marsilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marsilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Nisan 4

Haydi Roma, Saldır Marsilya

UEFA'nın Konferans Ligi gibi bir organizasyona ihtiyacı var mıydı emin değilim. Temel düşünce, Avrupa Ligi'nin kalitesini yükseltmekti. Kalite de rekabet seviyesinin yükselmesiyle oluşur. Bunun için de takım sayısını azaltmak, daha doğrusu aradaki makası kapatmak önemli bir adımdır.

O nedenle Avrupa Ligi'ndeki takım sayısını azaltmayı planlayınca, ortada kalan takımlara yeni bir turnuva imkanı verildi. Mantıklı olabilir. Ben olsam; Kupa Galipleri Kupası'nı yeniden alevlendirirdim. Avrupa Ligi'ne katılacak takımlar lig sıralamasından gelsin; kupalardan gelen takımlar ayrı bir turnuva oynasın. Böylece yerel kupalara verilen önem daha da artardı.

Fakat büyüklerimiz Konferans Ligi'ne karar vermiş. Hayırlısı olsun. Sonuçta bu da bir Inter-Toto Kupası değil. Takvimiyle, kulüpleriyle biraz daha ciddiye alınacak bir organizasyon. Oysa ilk sezonunda Türkiye'de pek rağbet görmedi. Trabzonspor erken elendi; elendiğine sevindi. Fenerbahçe Avrupa Ligi'nde üçüncü olduğunda evine dönecekti normalde, bu sezon Konferans Ligi'ne kaldı diye karalar bağladı. Bugünlerde lig yarışında olan takımlar Konferans Ligi'ne kalmamak için dua ediyor neredeyse. Her sene yarı finaller oynayan bir ülke için, bir Avrupa Kupası'nı angarya olarak görmek anlaşılır tabi!

Türkiye toplumu olarak rekabete girmeyi sevmiyoruz. Bir yerde sportif bir organizasyon varsa ve maddi geliri veya şatafatı yoksa oradan kaçınmak istiyoruz. Türkiye Kupası'nı sevmiyoruz, Konferans Ligi'ni beğenmiyoruz, Uluslar Ligi'ne burun kıvırıyoruz, İtalya ile oynanacak hazırlık maçına ek mesai gözüyle bakıyoruz, ligde şampiyonluğu bile bazen transfer yarışlarına yem ediyoruz. Fakat diğer yandan da en kafa takımların olduğu yerlerde olmak istiyoruz. Sahaya çıkmadan nasıl olacaksa...

Yine de Konferans Ligi özelinde bu beğenmeme durumunun haklılık payı da var. Sonuçta yeni bir turnuva. Bir prestiji yok. Biz kupayı değil prestiji severiz. Burada öyle bir durum yok. Jose Mourinho, Brandan Rodgers gibi futbol insanları sezon içinde organizasyonu eleşirdi. Bizim de onlardan farkımız olmadığına göre, Konferans Ligi'ne sırt dönme hakkını elimizde bulundurabiliriz.

Bu tip organizasyonların değer kazanması için, prestijli bir tarih oluşturması lazım. Şimdi geliyoruz esas noktaya.

Normalde her zaman başaltı takımların, sürprizlerin şampiyonluk hikayelerini yazmasını isteriz. Konferans Ligi'nde de son sekiz takıma baktığımızda bu tip örnekler karşımıza çıkıyor. Slavia Prag, Bodo Glimt, PAOK gibi takımlar müzelerine bir Avrupa Kupası ekleme şansına çok yakınlar.

Fakat benim gönlümden geçen bu sefer biraz daha farklı. Bu kupanın değer kazanması, rekabetin artması, ilginin çoğalması gerek. Özellikle Türkiye'de bakışın değişmesi önemli. Hollanda'nın şu anda iki takımla puan topladığını görünce, Konferans Ligi bizim için çok daha değerli hale gelebilir.

Bu ilginin artması ise ancak şaşalı takımların kupayı kazanması ile gerçekleşir. Mesele önümüzdeki sezon başlamadan önce "Bodo'nun şampiyon olduğu turnuva, çok da ciddiye almamak lazım" diyenleri duyar gibiyim. Bunun önüne geçmek lazım.

O nedenle Roma, Marsilya, Leicester gibi takımların bu turnuvayı kazanması; hatta 3-4 sene boyunca fire vermemesi gerekiyor. PSV ve Feyenoord'a da tavım ama ilk tercihlerim olmaz. Fakat Bodo, PAOK ve Slavia gibi takımların şampiyonluğu, bizim gibi ülkelerin organizasyonu küçümsemesine yol açar.

O nedenle; saldır Roma, saldır Marsilya...

Pazartesi, Ekim 29

Çarşamba, Mart 14

Şanlı Marsilya'nın Milano Zaferi




- Aksiyona meraklıyız. Maç 0-0'ken de güzel maçtı ama 2-1 olunca kıymeye bindi.

- Şu Ayew'e bir ısınamadım.

- Avrupa'dan bir takıma dileneleim diye kasıyoruz, o da vasat çıkıyor. Yine de çeyrek finalde şanlı Marsilya.

- İlk atkı ilk heyecan.

- Mandanda'ya ayrıca tebrikler.

- Geçen sezon Milito'ya bitti diyenler fena yanıldı. Büyük forvetsin Diego.

- Brandao da sezonluk işçi oldu. Bir Marsilya'da bir Brezilya'da

- Inter tur atlasa da üzülmezdim. İtalyan takımı sonuçta.

- Nagatomo= Sabri desem. İkisi de 55 numara giyen hevesli bekler. Japon, idol olarak benimsemiş bizim Sabri'yi.

- Andrea Poli kim ulan?

- Forlan'ın oyundan çıkışı çok tartışılır.

- Jeremy Morel kardeşimizi de beğendim.

- Deschamps abi bir mucize daha yaratsın bir Fransa takımına.

- Guiseppe Meazza veya San Siro. Her neyse, muhteşem stadyum.


Çarşamba, Kasım 2

Turnuvanın Sıkıcı Zamanları



- Bu grup maçları bitse de Şampiyonlar Ligi başlasa.

- Arsenal'de 90 dakika oynayan Andre Santos

- Chelsea değiliz...

- Gervinho büyük fiyasko ama Lille-FB maçlarından sempatim var.

- Koca Arsenal takımının tek bir eksiği var, iyi bir berber.

- Herşey iyi güzel de her golden sonra maç kesilmese. Gerçi o da güzel ama aynı saatte 6-7 maç olunca sıkıntı oluyor.

- Her geri dönüşte Arsenal atak yapıyordu.

- Marsilyalı olup Londra deplasmanı yapmak vardı.

- Marsilya'da yaşamak vardı.

- Jeremy Morel. İsmi Morel olandan kötü topçu çıkmıyor herhalde.

- Ayew acaba oradaki Aydın Yılmaz, Serdar Özkan falan mı? Hep isim var ama pek maçı yok.

- Gerç Ayew sayısı da çok.

- Valbuena güzel isim

- Veledrome'da Olympiakos'u yen, gruptan çık.

Perşembe, Eylül 8

Kaptan'ın Seyir Defteri


Kaptan diyorum. Çünkü o herşeyden önce Marsilya'nın kaptanıydı. Hayatımda hiç görmediğim Marsilya şehrini seviyorum (dön yolundan). Dünya üzerinde görmek istediğim, yaşamak istediğim 5 şehirden biridir. Haliyle o sevilen şehrin takımını da sevmek icap eder. Haliyle o şehirde yaşayıp, tribünden takımını destekleyen adamların sevdiği topçuyu da sevmek icap eder.

Mamadou Niang, Türkiye'ye, Fenerbahçe'ye gelmeseinden bağımsız olarak, önceden de sevdiğimiz bir futbolcuydu. Tıpkı Loric Cana gibi. Tesadüf; ikisi de sadece 1 sezon kaldı ve gitti.

Keşke daha çok izleyebilseydik. Bekleneni pek veremediği doğrudur. Ama iyi niyetinden de kimsenin şüphe etmediğine inanıyorum.

Bu arada ilginçtir; Fenerbahçe'ye son yıllarda gelen her forveti çok severdim ve Fenerbahçe bu isimlerin çoğundan beklenen verimi alamadı. Kezman, Anelka, Niang, hatta Guiza. Ve belki çok kısa sürmesinden dolayı bu listeye dahil edebileceğimiz Hooijdonk. Ne yazık ki Niang yıllar sonra "başarılı olamadı" denilerek hatırlanacak.


Niang'ın Türkiye'den gitmesinden daha acıklı olan, bu sevilen figürlerin Katar gibi ülkelere transfer olması. Yıllar boyunca Avrupalı tarafından küçümsenen bir lige sahip olan bir ülkeden yazı yazarken Katar'ı küçümsemek haksızlık belki de. Ama sonuçta Asya futbolu her zaman ilk 2 kıtanın altında kalacaktır. Niang'ın, uzaktan rekabet yoksunu gibi gözüken bu ülkeye yönelmesi bizim için üzüntü verici. O ise futbolun son döneminde iyi para azanacağı bir ülkeye transfer olduğu için mutlu.

Türkiye için ise, Katar'dan önceki son durak sıfatı bir kez daha tekrarlanmış oldu. Can sıkan bir transfer. Yaklaşık 1 sene önce Marsilya kaptanı ve Fransa Ligi gol kralı olan bu adam artık Katar'da. Keita'nın ortaları Niang'a..

Cuma, Temmuz 9

Cana'ya Sevinmek İçin 10 Neden


- Lider ruhlu olması, tekmeli tokatlı olması.
- Saç uzatmak için bahane oluşturması
- Arnavut olması
- Veledrome'dan geliyor olması.
- Alim Can'ın oğlu olması.
- 18 Eylül 2007 Marsilya - Beşiktaş maçı
- Henüz 26 yaşında olması
- Sezonun ilk güzel transferi olması
- Rakipten çok kendi takımını tokatlayacak olması.
- Marsilya atkısıyla Sami Yen'e gidilebilecek olmamız

Cumartesi, Haziran 19

Güney-Kuzey


Güney Afrika'da maç yapan Kuzey Afrika takımının güney Fransa'daki (Marsilya'da) taraftarları.

Cuma, Mayıs 7

98 Gençliği

Fransa'da Lyon hanedanlığı yıkıldı. Önce Bordeux, bu sezon da Marsilya sezonu şampiyon olarak tamamladılar. İki takımı da Fransa 98'de Dünya Kupası'nı kaldıran isimler çalıştırdı. Laurent Blanc ve Didier Deschamps son iki sezona damga vurdular.

Perşembe, Ekim 8

Savcı İşbaşına


Fransız savcıları Ribery'nin Marsilya transferini mercek altına aldı. İncelesinler bekliyoruz. Özhan Canaydın'a Ribery konusunda sallayanlar bakalım neler diyecek ben de onu bekliyorum.

Kim haklı kim haksız bilmiyorum ama Özhan Canaydın gereğinden fazla eleştirilmiştir birçok konuda. Bildiğim budur.

Salı, Temmuz 28

Yine Buluştular


2003-04 sezonunun en güzel futbol hikayesiydi Monaco. Sıfırı tüketen takım inanılmazı başarmış ve Şampiyonlar Ligi'nde final oynamıştı. Mourinho'nun Porto ile Uefa'nın ardından Ş.Ligi'ni kazanması Monaco kadar etkilememişti beni.

O takımın teknik patronuydu Descahmps. Golleri atan ise Moriantes idi. Hikayenin en heyecanlı sayfaları Monaco'nun Real'i elediği günlerde yazılmıştı. Tabi ki eski takımına acımayan Fernando olayın baş kahramanıydı.

Şimdi bu ikili Marsilya'da yeniden buluştu. Geçen sene Gerets ile kupa kazanamasa bile daha önemlisini elde eden; "hava yakalayan" Marsilya bu sene Şampiyonlar Ligi'nde ne yapacak merakla bekliyoruz.

Salı, Haziran 30

Marsilya'ya Gidemeyenler


Marsilya, güzel şehir, güzel takım, güzel tribün. Hepsinden öte güzel bir macera. Bu macerayı yaşaması güzel olur bir futbolcunun. Fakat bizim topçuların buraya imzası son anda yatıyor nedense. Böyle bir sıfat var artık Türk futbolunda. Marsilya'ya gidemeyenler.

Tanju Çolak'ın Marsilya'ya transferi son anda yatmıştı. En azından bize öyle anlatıldı. Okan Yılmaz imza atmaya giderken geri döndü. Servet Çetin imzası beklenirken başkan istifa etti. Evren istemiyor resmen, mitolojik bir durum var sanki. Gerekirse şimşekler çakar, yer yarılır o imza engellenir gibi. Oysa güzel olurdu Veledrome'da bir Türk, ekran başında biz.