnaklar falan yok artık; Sırplar ve Karadağlılar. Partizan da ikinci Kızılyıldız'ın önünde 14 puan farkla yakalıyor şampiyonluğu.

Mijatovic o sezonun takımdaki en golcü oyuncusu oluyor. Sezon sonunda da Valencia'nin yolunu tutuyor. Aynı transfer döneminde Zlatko Zahovic de Portekiz'den Vitoria Guimares'e transfer oluyor. İyi ki de yle yapıyor zira hem Porto hem Benfica'da kendisine güzel bir kariyer inşa ediyor.

Savo Milosevic iki sezon daha kalıyor, bu sefer sezonun en golcü oyuncusu o oluyor, ardından 1995'te o da Aston Villa'ya gidiyor.

Tabi bu hikayelerin Stanojevic ile pek alakası yok. O bu dönemde henüz genç bir oyuncu. Zaten Partizan'da da pek tutunamıyor önceleri. Fakat geri döndüğünde, yani 90'ların sonunda, Sasa Ilıc, Mateja Kezman, Zoran Mirkovic gibi tanıdık figürlerle takım arkadaşlığı yapıyor.

Belki bir ara o kadroya da bakmak lazım. Fakat önce hocanın Konyaspor ile imzalamasını bekleyelim. Yeşil-beyazlı kulübün Partizan ile bu kadar sık anılacağı bir yazı yazacağımı düşünmezdim ama futbol böyle bir şey işte...

Perşembe, Eylül 15

Baggio İlhan

"Mahalledeki lakabım Roberto Baggio'ydu. Şimdi bakma böyle çirkin olduğuma, yüzüm o sıralarda Baggio'ya benziyordu. Saçların yanlarını alınca da bir benzerlik ortaya çıkıyordu. Arkası ince-uzun bir ense, yanları alınmış uzun bir saç... Mahallede iyi top oynuyoruz diye verirlerdi bize gazı, biz de koşa koşa berbere gidip 'Baggio yap bana' derdik."

İlhan Palut / Socrates 2022 Temmuz

Cumartesi, Haziran 25

Motivasyon Konuşması

"Genelde sesim aynı tondadır, çok yükselmez. Fakat Kayserispor maçının devre arasında çileden çıktığımı hatırlıyorum. "Ben Kayserispor'un 10-15 tane maçını izledim, en az üç tanesini de özel gözle analiz ettim, hiçbirinde böyle bir Kayserispor görmedim. Bambaşka bir Kayserispor takımı yarattınız " dedim oyuncularıma. "Hiçbir şekilde konsantre değilsiniz, hiçbir şekilde kendinizi maça hazırlamamışsınız. Benim size diyecek bir şeyim yok, çünkü ortada bir oyun yok. Nasıl batırdıysanız, düzeltmek de sizin elinizde!" diyerek odayı terk ettim.

Tabi bunları böyle efendice anlatmadım. Burada söyleyemeyeceğim birkaç kelime arada kaynamış olabilir.

Ha, ben bu konuşmayı yaptım diye m, takımım böyle bir reaksiyon verdi, bilmiyorum. Futbolun bilinmezleri bunlar. Bazı takımlar, antrenörlerin motivasyon konuşmasını çekiyorlar, sosyal medyada paylaşıyorlar. Yahu senin yaptığın motivasyon konuşması oyuncuyu en fazla İstiklal Marşı'na kadar götürür. Oyun böyle bir şey değil ki. Bir haftalık çalışmalar, saatlik analizler yapmışsın; bağırma-çağırma ile mi kazanacaksın sadece?

Kayserispor maçında içeri 2-1 geride girdik, ben bağırdım çağırdım maçı 3-2 kazandık. Ee, keşke maçın başında bağırsaymışım. Hiç 2-0 olmazdı o zaman."

İlhan Palut - Konyaspor Teknik Direktörü / Socrates, Temmuz 2022

Salı, Mayıs 17

Sezonun 11'i

 


Hazır ligin son haftası gelmişken yılın 11'ini kuralım.

Öncelikle bu tip konular için hazırlanan görselleri nereden buluyorsunuz bilmiyorum. Twitter'da çok yaygın bu işler ama ben biraz uzağım. Neyse ki Sporx'te böyle bir uygulama varmış. Oradan aldık görseli.

Kadroyu kurarken beklediğimden daha çok zorlandım. Zira birçok oyuncu için içim rahat etmedi. Eskiden bu tip takımları kurarken "en iyi" olmayı hak eden performanslar sıklıkla önümüze düşer ve kafamızı kurcalardı. Şimdi  ise, başka sezonlarda aday olamayacak performanslar kadroya girmeye hak kazandı. Girenleri suçlayacak değiliz ama geri kalanlar maalesef çıtanın düşmesine neden oldu.

Ayrıca eskiden bu tip kadrolarda genelde 4-2-3-1'i tercih ederdim. Zira ligin en yaygın sistemiydi. Artık o kadar yaygın değil ama yine en çok kullanılan sistem. Fakat merkez orta sahaların, biraz daha oyunun merkezinde olmasını tercih ettim. 4-2-3-1 tercih etseydim bu üçlü uyumlu olmayabilirdi.

Zaten üçlü savunmada giderek ligimizde değer kazanınca, orta sahalar benzer kurgularla çıkacak. Ben dörtlü savunmadan vazgeçmedim. Zira yılın en iyilerini belirlerken üç tane iyi stoper seçmeye de gerek yok. Orta sahayı üçledim ama daha önce yazdığım gibi 6-8 ayrımına girmedim. Merkez orta saha oynayabilecek oyuncular her pozisyonun hakkını vermeliler. Kısacası 4-3-3'ü tercih ettik.

O zaman kadromuzdaki oyuncuları kısaca tanıtalım:

Uğurcan Çakır: Kesinlikle en iyi kaleci performansı ona aitti. Hatta belki de ilk 11'de, kendi mevkisindeki meslektaşlarına en büyük farkı açan oydu. Üstelik Altay, Ersin gibi iyi sezon geçiren rakipleri de vardı. Fakat Trabzonspor'ın şampiyonluk serüveninin rahat geçmesinde Uğurcan'ın payı çok fazlaydı. Puan farkının açıldığı dönemde birçok maçın Trabzonspor'a dönmesini tek başına sağladı. Şampiyonluk maçında penaltı kurtardı. Daha doğrusu partiyi kurtardı!

Bruno Peres: Bruno Peres sezona iyi başladı. Sonra o performansını düşmeye başladı. Yaş faktörü de önemli tabi. Temposu giderek azaldı. Fakat ona yaklaşan bir sağ bek de çıkmadı. Osayi'yi çok beğendik ama sezonun tamamına damga vuramadı. Üstelik esas mevkisi olmadığı için bazı eksiklerini görmezden geldik; aslında defoları da vardı. Rosier geçen sezonun performansından uzaktı. Galatasaray'ın bekleri zaten büyük sıkıntıydı. Skubic'in de daha iyi sezonları olmuştu. Belki Bünyamin Balcı'yı övebilirdik. 2 gol ve 3 asist, 21 yaş için fena değil. Fakat savunmada bazı sıkıntıları vardı. Bruno Peres hem önde ama esas olarak bir bek için geride; belli bir standartın altına düşmeyerek ödülünü kaptı.

Kim Min-Jae: Vitor Pereria'nın transferi Kim sezona damga vuran isimlerden biriydi. Sezon başında Szalai ile iyi bir ikili olmuşlardı. Fakat bu yolda vurulup düşen Szalai olurken, Kim yorulmayan stoper olarak yoluna devam etti. Uzun uzun anlatmaya gerek yok. 25 yaşında olduğuna göre, belki de ligimizde çok fazla izlemeyiz.

Marcao: Marcao'yu da uzun uzun anlatmaya gerek yok. Zaten bu ikili, performanslarıyla buraya gözü kapalı girmeyi hak ettiler. Marcao'nun sezon başında Kerem ile kavgası ve sekiz maç ceza alması oyuncuyu pek etkilemedi ama Galatasaray'ın canı fena yandı. Galatasaray o sekiz maçta 10 puan kaybetti, 12 gol yedi. Marcao ceza almasaydı bu rakamların daha düşük olacağı aşikar. Bu da onun ne kadar sağlam bir stoper olduğunu kanıtıydı.

Guilherme: Guilherme, 2.5 sezondur Konyaspor'da. Artık 31 yaşına geldi. Daha önce hiç sivrilmemişti. Aslında bu sezon da sivrilmedi. Fakat ligin sol bek sorunu, onun önünü açtı. Onunla yarışabilecek tek oyuncu belki de Ferdi'ydi. Fakat o da ilk defa bu sezon bek oynadı. Rıdvan Yılmaz'a kendi hocaları bile çok fazla güvenmedi. Guilherme ise tüm maçlarda oynadı, 3 gol ve 5 asist katkısı verdi. Tarihinin en iyi sezonunu yaşayan Konyaspor'un çıkışında büyük pay sahibiydi.

Miguel Crespo: Vitor Pereira'nın kendisi ülkede kalamadı ama yılın takımın iki oyuncu sokmasını bildi. Crespo'nun değerini Fenerbahçeliler sezon başında anlasaydı; Gustavo ve Sosa ile hatta Mesut ile zaman kaybetmeseydi; Rıdvan Dilmen Crespo'yı yerden yere vurmasaydı belki de çok farklı bir sezon izleyebilirdik. Fakat kulüp içinde yaşananlar Crespo'nun oyun gücünden bir şey kaybettirmez. Zaten mücadelesi üst düzeydi. Fenerbahçe orta sahasını ayakta tuttu. Sezon başında onu anlatanlar bu özelliklerinden bahsediyordu. Buna ek olarak yeri geldiğinde hücumda da taşın altına elini koydu. Konyaspor maçında Pelkas'a yaptığı asisti öyle her orta saha yapamaz. Galatasaray'a deplasmanda attığı gol ise onu zaten unutulmazlar arasına yazdıracak.

Amir Hadziahmedovic: Ligin en hakkı verilmeyen oyuncusu olabilir. Büyük ihtimalle bu dönemde karşınıza çıkan yılın takımlarında kendisini pek görmeyeceksiniz. Fakat bence sezonun en faydalı oyuncularındandı. Bir oyuncu takımdaki her görevi yapar mı? O da geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda, bu özelliğini Aykut Kocaman'a borçlu olduğunu açıkladı. Adı transfer listelerine girdi bile...

Marek Hamsik: Orta sahanın üçüncüsü Siopis de olabilirdi  belki ama kendisi sık sık (özellikle sezon başında) yabancı sınırına takıldı. Hamsik ise sakatlandığı dönemde ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösterdi. Açıkçası ben onun buraya emekli maaşı için gelen yabancılardan biri olduğunu düşünmüştüm. Yoksa Çin ve Göteborg sonrası Trabzonspor'da nasıl oynayacaktı? Vallahi oynadı adam! Hem de öyle eli belinde yıldızlar gibi değil, baya takımın kaptanı, lideri gibiydi. Kalite...

Antonhy Nwakaeme: Kerem; üzgünüm! Eğer Avrupa Ligi performansını da eklesek belki seni buraya yazabilirdik ama iş sadece Süper Lig olunca Nwakaeme organizasyonun ağası gibi kaldı. Bu sezon sol tarafı domine etti. 11 gol ve 10 asist, muazzam rakamlar. Kerem'in 3 asistte kalması bile bir gösterge olabilir. Kerem, Harry Potter olabilir ama esas büyücü bu adam...

Jackson Muleka: Normalde sezona devre arasında transfer olan oyuncuları sezon 11'ine katmam. Fakat Muleka'ya kayıtsız kalmak mümkün değil. Adam yarım devrede gol kralı olacaktı neredeyse. Sıklıkla en önde oynadığın farkındayım ama zaman zaman sola geçerek önüne Umut'u da aldığı oldu. Bu kadroda da önüne iyi bir santrfor alarak, onu sola çekmemiz mümkün olabilirdi. Biz de öyle yaptık.

Andreas Cornelius: Fakat iyi bir santrfor bulmak da kolay olmadı. Umut Bozok, iyi bir sezon geçirdi ama Muleka'dan sonra yedeğe düştü. Pesic ikinci yarıda düştü. El Kaabi, son iki ayda sessiz kaldı. Serdar Dursun'a sezonun ilk yarısında kendi takımı haksızlık etti. Fakat Cornelius, sezonun her döneminde sahadaydı ve belli bir seviyede oynadı. Galatasaray ve Beşiktaş'a goller attı, Fenerbahçe maçında penaltı yaptırdı. Büyük maçlarda da sahnedeydi, diğer karşılaşmalarda da kilidi açtı. Attığı 15 golün 10'unda takımı ya yenikti ya da maçlar berabereydi. Şampiyonluğu geldiği Antalyaspor maçında olduğu gibi, sezonun kilidini çözdü belki de...

Cuma, Eylül 4

Elveda Buca


Bucaspor kapandı! Artık Bucaspor yok! 

Beklenmedik bir gelişme değildi. Zaten camia buna hazır olduğu için önce amatör liglerde mücadele eden Tire 1922'nin haklarını satın aldı, sonra da kulübün ismini de Bucaspor 1928 olarak değiştirdi. Şu anda Süper Lig'de mücadele eden birçok köklü takımın dahi yaptığı, Anadolu'da çok yaygın olan bir iş. Bu isim değiştirmeleri iyi okumak lazım ama bu ayrı bir yazının konusu olsun. Şimdi esas meselemiz eski Bucaspor!

Tabi ki "Ah sen ne güzel takımdın Bucaspor" şeklinde duygusal bir yazı yazmayacağız. Bu arada özellikle 2010'lu yılların başında güzel takım olduğunu eklemek gerek. Batdal, Zafer Çevik, Erkan Taşkıran, Yasin Avcı, Sercan Kaya, Veli Kızılkaya gibi oyuncular akıllarda. Hatta genç Taylan Antalyalı bile ara ara oynardı. Süper Lig'e de yükselmişlerdi. Hızlıca yükseldiler, hızlıca düştüler. İşte tam da o yıllarda çok önemli bir maç oynandı. O nedenle Bucaspor hakkında yazı yazmak yerine, kulübün kaderini belirleyen o maçı hatırlayalım.

Zira o maçın kendisi dramatikti ama asıl sonrasında yaşananlar çok ilginçti. Türkiye'de spor kulüplerinin ömrü pamuk ipliğine bağlı. Tabi ki futbolun tam da öyle bir ruhu, duygusu ve doğası vardır. Kazanmak ve kaybetmek bir anda gelişir ve her şeyi değiştirir. Fakat Türkiye'de bir maçı kaybetmek bütün tarihinize mal olabilir.

Bucaspor 2010-11 sezonunda tarihinde ilk kez Süper Lig'de mücadele etmiş, hemen o sezonun sonunda alt lige düşmüştü. Düşen takımlar için en önemli mesele hızlı bir şekilde geri dönmektir. Zira geliri yüksek Süper Lig'de tutunmak için çok para harcanmış, borç yapılmış, alt lige düşünce gelirler azalmıştır. Ve en önemlisi borçların altından kalkmak çok zor gözükür. O nedenler hemen yukarı çıkmak ve kasayı doldurmak gerekir. Aksi halde kulüler alt liglerde, bir kuyuya düşmüş gibi debelenir.

2010-11'de Süper Lig'den düşen takımlar Bucaspor, Konyaspor ve Kasımpaşa'ydı . Bu üç takıma dikkat! Zira Kasımpaşa yukarıda bahsettiğimiz denkleme uyarak hemen bir üst lige (2011-12'de) yükseldi. Zaten kendileri son yılların asansör takımıdır. Konyaspor ise play-off finalinde Kasımpaşa'ya elenen takımdı. Bucaspor ise ligi orta sıralarda bitirdi. 

2012-13 sezonunda şans Bucaspor ve Konyaspor'un ayaklarına geldi. Bucaspor bu sefer daha iyi bir sezon geçirdi ve beşinci oldu. Konyaspor ise altıncıydı. Üçüncü sıradaki 1461 Trabzon'un Süper Lig'e çıkma hakkı olmayınca play-off'a yedinci sıradaki Adana Demirspor dahil edildi ve altıncı ile beşinci takımlar yarı finalde eşleşmek zorunda kaldı. Yani Konyaspor ile Bucaspor. Olayların bu kısmı bile yeterince absürd değil mi?

İlk maç Konya'daydı. Bucaspor o zorlu maçı, savunma oyuncusu Luiz Henrique'nin golüyle 1-0 kazandı. Rövanş için büyük bir avantajdı. Zira sezon boyunca oynadığı 34 maçta 38 kez fileleri havalandırabilen Konyaspor, ilk yedi sıranın en az gol atan takımıydı ve Bucaspor'a deplasmanda en az iki gol birden atması gerekiyordu.

Maçın ilk yarısı sıkıcı, daha doğrusu kontollü geçti. Her dakika Bucaspor'a yarıyordu ve ilk yarı 0-0 sona erdi. O sezon hiç gol atamayan Luiz Henrique, ilk kez Konya'da ağları havalandırmıştı. Buca'daki maçın 63. dakikasında bir kez daha fileleri havalandırdı. Bucaspor maçta 1-0 öne geçmiş, eşleşmede 2-0'ı yakalamıştı. Kalan süre 25 dakikaydı. Karşılaşmanın seyri de Konyaspor'dan yana değildi. Hatta Konyaspor kalecisi Kaya Tarakçı maçın yıldızıydı. Kaya'nın ilk maçta da önemli kurtarışları vardı. Fakat Kaya'ya rağmen işler Konyaspor'un istediği gibi gitmiyordu.

İşte o maç döndü! Önce Murat Akın beraberliği sağladı, ardından stoper Selim Ay Konyaspor'u 2-1 öne geçirdi. Maç 2-1 sona erdi. Keşke maçı özetini bulabilseydim ama golleriyle yetinebiliriz...



Uğur Tütüneker'in çalıştırdığı Konyaspor, finalde yine şimdilerde kabus yaşayan ve başka bir takımın adında can bulmaya çalışan Manisaspor ile karşılaştı. Recep Aydın ve Ars'ın golleriyle 2-0 kazandı ve Süper Lig'e yükseldi. O günden bu yana da Süper Lig'de. Hem de o biçim....

Anlattığımız sezonun başında borçları olan, transfer yasağı bulunan ve herkesin "Küme düşer" dediği Konyaspor, sezonu sonunda bir şekilde Süper Lig'e yükseldi. Zaten sık sık düşüp çıkan bir kulüp olması bu başarıyı biraz olağan karşılamamıza neden oldu. Fakat sonrasında kulüp tarihin en büyük başarıları geldi. 2015-16'da Süper Lig'i üçüncü bitirdiler. Bu, ertesi sezon Avrupa Ligi oynayacakları anlamına geliyordu. Avrupa aşaması pek iyi geçmese de ülke içinde bir kez daha tarih yazdılar ve Türkiye Kupası'nı kazandılar. Yani, ertesi sezon bir kez daha Avrupa'daydılar. Ama öncesinde Beşiktaş'ı alt ederek Süper Kupa'yı müzelerine götürdüler. İkinci Avrupa Ligi seferinde, grupta oynadıkları altı maçın sadece ikisini kaybettiler. Guimaraes'i yendiler, Marsilya gibi bir devle berabere kaldılar. Bu süreç içinde, geçen sezon olduğu gibi, birkaç kere düşme korkusu yaşadılar ama halen ligdeler ve her takım için tehlike yaratmaya devam ediyorlar.

İşte Konyaspor bunları yaşarken Bucaspor yavaş yavaş düştü. 2015'te Samsun deplasmanında 3-1 öne geçip 5-3 kaybettikleri maç da en az Konyaspor maçları kadar dramatikti, zira onların küme düşmesine zemin hazırladı. 2016'nın son maçında Kocaeli Birlikspor ile 2-2 berabere kalarak bir puanla ligde kalmayı başardılar. Kartalspor, sonuncu Tarsus İdman Yurdu'nu yenseydi İstanbul ekibi ligde kalıp Bucaspor düşecekti. Fakat Kartalspor düştü ve şimdi onlar da amatörde...Belki onlar da kapanır.

Türkiye'de futbol kulüplerinin kaderi ve tarihi, 25 dakika değişebiliyor. Bucaspor 2018'de, yani Konyaspor'un Avrupa'da puanlar kazandığı sezonda 3.Lig'e, 2019'da ise amatöre düştü. Yazı bu kadar, öykü de bu kadar! 1928'de kurulan Bucaspor'un sonu işte böyle geldi.

Bu arada herhalde o golün hatrına Selim Ay halen Konyaspor forması giyiyor ve son yedi sezonda ligde üç gol atabildi...

Cumartesi, Haziran 27

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #5


Futbol ligleri başladı, çok maçlı kuponlarımız da geri döndü. Tabi bu sayede dramatik kayıplar da yeniden kendini hatırlattı.

Cuma gününün programı, diğer günlere göre daha sıkışıktı. Artık her gün, hemen hemen her ligde maç var. Fakat Cuma günü biraz daha kısıtlı bir program ile karşılaştık. Yine de eski günleri hatırladıkça fena değildi. Ben de oradan güzel bir dörtlü seçtiğimi düşünmüştüm.

İlk sırada karantina döneminde bizi futbolsuz bırakmayan Beyaz Rusya Ligi vardı. Energetik Minsk, Slavia Mozyr ile karşılaştı. Ev sahibi ekip sezona iyi başlamıştı ama sonrasında biraz sıkıntı yaşadı. Yine de bu maçı zorlansa bile alacağını tahmin ettim. Zorlanmak ne kelime! Yaklaşık 1 saat boyunca 10 kişi oynadıkları maçı 5-0 kazandılar. İnsan böyle maçlarda "Keşke 2.5 gol üstünü de yanına ekleseydim" demeden duramıyor.

Günün ikinci maçına geçeceğiz. Fakat onu yazının sonuna bırakıyoruz. Birbirine yakın saatlerde başlayan iki maç var sırada. Beşiktaş - Konyaspor maçında, Siyah-Beyazlı takıma verilen oran beklediğimden yüksekti. Normalde bu tip maçlarda, İstanbul takımlarına 1.40'ı bulan bayram eder. Beşiktaş'a verilen oran 1.58'di. Hatta riske girip handikap denemeyi bile aklımdan geçirdim ama Konyaspor savunmasının buna o kadar kolay izin vermeyeceğine inanmıştım. Eğer maçın başında Konyaspor 10 kişi kalmasaydı bir kazaya dahi kurban gidebilirdik (sanki gitmemişiz gibi) ama bu maç bizi yanıltmadı ve Beşiktaş tahminimizden kolay bir şekilde maçı kazandı.

Belenenses - Sporting maçı için bilyoner.com'daki yazımda konuk takım galibiyetini önermiştim. Fakat kendim oynarken biraz daha risk almak istedim ve daha yüksek orandan 2.5 gol üstünü tercih ettim. 35 dakikada gerçekleşti.

Fakat kazanamadık! Zira en güvendiğimiz Altınordu - Keçiörengücü maçı bizi mahvetti. Hem de ne mahvetmek! Keçiörengücü maçlarının klasiğidir. İlk yarı 0-0 berabere biter, maç da 2.5 gol altına kilitlenir. Bu sezon oynadıkları 29 maçın 16'sında aynı senaryo gerçekleşmişti. Ben bir kez daha aynısının olacağını düşündüm. Altınordu da bu senaryoya uygun bir rakipti sonuçta. Hatta yine bilyoner.com'da bu maça 2.5 gol altı seçeneğini önerdim. Fakat kuponu yaptığım saatte 2.5 gol altının oranı 1.35'e kadar inmişti. Bu orana oynamaktansa, ilk yarı beraberliği almayı tercih ettim. Böylece sadece ilk yarıyı izleyerek, Beşiktaş - Konyaspor maçı başlayana kadar zamanı da geçirmiş olurdum.

45 dakika beklediğim gibi gerçekleşti. Altınordu biraz daha atak oynasa da maçta tehlikeli pozisyon yok gibiydi. Hakem maçın sonuna bir dakika ekleyince biraz işkillendim. Zira Altınordu son anlarda golü düşünmeye devam ediyordu ve Keçiörengücü de biraz konsantrasyon kaybı yaşamaya başlamış gibiydi. Neyse ki Altınordu o baskıdan sonuç çıkaramadı ve devre boyunca hücuma çıkmaya elverişli olmayan Keçiörengücü topu kaptı. Devamında da kendi yarı sahasında bir faul kazandı. Süre geçirmek için tüm şartlar müsaitti. Faul atışını kaleci Metin kullandı, şişirdiği topu hücum oyuncuları tekrar geriye oynadı. Artık bir dakika da bitmek üzereydi. Son kez topu sola attılar. Nedense Altınordu savunması o topa hareketlenmedi. Keçiörengücü son bir atağa kalktı. Soldan yapılan ortaya Cem Ekinci (kendisi geçen sezon Bodrumspor'daydı) kafayı vurdu ve gol! Santrası bile yapılmayan bir gol...

Çok temiz gelecek bir kupon bir anda çöpe gitti. Yine de beterin beteri vardır! İyi ki 2.5 gol altı oynamamışım. Zira maçın sonu daha dramatikti. 90. dakika sona erdiğinde skor 1-0'dı . 90+3'te Altınordu beraberliği yakaladı. Sonrasında Keçiörengücü bir gol daha atarak maçı kazandı. Normal sürede gol olmayan maç, 2.5 gol üstü bitti. Bizim ise ellerimiz boş kaldı.





Tek maçtan yatan kuponlar #4

Perşembe, Şubat 23

Bizimkiler Hangisi



Bir firmanın reklamı olsa da duygu aynı duygu. İnşallah bizi yanıltan bir 'cast' işi değilidir. Zaten pek de öyle durmuyor. Çok güzel iş. 

Kıyafetleri, şiveleri, Ali Çamdalı sevgileri, köyleri, futbol topları, ilk defa sahaya çıkışları... Şahane iş olmuş.

"Biz neleriz? Beyaz mıyız? Sarı değil miyiz?"

Bu soruyu çocukluğunda hiç sormamış olan da bizden değildir.

Pazartesi, Nisan 6

Konyasporlu Keykubad



Nasıl bir ülke nasıl bir futbol ortamı... Gerçekten adapte olması zor. Ama adapte olunca da çok keyifli.  Bundan daha geniş bir eğlence alanı kolay kolay bulamazsınız. Anadolu Ajansı,fotoğrafı tam olarak; "Elinde Konyaspor bayrağı bulunan Alaeddin Keykubad koreografisi" cümlesiyle geçti. İnsanın bu ligden zevk almaması mümkün değil. Sürekli bir absürdlük, bir saçmalık. Çıta çok başka yerlerde. İşin bir diğer yanı, koreografi de güzel olmuş aslında. İnsan cümle kuramıyor.

Cuma, Mart 20

Türk Futbolu ve Onun Güçlü Kurnazlığı



Bu başlığı atmaktan sakınca görmüyorum. Linç kültürüne alışmıştık ve çok da şaşırmadık. Hatta lincin şiddeti beklediğimizin ve alıştığımızın altında kaldı bile diyebiliriz. Ama devamında yaşananları düşününce... Kalesini açmak zorunda kalan bir teknik direktör ve ardından gelen istifa. Sonuca, skora bağlı bir futbol dünyasının aynası olacak bir pozisyon.

İşin ilgiç kısmı, pozisyonun aktörü Ryan Donk, buna benzer bir ayna tutmayı bir başka maçta, Beşiktaş karşısında da, yapmıştı.Yaptığı kural dışıydı, cezası olmalıydı; belki de oyunun ruhuna aykırıydı ama aslında tek suçlu o değildi. Pozisyonları idare etmeyi gelenek haline getirmiş hakemleri zor durumda bırakmıştı. Onları çalışmadıkları yerden vurmuştu. Bu sefer de oyunu  kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek isteyen beceriksiz Türk futbolcusunu cezalandırmak istedi, bunu becerdi de ama bu gerçekliğin geri dönüşü olumsuz oldu..

Pozisyonu tekrar tekrar izliyoruz. Babel yere düşüyor ve bir süre kıvranıyor. Bu esnada Konyasporlu oyuncuların topu taca atmak gibi bir düşüncesi yok. Bunu aklına getiren varsa o da kaleci Kaya... Fakat o da topu ayağına aldığında Babel doğrulmaya başlıyor zaten. Kaya topu o anda taca atabilse sorun olmayabilirdi ama beceremiyor. Zaten ne olursa olsun, taca atma isteği var mı çok da emin değiliz. Ömer Ali ne topu taca atabiliyor ne de topa sahip olabiliyor. O topla cebelleşirken Babel ayağa kalktı bile. Ve o sırada boşta kalan top Donk'nun önünde kalıyor. Karşısında basit bir fair kuralını gerçekleştirememiş bir takım dolusu adam var. Pas isteyen takım arkadaşı ise ayağa kalkıp deparına başlayan Ryan Babel. Kaleye uzaktan şut atmayı pek düşünmeyen oyunculardan olan Donk, belki de pozisyonda bir gariplik olduğunu sezdiği için farklı bir şey deniyor. Kaleye vuruyor. Yine bir hata.. Kaya kalesinin çok önünde. Haliyle hedefi bulan top ağlarda... Konyasporlu futbolcular arka arkaya yaptığı - daha doğrusu yapamadığı  - eylemler nedeniyle 1-0 geriye düşüyor. İşte tam o sırada linç kültürü devreye giriyor. Bu hatalar silsilesini gözler önüne seren ve affetmeyen adamı linç etmeye başlıyorlar. O golün bir şekilde çıkması lazım. Ofsaytı bozan stoperlerin yenilen golden sonra elini kaldıran ilk oyuncu olması gibi... Bu toprakların kurnazlığı devreye giriyor.

Şota belli ki sıkılmış. İstifa kararını kafasına önceden koymuştur muhakkak, düşünmüştür. İstifa etmeyi düşünen adamın içinde bir huzursuzluk bir boş vermişlik vardır herhalde. Pozisyon, o halet-i ruhiyenin ufak bir yansımasına neden oluyor sanki. "Bu ortamla ne uğraşacağım, bu kavgaya ne gireceğim" diyerek istifa mektubunu hazırlayan adam, benzer duygulardan beslenerek "Bu tartışmayı uzatmayacağım" düşüncesiyle olayı büyütmeden kalesini açıyor. Olay çözülüyor. Şota haklı olarak övgüleri alıyor ama ihale Donk'a kalıyor. Sanki, oyuncusunun hatasını temizleyen bir hoca varmış gibi... Oysa kurnazlıklarla dolu olan ve bu nedenle artık insanı yoran bir futbol ortamı var. Bütün mesele bu... Sahte fair, sahte adalat, gerçek kurnazlık ve sert linç hepsi aynı anda gözümüzün önünde... Türk futboluna hoş geldiniz...

Cumartesi, Şubat 21

O Eski Halimden Eser Yok


Bloga bu aralar yazamıyorum. Çok koşturmaca var diyeceğim ama sebebi tam olarak o da değil. Matah bir şey yaptığımız yok yani. Boş boş şeyler, acı veren gerçekler, bütün meselemiz o. Ara sıra bazı şeyleri ihmal ediyoruz. Bloga gelene kadar neler var ıskaladığımız. En azından bunu "madem az yazıyoruz, bir resim atalım" diyerek kotarmak mümkün. Dükkanın önüne sandalye koyalım en azından. Necati Ateş ile Hasan Kabze. O muhteşem günde biri penaltı kaçırmıştı, diğeri gol atmıştı. Aradan 9 sene geçmiş. 9 sene... Çok abi, vallahi çok. O yüzden çok acı. Keşke o günde kalsaydık. Bugünden daha mı iyi mi daha kötü mü ayrı konu ama en azından umut edecek şeyler vardı, en azından hayal kuruyorduk. Şimdi sadece hayatta kalmak için uğraşıyoruz. Elde avuçta kalan tek şey varlığımız ve hatıralarımız...

Cumartesi, Şubat 8

Kasımpaşa 1-3 Konyaspor



Bu sezon ilk defa Kasımpaşa'ya gidiyoruz. Biraz geç kaldık. Sezonun yarısı geçti. Üstelik Kasımpaşa sezon genelinde izlemesi keyifli top oynamıştı. "Stadyum kaçmıyor illa bir ara gideriz" diyerek şubat ayının ortasını bulduk. Stada gitmeye gitmeye; semtin girişinden açık maratona yürümek için 5 dakika harcayacağımızı unuttuk. Ben de biraz geç kaldım gerçi. Sonuç olarak Hasan Kabze'nin golünü yakalayamadık. Bugüne kadar stadyumlarda onlarca maç izledim. Maçın başında golünü kaçırdığım üçüncü maç bu oldu; biri Beşiktaş - Konya Şekerspor kupa maçı, diğeri ise Liverpool-Milan CL finaliydi. Hasan Kabze bir kez daha tarihe geçti.

Maça 1-0 önde/geride başlamak iki takımı ne kadar etkilemiştir çözemedim. Konyaspor, maç boyunca inanılmaz bir özgüvenle oynadı. Skor 1-1'ken de böyleydi. Gerçi Kasımpaşa özellikle gol dakikası civarında baya etkili oldu, direkten dönen topları oldu ama bunu maçın geri kalanına yayamadı. Konya ise 10.dakikada ne oynadıysa 80'de de onu oynadı.

Sezon başından beri ligi takip eden biri için iki takımın oynadığı top şaşırtıcıydı. Kasımpaşa alt sıra takımı gibi, Konyaspor ise Avrupa için üst sıralarda gezinen başaltı takım gibi oynadı. Aslında bu farkı yaratan da Mesut Bakkal'ın ta kendisi. Son 4 maçta 9 puan, tek yenilgi ise Kadıköy'de şanssız bir şekilde kaçan Fenerbahçe galibiyeti. Bakkal'ın yarattığı takıma şaşırmıyoruz, bunu daha önce de yapmıştı. Hasan Kabze-Gekas-Hleb ve dün biraz sönük kalan Djalma can yakacak bir dörtlü. Şampiyonluk  yarışının kızıştığı haftalarda Konya deplasmanına gitmek sanıldığından daha büyük bir fikstür dezavantajı olacak.

Kasımpaşa için ise işler giderek sarpa sarıyor. Kötü gidişten çıkmaları için oynayacakları iki zorlu maç var, Beşiktaş ve Fenerbahçe. 2 maçtan da galibiyet alamamaları sıkıntıları arttıracak. Takımın oynadığı futbol da bu konuda ışık vermiyor. İsteksizlik göze çarpan en büyük özellikleri. Motivasyonlarını kaybettikleri görülüyor. Bu noktada ortaya teknik direktör meziyeti çıkar. Şota, bu sezon kendini ve takımını en çok geliştiren teknik adam olarak görülüyordu ama asıl sınavı şimdi verecek. Saha içinde yapabildiği gibi benzer bir adımı bu sefer saha dışında da yapması gerek. Bu fırtınadan sıyrılması onun kredisini de yükseltecektir. Zaten sıyrılamazsa tehlike çanları çalacak. Kasımpaşa taraftarının tepkisi bunun ilk işaretiydi.

Maçın yıldızı Gekas. 1 asist (göremedik), 2 şahane gol. Canlı canlı Gol Tanrısı'nın gollerini görmek de nasip oldu. Adem Büyük'ün golü de çok güzeldi. Ligin yetenek-oyun aklı klasmanlarında en zıt seviyeye sahip oyuncusu olabilir. Golü atmadan önce topu aldığında bana "ver artık birine ulan" dedirtip, golü atan Adem. Ama işte bunu maç boyunca 1 kere yapabiliyor, geri kalanında takıma zarar veriyor. Gekas ise belki de Adem kadar kabiliyetli değil ama arkadaşlarına sağladığı katkı sayesinde takımına sınıf atlatacak kadar kurnaz bir adam.

Kasımpaşa'da maç izlemek çok zevkli. İnsanların akılındaki Kasımpaşa imajının çok tersinde. Bütün maçı yanımda suşi yiyen Erasmuslu 2 kız ve 1 erkek öğrenciyle izledik. Arkamızda da semtin orta yaşlı abileri çekirdek yiyerek hafif argo cümlelerle muhabbet ediyordu. Recep Tayyip Erdoğan Stadı'nda, Recep Tayyip Erdoğan ülkesinin genelinden çok daha huzurlu bir ortam var. Tek üzüntüm büfede 5 liraya satılan muhteşem köfte-ekmekten yiyememiş olmak. Ama neyse ki Konyaspor maçına bilet alanlara Beşiktaş maçı yüzde elli indirimli olacakmış. Belki salı günü yolumuz yine oraya düşer.

Çarşamba, Ocak 8

Avrupai Konya



Konyaspor ile sözleşme imzalayan Hleb, ilk açıklamasında "Konya'yı tipik bir Türk şehri olduğu için değil Avrupa şehrine benzediği için tercih ettim" mealinde bir cümle kullanınca Türkiye'de olay oldu. Hem bugüne kadar yaşadığı dar çevrenin bir adım bile dışına çıkmayı tercih etmemiş hem de önyargılarını "zeka pırıltısı" olarak sunmayı alışkanlık haline getirmiş bünyeler, anında bu açıklamayla dalga geçmeye başladılar.

Onların zhinlerinde; Avrupa şehirleri, Batı'nın özgürlüğü ve uçlarda yaşamasının merkeziyken, Konya, dindar insanların yasakçı ve baskıcı zihniyeti yüzünden geri kalmış bir Anadolu bozkırı... Onlar için bu ikisinin birbirine benzeme ihtimali bile yok.

Konya'yı her seçim gecesi aynı siyasi eğilime oy veren bir şehir olarak gördüğünüz için veya Konya'da okuyan arkadaşlarınız "Abi böyle bir şehir olamaz, içki satılmıyor" dediği için, Erasmus ve Interrail sayesinde cinsel deneyimlerinin ve uyuşturucunun dibine vuran arkadaşlarınızın anlattığı Avrupa algısı aynı cümlede buluşamaz.

Fakat öyle değil işte. Konya, coğrafi koşullarının avantajını da kullanarak harika bir planlamaya sahip olan bir şehirdir. Geniş yollar, temiz sokaklar, sessizlik, düzen, konfor... İstanbul'da 2013'te sevinçle karşılanan metro, orada 1993'ten beri var. Buna rağmen halk bisikletle gezmeyi tercih ediyor. Bu açıdan Amsterdam gibi şehir ama tabi esrar yok; üzgünüz bu nedenle Avrupa şehri gibi olamaz...

 Dünyanın bir çok yerinde "Örnek belediye" olarak gösterilmiş (Bunu ben yeni öğrendim) bu şehir aslında işine sadık bir futbolcu için bulunmaz bir ortam yaratıyor... Bu açıdan 33 yaşındaki evli Hleb'i anlamak çok mümkün. Konya'nın özellikle Avrupa'nın küçük şehirlerine benzeme ihtimali çok yüksek. Eğer Hleb Konya'dan önce İstanbul'u gördüyse, Türk şehirleri algısı da İstanbul sayesinde şekillendiyse, trafiği, kaosu, karmaşayı yaşadıysa, Konya'yı beğenmesine şaşırmak büyük saçmalık haline geliyor.

Konya'nın sosyal yaşamında bazı sorunlar olabilir. Türkiye'nin toplumsal hayatında da bir çok mesele var. Bunlar tartışılır. Ama anlıyoruz ki, çoğu çözüme ulaşamaz. Bu örnekte de olduğu gibi herkesin kafasında bir ön yargı var. Ona göre hareket ediyor, düşünceleri o kalıbın dışına çıkmıyor. Karşı tarafın yaptığı iyi şeyler görmezden geliniyor, hatta bilinmiyor. Etiket yapıştırılmış bir kere. El oğlu söyleyince de "kafayı bulmuş herhalde ehehe" deniyor. O el oğlu senin hayatın boyunca görmediğin şehirde şu an, ve bir müddet orada yaşayacak. Sen hala Avrupa'ya nasıl kapağı atarım diye düşün...

"Adamlar belediyecilikten anlıyor" önermesini yine hatırlatmak lazım herhalde ama bu sefer de İzi kızar kesin. "Yerel seçimler öncesi nasıl böyle bir şey yazarsın, onları övmemen lazım" diyecektir. Neyse işte bu iş böyle, Hleb Konya'da ne yaşar, Konyaspor'a ne katar bilmiyorum ama Türk insanının kafa yapısının -hangi kesimden olursa olsun- ne kadar bağnaz ve dışa kapalı olduğunu ilk günden hatırlatmış oldu. 

"Abi ama orada Ramazan'da lokantalar...."


Perşembe, Mayıs 24

Hazırlık Maçı Gibi Yarı Final


- Kasımpaşa yoluna devam ediyor.

- Bir taraftan çıksınlar istiyorum, bir yandan da kalsınlar.

- Konyaspor, gönüllerin şampiyonu. Maç sonu Metin Diyadin de haklarını verdi.

- Bu maça yedek kadroyla çıkmışlar.

- Kasımpaşa, Ankara'yı sever.

- Can, Feyyaz ve diğerleri. Tahta kapalı ama aşağısı bereketli...

- Adem Büyük topçu. Play-off'larda hat-trick yapan ilk futbolcu.

- Tabi ki adamım Dimitov. Solak.

- Stadyum dışında yanan meşaleler...


Pazar, Mayıs 20

Gönüllerin Şampiyonu Konya 2012




- Kasımpaşa'yı Konyaspor'dan daha çok severim.

- Ama Konyaspor bu sezon çok haketti geri dönmeyi.

- Kasımpaşa'nın da alt ligde kalıp bize o ortamı sağlamaya devam etmesi daha iyi olurdu.

- Konya'da son zamanlarda kötü bir gidiş vardı.

- İstanbul'da dönüşü olmaz bu maçın.

- Konya halkı da maça ilgi göstermemiş, camia inanmamış.

- Maça gelenler maç sonu takımı alkışladı. Bu takımın nasıl geldiğinin farkında olanlar.

- Adem Büyük, Dimitrov, Murat Akın, Gökhan Güleç. Bu tarz maçları çok oynamış adamlar.

- Konya'da biraz Erdinç, biraz Gökhan.

- Erdinç de ikinci yarıda sakatlandı.

- Erdinç'in Murat'a yaptığı net kırmızı, çalamayan hakeme şaşırmıyoruz, Zokora'yı da atamayan Türk hakemleri.

- Pawelek tapeli. (İlk gol)

- Dünkü maç daha güzeldi.

Pazartesi, Şubat 27

Kartalspor 3-2 Konyaspor




Bu maçı kesinlikle analiz edemem. Sanırım maçtan bu kadar kopuk olduğum başka bir maç yoktu. O zaman niye gittik? Hem de böyle güzel bir havada.

Uğur diyor ki telefonda, abi bu güzel havada biz başka bir şey yapmayıp bu maça gidiyorsak şapkayı önümüze koyalım. Haklı ama eksik. Gittğimiz son maçta, Kasımpaşa maçında götümüz donyordu. Hangisi saçma, kim saçma?

Güneşli Pazartesiler filminde maç izleyen ve "Salva mı attı, kim attı" diyen adamalardan farkımız, onlardan çok az daha genciz ve stadyumun içindeyiz.

Açma-poğaça alıp stadyuma giriyoruz. Bilet parası 1 lira. İçeride çay alıyoruz o da 1 lira. Piknik yapar gibi. Karşı taraftan güneş vuruyor. Maç başlar başlamaz gol oluyor. Kartalspor için böyle başlangıçlar görmeyeli uzun zaman olmuştu. İlk yarı arkası geliyor. Burak, ikiyi atıyor. Okan'ın düşürülmesiyle kazanılan penaltıyı Mehmet Uslu iki kez gole çeviriyor. 3-0, yarım saat içinde fark oluyor.

Burada hemen akla şu soru geliyor, geçen sene kaçan o kadar penaltıdan birini niye Mehmet Uslu kullanmazdı? Geçmişi unutalım ve geçelim.

Bu arada bizim muhabbetimiz şekilden şekile giriyor. Aziz Yıldırım'dan Diana Taurasi'ye, Selçuk İnan transferinden milli takım kadrosuna. Arada ufak tefek dedikodu tarzı muhabbetler ve gelecek kaygısı denilen zımbırtı. Kartal Stadı, hayatın tam ortası.

İlk yarı bitmeden golü yiyor takım. Ben Ali Dere attı sandım, yazıyı yazarken öğrendim Mehmet Uslu kendi kalesine atmış. Maçın ikinci yarısında Mehmet Uslu bu sefer çok net bir şekilde kendi kalesine atıyor. İki tane kendi kalesine gol, skor 3-2. Kartalspor'un huyudur bu. Neyse ki korkulan olmuyor, kazanıyor takım maçı.

İki haftada 6 puan. Haftaya da Sakaryaspor maçı. Kolay demeyelim ama Kartalspor'un dişine göre. Play-off potasına girmek için, havaya girmek için ideal bir maç. Üstelik yine iç sahada. Konyaspor gibi savunmasıyla nam salmış bir takıma 3 gol atmak, yıllar içinde kaybolan özgüvenin yeniden ortaya çıkması adına önemli bir adım.

Burak Akdiş için bir parantez. İnanılmaz, müthiş... Kendisi hala, bu ligin en iyi oyuncularından biri. Koşar, mücadele eder, topu alır, saklar, golünü atar. Tek sorunu vardır, o da sorun çıkarmasıdır. Kartalspor'da yapacağını sanmıyorum. Doğup büyüdüğü yer. Onun da bekelntileri ona göredir zaten. Takımın çehresini değiştirdi 2 ayda.

Timuçin gibi bir transferin de katkısını da unutmamak lazım. Bugün oyanamayan Erman Ergin de takıma katkı yapacak. Ofansif açıdan verimli olabilecek bir takım çıktı ortaya. Nokta transferler tanımına uygun.

Aslında belirttiğim gibi çok yazmamamak lazım. Kendimizi vererek izlediğimiz bir maç olmadı. Saha içinde yaşananlardan akılda kalacak şeyler sınırlı. Konyaspor'un yine stadyumda izlediğim Kasımpaşa maçından sonra ilk defa 3 gol yemesi de benim onlar için uğursuz olduğumun gstergesi. Gerçi 2010'da Süper Lig'e çıkarken iki maçlarında ben de vardım. Bu sene İstanbul onlara yaramadı.

Bir de not edelim, belki okuyan olur. Allah aşkına Türkiye'de sadece Kartal'da uygulanan "önce konuk takım taraftarı çıkar" uygulaması artık son bulsun. Yarım saat içierde fazladan bekliyoruz. İşimize gücümüze geç kalıyoruz. Eğer devam edecekse bu uygulama, ya maçlara gelmeyelim ya da deplasman tarafına girelim.

Zaten bundan sonra gitmek için niyetleneceğim iki maç var, biri Karşıyaka diğeri de Göztepe maçı. Bakalım o maçlarda takımın iddiası ne boyutta olur?


Pazar, Ocak 22

Kasımpaşa 3-1 Konyaspor



Ocak ayındayız. Soğuk ve yağışlı hava. Alt lig maçı için tribündeyiz. Üstelik insanların pek sempatiyle bakmadığı iki takımın maçı. Kasımpaşa'nın rakibi Konyaspor.

Benim için tam tersi. İki takımı da bu sene beğeniyorum, seviyorum. Konyaspor'un, Osman Özdemir'in yaptığı müthiş bir iş. Kasımpaşa ise ligin üstünde kaliteye sahip bir kadro ile keyif veriyor. Dimitrov-Sarmov ikilisi zaten seyirlik. Gökhan Güleç'in yedek oturduğu bir forvet hattı. Adem Büyük, Şahin Aygüneş. Göbeği yüzünden hakkı verilemeyen isimlerden Murat Akın.

Maça biraz geç giriyoruz. Stadın turnikesini bulmak, stada ulaşmaktan daha zor. İçeri girerken bir gol sevinci sesi duyuyoruz. Maça girince skor 0-0. Sondadan öğrendim ki, Konyaspor'un golü iptal edilmiş.

Tahmin ettiğimiz gibi gidiyor maç. Kasımpaşa topla oynuyor. Konyaspor kilidini açamıyor. Pawelek'ten çok kritik kurtarışlar. Konyaspor'un sistem belli. Akıllı bir savunma, ileride Robak, sal onu, arkasından koy desteği Emreciksin ile. Aslında tutuyor da. Sayılmayan bir gol dışında verilmeyen bir penaltı var. Tekrar izlemek lazım.

İlk yarı 0-0. Kasımpaşa tribünleri geriliyor, strese giriyor. Dimitrov'un Halil'in hatta Özgür'ün yedek kalması sinirlendirmiş onları. Devre arasından hemen sonra, Şahin Aygüneş çıkıyor Dimitrov giriyor. Daha iyi oynamaya başladı Paşa. Direkten dönen top bile var. Ama gol gelmiyor.

Yanımda Konyalı Cağrı var. 80, 85'e kadar yemezsek atar kaçarız diyor. Çok mantıklı. Konyaspor yapar öyle şeyleri. Beklenen gol geliyor. Dakika 75. Aslında biraz erken. Kasımpaşa'nın önünde 15 dakika var maçı çevirmek için. Yetiyor. İlki çok basit bir gol, ikincisi savunmaya çarpıyor. Maç 3-1 bitiyor.

Konyaspor, bu sezon ilk defa ligde 3 gol birden yedi. O da 15 dakika içinde. Konyaspor 1 aydır resmi maç kazanamıyor. Osman Özdemir düzeltecektir. Bu kadar sıkıntıya rağmen burada olmaları bile önemli bir başarı.

Kasımpaşa ligin çok üzerinde bir takım. Hakediyorlar. Stadın ortamı ve yeri müthiş. Bu takım Süper Lig'de oynarken niye gitmedik diye hayıflanıyorum. Yine de böylesi iyidir. Çıkışta Taksim. Cumartesi akşamı. Kasımpaşa semtine karışınca, "temiz yüzlü çocuklar", 2 dakika sonra Asmalı'ya atkı ve polarla çıkınca "serseri". Bu da bizim kimlik bunalımımız..

Pazar, Ekim 23

Konya yürüyor



- Konyaspor iyi yolda dedik, aslında çok iyi yolda.

- Karşıyaka fenalarda. (Sanırım Kapsal istifa etmiş)

- Maçın son 20 dakikası çok zevkliydi ama o ilk 70 dakika yordu.

- Ahmet Burak Solakel'in son dakikatındaki şutunda "anansıkm" dememe neden olan tüm Karşıyakalı arkadaşlara selamlar.

- Gökhan Emreciksin, birkaç haftadır ben Süper Lig topçusuyum dedirtiyor. Bugün de iyidi ama 62'de çıkardı hoca.

- Osman Özdemir bu sezon çok başarılı.

- Asisti yapan, Karşıyaka'yı 10 kişi bıraktıran Selim Ay, 1991 doğumlu, 20 yaşında.

- Madem Kapsal istifa etti, Karşıyaka hakkında birşey yazmaya gerek yok.

- Ama yine de; bu Izrailov nereden geldi.

- Geçen gün Kaya dedim, bugün yanına Pawelek'i ekliyorum.


Çarşamba, Ekim 19

Sempatik Konya



- Son yılların en semaptik Konyaspor takımı bu olabilir.

- Transfer yasağı var ama ruh da var. Takımdaki havaya kim ceza verebilir?

- Robak büyük topçu.

- Denizlispor'un işi sıkıntılı. Osman Özköylü de kotü başladı.

- Haftaya, cumartesi, Kartal deplasmanındalar.

- Serbay'ın golü muhteşem.

- Pawelek de büyük kaleci.

- Bugün 2 maçta da penaltı kaçtı.

Pazartesi, Ekim 17

Deplasmandan Alınan 1 Puan / Bölüm:3



- Kasımpaşa, sonrasında Tavşanlı, şimdi de Konya

- Diğer iki takı ilk 7'de ama Konyaspor'un tek galibiyeti var, yenmek lazımdı.

- Yenecek kadar iyi oynamadı Kartal.

- Konyaspor ise iyi oynadı. Pozisyonları onlar buldu.

- Kaya yine kritik 1-2 kurtarış yaptı.

- Besim hoca hep aynı kadroyu çıkarıyor, olmuyor, işte yine hafta içi maç var, bakalım ne yapacak.

- Mesela bir Fofana sahada olsa..

- Robak gerçekten iyi oyuncu.

- Konyaspor'da iyi çocuklar var. Serbay mesela.

- Çarşamba bir deplasman daha; Sakarya

- Olay adam Erdinç Yavuz. Kırmızı kartlar, kendi kalesine goller...

- Real Madrid'de oyna, sonra gel Erdinç Yavuz ile Bank Asya'da tandem kur: Alvaro Mejia