feyenoord etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
feyenoord etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Nisan 10

Lige Oyuncu Bakıyoruz

Bu hafta Avrupa Ligi çeyrek finalinde Feyenoord - Roma maçı var. Haftaya da rövanşı oynanacak. Gözlerimiz bu iki maçta olacak. Neden?

Bu iki takım tarihlerinde üç kez karşılaştı. Üçü de yakın dönemde. 2014-15 sezonunda yine Avrupa Ligi'nde eşleşmişlerdi. İlk maç 1-1 sona ermiş, Hollanda'daki rövanşı 2-1 kazanan Roma tur atlamıştı.

Berabere biten ilk maçta goller Gervinho ve Colin Kazım'dan gelmişti.

De Kuip'teki rövanşta Roma'nın golleri Adem Llajic ve Gervinho'dan geldi. Feyenoord'un Elvis Manu ile ile bulduğu tek gol tura yetmedi.

Geçen sezon Arnavutluk'ta oynanan Konferans Ligi finalini ise Roma 1-0 kazandı. Kupayı getiren golü Nicolo Zaniolo kaydetti.

Bu kadar bilgiden sonra neden bu haftaki maçları dikkatle izleyeceğimizi anlamamış olamazsınız...

Gervinho, Colin Kazım, Llajic, Elivs Manu ve son olarak Nicolo Zaniolo...

Bu eşleşmede gol atanlar muhakkak kariyerlerinin bir bölümünde Süper Lig'e uğruyor.

Zeki Çelik ve Orkun Kökçü şu anda gole (ve Süper Lig'e) en yakın isimler gibi duruyor!


Pazartesi, Nisan 4

Haydi Roma, Saldır Marsilya

UEFA'nın Konferans Ligi gibi bir organizasyona ihtiyacı var mıydı emin değilim. Temel düşünce, Avrupa Ligi'nin kalitesini yükseltmekti. Kalite de rekabet seviyesinin yükselmesiyle oluşur. Bunun için de takım sayısını azaltmak, daha doğrusu aradaki makası kapatmak önemli bir adımdır.

O nedenle Avrupa Ligi'ndeki takım sayısını azaltmayı planlayınca, ortada kalan takımlara yeni bir turnuva imkanı verildi. Mantıklı olabilir. Ben olsam; Kupa Galipleri Kupası'nı yeniden alevlendirirdim. Avrupa Ligi'ne katılacak takımlar lig sıralamasından gelsin; kupalardan gelen takımlar ayrı bir turnuva oynasın. Böylece yerel kupalara verilen önem daha da artardı.

Fakat büyüklerimiz Konferans Ligi'ne karar vermiş. Hayırlısı olsun. Sonuçta bu da bir Inter-Toto Kupası değil. Takvimiyle, kulüpleriyle biraz daha ciddiye alınacak bir organizasyon. Oysa ilk sezonunda Türkiye'de pek rağbet görmedi. Trabzonspor erken elendi; elendiğine sevindi. Fenerbahçe Avrupa Ligi'nde üçüncü olduğunda evine dönecekti normalde, bu sezon Konferans Ligi'ne kaldı diye karalar bağladı. Bugünlerde lig yarışında olan takımlar Konferans Ligi'ne kalmamak için dua ediyor neredeyse. Her sene yarı finaller oynayan bir ülke için, bir Avrupa Kupası'nı angarya olarak görmek anlaşılır tabi!

Türkiye toplumu olarak rekabete girmeyi sevmiyoruz. Bir yerde sportif bir organizasyon varsa ve maddi geliri veya şatafatı yoksa oradan kaçınmak istiyoruz. Türkiye Kupası'nı sevmiyoruz, Konferans Ligi'ni beğenmiyoruz, Uluslar Ligi'ne burun kıvırıyoruz, İtalya ile oynanacak hazırlık maçına ek mesai gözüyle bakıyoruz, ligde şampiyonluğu bile bazen transfer yarışlarına yem ediyoruz. Fakat diğer yandan da en kafa takımların olduğu yerlerde olmak istiyoruz. Sahaya çıkmadan nasıl olacaksa...

Yine de Konferans Ligi özelinde bu beğenmeme durumunun haklılık payı da var. Sonuçta yeni bir turnuva. Bir prestiji yok. Biz kupayı değil prestiji severiz. Burada öyle bir durum yok. Jose Mourinho, Brandan Rodgers gibi futbol insanları sezon içinde organizasyonu eleşirdi. Bizim de onlardan farkımız olmadığına göre, Konferans Ligi'ne sırt dönme hakkını elimizde bulundurabiliriz.

Bu tip organizasyonların değer kazanması için, prestijli bir tarih oluşturması lazım. Şimdi geliyoruz esas noktaya.

Normalde her zaman başaltı takımların, sürprizlerin şampiyonluk hikayelerini yazmasını isteriz. Konferans Ligi'nde de son sekiz takıma baktığımızda bu tip örnekler karşımıza çıkıyor. Slavia Prag, Bodo Glimt, PAOK gibi takımlar müzelerine bir Avrupa Kupası ekleme şansına çok yakınlar.

Fakat benim gönlümden geçen bu sefer biraz daha farklı. Bu kupanın değer kazanması, rekabetin artması, ilginin çoğalması gerek. Özellikle Türkiye'de bakışın değişmesi önemli. Hollanda'nın şu anda iki takımla puan topladığını görünce, Konferans Ligi bizim için çok daha değerli hale gelebilir.

Bu ilginin artması ise ancak şaşalı takımların kupayı kazanması ile gerçekleşir. Mesele önümüzdeki sezon başlamadan önce "Bodo'nun şampiyon olduğu turnuva, çok da ciddiye almamak lazım" diyenleri duyar gibiyim. Bunun önüne geçmek lazım.

O nedenle Roma, Marsilya, Leicester gibi takımların bu turnuvayı kazanması; hatta 3-4 sene boyunca fire vermemesi gerekiyor. PSV ve Feyenoord'a da tavım ama ilk tercihlerim olmaz. Fakat Bodo, PAOK ve Slavia gibi takımların şampiyonluğu, bizim gibi ülkelerin organizasyonu küçümsemesine yol açar.

O nedenle; saldır Roma, saldır Marsilya...

Salı, Ekim 4

Avrupa'da Olmaz


Avrupa'da tribün olayları olmaz. Onlar medenidir. Rakip taraftarlar hep beraber aynı tribünde maç izlerler, kimse kalkıp da gıkını çıkarmaz. 

Hollanda Ligi'nde Willem taraftarları kendi tribünlerindeki Feyenoord taraftarlarını linç edip, sonra da tribünden aşağıya atıyor.

Böyle fırsatları kaçırmamaya çalışıyorum. Medeni Avrupa'nın her zaman bu topraklara ders verdiğini düşünen ezberci zihinlere karşı bir örneğimiz olursa değerlendiririz. İnsanın hamuru çoğu yerde aynıdır; Avrupa'nın yasalarını uygulama kararlılığını övebiliriz. Büyük ihtimalle bu olayda da bir yaptırım olacak. Fakat şiddet, ırkçılık, ayrımcılık, sadece belli bir bölgeye ait bir durum değil.