romanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ekim 7

Tuns Ras Si Frezat

 

Daha önce hiç Romanya filmi izleyip izlemediğimi hatırlamıyorum. Fakat en azından blog'da, yanı blog zamanında, yanı son 15 yılda izlememişim. Açıp baktım, bir Rumen filmi ile ilgili bir yazı yok. Varsa yoksa Rumen futbolcular, Romanya Ligi...

Böylece bir ilki gerçekleştirmiş olacağız. O da bir kısa film... Bu arada film de bir futbol muhabbeti ile başlıyor ki, bu da bizden iyi bir not almasını kolaylaştırıyor. Ayrıca 11 dakikalık bir kısa film. Zaten daha önceki yazılarımızda kısa filmlerin artık daha değerli olduğunu belirtmiştik.

Kısa bir film olduğu için, içeriği de kısa tutmakta fayda var. Hatta ilgi çekici konusu nedeniyle, spoiler vermekten korkuyoruz. O nedenle detaylara hiç girmeyeceğiz. Şunu söyleyebiliriz ki, etkili ve güçlü bir 11 dakikamız var.

Her zaman bahsettiğimiz gibi, "Ben olsaydım ne yapardım?" sorusunu sorduran film iyidir ve bu da gayet iyi.

Tuns Ras Si Frezat, Rumence ne demek bilmiyorum. Fakat filmin İngilizce adı Half Shaved. Bir berber koltuğunda, bir yarım tıraş süresi boyunca geçiyor öykümüz. İki eski 'tanıdık' yıllar sonra karşılaşıyor. Aralarında yaşananlar var, ödeşme imkanı var, ikisinden başka kimse yok. Güzel bir atmosfer...

Meraklısı için Vimeo linkini de bırakalım. 

Vimeo'da sadece 298 kez izlenmesi, IMDB'de sadece 129 kişi tarafından oylanması haksızlık. Diğer yandan 2016'da Romanya'nın en iyi kısa filmi seçilmiş. Umarım buradan farkına varıp izleyenler, hakkını verir.

Cumartesi, Ağustos 28

Köstenceli Gelin

"Kendimi Türk insanına yakın hissediyorum, çünkü tanıştıklarımın hepsi gayet arkadaş canlısı. Ne zaman yolumuz kesişse bana sevgilerini sonuna kadar hissettiriyorlar. Türk dizilerini izlemeyi de seviyorum, çünkü kendi kültürümle arada bazı bağlantılar görüyorum. Biz Özcan Deniz hayranı olduğumu söyleyebilirim. Bence o en iyisi. Mesela maçlardan önce kendimi gergin mi hissettim? Hemen bir bölüm İstanbullu Gelin izler ve kafayı boşaltırım."

Simona Halep / Socrates Dergi, Ağustos sayısı

Pazartesi, Ağustos 24

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #6


Tek maçtan yatan kuponların dramatik olması için iki ayrı senaryoya ihtiyaç vardır. Ya en düşük oranlı, yani en güvenilir maçtan yatılacak ya da en son maçtan... Eğer en son maç ise, o maçın sonucunun bir son dakika golüyle değişmesi işe iki kat acı katacaktır.

Serimizin altıncı kuponunda son dakika golü yok. Fakat bir son maç var. Üstelik oynadığımız ve güvendiğimiz takım öne de geçiyor. O maça geleceğiz. Önce diğerleri...

Cuma gününe Romanya ile başladık. Yaklaşık üç haftalık aranın ardından sonra yeni sezona başlayan Romanya'da açılışı Arges ile Botosani yaptı. Botosani'yi biliyorduk ama Arges'in adını ilk defa duyduk. Programda öyle görünce bize yabancı geldi. Meğer eski meşhur kulüplerden Arges Piteşti'ymiş. Uzun zamandır bu seviyede yoktu. Bir ara üçüncü lige kadar düşmüştü. 11 sezon aradan sonra en üst lige geri dönmüş. Hoşgelmiş. Pandemi, kulübe yarmış, kulübün talihini değiştirmiş. Mart ayında liderin 12 puan gerisindeydiler ama takım sayısı arttırılınca lige çıktılar. Bu bilgiler önemli; zira tercihimizi belirleyen faktörlerdi. Geçen sezonu dördüncü sırada bitiren Botosani ile Mart ayından beri maç yapamayan, alt ligden gelmiş bir takımı tartıya koyduğumuzda ağır basan netti. Gerçi maçın son anları bize biraz stres yaşatsa da Botosani deplasmanda 3-2 kazanmasını bildi. 1.75 oran cepte...

Saat 20.00 seansında iki maçımız vardı. Biri Beyaz Rusya'dan, diğeri yeni başlayan bir diğer ligden; Fransa'dan. Beyaz Rusya'da Dinamo Brest - Belshina maçına KG Var tercihimizi yaptık. 53. dakikada işlem tamamlandı. Öte yandan Belshina'nın son dönemdeki çıkışı takdir edilesi. İlerleyen maçlarda bu takımı göz ardı etmemek lazım.

Fransa Ligi'nin açılış maçı ise sanıyorum herkesin beklediği gibi bitti. Bordeux ile Nantes ikilisini programda görenler "Sabaha kadar oynasalar gol olmaz" demiştir. Oranlar da buna işaret ediyordu. Ben biraz daha güvenli olanı tercih ettim ve direkt beraberlik oynadım. Genelde beraberliğin oranı 3.00 olur. Eğer çok dengeli bir maç ise 2.70'e kadar düşebilir.  Fakat bu sefer beraberliğe nazaran oldukça düşük bir oran vardı. 2.55! Yine de fena bir oran değildi. Sadece iki isabetli şutun çekildiği maçta beraberliği de yakaladık ve akşam keyif ve umutla Avrupa Ligi finali için ekranın karşısına kurulduk.

Tercihimi Inter'den yana kullanmıştım. Hatta "Lukaku gol atar" ile Inter galibiyeti arasında çok gidip geldim. Fakat açıkçası maçta çok fazla gol olmayacağını düşünerek Inter galibiyetini tercih ettim. Eğer Inter öne geçerse, canlıdan Sevilla yenilmez tercihine oynayıp kazanmayı garantileyecektim. Daha maçın 5. dakikasında hem  Inter öne geçti, hem de Lukaku gol attı. Gol erken gelince rehavete girdik. "Sevilla yenilmez" seçeneğinin oranının ilerleyen dakikalarda daha da artacağını düşünerek risk aldık. Ne de olsa bir Conte takımı golü bulduktan hemen sonra savunmasında açık verip gol yemezdi! Ama maalesef yedi. 12'de 1-1 oldu, 33'te Sevilla öne geçti. İlk yarı 2-2 bitince biraz rahatladım ama açıkçası maçın Inter'e gelmeyeceğine ikna olmuş gibiydim. Sevilla daha iyi oynadı. Inter çok zorlandı. Gerçi ikinci yarıda Gagliardini ve Lukaku'nun kaçırdığı pozisyonlar çok netti. Sevilla o kadar net pozisyona giremedi. Yine de topu gezdiren, topu kontrol eden ve hatta sahaya iyi yayılan hep Sevilla'ydı. 

Gerçi Diego Carlos'un şutu da auta gidecekti ama Lukaku sağolsun, ayağını uzattı ve kupayı Sevilla'ya gönderdi. Bizim de, yaklaşık 13 oranlı bir kuponumuz daha çöpe gitti. 

Bu arada ilk yarıdaki pozisyonda Diego Carlos'un eli topa gidiyordu... Sağlık olsun.





Pazar, Temmuz 28

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #1



Tıkanan, biraz monotona bağlanan, uzun süre güncellenmeyen, eski ışıltısını kaybeden bloga yeni sezonda bir renk katmak gerekiyordu. Hem az yazıyoruz hem de blog aynı eksende ilerliyordu. Bir yenilik gerekiyordu. O nedenle yeni bir seriye başlıyoruz. Bakalım ne kadar ilerleyeceğiz?
Malum, yeni sezonda bahis dünyasında yenilikler olacak. İhale sonrası beklentiler yüksek. Canlı bahis oyunlarının geleceği söyleniyor. Oranların artacağını da iddia edenler var ama ben bu konuda negatifim. Zira vergi verilen bir ortamda daha yüksek oran biraz zor. Bekleyip göreceğiz. Fakat kesin olan bir nokta var, zaten çok revaçta olan bahis dünyası artık daha da ilgi çekecek. Bu dönemde sık sık kupon verenler, maç yorumlayanlar, hatta karşılaşma esnasında bahis tüyosu verenler çıkacak karşımıza.
Bu blog hiçbir zaman somut bir şeyler kazandıramadı. Kazandırmak gibi bir iddiası da olmadı. Haliyle aynı iddiada yine bulunamazdı. Sizlere kuponlar, maçlar verecek değiliz. Aynı zamanda bu mecra, kendi reklamını yapmaya çalışan bir blog da olmadı. Tamam ara sıra satır aralarında şovlar döndü ama o kadar! O nedenle size tutan kuponları da göstermeyeceğiz. 11 senelik mazisi olan bloğun ruhuna uygun olarak; karşınızda tek maçtan yatan kuponlar…
Herkesin belalısı olan tek maçtan yatan kuponlar benim de çok canım yakıyor. Çok sevdiğim canım sevgilim, bu konuda benim dünyada tek olduğumu sanıyor ama biliyorum ki bu ülkede tek maçtan yattığını saklamayacak yürekli bahisçiler var. O yüzden toplumsal bir yaraya, ortak bir kadere eğileceğiz ve yolumuz burası olacak.
Tam bu kararı vermişken çok şükür bu hafta da tek maçtan yatmayı başardık ve serinin ilk içeriği için çok beklemedik. Kuponu yukarıda görüyorsunuz. Esasında ilk maçtan yattığımız için, yattığımız maçtan da çok büyük beklentimiz olmadığı için derin bir hayal kırıklığımız yok. Fakat ben kuponu yaptıktan sonra uzun bir süre internete giremedim. Ertesi gün TRT’de Real – Atletico maçının tekrarına denk gelince kuponu hatırladım. Geri dönüp baktığımda o kaçınılmaz sonla karşılaştım. İnsan bir anda tek maçtan yattığını görünce, son maçtan yatmış kadar üzülüyor.
Kendim yaptım diye demiyorum ama güzel kupondu. 25 oran çok cazipti. Önce tutanlardan bahsedelim.
Geçen sezon play-out’tan düşen Stuttgart’ın kısa sürede Bundesliga’ya döneceğini tahmin ediyorum. Böyle köklü takımlar uzun süre aşağıda kalmaz, kalsa bile en azından o ilk dönemi zirveye yakın geçirirler. Tabi karşılarındaki takım Hannover de cidiye alınmalı. Üstelik henüz sezonun başında kimin ne oynayacağına dair bir tahminim de yoktu. Fakat birçok lig henüz başlamamışken, hele bir Cuma gününde maç bulmak kolay değil. Sonbahar ve kış aylarında (pazartesi olmadıkça) böyle bir maça kolay kolay oynamam ama bu sefer güvenerek oynadım. Yanılmadım da.
Atletico Madrid’in Real Madrid’i yeneceğinden emin değildim esasında ama oranlar arasında o kadar dengesizlik vardı ki… Bu bir derbi ve aynı zamanda bir hazırlık karşılaşmasıydı. Her an her şey olabilirdi. O nedenle böyle yüksek oranlı bir Atletico galibiyeti yakalamışken kaçırmak istemedim. 7-3 kazandıklarını görmek şaşırttı ama skorun kendisi bile doğru bir yöntem izlediğimizi kanıtladı.
Bir diğer maç da MLS'ten eklendi. New York City, ligin iyi takımlarından. Hatta belki de Los Angeles FC ile beraber en iyi takımı. Onlara özellikle iç sahadaki maçlarında ayrı güveniyorum. Sporting Kansas karşısında kazanacakları kesin gibiydi. Riski arttırdık ve handikap dedik. Yanılmadık. 
Kuponu yatıran maç için 'Ne alaka?' diyebilirsiniz ama Romanya Ligi yakından takip ettiğim bir organizasyon. Nedeni de internetten kolayca izliyor olmam. Maç saatleri de biraz absürd olduğu için genelde Türkiye ve diğer büyük liglerle pek çakışmıyor. Dünyanın bir yerinde maç yokken, Romanya'da bir lig maçı oynanıyor olabilir. O nedenle iki takıma dair geçen sezonlardan kalan bir fikrim vardı. Fakat sonuçta sezon başındayız. Romanya kısır bir lig. Sezonun başında bu tip maçlarda kolay kolay denge bozulmaz diye düşündüm. Esasında Astra’nın daha iyi bir takım olduğunu biliyordum ama sonuçta deplasmandaydı. Voluntari öne geçti, devre 1-1 bitti. Astra ikinci yarıda öne geçti. O süreçte Voluntari bir gol sıkıştırabilirdi. Maçın özetini dahi izlemedim ama son anlarda kaçan müsait bir gol veya direkten dönen bir top beni çok üzer. Asıl üzücü olan ise oranlar arasında çok fark olmamasıydı. Astra galibiyetine oynasaydık 2.20'yi yakalayacaktık. 25 yerine 21 olacaktı. Yani açgözlülükten kaybetmedik.
Sağlık olsun. Açıkçası uzun bir süre benzer orandan bir kuponu buraya taşıyamayız gibi hissediyorum. Serinin ilk parçası yakışıklı bir kupona denk geldi. Fakat daha dramatik kuponlar gelecektir.

Perşembe, Aralık 21

Düşman



Bu yazının devamı gibi bir şey.... Bu haber gerçek mi? o Rumen kız kimi tercih etti? O iş adamı kim? Hatta Galatasaraylı mı? Bunları bilmek en doğal hakkımız...

Cumartesi, Aralık 24

Dikkat



Bu sezon Emre Çolak etkisiyle daha sık Deportivo la Coruna maçı izliyoruz. Emre Çolak da iyi oynuyor ve hemen her ay kulübünden ödül alıyor. Fakat benim özellikle dikkatimi çeken, Rumen forvet Florin Andone oldu.

Son 6 maçta 6 golü var. Asist de yapıyor. Ama istatistikleri pek önemli değil. Zaten sezonun ilk günlerinde rakamları bu kadar iyi değildi. Fakat oynadığı futbol üst düzeyde. Böyle hücumcuları seviyorum. Deparlı, dağıtıcı, güçlü... Üstüne bir de gol atıyor.

İki hafta önceki Real Madrid maçının öne çıkan ismi Joselu'ydu. Ama maçı canlı izleyen herkes için Deportivo adına Andone bir adım öndedir. Mücadelesi, presi, takımını ileriye taşıması, doğru tercihleri, lider karakteri... Üstüne bu hafta da Osasuna maçında golünü attı.

Böyle futbolcu tanıtımlarını sevmiyorum ama bu çocuk hoşumuza gidiyor. 23 yaşında, geçen sezon Cordoba ile 2.Lig'deydi, yazın Euro 2016'da forma giydi. Önü açık, geleceği var, takipteyiz.

Perşembe, Ekim 25

Yağmur Öldürmez İdareci Öldürür






Heyecanımın, tutkumun kaybolduğunu sandığım günlerdeyim. Şampiyonlar Ligi'nde oynanacak kritik maçtan bir gece önce aklıma o maç gelmiyorsa bir şeylerin değiştiğini kabul etmek lazım. Neden böyle olduğunu sorguluyorum, cevap alamıyorum. Acaba Süper Final'deki aşırı yüklenme yüzünden mi? 3 Temmuz süreci? Yaptığım iş yüzünden? Sami Yen'in yıkılması bence en önemli etken ama çoğunluğa göre gerçekçi bir neden değil. Belki de sadece biz değişiyoruz.

Sonuç olarak Süper Final'i saymazsak uzun bir zaman sonra heyecan duyarak maç izledim. Teşekkürler yağmur. Zaten uzun süredir de böyle oturarak maç izlemiyordum. Ya çalışıyordum ya da kalabalık mekanlarda şımarık Galatasaray taraftarının kaprisleri arasında sinirlenerek tat alamaz oluyordum. Davut'ların evine gidip çok rahat bir şekilde maç izleyince tat almak kolay oldu. Gerçi o evde sadece bir galibiyetimin olması düşündürücü, o da Ayhan'ın gol attığı Bucaspor deplasmanı. Sonu kötü biten kabus sezon.

Maç başlayınca gözüken manzara inanılmazdı. 2 sene önce açılan stadyum rezil haldeydi. Werder Bremen maçı, İsviçre- Türkiye maçı... Kötü senaryo da iyi senaryo da akıllara geliyor. Kayıp düşen futbolcular, suya takılan toplar, kirlenen formalar. Taraf olmasaydım çok büyük keyif alırdım. Ama taraf değildim ve bir de üzerine gol yedik. Kaleye şut çekmeden gol attılar. O dakikadan sonra keyif almak ikinci plandaydı.

Kötü kötü düşünceler. İtiraf edelim bir ara "ya 0 puanla bitirirsek" diye düşündüm. Şu maçı 1 puanla bitirmek ise gerçekten çok saçma. Hele sene 2012'yken.




Herkesin söylediğini yazmaya gerek yok ama bu kadar amatörlüğe de gerek yok. Bu iş Özhan Canaydın dönemine denk gelseydi kaos çoktan başlamıştı. Adnan Polat zamanında olsaydı kulüp büyük ihtimalle kongreye giderdi. Sahada kaybedilen puanların sorumluluğunu idarecilere yüklemek doğru değil. Ama bu da sıradan bir puan kaybı değildi. Futbolculara ve hocaya kızamıyoruz. Hakem bile çok iyi maç yönetti. Cluj da oldukça mertçe bir maç oynadı. O yüzden bütün eleştiri oklarının adresi doğal olarak yönetici ve idareci kısmı olacak.

Cluj'dan da bahsetmek gerekir. Ligde kaos yaşıyorlar (dün hocası kovuldu), İstanbul deplasmanına çıkıyorlar, erken dakikada 10 kişi kalıyorlar. Beyaz formalar simsiyah oluyor (bizim 2008 Gençlerbirliği maçı). Saygıyı hak ettiler, iyi mücadele ettiler ama 1 puandan fazlasını da hak etmemişlerdi. Normal bir zeminde, normal şartlarda Cluj'u yeneriz diye tahmin ediyorum. Umarım yeneriz ve heyecan devam eder.

Dün, 90 dakikalığına eski heyecanları yaşadığım içinde mutluyum. Sırf bu yüzden de kaybedilen 2 puana üzülemedim. Romanya'daki maçı hafif hafif düşünmeye başladım bile...