beyaz rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beyaz rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 28

Yılın Ligi

2020'ye yavaş yavaş veda ederken, Belarus Ligi'ne ayrı bir yer ayırmamak olmaz. Hatta bu konuda biraz geç bile kaldık. Lig tam bir ay önce sona erdi. Üstelik filmlere konu olacak bir sona sahne oldu.

Belarus denilince (Belarus mu Beyaz Rusya mı sorusu dışında) akla gelen ilk şey herhalde BATE Borisov'dur. Avrupa liglerinin en uzun şampiyonluk serilerinden birine sahip olan takım, 13 sezon üst üste şampiyonluk yaşamıştı. Geçen sezon seriye Dinamo Brest son verdi.

Bu sezonun başında da BATE pek iyi değildi. Sezona iki yenilgiyle girdiler. İlk beş haftada sadece iki maç kazanabildiler. Fakat sonrasında müthiş bir çıkış yakaladılar. Onların çıkışıyla beraber zirve yarışı alevlendi. BATE, Soligorsk, Neman, Torpedo Zhodino, hatta sonlarda inceden bir Dinamo Brest  şampiyonluk için kıyasıya mücadele ettiler.

Gerçi bir noktada Corona belası yüzünden lig salça oldu. Bazı maçlar ertelendi, bazı takımlar uzun süre sahaya çıkamadı, bazıları yedeklerle çıkmak zorunda kaldı. Fakat sonuç olarak orada sezon başladıktan hemen sonra Dünya'da futbol durdu ama Belarus'ta durmadı. Yıllardır görmezden geldiğim lig de o yokluk günlerinde ilgimi çekti. Üstelik sadece futbol oynamıyorlardı, tribünlere de taraftar alıyorlardı. 

Sonra Avrupa'da futbol geri döndü ama ben Belarus sevdamdan vazgeçemedim. 2020 adeta onlarla özdeşleşti. Başladığın dizinin ilk 2-3 bölümünü sevmesen de, başladığın için bitirmek zorunda hissedersin ya, benim için de biraz öyleydi Belarus Ligi. Fakat haksızlık etmeyelim, o kadar da kötü değildi.

Belarus'ta oynanan futbol kesinlikle çok kötü. Stadyumların, zeminlerin hali berbat. 3-4 tane takımın stadı fena değil. Geri kalanı bizim 3.Lig'deki ilçe takımlarımızın stadyumları gibi. Bir maçta oyuncunun vurduğu topun ağaçta kaldığını bile gördüm. Belki de bu enstantaneler beni çekti. Maçları, ligin Youtube kanalından izledim. Bazı maçlar oradan canlı veriliyordu. Her hafta tüm maçların özetleri oraya yükleniyor. Süper Lig gibi, marka değerinin yüksek olduğu sanılan bir ligin bile böyle bir imkanı yokken Belarus'un bize sosyal medya üzerinden ulaşması çok önemli. Ayrıca her ay; ayın oyuncusu, ayın teknik direktörü gibi ödüller veriliyor. Bu da bizde olmayan bir özellik.

Bu izlediğim maçlarda öyle bir futbol oynanıyordu ki, zaman zaman maçları anlatan spikerler ve yorumcular bile gülüyordu. Tamam kalite yok ama gerçekten ilgi çekici bir şeyler vardı. Üstelik matematiksel olarak da çok heyecanlı bir puan durumu vardı. Sonu da buna uygun oldu.

Geriden gelen BATE, önce öne geçti, sonra da son haftaya lider girdi. Hatta sondan bir hafta önce yine liderdi ve rakibi takipçisi Soligorsk'tu. BATE o gün kazansa erkenden şampiyon olacaktı, ama 80'de yediği penaltı golüyle bir puana razı oldu. Tıpkı 1992-93 sezonunda oynanan ve Feyyaz Uçar'ın penaltısıyla 1-1 sona eren 29. hafta maçı gibi.. 

Yine de BATE son haftaya önde girdi. Yani avantaj onlardaydı. Rakip sezonu bitirmiş, hedefsiz Dinamo Minsk'ti. BATE kazandığı takdirde şampiyon olacaktı. Maç 0-0 sona erdi. Hatta Dinamo penaltı kaçırdı. Aynı saatlerde Soligorsk, kendi sahasında FC Minsk ile karşılaştı. Şampiyonluk stresinden midir, BATE'nin maçından gelen haberlerin (gelmeyen gollerin) etkisinden midir bilinmez, Soligorsk iki kez yenik duruma düştü. 72'de beraberliği yakaladı ama bu yeterli olmazdı. 89'dan sonra iki gol attılar ve efsanevi bir şampiyonluk kazandılar.

Buna bir intikam gözüyle bakabiliriz. Zira 2017'de benzer bir durum olmuştu. O zaman bu iki takıma yarışta Dinamo Minsk de eşlik ediyordu. BATE yenilse ve Soligorsk kazansa Soligorsk şampiyon olacaktı. BATE yenik durumdaydı ama Soligorsk da yeniliyordu. Bu sonuçlarla Dinamo şampiyon olacaktı. Fakat son dakikalarda gol atan BATE, hem maçını hem kupayı kazandı.

Demek ki Belarus Ligi böyle olaylara gebe. Diğer sezonları bilmiyorum ama açıkçası bu sezon Soligorsk şampiyonluğu hak etti. Sezon başından beri özellikle savunmada çok iyi işler çıkardılar. 30 maçta 21 gol yediler. Ligin en az gol yiyen takımıydılar. 15 maçta (sezonun yarısı) gol yemediler. Hatta yedi hafta üst üste gol yemedikleri bir dönem de oldu. Sezonun son bölümünde bocaladıkları için az daha şampiyonluğu kaybediyorlardı. Fakat yılın geneline baktığımızda en güçlü oyun onlarındı.

BATE ise golcüleri ile ayakta durdu. Ligin en çok gol atan takımı oldular. Maç başına 2'den fazla ortalamayla oynadılar. Ligin gol kralı onlardan çıktı. 31 yaşındaki Maksim Skavysh, attığı 19 golle kral oldu. Üstelik sezonun ilk yarısında ne düzgün süre alabilmişti, ne de yeterli sayıda gol atabilmişti. Fakat son 13 haftada 16 gol kaydetti. Gerçi son hafta maçında fileleri havalandıramayınca bunların da bir anlamı kalmadı! Yine de onun krallığına sevindim, yoksa gollerinin yarısını penaltıdan atan Özbek oyuncu Jasurbek Yakshiboev gol kralı olacaktı, o zaman üzülürdüm. 

Ayrıca BATE'de ayrıca 12 gol atan Pavel Nekhajchik de sezonun öne çıkan isimlerindendi, onu da atlamayalım.

Benim hoşuma giden takımlardan bir diğeri Neman Grodno'ydu. Son ana kadar yarışın içinde kaldılar. Onlar da az gol yediler. Hatta az gol attılar. Oynadıkları 30 maçın 12'si ya 1-0 bitti ya da 0-0. Buna rağmen Gegam Kadimyan gibi bir oyuncuyla dikkat çektiler. Ermeni oyuncu, 12 gol atarak sezonu tamamladı. Takımın beşinci sırada kalması ise büyük talihsizlik. En azından ilk üçe girmeliydi.

Gerçi sezonu üçüncü bitiren Torpedo Zhodino da hoşuma giden bir diğer takımdı. Onlar biraz daha hücumcuydu. Aslında son dönemde saçma sapan puan kaybetmeseler belki zirveyi de ele geçirebilirlerdi. Burada da Brezilyalı oyuncu Gabriel Ramos beğenimi kazandı. Ligin üzerinde bir oyuncu olduğunu defalarca kanıtladı. Teknik becerisi fark yaratmasına yetiyor. Tam bir Doğu Avrupa'da ülke ülke gezerek kariyerini sürdürecek Brezilyalı...

Tabi Belarus Ligi'nin seviyesini çözmek zor olduğu için bu oyuncuların herhangi bir ülkede nasıl performans göstereceğini kestiremiyorum. Bu bağlamda birkaç oyuncu ismi daha vermek isterim. Isloch Minsk'ten Momo Yansane, BATE'den Bojan Nastic ve Kızılyıldız görmüş Nemenja Milic, Torpedo'dan Lipe Veloso, Dinamo Brest'ten Denis Laptev, Rukh Brest'ten Evgeni Shevchenko ile aynı takımdan Artem Kontsevoy gözüme çarpan oyuncular oldu. 

Çok uzatmayalım. Geride bıraktığımız garip ve tarihi senenin en sürükleyici detaylarından biri oldu Belarus Ligi. Bu oyuncular da bu dizinin kahramanlarıydı. Sağolsunlar. Seneye bir daha bu kadar bakar mıyım, açıp bir maç izler miyim emin değilim. Fakat en azından canlı skor sitelerinden haftanın sonuçlarına bakacağım kesin. O kadar hatırımız var birbirimize...


Pazar, Ekim 25

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #7

Sıcağı sıcağına yatan kuponumuzu hemen paylaşalım. Paylaşalım ki, gençler ibret alsın, bahisçiler bazı gerçekleri aklından çıkarmasın.

Dersimizi en sona saklıyoruz, önce kuponumuzdan bahsedelim. Dört farklı ligden, dört tane maça sahip geniş coğrafyalı bir kupon. Aynı zamanda çok sayıda maça tanıklık edecek Cumartesi gününü yaklaşık 7 saat boyunca kilitleyecek kadar geniş zamanlı.

Önce Rusya'ya gittik. Dinamo Moskova, kendi sahasında Sochi ile oynayacaktı. Dinamo Moskova, son yıllarda hayal kırıklığı ile eş anlamlıydı. Kadrosu fena olmasa da yatırımının karşılığını alamayan, ligde bir türlü kendini yarışa sokamayan bir takım. Fakat bu sene biraz daha iyiler. Sanki çok büyük hatalar yapmayacaklar. Kendi sahalarında Sochi ile oynayacaklarını gördüğümde, ilk önce oranın düşük kalacağını düşündüm ama 1.80'e kadar çıktığını gördüm. Gerçi ben kuponu hazırlayana kadar oran 1.75'e düştü ama olsun; benim için yeterliydi. Dinamo Moskova'nın güçlü tarafı savunması. Bu haftaya kadar iç sahada sadece 1 gol yemişlerdi. O nedenle aklımdan "Sadece ev sahibi gol atar" seçeneği de geçti ama galibiyet oranı yeterli gelince fazlasını denemekten kaçındım. Doğru hareketti, korktuğumuz başımıza geldi. Dinamo Moskova ikinci golünü yedi ama diğer yandan maçın 3-1 kazanmasını bildi.

Rusya'nın küçük kardeşi Beyaz Rusya'nın ligi, 2020'de kuponlarımızın vazgeçilmezi oldu. Bilyoner.com üyelerine yaptığım yorumda Dinamo Minsk - Belshina maçı için KG Var'ı önermiştim. Çok yüksek bir oranı vardı. Ligin alt sıralarında yer alan Belshina son dönemde çok beğendiğim bir takım ama son bir ayda kupa maçları, milli maç arası ve Covid sıkıntıları nedeniyle sahaya çıkamadılar. O nedenle bu maçtan biraz çekindim, zira Belshina'nın en son durumunu bilmiyordum. Dinamo Minsk kendi sahasında gol bulurdu ama Belshina bunu başarabilir miydi?  20. dakikada golü attılar. 32'de de Dinamo Minsk cevap verince yarım saat içinde tahminimiz tuttu ve bize güvenenler kazandı.

Biz kazanamadık ama! Nedenini anlatmadan önce son maçımızdan da bahsedelim. Samsunspor, bu sezon 1.Lig'in en sağlam takımlarından biri. Süper Lig'e çıkarlar mı çıkamazlar mı bilemem ama kendi sahalarında kolay kolay maç kaybetmezler. Gerçi bir İstanbulspor yenilgisi yaşadılar ama bu sayı, sezon sonuna kadar çok fazla artmaz. Keçiörengücü de ligin iyi takımlarından ama Samsunspor'a 2.00'ye yakın bir oran verilince denemek istedim.

Ankara ekibinin en önemli özelliği sahaya iyi yayılması. Hem savunmada, hem de topu aldıklarında çok güzel dağılıyorlar ve alanı çok iyi paylaşıyorlar. Fakat alan her yerde aynı değil! Keçiörengücü, bu özelliğini iç saha maçlarını oynadıkları Aktepe Stadı'nda çok iyi kullanıyor. Tipik bir semt stadında yani. Fakat deplasmanda, özellikle yeni yapılan geniş sahalarda işler biraz zorlaşıyor. Geçen sezon Adana'da oynadıkları iki maçta, İzmir Atatürk'te, ligi sonuncu bitiren Eskişehirspor'un yeni stadında, Bursa'da kazanamadılar. Fakat Bornova'da ve Vefa'da kazandılar. Kısacası Samsun'da da işleri zordu. Zaten ligin en az gol yiyen takımı olarak geldikleri Samsun'dan 4 gol yiyerek döndüler.

Alt ligler zordur. Biz de bu güzel kuponda bir alt lig maçıyla yattık. Millwall - Barnsley maçı, normal şartlarda, hele yoğun hafta sonu programında oynayacağım bir maç değil. Zira çok takip ettiğim bir lig değil. Fakat bu sezon Digitürk'te çoğu ligden mahrum kaldığımız için Championship maçlarına daha çok zaman ayırmaya başladık. Arada özetlere de denk geliyorum. Millwall, fena top oynamıyor gibiydi. Altı maçta sadece bir kez yenilmişti. Diğer tarafta Barnsley, maç kazanamadı. Maç da Millwall'un sahasında olunca kupona ekledik. Sonuç; 1-1! İlginç olan; iki takımın da istatistikleri devam ediyor. Millwall halen tek yenilgide, Barnsley ise yine kazanamadı. Olan bize oldu...

Aslında bu maçı kupona en son soktum. Dördüncü maçı çok aradım ama çoğu maça güvenemedim. Bayburt Özel İdare - Elazığspor maçı ile bu karşılaşma arasında gittim geldim. Hatta Bayburt Özel İdare'nin oranı da beklediğimden yüksekti. Fakat saat 14.00'te oynanacak bir maçtan yatıp yeni bir kupon yatmak istemedim. Onun yerine bir 17.00 maçı koyarak heyecanın uzamasını istedim. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı ve heyecan daha kısa sürdü. Üstelik 11 misli verecek kupona da yazık oldu...

Peki bu kupondan çıkaracağımız dersler ne?

1) Hakim olmadığınız lige oynamayın. 

2) Maçların saatlerini dikkate almayın.





Tek maçtan yatan kuponlar #6

Pazartesi, Ağustos 24

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #6


Tek maçtan yatan kuponların dramatik olması için iki ayrı senaryoya ihtiyaç vardır. Ya en düşük oranlı, yani en güvenilir maçtan yatılacak ya da en son maçtan... Eğer en son maç ise, o maçın sonucunun bir son dakika golüyle değişmesi işe iki kat acı katacaktır.

Serimizin altıncı kuponunda son dakika golü yok. Fakat bir son maç var. Üstelik oynadığımız ve güvendiğimiz takım öne de geçiyor. O maça geleceğiz. Önce diğerleri...

Cuma gününe Romanya ile başladık. Yaklaşık üç haftalık aranın ardından sonra yeni sezona başlayan Romanya'da açılışı Arges ile Botosani yaptı. Botosani'yi biliyorduk ama Arges'in adını ilk defa duyduk. Programda öyle görünce bize yabancı geldi. Meğer eski meşhur kulüplerden Arges Piteşti'ymiş. Uzun zamandır bu seviyede yoktu. Bir ara üçüncü lige kadar düşmüştü. 11 sezon aradan sonra en üst lige geri dönmüş. Hoşgelmiş. Pandemi, kulübe yarmış, kulübün talihini değiştirmiş. Mart ayında liderin 12 puan gerisindeydiler ama takım sayısı arttırılınca lige çıktılar. Bu bilgiler önemli; zira tercihimizi belirleyen faktörlerdi. Geçen sezonu dördüncü sırada bitiren Botosani ile Mart ayından beri maç yapamayan, alt ligden gelmiş bir takımı tartıya koyduğumuzda ağır basan netti. Gerçi maçın son anları bize biraz stres yaşatsa da Botosani deplasmanda 3-2 kazanmasını bildi. 1.75 oran cepte...

Saat 20.00 seansında iki maçımız vardı. Biri Beyaz Rusya'dan, diğeri yeni başlayan bir diğer ligden; Fransa'dan. Beyaz Rusya'da Dinamo Brest - Belshina maçına KG Var tercihimizi yaptık. 53. dakikada işlem tamamlandı. Öte yandan Belshina'nın son dönemdeki çıkışı takdir edilesi. İlerleyen maçlarda bu takımı göz ardı etmemek lazım.

Fransa Ligi'nin açılış maçı ise sanıyorum herkesin beklediği gibi bitti. Bordeux ile Nantes ikilisini programda görenler "Sabaha kadar oynasalar gol olmaz" demiştir. Oranlar da buna işaret ediyordu. Ben biraz daha güvenli olanı tercih ettim ve direkt beraberlik oynadım. Genelde beraberliğin oranı 3.00 olur. Eğer çok dengeli bir maç ise 2.70'e kadar düşebilir.  Fakat bu sefer beraberliğe nazaran oldukça düşük bir oran vardı. 2.55! Yine de fena bir oran değildi. Sadece iki isabetli şutun çekildiği maçta beraberliği de yakaladık ve akşam keyif ve umutla Avrupa Ligi finali için ekranın karşısına kurulduk.

Tercihimi Inter'den yana kullanmıştım. Hatta "Lukaku gol atar" ile Inter galibiyeti arasında çok gidip geldim. Fakat açıkçası maçta çok fazla gol olmayacağını düşünerek Inter galibiyetini tercih ettim. Eğer Inter öne geçerse, canlıdan Sevilla yenilmez tercihine oynayıp kazanmayı garantileyecektim. Daha maçın 5. dakikasında hem  Inter öne geçti, hem de Lukaku gol attı. Gol erken gelince rehavete girdik. "Sevilla yenilmez" seçeneğinin oranının ilerleyen dakikalarda daha da artacağını düşünerek risk aldık. Ne de olsa bir Conte takımı golü bulduktan hemen sonra savunmasında açık verip gol yemezdi! Ama maalesef yedi. 12'de 1-1 oldu, 33'te Sevilla öne geçti. İlk yarı 2-2 bitince biraz rahatladım ama açıkçası maçın Inter'e gelmeyeceğine ikna olmuş gibiydim. Sevilla daha iyi oynadı. Inter çok zorlandı. Gerçi ikinci yarıda Gagliardini ve Lukaku'nun kaçırdığı pozisyonlar çok netti. Sevilla o kadar net pozisyona giremedi. Yine de topu gezdiren, topu kontrol eden ve hatta sahaya iyi yayılan hep Sevilla'ydı. 

Gerçi Diego Carlos'un şutu da auta gidecekti ama Lukaku sağolsun, ayağını uzattı ve kupayı Sevilla'ya gönderdi. Bizim de, yaklaşık 13 oranlı bir kuponumuz daha çöpe gitti. 

Bu arada ilk yarıdaki pozisyonda Diego Carlos'un eli topa gidiyordu... Sağlık olsun.





Cumartesi, Haziran 27

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #5


Futbol ligleri başladı, çok maçlı kuponlarımız da geri döndü. Tabi bu sayede dramatik kayıplar da yeniden kendini hatırlattı.

Cuma gününün programı, diğer günlere göre daha sıkışıktı. Artık her gün, hemen hemen her ligde maç var. Fakat Cuma günü biraz daha kısıtlı bir program ile karşılaştık. Yine de eski günleri hatırladıkça fena değildi. Ben de oradan güzel bir dörtlü seçtiğimi düşünmüştüm.

İlk sırada karantina döneminde bizi futbolsuz bırakmayan Beyaz Rusya Ligi vardı. Energetik Minsk, Slavia Mozyr ile karşılaştı. Ev sahibi ekip sezona iyi başlamıştı ama sonrasında biraz sıkıntı yaşadı. Yine de bu maçı zorlansa bile alacağını tahmin ettim. Zorlanmak ne kelime! Yaklaşık 1 saat boyunca 10 kişi oynadıkları maçı 5-0 kazandılar. İnsan böyle maçlarda "Keşke 2.5 gol üstünü de yanına ekleseydim" demeden duramıyor.

Günün ikinci maçına geçeceğiz. Fakat onu yazının sonuna bırakıyoruz. Birbirine yakın saatlerde başlayan iki maç var sırada. Beşiktaş - Konyaspor maçında, Siyah-Beyazlı takıma verilen oran beklediğimden yüksekti. Normalde bu tip maçlarda, İstanbul takımlarına 1.40'ı bulan bayram eder. Beşiktaş'a verilen oran 1.58'di. Hatta riske girip handikap denemeyi bile aklımdan geçirdim ama Konyaspor savunmasının buna o kadar kolay izin vermeyeceğine inanmıştım. Eğer maçın başında Konyaspor 10 kişi kalmasaydı bir kazaya dahi kurban gidebilirdik (sanki gitmemişiz gibi) ama bu maç bizi yanıltmadı ve Beşiktaş tahminimizden kolay bir şekilde maçı kazandı.

Belenenses - Sporting maçı için bilyoner.com'daki yazımda konuk takım galibiyetini önermiştim. Fakat kendim oynarken biraz daha risk almak istedim ve daha yüksek orandan 2.5 gol üstünü tercih ettim. 35 dakikada gerçekleşti.

Fakat kazanamadık! Zira en güvendiğimiz Altınordu - Keçiörengücü maçı bizi mahvetti. Hem de ne mahvetmek! Keçiörengücü maçlarının klasiğidir. İlk yarı 0-0 berabere biter, maç da 2.5 gol altına kilitlenir. Bu sezon oynadıkları 29 maçın 16'sında aynı senaryo gerçekleşmişti. Ben bir kez daha aynısının olacağını düşündüm. Altınordu da bu senaryoya uygun bir rakipti sonuçta. Hatta yine bilyoner.com'da bu maça 2.5 gol altı seçeneğini önerdim. Fakat kuponu yaptığım saatte 2.5 gol altının oranı 1.35'e kadar inmişti. Bu orana oynamaktansa, ilk yarı beraberliği almayı tercih ettim. Böylece sadece ilk yarıyı izleyerek, Beşiktaş - Konyaspor maçı başlayana kadar zamanı da geçirmiş olurdum.

45 dakika beklediğim gibi gerçekleşti. Altınordu biraz daha atak oynasa da maçta tehlikeli pozisyon yok gibiydi. Hakem maçın sonuna bir dakika ekleyince biraz işkillendim. Zira Altınordu son anlarda golü düşünmeye devam ediyordu ve Keçiörengücü de biraz konsantrasyon kaybı yaşamaya başlamış gibiydi. Neyse ki Altınordu o baskıdan sonuç çıkaramadı ve devre boyunca hücuma çıkmaya elverişli olmayan Keçiörengücü topu kaptı. Devamında da kendi yarı sahasında bir faul kazandı. Süre geçirmek için tüm şartlar müsaitti. Faul atışını kaleci Metin kullandı, şişirdiği topu hücum oyuncuları tekrar geriye oynadı. Artık bir dakika da bitmek üzereydi. Son kez topu sola attılar. Nedense Altınordu savunması o topa hareketlenmedi. Keçiörengücü son bir atağa kalktı. Soldan yapılan ortaya Cem Ekinci (kendisi geçen sezon Bodrumspor'daydı) kafayı vurdu ve gol! Santrası bile yapılmayan bir gol...

Çok temiz gelecek bir kupon bir anda çöpe gitti. Yine de beterin beteri vardır! İyi ki 2.5 gol altı oynamamışım. Zira maçın sonu daha dramatikti. 90. dakika sona erdiğinde skor 1-0'dı . 90+3'te Altınordu beraberliği yakaladı. Sonrasında Keçiörengücü bir gol daha atarak maçı kazandı. Normal sürede gol olmayan maç, 2.5 gol üstü bitti. Bizim ise ellerimiz boş kaldı.





Tek maçtan yatan kuponlar #4

Pazar, Mayıs 17

Çöldeki Vaha


Bu futbolsuz günleri, ayları hiç yaşamamıştık. Böylesine bir kuraklığın içine hiç girmemiştik. Ne izlediğimiz var ne oynadığımız... Televizyonda veya internette, eski maçlara denk gelip yuvarlanan bir futbol topu görünce şaşırıyoruz. 

Neyse ki eski maçlar dışında, esas bir kurtarıcımız var. Belarus Ligi! Zaten eski maçları çok zorda kalmadıkça izlemiyorum ama Belarus Ligi bu dönemde adeta can suyu oldu.

Avrupa'da devam eden tek lig olan Belarus'ta 2020 sezonu tam da Covid-19 krizi Avrupa'da zirveye çıktığında başlamıştı. O dönemde her ülke karantina önlemleri alırken, virüsü yok sayan Lukashenko hükümeti, futbolun da devam etmesini istedi. Taraftarlar maça gitmek, futbolcular da oynamak istemese de sezon başladı. Bir yerden sonra pes ederler ve ertelerler diye düşünüyordum ama şimdiden 8 haftayı devirdiler, hatta 9'a girdiler. Üstelik sadece standart bir sezon geçirmiyorlar. Senelerdir kimsenin dikkatini çekmeyen lig, dünyanın düştüğü kuraklık sayesinde reklamını yapma fırsatını da buldu.

Avrupa'nın birçok ülkesi, Belarus liginin yayın haklarını satın aldı. Türkiye'de maçları canlı veren bir kanal tabi ki yok. Fakat bazı kanallarda özetlere denk geldim. Ben daha çok Youtube'dan izliyorum. Rusça olması sıkıntı. Sadece dinlediğimizi değil, video başlıklarındaki harfleri dahi anlamıyoruz. Ama olsun; futbolun dili tektir...

Türkiye'de de bahisçiler bu ligi yakından takip ediyor. Genel olarak 2.5 gol altı algısı var. Fakat tam olarak öyle değil. Geçen hafta oynanan 8 maçta 22 gol atıldı. Tamam bu çok golcü bir rakam değil ama kısır da denmez. Fakat asıl bir önceki hafta atılan 28 gol önemli bir veri.

Aslında bu rakamların sinyallerini daha önceki haftalarda vermişlerdi. Zira maçlar sıkıcı değil, bilakis fazla pozisyonlu geçiyor. Ya da biz futbola aç kaldığımız için öyle görüyoruz. Yine de yakından takip ettiğim bazı alt seviye liglerden daha kötü değil. Mesela Romanya Ligi gerçekten keyifsizdir. Belarus'ta, Romanya kadar yavan bir futbol oynanmıyor. Keza Çekya Ligi de doyurucu sayılmaz. Belarus orayla da kapışabilir. Tabi şunu atlamamak lazım. Çekya'daki oyuncuların kaliteleri çok belirgin. Belarus'ta böyle bir eksiklik olduğu çok aşikar. Bireysel yetenekler, takımların felsefeleri, hatta sahaların zeminleri ligin futbol kalitesini şekillendiriyor. Belarus'ta kaliteden bahsedemeyiz ama keyifli sayılabilir.

Bence bunun en önemli nedeni oyuncuların istekli yapıları. Şu an dünya üzerindeki tüm teknik direktörlerin, menajerlerin ve futbolseverlerin gözü bu ligde ve bu ligin oyuncularında. İspanya'da bile bazı maçlar canlı olarak veriliyor. Hal böyle olunca oyuncular da kendilerini göstermek adına çok hırslı ve mücadeleci bir futbol ortaya koymaya çalışıyor.

Puan durumu da keyifli ilerliyor. Bu haftanın başında beşinci ile lider arasında bir puan fark vardı. Lider, ligin en meşhur takımı BATE Borisov'du ama sezona çok kötü başlamışlardı ve ilk defa geçen hafta lider oldular. Son şampiyon Dinamo Brest de sezona tutuk başlayınca diğerlerine fırsat doğdu.

Açıkçası ben tatmin oldum. Tavsiye ederim. Önyargılara kapılmaya gerek yok. Belarus Ligi bir şansı hak ediyor. Gerçi bu hafta ligde 7 maç oynanacak. Zira FC Minsk - Neman maçı öncesinde ev sahibi ekipten bazı oyuncuların Covid-19 testi pozitif çıktı. Bu sezon ilk defa oluyor. Belki bundan sonra diğer takımlara da sıçrar ve lige ara verilebilir.

Tam da diğer Avrupa ligleri başlarken... Bu rakipsiz ve popüler günlerin bir bedeli olmalıydı. Yine de her şey için teşekkürler Belarus Ligi...

Salı, Eylül 12

Darağacı




Bu postun 12 Eylül’e denk gelmesi ilginç bir tesadüf oldu. Bilerek de olmadı.

Ezel sayesinde okumak için heveslendiğimiz kitaplardan biriydi. Fakat uzun süre hiçbir kitapçıda bulamadım. Daha sonra Tanıl Bora’nın Ankara Rüzgarı adlı kitabını almak için girdiği sahafta buldum. Sahafın başında duran, eski Ankaralı ve devrimci abi de bu kitabın hem istenmesine hem de hâlâ dükkanda olmasına şaşırmıştı. 

Vasil Bikov’un kitabı neden bu kadar az bilinmiş anlamadım. İnternette dahi kitaba dair bilgi bulmak oldukça zor. Oysa oldukça güzel ve etkileyici bir kitap. En özet haliyle, İkinci Dünya Savaşı esnasında cephelerin arasında baş başa kalan ve bir çıkış yolu arayan iki farklı karakterin hayata, ahlaka, dünyaya bakışını anlatıyor. Sert ve vurucu olduğunu söyleyebilirim. Tavsiye edeceğim ama zaten büyük ihtimalle hiçbir yerde bulamayacaksınız. Sırf bu nedenle evimden çıkmayacağım nadir kitaplar arasına girdi.