ümraniyespor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ümraniyespor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ocak 27

Semt Stadyumları Onurumuzdur

Jorge Jesus'un Ümraniyespor maçı öncesi yaptığı açıklama gündem olmuştu. Çoğu kişi Portekizli teknik direktöre tepki de gösterdi. Aynı konuya değineceğiz ama benzer cümlelerden kaçınacağız.

Derdimiz bir şampiyonluk yarışı esnasında oluşan gündemden beslenmek değil. Jorge Jesus da değil. Jorge Jesus'un söylediklerini başka bir takımın teknik direktörü söyleseydi başka tepkilerin olacağını biliyoruz. Türk bir teknik direktör söyleseydi, o da bu kadar sert karşılaşmazdı, en azından "Sen git önce Portekiz'in sahalarına bak" denmezdi. Yani o bulanık su, biraz tehlikeli; girmeyeceğiz.

Biliyoruz ki; aslında kimse Ümraniyespor'un stadını pek sevmiyor. Oraya gitmek istemiyor. Zaten esas meselemiz de bu. Jorge Jesus herkesin düşündüğünü söyledi. Sonuna kadar haksızdı. Fakat sözleri bu kadar peki çekmeyebilirdi, zira en büyük hatayı zamanlamada yaptı. Ligde geriye düşen ve kötü oynamaya başlayan bir takımın teknik direktörü olarak bu tip açıklamalar yaptığınızda kolay kolay destek bulamazsınız. Hatta taraftarlarınız bile sizle aynı görüşte olsa dahi sizi pek desteklemek istemez.

Jesus'un konusunu geçirdiği saha hakkındaki birikimi de minimum düzeyde olunca tartışma kaçınılmaz oldu. Zaten maç günü stadın zeminin birçok Süper Lig takımından daha iyi olduğunu gördük. Oysa esas mesele Ümraniyespor'un stadının 'çirkin' olmasıydı.

Bizim için değil tabi. Ya da sadece Jorge Jesus için de değil. Hepimiz biliyoruz ki; yeni Türkiye'de toplumsal algılar, ortak değerler, beğeniler değişti. Dünya da bu süreçte bize yardımcı olmadı. Güzellik, kalite gibi kavramlara bakışımız değişti. Daha da doğrusu tek tipleşti.

Herkes takımının Barcelona gibi oynamasını istiyor. Hatta rakibinin de benzer şekilde (ama daha yetersiz) oynamasını istiyor. Herkes tüm maçların Premier Lig temposunda olmasını istiyor. Herkes kusursuz futbolcuların, kusursuz teknik direktörlerin takımlarında yer almasını istiyor. Stadyumlar da aynı taleplerin doğrultusunda ilerliyor.

Eskiden Türkiye'de, çoğunun ismi Atatürk olan ama cismi birbirinden farklı onlarca stadyum vardı. Her stadyumun ayrı bir havası, ayrı bir ruhu bulunurdu. Tribünleri farklıydı, girişleri çıkışları farklıydı. Bu durum, bir yandan çeşitlilik katarken, bir yandan da 'deplasman' sertliğini veriyordu. Senede bir kez gittiğiniz, benzeri olmayan stadyumlar... Oralarda oynamak kolay değildi.

Sonrasında, o stadyumların hemen hepsi değişti. En azından şehir stadyumları bir furya halinde dönüştü. Değişirken, değişik tarafları da kalmadı. Hemen hepsi birbirine benzedi. Televizyonda izlerken farkı anlamayacağınız stadyumlar... Sivas'taki ile İstanbul'daki stadın arasında fark kalmadı. Tekdüzelik futbol ortamına hakim oldu. Tribünü, çatısı, kamera açısı... Her şey aynı artık. Sadece zeminler farklı. Biri güzel, biri kötü, diğeri idare eder. Standart olması gereken yerde standart sağlanamadı, en gerekmeyen noktalarda tek tiplik yaratıldı.

Böyle bir zamanda Ümraniyespor'un stadı çöldeki vaha gibi. Hatta, kelimenin tam anlamıyla çöldeki bir stadyum gibi. Etrafı ıssız, açık, keçilerin otladığı bir yere kourulmuş. Bunun nesi kötü peki? Zemini güzelse, soyunma odaları insani şartlardaysa, tribüne girişler çıkışlar sağlıklıysa stadyumun yerinin veya kapasitesinin ne önemi var?

Modern stadyumlar inşa edilmeye başladığında onlar da bir renkti. Ne de olsa farklıydı. Görkemliydi. Göz alıcıydı. Heyecan vericiydi. Fakat bu sıfatların elde etme nedeni de tek (veya az) olmalarıydı. Şimdi ise her yerdeler. Onlarca var. Farkları kalmadı, güzellikleri söndü.

Oysa rekabetin güzel ve zor taraflarından biri şartların farklılaşmasında yatar. 

Biraz daha açalım. Çoğu stadyum artık çatılarla kapanıyor. Tabi ki zemini korumak önemli bir mesele; oyuncu sağlığı önemli. İşin o kısmını ihmal edemeyiz. Fakat futbol da bir açık hava sporu. Yağmuru, rüzgarı engellemenin ne gereği var? Bir stadyum çok rüzgar alıyormuş! Eeee. Olabilir. Futbol açık havada oynanır ve bazen şehirde fırtına çıkabilir. Doğada bunlar var. Futbolun doğasında da doğa var. Çimin üzerinden oynanan bir oyunun rüzgardan yağmurdan sakınmaması lazım. Bu basketbol değil ki?

Bir zamanlar tribünler "Yağmurlu bir günde görmüştüm seni" diye bağırırdı takımlarına. Şimdi yağmurlu bir gün olup olmadığını fark etmediğimiz, beraber ıslanmadığımız zamanlar yaşıyoruz.

Sırf bu 'küçük stadyum' beğenmezliği yüzünden Türkiye Kupası'nın statüsü değişti. Artık Bartın'a giden Galatasaray'ı, Niğde'de oynayan Beşiktaş'ı göremiyoruz. Niğde ve Bartın'ın takımları İstanbul'a gelip figüran olup dönüyorlar.

Ümraniyespor da Süper Lig'in figüranı olacaktı. Sezon başında Olimpiyat Stadı'nda oynuyordu maçlarını. Karagümrük gibi... İstanbul'un takımı sayısı attıkça birbirinin aynı maç hikayeleri de artıyordu. Yani hepsi birbirinin aynı maçlar. Stad aynı atmosfer aynı, sadece isimler değişik. Oysa Ümraniye'ye gitmek, sezon içinde 3-4 kere Olimpiyat Stadı ziyareti yapmaktan daha ilgi çekici, heyecanlı ve biraz da gizemli olurdu.

Bu tartışmanın burada kapanmayacağına eminim. Yarın Eyüpspor, Pendikspor gibi takımlar da lige yükselecek. Bodrumspor yükselince maçlarını 109 km uzaklıktaki Muğla'da mı oynayacak acaba? Keçiörengücü'nün stadı yerine Eryaman'a mı gidilecek? Cevapları bilmiyorum ama şundan eminiz; o zaman da bu tartışmalar harlanacak.

Yani konunun Jorge Jesus ile alakası yok. O sadece bir özne. Belki seneye burada olmayacak bile. Fakat biz bu tartışmaya devam edeceğiz. İşte ben de o zamanlar için, fikrimi şimdiden belirteyim.

Küçük semt stadyumlarına dokunmayın... Bırakınız oynasınlar, bırakınız konuk etsinler...

Yeter ki zeminleri düzgün olsun, soyunma odasında sıcak suyu aksın...

Perşembe, Aralık 19

Tek Maçtan Yatan Kuponlar #3


Biz bir seriye başlayalım dedik ya; hemen ardından canlı bahis geldi, minimum maç sayısı düştü. Haliyle tek maçtan yatmanın dramı azaldı. Zira dört maçlık kuponda tek maçtan yatınca illa karşınızdan "Kardeşim sen de o kadar maça oynama!" tepkisi geliyor. Haksız da değiller. Zaten bizim de oynadığımız kuponlardaki maç sayıları düştü. O yüzden hızlı başladığımız seriye uzun bir ara verdik. Yine de zaman zaman dört maçlı kuponlar yapıyoruz ve sıkça tek maçtan yatıyoruz.

Bu haftanın yatan kuponu oldukça çok can sıkıcıydı. Bu sefer Bilyoner'de oynamadık ve bayiden kuponumuzu yaptık. Yukarıda görüyorsunuz. Yaklaşık 12 oran var. Fena değil. 

Pazar gününün gündüz seansında Türkiye'de oynanan maçlardan bir dörtlü kupon yaptık. İlk üçü aynı saatte başladı. Keçiörengücü - Hatayspor maçı tam beklediğimiz gibi ilerledi. Yüreğimiz yetseydi 0-1 gol bile oynardık ama 2.5 gol altı ile yetindik. Keçiörengücü kendi sahasında çok zor yenilen, çok zor gol yiyen bir takım. Hatayspor'a gol atmak da kolay değil. İki takım da çok sabırlı. Kıran kırana bir maç olacaktı. Atan kazanır tadında bir maçtı ve lider Hatayspor galibiyete bir adım daha da yakındı. Öyle de oldu. 90 dakika golsüz bitecekken son dakikada Bokila bir gol attı ve Hatayaspor üç puana ızandı.

Diğer maçta Ümraniyespor, Osmanlıspor'u 1-0 yendi. Osmanlıspor zaman zaman bazı takımlara zorluk çıkaracaktır ama artık büyük resimde onların artık eridiğini görüyoruz. Zamanla tarihin tozlu sayfalarına karışacak gibiler. Aynı cenahın yeni takımı Ümraniyespor sezona sallantılı başlasa da son dönemde biraz toparladı gibi. En azından sezonun devamında kendi sahasında kolay kolay yenilmeyecektir. Osmanlıspor'u rahat yenerler diye düşündük ama o kadar da rahat olmadı. Penaltı golüyle kazanabildiler. Yine de istediğimiz oranı aldık. Az kalsın handikaplı galibiyetli oynayacaktık. İyi ki oynamamışız demek isterdik ama kuponun tek maçtan yatması daha kötü oldu!

Gaziantep FK - Kayserispor maçının favorisi ev sahibiydi. Her ne kadar hiç beğenmesem de bu sezon fena puanlar toplamadılar. Kendi sahalarında da Kayserispor'u yenebilirlerdi. Fakat oranları çok düşüktü. 1.42'lik galibiyet oranının riskine girmek istemedik. 2.5 gol altı ise 1.90'a kadar çıkmıştı. Gaziantep maçlarının çok gollü geçmesi, Kayserispor'un da çok gol yemesi oranın artmasına neden oldu herhalde. Fakat aslında iki takımın oyun yapısını düşününce 2.5 gol üstü pozisyon bile olmayabilirdi. Gaziantep, topu alınca hiç üretemediğini Galatasaray karşısında çok net göstermişti. Onların aradıkları; boş alanlar ve o alanlara sarkan Twumasi, Kayode, Güray gibi oyuncular. Kayserispor deplasmana bir puan için geleceğinden, rakibine o alanları vermezdi. Bülent Uygun oyunu sıkıştırmak adına her şeyi yaptırırdı. Zaten gol de atabilecek bir takım değil. O zaman 2.5 gol altı oynanırdı.

Gerçekten de maç beklediğimiz gibi ilerledi. 65 dakika boyunca gol olmadı. 67'de Kayserispor'un bir anlık hatasından Güray Vural golü attı. Olabilir; sorun değildi. Gaziantep şimdi geriye yaslanırdı, Kayserispor'da gol atamazdı. Fakat ne olduysa golden sonra oldu. Eski takımına gol atan Güray, gol sevincini yaşamak için Kayserispor taraftarlarının önüne gitti. Ortalık karıştı. İki takım oyuncuları birbirine girdi. Hakem Özgür Yankaya kartlar çıkardı. Tribüne yollananlar oldu. Sinirler gerildi. Oyun uzun bir süre durdu. Konsantrasyon bozuldu. Ve maç başladıktan hemen sonra inanılmaz bir şekilde Gaziantep ikinci golü attı. İki dakikada 2-0! Bir anda sınıra dayandık.

Yine de 20 dakika iyi dayandık. Gol olmadı. Son dakikaya kadar geldik. Ve yine pozisyon yokken, tehlike yokken olmayacak bir şey oldu ve Djedje, saçma sapan bir penaltı yaptırdı. Hakem Yankaya penaltıyı vermese bir şey demezdik. Ama biz 2.5 gol altı oynadığımız için o penaltı verilecekti!

Daha da kötüsü penaltı az daha çıkarılıyordu. Kayode topa vurdu, Lung topu koltuk altından kaçırdı. Dakika 90+3! Skor 3-0...

En üzüldüğüm yatan kuponlar, içinde beraberlik olanlardır. Dördüncü maçımız Balıkesirspor - Akhisarspor maçıydı. Keşke onda da yatsaydık da bu kadar üzülmeseydik. Fakat  bildik. Her ne kadar Çifte Şans'ta Akhisar galibiyetini önersem de iki gün sonrasında kararımı değiştirdim ve beraberliğe oynadım. Karşılaşma 0-0 sona erdi, puanlar paylaşıldı. Bizimse elimiz boş kaldı...



Cuma, Mayıs 11

Kim Gelsin?


Rizespor ve Ankaragücü'nden sonra Süper Lig'e yükselecek son takım 10 gün içinde belli olacak. Siz bu satırları okuduğunuzda büyük ihtimalle yarı finallerin ilk maçları sona erecek. Yine de biz gönlümüzden ve aklımızdan geçenleri yazalım.

Boluspor, Ümraniyespor, Gazişehir ve BB Erzurumspor dört adayımız. Şahsi olarak hiçbir takıma yakınlığım yok. Fakat bazılarına çok uzağım. İktidarın son projesi Ümraniyespor bunlardan biri. Son dönemde üst üste lig atladılar ve 1.Lig'deki daha ilk sezondan play-off'a kaldılar. Ne İstanbul BB Spor gibi geniş bir çatısı var ne Kasımpaşa gibi köklü bir tarihi... Üstelik bu sezon lehlerine yapılan hakem hatalarıyla da sempati toplama şanslarını da kaçırdılar. Oldukça da sıkıcı bir futbol oynuyorlar. Çoğu maçı 1-0'la kazandılar. 17 galibiyetin 7 tanesini 1-0, 10 tanesini tek farkla kazandılar.  Zaten diğer yedi galibiyeti de ligin son dört sırasında yer alan takımlardan aldılar. Teknik direktörleri Bayram Bektaş, henüz kalitesini ispat edemedi. Yaşının gençliğine verebiliriz bu durumu. Zaten Süper Lig'de beş tane İstanbul takımı var, altıncısını istemeye gerek yok.

Bir diğer istemediğim takım Gazişehir.. Bu takım eskiden Gaziantep BB Spor'du. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi de eskiden CHP'ye aitti. Celal Doğan'ın Gaziantepspor'a altyapı oluşturma isteğinin ürünüydü. 2004'e kadar bu şekilde devam ettiler. Daha sonra 2004'te AKP'den Asım Güzelbey seçilince takım daha yarışmacı bir kimliğe büründü ama yine de kendi yağında kavrulan bir ekipti. Süper Lig'den genç oyuncuları kiralayıp, çok fazla yabancı oyuncu oynatmazlardı. Sert ve enerjik bir futbolları vardı. Üst sıraları pek zorlamaz ama yukarıdaki her takıma çelme takarlardı. Mesela Karşıyaka çok çekmişti onlardan. Küme düşme tehlikesi de pek yaşamadılar. Sonra Fatma Şahin yönetiminde yeni Türkiye'nin gelişimine ayak uydurdular. Hem isimleri hem karakterleri değişti. Yıldız oyuncuları yüksek paralarla kulübe getirdiler. Üretim yok edildi, tüketime kapılar açıldı. Kimya o kadar uymadı ki geçen sezon az kalsın küme düşüyorlardı. Bu sezon ise Süper Lig kapısındalar. Öte yandan şehrin bir diğer takımı ve asıl kulübü Gaziantepspor'un kasası boşaltıldı, oyuncuları yalnız kaldı, taraftarı unutuldu. Böyle bir durumdayken Süper Lig'i ve Anadolu futbolunu seven biri Gazişehir'in başarılı olmasını istemez. Biz de istemiyoruz.

Geriye iki takım kalıyor. En çok istediğim Boluspor. 90'ların başında hayal meyal Süper Lig'de hatırlıyorum onları. Zor deplasmandı. Kar yağardı. Sonra küme düştü, gözlerden uzak kaldı. 2007'den beri bu ligdeler. Bu ligin tüm kahrını çektiler. Play-off da kaybettiler, ligden düşmekten son hafta kaçmayı da başardılar. Açıkçası takıma bir sempatim yok. Nötr yani. Fakat bu kadar kıdemden sonra artık Süper Lig'e çıksınlar. Çok beklediler, çok çektiler. Hak ettiler. Hatta direkt ilk ikiden bile çıkabilirlerdi ama Fuat Çapa'ya çok şans verdiler. İlk 10 haftada sadece iki galibiyet alabilmişlerdi. O sayı üç veya dört olsa şu an Süper Lig kutlamaları yapılıyordu. Geç olsun güç olmasın, Ümraniye ve Gazişehir'in olduğu yerde onlar çıksın.

Diğer takım ise BB Erzurumspor. Erzurum kentinin bizde uyandırdığı hissiyat olumsuz. Belediye desteğini alınca gümbür gümbür çıkmalarını istemeyiz. Zaten lige yeni çıkan bir takım; ne gerek var. Biraz burada darbe alsın, büyüsün, gelişsin, sonra güçlü bir şekilde çıkar. O nedenle, en azından şimdi istemem çıkmasını. Fakat Süper Lig için renktir. Zor deplasmandır. Rakım yüksektir, hava soğuktur. Çatır çatır maçlara neden olurlar. Bir de en önemlisi; teknik direktörleri Mehmet Altıparmak, sevdiğimiz biridir. Kartalspor en güzel günlerini onunla yaşadı. İnsan başarılı olmasını istiyor. Hakkı verilemeyen teknik direktörlerdendir. Onun etkisiyle ikinci sıramda Erzurumspor var. 

Kısacası olabilecek en kötü şey Ümraniyespor - Gazişehir finali olur. Umarım olmaz. Bursa'daki Boluspor - Erzurumspor finalini de rahat rahat izleriz. Yine de iyi olan kazansın...