wesley sneijder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
wesley sneijder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Eylül 27

Tercüman Dili



Hem bir fotoğraf karesiyle yola çıkmayı sevmiyorum, hem de insanların yaptıkları işlerini dışarıdan eleştirmekten hoşlanmıyorum. Fakat böyle bir kare bulunca dayanamadım. İşin biraz da şakası aslında..

Mert Çetin, yaklaşık 5 senedir kulübün içinde. Tercümanlığı özellikle Rijkaard döneminde çok tartışılmıştı. Kesin biz de dönemin çılgınlığına kapılarak sert yazmışızdır. O dönem camianın geneli o kadar tutkuluydu ki, tutkudan sağlıklı düşünemiyorduk. 

Çetin kulüpte kaldı. Onu devamlı yabancı oyuncuların yanında gördük. Eskisi kadar eleştirilmese de, ilk intiba önemlidir düsturundan beslenerek hep soru işaretlerine sebep oldu. Cümleleri yumuşattığı iddiası ona karşı yönelitlen eleştirilerin birinci sırasında yer aldı.

Şimdi de öyle bir fotoğraf karşımıza çıkıyor ki, o iddiaya hizmet etmekten başka bir işe yaramıyor neredeyse.... Sneijder, hakkında çıkan haberlere çok kızmış, maç çıkışında muhabirlere uyarı mahiyetinde cümleler kullanıyor. Ne kadar sert olduğunu bilmiyorum ama fotoğrafta biraz agresif gözüküyor. Parmak havada, bakışlar sert.

Mert Çetin ise hemen yanında. Onun cümlelerini tercüme etmiyor da olabilir ama duruşundan bunu düşünmek doğal hale geliyor. Fakat vücut dilinde bir fark var. Sneijder gibi değil. Daha yumuşak ve uzlaşmacı bir tavır var.

Yani işin aslı, sanki şöyle bir durum var:

Sneijder: Akıllı olun oğlum, Bir daha yakalarsam affetmem ağzınızı burnuzu kırarım.
Mert: Beyler lütfen bir daha olmasın, rica ediyorum.. 

Cumartesi, Mart 2

Tatile Yollayan Hoca


Teknik direktör eleştirmek kolay iş. "Bunu niye oynatmadın, bu sistemle niye çıktın..." 

Teknik direktörülüğü sadece saha dizilişleri ve oyuncu değişiklikleri ile değerlendirmek çok büyük eğlence ama bir o kadar da bu oyunun en büyük yanılgısı. Aslında iyi bir teknik adamın en önemli özelliği; futbol bilmek (nasıl oluyorsa) değil, insan ruhundan anlamasıdır. Mourinho ile çalışan Sneijder anlatıyor:

"Mourinho bana bir keresinde, yorgun göründüğümü ve bir kaç gün ailemle beraber dinlenmek üzere güneşlenmye gitmemi söylemişti. Kariyerim boyunca çalıştığım diğer bütün hocalar bana antrenmandan bahsettiler o ise beni kumsala yolladı. 3 gün İbiza'ya gittim. Geri döndüğümde onun için ölmeye hazırdım"

Sneijder'i forvet arkasında oynatmak değil mesele, asıl önemli olan Sneijder'e "onun için ölmeye hazırdım" dedirtmek. Mourinho sevilen bir figür olmayabilir ama şu da bir gerçek ki; onun hakkında kötü konuşan bir futbolcusunu  görmedik. Bu, FM oynayarak elde edilebilen bir yetenek değil. Tak aksine sokağa çıkıp insanlarla ilişki kurarak gelişen bir meziyet.


Cuma, Ocak 25

Bas Pedala


Yenge de bisikletçi çıktı. Caddebostan'da pedala basarken görmek isteriz.

Foto'yu bisiklet gurusu Ata yolladı; 2010 Giro'dan...

Perşembe, Ocak 24

Dünyanın En İyi İkinci Topçusu


Bir ara Wesley Sneijder için "overrated" demiştim. O zaman Inter'de oynuyordu. Artık Galatasaray'da oynuyor, oynayacak. Sözleşmeyi imzaladı, idmana çıktı. Artık Galatasaray futbolcusu, o zaman dünyanın en iyi ikinci futbolcusu. Ne de olsa dünyanın en iyi teknik direktörü ile çalışacak.

Bu arada dünyanın en iyi futbolcusu, tabi ki  Burak Yılmaz

Salı, Ocak 22

Wesley vs Felipe



İstanbul'da güneşli bir yaz günü. Yaşanan maddi kriz nedeniyle ofise tıkılıp kalmışız. Bu durumu avantaja çevirip kendimi Dünya Kupası'na adıyorum. Çeyrek finalde müthiş bir maç; Brezilya - Hollanda.

Ömrüm boyunca sempati ile bakamadığım ama Türkiye'de çok sevilen iki futbol ülkesi. Fakat bu sefer ikisi de çok farklı. İkisi de kendi ekollerinden farklı oynuyor. Bu yüzden "ihanet" ile eleştiriliyor iki teknik adam Dunga ve Maarwick. 

Fakat her şeye rağmen ben Brezilya'yı, o Brezilya'yı, çok sevmiştim. Dunga muazzam bir şey başarmıştı bence. Avrupalı bir Brezilya. Hem teknik kapasitesi standart üstü bir takım, hem de çat çat oynayan, takım oyununa yatkın bir 11. Yıldızlar kadroda yoktu. Ronaldinholar yerine Felipe Melolar vardı. Belki de Brezilya denilince akla gelen oyun anlayışına uygun tek isim Robinho'ydu. Dunga kendisi gibi, takımı öne çıkaran futbolculardan kurulu bir kadroyla gelmişti Afrika'ya. Biz de Elano'dan dolayı Brezilya'ya ayrı bir gözle bakıyorduk fakat kendisi turnuvayı erken kapamak zorunda kalmıştı.

Brezilya turnuva başladıktan sonra kafalardaki soru işaretlerini kaldırmaya başlamıştı. Kimsenin beklemediği şekilde finale yürüyordu. Finale yürümesi değil, oynanan futbol turnuva öncesinde beklenmiyordu. Çeyrek finalde ise rakip Hollanda'ydı.

Maça da iyi başladı Brezilya. Hemen maçın başında, 10.dakikada Robinho attı golü. Pas, muazzam, Felipe Melo'dan. Maça damga vuran iki isimden biri Melo. İlk yarı Hollanda dağılıyor. Brezilya eziyor adeta. Sanki Brezilya değil 80'lerın 90'ların Almanya'sı. Panzer gibi. Ama o tempodan sadece 1 gol çıkıyor.

İkinci yarıda ise bambaşka şeyler oluyor. Bugün bile hala bilinmezliğini koruyor. Ne oldu da Brezilya bu kadar şekil değiştirdi. Önce kalelerinde gol görüyorlar. Melo, bu sene İnönü'de attığı gibi, ters bir kafayla kendi kalesine atıyor. Brezilya'nın dünya kupası tarihinde kendi kalesine attığı ilk gol olarak kayıtlara geçecekken, FIFA sihirli bir dokunuşlka golü Sniejder'e yazıyor. Böyle olunca hem bir efsaneyi korumuş oluyor, hem de bir efsaneyi yaratıyor. Yaratıyor çünkü, gole adı verilen Sneijder 15 dakika sonra bir gol daha atıyor. Bu sefer kendi atıyor. 2-1 oluyor maç. Bir anda Hollanda lehine dönüyor her şey. Başrolde Wesley Sneijder.

Tam bir sinir harbi şeklinde geçen, sertliğin dozunun tavan yaptığı maçta son sözü yine Melo söylüyor. Robben'in bileğine basarak kırmızıyı yiyor. Son 15 dakikayı Brezilya bir kişi eksik oynuyor ve maçı çeviremiyor. Oysa Hollanda'dan daha çok şut çekmişti, daha çok pozisyona girmişti.

Brezilya eleniyor. Dunga, zaten kredisi az olduğu ülkesinde eleştiri yağmuruna tutuluyor ve görevinden alınıyor. Melo ise vatan haini konumunda. Aynı bizdeki Alpay Özalan.

Hollanda tur atlıyor. Yarı finalde Sneijder bu sefer Muslera'yı avlıyor ve finale çıkıyorlar. Finalde İspanya'ya yeniliyorlar. 1 ay önce Şampiyonlar Ligi'ni kazanan Wesley, 2010 yılını 4 kupa ile tamamlasa da Dünya Kupası hayaline maçın bitimine 4 dakika kala yediği golle son veriyor.

Sneijder ile Melo şimdi Galatasaray'da. Büyük ihtimal Dunga'nın dünya üzerinde en sevmediği iki futbolcu. Biri verdi, diğeri aldı. Dunga yerinde olsam Galatasaray'ı her hafta kötü gözlerle izlerdim. Ama izlerdim.



Pazartesi, Ocak 21

14



Bakalım bu forma, seneler sonra çok büyük anlamlar ifade edecek mi?

Adam gerçek anlamıyla hoş geldi, illa bir gün gidecek ama bakalım nasıl gidecek....

Perşembe, Ocak 17

Ne İçin Sneijder?



Sneijder transferini veya olmayan transferi, uzun uzun değerlendirmeyi düşünüyorum. Ama daha sonra. En azından sonucu belli olsun. Geliyor mu gelmiyor mu? Zaten transferden, transferin kendisinden daha vahim bir durum var ortada, bunları yazmak lazım ufak ufak. İçimizde kalmasın.

Transfer süreci devam ederken, günler de geçiyor haliyle. Yarın da Kasımpaşa ile önemli bir maça çıkacağız. Bazı arkadaşlar, "Yarın maç var adam ortada yok, gelmeyecekse gelmesin artık" diyor. Bu düşünceye anlam vermek mümkün değil.

Sneijder fayda sağlar mı sağlamaz mı ayrı bir konu. Ama kalitesi ve kalibresi ortada olan bir futbolcu. İyi takımlarda, iyi liglerde, büyük organizasyonlarda top oynadı. Futbolundan öte, ismi daha çok büyük katkı sağlayacaktır. Sneijder'i transfer etmek aslında vizyon meselesidir. Gerçi Rijkaard için veya başka transferler için de aynı kelimeler kullanılmış ama vizyon, hüsrana dönüşmüştü. Fakat bu "Inter'den Sneijder'i transfer etmek" kavramının içini boşaltmaz.

Eğer Türkiye'deki takımınıza Sneijder'i alıyorsanız, amacınız artık Kasımpaşa'yı yenmek olmamalı. Muhakkak ki lig önemlidir, lig olmazsa olmazdır ama daha önce 18 kere kazandığın kupayı 19.kere kazanmak için Inter'den futbolcu almaya gerek yoktur. Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazanmış bir futbolcuyu, bir dünya yıldızını takımına katıyorsan hedefin daha farklı olmalı. 

"Sneijder muhakkak gelsin" diyen biri değilim ama gelecekse, "isterse martta gelsin ama gelsin" diyorum. Karışık oldu değil mi? Sneijder ve benzerleri, adı çilek olarak geçen hepsi, Kaka vs..., bunların hepsi bir projedir. 

Peki yukarıdaki foto ne alaka? Sneijder'den bahsedip Hagi küpürü koymak?

Hagi'nin Vanspor maçına son anda yetiştiği, goller attığı, akabinde Trabzonspor'u da devirdiğini herkes hatırlıyor. UEFA Kupası da hala akılda. Arada 4 senelik bir süreç var.

Kasımpaşa maçı var adam hala ortada yok diyenler bir de buradan baksın. Bu zihniyetin telaşına göre,  1996 yılında Hagi, Vanspor maçında oynamasaydı UEFA'yı alamazdık. Gerçekten öyle mi?