doksanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doksanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Eylül 13

Eski Bir Kral


Sade formalar, tutkulu santrforlar, fotoğraftaki silik lekeler... Eskiler ve onların kralları güzeldi...

Çarşamba, Kasım 20

Tabuları Yıkanlar






Eskiden, internet yokken, televizyon kanalları belli bir seviyedeyken, her şey ortada değilken, daha güzel konuları tartışıyorduk sanki. Veya biz küçüktük ve o yüzden tartışma konularımız daha farklıydı.

2000 öncesi hayatımın en önemli tartışmalarından biri; Okocha'nın kırmızı kramponları mı yoksa Sergen'in beyaz kramponları mı? Tartışma gibi tartışma. Resmen tabuları yıkmışlardı. Farklı renk krampon mümkün değildi sanki. Bugün çok övülen doksanların, o zamanki renksizliğini yıkıyorlardı aslında. 2000'lerin gelişini müjdeliyorlardı. Bu sayede bütün çocuklar kırmızı veya beyaz krampon satın almıştı. Hatta sarı, mavi vs bile alan vardı...




Gerçi biz Hagi'den yana tavır koyuyorduk o yıllarda ve klasik siyahtan vazgeçmiyorduk. Ama zaman geçtikçe beyaz krampona gönül kaydı. 

Aslında üç futbolcu için de doğru belirlenmiş renklerdi. Hagi gibi "eski toprak" bir adam siyah kramponla, dikkat çekmeden, gösteriş yapmamak için sahaya çıkar, farkını öyle ortaya koyardı.

Aynı zamanda rap söyleyen, renkli karakter olan, TC olup Muhammed adını alan Okocha için göze çarpan kırmızı krampon en uygunuydu. Zaten o zamanlar Kadıköy'de kırmızı giymek de tepki çekmiyordu.

Saf yetenek, temiz zeka, beyaz, Sergen Yalçın. Ama en çabuk da kirlenen o oluyordu....

Güzel yıllardı, büyük topçulardı...


Perşembe, Şubat 9

Rekabet

Çocukluğumda abimin dönem ödevi muhabbeti varken farketmiştim bu rekabeti. Gazeteler arasındaki ansiklopedi rekabeti...

Milliyet Büyük Larousse vermişti. Kağıdı 1.hamur baskıydı. Hürriyet'in cevabı Temel Britannica olmuştu. Kabı kırmızı, Temel Britannica yazısı sarı olduğu için mesafeliydim ama biz kuponla onu almıştık. Sabah ise Meydan Larousse vermişti. Meydan Larousse çok kalındı, kağıdı samandı. Hürriyet Ana Britannica ile noktayı koymuştu bu rekabete. Rahmetli dedemler Ana Britannica almıştı. Öyle böyle değildi ansiklopedi çılgınlığı. Kısa süre içinde yerini tencere-tava rekabetine bırakmıştı. Bizde bir de Gelişim Hachette vardı ama hangi gazete vermişti hatırlayamadım.

Bir de Fotomaç gazetesi sırayla 4 büyüklerin iskambil kağıtlarını vermişti. Arkasında takım posteri vardı. Bizde Engin, Mecnur, Pingel, Toprak, Tayfur Havutçu falan vardı o posterde. Bu da alakasız bir yazı oldu.

Perşembe, Eylül 1

Hagi > Yeniler


Hayat 90'lardan sonra tamamen tüketmek üzerine kurulmaya başlandı.... Bunları saklamamızı istemiyorlar. Çünkü bunların yerlerine yenileri gelecek. Ve yeni gelenlerin hiçbiri bunlardan iyi olmayacak. Bize kötüyü sunuyorlar. Çünkü güzel şeylerin farkına varmayalım istiyorlar.

Sol taraftaki postere dikiz. Video burada. 3.35'ten sonra.

Doksanlar ayrı bir yazı konusu, Ekşi Sözlük gazıyla gereğinden fazla abartıldığını düşünüyorum. Yok yani biz de yaşadık o günleri, az çok biliyoruz, hatırlıyoruz.

Pazar, Şubat 22

83


Koca tugayda internet yasaklı olduğu icin carsidaki altin saatleri internet cafelerde harcıyorum. Varsın olsun, büyük ihtiyaç internet. Cafe'de Ebru Gündeş çalıyor... 90'larda Fırtınalar'dan, Deli Divane'ye kadar her albümünü aldığım, o salak dizilerini hayranlıkla seyrettigim hatun... Bu kadar futbol yazısının üstüne sıçmış gibi olacağım ama kafa farklı çalışıyor işte, futboldan bu kadar uzak kaldığım başka bir dönem olmamıştı. Fenerbahçe 1-0 mağlup, ama kafa başka yerde, kalan 83 günde... Şarkı sırnaşık sevgilim... Saçma bir klibi vardı ama Ebru Gündeş'in çıtır zamanlarıydı, ilgiyle izlerdim... Sözler Hakkı Yalçın'a ait... Evet, bildiğimiz Hakkı Yalçın, Fotomaç yazarı olan...
***
seninle ne güzel anlaşıyorduk
dertleri sevinci paylaşıyorduk
ne alemi vardı, beni aldatmanın
gül gibi geçinip biz gidiyorduk
***
şimdi sen benimle sakın uğraşma
aşk bitti diyorum, bana sırnaşma
arkamdan çok fazla konuşuyorsun
sırnaşık sevgilim canımı sıkma
***
gel beni kendine hiç bulaştırma
o defteri açıp çok karıştırma
seviyorum deyip, beni çıldırtma
sırnaşık sevgilim canımı sıkma
***
şimdi sen benimle sakın uğraşma
aşk bitti diyorum bana sırnaşma
arkamdan çok fazla konuşuyorsun
sırnaşık sevgilim canımı sıkma

Pazartesi, Aralık 22

Doksanlı Yılların Sonu Gibi


Dün bir derbi daha yaşadık. Galatasaray 4-2 yendi Beşiktaş'ı.Bilet sorunu nedeniyle maçı arkadaşlarımla televziyondan izledim. İki sene öncesine kadar Sami Yen'deki her maça elindeki kombinelerle giden 4 kişi bir evin salonuna hapsolmuştuk. Bize eşlik eden bir de Fenerbahçeli dostumuz vardı. Bu derbi ekran başındaydık tadını tam alamadık ama canımız sağolsun.Şimdi herkes sabah-akşam maçın analizini yapar,hakem konuşur. Ben hiç girmek istemiyorum buna.Ben daha farklı birşey yazmak istiyorum.

Bizim kuşak için derbiler doksanlarda başlar. Ondan öncesini hiç hatırlamayız. Benim tam anlamıyla hatırladığım ilk sezon 1992-93tür. Ondan önce oynanmış olan maçlar hayal meyal aklımda.Eski maçları hatırlayınca 21.yüzyıl derbileri ile 90ların daha farklı olduğunu zannediyorum.Belki bizim çocukluk-gençlik farklılığımızdan böyle hissediyorum,bilemiyorum.O iki dönemi ayıran sezon da, burada sıkça "efsane" diye adlandırdığımız 2000-2001 sezonudur bence. Peki bu ayrımı neye dayanarak yapıyorum?

Aslında tam somut bir cevap veremem. Ben de bu sabahtan beri düşünüyorum bunun cevabını. Yani farklar ortada, ama sebepler belirsiz. İyi bir inceleme yapmak lazım. Farklara dönelim hemen. O derbiler daha gollüydü öncelikle.Özellikle 2-2 ve 3-2 biten çok derbi hatırlarım.Ve çoğu derbide hava yağmurlu, saha çamurlu olurdu. Hırslı topçular birbirine sert girer. Kartlar çıkar. Formaların renkleri belli olmaz maçın sonunda. Yıldız topçular bütün bir sezon yatsa bile bu maçta sahneye çıkar. Atkinson, Amokachi gibi yabancılar hala derbiler sayesinde hatırlanır.

Tribünler muazzam olur. Her ne kadar o yıllarda yaş haddinden maçlara gidemesek de, ekrandan anlıyorduk. Üstelik Türk tribün tarihi için yeni bir dönemdir. Derbilerde tribünlerin yarı yarıya olma dönemi son bulmuştur. Belki de bu sebepten, dışarda kapalıyı kapma mücadelesi olmadığı için stadyum içinde tam randımanla oynar tribünler. Ama o zaman da bu yıllardaki sönüklüğün nedeni akla takılabilir.

Şimdiki derbiler daha az tempolu,daha yavaş, az gollü,topçu kavgası,gerginliği olmadan geçiyor.Bu farkın nedenleri için üç tane tezim var acaba hangisi doğrudur ya da doğru mudur, çok düşünmekteyim.

Öncelikli faktör TSYD Kupası. Bu turnuvayı sonlandıran insan bunu cevabını ahirette versin. Bir gelenek sonlandı. Neyse, dönelim konuya. O yıllarda 3 büyük TSYD oynayarak sezonu açardı. Kimi yenilir,hezimet yaşar, kimi sezona kupayla başlardı. Yenilen camialar takımdan hesap sormaya hazırlanırken 5-6 hafta sonra intikam maçı gelir. Topçunun,takımın kendini affetirme maçı. Yen derbiyi unut dertleri.Kazanan için de durum değişmez. Form düşüklüğü olmadığını,sezona umutla devem edileceğini göstermek zorundasın. O yüzden "bu maçı alacaksın başka yolu yok."

İkinci faktör Galatasaray'ın ligi domine etmesi. Şampiyonluk zora girince,sezon kaybedilince yine yukarda yazılı olan kural devreye girer. Sezonu unutturmak için kazan derbiyi. Lig şampiyonu olamıyorsan derbi şampiyonu ol.Kupa almaya hasret camialar, bir teselli alma uğraşı içine giriyorlar.

Üçüncü faktör, şu anda her puanın değerli olması.Belki şu an evsahbi takımın derbide berabere kalması bile kötü bir sonuç sayılıyor olabilir, deplasmandan puanla dönen büyük zafer elde etmiş gözükebilir. Ama sanki derbilerde "lig uzun maraton, derbiden kazasız belasız çıkalım,fazla açılmayalım,yenemiyorsak yenilmeyelim" taktikleri işliyor artık. Bu da hücüm yapmayı angarya olarak gören takımların çarpışmasını izlememize neden oluyor. Bundan rahatsız mıyız? Ben şahsen değilim,derbi derbidir.
Neyse ne aslında, çok fazla da irdelememek lazım. Altından kalkamayız, derbileri anlamanın zor olduğunu "derbilerin favorsi olmaz"dan iyi biliriz.Ama şu bir gerçek ki, dünkü derbi 1990lı yılların son yarısındaki derbilerere daha çok benziyordu. Skoruyla,tribünüyle, temposuyla,yağmuruyla,atmosferiyle. Allah nice derbileri yerinde izlemeyi nasip etsin bizlere.


Çarşamba, Kasım 5

Zamanı geri sarsam...

Popstar'daki halini falan geçelim, Ebru Gündeş ne de güzeldi eskiden... Her albüme bir dizi yapardı, zayıf, hoş bir hatundu. Baskın mimikleri vardı, hala var, ama antipatik...
***
Parreira zamanı, Uche ile Högh'ün önünde Kemalettin'in takıldığı günler, ilkokul 5'teyim, Fenerbahçe hababam futbolu oynuyor diye eleştiriliyor ama ligde de iyi gidiyordu. O zamanlar, Ebru Gündeş fırtına gibi esiyordu magazin dünyasında. Hoş, o zamanlar bir magazin dünyası yoktu, Televole'de bile Hakan Şükür fıkra anlatır, Saffet Sancaklı ise Sergen Yalçın'ın kulaklarıyla dalga geçerdi. Öyle günlerdi... Ebru Gündeş'in bu zamanlardan aklımda kalan ve hemen herkesin de aklına gelecek iki klibi kuşkusuz Sevme Yanarsın ve Fırtınalar şarkısına çektiği kliplerdi. Sevme Yanarsın'da keltoş bir taksiciye aşık oluyordu Ebru, annesi rolünde Gamze Gözalan vardı ki, Baskül Ailesi'nin Fidan'ı, ya da Çiçek Dilligil Öztoprak olmayanı dersek herkes hatırlar. Ayrıca kendisini Bücür Cadı dizisinden de hatırlayabiliriz, ama hatırlatabilir miyiz bilmiyorum, o diziyi de bizden başka izlemiş olan var mıdır, izlemişiz, tarihe acı bir not olarak düşmek lazım sanırım. Gamze Gözalan-Ebru Gündeş ortaklığı, Fırtınalar dizisinde de vardı, orada Ebru Gündeş'in konservatuardan arkadaşını canlandırıyordu, doğumgününde şarkı söylemesi için Ebru Gündeş'e baskı yapmışlığı da vardı bu karakterin. Aynı yıllarda farklı projelerde Ebru'nun hem annesini hem de arkadaşını canlandırdığından üzerinde durmaya değer sanırım...
***
Sevme Yanarsın klibi, evet çok kötü bir kliptir. Ebru Gündeş'in oyunculuğu vasattır klipte, bir Sırnaşık Sevgilim klibindeki jestleri burada göremiyoruz. Ancak o zamanlar ağzım açık izliyordum. Hatta başıma bir iş gelmeyecekse itiraf edeyim, Ebru Gündeş'e aşıktım o zamanlar... Klip, Ebru Gündeş'in aşkının hüsranla sonuçlanması ve annesinin evine tıpış tıpış dönmesiyle son bulurken, anne sözünün dinlenmesi gerektiğini pompalay zihinlere.
***
Fırtınalar klibinde ise karmaşık ilişkiler yumağı söz konusudur. Ebru sevgilisini aldatıyordur, yalnız uğruna sevgilisini aldattığı adamın da bir sevgilisi vardır. Bu adam zibidinin önde gideniydi diye hatırlıyorum. Bir kere uzun saçlıydı veuzun saçlı olmak o zamanlar zibidilikti. Klibin sonunda bunlar oto yıkamacıda karşılaşırlar ki şu anlaşılır, meğerse Ebru'nun fingirdeştiği zibidinin kız arkadaşı Ebru'nun da arkadaşıdır. Bunun üzerine Ebru da kürkçü dükkanına geri döner. Bu klipte dikkat edilmesi gereken bir kaç nokta var, sıralayayım. Birincisi kliplerdeki arabalar aşmıştır, ikincisi Ebru'nun üzerindeki siyahlı beyazlı kıyafet ilginçtir, bugün biri giyse gülerim, ancak o zamanlar hayranlıkla izliyordum. Diğer bir nokta ise Ebru'nun erkek arkadaşıdır. Bu adamda fena halde bir Hırvat forvet havası vardı...

Fırtınalar dizisi Ebru Gündeş'in ilk ciddi oyunculuk denemesiydi. Kerem Alışık ile başrolü paylaşıyordu, dizide Senem Hakkı ve Oylum Öktem gibi genç isimlerin yanında Güzin Özyağcılar ve Erol Taş gibi tecrübeli oyuncular da vardı. Yalnız diziye can veren karakter Gönül Cebeci'ydi, hakkını verelim. Daha sonra her albüme bir dizi dönemi başladı, Deli Divane'de Gökhan Arsoy, klibinde Uche'nin oynadığı Sen Allah'ın bir Lütfusun şarkısının dizi versiyonunda ise Tolga Savacı ile başrolü paylaşmıştı. Bu dönemlerde Sevme Yanarsın gibi enkaz kliplerin yerini Sırnaşık Sevgilim gibi nispeten daha iyi klipler almıştı. Belki de klipler hala kötüydü ancak Ebru Gündeş güzelleşmişti... Belki de bir nesli böyle uyuttular... Belki de Arsenal maçı öncesinde böyle alakasız bir post girerek ben kafamı boşaltayım dedim, bilemiyorum.