inter milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
inter milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mart 21

Son Sekiz

Şampiyonlar Ligi kuralarına bir bakalım.

Bir taraf alev alev yanıyor, diğer taraf bir başka...

Manchester City, Real Madrid, Chelsea ve Bayern Münih'ten üçü finali göremeyecek. Açıkçası artık finalde bir Real Madrid görmekten sıkıldım. Bu sezonun Bayern Münih'i de çok verimli değildi. Gerçi Bayern'e böyle derken, Chelsea'den olumlu bahsetmek adaletsiz olur. Fakat adamların finale çıktıkları her sezonda hoca değiştirdiklerini düşününce (2012 Boas - Di Matteo / 2021 Lampard - Tuchel) ve ligde beraber gittiklerini düşününce insan ister istemez bir "acaba" diyor...

Bu sezon Pep Guardiola kupayı kazanırsa hepimiz rahatlayacağız. Yani hayranı değilim, sıkı takipçisi değilim ama onun gibi bir hocanın Şampiyonlar Ligi şampiyonluğundan bu kadar yıldır uzak kalması da futbolun bir ayıbı gibi. Bence City ile bir kupa hak ediyor. Yine de ilk tercihim olmaz. Fakat bu dörtlüden ilk sıraya onları yazarım.

Diğer dörtlü, biraz düşük seviye kalıyor. Yine de bizim gönlümüz burada yatıyor. Benfica, Napoli, Inter ve Milan dörtlüsünden birinin final görmesi değişik olacak.

Benfica 1990'dan beri final göremedi. 1990'da Milan'a yenilmişlerdi. Bir kez daha yolları kesişebilir. Milan ise 2007'den beri burada yok. 2007'de tarihin en çok final oynayan ikinci takımıydı. Gerçi halen öyleler ama 2007'de Real ile aralarındaki fark sadece bir finaldi. Kapanabilir gibi duruyordu. Şimdi ise fark altıya çıktı.

Napoli'nin zaten daha önceden hiç finali yok. Finali en taze gören takım Inter bile 2010'da çıktı buraya. Eğer Inter, Benfica'yı yenerse bir İtalyan'ın İstanbul'a geleceği kesinleşecek. Diğer tarafta da iki İngiliz olduğuna göre; 2005'te olduğu gibi bir kez daha bir İngiliz-İtalyan finaline ev sahipliği yapmamız en yüksek ihtimal...

Benim bu dörtlüden tercihim İtalyanlardan ziyade Benfica. Napoli zaten yıllar sonra ligi kazanacak. Onlara o coşku yeter. O coşkunun devamında da buralar da oynamayı bir alışkanlık haline getirebilir. Inter'e karşı ekstra bir samimiyetim yok. Milan'ı severim. Final dünyanın başka yerinde olsaydı onları isteyebilirdim ama İstanbul'da bir final daha izleme imkanım olursa, bir kez daha Milan'ı görmeyi tercih etmem. Değişik bir takıma denk gelelim. Benfica da zaten çok iyi bir baş altı ekip. Buralara üç büyük lig ve Bayern ile PSG dışından biri gelirse çok şaşırıyor ve seviniyoruz. Üstelik Benfica buraya kadar da şansa gelmedi. Çok iyi oynayan bir ekip. Hak ediyorlar yani finali...

Bu sekizli; aynı zamanda çok fazla hikaye potansiyeli de barındırıyor. Mesela bir Real-Milan eşleşmesi Carlo Ancelotti açısından ilginç olur. Veya yarı finalde Milano derbisi. Ya da yarıda geçen seneden ve son 15 seneden kalan bir Real - Guardiola... Onlara da zamanla bakarız.

Şu an elimizde Bavyera'ya dönecek bir Pep Guardiola ve geçen seneki geri dönüşün devamı olan bir Real - Chelsea var.... O hafta gelince belki eşleşmeler özelinde daha yakından irdeleriz.

Ama şimdilik temennim belli.  Umarım TV 8.5, Milan - Napoli maçlarını verir...

Pazartesi, Mayıs 9

İtalya Finali

Juventus ile Inter aynı şehrin takımları değil. Aralarında çok büyük, çok ateşli bir ezeli rekabet de yok. Yani en azından Inter-Milan, Lazio-Roma ve Napoli'nin içinde bulunduğu denklemlerdeki kadar taraftarlar çıldırmaz birbirleri için. Fakat "İtalya Derbisi"diye geçer literatürde. Ünlü İtalyan gazeteci Gianni Brera 60'larda koyuyor bu ismi. Bunun nedeni de, ikilinin o dönem ülkenin en başarılı takımları olarak görülmeleri. Zaten o yıllarda en çok şampiyonluk yaşayanlar listesinin ilk iki sırası da onlara ait. Tabi bir de Agnelli-Moratti aileleri arasındaki rekabet de var. Bana kalırsa ben Milan'ın karizmasını bu iki takımın önüne koyarım ama İtalyanlar kendileri için ne diyorsa o...

Sonuç olarak halen Serie A'yı en çok kazanan iki takımdan bahsediyoruz. Gerçi Inter bunu, Juventus'un devreden çıktığı ve ligin ayarlarıyla oynadığı Calciopoli sonrası döneme borçlu ama olsun.

Asıl konumuza dönelim.

En azından bu ikilinin ülkenin en iyi takımlarından ikisi olduğuna hemfikiriz. Bu sene de İtalya Kupası finalinde karşı karşıya gelecekler. 

İlginçtir; bu iki büyük ve köklü takım 1965'ten sonra ilk kez finalde karşılaşacak. Bana çok garip geldi. 1965'te Roma'da oynanan finalde iki Herrara soyadlı teknik direktör karşı karşıya gelmiş, Paraguaylı Heriberto, Arjantinli Helenio'yu alt ederek kupayı Torino şehrine getirmişti.

O karşılaşma, iki takımın karşılaştığı ikinci final. Ondan önce bir de 1959 finali var. Onu da kazanan Juventus. Üstelik 4-1 gibi farklı bir skorla...

İki takımın kupa eşleşmesinde sadece iki kere finalde buluşmaları çok garip geldi bana. Fakat başka bir açıdan bakınca da; zaten Inter çok sık final gören bir takım değildi. Tarihinde 13 kere final oynadı. Juventus'un sadece kazandığı finallerin sayısı bile daha fazla; 14... 

Üstelik Inter'in 13 finalinden altısı 2005 ve sonrasında.  O altı finalin beşinde de rakip Roma, diğerinde Palermo.. Ne Juventus, ne Milan... Zaten Inter - Roma finalleri, beş kezle kupa tarihinden en çok denk gelen final eşleşmesi oluyor. Ortalıkta takımda kalmayınca Inter o dönemin ekmeğini iyi yedi...

Juventus da aslında son dönemde kupaya ambargo koydu. 2014'te kupayı en çok kazanan takımlar Roma ve Juventus'tu. İki takım da dokuzar kupaya sahipti. Fakat devamındaki yedi sezonda Juventus beş kere final kazanınca, açık ara farkla öne geçmiş oldu. Ayrıca 2015'te kazandığı final sayesinde, 20 senelik İtalya Kupası hasretine de son vermişti.

Bu sene kupayı Juventus kazanırsa Chiellini de tarihe geçecek. Bugüne kadar İtalya Kupası'nı en çok kazanan futbolcular Gianluigi Buffon ve Roberto Mancini'ydi. İki efsanenin de koleksiyonunda altışar kupa var. Chiellini, bu soylular masasına davetiyesini aldı. Oturup oturmaması; Roma'da oynanacak maçın ardından belli olacak.

Biraz da güncele girelim. ınter finale daha zor bir yoldan geldi diyebiliriz. En kolay rakip Empoli'ydi. Ardından Roma ve Milan'ı geçti. Juventus ise devlerle karşılaşmadı. Sampdoria, Sassuolo ev Fiorentina engelleri aşıldı. Geçen sezon ise iki takım yarı finalde karşılaşmıştı ve önce finale çıkan sonrasında kupayı kazanan Juventus olmuştu.

Fakat bu sezon Inter rakibine üç maçta da yenilmedi. Ekim ayındaki lig maçı 1-1 sona erdi. Juventus bir puanı Dybala'nın son dakika penaltısı ile kurtardı.

Sonra Ocak ayında Süper Kupa için sahaya çıktılar. Bu sefer 120'de Alexis Sanchez'in attığı golle kupayı kazanan Inter oldu,

Nisan ayında Tornio'da oynanan son maçta ise Inter, Hakan Çalhanoğlu'nun penaltısı ile üç puanı kaptı.

Açıkçası benim gönlüm bir kez daha Inter'in kazanmasından yana. İtalya futbolunda yeni hikayeler yazılmalı. Sıkıldık Juventus'tan. Geçen sene Inter'in ligi kazanması önemli bir eşikti. Hayalim kupada Inter, ligde Milan şampiyonlukları. 

Fakat önce final; o da 11 Mayıs'ta Roma'da... Bu arada 11 Mayıs ve kupa finali denildiğinde aklıma direkt 2005 geliyor ama onun, bununla pek alakası yok...

Cuma, Ekim 1

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #8

Uzun süredir ihmal ettiğimiz serimizi yeniden hatırlayalım.

Hafta içi oynanan Şampiyonlar Ligi maçlarında güzel karşılaşmalar vardı. Bahisçi arkadaşlarımızın kazandığını düşünüyorum. Biz ise kazanamadık!

Oysa özellikle Salı günü  çok güzel bir kuponum vardı. Güne Ajax - Beşiktaş maçıyla başladık. Nedense bu maçta farklı Ajax galibiyeti bekleyenlerin sayısı çok fazlaydı. O nedenle 2.5 gol üstü ve MS 1 gibi seçeneklere abananlar oldu. Fakat bu seçeneklerin oranları da çok düşüktü. Farklı bir yol denemek gerekiyordu. Benim tercihim, "İlk yarıda daha çok gol olur" seçeneğiydi.

Bu tip maçlarda; yani bir takım diğerine göre daha favoriyse ve farklı kazanması bekleniyorsa iki ayrı durum gerçekleşir. Birincisi o kadar farklı bir skor çıkmaz, ikincisi farklı skor çıksa bile ilk yarıda fiş çekilir. Ben de Ajax'ın ilk yarıda daha çok gol bulup, sonrasında tempoyu düşüreceğini düşündüm. Hatta Beşiktaş da bu periyotta şok bir gol bulabilirdi ki Batshuayi direğe takıldı. Sonuç olarak 2.80'den şık bir oran geldi.

Aynı saatte başlayan diğer maçta Serie A şampiyonu Inter'in zorlu Ukrayna deplasmanında takılacağını düşündüm. Zaten Avrupa'nın devleri için Ukrayna her zaman zor bir coğrafya olmuştur. Bu sefer Shakhtar'ın ilk maçta Sheriff'e yenilmesi oranlarda değişimlere neden olmuş. Fakat zaten Sheriff'in ne kadar ters bir takım olduğu Madrid deplasmanında iyice ortaya çıktı. Yani Shakhtar için maç öncesinde kullanılan "Bu sene kötüler, Sheriff'e bile yenildiler" önermesi biraz haksızdı. Sonuç olarak karşılaşma tam bir Ukrayna deplasmanı skoruyla, 0-0 sona erdi.

22.00 seansında Leipzig - C.Brugge maçı KG Var için ideal seçenekti. Zaten kupondaki en düşük oran da bu maça aitti. Aslında ilk maçta PSG ile berabere kalan, geçen sezon grubu üçüncü bitiren, ondan önceki sezon Real Madrid'e kök söktüren C.Brugge hakkında daha cesur davranabilirdik. Fakat yine de Almanya deplasmanıydı. Dikkat ve temkini öne çıkarmak normal. 22. dakikada da hedefimize ulaştık.

Bizi üzen ise Borussia Dortmund - Sporting maçı oldu. Bu karşılaşmaya da KG Var dedik. Tamam Sporting ilk maçında fena dağıldı ve bu seviyelere henüz boyunun yetmediğini gösterdi ama Almanya'da bir gol atabilirdi. Borussia Dortmund bu maça kadar oynadığı tüm lig ve Avrupa mücadelelerinde gol yemişti. Gol yemediği maç bizi buldu. Belki ikiyi üçü bulamaması etkilemiş olabilir. 1-0'ın tehlikesi onların savunmada daha dikkatli durmasını sağladı. Maçın özellikle son kısmını izledim. Kuponun gelmesini engelleyen dramatik bir pozisyona bile giremedi Sporting. Kaleyi bulan şutu sadece 1'de kaldı. Dağ fare doğurdu resmen. Ya da güvendiğimiz dağlara kar yağdı.

Kupon çok güzeldi. 15 oran veriyordu. Tek maçtan değil adeta tek golden gitti. Pedro Gonçalves, son bir aydır formasından uzak.O geri dönene kadar Sporting'e güvenmeyeceğim. Bu da bize ders olsun.





Tek maçtan yatan kuponlar #6

Tek maçtan yatan kuponlar #7

Pazartesi, Ağustos 24

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #6


Tek maçtan yatan kuponların dramatik olması için iki ayrı senaryoya ihtiyaç vardır. Ya en düşük oranlı, yani en güvenilir maçtan yatılacak ya da en son maçtan... Eğer en son maç ise, o maçın sonucunun bir son dakika golüyle değişmesi işe iki kat acı katacaktır.

Serimizin altıncı kuponunda son dakika golü yok. Fakat bir son maç var. Üstelik oynadığımız ve güvendiğimiz takım öne de geçiyor. O maça geleceğiz. Önce diğerleri...

Cuma gününe Romanya ile başladık. Yaklaşık üç haftalık aranın ardından sonra yeni sezona başlayan Romanya'da açılışı Arges ile Botosani yaptı. Botosani'yi biliyorduk ama Arges'in adını ilk defa duyduk. Programda öyle görünce bize yabancı geldi. Meğer eski meşhur kulüplerden Arges Piteşti'ymiş. Uzun zamandır bu seviyede yoktu. Bir ara üçüncü lige kadar düşmüştü. 11 sezon aradan sonra en üst lige geri dönmüş. Hoşgelmiş. Pandemi, kulübe yarmış, kulübün talihini değiştirmiş. Mart ayında liderin 12 puan gerisindeydiler ama takım sayısı arttırılınca lige çıktılar. Bu bilgiler önemli; zira tercihimizi belirleyen faktörlerdi. Geçen sezonu dördüncü sırada bitiren Botosani ile Mart ayından beri maç yapamayan, alt ligden gelmiş bir takımı tartıya koyduğumuzda ağır basan netti. Gerçi maçın son anları bize biraz stres yaşatsa da Botosani deplasmanda 3-2 kazanmasını bildi. 1.75 oran cepte...

Saat 20.00 seansında iki maçımız vardı. Biri Beyaz Rusya'dan, diğeri yeni başlayan bir diğer ligden; Fransa'dan. Beyaz Rusya'da Dinamo Brest - Belshina maçına KG Var tercihimizi yaptık. 53. dakikada işlem tamamlandı. Öte yandan Belshina'nın son dönemdeki çıkışı takdir edilesi. İlerleyen maçlarda bu takımı göz ardı etmemek lazım.

Fransa Ligi'nin açılış maçı ise sanıyorum herkesin beklediği gibi bitti. Bordeux ile Nantes ikilisini programda görenler "Sabaha kadar oynasalar gol olmaz" demiştir. Oranlar da buna işaret ediyordu. Ben biraz daha güvenli olanı tercih ettim ve direkt beraberlik oynadım. Genelde beraberliğin oranı 3.00 olur. Eğer çok dengeli bir maç ise 2.70'e kadar düşebilir.  Fakat bu sefer beraberliğe nazaran oldukça düşük bir oran vardı. 2.55! Yine de fena bir oran değildi. Sadece iki isabetli şutun çekildiği maçta beraberliği de yakaladık ve akşam keyif ve umutla Avrupa Ligi finali için ekranın karşısına kurulduk.

Tercihimi Inter'den yana kullanmıştım. Hatta "Lukaku gol atar" ile Inter galibiyeti arasında çok gidip geldim. Fakat açıkçası maçta çok fazla gol olmayacağını düşünerek Inter galibiyetini tercih ettim. Eğer Inter öne geçerse, canlıdan Sevilla yenilmez tercihine oynayıp kazanmayı garantileyecektim. Daha maçın 5. dakikasında hem  Inter öne geçti, hem de Lukaku gol attı. Gol erken gelince rehavete girdik. "Sevilla yenilmez" seçeneğinin oranının ilerleyen dakikalarda daha da artacağını düşünerek risk aldık. Ne de olsa bir Conte takımı golü bulduktan hemen sonra savunmasında açık verip gol yemezdi! Ama maalesef yedi. 12'de 1-1 oldu, 33'te Sevilla öne geçti. İlk yarı 2-2 bitince biraz rahatladım ama açıkçası maçın Inter'e gelmeyeceğine ikna olmuş gibiydim. Sevilla daha iyi oynadı. Inter çok zorlandı. Gerçi ikinci yarıda Gagliardini ve Lukaku'nun kaçırdığı pozisyonlar çok netti. Sevilla o kadar net pozisyona giremedi. Yine de topu gezdiren, topu kontrol eden ve hatta sahaya iyi yayılan hep Sevilla'ydı. 

Gerçi Diego Carlos'un şutu da auta gidecekti ama Lukaku sağolsun, ayağını uzattı ve kupayı Sevilla'ya gönderdi. Bizim de, yaklaşık 13 oranlı bir kuponumuz daha çöpe gitti. 

Bu arada ilk yarıdaki pozisyonda Diego Carlos'un eli topa gidiyordu... Sağlık olsun.





Çarşamba, Ekim 24

O Ses İtalya



Milan ile Inter'i kıyaslarsak her zaman Milan'ı seçerim. Juventus dışında bütün İtalyan takımlarına sempatim var ama iki üç takım seçmem gerekirse Milan, önde yazacağım takımlardan biri olur. Inter de Mourinho dönemi dışında hiç bir zaman çok fazla ilgi çekmedi.

Yine de bu gole ekran başında şahit olmak bile güzeldi. San Siro'da bir son dakika golü! Tribünden gelen ses muazzam. 

Bir zamanlar Milano derbisinin olduğu gün programımı ona göre ayarlardım. Artık öyle değil. Hem ben eski heyecanımı kaybettim hem de Milano derbisi değerini... Geçen sezon ligin yayıncısı bile değişmişti. Neyse ki bu sene yeniden buluştuk. Maçın ilk yarısını izleyemedim, çünkü bisiklete biniyordum. 6-7 sene önce böyle bir cümle kuramazdım. Fakat ikinci yarıya da yetiştim.

Güzel maç oldu. En sonunda Inter kazandı, golü de 'kimsenin sevmediği adam' attı. En istemediğim senaryo gerçekleşti belki de ama o ses yok mu? İtalya hâlâ İtalya işte! Yıkılsa da mihrap yerinde.  Tribünler eski günlerinden uzakta olsa da yine zaman zaman o enerjiyi veriyor. Bana göre dünyanın en güzel stadyumlarından biri olan San Siro'da bir derbi izlemek isterdim. Bir maçın atmosferini, daha da yukarıya çekebiliyor. Her mekana nasip olan bir özellik değil. Üstüne de böyle sesler çıkınca tadından yenmiyor.

Bu arada adamı sevmiyoruz ama Icardi'nin ceza sahası içindeki koşusu harika. Golde aslan payı Donnarumma'ya ait olsa da, gerçek bir santrfor var burada! Ve hâlâ 25 yaşında! Acaba hep burada mı kalacak?

Pazartesi, Haziran 30

4


Forması emekli edilen futbolcular kulübü > 100'ler kulübü...

Pazar, Nisan 27

Ebedi Tutku



Futbol, televizyon endüstrisine taraftarların ilgisi olarak görünür. Fakat haykırış olmadan, halk hareketi olmadan futbol bir sıfırdır. Futbol tutkunun hikayesidir ve daima öyle kalacaktır. Tutku olmadan futbol ölüdür: 22 adamın çimin üzerinde koştuğu ve bir topa vurduğu koca bir boktan ibarettir. Futbolu önemli bir şey haline getiren taraftarlardır.

Koreografi değil manifesto... E-bilet zamanında güzel oldu...

Cuma, Şubat 7

Tarihin En İyi Maçlarından Biri


Böyle maçları seviyorum. Şampiyonluk yarışındasın, artık telafisi olmayan haftalara girmişsin, en yakın rakibinle deplasmanda oynuyorsun,  rakibin neredeyse tek kale oynuyor, ama o cehennem ortmaından galibiyetle çıkıyorsun. Muhteşem olay.

İtalya Ligi'nin dünyanın en iyi ligi olduğu zamanlarda; 1990-91 sezonunda Sampdoria, şampiyonluğa giderken 3 puan gerisindeki Inter'e konuk oluyor. Milano'daki maçta Inter inanılmaz oynuyor. Kaleye 24 şut çekiyor ama Pagliuca'yı geçemiyor. Klinsmann'ın bir golü geçer kazanmıyor, Mathaus penaltıyı atamıyor, boş kalelere top girmiyor, olmayınca olmuyor.

Mancini ile Bergomi devrenin sonunda kavga edip kırmızı kart görüyorlar. Inter tribünleri o anda alevleniyor. Sahaya atılan maddelerden biri Bergomi'ye isabet ediyor. İkinci yarıda Sampdoria'nın golleri gelince Inter taraftarı iyice çıldırıyor ve Pagliuca'nın bulunduğu kalenin arkasından yağmura başlıyor. Dossena ve Vialli atıyor,  Lombardo esiyor, Sampdoria da şampiyon oluyor. Bu 90 dakika da futbol tarihinin en güzel maçlarından biri olarak tarihe geçiyor.

Tost makinasıyla çekilmiş olsa da;

MAÇIN TAMAMI

Cuma, Aralık 6

Janti İtalyanlar




"İtalyanların sinema yıldızları gibi pürüzsüz ve bronz tenleri vardı. Bizim takımdaki oyuncuların bir çoğunun dişleri bile yoktu"

1967 finalinde Celtic'in kaptanı olan Bobby Murdoch


Perşembe, Mart 28

İtalya Derbisi


Geçmişten Juventus - Inter maçı., tribünler ağzına kadar dolu.

Bu hafta cumartesi....

Çarşamba, Mart 14

Şanlı Marsilya'nın Milano Zaferi




- Aksiyona meraklıyız. Maç 0-0'ken de güzel maçtı ama 2-1 olunca kıymeye bindi.

- Şu Ayew'e bir ısınamadım.

- Avrupa'dan bir takıma dileneleim diye kasıyoruz, o da vasat çıkıyor. Yine de çeyrek finalde şanlı Marsilya.

- İlk atkı ilk heyecan.

- Mandanda'ya ayrıca tebrikler.

- Geçen sezon Milito'ya bitti diyenler fena yanıldı. Büyük forvetsin Diego.

- Brandao da sezonluk işçi oldu. Bir Marsilya'da bir Brezilya'da

- Inter tur atlasa da üzülmezdim. İtalyan takımı sonuçta.

- Nagatomo= Sabri desem. İkisi de 55 numara giyen hevesli bekler. Japon, idol olarak benimsemiş bizim Sabri'yi.

- Andrea Poli kim ulan?

- Forlan'ın oyundan çıkışı çok tartışılır.

- Jeremy Morel kardeşimizi de beğendim.

- Deschamps abi bir mucize daha yaratsın bir Fransa takımına.

- Guiseppe Meazza veya San Siro. Her neyse, muhteşem stadyum.


Perşembe, Eylül 15

Başarı Hikayeleri

Trabzonspor'un galibiyetine sevineceğimi tahmin etmezdim. Galip geleceğini hiç düşünmedim. Zaten mesele de Trabzonspor'un galibiyetine sevinmek değil. Zayıf takımın, güçlü takımı yenmesi. Zayıfların, güçsüzlerin başarılı olması. Beklenenin aksinde birşeyler yaşanması. Sürprizler olması.


Meazza'da (veya San Siro'da), galip gelmekten daha güzel ne olabilir? Üstelik belki de hayatın boyunca bir daha çıkamayacağın bir stadyum. Bu seneden sonra, hayatı boyunca bir daha Şampiyonlar Ligi maçı oynayamacak futbolcular olabilir.

Celutska, bir daha ne zaman gol atar? Bir daha ne zaman Şampiyonlar Ligi'nde gol atar. Bir daha ne zaman Şampiyonlar Ligi'nde deplasmanda İnter'e maçı kazandıran tek golü atar? Basit insanlara ilham veren, gaz veren olaylar bunlar, insanın hoşuna gidiyor.

Aslında günün daha önemli gazı Makedonlar'dan geldi. Yarı-final oynayacaklar. Sarı-kırmızı formalı güzel bir takım. İlk tur grubundan çıkması sürprizdi, ikinciden çıktı. Çeyrek final sürprizdi, yarı finale kaldı. Litvanya sempatizanları dışında sevinmeyen oldu mu?

Akşam Zafer aradı, Makedonlar tur atladı dedi. O seviniyor, ben seviniyorum. Hayatımda ne Makedonya'ya gittim ne de Makedonlar'a karşı sempatim oldu. Belki biraz Vuciniç, (Karadağlı olduğunu unuttuk), biraz Naumoski. Galibiyetlerine seviniyoruz. Çünkü güçsüzler. Çünkü sürpriz yaptılar. Onları görünce , "ulan" diyorsun, "belki biz de bir gün yarı-finale kalabiliriz."

Orada olup, basketbolcularıyla o sevinci paylaşan 70 taraftar, ne güzeldir, ne şanslıdır. İster dilo de, ister dön yolundan de. Bunlar hoşumuza gidiyor hacı, yapacak bir şey yok. Bir sezon boyunca Bucaspor Süper Lig'e çıksın diye dua ettim, Makedon gençler için de sevinirim.

Şu fotoğraf ne güzeldir. O nasıl bir sevinçtir (soldaki). 6 yaşındaki çocuk böyle sevinir. 7 yaşında böyle sevinen çocuğu, öğretmen sınıftan atar.

Bu fotoğrafı aldık diye FİBA bizim bloga dava açmaz inşallah.

Salı, Ağustos 9

Aslında Neler Oldu?


Yarın şike konulu bir konferans varken hafızayı tazelemek lazım. Daha doğrusu, bilinen yanlışları silip yerine gerçekleri yazalım. Konu: Aslında İtalya'da neler oldu? Yarın Declan Hill, Andrea Di Caro ve Oliviero Beha daha iyi anlatır ama Türkiye'de hala "şikeci Juventus" olarak bilinenen olayın aslını kısaca yazalım. Yazmadan önce şunu da hatırlatalım; bu olayla Fenerbahçe olayı arasında bazı benzerlikler göreceksiniz. Bu açıdan Galatasaraylı arkadaşlar bana biraz tepki gösterebilir. Öte yandan Juventus'u da hiç sevmem, hatta İtalya'da sevmediğim tek takımdır (1998 ve 2003 Galatasaray maçları sebebiyle). Ama hakkı yenene, düşene vurmak yakışmaz.

İtalya'da olaylar 2006'da başladı. Birçok kişi için de 2006'da sona erdi. 2-3 ay konuşuldu, Juventus lekelendi, ceza aldı ve olay kapandı. Fakat aslında öyle olmadı. 5 sene sonra olay hala tazeliğini koruyor, üstelik işler iyice arap saçına döndü.

2006 yılında Juventus, Avrupa'nın en büyük 5 kulübünden biriydi. İtalya'da ise tartışmasız bir liderlik sürdürüyordu. Bunun nedeni; bazıları için Del Piero ve Nevded gibi yıldız futbolcular; bazıları için ise karanlık adam Moggi'ydi. Sonuç olarak, İtalya'da son 5 yılda 4 şampiyonluk kazanan bir takım vardı ortada. Önlemek mümkün değildi.

Mayıs ayında İtalya bir anda şike dedikodularıyla sallandı. Başta La Gazetta Della Sport olmak üzere birçok gazete "Juventus Serie C'ye düşüyor" manşetleriyle çıktı. Ortada hiçbir iddianame olmadan. Bunun benzeri burada da oluyor aslında. Fenerbahçe'nin geleceğini belirleyen gazeteler var. Hatta dibi gösterip, az zararla atlatmayı kazanç olarak göstermeyi planladıkları da söylenebilir. Ölüm-sıtma teorisi. İtalya için ayırıcı olan nokta La Gazetta Della Sport'un yönetiminde Inter'in ikinci başkanının yer alması. Burası önemli, akılda tutalım, not edelim.

Davada geçen karşılaşmalar aslında düşünüldüğü kadar "sonu belli maçlar" sınıfında değildi. Davaya adı karışan 5 takımın (Milan, Juve, Fiorentina, Lazio, Reggiana) bazı yöneticileri, hakem atamalarından sorumlu görevliler ile telefonla konuşmuştu. Bunlar suç teşkil ediyor mu veya ne kadar büyük bir cezaya sebebiyete veriyor, az sonra değineceğiz.

Mahkemenin başlamasıyla, dedikoduların konuşulması, yazılması bir oldu. Moggi'nin hakem Paparesta'yı soyunma odasına kilitlediği efsanelerini hatırlarsınız. Efsane diyorum, çünkü ortada herhangi bir delil yok. Ama şehir efsanesi olarak kalan bir olaydır. Türkiye'de dahi, Moggi denilince akla bu olay gelir. Aziz Yıldırım'ın hakem odası basması efsaneleri ise bunun yerel versiyonudur. Paparesta'nın böyle bir olay yaşanmadığını söylemesi zamanında pek inandırıcı olmamıştı. Moggi'nin eksi hanesine çoktan yazılmıştı.

Moggi'nin bir diğer efsanesi de hakemlere FIAT desteği sayesinde Maserati'ler hediye etmesidir. (Aziz Yıldırım'ın gazetecilere hediye ettiği Passat marka arabaların bununla ilgisi yoktur). Hakmeler, Maserati almışlardır ama mahkemelerde kanıtlandığı üzere bu arabalar hediye edilememiş, ücreteleri ödenmiş ve faturaları mahkemeye sunulmuştur.

Moggi-Hakemler ilişkisi dışında, davanın bir de menajerlik şirketi GEA boyutu vardı. İddialara göre, Moggi, GEA'yı kullanarak transfer piyasasını istediğini gibi yönlendiriyordu. 2011 Türkiye'deki olaylarda da şikenin yanı sıra transferlerde usulsüzlük konusu dikkat çekiyor.

Moggi'nin GEA üzerinde hiçbir etkisi olmadıği ve GEA'nın tüm faaliyetlerini federasyonun çizdiği sınırlar içinde sürdürdüğü kanıtlandı. Yani davanın bu kısmından Moggi aklandı.

Moggi'nin Sim kartlar kullanarak hakemlerle iletişim kurduğu iddialar arasında yer aldı. Buraya da değineceğiz ama önce ufak bir ipucu. İtalya'nın en büyük GSM operatörü; TIM markasıdır. Telecom Italia Mobile.

Ayarlanan maçların bilinmemesi de burasıyla benzerlik gösteriyor. Bu maçların hangi maçlar olduğu hep soru işareti oldu. Tıpkı buradaki 19 maç gibi. Önce bir Juve-Sampdoria maçından bahsedildi. Juve'nin bu maçı ofsayttan attığı golle kazandığı yazıldı, çizildi. Fakat o tarihte oynanan maçı Sampdoria 1-0 kazanmıştı. Sonradan iddianameye yeni yeni maçlar katıldı.

Kısacası, Moggi'nin hakemleri ve maçları ayarladığı, bazı kişiler ve kurumların üzerinde baskı oluşturduğu iddia edildi. Son tahlilde, Moggi bu iddiaların hepsinden aklandı. Spor mahkemesinin verdiği kararların hepsini sivil mahkemelere taşıdı ve benim bildiğim çoğundan belki de hepsinden aklandı. Peki Moggi bu kadar beyazsa, Juventus niye siyahlara bağlandı?

İşin komplo teorilerini dökelim.

Şike skandalı ortaya çıktıktan hemen sonra İtalya'da federasyon başkanı değişti. (Buradaki benzerlik, şike skandalı ortaya çıkmadan hemen önce Mehmet Ali Aydınlar'ın federasyon başkanı olması). İtalya'daki başkan, atanarak koltuğa oturdu ki; bunu hala anlayamamış durumdayım. Çünkü UEFA'nın bu konuda yaptırım uygulaması gerekiyordu. Oysa kalantor abiler bu duruma göz yumdu.

Yeni gelen federasyon başkanının ismi yukarıdaki karışıklara biraz ışık tutabilir; Guido Rossi. Kim bu Rossi? 1931 Milano doğumlu. Yaşından dolayı bir saygınlık oluşturmuş olabillir, bilmiyoruz. Kendisi eski Italia Telecom başkanı (buraya dikkat) ve eski Inter ikinci başkanı (buraya dikkate de gerek yok, 10 yaşındaki çocuk da çözer).

Koltuğa atanan Rossi'nin, Aydınlar'dan farkı göreve "deliller gelmeden işi çözemeyiz" veya "kişiler ve kurumlar ayrıdır" gibi sözler yerine icraatle başlaması. Rossi federasyonu yeni bir madde oluşturdu ve hakemleri atayanlar ile yapılan telefon görüşmelerin birden fazla olması halinde şike konusunda delil bulunmasa bile bu kişilerin maç ayarlamaktan dolayı itham edileceği ve cezalandırılacağını belirtti.

Cümle karışık; Yani, 3 kere kırmızı ışıkta geçen kaza yapmasa bile adam öldürmeye teşebbüsten ceza alacaktı.

Dava spor mahkemesinde (bu spor mahkemeleri de ayrı bir yazı konusu olmalıdır) 3 haftada sonuca bağlandı. Juventus -9 puanla Serie B'ye düşürüldü. Mayıs ayında Serie C dedikodulara uyananan Torinolular kötünün iyisini görmüştü. Moggi ise, finansal direktör Antonio Giraudo ile beraber 5 yıl futboldan men edildi. Bu kadar kötü karara rağmen daha da ilginci olan, Juventus yetkililerin gerek TAR'a (bir üst mahkeme) gerekse uluslar arası mahkemelere itiraz etmemesi dikkat çekicidir. Kamuoyunda, özellikle TAR'a yapılacak olası itiraz sonrası Juventus'un cezasının kaldırılacağı tahmin ediliyordu.

Juventus zararlı çıktı, peki kim yararlı çıktı. Şampiyonluğu alınan Juventus'un yerine ligi 3.bitiren Inter şampiyon olarak adlandırıldı. Inter bu işin asıl ekmeğini sonraki yıllarda yedi. Soruşturmada adı geçen Milan'ın (2006'da lig ikincisi), puanları silindi. Zaten mayıs ayında şampiyon değildi, yine şampiyon olamadı ama silinen puanlar onun Şampiyonlar Ligi yolculuğuna çıkmasına engel olmadı. Başbakan Berlusconu'nin takımı Milan Şampiyonlar Ligi'ne katıldı, Atina'da kupayı havaya kaldırdı ve tabir-i caizse Başbakan Erdoğan'ın lafıyla kriz Milan'ı teğet geçti.

Milan, kasasına gelen milyonları sayarken Juventus zarar etmeye başlamıştı bile. Sponsorlar çekildi, bazı oyuncular satıldı. Moggi'nin yerine gelen iş bilmez yöneticiler krizi yönetemedi.

Asıl karışıklık bugünden 1-2 sene önce başladı. Moggi'yi ve Juventus'u suçlatan telefon görüşmelerinin (hakem atalamarını ayarlayan kişilerle yapılan) benzerlerini; Serie A'daki 20 kulüpten 11 tanesinin yaptığı ortaya çıktı. En fazla yapan ise Moratti ve Fachetti. Bunu ortaya çıkaranlar ise Moggi'nin avukatları oldu. Yoksa savcıların ve Juventus kulübünün bunu ortaya çıkaracağı pek yoktu.

2006 davasında görevli Attilio Auricchio'ya, mahkeme heyetine bu delilleri neden sunmadığı soruldu. O da bunun davada işe yaramayacağını düşündüğünü söyledi.

Komployu biraz daha derinleştirelim. Fenerbahçeliler şimdi cemaat bağlantısı ve Nato ihaleleri diyor. Büyük resmi görmekten bahsediyor. İtalya'daki resme bakalım. Juventus gibi bir takım maddi ve manevi bu kadar zarara uğrarken kimse niye ses çıkarmıyordu? Burayı daha kısa geçelim.

Juventus, FIAT'ın kulübü. FIAT'ın sahibi Agnelli ailesi. Büyük başkan Gianni Agnelli 2003 yılında hayata veda ediyor. Yerine torunları Elkann kardeşler geliyor. Yönetim ise Luca Di Montezemolo'ya geçiyor. Bu ismi Formula 1'!i takip edenler yakından tanır. Ferarri takımının en önemli ismidir.

Soru şu olabilir. 82 yaşındaki Agnelli ölünce başa geçen isimler neden 26 yaşındaki genç isimlerdi. Ailede daha tecrübeli insanlar yok muydu? Gianni Agnelli'nin yeğeni Andrea vardı ama o çoktan tasfiye edilmişti. Agnelli'den boşalan yere koltuğa ve yönetimsel kademeye geçecek kişiler bir bir uzaklaştırlıyordu. Geriye kalan tek isim Moggi'di. Moggi, Gianni Agnelli'nin çok güvendiği bir isimdi. Nasıl olmasın ki, onun sayesinde Juve başarıdan başarıya koşuyordu. Haliyle Moggi'yi, Agnelli ölse bile kulüpten uzaklaştırmak zordu. Moggi'nin gitmesi için olağanüstü bir şey gerekiyordu.

Luca'nın, kanının hiç ısınmadığı Moggi'den kurtulması için beklenen teklif bundan geldi. İşte yine başa dönüyoruz. Massimo, yıllardır şampiyon olamayan, babasının mirasını yiyen Inter sevdalısı. Luca'ya dedi ki; gel beraber şu işi halledelim, ben de sana sponsor olayım.

"Sana" dan kasıt bu; sponsor dediği bu.

Bu arada Guido Rossi'ye dönelim mi? Hani atanan federasyon başkanı. 70'inden sonra yepyeni bir CV yazdı Rossi. Federasyon başkanlığı, ardından TIM'in başkanlığı, ardından FIAT'ın danışmanı. Taşların yerine oturduğunu düşünüyorum.

Peki şimdi ne olacak? Juventus, daha doğrusu Moggi yavaş yavaş temize çıkarken ne kararlar alınabilir? Bunu da siz yazın. Ama iyi bir iş çıkardıkları ortada. 2011 yılında, Moggi aklanırken bile, Türkiye'de hala Juventus şike yaptı diye konuşmalara başlamak enteresan. Yarın Declan Hill baba anlatsın bakalım, işin aslı neymiş?

Fotoğraftaki adam: Herşeyi karıştıran adam. Yazıda adı geçmiyor. Savcı Stefano Palazzi. İtalya'daki karizması çok üst düzeyde. Üstelik İtalya'da bak. Karizmanın harman olduğu yerde.

Pazartesi, Nisan 4

Derby Della Leonardo


- Bu seferki derbi Leonardo derbisi olarak geçmeli.

- Milan tribünü aklını Leonardo ile bozmuş. Olmamış.

- Pato'nun erken golü maçın şeklini değiştirdi.

- Zlatan olmayınca Milan daha iyi oynadı sanki.

- Cassano değişik bir adam. 10 dakikada 2 kart 1 gol. Zaten oyuna girerken gazla girdi, gözlerinden belliydi.

- Bir zamanlar Abate için "Milan topçusu değil" diyordum. Bu blogu okuyorsa ondan özür diliyorum.

- Chivu'ya da maskesine de...

- Eto'o Juventus maçından sonra bu maçta da Inter'in kaderiyle oynadı.

- Milan'ın büyük fikstür avantajı var Güntekin.

- Boateng'in Flamini'yi kesmesi iyi oldu. Bu kadar tahammül fazlaydı.

- Julio Cesar farkı önledi.

- Saat 21.45'te evde olmak için çabalamam. Cumartesi akşamı herşeyi iptal edip maçı izlemem. Bu çabaları artık San Siro'ya gitmek için kullanmak lazım.

Çarşamba, Mart 16

Fevzi - İlhan

İtalya'nın Ağası Inter


- Inter sayesinde Serie A , Avrupa'da nisan ayını görebilecek.

- Bizim gibi İtalyan futbolu sevenler için, ülke puanı önemli.

- Maçın kırılma anı Ribery'nin skor 2-1 olduğunda kaçırdığı gol.

- Bir de direkten dönen top var, o da çok garipti.

- Julio Cesar 2 maçta turu veriyordu neredeyse.

- Leonardo'yu seviyoruz. Heyecanın heyecanımızdır.

- Kharja, baya baya Ayman. Olay çıkarmak için maça girmiş.

- Inter'de oyuna girenler Coutinho, Nagamoto, Kharja.. Bu da ilginç.

- Stankoviç çok kötüydü.

- Mario Gomez iyi adamdır.

- Bazı arkadaşlar için özel bir satır; Lucio ve Sneijder overrated topçular.

Perşembe, Şubat 24

İtalya'nın Çöküşü


- İlk maçlarda 3 İtalyan takımı da yenildi. Yenilebilir. Ama 3'ü de kendi evinde mi yenilir? Napoli de berabere kalmıştı Avrupa Ligi'nde. Sıkıntı büyük.

- Aslında Inter iyi oynadı.

- Bence maçın en kötü iki adamı, iki 10 numara; Sneijder ve Robben. Saçma sapan yerden şutlar, topu alıp gitmeler. Hasan Şaş'ı, Ahmed Barusso'yu andık bol bol.

- Gökhan Telkenar ağır Milanlı galiba. Sürekli Leonardo'ya taktı.

- Stankoviç'e Hırvat demek. Karısına kızına sövsen daha iyidi.

- Gustavo iyi başladı sonra duruldu.

- Golü yedikten sonra Zannetti Kaptan'ın takımı alkışlaması, moral vermesi. Büyük kaptan.

- Şampiyonlar Ligi 2.Tur ilk maçları olarak; Inter tribünü > Milan tribünü

- Gözler Milito'yu aradı ister istemez.

- Tomuşuk ne yahu...

- Kraft-werk

- İki takım da sedece 1 oyuncu değiştirdi. Yükselen tempo, hızlı oyun ve oyuncu değişikliği sayısı arttırılsın tartışmaları...

- Spikerimiz, Bayern ilk defa İtalya galibiyeti aldı mı dedi yoksa ben mi yanlış anladım? Geçen seneki Torino zaferi untulmasın.

Perşembe, Şubat 17

Leonardo+Pazzini = Fark 5


Inter yine kazandı. Leonardo yine bir Milano takımını ayaklandırıyor. Kimse ona inanmıyordu üstelik. Milan kendi evinde Tottenham'a yenilirken Inter, Milan ile arasındaki puan farkını 5'e indirdi. Geliyorlar. Bu gelişleri de zevk veriyor. Leonardo'yu severim, onun çalıştırdığı takımı da severim.

Bir de Pazzini gerçeği var. Bir türlü büyük takımlara gidemeyen, İtalya milli takımında üvey evalt muamelesi gören Pazzini. Inter'in bu seneki Milito'su oldu. Başaltı takımların birinden geldi, 5 maçta 4 gol attı. 2 maçta puana doğrudan katkısı oldu, 4 net puan kazandırdı.

Dün ufak ufak baktım maça. Firenze deplasmanı Inter için hiçbir zaman korkutucu olmadı. Ama mücadele koymak gerekiyordu, dün koydular. Inter'i, izlemek heyecan verici. Nedeni ise tamamen Leonardo ve Pazzini. Stankoviç, Zannetti gibi ustalar, Maicon, Cesar gibi Güney Amerikalılar takımın sosu. Bu arada Eto'o dün azdı yine. Pazar günü Juventus maçı fiyaskosunu unutturdu.

Pazartesi, Şubat 14

Inter Eto'o'ya Yenildi


- Dünkü maçın kırılma anının; -hatta kırılma anlarının- başrolünde Eto'o var.

- O gol nasıl kaçar?

- Juventus hala çok geride. (11 puan fark)

- Matri çok iyi başladı. 2 maçta 3 gol.

- Pazzini de öyle başlamıştı ama dün suskun kaldı.

- Kharja çok vasat sanki.

- Matri neredeyse can verecekti sahada, yine de oyundan çıkartmadılar.

- Leonardo'ya saç baş yoldurtan Eto'o.

- Bu sene Maicon çok durgun.

- Juventus'un kadrosuna bakıyorum, gerçekten çok kötü. Bidonlar topluluğu.

- Juventuslular çok sevindi (bknz.foto). Haftaya Lecce'yi yenerlerse bu sezon ilk defa 3 maç üst üste kazanmış olacaklar.